Uzayda Büyük Sıçrayış - 4

Süzlärneñ gomumi sanı 3760
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2043
32.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
45.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
52.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
Comyn, tahammülünün son haddine geldiği zaman olaylar birden patlak verdi.
Sydna ile bahçede, kendilerini dünyanın yeşil ışıkla* nndan koruyan büyük bir ağacın altına uzanmış yatıyorlardı.
Uşaklardan birinin özür dilereesine Öksürmesi ile kendilerine geldiler.
— Bay Peter, sizi hemen görmek istiyor, hanımefendi.
Sydna:
— Kızgın mı?, diye sordu.
— Korkarım ki, evet, Bayan. Yattan bir mesaj geldi,..
Sydna:
— Tahmin ediyordum, dedi.
Uşak uzaklaşırken ekledi.
— Eh, varsın kızsm bakalım. Bu kadar haftayı can sıkıntısı içinde geçirmiştik.
Comyn:
— Benim için çok güzel bir kompliman, dedi*
— Oh, Comyn, bizi kastetmedim. Fevkalâde vakit geçiriyorduk.-
Comyn;
— Evet, dedi. Özellikle Stanjey'in bizi görmesine îm>
kân verdiğin zaman. Onu iğnelemek için beni kullanmanı çok iyi anlıyorum.
Comyn, Sydna'nın vuracağını düşündü, fakat Sy&na bir dakika Comyn'e baktıktan sonra kahkahayı bastı,
Comyn:
— Senin için deli oluyor, değil mi?, diye sordu.
— Pis bir yılan.
— Senin için deli olduğundan mı?
— Böyle konuştuğu için. Hiç değilse bir kere yaptı... Badece bir kere. Kuzenim Claudia berbat, fakat benim ku-eenimdir ve Stanley'in fevkalâde olduğunu düşünüyor*
Beyaz elbisesini düzeltti,
— Şuraya bak, koca maymun, fermuarımı berbat etmişsin! Stanley, canımı sıkan ve hoşlanmadığım tek erkek. Bu bakımdan seviştiğimiz zaman bizi birkaç kere görmesine fırsat verdim.
Birden ses tonu öfkeli bir" ifadeyle yükseldi.
— Aramızda geçenler bizim için hep bugün, belki yarınımız olmayabilir, Comyn. Gemi seni de beraber götürdüğü zaman... her şey bitmiş olacak. Peter*i görmeye gidecek miyiz?
— Yine ne halt karıştırdın?
— Anlarsın. Haftaların can sıkıntısı içinde geçtiğini eöylemiştim.
Comyn, Sydna'nın peşinden yürüdü. Sydna ile geçirdiği haftalar kendisi için hiç de sıkıcı olmamıştı. Fakat bu haftaların yorucu olduğunu kabul etmek zorundaydı,
Ay'da yapılan hummalı çalışmalara hiç karışmamıştı. Kimse onunla ilgilenmiyor, ondan hiç bir yardım istemiyordu. Bütün çalışmalar, bahçenin evden, büyük ağaçlarla ayrılmış bir kısmında yapılıyordu.
Elektrik jeneratörleri ve ısıtma kazanı için yakıt getiren büyük yük gemilerinin inmesine mahsus büyük hücreler vardı. Bu gemiler, büyük kubbenin suyunu, yakıtım,
yiyeceğini, oksijen tüplerini ve suyun arıtılması için gereken baz ıkimyasal maddeleri getiriyordu. Küçük atelyeler büyütülmüştü ve bu atelyelerde yüzlerce makinist, usta, işçi çalışıyordu.
Ballantyne'in gemisinde kullanılan sürvites yeni ve büyük bir gemiye monte edilmişti. Gemi, Ballantyne'in gemisinden ço kdaha büyük, sağlam ve moderndi. Atölyelerde üç vardiye birden çalkıyor, çalışmalar gece gündüz deva mediyordu. Kimse şikâyet etmiyordu. Verilen ücretler astronomik rakamlardı. Bütün işçiler, geminin gidişine kadar burada tutulu olduklarını biliyordu, fakat kimse hayatından şikâyetçi değildi.
Fyakat onlar, Peter Cochrane, Sim on ve Stanley başka bir şeyin parçacıydılar, başka bir iş görüyorlardı. Hattâ George Amca bile Dünyada gerekli çatışmalarını sürdürüyordu.
Bütün bu insanlardan sadece Comyn hiç bir iş yapmıyordu.
Bahçenin atelyeler kesimine yerleştirilmiş nöbetçilere gerekli emirler verilmişti. Atelyelere sokulmayan başkaları da vardı, Comyn de bunların arasındaydı. Uzaktan, geminin gümüş rengindeki parıltılar mı görüyor, atom ma-kinelerininçaîışmasını izliyor, perçin makinelerinin gürültüsünü duyuyor, fakat daha ileri gidemiyordu.
Peter Cochrane'e:
— Ben inşaatçıyım, hem de en iyisinden. Nihayet bu gemiyle ben de gideceğim ,demişti.
— Evet, fakat gitmeye hazır olduğumuz zaman gemiye bineceksin. Ondan önce, hayır. Başımaza nasıl belâ olabileceğin hakkında yeteri kadar bilgimiz var, Comyn.
— Fakat gemi işlerinin dışında başka şeyler yapabilirim.
— Hayır, Comyn, Gemiye yaklaşanlarsın ,Büyükba-bamın emri böyle.
Comyn, o zamandan beri ihtiyar adama küfür edip duruyordu.
Geminin ilk deneme iğin Ayın karanlık yüzünden uzaya doğru süzüldüğünü görmüştü. Zamanı gelince aynı geminin içinde olacağını düşününce midesinde bir şeyin düğümlendiğini hissediyordu.
Beklemek zorundaydı. Gemi nihayet Ay'ın yüzeyine konmuştu. Peter Cochrane'in yüzünde ter damlacıkları vardı ve Stanley onun arkasından sarsak adımlarla yürüyordu.
—• ... robot vardiye iyi işlemiyor* Röleler fazla yüke gelmiyor. Hepsini çıkartıp yeniden yapacaksınız.
Comyn, bundan başka bir şey öğrenememişti. Sydna ile dolaşması, beklemesi, sabretmesi gerekiyordu, ancak gu veya bu şekilde günün birinde patlayacağını çok iyi biliyordu.
Ancak, Sydna daha önce patlak vermişti. Sydna'nut peşinden eve girerken kadının yüzünün ifadesinden onun bir kasırgaya dalmak üzere olduğunu hissediyordu.
Peter, terasta bekliyordu. Yüzü, öfkesinden olacak, eimsiyah bir renk almıştı. Stanley ve Claudia da onun yanında duruyordu.
Peter öfkeyle:
— Yat yirmi dakika sonra buraya inmiş olacak:, dedi. Kaptan Moore, radyo ile Ay'a inip inemeyeceğini öğrenmek istedi, çünkü, sonuçtan endişe ediyordu. Yat*ta yirmi arkadaşın varmış, Sydna.
Sydna, neşeyle:
—- Ah, sahi, dedi. Sana söylemeyi unutmuştum. Vereceğimiz bir partinin iyi olacağını düşünmüştüm. Peter:
— Burada ne yapmak çabasında olduğumuzu biliyorsun, dedi. Buradaki çalışmalarımızı da gizli tuttuğumuzu çok iyi büiyorsun! Bununla beraber sen...
— Bu kadar kötümser olma, Peter! Dostlarımdan hiç birisi casus değil... ayrıca fazla akıllı da sayılmazlar. Her ne olursa olsun onların eğlenceden başka düşünceleri yoktur.
Peter müthiş öfkelenmişti.
— Tabiî, sen gülerek geçiştir. Yıldızlara yolculuk yapacak bir geminin uçuşa hazır olduğu haberi yayılacak olursa, ne olacağım biliyor musun? Bir saat içinde mahkeme kararım yüzümüze çarpacaklardır! Bugüne kadar serbest çalışabilmemizin sebebi, böylesine süratli hareket edebileceğimizi tahmin etmedikleridir, Allah kahretsin ki, Sydm...
— Bana küfür etmekten vazgeç ve biraz kendine hakim ol. Nöbetçilerin onlar latelyelerin bölgesine sokmayacaklardır. içki evde içileceğine göre kimse o tarafa gitmeyecektir.
Claudia:
— Parti fikri fena değil, dedi. Sonra susup kocasına baktı. Stanley:
— Yat geriye dönüp dünyaya gidecektir, dedi.
Comyn, StanleyTin son gördüğünden beri biraz daha yaşlanmış olduğunu düşündü. Yüzünün pembeliği tamamen kaybolmuş, yanakları çökmüştü. Peter gibi o da Büyük Sıçrayışa dahil olacaktı. Yolculuk için İsrar etmiş ve Sally'nin desteğini görmüştü. Böyle olmakla beraber çıkacağı yolculuğa gönüllü olmadığı belli oluyordu.
Sy&na:
— Yat geri dönemez, dedi. Geri çevirdiğiniz takdirde burada bazı işlerin döndüğünden kuşkul anacaklardır.
Sydna'nm haklı olduğunu kabul etmek zorunda kalıyorlardı.
Peter terslenerek:

— Peki, Sydna, dedi. Fakat ters giden bir şey olursa, yemin ederimki boynunu koparırım.
Ters giden hiç bir şey olmadı. Tabiî ilk zamanlar. Yat, büyük kubbenin hava hücresine indi. Comyn, kadınlı erkekli gençlerin gülüşerek eve doğru yürüdüklerini gördü. Bütün bahçe ve evin büyük salonu neşeyle doldu, her tarafı tatlı müzik sesi kapladı. Dans etmeyen hemen hemen yok gibiydi.
Comyn, terasta oturmuş içiyordu. Önce birkaç kadehle başladı, sonra kadehlerin sayısı sürekli olarak artmaya başladı. Herkes eğleniyordu, ama Comyn pek neşeli sayılmazdı. Ayık olmamakla beraber içkiyi kesmesine imkân yoktu. Neden olduğunu da biliyordu. Artık normal bir insan değildi, çünkü, Büyük Sıçrayışı'm gölgesi üzerindeydi. Evvelce beş kişinin gidip, içlerinden bîrinin döndüğü yere gideceikti...1
Ballantyne'in, Transuran * kelimesini kullanmakla ne demek istediğini belki bininci defa düşünüyordu. Dayanacak bilgi olmadıktan sonra söylenilen tek keümenin anlamını çözmeye çalışmak neye yarardı?
Transuran hakkında herkes konuşmuş, ancak, anlamını çözebilmek için faydalı bir şey söyleyememişti.
Transuran her neyse, her kimse... Eallantynel bu vaziyete sokan şey değil miydi?
Comyn titredi ve Ballan t yne'in sesini boğmak üzere Cochrane'Ierin birinci sınıf kalite viskisini kadehine doldurdu.
Birden dağınık saçlı, esmer ve güzel bir kız önünde durmuş soruyordu,
-— Kimsin sen?
Kız son derece güzeldi. Sanki dikenlerin arasında açmış nadide bir güle benziyordu. Comyn'm aklından kötü kötü şeyler geçti. Sonra kötü düşüncelerini bir kenara iterek cevap verdi.
- 74 -
— Bikniyorum. Ben de burada yabancıyım. Sen kimsin?
— Tahmin edemezsin.
— §u halde tahmin etmeye de çalışmam.
— îsmim Bridget. Sonra yüzünü ekşitti.
— Korkunç bir isim değil mi?
Comyn'in başı üzerinden bakarken yüzü birden aydınlandı.
— Oh, işte Simon!
Elini sallayıp seslendi. Simon onlara doğru yürüdü; yanlarına gelince kolunu genç kızm beline doladı. Genç kız sanki Simon'un kollarının arasında erimişti. Fakat yine de Comyn'le ilgiliydi.
— Simon, bu adam çok mutsuz. Neden mutsuz
— Öldürüleceğini zannediyor. Son zamanlarda kimse denedi mi, Comyn?
Comyn:
— Henüz sırtımı kimseye dönmedim, diye cevap verdi.
Bridget:
— Şaka ediyorsun, dedi. Kimse onu öldürmeye çalışmaz, çok yakışıklı.
Simon: *
— Onu bu kelimeyle tarif etmek hiç aklıma gelmemişti, dedi. Belki de' haklısın. Haydi gel, Bridgie. Eyvallah, Comyn, sakın zehirli Martini içme.
Comyn onların gidişini seyretti. Simon Cochrane'e fcarşı duyduğu hoşnutsuzluk son haddini bulmak üzereydi. Küçük bir geminin içinde Bamard yıldızına giderlerken. ne kadar iyi vakit geçireceğini düşündü.
Peter'in terasa çıktığını ve davetlilere bakarak ho-murdandığmı gördü. Peter ağzına içki diye bir şey koymamıştı. Biraz sonra Stanley de yanma geldi. Stanley'in
de durumdan hoşlanmadığı belliydi. Bir iki dakika konuştular, sonra Peter bahçeye indi ve karanlığın içinde kayboldu. Comyn, her halde nöbetçi kordonunun yerinde olup olmadığını kontrol için gidiyor, diye düşündü. Sydna, bu davet için oldukça çok azar işitecekti. Kendisini de buraya sürükleyen Sydna olmuştu, bu bakımdan ona teşekkür borçluydu... Yoksa...
Sahi Sydna neredeydi ?
Biraz sonra Stanley de merdivenlerden bahçeye indi ve Peter'in arkasından kayboldu. Comyn yerinden kalktı. Can sıkıntısıyla oturmaktan bıkmıştı. Sydna'nın sarışın başını kalabalık arasında araştırdı, görünce ona doğru yürüdü. Terasın zemin betonu sanki ayaklarının altında oynuyordu. Sydna, daha önce t3nışm*ri olduğu Johnny denen uzun boylu adamla beraberdi. Etraflarında başkaları da vardı. İçlerinden birisi komik bir şey söylemiş olmalı ki hep beraber gülüyorlardı.
Comyn, Sydna'mn yanmda durdu?
— Merhaba, dedi.
Sydna, neşeli gözlerle baktı.
— Merhaba, Comyn.
Sydna'mn yanında oturan Johnny ayağa kalktı. Comyn:
— Misafir kabul eder misiniz?, dedi?. Sydna başını salladı.
— Somurtkan görünüyorsun. Ben de somurtmak îstmiyorum.
Sydna taşını çevirdi.
Comyn, elini kadının çıplak omzuna dokundurdu,
— Sydna...
— Oh, beni rahat bırak, Comyn. Eğleniyorum. Beni rahat bırak.
Johnny aralarına girdi. Kendisini güçlü hissediyordu.
Yüzünü Comyn'in bnrnunun ucuna sokarak:
— Sydna'nın söylediklerini duydun, dedi. Bas bakalım!
Zaten diken üstünde oturan Comyn'in sinirleri birden bozuldu. Johnny'yi kaldırdığı gibi bir kenara bıraktı.
— Beni dinle, Sydna, dedi. Seninle konuşmak istiyorum ...
Johnny'nin yumruğu elmacık kemiğinin üstüne indi. Başını döndürecek kadar şiddetli sayılırdı. Johnny:
— Şimdi gidecek misin?, dedi.
Burcundan soluyor ve ikinci yumruğu vurmaya hazırlanıyordu.
Sydna, alçak masadaki kadehini devirerek ayağa fırladı.
— Oh, ikinizin de canı cehenneme!, dedi.
Sonra yanındakileri de alarak uzaklaştı. Comyn, saf kalacak olursa bir gün Sydna'nın küstahlığının cezasını vereceğini düşündü.
Johnny:
— Bahçeye çıksak iyi olacak, dedi. Comyn, genç adama baktı.
— Oh, hayır!
Johnny'nin yüzü bembeyazdı. Sadece gözleri kırmızı kırmızı parlıyordu. Heyecanının en yüksek noktasına gelmişti ve isi bir yumrukla bırakacak gibi görünmüyordu.
— Sydna'yı benden çalmaya çalıştın, dedi. Comyn bir kahkaha attı.
Johnny'nin yüzü boynuna kadar kızardı.
— Ya bahçeye gelirsin ya da işi burada bitiririm. Johnny söylediğini yapacak kadar öfkeliydi, Comyn içini çekti.
— PePkâlâ, küçük, dedi. Gel bakalım. Belki orada aklını basma getirebilirim.
Yan yana yürüyerek bahçeye indiler. Comyn öne diiçtü. Johnny, burnundan soluyarak peşinden yürüyordu. Comyn kendikendisine gülümsedi. Johnny'yi arenaya çıkmış genç bir boğaya benzetmişti. Terasın ışıkları çok gerilerde kalmıştı. Büyük kubbenin üstünde görünen yıldızların parlaklığı daha iyi seçilebiliyordu. Sesler mırıltı halinde duyuluyordu.
Johnny:
— Bu kadar uzaklık yeter, dedi. Comyn birden durdu.
— Pekâlâ. Bir dakika dur ve beni dinle, delikanlı,.. Johnny yumruğunu şiddetle sallayınca başını eğerek
yumruktan kurtuldu. Johnny bütün gücüyle saldırıyordu. Comyn, birkaç tokatla Johnny'nin aklını başına getirmeye çalışıyordu. Fakat Johnny oldukça güçlü sayılırdı ve yumrukları can yakıyordu. Comyn, yavaş yavaş öfkelenmeye başlıyordu.
— Vazgeç, dedi. Yoksa yaşma bakmadan canım yakacağım.
Johnny'yi iterek kendi sind en uzaklaştırdı. Johnny, kavga etmekten korktuğunu söyleyerek yine Üzerine saldırınca bir ayak oyunuyla kenara çekildi.
Üzerinde beyaz çiçeklerin bulunduğu uzun ağaçların gölgelerinden doğru kısa bir şimşek çaktı. Comyn'in bira» önce durduğu ve şimdi Johnnynnin bulunduğu yere doğru uzandı. Johnny gık demeden olduğu yere yıkıldı.
Comyn, bir saniye kadar ölü gence sonra ağaçlara doğru baktı. Birden yıldırım gibi harekete geçti. Biraz Önce durduğu yere ikinci bir ışık uzandı, yüksek voltaj kuvvetli uşıkla yere çarptı. Elektrik akımının kuvvetiyle yere yuvarlandı; yarı uyuşuk bir halde ağaçların gölgelerine kadar yuvarlanmasına devam etti. Şok tabancasını cebinden çıkarıp avucunda sıktı. Akım gücünü son haddine çıkartarak ağaçlıklara doğru ateş etti. Bira^ yüksekçe
ateş etmişti. Bütün istediği katili canlı oLarak yakalamaktı.
Ev yönünden sesler duyulmaya başladı. Karşılıklı ateş edildiğini görmüşlerdi. Bazı kadınlar haykırıyor, erkekler bağırıyordu. Comyn, her seferinde yer değiştirerek iki kere daha ateş etti. Katil cevap vermedi ve bir saniye sonra koşan adım sesleri duyuldu. Comyn, yerinden f ırla-yarak katilin peşinden koştu,
Davetliler evden bahçeye boşalıyordu. Katil o yöne gidemezdi. Çıkış kapısına doğru gitmesi gerekiyordu, fakat Comyn katilin yolunda olacaktı ve silahlıydı. Belki katil, Comyn'in silâhlı olabileceğini aklına getirmemişti. Comyn, şok tabancasının kuvvetini düşünerek yük gemilerinin indiği hava odasına doğru koşmaya başladı. Şok tabancası-nm kuvveti düşürüldüğü zaman uzak mesafeye atış yapılamazdı, -ama adama yeteri kadar yanaşabilir se, belki Öldürmeden canlı yakalayabilir ve konuşturabilirdi,
Adamın açık sahada koştuğunu gördü. Durması İçin bağırdı, fakat mesafe uzak olduğu için adamın duyup duymadığını bilmiyordu. Adam geri dönüp ateş ettiği saman, kuvvetli ışık huzmesi yakınındaki bir ağaca çarptı. Bahçe gürültülü bir kalabalıkla kaynaşıyordu. Acil durumlarda kullanılan aşıklar teker teker yanmaya başladı. Yüklemeye indirme hava odasından nöbetçiler boşalıyordu. KatÜ kaçıyordu, ama kaçacak başka yeri kalmamıştı. Çevresi birden sarıldı, mavi ışınlar ortalığı bir an için parlattı ve adam yere yıkıldı.
Comyn nefes nefese yetişti. Nöbetçiler işçileri tekrar yerlerine sokmaya çalışıyordu. Peter Cochrane ve Stanley de kalababk arasındaydı. Ellerinde şok tabancaları yerdeki adama bakıyorlardı.
Comyn de adama baktı,
— Onu tanıyor musunuz?
Peter başıyla olumlu bir işaret yaptı.
Stanley:
— Washburn adında biri, dedi. iki ya da üç yıl önce Cochranc'Ierin yanında çalışırdı. Sonra işten kovuldu. Her mman hâdise çıkartırdı.
Basını sallayarak devam etti.
— Buraya nasıl geldi? Burada ne arıyor? Comyn:
— Beni öldürmeye çalışıyordu, dedi. Eir keresinde Dünyada denemişti.
Peter, cidd üfadeyle Comyn'e baktı.
— Emin misin? Comyn başıyla evetledi.
Davetliler yavaş yava.ş toplanmaya başlamışlardı. Sydna, Simon ve diğerleri korkuyla yerdeki adama bakıyorlardı.
Peter sert sesle:
— Buraya kimseyi yakıştırmayın, diye bağırdı. Comyn:
— Artık önemli değil, dedi. Gemiyi bile görmelerine izin verebilirsin. Artık önemi kalmadı.
Peter, dik dik Comyn'e baktı. Simon, yerdeki adama bakarak aralarına girdi.
— Heyt dedi. Yatta bu adam ûa, vardı. Peter öfkeyle kardeşine baktı.
— Ona neden mani olmadın? Böyle bir adamın buraya geldiğini biliyor ve bana haber vermiyorsun, ha?
Simon da kızmıştı.
— Alay mı ediyorsun? Elinde senin izin kâğıdın vardı.
Comyn tek kelime söylemeden Peteri ensesinden yakaladığı gibi yere doğru bastırdı.
Comyn'e doğru uzanana eller onu çekmeye çalıştı. Herkes bir ağızdan konuşuyordu. Nihayet, birisi elindeki sok tabancasının kabzasını Comyn'în başının arkasına vurdu.
Sonra Comyn'i çekip Peter'in üstünden aldılar. Peter;. başını sallayarak yerden kalktı. Stanley, ölü adamın yanına çökmüş ceplerini karıştırıyordu. Bir parça kâğıt buldu ve doğruldu.
— İşte ,Peter, izin kağıdının üstünde senin imzan var.
Peter tekrar başını salladı, sonra Stanley'in eündekî kâğıdı alıp inceledi.
— Sahte, dedi. Bizim hesabımıza çalışmıştı, imzamr öğrenmiş olacak. Muhtemelen imzam bonservisinde olacak. Ona hiç bir izin kâğıdı vermediğimi çok iyi biliyorum.
Comyn:
— Bunu ispat edeceğini umarım, dedi. Hâlâ kollarını tutuyorlardı. Başı son derece ağrıyordu. Peter Coehrane, Comyn'i.n önünde durdu.
— Neden? Gemiyi görmelerinde artık bir sakınca yok demekle ne kastettin?
Comyn:
— Arkadaşın çok acele ediyordu, dedi. Beni tam hedefe aldığını sanmış ti, ama aldandı. Johnny benim yerime vuruldu.
Derin bir sessizlik oldu.
Sydna'nm boğuk sesi duyuldu.
— Yani, Johnny öldü mü?
— Öldü. Washbura'ü gömebilirsiniz ve beni de göme-bilirdîniz, ama Johnny'yi gömemezsiniz. Ve memnunum. Aptal bir gençti, ama böyle dövüşlerin acemisiydi. Ölmesi için hiç bir sebep yoktu.
Peter'a, Simon'a, Bili Stanley'e ve Sydna'ya baktı. Sydna'nın rengi kül gibi olmuştu. Sydna'ya:
— Eh, iyi eğlendin, dedi. Bu eğlentiyle beraber Ay'daki kazanın kapağını uzaya doğru fırlattın. Dünya polisi buraya akın edecek, onların gejişlerine de engel olamazsınız ya!
Jonım'nin neden öldürüldüğünü öğrenmek isteyecekler. Cinayete sebep olabilecek kadar gizli neler yaptığınızı bilmek isteyecekler. Bu bakımdan saklayabileceğiniz bir sır kalmadı demektir, Bunun için gemiyi görmelerinde bir sakınca yok artık dedim.
Yine soğuk bir sessizlik oldu. Ölü adam, Stanley'in çevirdiği gibi yatıyordu. Bir yolu yüzünün üstüne gelmişti. Dudaklarında sanki alaycı bir gülümseme vardı. Stan-ley'in rengi kara-sarı olmuştu; Simon'un gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açılmıştı. Kalabalığın arkasmda kalan atelyelerden gelen sesler bir an için bile kesilmemiş ti.
Peter Coehr.ans:
— Dünya yetkililerini şahsen haberdar edeceğim, dedi. Şimdilik, kimse buradan ayrılamayacak ve kimse İle muhaberat yapmayacak. Polis soruşturmasını tamamlayıp gitmelerine izin verinceye kadar herkes burada kalacak.
itiraz sesleri duyuldu. Peter, onları hemen susturdu.
— Özür dilerim, fakat söylediğim gibi davranmalı zorundasınız. Sydna'nm sizlere iyi vakit geçirteceğinden hiç kuşkum yok.
Kalabalık yavaş yavaş dağılmaya ve eve doğru gitmeye başladı. Erkeklerden bazıları Johnny'yi bulmaya gittiler.
Peter, Comyn'e döndü.
— Seni öldürtmeye çalışmadım. Jonas'ın söylediği gibi cinayet aptallıktan başka bir şey değildir. Eğer seni öldürmek isteseydim, bunu başkasına yaptırtmaz bizzat kendim yapardım ve yüzüme gözüme bulaştırmazdmı. Tamam, çocuklar Comyn'i bırakabilirsiniz,
Sonra Peter Cochrane arkasını döndü ve atelyelere doğru acele adımlarla uzaklaştı. Simon, kardeşinin arkacından endişeli gözlerle bakıyordu.
Stanley'e:
— Ne yapacağını biliyor musun?, diye sordu. Stanley» gözlerini yerdeki cesetten ayıramıyordu.
Sanki büyülenmişti, piliyle sürekli olarak dudaklarını yalıyordu ve elleri zangır zangır titriyordu» Dalgın bir tavırla:
— Bilmiyorum, dedi. Düşünmen için fırsat bulamadım.
— Dünya'ya elinden geldiği kadar geç haber verecektir. Gemiyi hazırlayıp deneme yapmadan uzaya açılmaya çalışacaktır. Eğer sür vites iyi çalışacak olursa..* polisin buraya gelmesinden önce uzaym karanlıklarında kaybolmuş olacağız.
Comyn, eğer sürvites çahşmazsa uzaym neresinde ka~ lacaklarmı ürpererek düşündü.
8.
îsmi Arch Comyn'di ve bir samanlar Dünya'da evi, Ituvvetlı kolları olan esmer bir sevgilisi vardı. Peki çimdi yıldızların arasındaki bu soğuk boşlukta ne arıyordu?
Ana kamaradaki masanın etrafında oturmuş poker oynayanların sesi duyuluyordu.
— Üç kart.
Comyn, çok garip, diye düşündü. Kuşkusuz ki garipti, çünkü, tarihe geçecek ikinci Büyük Sıçrayışı yapıyorlardı ve insanların şimdiye kadar gidemedikleri yere doğru büyük bir hızla ilerliyorlardı. Oysa, kendilerini boşluktan ayıran metal duvarın içinde oturan bu insanlar sanki nerede olduklarını bilmiyorlarmış gibi bakin sakin poker oynuyorlardı.
Ballan tyne'den nelerin kalmış olduğunu şimdi çok iyi biliyordu. İnsanların dünyalar arası yolculuklarına benzemeyen bu yolculuk çılgınlıktan başka bir ney değildi. Lomboz deliklerinin perdeleri iyice kapatılmıştı, çünkü, karanlıktan başka bir şeyi görmek mümkün değildi. Neutronik konvertörlerden çıkan kendi enerjileri çevrelerini sarıyor ve gemiyi korkunç bir hızla uzayda sürüklüyordu. Astronomlar teorik olarak nerede bulunduklarını belki söyleyebilirlerdi, ama .aslında kimse nerede bulunduklarım bilmiyordu.
işin en garip tarafı geminin içinde hızlarının hissedilmemesiydi.
Bunun için de bazı tedbirler alınmış, uzayla ar alarma koruyucu, hızı belli etmeyen manyetik bir alan meydana getirilmişti.
BaUantyne»in indiği yıldız video ekranında ışık kümesi gibi görünüyordu. Son hızla giden gemi, yıldım saçtığı kozmik ışınları seke seke atlayıp geçiyordu.
Sadece bir video ekranı, karışık elektronik cihazlarla donatılmıştı ve önlerini gösteriyordu. Ekranın üzerindeki kılcal ha.tlar, otomatik kompensatörler vasıtasıyla donuk parıltılarla yanan Barnard yıldızını tam merkezde tutuyordu. Önceleri, ekranda görünen yıldıza sık sık bakan mürettebat daha sonra ekrana bakmaz olmuşlardı. Sonunda, kimse nereye gittiğini umursamamaya başlamıştı.
Comyn, diğerleri gibi ilgisiz kalamıyordu. Tekrar tekrar yerinden kalkıp ekranın önüne gidiyor ve yıldızı inceliyordu. Yıldızı düşünmemek elinde değildi.
Peter Cochrane'e sordu.
— Neden Barnard yıldızı? Ballantyne'in Centauri yıldızı yerine oraya gitmesindeki sebep nedir,
Peter:
— Barnard yıldızının gezegenleri olduğunu biliyoruz, dedi,
Peter çok yorgun görünüyordu. Sinirlerinin çok gergin olduğu muhakkaktı. Zafere doğru gittiğini bilmesi onu huzursuz yapıyor olmalıydı.
— Gezegenlerin ışıkları yıldızdan daha az parlak olduğu için astronomlar bu gezegenleri yıllar önce görmüşlerdi, Tabiî, ayrımı Kebble teleskobu ile yapabilmişlerdi. Alpha ve Proxima Centauri hakkında kesinlikle bir rçey söyleyemiyorlar; bu bakımdan Beroard seçilmişti. Tabiî, Barnard sadece bir yıldız, Weiszacker teorisi şimdi ispatlanmış ve yıldızların çoğunldukla gezegenleri olduğu hakkındaki postulatları gerçekleşmiş oluyor. Bunun sadece bir başlangıç olduğunu anîaya..."
Çok çabuk konuştuğunun farkına varmış gibi birden sustu. Ballantyne'ne bakmış ve Transuranik hakkındabü-gisi olan genç doktor:
— Bir sedatif alarak biraz dinlenseniz iyi olacak, Bay Cochrane, dedi,
— Hayır, şu seyir defterlerini bir kere daha gözden geçirmek istiyorum.
— Seyir kitaplarını incelememiz için çok vaktiniz Var,
Sim on:
— Seyir kitaplarında bilmediğimiz bir gey yok, dedi.
Soğuk bakışlı gözlerini Comyn'e dikmişti.
— Buradaki dostumuz nereye gittiğimizi büen tek insan. Doğru mu?
Comyn:
— Oraya gittiğimiz zaman anlarsın ,dedi.
Doktor Fren eh, Ballantyne'i muayene eden Doktor Roth ve Cochrane laboratuvarlarından seçilerek alınmış olan diğer adamlar başlarım Önlerine eğerek dikkatlerini ellerindeki kâğıtlara vermiş gibi göründküler, çünkü, Cochrane'lerin tartışmalarına karışmak istemiyorlardı.
Peter, Simon ve Billi Stanley'e bakan Comyn, dişlerinin arasından:
— Oraya gitmeden önce, VVashburn'ü beni temizlemek için hanginizin kiraladığını öğreneceğim,dedi.
— Hangimiz?
— Evet. Üçünüzden biri. Üçünüzden biri, Bllautyne'-in kayıp olan seyir kitabını saklıyor. Üçünüz de aynı şanslara sahiptiniz.
Comyn'in gözleri öfkeyle panldıyordu, Comyn de diğerleri gibi son derece sinirliydi. Ay'dan ayrıknalarından önce durumları pek parlak değildi. Johnny'nin ceseti büyük salonlardan birinde yatıyordu; Sydna'nın misafirleri
polisin neden gelmediğini ve neden Ay'da tutuklu muamelesi sordüklerini merak ediyor, soruyorlardı. Sydna'nın rengi uçmuştu ve kimseyle konuşmuyordu. İhtiyar Jonas» Sydna ile konuşmuştu. Ona ne söylemiş olduğunu Comyn tahmin edemezdi, fakat Sydna'nın bütün ümitleri kırılmış gibi bir hali vardı.
Dünya zamanı ile yola çıkışları iki gün sürmüştü. Peter, Simon'un söylediği gibi bütün işleri büyük bir hızla iki günde tamamlamıştı. Gemi yola çıkmaya hazır olur olmaz Petert Dünya yetkililerini durumdan haberdar etmişti ve vedalaşmaya bile zamanları olmamıştı.
Comyn:
— İçinizden biri, dedi. Yanlış adamı vuran katili içinizden biri kiraladı. Henüz kimin olduğunu bilmiyorum, ama nasıl olsa öğreneceğim.
Peter büyük bir öfkeyle:
— Washburn*e izin kâğıduıı hâlâ benim verdiğimi mi düşünüyorsun?, diye sordu.
— Adamın elinde bir izin kâğıdı vardı, değil mi? Simon, gelip Comyn'in önünde durdu.
— Seni ilk gördüğüm zaman senden hoşlanmamış-tım. Gün geçtikçe sana olan nefretim artıyor. Çok fazla konuşuyorsun. Eğer birisi seni öldürmek istediyse, iyi yapmış
Comyn:
— Evet, dedi. Washburn'ün yattan çıktığını gören sensin, ama onu durdurup elindeki izin kâğıdını kontrol etmek zahmetine katlanmadın.
Bül Stanley, Simon'un koluna yapıştı.
— Bir dakika, dedi. Münakaşa edip kavgaya tutuşacak zaman değil. Biz...
Doktor Fren eh sinirli bir tavırla gırtlağını temizledi.
— Eğer dikkatli olmazsak hepimiz sinir gerginliğinden aklımızı oynatabiliriz. Tartışmayı bırakmanızı tavsiye
edeceğim. Bir sedatif alıp sakinlesin, özellikle siz, Bay Cochrane.
Peter, kuru sesle:
— Senin de bîr sedatife ihtiyacı varmış gibi konuşuyorsun, dedi.
Simon'a baktı,
— Mamafih, doktorun hakkı var, Siman. Vazgeçse» iyi olacak.
Sen de vazgeçsen iyi olacak. Fakat şimdi münakaşa etmeyeceğim. Uyumaya gayret edeceğim.
Peter kamarasına gitti. Simon da gözden kaybolmuştu. Stanley, oturmuş, gözünü dikmiş boşluğu seyrediyordu. Poker oynayanlar da kendi aralarında alçak sesle konuşuyorlardı.
Comyn bir sigara yakarak daracık yerde ileri geri dolaşmaya başladı. Hava, vantilatörler vasıtasıyla veriliyordu. Tavanda garip bir ışık vardı, fakat ışıkta anlaşılmayan bir gariplik varmış gibiydi. ComynMn sinirleri son derece gergindi. Sanki vücudunun bütün hücrelerinin dağılacağını zannediyordu. Doktor Roth'un söylediğine göre, geminin çevresinde meydana gelc-n statik elektrik enerjisinden ileri geliyordu. Küçük şey!er çok çabuk büyüyebilir ve insanı etkisine alabilirdi. Hattâ, duyulamayacak kadar ince bir ses bile insanm sinirlerini bozmaya yeterli olabilirdi.
Comyn düşündü.
«Ballan ty ne son anda duydu. Barnard yıldızına gidinceye ve geri dönünceye kadar sesi dinledi, fakat duyması mümkün olmuyordu. Sonra şu Allanın cezası elektrik matkabını buldular ve nihayet... evet, ses...»
Geminin çevresinden şiddetli sesler duyuluyordu. Sür-vitesin kahreden sesi.
Comyn birden küfür etti ve:
— Eğer hareket halinde olsaydık, o kadar kötü olmayacaktı, dedi,
Roth, elindeki kartlara bakarak homurdandı. — Hareket halimdesin, dedi. Işıktan daha hızlı giderek altı ışık yılı yol katediyorsun.
Elindeki kâğıtları masanın üzerine attı.
— Lüzumsuz iki onlu. Ben yokum. Evet, Comyn, hareket halindesin,
— Hareket halinde olduğunu nasıl anlıyoruz? Hissedemiyoruz, göremiyoruz. Hatta işitemiyoruz.
Rotlı:
— İnancımıza dayanıyoruz, dedi. Aletlerimiz Barnard yıldızına büyük bir hızîa yaklaş tığımızı gösteriyor. Ya da o bize yaklaşıyor. Kimbilir? Hareket sadece orantılıdır. Her neyse, Dünyamızda bilinen orantıya güre, teorik olarak imkânsız olan bir hızla- hareket ediyoruz. Başka bir sisteme veya sebebe dayanarak, bu hızda hareket et-miyormuşuz gibi görünebiliriz.
Comyn:
— Siz ilim adamları hayal kurmaya başladığınız zaman midem bulanıyor, dedi. Söyledikleriniz hep saçma şeyler.
— Hiç de değil. Ballantync sürvitesini Groom'un teorisine göre kurdu. Yani, ışık hızının gerçek olduğunu ispatladı ve buna göre ıgık hızından daha süratli olan sür-vitesi buldu. Bir nevî atomik titreşim* Enerji hem kaybolabilir hem de kazanılabilir. Ya da ne kazanılabilir ne do kaybedil ebilir. Sür vites çalınıyor, fakat bu teoriyi ispatlayıp ispatlamadığını bilmiyoruz,
Comyn dinliyordu, ama anlayabildikleri çok azeh. Sanki bir kâbus gördüğünü sanıyordu. Kontrolünü kaybetmemek için bütün gücünü harcayarak gerçek şeyleri düşünmeye çalışıyordu.
Roth;
— ... ve Viskrey, dış yıldızlara yaptığı yolculuk hakkındaki notlarında zamanla çok ilgiliydi diyordu. Kronometreler fonksiyon gösteriyordu, ama Dünya kronolojisine göre hâlâ doğru muydu? Kontrol edebilecek bir yol yoktu. îlk Büyük Sıçrayışın şu kadar ay tuttuğunu söylüyoruz. Vickrey'in sözü «ebediyet» ti ki, belirsiz bir kelimedir. Yıldız yolculuğuna başlayalı ne kadar zaman olmuştur? Benim fikrimce zaman hissi.,.
Comyn, sigarasını öfkeyle yere atıp üstüne basarak söndürdü, sonra kamaradan çıktı. Roth'un ilmî konuşmasından sıkılmıştı. Her şeyi gerçekleriyle kabul eden bir kofası vardı. Sandalye, sandalyeydi; masa, masaydı; bir saat altmış dakikaydı. Bu gerçeklere sadık kaldığı sürece, keçileri kaçırmasma imkân yoktu.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Uzayda Büyük Sıçrayış - 5
  • Büleklär
  • Uzayda Büyük Sıçrayış - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3777
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2054
    32.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Uzayda Büyük Sıçrayış - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3805
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2054
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Uzayda Büyük Sıçrayış - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 3724
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1911
    32.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Uzayda Büyük Sıçrayış - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3760
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2043
    32.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Uzayda Büyük Sıçrayış - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 3713
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1996
    31.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Uzayda Büyük Sıçrayış - 6
    Süzlärneñ gomumi sanı 3708
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1900
    32.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Uzayda Büyük Sıçrayış - 7
    Süzlärneñ gomumi sanı 3710
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1979
    30.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Uzayda Büyük Sıçrayış - 8
    Süzlärneñ gomumi sanı 1490
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 958
    39.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    60.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.