Türkmenler ve Irak - 2

Süzlärneñ gomumi sanı 3675
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1673
22.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
33.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
40.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
kimse katılmamış, hata tümü Türkmen olan sanayi lisesi öğrencileri Kral,ın Kerkük,e
ziyaretini büyük gösterilerle protesto etmiş bunun akebinde bu okul uzun seneler tatil
edilmişti.
Müteakip hükümetler zamanında da Türkmenler hep baskı altında tutulmuş, hiç hak
etmedikleri mesnetsiz yorum ve suçlamalarla eziyete tabi tutulmuşlardır. Buna karşın
Türkmenleri barışçı ve kaba kuvvete dayanmayan mücadele ve direnişleri hep
süregelmiştir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER
Uluslarası Sözleşmelerin Genel Hak ve Hürriyetlere
bakışı
İnsan Hakları Evrensel Beyyanamesi Demokratik rejimlerle Dikta rejimleri arasındaki
görüşün ve tatbikatın en önemli ölçüsüdür.
" İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir
kabul etmez haklarının tanınması hususunun" hürriyetin" adaletin ve dünya barışının
temel olması, başlangıcı Beyannemenin ırk,dil,köken veya din özelliğinden ötürü
ayrım yapılmsına kesin olarak karşı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bütün uluslararası ahit ve sözleşmeler bu prensiplere sadık klmıştır.Ancak Irak dahil
bir çok ülke bu sözleşmelerin altına imzasını atmakla beraber içeriğine tam ters
davranarak insan haklarını hiçe saymıştır. Aslında bu ülkeler bu anlaşmaları imzalar
imzalamaz bu prensiplere ters düşen kanun ve uygulamalarının artık geçersiz olması
gerektiğini bilmekte ve bu gibi yasalardan bir an önce kurtulmanın yolunu aramanın
üzerlerine bir yükümlülük olduğunu, bu davranışta bulunmazlarsa yetkililerin
uluslararası hukuk nezdinde sorumlu konuma düşeceklerini bilmekteler.
İnsan hakları asırlar boyunca insanlık ailesinin bir kaygı kaynağı olmuştur.1215
yılında İngilterede ilan edilen Büyük Belge bütün özgür insanlara ve vereselerine
temel hürrüyetlerin verilmesini içermekte idi. Arkasından insan haklarının kabulünü
öngören Amerika tecrübesi ve 1789 Fransız ihtilalinin insanlar arasındaki eşitliği
kabul eden prensipleri ve İstanbulda Gülhane Hat-i Hümayunu bu hakların bir
güvencesi olmuştur.
Irak Türkmenleri insan haklarının güvence altına aldığı en doğal insan haklarından
mahrum bırakılmışlar, uluslararası teahütlerin koruduğu hemen hemen hiç bir hakka
mazhar olmamışlar ve bu mahrumiyete devlete başkaldırdıkları veya isyana
kalkıştıkları için değil sırf Türkmen oldukları için maruz kalmışlardır.
Bu bölümde az olsun çok olsun insan topluluklarının hakkettikleri temel haklara ve
Irakta bu haklardan sadece Türkmenler değil, Araplar dahil bütün vatandaşların
mahrum kalışına uluslararası sözleşmeleri inceleyerek değineceğiz.
Uluslararsı camia dikta rejimlerinin yaptığı ve yapacağı tahribatı ve iç savaşlarla
silahlı münazaaların doğuracağı sonuçları göz önüne alarak Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini kabul etmeden bir gün önce 9 Aralık
1948 tarihinde 260 A-D3 numaralı kararıyla Toplu kıyımın önlenmesi ve
cezalandırılmasını 12 Ocak 1951 yürürlük tarihi esasıyla kabul etmiş ve bunu Kurulun
ana sözleşmesinin 13. maddesine dayandırmıştı.
Bu karara göre herhangi bir etnik ,milli veya dini grubun sırf bu gruba ait oldukları
için katledilmeleri veya bedeni eziyete ve tacize maruz bıraklılmalarını toplu kıyım
fili olarak görmüş bunu yapan iktidar mensupları, bürokrat veya normal fertlerin
cezalandırılması öngörülmüştür.
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ:
İnsan hakları Evrensel Beyannamesi 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu,nun 217 A-D3 numaralı kararıyla çıkmış ve zulüm ve kahra
başkaldırmanın alternatif olmaması için insan haklarının kanun güvencesine
alınmasını istemişti.
Birinci Madde bütün insanların hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğduklarını,
akıl ve vicdana sahip olduklarını ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket
etmek durumunda olduklarını içerir. İkinci Madde daha da açıklayıcı olarak herkesin,
ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir inanç, mili veya sosyal
köken, servet, doğuş veya herhangidiğer bir fark gözetmeksizin bu Beyannamede ilan
bütün haklardan yararlanması gerektiğini hükme bağlamaktadır. Beyanname ayrıca
insanların yaşadıkları topraklardaki siyasi ve kanuni rejim dolayısıyla özgür" manda
altında olan veya otonomiye sahip olmayan bölgelerde olsalar dahi bu haklardan
mahrum edilemiyeceklerini kabul etmektedir.
Beyannamenin önemli prensiplerinden biri 7. Maddeyle getirilen hükümdür. Bu
hükme göre herkes kanun önünde eşittir ve kanun korumasından yararlanmalıdır.
İnsanların bu hükümlere aykırı her türlü ayrımcı davranışa veya böyle bir ayrımı
gerçekleştirmek için yapılacak olan kışkırtmalara karşı korunmalıdır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi öteki bütün uluslararası antlaşmaların bel
kemiğini teşkil etmektedir.Bu beyanname 19. Maddesinde yer alan hükümlerle İnsan
Hakları örgütlerine ışık tutmuştur:
" Her ferdin fikirlerini benimseme ve açıklama hürriyetine sahiptir.Bu hak
fikirlerinden ötürü rahatsız edilmek" ülke sınırlarına bakılmaksızın bilgi ve fikirleri
her vasıta ile aramak" elde etmek ve yaymak hakkına sahiptir."
Beyanname her ferdin ülkesinin genel meselelerini direkt veya serbestçe seçilen
temsilciler aracılığıyla idare etmek hakkına sahip olduğunu da içermektedir.
Beyannamede önemli kabullerden biri de iktidarların ancak mili iradeyi yansıtma
durumunda olacağı ve bu iradenin serbest ve peryodik gizli oylamalarla tecelli
edeceği, ayrıca çalışma, sendikalaşma, dinlenme hakkı, Anne ve çocuk hakları, eğitim
ve kültürel hayata katkı haklarına yer verilmesi hususlarıdır.
Beyannamenin 28. Maddesi herkesin bu Beyannamede belirtilen ve güvence altına
alınan hak ve hürriyetlerin tam uygulanmasını sağlayacak bir sosyal ve uluslararası
nizama sahip olma hakkından da bahsetmektedir.
Bu Beyanname 30 maddeden olup her zaman ve her yerde temel hak ve hürriyetlerin
savunması için bir güvence olmuştur.
1963 yılı Birleşmiş Milletler Irkçılıkla mücadele Beyannamesi:
Birleşmiş Miletler genel Kurulu 20 Kasım 1963 tarihinde aldığı 904-D18 numaralı
kararıyla bütün ırkçılık uygulamalarını ortadan kaldırmayı kabul etti.
Beyanname insanların haysiyetinin kabulü ve insan haklarıyla temel hürriyetlerin
korunması prensibine işaret etmekle insanların haysiyet ve haklarda eşit olarak
doğduklarının altını çizdi. Buna göre her insan beyannamede güvence altına alınan
temel hak ve hürriyeten ırk, renk ve mili köken ayrımı yapılmadan yayarlanabilir.
Bu beyannameye göre ırkçılık veya ırk üstünlüğü prensibine dayalı her türlü inancın
bilimsel yönden yanlış olduğu, sosyal yönden tehlikeli ve zalim olduğu tesbit edildi.
Ayrıca bu beyanname Birleşmiş milletlerin dünynın bazı ülkelerinde hala mevcut olan
ırkçılık uygulamalarından duyduğu endişeyi dile getirmiş bu gibi uygulamaların
bazen yasalar ve idari uygulamalrala devam ettiğine dikkat çekmiştir.Beyanname ile
Birleşmiş Miletler acil bir şekilde ırkçı uygulamaların ortadan kaldırılmsı için
titizlikle uğraşacağını belirtmiştir.
Bu Beyanname insanlar arasında ırk, renk veya etnik köken yüzünden ayrım
yapılmasının insanlık haysiyetine saldırı olduğunu ve bunun Birleşmiş Milletler
tüzüğüne ve İnsan hakları Evrensel Beyannamesine aykırı olduğu için kınanması
gerektiğini hükme bağlamıştır.
Bu Beyanname ile bütün devletlerin, müesseselerin, cemaat ve fertlerin temel hak ve
hürriyetler konusunda ve insanlara yapılan uygulamalarda ırk, renk veya etnik köken
yüzünden ayrımcılık yapamıyacağı veya böyle bir ayrımı teşvik edici faaliyetler
içinde yer alamıyacağını belirtmiştir.
Beyannamenin 3. maddesi ırk veya etnik köken yüzünden ayrım yapılmasının
yasaklanması için gereken önlemlerin alınması gerektiğini ve böyle bir ayrımın özel
olarak medeni haklar, vatandaşlık, eğitim, din, meslek ve konut konularında olmaması
gerektiğini ele almaktadır. 4. madde ise bütün ülkelerin bu bağlamdaki politikaların
gözden geçirilmesini ve böyle uygulamaların ortadan kaldırılmasını öngören yasal
düzenlemeleri yapmak durumunda olmasını hükme bağlamaktadır.
5. madde de ırk ayrımı ve bundan kaynaklanan ırkçı izalasyon politikalarının bir an
önce bitirilmesini istemekte" 6. madde ise ırk, renk veya milli kökenin vatandaşlık
haklarına gölge düşürülmesine yol açmaması ve insanların siyasi haklarını
kulanımaktan aciz kalmamalarının temini için gereken önlemlerin alınmasını şart
koşmuştur.
Bu Beyanname bir de her hangi bir ırk ayrımı durumunda vatandaşların bağımsız
yargı organlarına müracaat edebileceklerini belirtmek yanında her hangi bir ırk
üstünlüğü veya imtiyazının propogandasını yapan örgütlerin ve uygulamaların
kınanmasını talep etmiştir.
Birleşmiş Milletler kararıyla bütün Irkçılık uygulamalarına son verilmesi
Evrensel Beyannamesi:
Bu Beyanname Birleşmiş Miletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli ve 2106
XX numaralı olan ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürlüğe geçmsi öngörülen kararıyla kabul
edildi. Bu Beyanname de eskisi gibi insan haysiyetinin korunması ve özgür olarak
yaşama hakkına sahip olduğunu ırk, renk, cinsiyet, dil veya din dolayısıyla ayrıma
tabi tutulamıyacağını ve bu gibi uygulamaların yasaklanmasını kararlaştırmıştır.
Beyanname bütün dünya ülkelerinden böyle bir uygulamayı yapmamalarını ve
yaşatmamalarını istemekle bu gibi ayrım politikalarını özendiren uygulamalardan da
kaçınmalarını talep etmektedir.
Bilindiği gibi bu beyanname Irak hükümeti tarafından da onaylanınca Irak hükümeti
Irak Türkmenlerinin kültürel haklarının kabulüne sebep olmuş, ancak Irak
hükümetinin ırkçı asimilasyon politikaları yüzünden bir sene gibi kısa bir müddet
içinde geri lınmış ve yürürlükten kaldırılmıştır.
Uluslararası Medeni, Politik, Ekonomik, Sosyal Ve Kültürel Haklar Antlaşması:
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 16 Aralık 1966 tarihinde 220A ve 2200 D-21 nolu
kararlarla iki ahit,e de imza atmıştır. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar ahdi
tüzüğün 27. maddesine göre ve 3 Ocak 1976 da uygulanmak üzere, ikincisi ise
Medeni ve Politik haklar konusunda olup 49. madde gereğince ve 23 Mart 1976
tarihinde uygulamak üzere çıkarılmıştı.
Her iki antlaşma bütün halkların kendi kaderlerini belirlemeleri hakkını ve antlaşmada
taraf olan bütün ülkelerin bu temel haklara saygı göstermesi ve koruması gerektiğini
içermektedir. Ayrıca ırk, renk, cinsiyet, dil, din veya politik olsun olmasın fikir
hürriyeti bu antlaşmalarla güvence altına alınmıştı.
Antlaşmaların 19.maddesi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde olduğu gibi
insanların kendi fikirlerini benimsemelerini ve bunu açıklamakta her hangi bir baskıya
maruz kalmamaları gerektiğini içermektedir. 20. madde ise ırkçı görüşlerle her hangi
bir mili veya dini topluluğa nefret göstermek veya nefrete teşvik etmekle düşmanlık
ve kaba kuvvete davetin yasaklanmasını öngörmüştür.
Irk Ayrımını yasaklayan 1973 yılı Uluslararası Antlaşması:
Bu antlaşma Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 30 Kasım 1973 tarihli 3068 D-28
kararıyla 18 Temmuz 1976 uygulama tarihli olarak tüzüğün 15. maddesi gereğince
karara bağlanmış ve imzaya açılmıştır.
Bu antlaşmanın birinci maddesine göre antlaşmayı imzalayacak ülkeler ırk ayrımının
bir insanlık suçu olduğunu ilan etmekte ve ırk ayrımı ve ırkçılık babında olan
uygulama ve politikaların ikinci maddede belirtildiği şekliyle uluslararası hukuka ve
Birleşmiş Milletler tüzüğne ters düştüğünü açıklamakta ve barış ile uluslararası
güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü kabul etmektedir. Bu antlaşmayı kabul eden
ülkeler ırk ayrımı yapan örgüt ve fertlerin de suç işlediklerini kabul etiklerini
belirtmektedir.
İkinci madde bu suçları sıralıyarak bunların arasında etnik gruplara bağlı fert veya
cemaatlerin hayat ve şahsi hürriyetlerine kastedilmesi, öldürülmeleri, eziyete maruz
bırakılmaları, zorunlu biçimde kötü koşularda ölüme terkedilmeleri, ülkenin siyasi,
sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına katılımlarının önlenmesi, çalışma ve eğitimden
mahrum bırakılmaları, ülkeyi terketme veya ülkeye geri dönmelerinin önlenmesi ve
fikirlerini açıklamaları konularını saymıştır.
6. madde de üye devletlerin ırk ayrımını yasaklama ve bu uygulamaları cezalandırma
doğrultusundaki Güvenlik Konseyi kararlarını kabul etmeyi teahüt ettiklerini
içermektedir. 19 maddeden oluşan bu antlaşma vatandaşların ayrıma tabi tutulmadan
haklarını kullanmakta güvence altına alındıklarının diğer bir temeli de tesis etmiştir.

1978 Yılı Irk ve Irkçılık Beyannamesi:
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü genel kurulu da 27 Ekim 1978
tarihinde ve 20. devresi sonunda ırk ve ırkçılıkla ilgili bir beyanname yayınlayarak
bütün halk ve insan topluluklarının medeniyete katkıda bulunduğunu belirterek İnsan
Hakları Evrensel Beyannamede ve Irkçılığı ve Irk Ayrımını yasaklayan belgelere
rağmen bu bağlamda bir çok uygulamalar olduğundan kaygılı olduğunu gösterdi. Bu
Beyanname dünyada hala ırkçı uygulamaların varolmasının endişe ile izle izlendiğini
ve bu uygulamaların derhal ve vakit geçirmeksizin kınanması gerektiğini izah eti.
Örgüt, beyannamede bu gibi uygulamaların yeni uluslararası düzene uygun olmaması
yanında İnsan Haklarına bir saldırı olacağını ve bu uygulamaların aynen toplu kıyım
cinayetleri gibi cezalandırılması gerektiğini tesbit etti.
Beyannamenin 6. maddesi insan haklarının korunmasında en büyük rolün devletlere
düştüğünü ve ırk ayrımını kökünden yok etmek için yasal ve idari önlemler almak
drumunda olduğunu ifade etti. 9. madde ise bütün insanların ve halkların ırk, renk ve
köken farklılıklarına bakılmadan haysiyet ve haklarda eşit olduğunu tekrarlayarak
buna karşı olan uygulamaların devletler hukukuna aykırı olduğunu belirti.
Bu beyanname 10 maddeden oluşarak ilan edildi ve insan haklarını savunan örgütlerin
destek ve beğenisini kazandı.
1981 Yılı Aşırılık ve Din-İnanç esaslarına göre ayrımcılığı yasaklayan
Beyanname:
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 25 Ekim 1981 tarihinde bu beyannameyi 36.55
numaralı kararıyla ilan edip bütün insanlık ailesindeki eşitlik ve haysiyet kavramlarına
yer vererek fikir, vicdan ve inanç hürriyetini güvence altına alarak bu konularda ayrım
yapmayı kınadı. Beyanname ibadet etme ve dini toplantılar yapmak dahil hayır
kurumlarının korunması ve eğitimin serbest bırakılmasınıistedi.
8 maddeden oluşan bu beyanname fikir ve inanç hürriyetinin korunması ve etnik veya
dini sebeplerle ayrım yapmanın yok edilmesi yolunda Birleşmiş Milletler prensipleri
Ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi,nin getirdiği fikirleri kuvvetle destekledi.
UNESCO örgütünün Beşeri gen ve insan hakları Evrensel Beyannamesi:
Birleşmiş Milletlere bağlı UNESCO mrgütü 11 Kasım 1997 tarihinde bu
beyannameyi yayınlayarak insan ailesinin genetik özeliklerinin korunması ve insan
haysiyetine aykırı olan deney ve araştırmaların caiz olmadığını vurgulayarak insanlara
genetik özelliklerinden dolayı hakaret etme veya ayrım yapmanın ve bu gibi
toplulukların temel hak ve hürriyetlerinin gasbedilmesinin mümkün olamıyacağını
açıkladı.

İslami İnsan Hakları Beyannamesi:
1999 yılında İslam Konferansı Örgütünün Dışişleri bakanları Kahirede yaptıkları
toplantıda bir İslami İnsan Hakları Beyannamesi yayınladılar. Bu beyannamenin
birinci maddesi insanlığın aslında bir aile olduğu ve insani haysiyet ve görevlerle
yükümlülüklerde eşit olduğunu, insanlar arasında ırk, renk, dil, cinsiyet, dini inanç ve
siyasi görüşlerinden ötürü ayrım yapılmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.
Ayrıca beyanname kadınlar ve erkeklerin haysiyet, hak ve görevlerde eşit olduklarını
ilan ederek her insanın nefsi, dini ehli ve fikir hürriyetinin güvenceye alınmış bir
şekilde yaşama hakkına sahip olduğunu, ülkesinin kaderinde söz sahibi olması
gerektiğini vurguladı.
2001 Yılı Irkçılığa karşı Kahire Beyannamesi:
19-22 Temmuz 2001 tarihinde ırkçılığa karşı evrensel konferans hazırlıkları
çerçevesinde Bölgesel Arap hazırlık Kongresi, Kahire Beyannamesiyle bütün ırkçı
söylem ve uygulamaları kınayarak kültürel ve dini ayrıcalık ve çoğunlukların
korunmasını istedi.
Beyannameni ikinci bölümü Arap hükümetlerinin mili, etnik, kültürel, dini ve
mezhebi azınlıkların korunmasında pek başarılı olmamaları yüzünden ayni ülkelerde
yaşayan insanlar arasında ekonomik, kültürel ve sosyal dengesizliklerin oluşumuna
sebep oldukları ve bunun doğal neticesi olarak iç savaşlar ve çatışmaların meydane
geldiğine dikkati çekti. Bu uygulamalar tabi ki beraberinde geniş ölçülerde insan
hakları ihlallerini de getirerek düşmanlıkların körüklenmesine ve barışın yara
almasına sebep olmuştur.
Kongre ayrıca başta tam eşitlik olmak üzere insan haklarının korunması ve güvenceye
alınmasıyla siyasi, kültürel, ırki ve dini çoğulculuğun korunması ve vatandaşlık
haklarının teminat altına alınması prensibine de yer verdi. Çıkarılan beyanname bütün
dayatma ve sindirme politikalarını ve Arap ülkelerinde azınlıklara saldırıyı kınadı,
ayrıca toplu kıyım ve zorunlu göç ve özgürlükleri yoka saymanın kabul edilemiyecek
olduğunu açıklayarak azınlıkların korunması ve Birleşmiş Miletler Azınlık Hakları
Bildirgesindeki haklarını tam olarak kullanmalarına yardımcı olunmasını istedi.
2001 Durban"Güney Afrika" ırkçılıkla mücadele konferansı:
Irkçılık ve yabancılara nefret edilmesiyle mücadele edilmesi evrensel kongresi 31
Ağustos- 7 Eylul 2001 tarihinde Güney Afrikanın Durban kentinde yapıldı. Ortadoğu
münazallarının ve anti samism tartışmalarının geniş fikir ayrılıkları gölgesi altında
yapılan kongre ara çözümler bularak iki beyannameyi benimsedi. İlk beyanname bir
prensipler deklarasyonu öteki ise 160 katılımcı ülkenin kabul ettiği ırkçılıkla
mücadele beyannamesi idi.

AZINLIKLARIN KORUNMASI
Türkmenler ve Kürtler kendilerine verilen AZINLIK vasfını hiç sevmemişler ve
Irak,ın genel prespektifi içinde esas konuma sahip miletler olduklarını
hissetmişlerdir. Bu sebepten dolayı Irak,ın manda rejiminden kurtulup Cemiyet-i
Akvama girişini temin etmek için verdiği teahüdü de bundan dolayı çok hoşnut olarak
karşılamımışlardı.
Ancak Irakta en büyük topluluğun Araplar olduğunu kabul etmek lazım. Hal böyle
iken öteki milli topluluklar da haliyle azınlık olarak kabul edileceklerdi.
Kürtler bu konumu hafifletmek için çaba göstermiş ve kendilerinden geçici
anayasalarda Vatanın Ortakları olarak bahsettirmeyi başarmışlarsa da anaysanın öteki
maddeleri vatandaşlar arasında milliyet, dil veya kökenden ötürü ayrım
yapılamıyacağını hükme başlamıştır. Böylece temel hak ve hürriyetlerde doğal olarak
ekseriyetle azınlık arasında bir fark doğmayacaktı.
Ancak medeni insanlık camiası çoğunluğun azınlığa musallat olması ihtimalini ve
çoğunluk tarafından olmasa da politikacılar tarafından siyasi gerekçeler ve inanç
nedeniyle azınlıkların mağdur duruma düşürülebileceği imkanını görerek azınlıkların
korunması ve ırk ayrımı ile toplu kıyımların uluslararası cinayet olarak kabul edilmesi
cihetine gitmiştir.
Mili Azınlıklara mensup bireylerin haklarına yönelik 1992 Beyannamesi:
Birleşmiş Miletler Genel Kurulu 18 Aralık 1992 tarihinde aldığı 47-135 numaralı
kararıyla Milli ve Etnik Azınlıklar ile Dini ve Lisan Azınlıklarıa mensup şahısların
haklarını garantiye alan Beyannameyi kabul etmiş ve açıklamıştır. Etnik, dini ve milli
azınlıklara mensup şahısların hakları konusundaki Uluslararası Ahit,in 27.
maddesinden ilham alarak birinci maddesinde bütün ülkelerin azınlıkları korumayla
yükümlü olduklarına karar vermiştir. Bu karara göre azınlıkların etnik konumları,
kültürel , dini ve milli kimlikleri korunacak ve bu kimlikler desteklenecekti.
İkinci madde milli, etnik ve dini azınlıklara mensup şahısların kendi kültür varlıklarını
yaşamaya hakkı olduğunu ve açık olsun gizli olsun kendi lisanlarını kullanmakta
serbest olduklarını hükme bağlamış, ayrıca ülkenin kültürel etkinlikleri, dini sosyal ve
ekonomik hayatına katkıda bulunmaları uygun bulunmuştur.
Bu beyannamenin en önemli prensiplerinden biri de azınlıklara mensup şahısların
mili ve bölgesel platformlarda kendi azınlıklarını ilgilendiren kararlarda rol
oynamaları, katkıda bulunmaları ve kendi bölgeleriyle ilgili kararlara katılımlarının
sağlanması olayıdır. Bu azınlıklar bahsi geçen beyannameye göre kendilerine özgü
konseyler teşkil ediğ bunları devam etirebileceklerdi.
Zaman zaman hükümetler veya bazı teorisyenlerin milli azınlıkların başka ülkelerdeki
mili topluluklarla olan ilişkileri polemik haline dönüştürülmüştü. Bu gibi
bağlantıların esas vatanlarındaki fikir mozaiğini ve kültürel hareketi zenginleştireceği
gözardı edilmişti.
İşte bu beyanname bu polemiğe son noktayı koyup önemli ve bağlayıcı bir hüküm
getirerek ikinci maddenin beşinci fıkrasında şu hükme yer vermişti:
" Azınlıklara mensup olan şahıslar cemaatlerinin başka fertleriyle ve başka azınlıklara
mensup şahıslarla ilişki ve serbest iletişim kurma hakkına sahiptirler.Ayrıca ayrım
yapılmadan ayni mili, etnik, dini bağları veya lisan bağlarını paylaşan öteki devletler
vatandaşlarıyla hudut aşırı ilişkiye girmekte serbestirler."
Mili, dini veya etnik azınlıklara mensup şahısların haklarını koruyan
beyannamenin etkin konfirmasyonu:
Birleşmiş Milletler Genel kurulu 12 Aralık 1997 tarihinde 52-123 numaralı kararıyla
adı geçen beyannamenin konfirme edilmesini ve azınlıklara mensup şahısların temel
hak ve hürriyetlerini serbestçe ve etkili biçimde kullanmalarının teminini hükme
bağladı. Buna göre etnik, milli ve dini azınlıklar kanun önünde eşit olarak serbest
olacaklar ve bu ayrıcalıklarından dolayı kendilerine her hangi bir ayrım
yapılmayacaktır.
Karar bütün ülkeleri bu hakların korunması için gereken önlemleri almaya ve iradeyi
kulanmaya çağırdı.
Görüldüğü gibi bu beyanname devletlerde yasama veya yürütme organlarının bu
haklara aykırı olarak hareket edebilecekleri ihtimali veya bir azınlığın öbür azınlığa
musallat olabileceği ihtimalini görmüş ve beşinci maddesinde insan haklarının
korunması, tolerans ve anlaşmanın hakim kılınması prensibinin hem hükümetler hem
d birbirleri arasında azınlıkların görevi olduğunu hükme bağlamıştır.
Mili Azınlıkların Korunması hakkında Genel Çerçeve anlaşması-1994:
Bu anlaşma Kasım 1994 tarihinde Strasburg,da Avrupa Konseyi tarafından
açıklanmış, Avrupa Konseyine üye ülkelerle 9Ekim 1993 yılı Viyanna
beyannamesine göre anlaşmayı onaylayacak ülkeleri hükümlerine bağlamıştı.
Bilindiği gibi bu beyanname Avrupa devlet ve hükümet başkanları tarafından
onaylanmış ve bu ülkelerde yaşayan azınlıkların korunması yükümlülüğünü
getirmişti.
Anlaşmaya göre milli azınlıkların temel hak ve hürriyetlerinin korunması uluslararası
güvenceye alınan insan hakların bölünmez bir parçasıdır. Bu bağlamda azınlık
mensupları kültürel ve sosyal haklarını hiç bir engel olmadan kullanacaklardır.
Devletler azınlık mensupları dahil bütün vatandaşları eşit olarak görecek ve dil veya
ırk özeliği nedeniyle ayrım yapılmadan eşitlik sağlanacaktır. Azınlıklarla Çoğunluk
mensupları arasında ekonomik, sosyal ve siyasi fırsatlar da eşit olacaktır.
Bu anlaşma insani ilişkilerde temel unsurun karşılıklı saygı olduğunu ve anlayış ve
toleransın doğru diyaloglar için hayırlı vesile olacağını kabul etmiştir.

İNSAN HAKLARI VE AZINLIKLARIN KORUNMASI
KONUSUNDA IRAK,IN UYGULAMALARI
Irak hükümetleri bütün bu uluslararsı anlaşma ve ahitlerde güvenceye alınan ve İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesi ile kabul edilen temel hak ve hürriyetlerin hemen
hemen hepsini hiçe saymış ve Türkmenler dahil bütün toplulukların temel haklarını
gasbetmiştir.
Uluslararası Af örgütü veya İnsan Hakları Organizasyonları ile İnsan Hakları Gözetim
Komisyonlarının yanında Birleşmiş Milletlerce teşkil edilen tahkikat ve Araştırma
komitelerinin raporlarına bakacak olursak Irak hükümetlerinin bu bağlamda işledikleri
cinayetlerin vehameti açık bir şekilde göze çarpacaktır.
Amerika Birleşik Devletlerin Dışişleri Bakanlığının 1999 yılı raporu, Irak
hükümetinin akıl almaz uygulamalarını ve bu arada Kerkük,de Araplaştırma ve
asimilasyon politikasını gözler önüne sermektedir. Bu rapor konutlara zor kullanılarak
girilmesi, Türkmen ve Kürtlerin ana topraklarından uzaklaştırılmaları ve azınlıkları
yurtlarını terk etmeye mecbur etmek için çocukların rehin tutulmaları konularına
açıklık getirmektedir.
İkinci Körfez savaşından sonra insan hakları komisyonları ve insan haklarını
araştırmak için görevlendirilen özel raportörün raporları yılar boyu bu uygulamaları
tesbit etmiş olduğu gibi 2001 yılı Irakta İnsan Hakları durum raporu da Irak
hükümetini insan haklarına saygılı olmaya ve milli ve dini azınlıkların temel haklarına
olan ihlalerini durdurmaya çağırmıştı. Bu arada rapor derhal Kürt, Asuri Ve
Türkmenlere karşı yapılan mezalimin durdurulmasını, Kerkük ve Hanekinden olan
zorunlu göçlerin ve güneydeki Ahvar bölgesindeki sulu arazi sakinlerine karşı
uygulanan politikaların değiştirilmesini önemle talep etmişti.
2002 yılı raporu da insan hakları ihlalerini ve Türkmenlerle öteki milletlerin
çektikleri eziyetleri detaylı olarak açıklamış, zorunlu göç, Altu Köprü ve
Tuz Hurmatu gibi Türkmen şehirleri etrafında milli konumu değiştirmek
için iskan bölgeleri tesisi ve Türkmen şehirleri, köyleri ve semtlerinin
isimlerinin değiştirilmesi konularına dikkat eçkmişti.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Türkmenlerin Siyasi Mücadelesi

Irak Türkmenlerinin Siyasi Mücadele Tarihi
Irakta ilk ulusal hükümetler kurulduğunda etnik katılıma yer verildi. Bu bağlamda 25
Ekim 1920 tarihinde Bağdat eşrafı reisi Aburrahman el-Geylani başkanlığında ilk
geçici hükümet kurulunca Türkmenlerden İzzet Üaşa Kerküklü Milli Eğitim ve sağlık
bakanlığına atandı. Kerküklü daha sonra 29 Ocak 1921 de kurulan ikinci hükümete
bayındırlık bakanı olarak atandı, ancak Nisan 1922 tarihinde istifa ederek
Türkmenlerle Irak hükümetleri arasındaki uçurumun başlangıcına şahit oldu.
Kerküklü,den sonra oldum olası Irak hükümetlerine hiç bir Türkmen bakan alınmadı.
Kerkük ve öteki Türkmen bölgelerinde milli ruhun şahlanmasını önlemek için İngiliz
kuvvetleri bir mesaj ulaştırmak isteyerek lejyoner Tiyari kuvvetlerini de alet ederek 4
Mayıs 1924 sabahı Kerkük,ün büyük çarşısında bir kavga çıkararak olayları başlattı.
İngiliz kuvvetleri bu kavgadan sonra kışlalarına çekilip tekrar büyük kuvvetlerle şehre
dönmüş ve Tiyarilere de serbest hareket emri vererek yağma ve saldırılara başlayarak
Türkmenleri evlerine kadar takip ederek ailelerinin gözü önünde katletmeye
başladılar.
Irak polis kuvvetleri araya girerek sokağa çıkma yasağı ilan etti Bunun başlıca sebebi
hükümet çevrelerini yüzlerce Türkmenin köylerden şehir merkezine yöneldiğini ve
soydaşlarını korumaya ve destek vermeye kararlı olduklarını görmesi idi. Bunu
önleyen hükümet güçleri uçaklarla Türkçe kaleme alınan bildiriler atarak ehaliyi
sükünete çağırdı. Milli infial karşısında zararları tesbit etmek için bir komite kuran
hükümet, zarar görenlere adil tazminat verileceğini vadeti. Gerçekten de Irak
hükümeti zarar gören veya hadiselerde hayatını kaybedenlerin ailelerine dağıtılmak
üzere bir miktar nakit tahsis etse de o zamanın yetkilileri ve Belediye Başkanı bu
tahsisatın çok az bir miktarını dağıtarak geriye kalanı zimmetlerine geçirdiler.
Bu kasvet Türkmenleri sindirmeye yetmeyince ve hükümet güçleri bazı aydın kişiler
ve öğretmenlerin Türkmenleri temel haklarını savunmaya çağırdıkların görünce
bunlardan bir kısmını ürgüne göndererek özel olarak Basra ve Nasiriye gibi güney
vilayetlerine tayin ederek buralarda iskan etmeye mecbur etti. Bu vilayetlerin uzaklığı
ve oradan Kerkük,e ulaşmanın zor olduğunu hesaplayan hükümet olayların durulması
ve sakinleşmesini bir süre bekledikten sonra bunların tekrar Kerkük,e dönmelerine
izin verdi. Ancak bunlardan bir bir kısmı zaten daha önceden istifa ederek Kerkük,e
kendi imkanlarıyla dönmüşlerdi.
Hükümet bu uygulamayı 1936 yılında yaşanan olaylardan ve Reşit Ali Geylani,nin
1941 yılındaki ayaklanması hadiselerinden sonra da yapmış, özel olarak
öğretmenlerin uzak vilayetlere tayinini çıkarmıştı. Bu tayin edilenlerin başında milli
ruhu körükleyen ve Yerel Lisanlar kanunun doğru bir şekilde uygulanmasını
isteyenler öğretmenler geliyordu.
12 Temmuz 1946 tarihinde Irak polisi Kerkük,ün Gavurbağı denilen bahçelerinde
miting yapan ve bu mevkide aileleri ve çocuklarıyla birlikte toplanan Irak Petrol
Şirketi işçileri üzerine ateş açarak bir çok ölü ve yaralı bırakarak çekildi. Kerkük,de
yayılan infial ve kızgınlık üzerine Irak hükümeti bir tahkikat komisyonu kurarak işten
çıkarılan işçilerin tekrar işlerine dönmelerini kararlaştırdı ve olaylara sebep olanlardan
bir kısmını tutukladı. Ancak tutuklanan polislerin hepsi düzmece bazı yargılamalardan
sonra serbest bırakıldı.
1950 yılında Irak hükümeti Kerkük ve öteki Türkmen bölgelerindeki eğitim
müdürlüklerine gönderdiği genelgede Türkçe tedrisatın durdurulması ve Türkçe ders
açıklamalarının azaltılmasını istemişti. Bölgedeki kültürel tesislerin sindirilmesi
çabaları içinde 1954 yılında Tuz Hurmatu,da Türkçe kitap ve dergilerin dağıtımını
sağlayan kitabevi yakıldı.
1957 yılında nüfus sayımı yapılmadan hükümet çevreleri Kerkük, Erbil ve başka
Türkmen bölgelerinde Türkmen mevcudiyetini ve dürüst bir saım isteyenleri
sindirmek için bazı tutuklamalar yaparak genelikle Türkmenlerin oturdukları
kahveler gözetim altına alınarak Türkmen ailelerin korkması ve nüfus sonuçlarının
çarpıtılması istendi.
1958 Temmuzunda yapılan darbden sonra Irakta cumhuriyet kurulmuş ve bundan
ümitlenen Türkmenler artık bütün vatandaşların eşit olarak temel hak ve hürriyetleini
kulanacak bir konuma geleceğini beklemişlerdi.Bu arada Türkmen aydınlarından bir
ekip bu ümidi yansıtarak çıkardıkları haftalık gazeteye " Beşir" ismini vermişlerdi. 23
Eylul 1958 tarihinden yayın hayatına giren bu gazete 17 Mart 1959 tarihinde
yayınlanan 26. sayısını çıkardıktan sonra resmi bir kararla kapatıldı.
Darbeden iki hafta sonra bir Türkmen heyeti Bağdat,da yeni idareyi kutlamaya gitti.
Bu heyete Kerkük, Erbil, Musul, Telafer, Tuz Hurmatu, Kifri ve öteki Türkmen ilçe
ve kasabalarından katılan bir çok Türkmen vatandaş katıldı. Geceleri sokağa çıkma
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Türkmenler ve Irak - 3
  • Büleklär
  • Türkmenler ve Irak - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3469
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1793
    21.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    33.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkmenler ve Irak - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3675
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1673
    22.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    33.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkmenler ve Irak - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 3728
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2068
    20.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    31.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    39.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkmenler ve Irak - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3660
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1282
    20.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    31.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkmenler ve Irak - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 3833
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1812
    23.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    34.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkmenler ve Irak - 6
    Süzlärneñ gomumi sanı 3505
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1866
    23.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkmenler ve Irak - 7
    Süzlärneñ gomumi sanı 3155
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1556
    17.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    28.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    34.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkmenler ve Irak - 8
    Süzlärneñ gomumi sanı 694
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 442
    13.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    23.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    28.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.