Hercule Poirot Iz Üzerinde - 01

Süzlärneñ gomumi sanı 3830
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1912
32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
46.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
53.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
İÇİNDEKİLER


ZAFER BALOSUNDAKİ OLAY
CLAPHAM AHÇISININ SERÜVENİ
CORNWALL'IN GİZEMLİ OLAYI
JOHNNIE WAVERLY'NİN SERÜVENİ
ÇİFTE İPUCU
SİNEK PAPAZI
KAYIP MADEN
PLYMOUTH EKSPRESİ
ÇİKOLATA KUTUSU
DENİZALTININ PLANLARI
DENİZDE BİR SORUN VAR


ZAFER BALOSUNDAKİ OLAY


Eskiden Belçika polis kuvvetlerinin başında olan dostum Hercule Poirot bir rastlantı sonucu Styles Olayı'na karışmıştı. Bu işteki başarısı ona büyük bir ün kazandırınca bundan sonra kendini tümüyle cinayet olaylarının çözümüne adamaya karar verdi. Somme'da yaralanıp malülen emekli olup da ordudan ayrıldığım zaman Londra'da onunla aynı evi paylaşmaya başladık. Çözdüğü cinayetlerin ve olayların çoğu hakkında birinci elden bilgi sahibi olduğum için içlerinden en ilginç olanlarından bazılarını seçmem önerildi. Bu durumda zamanında çok büyük bir ilgi uyandıran karmaşık olaylar dizisiyle işe başlamaktan daha iyisini yapamazdım. Zafer Balosu olayını kastediyorum.
Bu olay, Poirot'nun kendine özgü yöntemlerini daha karanlık ve belirsiz gözüken diğer olaylar kadar net olarak sergilemeyebilir, ama çok özel bazı yönleri, işe karışmış ünlü kişiler ve basında yarattığı büyük sansasyon nedeniyle çok konuşulan bir dava olmuştur. Bu nedenle Poirot'nun sayesinde olayın çözümlendiğini tüm dünyaya duyurulmasının yerinde olacağını düşündüm.
Güzel bir ilkbahar sabahı Poirot'nun dairesinde oturuyorduk. Her zamanki gibi şık ve zarif olan dostum, yumurta biçimli başını bir yana eğmiş, bıyığına yeni bir pomatı özenle sürmekle meşguldü. Zararsız bir gösteriş merakı da Poirot'nun özelliklerinden biriydi. Ama düzenli ve sistemli çalışmaya duyduğu yoğun merakının yanında bunun sözü bile edilmezdi. Okumakta bulunduğum The Daily Newsmonger yere kaymış, ben de derin düşüncelere dalmıştım ki, Poirot'nun sesini duyarak kendime geldim.
"Seni bu kadar düşündüren nedir dostum?"
"Doğrusunu isterseniz şu Zafer Balosu'ndaki tuhaf olay üzerine kafa yoruyordum," dedim. Parmağımı gazeteye vurarak ekledim. "Gazeteler bununla dolu."
"Ee, ne olmuş?"
"Yazılanları okudukça olayı örten esrar perdesi daha da kalınlaşıyor gibime geliyor!" Konuşmama engel olamıyor ne düşünüyorsam dile getiriyordum. "Lord Cronshaw'u kim öldürdü? Coco Courtenay'ın aynı gece ölmesi sadece bir rastlantı mıydı? Ya da bir kaza mı? Ya aşırı dozda kokaini bilerek mi aldı?" Sözlerime kısa bir ara verdikten sonra dramatik bir tavırla ekledim. "Kendime bunları soruyordum."
Poirot'nun ilgisizliğine doğrusu bozuldum. Aynadan gözlerini ayırmayarak, "Bu yeni pomat bıyıklar için gerçek bir mucize!" diye mırıldanmakla yetinmişti. Ama aynada gözlerimiz karşılaştığında aceleyle "Evet," dedi. "Sen bu sorularına nasıl bir yanıt veriyorsun?"
Ama benim bir yanıt vermeme fırsat kalmadan kapı açıldı ve kahya kadın Müfettiş Japp'ın geldiğini haber verdi.
Scotland Yard'ın adamı eski dostumuz olduğundan onu coşkuyla karşıladık Poirot, "Hoş geldin, dostum Japp," diye atıldı. "Seni buralara getiren nedir?"
Japp oturup beni de başıyla selamladıktan sonra, "Sorun şu, Bay Poirot," diye başladı. "Sizin uzmanlık alanınıza giren bir iş üzerinde çalışıyorum da... Acaba bu çorbada tuzunuzun bulunmasını ister miydiniz diye sormaya geldim."
Poirot, Japp'ın yeteneğine güveniyor ama dedektifin belirli bir yöntemden yoksun oluşunu beğenmiyordu. Ama ben, Japp'ın en büyük yeteneğinin, karşısındakinin gururunu okşayarak yardım koparabilmek olduğunu düşünüyordum.
Japp, "Hani şu Zafer Balosu var ya," dedi. "O olayın çözümüne bir katkıda bulunmak istersiniz herhalde." Poirot bana gülümsedi.
"Dostum Hastings'in bunu isteyeceği kesin. Az önce bunu konuşuyorduk, n-est-ce pas, mon ami?"*
Japp bana biraz tepeden bakarak, "İstediğiniz buysa bence bir sakıncası yok," dedi. "Böyle bir durumda işin içinde olanlar tarafından bilgilendirilmek büyük avantaj sağlar. Gelelim şimdi sorunumuza. Olayın ana hatlarından haberiniz olduğunu sanıyorum, Bay Poirot?"
"Sadece gazetelerin yazdıklarını biliyorum... ama gazetecilerin hayal gücü bazen insanı yanıltabiliyor. Şu olayı bir de siz anlatsanız."
Japp rahat etmek için bacak bacak üstüne attıktan sonra konuşmaya başladı.
"Herkesin bildiği gibi geçen salı günü büyük bir Zafer Balosu verilmişti. Colossus Hall'da. Bütün Londra oradaydı... tabii genç Lord Cronshaw ile arkadaş grubu da."
Poirot dedektifin sözünü kesti. "Şu genç adamın kim olduğu konusunda beni bilgilendirseniz?"
"Vikont Cronshaw beşinci vikont'tu. Yirmi beş yaşında, zengin, bekâr tiyatro dünyasının tutkunlarından. Arkadaşlarının 'Coco' diye çağırdıkları ve her bakımdan büyüleyici bir kadın olan Albany Tiyatrosu'ndan Bayan Courtenay'la nişanlı olduğuna dair bazı söylentiler vardı."
"Güzel. Devam edin!"
"Lord Cronshaw'un grubu altı kişiden oluşuyordu: kendisi, amcası Eustace Beltane, Amerikalı güzel bir dul olan Bayan Mallaby, Chris Davidson adında genç bir aktör ve eşi, bir de Bayan Coco Courtenay. Bildiğiniz gibi bu bir kıyafet balosuydu; Cronshaw'la arkadaşları da -her ne demekse- eski İtalyan Komedisi'ni temsil ediyorlardı."
Poirot, "Biliyorum," diye mırıldandı. "Commedia dell Arte"*
"Her neyse, kıyafetler Eustace Beltane'ın koleksiyonunun bir kısmını oluşturan küçük porselen heykelciklerden kopya edilmişti. Lord Cronshaw, Harlequin yani Soytarıydı; Beltane, Punchinello'yu Bayan Mallaby ise eşi Pulcinella, Davidson'lar Pierrot ve Pierette, Bayan Courtenay ise tabii ki Harlequin'in sevgilisi Columbine kılığında gelmişlerdi. Daha akşamın başında yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğu belli oluyordu. Lord Cronshaw'un suratı asık, davranışları da garipti. Grup, akşam yemeği yemek için davet sahibi tarafından tutulmuş özel bir küçük odada toplandığı sırada lordla Bayan Courtenay'ın dargın oldukları herkesçe fark edildi. Genç kadının ağladığı, hatta bir sinir krizi geçirmenin eşiğine geldiği belli oluyordu. Yemek çok tatsız geçti, hep birlikte yemek salonundan çıktıkları sırada da Bayan Courtenay, Chris Davidson'a dönerek herkesin duyabileceği kadar yüksek bir sesle adamdan 'artık balodan sıkıldığı' gerekçesiyle onu evine götürmesini istedi. Genç aktör Lord Cronshaw'a bakarak duraksadı, sonra her ikisini de yemek odasına çekti.
"Fakat tüm çabaları boşa gitti. Çift barışmadı. Davidson da çaresiz bir taksi getirtti ve artık açıkça ağlayan Bayan Courtenay'a evine kadar eşlik etti. Genç kadının sinirlerinin çok bozuk olduğu belliydi. Buna rağmen aktöre açılmadı, sadece ikide bir, "Cronch'u bu yaptığına pişman edeceğim!" diye tekrarlayıp duruyordu. Genç kadının ölümünün kaza olmama olasılığına dair elimizdeki tek ipucu bu. Bu kadarıysa bizim için yeterli değil. Davidson, Courtenay'ı sakinleştirene kadar yanında kaldı. Sonra vaktin hayli ilerlemiş olduğunu görerek tekrar Colossus Hall'a dönemedi ve Chelsea Semti'ndeki evine gitti, karısı da çok geçmeden eve gelerek onların balodan ayrılmalarından sonra yaşanan korkunç trajedinin haberini getirdi.
"Anlatıldığına göre, saatler ilerledikçe Lord Cronshaw giderek daha tatsızlaşmıştı. Arkadaşlarına da katılmadığından gruptakiler akşamın kalan kısmında onu hemen hemen görmemişler gibi bir şey. Saat bir buçuk sularında, herkesin maskelerini çıkarmaya hazırlandığı sırada, bir arkadaşı lordun bir locada tek başına durup aşağıdakileri seyrettiğini fark etti. Yüzbaşı Digby adındaki bu kişi Lord Cronshaw'un baloya hangi kılıkta geleceğini biliyordu.
"Aşağı inip insanların arasına karışsana, Cronch!" diye seslendi. "Ne halt etmeye orada baykuş gibi tünemiş duruyorsun? Haydi, bizi kırma, gel."
Cronshaw, "Tamam!" diye yanıt verdi. "Yalnız beni bekle, yoksa bu kalabalığın içinde seni dünyada bulamam."
Genç adam böyle derken dönüp locayı terk ediyordu. Bayan Davidson'la Yüzbaşı Digby de bekledi. Fakat aradan dakikalar geçtiği halde Lord Cronshaw görünmedi. Digby sonunda sabırsızlanmaya başladı.
"Herif bütün gece onu bekleyeceğimizi mi sanıyor yoksa?" diye söylendi.
O sırada Bayan Mallaby de yanlarına geldiğinden, ona da durumu anlattılar.
Güzel dul, "Demeyin," diye atıldı. "Bu gece zaten dişinin ağrısı tutmuş bir ayıdan farksızdı.Haydi hep beraber gidip onu gizlendiği yerden çıkaralım."
"Böylece arama başladı, ama başarısız oldu. Ne var ki Bayan Mallaby onun bir saat önce yemek yedikleri odada olabileceğini hatırlatana kadar. Bunun üzerine o tarafa yöneldiler. Ama karşılaştıkları manzara korkunçtu! Harlequin gerçekten de oradaydı, ama kalbine bir yemek bıçağı saplı olduğu halde yerde yatıyordu!"
Japp sözlerini bitirdiğinde, Poirot başını sallayarak bir uzmanın keyfiyle, "Güzel bir iş!" dedi. "Ve bu işi kimin yaptığı belli değil, öyle mi? Tabii, nasıl olsun ki?"
Müfettiş omuzlarını silkti. "Bundan sonrasını biliyorsunuz. Üstelik trajedi bir değil, iki. Ertesi günkü gazetelerde olay büyük manşetlerle verildi. Ayrıca, sevilen aktris Bayan Courtenay'ın yatağında ölü bulunduğuna, ölümünün de yüksek dozda alınan kokainden ileri geldiğine dair kısa bir haber vardı. Bu ölüm kaza mıydı yoksa intihar mı? ifade vermeye çağırılan aktrisin hizmetçisi, Bayan Courtenay'ın kokainman olduğunu itiraf edince ölüm kaza olarak kayıtlara geçti. Ancak, olayın bir intihar olabileceği de göz ardı edilemezdi. Bayan Courtenay'ın ölümü, bir gece önceki kavganın sebebinin ne olabileceği konusunda bir ipucu bırakmaması nedeniyle de şanssız bir olay. Ha evet, adamın cesedinin üstünde mineli küçük bir kutu da bulunmuştu. Kapağında küçük elmaslarla Coco diye yazılıydı ve kutu yarıya kadar kokainle doluydu. Hizmetçi kutunun hanımına ait olduğunu söyledi. Bayan Courtenay tutsağı olduğu uyuşturucuyu bu kutunun içinde ve hep yanında taşırmış.
"Lord Cronshaw da kokainman mıymış?"
"Kesinlikle hayır. Hatta her türlü uyuşturucuya karşı şiddetle karşıymış."
Poirot yine düşünceli bir tavırla başını salladı.
"Ama kutu onun üzerinde bulunduğuna göre, Lord, Bayan Courtenay'ın kokainman olduğunu bilmiyor olamazdı, öyle değil mi, dostum Japp?"
Japp dalgın bir tavırla, "Öyle, öyle," dedi.
Ben gülümsedim.
Japp, "Bu olayla ilgili siz ne düşünüyorsunuz?" diye sordu.
"Size bildirilmemiş olan herhangi bir ipucu bulamadınız mı?"
"Bulduk. İşte bunu." Japp cebinden küçük bir şey çıkararak Poirot'ya uzattı. Bu, zümrüt yeşili, ipek ipliklerinden yapılmış bir ponpondu. Bazı ipliklerinin tarazlanarak sarkmış olması şiddetle koparıldığını düşündürüyordu.
Müfettiş, "Bunu uzatarak, elinde bulduk," dedi. "Kenetlenmiş parmaklarının arasında."
Poirot herhangi bir yorumda bulunmadan ponponu uzatarak, "Lord Cronshaw'un hiç düşmanı var mıydı?" diye sordu.
"Bildiğim kadarıyla hayır. Herkes tarafından sevilen bir genç adammış."
"Ölümü kimin işine yarayacak?"
"Unvanı ve bütün mirası amcası Eustace Beltane'a kalıyor. Onunla ilgili şüphe uyandıran bir, iki nokta var. Bazı kimseler küçük yemek salonunda şiddetli bir tartışmaya kulak misafiri olmuşlar. Tartışanlardan biriyse Eustace Beltane'mış. Öfkeye kapılarak masanın üzerinden alınan ve sonra... bu tabloya uyuyor..."
"Bay Beltane bu konuda ne diyor?"
"Garsonlardan birinin sarhoş olduğunu, kendisinin de adamı adamakıllı haşladığını ileri sürdü. İfadesinde belirttiğine göre saat bir civarıymış. Sizin anlayacağınız, Yüzbaşı Digby'nin ifadesi vakti aşağı yukarı tespit ediyor. Cronshaw'la konuşmasıyla cesedinin bulunması arasında sadece yaklaşık on dakika geçmiş."
"Bay Beltane'ın Punchinello olarak bir kamburu vardı, değil mi?" Japp, Poirot'ya merakla bakarak, "Kıyafetinin ayrıntılarını bilmiyorum," dedi. "Hem bunun olayla ne ilgisi olduğunu anlayamıyorum."
"Yok mu?" Poirot'nun gülümseyişinde alaylı bir anlam fark ediliyordu. Gözlerinde onda görmeye alıştığım ışıltıyla gayet sakin devam etti. "O küçük yemek odasında bir perde vardı, değil mi?"
"Evet. Ama..."
"O perdenin arkasında bir adamı gizlemeye yetecek kadar bir boşluk var mıydı?"
"Evet, küçük bir yer vardı. Ama siz bunu nereden biliyorsunuz? oraya gitmiş miydiniz, Bay Poirot?"
"Hayır, sevgili dostum. O perdeyi kafamın içinde oraya yerleştirdim, olmasa dramın bir mantığı kalmıyor. Oysa her durumun bir mantığı malıdır. Söyleyin, bir doktor çağırmışlar mı?"
"Tabii, derhal. Ama yapılacak bir şey yokmuş. Ölüm ani olmuş olmalı."
Poirot sinirli bir tavırla başını salladı.
"Evet, evet, anlıyorum. Şu doktor soruşturmada ifade vermiş mi?"
"Evet, vermiş."
"Hiç olağandışı belirtilerden söz etmiş mi? Yani cesedin görünümde ona anormal gözüken hiçbir şey yok muymuş?"
Japp ufak tefek adama gözlerini dikmişti.
"Evet, Bay Poirot. Nereye varmak istediğinizi bilmiyorum ama cesedin kollarında ve bacaklarında bir türlü açıklayamadığı gerginlik ve katılık varmış."
"Aha!" dedi Poirot. "Tanrım! Bu insanı düşündürüyor, öyle değil mi Japp?"
Bana kalırsa Japp'a hiçbir şey düşündürmemişti.
"Aklınıza zehir geldiyse, kim önce bir adamı zehirler, sonra da ona bir bıçak saplar?"
Poirot, "Doğru söylüyorsunuz, bu gülünç olur," diye kuzu kuzu onayladı.
"Görmek isteyeceğiniz bir şey var mı acaba, Bay Poirot? Örneğin, ölünün bulunduğu odayı gözden geçirmek ister miydiniz?"
Poirot hayır anlamında bir el hareketi yaptı.
"Hiç sanmam. Beni ilgilendiren tek şeyi söylediniz -Lord Cronshaw'un uyuşturucularla ilgili görüşlerini."
"Demek gerçekten görmek istediğiniz bir şey yok?"
"Tek bir şey var."
"O nedir?"
"Kıyafetlerin kopya edildiği porselen heykelcikleri."
Japp dedektife bakakalmıştı. "Tuhafsınız doğrusu!"
"Bunu benim için yapabilir misiniz?"
"İsterseniz hemen şimdi benimle Berkeley Meydanı'na gelin. E Beltane'ın -lord hazretlerinin demek istiyorum- bir itirazının olacağını sanmıyorum."


Derhal bir taksiye binip yola çıktık. Yeni Lord Cronshaw evde değildi, ama Japp'ın isteği üzerine 'porselen odası'na alındık. Koleksiyonun en değerli ve gözde parçaları burada muhafaza ediliyordu. Japp şaşkınlıkla etrafına bakındı.
"İstediğiniz parçalan burada nasıl bulabileceğinize aklım ermiyor Bay Poirot," dedi.
Fakat Poirot çoktan şöminenin önüne bir sandalye çekmişti ve çevik bir serçe gibi bunun üstünde hopluyordu. Aynanın yukarsında altı porselen heykelcik küçük bir rafın üstüne dizilmişlerdi. Poirot onları dikkatle inceledi, böyle yaparken bize birkaç yorumda bulundu. "Les vo ila! İşte eski İtalyan Komedisi. Üç çift! Harlequin ve Columbine, beyazlar ve yeşiller içinde çok zarif Pierrot ve Pierette ve morlarla sarılar giymiş Punchinello ve Pucinella. Punchinello'nun kostümü çok görkemli volanlar ve fırfırlar, bir kambur, yüksek tepeli bir şapka. Evet, aynen düşündüğüm gibi, çok ayrıntılı."
Heykelcikleri dikkatle yerlerine yerleştirerek sandalyeden aşağı atladı.
Japp olanları pek anlamışa benzemiyordu, ama Poirot ona daha fazla bir açıklamada bulunmaya hevesli gözükmediği için dedektif işi bozuntuya vermedi. Gitmeye hazırlandığımız sırada yeni lord eve döndü, Japp de bizi onunla tanıştırdı.
Altıncı Lord Cronshaw hoş tavırlı, yakışıklı, fakat sefih görünümlü elli yaşında bir adamdı. Yapmacık tavırları ve gevşek hareketleri yaşlanmaya yüz tutmuş zamparayı ele veriyordu. Ona daha ilk bakışta antipati duydum. Ancak lord bizi gayet nazik karşıladı, Poirot'nun yetenekleri hakkında çok şey duyduğunu söyleyerek bize her türlü yardımı yapmaya hazır olduğunu bildirdi.
Poirot, "Bildiğim kadarıyla polis de elinden geleni yapıyor," dedi.
"Ama korkarım ki yeğenimin ölümündeki sır perdesi hiçbir zaman aydınlanmayacak. Bu iş öylesine gizemli gözüküyor ki."
Poirot adamı dikkatle süzüyordu. "Yeğeninizin herhangi bir düşmanı olup olmadığını biliyor musunuz?" diye sordu.
"Kesinlikle bilmiyorum." Lord kısa bir duraklamadan sonra devam etti. "Sormak istediğiniz başka bir şey var mı?"
"Yalnız bir şey var." Poirot çok ciddiydi. "Kıyafetler heykelciklerinkilerden aynen mi kopya edilmişlerdi?"
"En küçük ayrıntılarına kadar."
"Teşekkür ederim, beyefendi. Benim de bilmek istediğim buydu. Size iyi günler."
Sokakta hızlı adımlarla yürüdüğümüz sırada Japp, "Şimdi sırada ne var?" diye sordu. "Yard'a rapor vermek zorunda olduğumu biliyorsunuz."
"Peki. Sizi alıkoymayayım. Öğrenmem gereken küçük bir ayrıntı daha var, ondan sonra da..."
"Evet?"
"Ondan sonra olay aydınlığa kavuşmuş olacak."
"Ne dediniz? Olamaz! Lord Cronshaw'u kimin öldürdüğünü biliyor musunuz yani?"
"Hiç şüpheniz olmasın."
"Kimdi? Eustace Beltane mı?"
"Yapmayın, mon ami, benim küçük zaafımı biliyorsunuz! Gerçeğin örgüsünün bütün ipliklerini son dakikaya kadar elimde tutmak istiyorum. Ama korkmayın. Zamanı gelince her şeyi açıklayacağım. Ben bu işin getireceği ünden hiçbir hak talep etmeyeceğim. Varsın, cinayeti sizin çözdüğünüzü sansınlar. Tek şartım, sonuca kendi bildiğim şekilde ulaşmam."
Japp, "Bu çok adilâne olur," dedi. "Yeter ki o çözüme ulaşalım. Anlayacağınız, siz bir istiridyesiniz, dostum, öyle değil mi?" Poirot gülümsedi. Başmüfettiş devam etti. "Neyse, hoşça kalın. Ben Yard'a gidiyorum."
Japp uzaklaşırken Poirot geçmekte olan bir taksiyi durdurdu.
"Şimdi nereye gidiyoruz?" diye merakla sordum.
"Chelsea'ye, Davidson'ları görmeye."
Şoföre adresi verdi.
"Yeni Lord Cronshaw hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordum.
"Sevgili dostum Hastings bu konuda ne diyor?"
"Bende pek güvenilecek biri olmadığı izlenimi bıraktı."
"Onun öykü kitaplarındaki 'kötü amca' olduğunu mu düşünüyorsun yoksa?"
"Ya siz?"
Poirot ne düşündüğünü belli etmeyen bir tavırla, "Bence bize çok nazik davrandı," dedi.
"Çünkü nedenleri vardı!"
Poirot bana bakarak üzgün bir tavırla başını salladı ve, "Yöntemden yoksun biri," diye mırıldandı.


Davidson'lar apartmana dönüştürülmüş bir konağın üçüncü katında oturuyordu. Bize Bay Davidson'un sokağa çıkmış olduğu söylendi ama Bayan Davidson evdeydi. Pencerelerinde Doğu'ya özgü kumaşlardan cafcaflı perdeler olan alçak tavanlı uzun bir odaya alındık. Odanın havası ağır ve boğucuydu. İçersi günlük kokuyordu. Bayan Davidson hemen yanımıza geldi. Kırılıverecekmiş kadar narin gözüken ufak tefek, sarışın bir kadındı. Bakışlarındaki kurnaz ve hesapçı parıltı olmasa kırılganlığı insanda neredeyse acıma uyandıracaktı.
Poirot oraya geliş nedenimizi açıklayınca, kadın üzgün bir tavırla başını salladı.
"Zavallı Cronch -ve tabii zavallı Coco da! İkimiz de onu çok severdik, ölümü bizi perişan etti. Bana sormak istediğiniz neydi? O korkunç akşamı başından sonuna kadar tekrar mı anlatmam gerekiyor?"
"İnanın, gereksiz yere duygularınızı incitmek istemezdim, hanımefendi. Başmüfettiş Japp bütün bilmek istediklerimi bana anlattı. Ben yalnız o gece baloda giydiğiniz kıyafeti görmek istiyorum."
Kadın biraz şaşırmış göründü. Poirot devam etti. "Sizin anlayacağınız, ben ülkemin yöntemlerine göre çalışıyorum. Orada olayı mutlaka yeni baştan kurgularız. Olayı canlandırmamız bile mümkün, o zaman da kıyafetler önemli olacaklar."
Bayan Davidson hâlâ kararsız görünüyordu. "Bir cinayetin yeni baştan kurgulandığını daha önce de duymuştum," dedi sonunda. "Ama ayrıntıları bu kadar önemsediğinizi bilmiyordum. Neyse, elbiseyi size getireyim."
Bayan Davidson odadan çıkarak elinde beyaz ve yeşil satenden bir giysiyle geri döndü. Poirot onu kadının elinden alarak inceledi, onu hafif bir reveransla sahibine geri verdi.
"Teşekkür ederim, hanımefendi. Ne yazık ki giysinizin yeşil ponponlarından birini kaybetmişsiniz. Şu omuz üstündekini."
"Evet, baloda kopmuştu. Onu düştüğü yerden almış ve saklaması için Lord Cronshaw'a vermiştim."
"Bu, yemekten sonra mı oldu?"
"Evet."
"Belki de trajediden kısa bir zaman önce?"
Bayan Davidson'un soluk gözlerinde korkuya benzer bir anlam biçimlendi. "Oh hayır... ondan çok önceydi," diye atıldı. "Yanılmıyorsam, yemekten hemen sonra oldu."
"Anlıyorum. Bilmek istediklerim bu kadardı. Sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim. Hoşça kalın, hanımefendi."
Binadan çıktığımız sırada, "Yeşil ponponun esrarı böylece açığa kavuştu," dedim.
"Acaba."
"Ne demek istiyorsunuz?"
"Elbiseyi incelediğimi gördün, değil mi?"
"Evet. Ne olmuş?"
"Şu kayıp ponpon kadının söylediği gibi kopmamıştı. Düpedüz kesilmişti, dostum, hem de bir makasla. İplikler gayet düzgün ve eşittiler."
"Tanrım!" diye atıldım. "Bu iş giderek daha karmaşık bir hal alıyor."
Poirot, "Aksine," dedi gayet sakin. "Giderek daha basitleşiyor."
"Poirot, bir gün sizi öldüreceğim!" diye bağırdım. "Her şeyi çok basit görmeniz beni çıldırtıyor."
"Ama bir olayı aydınlattığım zaman her şey daima çok basit görünmüyor mu, mon ami?"
"Evet. En çok canımı sıkan da bu ya! O zaman her şeyi kendim de yapabilirdim diye düşünüyorum."
"Yapabilirdin de, Hastings, yapabilirdin. Tek gereken, fikirlerini bir düzene koymak külfetine katlanman! Bir metodun yokluğunda..."
En sevdiği konudan söz açılınca Poirot'yu susturmanın olanaksızlığını çok iyi bildiğim için, "Evet, evet," diye aceleyle sözünü kestim "Siz bundan sonra ne yapacağımızı söyleyin. Cinayeti yeniden kurgulayıp, oynatacak mıyız?"
"Sayılmaz. Şöyle anlatayım: dram sona erdi, ama ben Harlequin’li bir pandomim oynatmak niyetindeyim."


Ertesi salı Poirot tarafından bu gizemli gösterinin yapılacağı gün olarak saptandı. Yapılan hazırlıklar gitgide merakımı kamçılıyordu. Odanın bir yanına beyaz bir sinema perdesi dikilmiş, bunun iki yanı ağır perdelerle çevrilmişti. Bundan sonra, bir ışıklandırma düzeni getiren bir adam geldi ve bir tiyatronun oyuncuları tarafından izlendi, adamların hepsi geçici bir giyinme odası olarak düzenlenen Poirot'm yatak odasına geçtiler.
Saat sekize yaklaşırken Japp de geldi. Hoşnutsuz tavırlarında başdedektifimizin Poirot'nun planını onaylamadığı sonucuna vardım.
"Dostumuzun bütün fikirleri gibi biraz melodramatik," dedi. "Ama herhalde bir zararı olmaz. Dahası, onun dediği gibi bizi birçok külfetten de kurtarabilir. Poirot bu işte çok iyi bir yol tutturdu. Ben de aynı yoldaydım ama..." -Japp'ın burada gerçeği zorladığını içgüdüsel olarak hissettim- "...kendi bildiği şekilde çözüme doğru gidebileceğine söz verdim. Hah! Hepsi geliyorlar."
İlk gelenler; lordla, Bayan Mallaby oldu. Sinirli olduğu tavırlarından belli olan kadın siyah saçlı ve oldukça güzeldi. Onları Davidson'lar izledi. Chris Davidson'u da Bayan Mallaby gibi ilk kez görüyordum. Uzun boylu, esmer ve yakışıklı bir adamdı. Bir aktör zarafetiyle hareket ediyordu. Poirot grup için beyaz perdeye bakan oturacak yerler hazırlatmıştı. Perde parlak bir ışıkla aydınlatılmıştı. Poirot perdeyi aydınlatan ışık haricindeki tüm ışıkları söndürdü. Derken karanlığın içinde Belçikalı dedektifin sesi duyuldu.
"Bayanlar, baylar, önce küçük bir açıklama. Bu perdeden sırayla altı kişi geçecek. Onları siz de tanıyorsunuz. Pierrot ile Pierette; soytarı Punchinello'yla zarif Pulcinella; hafif dans adımlarıyla güzel Columbine ve insanoğluna görünmeyen cin Harlequin!"
Bu tanıtımın arkasından gösteri başladı. Poirot'nun sözünü ettiği kişiler sırayla perdenin önünde belirdi ve küçük bir reverans yaptıktan sonra kayboldu. Derken ışıklar yandı ve herkes tuttuğu soluğunu rahatlamış gibi salıverdi. Odadakilerin hepsi neden korktuklarını bilmemekle beraber endişeliydiler. Oysa gösteri bana oldukça yavan görünmüştü, Katil eğer aramızdaysa, Poirot da onun, çok iyi tanıdığı kişinin nesi üzerine yıkılacağını umduysa gösteri bir fiyasko olmuştu. Bununla birlikte, Poirot hiç de bozulmuşa benzemiyordu. Sırıtarak perdenin önüne geçti.
"Şimdi az önce neler gördüğünüzü bana teker teker söyler misiniz? Siz başlar mısınız, beyefendi?"
Lord olanlardan ve sorudan oldukça şaşırmış görünüyordu. "Korkarım, pek anlayamadım."
"Evet, sadece ne gördüğünüzü söyleyin."
"Öyleyse söyleyeyim: Bir perdenin önünden altı kişinin geçtiğini gördüm. Bunlar, eski İtalyan Komedisi'ndeki tipleri temsil edecek biçimde giyinmişlerdi. Yani geçen gecedeki bizleri gördük."
Poirot, "Geçen geceyi boş verin, beyefendi," diye onun sözünü kesti. "Benim istediğim, konuşmanızın birinci bölümüydü. Hanımefendi, siz de Lord Cronshaw'la aynı fikirde misiniz?"
Dedektif bir yandan konuşurken Bayan Mallaby'ye dönmüştü. "Ben... evet... tabii."
"İtalyan Komedisi'ni temsil eden altı kişiyi gördüğünüzü kabul ediyorsunuz, değil mi?"
"Tabii "
"Siz de mi Bay Davidson?"
"Evet."
"Ya siz hanımefendi?"
"Evet, ben de."
"Hastings? Japp? Hepiniz aynı fikirde misiniz?" Poirot bakışını üzerimizde gezdiriyordu. Yüzü soluk, gözleri bir kedininkiler kadar yeşildi.
"Öyleyse hepiniz yanılıyorsunuz! Gözleriniz size yalan söyledi... tıpkı Zafer Balosu gecesinde size yalan söyledikleri gibi. 'Gözlerinizle görmek her zaman doğruyu görmek değildir. İnsan daima aklının gözleriyle görmeye çalışmalı, beynindeki küçük gri hücreleri kullanmalıdır! Şu halde, bu gece olduğu gibi Zafer Balosu gecesinde de altı değil, beş kişi gördüğünüzü bilin! İşte bakın!"
Işıklar yine söndürüldü. Perdenin önünden bir figür zıplayarak geçti. Pierrot!
Poirot, "Kimdi bu?" diye sordu. "Pierrot mu?"
Bir ağızdan, "Evet," diye bağırdık.
"Tekrar bakın!"
Adam hızlı bir hareketle Pierrot giysilerini üzerinden attı. Işıkta duran kişi Harlequin'di! Aynı anda bir çığlık koptu ve bir sandalyenin arkaya devrildiği duyuldu.
Davidson, "Tanrı cezanı versin!" diye hırladı. "Lanet olsun! Nereden anladınız?"
Hemen arkasından bir çift kelepçenin şakırtısı ve Japp'ın sert sesi kulağımıza geldi. "Seni Vikont Cronshaw'u öldürmek suçundan tutukluyorum, Christopher Davidson. Söyleyeceğin her şey aleyhine delil olarak kullanılacaktır."


Bir saat sonraydı. Akşam yemeği yiyorduk. Yüzü bir güneş gibi ışıldayan Poirot da bir yandan konukseverliğini kanıtlarken heyecanlı sorularımızı yanıtlıyordu.
"Her şey çok basitti. Yeşil ponponun maktulün elinde bulunması katilin kostümünden koparıldığını hemen belli ediyordu. Bir yemek bıçağını öldürücü bir biçimde saplamak oldukça büyük bir kuvvet gerektirdiğinden Pierette'i hemen temize çıkarmış, katil olarak Pierrot'nun üstünde durmuştum. Ne var ki Pierrot cinayetin işlenmesinden hemen hemen iki saat önce balodan ayrılmıştı. Öyleyse, Lord Cronshaw'u öldürmek için ya daha sonra tekrar baloya dönmüş ya da kurbanını gitmeden önce öldürmüştü! Bu o kadar imkânsız mıydı? O akşam yemekten sonra Lord Cronshaw'u kim görmüştü? Sadece Bayan Davidson. Onun ifadesinin ise kayıp ponponun hesabını vermek için başvurulmuş bir uydurma olmasından şüpheleniyordum. Kocasının kostümünden kopan kayıp ponponun yerine kendi elbisesinden kestiği ponponu koyduğunu söylememe gerek yok. Şu halde saat bir buçukta locada görünen Harlequin'in, Lord Cronshaw rolünü oynayan bir başkası olması gerekiyordu. Suçlunun Bay Beltane olabileceği bir an aklımın geçmişti. Ama üzerindeki ağır kostümle hem Punchinello hem de Harlequin rolünü oynaması olanaksızdı. Öte yandan, öldürülen kişiyle aynı boyda, üstüne üstlük aktör olan Davidson gibi genç bir adam için iş fazlasıyla kolaydı.
"Ama kafamı kurcalayan bir şey vardı. Bir doktorun, iki saattir ölü olan bir adamla sadece on dakika önce ölen biri arasındaki farkı görmesi kaçınılmazdı. Peki, doktor bunu anlamış mıydı? Ne var ki cesedin başına götürülüp, 'Bu adam öleli ne kadar zaman olmuş?' diye kendine sorulmamıştı. Aksine, maktulün on dakika önce canlı olarak görüldüğü kendisine söylenildiği için, soruşturmada sadece cesedin kollarıyla bacaklarının anormal derecede katılaşmasına bir anlam veremediğinden kısaca söz etmişti.
"Teorimin bütün parçaları yerine oturuyordu! Davidson, Lord Cronshaw'u yemekten hemen sonra, sizlerin de hatırladığınız gibi, onu yemek salonuna çekerek öldürmüştü. Sonra, Bayan Courtenay'la balodan ayrılmış, genç kadını söylediği gibi içeri girip onu sakinleştirmeye çalışacak yerde evinin kapısında bırakarak aceleyle Colossus'a dönmüştü. Ama Pierrot değil, Harlequin olarak. Bu basit değişimi ise üstteki kostümü üzerinden atarak kolayca başarmıştı."
Lord Croshaw'un amcasının gözleri şaşkınlıktan irileşmiş ve duyduklarından neredeyse dehşete kapılmıştı. Yine de merakını yenemeyerek sordu. "Eğer her şey öyle olmuşsa, Davidson kurbanını öldürmek için baloya gelmiş olmalı. Ama bu cinayetin nedeni ne olabilir? İşte ben buna akıl erdiremiyorum."
"Hah evet! Şimdi gelelim ikinci trajediye -Bayan Courtenay'ın ölümüne. Burada herkesin atladığı bir nokta var. Bayan Courtenay aşırı dozda alınan kokainden öldü, ama kokaini sakladığı mineli kutu Lord Cronshaw'un üstünde bulundu. Şu halde ölümüne neden olan uyuşturucuyu nereden bulmuştu? Kokaini ona yalnız bir tek kişi vermiş olabilirdi: Davidson. Bu da her şeyi açıklıyor. En başta da Davidson'larla dostluğunu ve ona evine kadar Davidson'un eşlik etmesini istemesini de. Uyuşturucuya şiddetle karşı çıkan Lord Cronshaw, nişanlısının kokain aldığını öğrenmiş, genç kadına bu uyuşturucuyu sağlayanın ise Davidson olduğundan şüphelenmişti. Davidson hiç kuşkusuz bunu yalanlamıştı, ama Lord Cronshaw baloda Bayan Courtenay'a gerçeği söyletmeye kararlıydı. Talihsiz kadını bağışlayabilirdi, ama uyuşturucu zehirlerinin ticaretiyle geçimini sağlayan adama en küçük bir acıma duymayacağından da emindi. Davidson maskesinin düşürülmesi ve iflasa sürüklenmesi tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Cronshaw'un öyle de böyle susturulması kararıyla baloya gitti."
"Demek Coco'nun ölümü bir kazaydı, öyle mi?"
"Bana kalırsa, bu da Davidson tarafından ustalıkla düzenlenmiş bir kazaydı. Genç kadın önce sitemleri yüzünden, ikincisi de kokainini elinden aldığı için Cronshaw'a müthiş kızmıştı. Davidson ona yeniden kokain verdi, büyük bir olasılıkla da Cronch'a inat olsun diye aldığı dozu artırmasını da önerdi!"
"Bir şey daha var," dedim. "Hani şu perdeyle arkasındaki boşluk? Bunları nereden biliyordunuz?"
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Hercule Poirot Iz Üzerinde - 02
  • Büleklär
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3830
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1912
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3944
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2018
    34.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3843
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2059
    33.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3982
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1994
    33.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3939
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2040
    35.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3896
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2005
    35.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3959
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2145
    31.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3901
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2068
    33.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3957
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1942
    34.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3836
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1945
    34.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Hercule Poirot Iz Üzerinde - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 1931
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1096
    40.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    59.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.