Türkiye'nin Yeni Dünyası - 4

Süzlärneñ gomumi sanı 3856
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1920
20.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
30.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
36.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
İran. Erbakan'ın 1996 yılında İran'a gerçekleştirdiği ziyaret, uluslararası kamuoyunun çok ilgisini çekmişti. Zira Erbakan, İran'ın kuzeybatısındaki Tebriz'den Türkiye'nin doğusundaki Erzurum'a uzanan bir doğalgaz boru hattının inşasına ilişkin bir anlaşma imzalamıştı. Anılan anlaşma, bu hattın gelecekte batıda Sivas ve Ankara'ya doğru uzamasını da içermekteydi. Hattın, Türkiye'ye yılda ortalama 3 milyar metreküp gaz getirmesi planlanmaktaydı. Bu miktarın 2003'e kadar 10 milyar metreküpe çıkarılması hedeflenmekteydi. Aynı ziyarette, Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacminin 900 milyon $'dan 2.5 milyar $'a çıkarılmasına ilişkin temenniler de dile getirilmişti.33Bu tasarılar ABD'nin eleştirilerine neden olmakla birlikte, aslında Türkiye ya da diğer Batılı devletler tarafından İran'a yatırım yapılmayacağı için, nihayetinde Washington tarafından kabul gördü. Hattın, Türkmen doğal gazı için kullanılabileceği önerisi de tartışıldı.34 Bu projelerin de gösterdiği gibi, İran ekonomik olarak Türkiye açısından gerek ihracat pazarı, gerek enerji kaynağı gerekse de Orta Asya'ya açılan kapı olarak gözardı edilemeyecek kadar önemli bir ülkedir. Siyasi mülahazalar da bu yaklaşımı güçlendirmektedir çünkü İran PKK'ya tam destek sağlarsa Türkiye'nin başını bir hayli ağrıtabilir. Türk hükümetlerinin tüm çabaları, ABD ve diğer Batılı güçlerle anlaşmazlığa düşme pahasına da olsa, İran'la işbirliğine dayanan ilişkiler kurmaya yönelik olmalıdır.
Irak. 1990'dan bu yana Irak'a karşı BM yaptırımlarının uygulanması Türk-Irak sınırındaki hareketliliğin tamamıyla sona ermesi anlamına gelmemektedir. Gıda maddelerinin, ilaçların ve inşaat malzemelerinin dağıtımı, BM'nin rızasıyla, karşılığında Irak'tan mazot alınarak sürdü. 9 Aralık 1996'ya kadar Irak, kendisinin altı aylık periyotlarla 2 milyar dolarlık petrol ihraç etmesi karşılığında "insani" amaçlı yardım malzemeleri satın alabilmesini öngeren 986 sayılı Güvenlik Konseyi kararı kapsamındaki BM planını kabul etmedi. Bu kararın kabulüyle, 11 Aralık 1996'da Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattından petrol akmaya başladı. Türkiye'nin Irak'a yaptığı ihracatta önemli bir artış olmadı ama Irak'tan Türkiye'ye önemli miktarda mazot girmekteydi. Türk hükümetleri ve özel sektör BM'nin mümkün olduğunca çabuk bir biçimde, Irak'la Türkiye arasındaki ticaretin yeniden başlamasını istemekteydi. Zira, Türk yetkililerin iddasına göre, yaptırımlar Türkiye'ye 30 milyar dolara mal olmuştu. Bu ekonomik güdüler, Türkiye'nin Irak'ın toprak bütünlüğünü koruma taahhüdü ve daha da önemlisi, Irak ya da başka bir yerde bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engelleme gibi siyasi etkenlerle daha da güçlenmiştir.35
Libya. Türkiye ile Libya arasındaki siyasi ilişkiler son yıllarda Libya lideri Muammer Kaddafi’nin Kürt milliyetçiliğini desteklediğini açıkladığı için fırtınalı bir seyir izlemektedir. Türkiye’nin Libya’da hala önemli ekonomik çıkarları bulunmaktadır. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 500 ila 700 milyon $ arasında değişmektedir. Türk müteahhitler paralarını almakta önemi zorluklarla karşılaşsalar da Libya’da üstlendikleri işler 1.7 milyar $ değerindedir. Genel uluslararası ilişkiler sisteminde Türkiye ile Libya ayrı kutuplarda yer alsalar da, Türkiye’nin, Libya üzerinde, gelecekteki hükümetlerin ABD’nin hoşnutsuzluğunu ve Kaddafi’nin dengesizliklerinin yol açacağı sorunları göze alarak Libya’yla dengeli ilişkiler kurmayı deneyecek kadar çıkarı bulunmaktadır.36
Suriye. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Ekim 1998’de Suriye’den sınırdışı edilmesi iki ülke arasında daha iyi ilişkiler kurulmasının önündeki en önemli engeli ortadan kaldırdı. Öte yandan, yapımı yeni tamamlanan Atatürk Barajı’nın Türkiye tarafından, Suriye tarımının büyük ölçüde bağımlı olduğu Fırat’ın sularını kesmek veya en azından hatırı sayılır ölçüde azaltmak için kullanılacağı endişesi iki ülke arasındaki çözüme kavuşturulamamış ihtilaflardan biridir. 1939’da Türkiye tarafından ilhak edilen Hatay üzerindeki tarihi çekişme de gerilimi yükseltmektedir. Suriye, 1987 yılında Özal ve Hafız Esad arasında imzalanan ve Suriye’ye saniyede 500 metreküp su bırakılmasını öngören anlaşmanın geçici bir düzenleme olduğunu iddia etmekte ve uzun dönemde saniyede 700 metreküp su talep etmektedir. Türkiye ile İsrail arasındaki askeri ve ekonomik anlaşmalar Suriye’nin korkularını daha da arttırmaktadır. Gerginlikler göz önüne alındığında, İki ülke arasındaki toplam ticaret hacminin yıllık ortalama 600 milyon $ civarında gerçekleşmesi şaşırtıcıdır.37 Öcalan’ın Suriye dışına çıkarılması iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yaygınlaştırılma olasılığını da arttırmıştır (iki ülke arasındaki elekrik şebekelerini bağlama ve Mısır’dan gelen ve Ürdün ile Suriye üzerinden geçen bir doğal gaz boru hattının inşası gibi projeler aracılığıyla). Fakat her iki taraf da uzun dönemli taahhütlere girmeden önce ilişkileri sınamak isteyeceklerdir.
İsrail. Türkiye ile İsrail arasında Mart 1996’da imzalandıktan sonra Nisan 1997’de TBMM tarafından onaylanan serbest ticaret anlaşması, ekonomik ilişkilerin güçleneceğine dair önemli ipuçları vermekteydi. Bu anlaşma aynı zamanda, sınırlı askeri işbirliği anlaşmasını ve Aralık 1996’da imzalanan, Türk F-4 savaş uçaklarının modernizasyonunu öngören 600 milyon $’lık anlaşmayı da güçlendirmekteydi. Türkiye’nin başlıca güdüsü ekonomik olmaktan ziyade siyasi idi. Amaç Suriye’ye karşıtağırlık olarak İsrail ile bir anlaşmaya varmak ve Washington ile iyi ilişkiler kurmanın aracı olarak İsrail’i kullanmaktı. ABD Kongresinde Yunan ve Ermeni lobileriyle uğraşmak zorunda kalan Türkler için Yahudi lobisi faydalı olabilirdi.
Ekonomik olarak ise serbest ticaret anlaşmasına büyük umutlar bağlandı. Beklentiler, Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacminin yıllık 2 milyar dolara çıkacağı ve İsrail’in ABD, Kanada ve Orta Amerika’yla olan tercihli ticaret bağları sayesinde Türk ihracatçıların pazarlarını bu ülkelere genişletebileceği yönündeydi. Özellikle giyim sanayiinde, ortak üretim yapılması da öngörülmekteydi. Ticaret hacmi 1996 yılındaki 450 milyon $ seviyesinden 1998’de 730 milyon $’a çıktı. Fakat bu rakam, Türkiye’nin Ortadoğu’yla yaptığı toplam mal ticaretinin % 16’sını teşkil etmekteydi. Bölgedeki diğer devletler –özellikle Mısır, Suudi Arabistan ve Cezayir- ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi çok daha yüksekti.38 Türkiye Arap-İsrail çatışmasına doğrudan ve anlamlı olarak katılmaktan büyük bir olasılıkla kaçınacağı için iki ülke arasındaki ittifakın önünde siyasi sınırlamalar da bulunmaktadır. Aynı şekilde, İsrail de Öcalan’dan dolayı Türkiye ile Suriye arasında yaşanan gerginlikte tarafsızlığını ilan etmişti. Yine de, Erbakan yönetiminin bile Türk-İsrail anlaşmalarını kabul etmiş olması, gelecekteki hükümetlerin de, gerçekçi sınırlar dahilinde olması kaydıyla, ilişkileri geliştireceklerini göstermektedir.39
Kemal Kirişçi
TÜRKİYE VE MÜSLÜMAN ORTADOĞU
Soğuk Savaş sırasında, Türkiye’nin dış ve güvenlik politikaları büyük ölçüde Avrupa’daki gelişmelerin ve iki blok arasındaki ilişkilerin bir fonksiyonu niteliğindeydi. Fakat Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana, Türkiye’nin ulusal çıkarları, Balkanlar’dan Karadeniz’e, Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya kadar çevresindeki tüm bölgelerde güvenlik ve istikrarla çok yakından ilişkili hale gelmiştir. Türkiye aynı zamanda bir Ortadoğu ülkesi olduğu için, güvenliği, istikrarı ve refahı bu bölgedeki gelişmelere sıkı sıkıya bağlıdır. Bu çıkarım, 1990-91 Körfez krizi ve savaşından beri özellikle geçerlidir. Arap-İsrail barış süreci de bölgesel işbirliğine yönelik olanaklar ortaya çıkarmıştır.
Soğuk Savaş’tan Sonra Değişim Baskısı
1950’lerde Türkiye, Sovyet etkisinin Ortadoğu’ya yayılmasını önlemek için etkin bir rol üstlendi. Batı yanlısı Bağdat Paktı’nın ve CENTO’nun kurulmasına yardımcı oldu.1 Bu etkin politika, Türkiye’yi Batının bir ajanı gibi gören Sovyet yanlısı Pan-Arabist ve Baasçı rejimlerin tepkisini çekti. 1958 Temmuzunda, Irak’ta Kraliyet rejiminin devrilmesi ve yerine General Abdülkerim Kasım’ın radikal Pan-Arap rejiminin geçmesi, bir sonraki yıl Bağdat Paktı’nın dağılmasına yol açtı. Ortadoğu’daki bu kısa süreli Türk etkinliği, tek parti yönetiminden parlamenter demokrasiye geçişin yaşandığı bir siyasi dönüşüm ve ekonomik liberalizasyon dönemiyle çakışmaktadır. Türkiye’nin bu dönemdeki Ortadoğu politikası, kısmen bu dönüşüme kısmen de yeni Türk siyasi elitinin bölgedeki Sovyet tehdidine karşı harekete geçerek, Batılıların güvenini kazanma çabalarına bağlanabilir.2 Sonraları, Türk dış politikasına, bölge politikalarına bulaşmama ve müdahale etmeme ilkeleri hakim olmuştur.3
1970’lerin başlarına kadar, Türkiye, Arap ülkeleri ve İsrail’le dengeli ilişkiler yürüttü. 1967 Arap-İsrail savaşı, Kıbrıs sorunu nedeniyle büyüyen yalnızlık duygusu ve İslam ülkelerinin desteğini elde etme arzusu –İslamcı Milli Selamet Partisi’nin yükselişini de unutmamak gerek- gitgide Arap ülkeleriyle daha yakın ilişkiler kurulması ve Filistin davasında Arap ülkelerinin daha çok desteklenemesi yönünde bir değişime yol açtı.41973’te petrol fiyatlarının fırlaması sonucu Türk ekonomisinin içine düştüğü kriz, petrol zengini Arap ülkeleriyle ticari ilişkilerin geliştirilmesi gibi başka baskılara yol açtı. 1977’de İsrail’de Likud Partisi’nin iktidara gelmesi ve bu partinin Lübnan ile diğer işgal edilmiş topraklarda izlediği sert politikalar, İsrail’le diplomatik ilişkilerin seviyesinin düşürülmesine neden oldu. Türkiye, Filistin Kurtuluş Örgütü’yle (FKÖ), bu örgütün Ermenilerle ve Türkiye’de faaliyet gösteren solcu terörist örgütlerle olan sıkıfıkılığına rağmen, daha yakın ilişkiler kurdu.
1980’ler daha önemli gelişmelere sahne oldu. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Özal, Türkiye’nin Ortadoğu’yla ilişkilerinde daha etkin ve enternasyonalist bir dış politika yaklaşımı geliştirmesinde önemli bir iz bıraktı.5Özal, muhafazakar Körfez ülkelerinin yanı sıra, Libya, İran ve Irak gibi radikal ülkelerle de ilişkileri güçlendirdi. Türk girişimcilerin Ortadoğu’daki çıkarlarının seferber edilmesinde önemli bir rol oynamakla kalmadı Arap sermayesini de Türkiye’ye çekti. Bu dönemde, Türkiye’nin Ortadoğu’yla ilişkileri belirgin bir biçimde arttı.6 Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamındaki barajların sayısı arttıkça, Özal, Şam’ın endişelerini Fırat’tan saniyede en az 500 metreküp su bırakılacağının sözünü vererek gidermeye çalıştı.
1986 yılında Özal Türkiye’den Ortadoğu’ya su götürülmesini içeren bir “barış suyu” projesi ortaya attı. Özal’ın bölgecilik politikası, 1990’daki körfez krizi sırasında Türkiye’yi Irak karşıtı kampanyaya dahil ettiğinde zirve noktasına ulaştı. Özal, kendisine geniş savaş yetkileri verilmesi konusunda parlamentonun muhalefetiyle karşılaşsa da nihayetinde Irak’a karşı uygulamaya konulan BM yaptırımlarına destek sağlamayı başararak Türk askeri tesislerinin Irak karşıtı koalisyon tarafından kullanılması için gerekli izni kopardı. Özal’ın politikası, Türkiye’de sert eleştiri ve muhalefete yol açarak genel kurmay başkanı, dışişleri ve savunma bakanlarının istifasıyla sonuçlandı. Fakat Özal bunların hiçbirinden etkilenmemiş gözüktü. Mart 1991’de, yerleşmiş politikadan esaslı bir biçimde saparak, Saddam Hüseyin’e karşı isyan hareketi başlatmış olan Kuzey Iraklı Kürt liderlerle diyalog kurdu. Savaş sonrasında Saddam Hüseyin’in gazabından korkarak Türkiye’ye kaçan yarım milyona yakın Kürt mültecinin yeniden yurtlarına dönmesini sağlamak üzere Kuzey Irak’ta güvenli bir bölge oluşturulması ve Çekiç Güç kurulması için Batılı müttefiklerin ikna edilmesinde önemli bir rol oynadı.7
Sonraları, Özal’ın cesur politikasının pek karlı olmayacağı ortaya çıktı. “Barış suyu” projesi bölgedeki güvensizlik ve Arapların Türk suyuna bağımlı olma korkuları nedeniyle gerçekleştirilemedi.8Türkiye’nin, Irak’ın Kuveyt’ten çıkartılmasında oynadığı rol, Arap dünyası tarafından Özal’ın beklediği gibi değerlendirilmedi ve Arap-İsrail barış sürecinde Türkiye’nin yer almasını sağlayamadı.9 Dış politikadaki bu artan aktivizmin öngörülemeyen önemli bir sonucu da Arap başkentlerinde bölgedeki Türk etkinliğinin yeniden canlanacağı endişesini arttırmıştır.10 Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve sonrasındaki gelişmeler Türk dış politikasının dikkatini başka tarafa çevirdi11
1993’te Özal’ın ölümüyle, Ortadoğu politikası, eski ihtiyatlı ve tutucu niteliğine büründü. Türk dışişleri bakanı Hikmet Çetin, Temmuz 1993’te, İsrail’e düzenleyeceği bir ziyaretin arifesinde bu ülkenin güney Lübnan’a saldırı başlatması üzerine bu ziyareti iptal etti. Oslo’daki gizli müzakereler aracılığıyla Arap-İsrail cephesinde ulaşılan çarpıcı gelişme dünyaya duyurulmasının sadece birkaç hafta öncesinde, Türk dış politikası yine Arap dünyasının tepkisini çekme korkusunun tutsağı olmuştur.
Fakat, Soğuk Savaş sonrasında Ortadoğu’da yaşanan değişiklikler Türkiye’yi ve ulusal çıkarlarını derinden etkilemektedir. Yeni Ortadoğu, karmaşık sorunların yanı sıra fırsatlar da sunmaktadır. Ekonomik mülahazalar ve Müslüman ülkelerle daha yakın ilişkiler kurulmasına yönelik iç baskı da düşünülürse, Türkiye’nin Ortadoğu politikalarıyla gelecekte daha fazla ilgileneceğini söylemek mümkündür.
Dış Politikada Karar Alma: Erbakan Dönemi
Soğuk Savaş sırasında, hükümetin dış politikasının şekillendirilmesinde, dışişleri bakanlığı ve ordu önemli aktörlerdi. Bu durum günümüzde de değişmemiş fakat, siyasi partiler tarafından savunulan çeşitli görüşler ve kamuoyu daha büyük rol oynamaya başlamıştır. İki büyük muhafazakar laik parti, Doğru Yol (DYP) ve Anavatan (ANAP), sosyal demokrat Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile birlikte, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin önündeki zorluklara rağmen, Batı yanlısı politikaları ve Batı Avrupa’yla ekonomik bütünleşmenin devamını savunmaktadırlar. Bülent Ecevit’in Demokratik Sol Parti’si (DSP), Batı’yla ilişkilerde geleneksel olarak daha eleştirel bir tavır takınmakta ve Ortadoğu dahil bölge ülkeleriyle daha yakın ilişkiler kurulmasını savunmaktadır. 1997’nin ortalarından bu yana, kurulan bütün hükümetlerde yer alan DSP son dönemdeki dış politikaya açıkça damgasını vurmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), milliyetçi bir dış politikanın savunucusu olmuştur. MHP, Türki dünyasıyla daha yakın ilişkiler tesis edilmesini ve Türkiye, Ürdün, Mısır, İsrail ve Filistin’den oluşan bir “Doğu Akdeniz Birliği”nin kurulmasını istemektedir. İran ve Suriye’ye karşı ise eleştirel bir tutum benimsemektedir.12
1996-97 yıllarındaki Refah-DYP koalisyon hükümeti sırasında, Türk dış politikasının geleneksel yöntem ve ilkeleri fütursuzca sınandı. Bu sınama büyük ölçüde Ortadoğu’ya odaklandı. Başbakan olarak Erbakan, yabancı büyükelçi ve liderlerle yaptığı görüşmelerde diplomatları dışlayarak bazan yerleşmiş uygulamadan ayrıldı.13
Erbakan’ın RP’si geleneksel Türk dış politikasına temelden karşı çıktı. AB ile Türkiye arasındaki 1995 gümrük birliği anlaşmasına da şiddetle muhalefet etti. Erbakan, AB yerine Türkiye’nin bir İslam Birleşik Devletleri, bir İslam Gümrük Birliği ve bir İslam NATO’sunun oluşturulmasında öncülük etmesi gerektiğini savundu.14 İran’la ilişkilerde ise, RP, diğer siyasi partiler ve kamuoyunun büyük çoğunluğu tarafından paylaşılan görüşle taban tabana zıt bir tutum sergileyerek, Türkiye’deki terörizmin İran tarafından desteklendiği iddialarına karşı çıktı. İran, başbakan olarak Erbakan’ın 1996’da ziyaret ettiği ilk ülke oldu. Bu ziyaret sırasında, İran’ın ayrılıkçı PKK güçlerinin bu ülkede bulunmadığına ilişkin iddialarını kabul ederek diğer Türk yetkilileri kızdırdı.15 Erbakan Batı’ya hiç resmi ziyarette bulunmadı ve Aralık 1996’da, Dublin’deki bir AB zirvesi sonuda verilen akşam yemeği davetini de geri çevirdi.16
RP, kendi içinde birbiriyle çelişen amaçlara sahip bir parti görünümü çizdi. Erbakan, Arap ülkeleriyle daha yakın ilişkiler geliştirilmesi gereğine vurgu yaptı ama ılımlı Arap ülkelerinin çoğu, Erbakan’ın islamcı söyleminden; İran ve Libya ziyaretlerinden; Hamas, Hizbullah, Müslüman Kardeşler ve Cezayir’deki FIS (İslami Kurtuluş Cephesi’nin Fransızca akronimi) gibi radikal islamcı örgütlerle yakın ilişkilerinden –ki bu örgütlerin hepsi RP’nin Ekim 1996’daki 5. kongresine temsilcilerini göndermişti- rahatsızlık duydu. RP’nin barış sürecine ilişkin tavrı da en hafif deyimiyle belirsizdi. Çok sayıda parti yetkilisi, Arafat’ın, İsrail’i tanıyarak Filistin davasına ihanet ettiğini iddia etmekte ve Oslo anlaşmalarını imzalamasını onaylamadıklarını söylemekteydiler. İsrail ve Siyonizm karşıtı iddialar, çoğunlukla yahudi karşıtlığıyla birlikte RP söyleminin standartlaşmış içeriğini oluşturmaktaydı. Yine de çok sayıda RP’li milletvekili İsrail’e ziyarette bulundu. Erbakan’ın başbakan olması üzerine İsrail başbakanı Benyamin Netanyahu’nun tebrik mektubunu ve görüşme teklifini yanıtlamamış olsa da Erbakan, İsrail dışişleri bakanı David Levy’yi resmi bir ziyaret nedeniyle daha sonra kabul etti. Aktarıldığı kadarıyla aralarındaki görüşme hayli sıcak geçmişti.
Erbakan’ın yıkıcılığına karşın, ordu ve dışişleri bakanlığı, onun başbakanlığı döneminde başat dış politika odakları olmayı sürdürdüler. Her ikisi de, Erbakan’ın Kuzey Irak’ta “uçuşa kapalı” bir bölge oluşturulması için Türkiye’nin güneyinde üslenen Çekiç Güç’e olan muhalefetini yeniden gözden geçirmesini sağlamakta önemli bir rol oynadılar. Erbakan sonunda, parti üyelerini U dönüşü yapmaya ve Çekiç Güç’ün görev süresinin bir dönem daha uzatılması lehinde oy kullanmaya ikna etmek zorunda bırakıldı. Ayrıca Erbakan, Levy’yle yaptığı görüşme sırasında Levy’nin önerdiği gibi, kendisini, İsrail’le yakın ilişkilerin sürmesini kabul etmek durumunda buldu.
Ocak 1998’de RP, laikliği kaldırmakya yeltenmekten suçlu bulunarak Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. RP’nin de facto devamı niteliğindeki Fazilet Partisi (FP) ise, kendisini selefinin tartışmalı dış politika fikirlerinden uzak tutmaya çalışmıştır.
Önemli Sorunlar
Soğuk Savaş sonrasındaki Ortadoğu’da Türkiye’nin önündeki sorunlar, Kürt isyancıların giriştikleri saldırılar da dahil olmak üzere Kürt sorunuyla askeri ve güvenlik endişeleridir. 1991’in Mart ayının sonunda Irak ordusunun Kuzey Irak’taki Kürt ayaklanmasına karşı başlattığı operasyon, tarihin son dönemlerindeki en büyük mülteci bunalımlarından bir tanesine yol açtı. 1,5 milyondan fazla Kürt İran ve Türkiye’ye kaçtı. Bunalım, dünya kamuoyunun dikkatinin Kürtlere ve Türkiye’nin kendi Kürt sorununa odaklanmasına neden oldu. Bu sorun, Kuzey Irak’ta Kürtlerin denetiminde bir bölge oluşturulmasına da yol açtı. Böylelikle, PKK’nın Kürtlerin denetimindeki bu bölgeden Türkiye’ye yönelik eylemlerinde bir artış da meydana geldi. Bu çatışma 30 binden fazla can kaybına ve hazinenin boşalmasına sebep oldu.17PKK’nın Irak’tan Türkiye’ye yönelik eylemlerde bulunabilme olanağı elde etmesi, Türk ordusunun çok sayıda sınırötesi operasyon düzenlemesine yol açtı. İran ve Suriye’nin PKK’ya destek sağladığına yönelik Türk iddiaları, Türkiye’nin bu iki ülkeyle arasındaki ilişkileri ciddi bir biçimde etkiledi. Ayrıca operasyonlar sırasındaki can kayıpları ve soruna demokratik bir çözüm bulunamaması, Türkiye’nin ABD ve Batı’ya ilişkilerini zora soktu.
Komşu Ortadoğu ülkelerinin sofistike askeri kapasiteleri ve geçmişte birbirleriyle giriştikleri savaşlar Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik önemli bir tehdit oluşturmaktadır. İran ve Suriye kitle imha mermileri gönderebilen balistik füzelere sahip olup İran’ın da nükleer güç edindiğine ilişkin bilgiler bulunmaktadır.18Türkiye’nin önemli yerleşim merkezleri, barajları, enerji santralleri, hava üsleri ve askeri karargahları bu füze sistemlerinin menzili içersindedir. Suriye’nin Öcalan’ı barındırması yüzünden yaşanan Ekim 1998 krizi sırasında bu tehdit oldukça belirgin bir hal aldı.
Körfez Savaşı’ndan sonra meydana gelen Ortadoğu’yla ticaret kaybı da Türkiye’nin güvenliğini olumsuz etkilemiştir. Irak’a uygulanan yaptırımlar, sadece karlı bir pazarın kapanmasına yol açmamış aynı zamanda Körfez ülkelerine tarım ürünleri ihraç eden Türkiye’nin karşılaştırmalı üstünlüğüne de zarar vermiştir. Türkiye’nin Ortadoğu’ya yaptığı ihracatın toplam ihracat içindeki payı savaş öncesinde % 23 iken bu oran 1996’da % 14’e düşmüştür.19 Sayısı 40 binden fazla olan kamyon filosu ise işsiz kalmıştır.20 Bu kamyonların çoğu, Kürt nüfusun yoğun olarak bulunduğu güneydoğu Türkiye’de olup, bölgede önemli bir istihdam olanağı yaratmaktaydı. Ayrıca Türkiye, Irak’ın 1990 yılında Kuveyt’i işgal etmesinden sonra, kapatılan Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının gelirinden de oldu.1998 yılında, dışişleri bakanlığı ambargonun, gelir ve ticaret kaybı olarak maliyetinin 35 milyar $’dan fazla olduğunu hesapladı.21 Körfez krizinin ve savaşın bu ekonomik sonuçları, Kürt sorunu ile onu çevreleyen şiddeti ağırlaştırdı.
Türkiye’nin büyüyen ekonomisinin enerji ihtiyaçları da ulusal güvenlik açısından gittikçe büyüyen bir sorun haline gelmektedir. Türkiye, ham petrol ihtiyacının çoğunu Ortadoğu ülkelerinden satın almaktadır. Bu bağımlılık, ekonominin bölgedeki gelişmelerden etkilenmesine yol açmakta ve dengesiz bir dış ticaret bilançosu ortaya çıkarmaktadır. Türkiye, 1995 yılında Suudi Arabistan’dan 1.382 milyar $’lık mal almış –çoğu petrol- karşılığında ise yalnızca 470 milyon $ değerinde mal satabilmiştir. Türkiye’nin doğal gaz tüketimi de artmaktadır. Türkiye doğal gaz bakımından geleneksel olarak daha çok Rusya’ya bağımlı olmuştur. Yeni yapılan projeksiyonlara göre, Türkiye’nin doğal gaz talebinin 2010 yılına kadar 40-50 milyar metreküpe, 2025 yılına kadar ise 63 milyar metreküpe çıkması beklenmaktadir. Mevcut kaynaklar, bu tahminlerin yalnızca beşte birini karşılamaktadır. Türkiye’nin gelecekteki kaynakları büyük olasılıkla ya Ortadoğu ya da Hazar havzası olacaktır.
Türkiye elektrik enerjisine de ihtiyaç duymaktadır. İran’dan elektrik alan Türkiye, kendisi ile birlikte Suriye, Ürdün, Mısır ve Irak arasında bir elektrik şebekesi kurulması için sürdürdüğü müzakereleri sonuçlandırmıştır. Böyle bir şebeke, karşılıklı bağımlılığı arttırabilir. Türk hükümetleri bir süredir bu fikrin takipçisi olagelmişlerdir.22
Türkiye’nin elektrik ve enerji ihtiyaçları Ortadoğu’yla ilgili bir başka önemli sorunu yani Fırat-Dicle akarsu sisteminin sularının paylaşımı sorununu ortaya çıkarmaktadır. Su sadece tarımda değil hidroelektrik enerji üretiminde de önemli bir maddedir. 22 baraj ve 19 hidroelektrik santral ile GAP, dünyanın en iddialı sulama ve elektrik üretim projelerinden biridir. Fakat, Türk tarafı Dicle ve Fırat’ın “Türklüğü” konusunda ısrar ederken, Irak ve Suriye GAP’ı kıyıdaş devlet haklarının açık ihlali ve Türkiye’nin bölgede üstünlük kurmaya yönelik sistematik çabası olarak görmektedir. Hem Suriye hem de Irak, Türkiye’nin büyük Arap dünyası ile ilişkilerini gerginleştirerek ve bölgede yeni istikrarsızlıklar yaratarak Arap Birliği içinde kendi görüşleri için destek sağlamaya çalışmışlardır.
Türk-Arap ve Türk-İran İlişkilerinin Değerlendirilmesi
Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasında Arap ülkeleriyle ilişkileri, işbirliği ve çatışmanın bir karışımı niteliğindedir. Çatışma, Türkiye ile yakın Arap komşuları Irak ve Suriye arasındaki ilişkilerin belirleyici özelliği olmaya devam etmektedir. Türkiye’nin Irak ve Suriye’yle arasındaki sorunlar ve İsrail’le ilişkileri nedeniyle Mısır, Ürdün ve Filistin Yönetimi’yle olan ilişkilerinde zaman zaman gerginlikler ortaya çıksa da Türkiye’nin her üçüyle de arasında olumlu bir diyalog bulunmaktadır. Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ilişkileri ise marjinal düzeyde olup, temelde ticaretle sınırlıdır.
Irak
Türkiye’nin Irak politikası, en iyi belirsiz sözcüğüyle tarif edilebilir. Şu anda Türkiye için önemli ve yakın bir tehdit oluşturmayan Irak, yeniden sofistike silahlar edindiği takdirde, yine önemli bir tehdit haline gelebilir. Irak’a “dostluk” ifadesi olarak çok sayıda ziyaret gerçekleştirilmiş olmasına karşın, gelecekteki ilişkilerin sorunsuz olacağını düşünmek yanlış olacaktır. Saddam birçok vesileyle, Türkiye’yi 1991 Körfez Savaşı’nda –Iraklıların deyimiyle “otuz devletin Irak’a saldırısı”- Batılılara yardım ederek haince davranmakla suçlamıştır. Irak’taki hedefleri vuran ABD ve İngiliz uçaklarının İncirlik hava üssünü kullanmalarına izin veren Türk politikasını da eleştirmiştir. Şubat 1999’da Bağdat, Türkiye’yi, topraklarını İngiliz ve ABD uçaklarının Irak’ı vurması için kullanmasına izin vermeye devam etmesi durumunda kendisine saldırmakla tehdit etti. Saddam’ın saldırganlığı, her zaman sözde kalmamıştır. PKK’yı açıkça desteklemekten ve 1988 yılında Kürt gruplara karşı giriştiği saldırıdan sonra Türk sınırına yakın köylere PKK yandaşlarını yerleştirmekten çekinmemiştir.23 Söylendiğine göre, 1998 yılında, Saddam PKK’ya Bağdat’ta bir temsilcilik açmasına izin vermiş ve örgüte yönelik desteğini daha da arttırmıştır.24
Körfez Savaşı’nın sona ermesinden bu yana, Türkiye öncelikle, PKK’nın Kuzey Irak’a yerleşmesini önlemek için çaba sarf etmiştir. Bu durum, Kuzey Irak’taki iki önemli Kürt grup olan Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’yle endişe verici bir işbirliğine yol açmıştır. Türkiye, Çekiç Güç’ün (1997’de adı Kuzeyden Keşif Harekatı olmuştur) görev süresinin uzatılmasına, Kuzey Irak’a düzenlediği sınırötesi operasyonlara ABD’nin ses çıkarmaması karşılığında onay vermiştir. Türkiye bir yandan Irak’ı BM kararlarına uymaya çağırırken bir yandan da Irak’ın toprak ve siyasi bütünlüğünün sürekli destekçisi olmuştur. Türkiye’deki karar alıcılar, ABD’nin bölgede izlediği politikaları şüpheyle karşılamışlar ve bir Kürt devletinin kurulmasına yardımcı olacağından korkmuşlardır. Bu korku Türkiye’nin sık sık, ABD’yle çatışmasa bile ondan bağımsız politikalar benimsemesine neden olmuştur.
Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğüne yönelik taahhüdü gerçektir. Irak’ın bölünerek kaosa sürüklenmesi, Türkiye’yi çok zor durumda bırakacaktır. İran ve Suriye’de Türkiye’nin görüşünü paylaşmaktadır. Bu iki devletle Irak arasındaki ilişkiler tarihsel olarak Türkiye’nin Irak’la ilişkilerinden daha kötü olsa da her ikisi de Irak’ın toprak bütünlüğüne bağlı kalmışlardır. Ayrıca üç devlet de kurulacak bir Kürt devletinin kendi toprak bütünlüklerini tehdit edeceği endişesini paylaşmaktadır.
Bağdat’taki rejim değişse de, Türkiye’nin Körfez Savaşı’ndaki rolü ve Dicle ile Fırat üzerindeki uyuşmazlık muhtemelen gelecekteki Türk-Irak ilişkilerini olumsuz etkileyecektir. Irak güçlü bir ekonomi için gerekli tüm girdilere sahiptir: Zengin petrol rezervleri, iyi eğitilmiş bir halk, bölgedeki en zengin toprak potansiyeline sahip olma özelliği. Irak ve Türkiye arasındaki mevcut boru hatları hala önemli bir işbirliği kaynağı olup Türkiye, Irak petrol ve gazının gelecekteki en önemli müşterisi olabilir. Irak’la Türkiye arasında 1980’lerde patlayan ihracat ve gelişen iş ilişkileri Saddam sonrası dönemde de canlandırılabilir. İki ülke arasındaki yakın ekonomik ilişkiler her iki ülkenin Kürt nüfusununun yaşadığı bölgeler açısından da faydası olacaktır. Fakat her iki ülke için de asıl önemli olan kendi Kürt sorunlarını çözüme kavuşturmaktır.
Suriye
Suriye’yle ilişkilere yıllardır, Şam’ın PKK’ya verdiği destek ve Öcalan’ı barındırması, su kaynakları üzerindeki uyuşmazlık ve Suriye’nin Hatay üzerindeki iddiaları egemen olmuştur. Suriye’nin balistik füzelere ve kitle imha silahlarına sahip olması da Türkiye’yi endişelendiren bir başka konudur. Yunanistan ile Suriye arasındaki askeri işbirliğine yönelik endişeler emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın İkibuçuk Savaş makalesinde, Türkiye’nin ulusal savunma stratejisini aynı anda Yunanistan, Suriye ve PKK’yla savaşabilme yeteneği üzerine oturtması gerektiği fikrini ortaya atmasına yol açtı.25
PKK sorunu ortadan kalksa da, Fırat suları üzerindeki uyuşmazlık bir süre daha devam edecek gibi gözükmektedir. Suriye, Fırat üzerindeki GAP barajlarının Türkiye tarafından siyasi şantaj aracı olarak kullanılacağından endişe etmektedir. Ucuz ve bol su, Suriye’deki Baas rejimi açısından, bu rejimin en büyük destekçisi kentlerde,26 gıda fiyatlarını olabildiğince düşük tutabilmek için, hayati önem taşımaktadır. Suriye liderliği, Hatay üzerindeki geleneksel iddiaları, ülke içinde rejime destek sağlamanın bir aracı olarak kullanmaktadır.
Tüm bu endişeler, Türkiye’nin İsrail ile yakın askeri işbirliği yapma kararı vermesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu işbirliği Suriye’de çevrelenme hissi uyandırmış27 ve Şam’ın Türkiye’ye karşı İslam dünyasını harekete geçirmesine ve Türkiye’ye düşman olan ezeli rakip Irak’la işbirliği yapma çabalarını arttırmasına yol açmıştır. Ayrıca, bu eğilim bölgede bir yanda İsrail-Türkiye-Ürdün-Azerbaycan ekseni, diğer yanda Ermenistan-Yunanistan-Suriye-Rusya ekseninden oluşan ittifak şebekelerinin kurulmasına yönelik tehlikeli girişimleri de beraberinde getirmiştir.28
Ayrıca, İsrail'le anlaşmaya vardıktan sonra, Suriye'nin, Türkiye'yle arasındaki uyuşmazlığı büyük bir ordu ve güvenlik sistemi beslemesinin gerekçesi olarak kullanması gayet muhtemeldir. Eğer Suriye'de daha geniş liberalizm ve çoğulculuk ortamı egemen olursa, iki ülke arasında daha iyi ilişkiler gelişebilir. Bu aynı zamanda, Türkiye'yle iyi ilişkiler kurulmasında çıkarı olan girişimci ve diğer çıkar gruplarının doğmasına da bağlıdır. Eskiden beri, Türkiye-Suriye sınırının her iki tarafında, özellikle de Gaziantep ve Halep'te, yaşayan aileler ve tüccarlar arasında yakın ilişkiler olmuştur. Mart 1998'in sonundaki bir Bayram kutlamasında, on yıldır ilk kez her iki taraf da sınır kontrollerini gevşetmiş böylelikle aileler ve eski arkadaşlar Nusaybin sınır kapısında birbirleriyle bayramlaşabilmişlerdi.29 Suriyeli ve Türk yetkililer arasında yine Mart 1998'de gerçekleştirilen bir görüşmede sınır kontrollerindeki gevşemenin, ticareti arttıracağı ve sınır ticaretini yeniden canlandırıcağı öngörüldü. Ekim 1998'de Öcalan'ın Suriye'den çıkarılması da ikili ilişkilerin daha da güçleneceğine ilişkin beklentileri arttırdı. Fakat, iki ülke arasındaki derin toplumsal ve yönetimsel farklılıkların uzlaştırılması güç olacaktır.
Mısır
Mısır-Türkiye ilişkileri, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana büyük gelişme kaydetmiştir. 1952'deki "Hür Subaylar" darbesi ve 1954'te Cemal Abdül Nasır'ın hızla iktidara yükselişi, iki ülke arasındaki ilişkilerin kötüleşmesine yol açmıştır. 1955'te, Bağdat Paktı'na tepki olarak Mısır ile Suriye arasında bir anlaşma imzalanmasının hemen akabinde, Türkiye, Suriye sınırına asker yığmaya başladı.30 Gerilim 1957'de zirve noktasına ulaşarak, Türk ve Mısır orduları, birbirlerini Suriye sınırında görecek kadar yakınlaştılar.31
Soğuk Savaş'ın tırmandığı dönemde ilişkiler soğuk kaldı. 1970'lerin başlarında Mısır'ın, Sovyetlerle arasındaki stratejik ilişkileri sona erdirmeye ve ABD'yle daha yakın ilişkiler kurmaya karar vermesiyle, Türk-Mısır ilişkilerinin iyileşme olasılığı doğdu. Fakat, 1990'ların başlarına kadar ilişkilerde gerçek bir gelişme gözlenmedi. Bu tarihten sonra, üst düzey yetkililer arasında düzenli temaslar gerçekçekleştirilmeye başlandı. Ayrıca her iki ülkenin devlet başkanları birçok vesileyle karşılıklı ziyaretlerde bulundular. Mısır devlet başkanı Hüsnü Mübarek, 1998 bunalımını yatıştırmak için Suriye ve Mısır arasında mekik dokuyarak, bu konuda başarılı bir çaba sergiledi.
Yine de, iki taraflı ilişkiler, gerilimsiz yürümemektedir. Örneğin, Kahire, Türk ordusunun Kuzey Irak'a girmesini Arap toprağına saldırı olarak nitelendirerek eleştirmektedir. Ayrıca, aşağı akarsu ülkesi olarak ekonomisi Nil'e bağımlı olan Mısır, 'Arap dayanışması' etkeni olmasa dahi sınıraşan sular konusunda Suriye'yi destekleyecektir. Kahire, Ortadoğu'daki barış arayışında, Türkiye'nin önemli bir rolü olduğunu düşündüğünü ve İsrail-Türkiye ilişkilerindeki yakınlaşmaya karşı olmadığını söylemesine rağmen, Türk-İsrail askeri ilişkilerinin Araplara stratejik bir tehdit oluşturacağı uyarısını yapmaktan da geri kalmamıştır.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Türkiye'nin Yeni Dünyası - 5
  • Büleklär
  • Türkiye'nin Yeni Dünyası - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3658
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2002
    18.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    28.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    34.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkiye'nin Yeni Dünyası - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3563
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1989
    21.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    32.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkiye'nin Yeni Dünyası - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 3810
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1735
    19.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    29.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    34.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkiye'nin Yeni Dünyası - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3856
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1920
    20.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    30.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkiye'nin Yeni Dünyası - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 3736
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1842
    20.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    31.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    37.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkiye'nin Yeni Dünyası - 6
    Süzlärneñ gomumi sanı 3788
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1938
    18.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    29.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Türkiye'nin Yeni Dünyası - 7
    Süzlärneñ gomumi sanı 269
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 210
    39.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.