Tanri Kulundan Dinlediklerim - 15

Süzlärneñ gomumi sanı 2238
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1432
27.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
39.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
46.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Her şeyden evvel mukaddes din ruhunun ve ölçüler manzumesinin nefretle reddedeceği bu mezbuh politika, dini nefsine tatbik eden donmuş ve satıhçı insan mânâsına ham ve kaba solla elinde tezgâhlaştırılır; ve din emri olduğundan habersizce bütün kafa hamlelerine sed çekmek, muayene ve mürakabesizce her yeninin önüne kapy kurmak şeklinde ve âdeta öz nefsinden ters bir şüphe hâlinde tecelli eder.
İslâmiyet! bunlardan seyredenlerin ve onların tavrını İslâmiyet sananların nefretinden daha çok, bizzat İslâmiyetin ve Peygamber ruhaniyetinin tiksindiği bu tip; asırlarca süren bozgunlarımıza ıstırapsız bir seyirci gibi bakar ve bütün olanların hakikatte din ruhunu kaybetmekten geldiğim, o kaybedişin timsali de kendisi olduğunu anlayamaz.
Ve bu korkunç anlayışsızlığın; anlamayı anlayarak
reddetmek yerine anlamadan reddeden ve dinin akla çizdiği sınırlı ve sınırsız plânları görmeyen kör anlayışsızlığının iç politikası, devasız bir iç âfet olarak sürüp gider.
Onun dış politikası da, kibirli bir zebunküşlükten ve Allahın emrettiği gerçek tevekküle zıt bir rıza tesellisinden başka bir şey değildir.
Koca İmparatorluk, bu politikayla ve dine zıt bu rıza tesellisiyle, dünyanın yansına denk bir ateş tarlasıy-ken, her taraftan yürüyen buz dağlan altında ufuk ufuk söner ve buzlaşır.
Bu arada Köprülüler gibi birkaç vezir, iç pörsüyü-şün tepkisini belirten bir ahlâk ve nizam; Dördüncü IVıu-rad ise eski fetihlerin hâtırasını sadece kılıç kuvvetinde yaşatan fikirsfc ve günübirlik birer politika temsil ederler ve ruhları nakışlandırıcı bir düzelticiliğe erişemezler.
O hengâmelerde bütün eksiğimizin, bütün doğu âlemine şâmil çapta büyük fikir adamından mahrumluk diye ifadelendirilebileceği ne kadar da açık bir hakikat!..
Tarih boyunca her şeyimiz var; büyük, dünyalar arası muhasebe ve murakabe değerinde (aksiyon)cu mütefekkirimiz yoktur,
Onun içindir ki, ham ve kaba softadan ve onun mezbuh politikasından alınacak intikam, gerçek din cephesinden geleceği yerde, tam aksinden, küfür cephesinden ve jözü kör taklit plânından gelmeye başlar ve bu hazin şart altında, 1839 yılında yeni çağımız açılır.
Politikayla beraber, onun mesnedi ve bu mesnetlerin son 123 yılda bizde ne olduğu diğer yazıda çerçevelenecek.
Mücerret ve sıkıcı gibi duran bu üç yazıdan sonra, birdenbire ne kaskatı bir müşahhasa çıkacağımızı ve onun ne hayatî bir değer belirteceğini inşaallah görürsünüz!..
W*w
YENİ TÜRK POLİTİKASI
Tanzimat ve Tanzimat sonrası politikamız, artık bütün şahsiyet, nefs itimadı ve alet istinadını kaybetmiş bir cemiyetin, ruhundan ve maddesinden her türlü fedakârlık mukabilinde ne kurtarabilirse kâr saydığı bir "idare-i maslahat" politikasıdır. Zaten o devrin hediyesi olan "idare-i maslahat" tabiriyle de kendi kendisini yaftalamış ve bu hüneri marifet bilmiştir.
Efendimiz-Avrupalıyı oyalamak, idareye çalışmak, hışmını davet etmekten mümkün mertebe çekinmek, bir taraftan ne istenirse verirken öbür taraftan bâzı şeyleri gözden kaçırmaya gayret etmek ve kıymetler feda edildikçe daima geride kalanla teselli bulmak ve hep bakiyeleri korumaya bakmak siyaseti...
Ruhumuza düşen bu ukdeyi tamamiyîe sezmez, fakat görmüyormuş gibi davranmak vaziyetindeki Avrupalı ise, bizim marifet saydığımız hünerde devam etmemiz için rolünü fevkalâde iyi oynar; ve bizi her baltalayışında geride birçok şey bırakmış gibi davranarak devre devre, maddî ve manevî hulul yollarından devşireceğini devşirir.
Gerçekten o haşmetli İmparatorluğun enkazı o kadar büyüktür ki, kaldırılmak ve taşınmakla bitmez.
Asıl aldalanı ve oyalayanı aldatın 15 ve oyalamış olmak vehminden ve ölümü geciktirmiş bulunmak tesellisinden başka bir şey olmayan Tanzimat ve Tanzimat sonrası politikamızın kahramanlaşlirdiği Mustafa Res.it. Âli, Fuat Paşalar, işte hep bu "verdikçe vericilik ve geriye kalanı koruyuculuk" politikasının sırma kaftanlı cücülerin-den ve gözü kör batı hayranlığının çeyrek münevverlerinden ibarettirler.
Bu esfel politikanın birer kukla Padişahı olan Ab-dülmecid ve Abdülaziz'den sonra ikinci Abdülhamid, müşkül şartlar içinde bulunmasına rağmen, devletin tepişinden bakan idrâkiyle pek ileri hamleler göstermiş ve sımsıkı bağlı olduğu kök telâkkinin içinde Avrupayı, kendi öz buhran ve tezadlah içinde kıskıvrak bağlayarak milletine yarım asra yakın bir müddetle hayat hakkı sağlamaya muvaffak olmuştur.
Ondan sonra İttihad ve Terakki politikası:
Tanzimatçıların uzun ve akim tereddütlerle yapamadığını sür'atle becermek isterken, Yahudi ve Mason kurmaylarının idaresindeki ütopya, telkinleri altında cinnete kadar varmanın; ve bir ânda tarihin en büyük teknesini, (fulspit) kayalara oturtmanın, gözü kara ve kafası boş politikası...
İttihatçıların politikası; yatalak, baş eğici, el oğuş-turucu, Tanzimat paşası tipinin siyasetini erkek bir hamleye ulaştırmak ve Türkün gittikçe küflenen ruh hamuruna kıvamı bulunamamış bir milliyetçilik aşılamak isterken, onu büsbütün dayanıksız bırakmanın ve mecnunlara mahsus bir Kafdağı hayâline doğru koca bir milleti ve tarihi uçuruma atmanın işi...
Avrupalının, İttihatçılara gelinceye kadar Türke "hasta adam" bakışı ve bir "hasta adam"ın ona karşı illetli
politikası, birdenbire yerini can çekişen adam ve onun politikasiyle değiştirir gibi olmadan Türk milletinin her türlü politika plânını çatlatan ve en ileri fikir plânına atlayan şahlanışı zuhura geldi. Hiçbir politikanın körükleme-diği ve yalnız millî insiyakın politikayı peşinden çektiği İstiklâl Savaşından sonra da, Cumhuriyet devriyle başlayan devlet politikamız, bu defa Avrupalının karşısına kendi ailesinden bir fert olarak çıkmanın, ondan olmanın, Avrupalıya verilecek bu emniyet hissi içinde kendisine hayat hakkımızı tasdik ettirmenin ve orada ne kadar açıklık varsa hepsini birden kapatmaya doğru gitmenin hamlesi oldu ki, bu da Türkü kendi özü İçinde yeni zaman ve mekâna çıkarmak yerine, ona yeni bir öz aramak dâvasına yol açtı.
Bu dâvanın, mazi ile bütün alâkaları kesici, kök yollarını tıkayıcı ve en nazik içtimaî müesseselere kendi ölçülerini teklif ve tatbik edici iç siyasetine karşılık, dış politikası, Türke hiçbir ivaz mukabilinde Batılı (pedigri -şecere)sini vermeyen Avrupalının yine onu böyle görmekten memnun nazari altında itibarlı bir "pasi"ten ileriye geçemedi ve her şey İçeride halledilmek, oldurulmak, tutturulmak istendi.
İkinci Dünya savaşiyle beraber en basit selim aklın bile kavrayacağı ve hiç de büyük bir marifet olmayan Demokrasiler yolu tutulurken, mikropları tâ eskilere kadar giÜen ruh ve ahlâk sükûtumuz ve iki dünya arası orta yerde kalmış olmak vaziyetimiz birdenbire neticesini belirtti; ve büyük ideolocyaya dayalı olması gereken politika zaafımız her zamankinden ziyade meydana çıktı.
Demokrat Parti devri bu illetleri derin maraza bir şifa getiremedi; ve onun âczine karşı fışkıran tepki de ihtiyacı büsbütün ortaya koydu.
Netice:
Kendi kendisine hiçbir şey olmayan ve ancak içtimaî güdüm Ölçülen ve büyük ideolocya plânında tâbi bir sevk ve idare melekesi olan politika, ona sırf kendi yönünden baktığımız zaman da, geçirdiğimiz tarihî buhranların şaşmaz ibresi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bugün ona, büyük ve kurtarıcı poltikaya, onun da muhtaç olduğu mesnetle beraber her zamankinden daha muhtacız.
Kırık hatlar ve kısık seslerle ana çizgilerini çektiğimiz şu politika tablosunda, esası ideolojik zaaftan başka bir şey olmayan içtimaî (kaşeksi)nizin, bütün hikâyesini heceleyebilirsiniz.
"- Ben siyaseti Abdülhamid'den öğrendim" diyen Alman Kayzerİne karşılık bugün dünyada, Türk politikası diye hiçbir şey mevcut olmadığını bilmeyen £ek Avrupalı yoktur.
SOĞUT
Orta Anadolu steplerinin akşamlarına bayılıyorum. Sanki dünya dümdüz bir kum sathı halinde örüldükten sonra her yere ve her tarafa aynı ölçüyle dağıtılmış olmı-yan tabiat, bu unutulmuş köşeyi, yirmi dört satte bir, gurup vakti hatırlıyor, mahzun ve nedametli gözünü güneşin batışından gecenin inişine kadar onun üstünden ayırmıyor.
Fransızca (Krepüskül) kelimesinin mukabili lisanımızda yok. Ona fecir diyemeyiz. Zira fecir yalnız sabaha, (Krepüskül) ise hem sabah, hem akşama ait... Güneşin batışından yıldızların en keskin ışıklariyle parıldayışına kadar dağ arkasında kaybolan bir ses gibi, koyulaşa koyu-Iaşa geceye karışan alacalık, memleketimizin hemen her tarafında pek çabuk geçer.
Onun için gurubla gecenin arasına sıkışmış olan bu devreye lisanımız, bir isim verecek kadar aşina değildir. "Edebiyat- ı Cedide"den evvelki şairlerimizi mesteden ve bülbül gibi öttüren, Çamlıca tepesinden seyredilecek bir gurub pek güzel olabilir. Fakat bu güzellik, batan güneşin suda eriyecek son ateş halkasına kadar devam eder. Ondan sonra başliyacak güzellikse gecenin hudutları içindedir.
Fakat step, tabiatın bu çıplaklığına mağrur öksüzü, bu akşam fecrini o kadar derin yaşıyor ki, mahallenin kutsîleşmış bir münzevisini ziyaret eden düğün alayları halinde, tabiatın, eteğinin dibine kadar sokulduğunu ve bir damlasında bir çiçek deryası saklı, keskin renkli ilâhî bir şurup halinde semalarından akıp gittiğini seziyor.
Geçenlerde orta Anadolu steplerinden birinde bir köy içinde geziyordum. Eğri büğrü yollarda benden başka kimseler yoktu. Böyle bir dekor içinde yalnızlık, insanı alışılmamış bir hissin göklerine çıkarıyor. İnsan, gölgesine minareden bakar gibi bakıyor. En kısa, en rahat adımın içine, bir mevsimden bir mevsime geçecek kadar mesafe doluyor.
Ecic bücüç yolun hatlarını birleştirdiği noktada bir araba gördüm: Araba gecenin yaklaşışındaki sürate ayak uydurmuş, her an biraz daha yakın, biraz daha belli, bana doğru ilerliyordu. Tek katlı bir yük arabası...
Arabacı atının dizginlerini bırakmış, oturduğu yerde bir yem torbası kadar ufak ve silik kalmıştı. Araba hiçbir tahmine uymayan, karmakarışık bir gölge halinde garip bir yük taşıyordu.
Bir hizaya geldiğimiz zaman yükün manzarası ta ciğerime kadar işledi. Arabanın taşıdığı şey, köklerinden çıkarılmış bir söğüt ağacıydı.
Bu zarif ağacın arabaya ince bir endam halinde yalnız gövdesi sığıyor, dallariyle yapraklan gür bir saç demeti gibi keskin taşlar üzerinde sürünüyordu. Durdum. Arabanın arkasından bakmaya başladım. Kimbilir hangi su başında alıştığı cömert toprağı terkederek yalçın yüzlü aşkının topraklarından ince damarlarını geçirmeye gelen bu ağaç, gözüme, ağlayan, fakat hüznü içinde mesut bir gelin gibi göründü.
Düşündüm ki, söğüt, içli ve ketum Anadolunun en
canlı remzidir.
Hangi köyün kapısında söğütler perde kurmaz?
Her su bir söğüdün dibine kıvrılır ve her yol bir söğüde çıkar.
Her duygunun yastığı bir söğüdün dibidir. Anadolu onun dibinde sevişir, ayrılır, kavuşur, düşünür.
Aşk, hasret, gurbet, sıla hep odur. Söğüt topraktan değil1, Anadolunun ruhundan çıkmış gibidir.
Onun için o "ruhun şahsiyetine en güzel timsal
odur.
Gözümün önündeki manzara değişti; ve Asya dağlarından Anadolu yaylasına inen Bozkurdun, sihirli bir su yüzünde, gözlerinin ateşine dala dala bir söğüt ağacına istihalesini seyrettim.
Tanrıkulu belki dakikalarca sustu ve sonra birdenbire doğruldu:
- Benim çocuğum; bu Bozkurd misaliyle acaba ne demek istediğimi anladın mı? Ben sana bir şiir veya nesir üslûbu içinde koskoca bir ideolocyadan haber vermek istedim. Sana, bizi bekleyen gerçek milliyetçiliğin remzini göstermek istedim. Söğüt Anadolunun remzidir. Aynı söğüt Anadolulunun ruh remzidir, Yine aynı söğüt, aynı Anadolulunun, Asya yaylalarından indikten sonra ruhunu dayadığı iman kaynağına bağlı bir remzdir. İşte bizim milliyetçiliğimiz; ve hakikatte bu mekansız milliyetçiliğin Anadolu mekânı içinde hassasiyet ifadesi!.. Anadolu ve Anadoluculuk!
(1947)
ANADOLU GENÇLİĞİ
Biz yanmış ve haşlanmış ellerimiz, nokta nokta iğnelenmiş parmaklarımız, içine kan oturmuş tırnaklarımızla, bir şekillendirme işine çalışıyoruz. Şekillendirmeğe çalıştığımız bütün bir gençliktir. İsmi, Anadolu gençliği.
Eğer bu gençliğin bir İki baş örneğine maya tutturabilirsek mesele yok... O, kendisini basamak basamak nesilleştirir ve bir "safkan" hâlinde kol kol şecerelendi-rir...
Anadolu genci nedir ve ne gibi farikalara sahiptir?
Şu veya bu vilâyet lisesini bitirdikten sonra, üzerinde acemi terzi elinden çıkmış, soluk ve buruşuk bir ceket ve patolun, çekingen ve kaygılı, yılgın ve kuşkulu, dilsiz ve iddiasız, büyük şehirde kendisini ilerletmeğe gelen genç adam...
Yahut memleketinde, filân ve falan tahsil derecesinden sonra, filân ve falan İşe girmiş, kılığı tıpatıp aynı ve edası sadece bezgin, yüzünde neş'e ve hamle adına hiçbir şey okunmayan delikanlı...
Bu genç adam, köylüsünden üniversitelisine kadar bütün sınıflariyle şu müşterek vasıfların tablosu:
Apışmış ve donmuş... Eşya ve hâdiselere hâkim ve
menbaından mansabına kadar tezat sı/, bir oluş çizgisi üzerindeki insanların emniyet hissinden uzak... Hakkın söylenemez ve konuşulamaz birşey olduğunu görmekten gelen meyus bir tevekkül içinde... Bunları bilmese bile
yaşatan adam...
Kimdir bu genç; Firavunun ehramına taş taşıyan esir midir; yoksa ebâ an ced bu vatanın sahibi mi? Onu hangi ruhî ve içtimaî hâdiseler yıldırmış ve lütfen nefes almasına müsaade edilen bir sığıntı hâline getirmiştir?
Düne kadar bu genç adam, inanılmış bir dâva etrafında ve ancak ev sahibine düşen bir çile borcu altında Viyana'dan Yemene kadar bütün taarruz ve müdafaa yollarını al kaniyle asfaltlamış, böyleyken hor görülmüş ve değerlendirilmemiş; bugün ise neye inanmak borcunda olduğunu bilmediği, fakat eski inançlarının elinden gittiğine şahit olduğu bir hava içinde, öz keyfiyeti bakımından, kıymetsiz bırakılmak şöyle dursun, kıymetten düşünülmüştür.
Bu kıymet, ruhunu İslâmiyetten alan Türk'ün keyfiyeti...
Şimdi, işte bu Türkün genç adam tipini, annesi
başka, mektebi başka, sokağı başka, caddesi başka, köyü başka, büyük şehri başka, kitabı başka, gazetesi başka istikametlere çekiyor.
İmdi; bu, ruhu parça parça genci bütünleştirmek, onu aslî keyfiyet vahidinin muzaffer edasına kavuşturmak, kendi yurduna sahip kılmak ve mukaddes dâvayı ona ısmarlamak yolunda Büyük Doğu ideâlinin biricik müşahhas hedefini bulmakta...
Biz bu genç için yaşıyor, bir ân evvel onu şekillendirmek için her şeye katlanıyoruz. Tesirimizin, bir vida gibi, nüfuz ettiği maddeye perçinlendiğini ve kendi ken-
dişine işlemeğe başladığını gördüğümüz gün, 88 yıl hapse girsek de, ölsek de gam yemeyiz!
Tam 16 yıldır, kesemizden, haysiyetimizden, sıhhatimizden, huzurumuzdan ve nihayet hayatımızdan kay-bede kaybede maya tutturmaya başladığımız bu genç, Hakka şükürler olsun ki, artık belirtilerini ve serpintilerini bize yer yer, bucak bucak, göstermeğe başlamıştır.
Onun sesini aziz Anadolu'nun her tarafından, Erzurum'dan, Malatya'dan, Van'dan, Bursa'dan, Konya'dan ve daha nice nice yerden alıyoruz.
Mes'uduz; çilelerin, tehlikelerin, ümitsizliklerin, inkisarlann üzerimize kangal kangal çöreklendiği bu en büyük vehamet ve nezâket ânına rağmen mes'uduz!
Anadolu genci!
Büyük Doğu ideâlinin ruhlar üzerindeki müşahhas nakşı olarak aşağıdaki 9 maddelik idrâk seviyesine yükseldiğin ân her şey tamamdır:
1 - Tarihini, Garba karşı taarruz, müdafaa ve manevî teslimiyet diye üç devreye ayır ve her devrede mevkiini tesbit et! Birinci devrede bahtiyar, ikinci devrede öksüz, üçüncü devrede kölesin!
2 - Dininin safiyetini ve bütün zaman ve mekân hâkimiyetini, derin bir vecd içinde şuurlaştır; ve onu, ham yobaz ve kara softayla, aynı kolun ters mümessili ahmak kâfire karşı korumanın usûlünü öğren!
3 - Son yüz küsur yılın satıh üstü budala taklit gayretini en gerçek kıymet hükmüne bağla; ve Rumeli yoliy-le gelen Yahudi, kozmopolit, emperyalist tesirleri, elle tu-tarcasına teşhis et! Artık sende, yüz küsur yıldır köpürtülen gerilik, ilerilik masallarını yutacak göz kalmasın!..
4 - Siyasette, idarede, edebiyatta, fikirde, sahte kahramanlarla gerçeklerini ayırmayı bil; ve bunların ger-
çeklerini sana uıuıUunnak, sahtelerini de yulUınnak için yalancı İlim imaline kadar gidildiğini kesret!
5 - Milliyetçiliği sadece belli başlı bir ruhun zarfı diya anla, mazruf dururken zarfı mefkûreleşfirme; ve bu zarfın mekânını Anadolu kabul et!.. Anadolulu olmakla kalma, bu Ölçü çerçevesinde Anadolucu ol!
6 - Kendini en merhametsiz nefs muhasebelerine tâbi kıl, zaaflarınla kuvvetlerini gayet iyi hesap et; ve Türk genci diye karşına çıkacak tipleri, maddelerinden ruhlarına kadar ezici bir heybet sahibi olmaya bak! Onlar, bütün fâni dünyalariyle sadece nefsin, sense ruhun muhatabısın! Onların yolu pek kolay, seninkiyse çok çetin...
7 - Aşk, vecd, heyecan seciyesi...
8 - Hamle, teşebbüs, taarruz psikolojisi...
9 - Ev sahipliği tavrı ve hâkimiyet edası...
Anadolu genci!
Sen ol artık, ol ki bizde rahat ölelim!...
(1959)
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
  • Büleklär
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3963
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2206
    27.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    39.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3985
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2258
    24.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3994
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2138
    25.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3903
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2348
    22.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    33.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3994
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2323
    24.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3966
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2257
    24.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3896
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2081
    21.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    32.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3817
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2127
    22.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    32.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    39.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3999
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2326
    24.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3986
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2203
    21.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    30.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    37.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3956
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2368
    21.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    31.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    37.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3955
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2267
    23.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    32.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3933
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2291
    21.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    31.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 3964
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2289
    22.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    32.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    39.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Tanri Kulundan Dinlediklerim - 15
    Süzlärneñ gomumi sanı 2238
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1432
    27.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    39.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.