Ölümsüz Antikite - 12

Süzlärneñ gomumi sanı 3840
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2020
30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Katre dışarı çıktığında arkadaşları ikişerli gruplara ayrılmışlar önlerine birer köpek sürmüşler hızla farklı yönlere doğru uzaklaşıyorlardı. Daha geniş bir alanı taramak için buna gerek duymuşlardı. Lara, Olga ile, Zara, Petra ile, Maya, Leyla ile eşleşmişti. Dörtnala at sürüyorlar, köpekleri takip ediyorlardı. Katre hangi yöne koşacağını bilemedi. Kadınlık içgüdüsünün onu sürdüğü yöne doğru koşmaya başladı. Alacakaranlıkta Zara ve Petra’nın gittiği istikamette köpeğin bir şey bulmuş gibi hızla koşmaya başladığını farketti. Olasılıkla iki kadının önünden giden köpek Cem’in sindiği çalılıkları keşfetmişti. Neyse ki diğer kadınlar farklı yönlere doğru kaybolmuşlardı. Buna sevindi Katre. Böylelikle belki de Cem’e yardım edebilecekti.
O sırada avcı köpek sesini yükselterek bir çalılığın dibinde yoğunlaştı. Kadınlar atlarını oraya doğru sürdüler. Köpek iyice havlamaya başladı. Beyaz bir el uzanıp köpeği boğazından yakaladı. Köpek çalılar arasında kayboldu. Hırlaşma, boğuşma sesleri yükseldi çalıların ardından. İki kadın Cem’i bulmuşlardı. Atlarını oraya doğru topukladılar. Tam çalılardan içeri dalıyorlardı ki Petra’nın bacağına bir çift el yapıştı. Çekti aşağı aldı Petra’yı. Cem, Petra’nın üzerine çöktü. Köpek de serbest kalmıştı bu arada. Köpek, Petra’yı altına aldığı yerde Cem’in bileğine dişlerini geçirdi ve bir daha bırakmadı. Cem diğer eliyle Petra’yı yumruklayıp bayıltmaya çalışıyordu. Petra, Cem’in beyaza boyalı boğazına yapışmış, yediği tüm yumruklara rağmen deli gibi sıkıyordu. Cem, vahşi kadını yumrukladıkça kadın daha da canlanıyor, daha da güçlü sıkıyordu Cem’in boğazını. Köpek ise asla bırakmıyordu Cem’in bileğini. Onlar, o halde tortop olmuşken Zara bir dişi kaplan gibi Cem’in üzerine atıldı. Cem yere yıkıldı. İki kadın da üstüne atladı. Pençe, tırnak, yumruk deli gibi birbirlerine vuruyorlardı. Bir kan yumağına dönüşmüşlerdi. Cem’in bembeyaz, yontu rengindeki gövdesi kana bulanmıştı. Fakat hala deliler gibi direniyor, çırpınıyor, pes etmeye niyetli gözükmüyordu. Büyük bir gürültü kopmuştu kavga yerinde. Cem, Petra’yı memesinde yakalamış çekiyor, bir elini de bileğindeki köpek dişlerine rağmen yumruk yapıp Zara’ya indirmeye çalışıyordu. Ölüm kalım kavgasına dönmüştü olay. Cem, dizini zorlukla aradan geçirip; kaldırıp Petra’ya bir tekme çaktığında, genç kadın havaya fırlayıp küt diye bir ağaca çarptı. Fenalaştı, kendinden geçer gibi oldu. Zara, işin zora girdiğini anlamıştı. O boşlukta elini beline attı, bıçağını kavradı, havaya kaldırdı; bıçak yeni doğan güneşin ışıklarında parlayıp Cem’in boynuna iniyordu ki, genç Amazon’un kafasında bir odun patladı. Bulunduğu yerde dondu Zara ve iki saniye sonra bayılıp yere yığıldı.
Zara’nın başına sopayı geçiren Katre’den başkası değildi. Hem bunu yapmış, hem de hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Cem bıçağı kapıp köpeği boynundan şişe geçirdi. Köpeğin sesi de susunca atılıp sevgilisine sarıldı. Katre onu kurtarmıştı. Demek ki hala onu seviyordu. Üstelik onun için hayatını tehlikeye atmış, arkadaşlarını bir yana bırakmıştı. Bu harika bir şeydi. Cem atılıp kanlı kollarıyla sevgilisini sardı. Ama genç kadının tavrı hiç de net değildi. Yere bakıp ağlıyordu. O sırada Petra ve Zara yavaş yavaş kendine geliyordu. Vakit kaybetmemeleri gerekiyordu. Cem, Katre’yi bileğinden yakalayıp çekti;
“Haydi! Kaçalım buradan!” diye haykırdı.
Katre ister istemez ona katıldı. Arkalarını dönüp hızla koşmaya başlamışlardı ki; bir ağacın üzerinden atılan bazuka gibi bir tekmeyle yere yığıldı Cem. Aynı anda Olga, Maya ve Leyla atladılar ağaçlardan. Petra ve Zara da yetişti arkadan. Beş kadın Cem’in üzerine atıldı. Onu sıkı bir dayaktan geçirip, her tarafını kanattıktan sonra sucuk gibi bağladılar. Katre’nin tam karşısında duran Lara; “Yazıklar olsun!” dercesine bakıyordu sevdiği prensesine... Dayanamadı Lara; açılıp bir tokat çaktı Katre’ye. Katre’nin yüzünde şimşekler çaktı. Ama bu tokatın acısı değil yaşadığı aşağılanmaydı Katre’yi kahreden. Hayatında hiç bu kadar küçük düşmemişti. Dizleri üzerine çöküp yere kapandı. Gözyaşları çağlayana dönüşmekteydi.
Sucuk gibi bağladıkları, kırmızı beyaz renkler mozayiği Cem’e ne yapacaklarını düşünerek eve doğru yol alırken onları büyük bir sürpriz bekliyordu.
5.
Arbede patlak verdiğinde Pierre de büyük şaşkınlığa düştü. Pencerenin önünde, loş ışıklar altında, yarı yarıya perdelerin altına gömülmüş olarak duran yontunun kendisine benzediğini farketmişti ama bunda derin anlamlar aramanın paranoyakça bir sapkınlık olacağını düşünmüş işine bakmıştı. Cem, Lara’nın baltası altında can vermekten kıl payı kurtularak kendini camdan aşağı attığında ilk başta ne yapacağını bilemedi Pierre. Koşup kadınlarla birlikte onu mu kovalamalıydı, yoksa onlardan önce Cem’e ulaşmanın yolunu mu aramalıydı ya da bambaşka bir şey mi düşünmeliydi?..
İlk planda, Cem’in farklı modlarda aşık olduğu iki farklı cinsten iki insan olarak Katre ve Pierre birbirlerini süzdüler. Pierre’e fazlaca bakmak Katre’nin içini acıtıyordu artık. Yaptığı işten, entrikadan, orjiden pişman olmuştu. Belki de bencilce intikam duyguları yüzünden büyük bir trajediye yol açmak üzereydi. Üstelik Pierre’in tanrısal görkemi karşısında kendini iyi hissetmiyordu. Derinlemesine düşündüğünde onun hayatta seveceği erkeğin böylesi bir azman ve güç iddiası olamayacağını düşünüyordu. Oysa Cem!.. Cem bambaşkaydı... Ona yaşattığı düşüncesizce seks yıkıntısı bir kenara bırakılırsa Cem’deki incelik, derinlik, estetik, duygusal gelişkinlik, şairanelik belki de dünyada hiç kimsede olamazdı. Katre, Cem’deki bu özelliklerin onun tam anlamıyla bir erkek değil, androjen ruha sahip bir insanüstü yaratık olmasından kaynaklandığını tam olarak analiz edemiyordu. Oysa birazcık dikkatli düşünse, Lara’ya da benzer nedenlerden dolayı, androjen özelliklerinden dolayı bu denli büyük hayranlık duyduğunu hemen keşfediverecekti. Lara ve Cem iki farklı cinsin aynı hedefe farklı noktalardan yönelmiş rafine, üstün, mükemmel temsilcileriydiler. Kavramsal olarak birbirlerine bu kadar çok benzedikleri için, tıpkı aynı kutupların birbirlerini itmesi gibi birarada olamıyorlardı. Belki birbirlerini hep düşünüyor, arzuluyor, seviyor ve saygı duyuyorlar, zaman zaman öykünüyorlardı ama asla bir araya gelemiyorlardı. Mutlaka bir sorun çıkıyordu.
Katre daha fazla Pierre’in yanında kalamayıp, vahşi duygularla çıldırmış arkadaşlarından önce Cem’i bulmak için dışarı fırladığında Pierre bir başına kalmamıştı. Melda, yatarken aldığı uyku ilacına rağmen kopan fırtınalara uyanmış salona gelmişti. Neler olup bittiğini anlayamıyordu. Dışarıdaki bağırtıları, çığlıkları duyuyordu ve salonun ortasında çırılçıplak vaziyette yatan dev cüsseli erkeğin ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyordu. İlk anda çığlığı koparmadıysa, bu Katre’nin de ortamda bulunmasından ve Pierre’le gözgöze bakışıyor olmasındandı. Demek ki aralarında bir şeyler vardı. İki yabancı değillerdi. O halde onun bu saçma görüntüyü birkaç saniyeliğine görmezlikten gelmesinde sakınca yoktu. Ama Katre arkasından mermi kovalıyormuş gibi ansızın yerinden fırlayıp dışarı koşunca Melda uyku sersemliğiyle ne yapacağını bilemeyip Pierre’e;
“Nerede onlar?” diye sordu.
“Kimi soruyorsun?” dedi Pierre ona.
Melda’nın biraz daha uysal, biraz daha munis, mahmur hallerinden bir şeyler sezinlemeye başlamıştı Pierre. Bu kadın her arbedeye katılmıyor, korunan bir profil çiziyordu. Acaba nedendi bu?
“Ablam! Lara! Nerede Lara!” diye sordu Melda.
Pierre’in beyninde bir ışık yandı. Bu kız Lara’nın kardeşiydi. Bu, bulunmaz bir fırsattı. Olasılıkla Lara ve kadınları kısa süre sonra Cem’i yakalayıp geri getirecekti. Peki o zaman Pierre onların elinden Cem’i nasıl kurtaracaktı? Yeni bir kavgaya girmek çok doğru gözükmüyordu. Kadınlar ilk seferindeki gibi birer birer üzerine gelmeyeceklerdi. Altısı birden üzerine atlayacak ve öldürmek için vuracaklardı. Peki ellerinde Cem varken Pierre onlara nasıl karşı koyacaktı. Üstelik Cem’in ona yardım edecek hali de olamayacaktı. Cem’i tek parça halinde getirirlerse buna bile şükretmesi gerekiyordu. Melda gibi bir rehine, Cem’le takas etmek için nasıl olurdu? Bu, tek kurtuluş yolu bile olabilirdi. Bu mahmur prensesi elden kaçırmamalıydı.
“Lara dışarıda. Siz benle kalacaksınız!” dedi Pierre ansızın.
“Anlayamadım! Siz neler söylüyorsunuz?” diye hayretle sordu Melda.
“Anlamanız gerekmiyor. Bulunduğunuz yere çökün ve bir yere kıpırdamayın!” diye emredercesine bağırdı Pierre.
“Lanet pislik!” diye haykırarak kapıya fırladı Melda. Herakles uzun ipek gibi saçlarından yakaladı onu. Kendine çekip suratına sert bir tokat aşketti. Melda acı bir çığlıkla yere serildi. Dudağı patladı. Pierre gidip üzerine oturdu Melda’nın. Arkasını çevirdi. Ellerini arkadan birleştirdi. Kalın bir urganla ellerini sıkıca bağlamaya başladı. Genç kadın sinir krizi geçiriyordu. Sarsıla sarsıla ağlıyordu. Pierre ayaklarını da bağladı. Sonra da hem ellerini hem de ayaklarını birbirine bağladı. Tesadüf bu ya Melda, tıpkı Yako çiftliğe getirilirken olduğu gibi bağlanmıştı. Teknik aynıydı. Acıyla bunu farketti Melda. Pierre onu sıkıca bağladıktan sonra bir hayvan gibi ayağının dışıyla itti. Kadın yan döndü. Nefretle ona bakıyordu. Acaba tecavüz de edecek mi bu alçak diye düşünüyordu. Ama bu çok yersiz bir düşünceydi. Kimsenin böyle işlerle uğraşacak hali yoktu artık. Kavga son derece sofistike bir hal almıştı.
Pierre üstünü giyindi. Melda’yı avlanmış bir hayvan gibi tek eliyle koltuk altına aldı. Kapının önüne çıktı. Güneş doğmuş, ortalık aydınlanmıştı. Sundurmanın önündeki masanın yanına attı bağlı kadını. Kendisi sandalyeye oturdu. Barbar bir savaşçı gibi bir ayağını kadının üzerine koydu. Magnum’unu çıkardı. Mekanizmayı kontrol etti. Namlusunu kadına doğrulttu.
Uzaktan, Cem’i ite kaka yarım adımlarla çiftliğe getiren Amazon kafilesi gözükmüştü. Dikkatle fakat istifini bozmadan beklemeye koyuldu Pierre. Sevgilisini alıp oralardan gitmekten başka bir şey düşünmüyordu.
6.
Kafile çiftliğe yaklaştığında, en öndeki Lara garip görüntüyü farketti. Ne yapacağını bilemedi. Duraladı. Olduğu yerde çakıldı. Bunu nasıl düşünememişlerdi? Melda’yı nasıl o canavarla bir başına bırakıp kendilerini olaylara kaptırmışlardı? Bu, akla hayale gelmeyecek alçaklıktı. Pierre’in çizmesinin altında kıvrılmış savunmasızca yatan Melda’yı gördükçe Lara’nın içinden dünyalar yıkılıp aşağı geliyordu. Kalbi acıyla tutuşuyordu. Bu ne talihsizlikti?!
Çiftliğe yüz metre kala durdular. Lara öne doğru ilerledi. Pierre’e yirmi metre kadar yaklaştı. Pierre ayağa kalktı. Fakat tek ayağını Melda’nın üzerinden almadı. Bu davranışıyla onlara mesaj vermeye çalışıyordu. Doğrusu, mesaj da fazlasıyla yerine ulaşmış oluyordu. Sesini rahatlıkla duyurabilecek kadar yakalaştığında;
“Bu ne demek oluyor be adam!” diye haykırdı öfkeyle Lara.
“Bunun ne demek olduğunu en iyi siz bilebilirsiniz!” deyip, parmağıyla Cem’i işaret etti Pierre.
Gerçekten de Cem zorlukla kıpırdayabilecek kadar sıkı bağlanmıştı. Her tarafından kanlar sızıyordu. Kanlar, alçı renklerine karıştığı için, absürd bir yontu, avangard bir sanat nesnesi gibi gözüküyordu Cem. Onu bu hale getirmiş olmalarına karşı içinde büyüyen öfkeyi zorlukla dizginleyebiliyordu Pierre. Lara daha fazla beklemeyerek direkt konuya girdi:
“Nedir istediğin?”
“Bu çok açık değil mi Lara! Cem’e karşılık Melda... Eğer buna razı olmayıp üstüme gelecek olursanız gözümü kırpmadan bu yavrunun beynini dağıtacağımdan emin olabilirsiniz!”
Lara tereddütle geriledi. Aslında derin düşündüğünde büyük bir açmazla karşı karşıya olmadığını farkediyordu. Cem, geçmişinde çok önemli bir yer tutan eski kalp ağrısıydı. Onu son yaptıklarından sonra yakalamış, cezasını vermek üzere kara kara düşünerek çiftliğe getirmişti. Ama ona ne yapacaktı? Ne ceza verecekti? Öldürecek miydi? Sakatlayacak mıydı? Sadece hırpalayacak mıydı? Tüm bunları bir zamanlarki tatlı arkadaşına nasıl yapacaktı? Üstelik o, sevgili Katre için neler yapmıştı?! Sırf Lara’nın ismine ve hatırasına hürmeten...
Peki ama; hiçbir şey yapmadan Cem’i serbest bırakırsa, kana susamış, gece boyunca hırpalanmış, darbeler yemiş, savaşçı arkadaşlarına ne anlatacaktı Lara? Bunu nasıl savunacak, nasıl açıklayacaktı? Pierres’in yarattığı rehine krizi aslında bulunmaz bir fırsattı. Lara, onurlu bir şekilde Cem’i serbest bırakacaktı. Hesapta, istemeden, zorunlu kalarak, alçakça bir şantaj sonucunda... Bunun karşılığında hem arkadaşları hem de Cem’in gözünde itibar kazanacaktı. Bu, bulunabilecek en iyi yoldu. Bunun üzerine atlamalıydı Lara. Biraz direnir gibi yapıp, ardından mecbur kalmış rolü oynayıp sonra Cem’i verip Melda’yı almalıydı. Sonra da bu iki tehlikeli adam bir daha yollarına çıkmamak üzere buradan defolup gitmeliydi.
Gerilemeye başladı Lara;
“Düşünmeliyim. Arkadaşlarımla konuşmalıyım!” dedi. Geri geri adımlar atarak uzaklaştı. Arkadaşlarının yanına gittiğinde kararını çoktan vermişti bile.
“Melda’yı rehin almış!” dedi kırgınlık ve çaresizlikle, “Takas istiyor, kabul etmekten başka çare gözükmüyor!”
Genç kadınların bir itirazı olamazdı. Göz göre göre Melda’yı ölüme atamazlardı. Ayrıca hepsi son yirmi dört saattir süren dehşetin sona ermesini istiyorlardı artık. Yorulmuş ve yılmışlardı. Bıkkınlık vardı üzerlerinde. Razı oldular. Hep birlikte Pierre’e doğru yürümeye başladılar. Elli metre kadar yaklaştıklarında Pierre;
“Hoop! Orada durun! Başka şartlarım da var!” diye haykırdı; Anahtarını fırlattı; “Biriniz gidip arabamı getirsin önce!”
Bu istekte saçma olan bir şey yoktu. Oradan yürüme gidecek halleri yoktu. Maya, Lara’nın işaretiyle fırlayıp anahtarı yerden aldı. Tarif edilen yere doğru koşmaya başladı. Kadınlar bulundukları yere çömeldiler. Beklemeye başladılar. Yirmi dakika sonra Maya, Pierre’in Lancia’sıyla belirdi. Arabayı Pierre’e yakın bir yere çekti. Arabayı çalışır vaziyette bırakıp arkadaşlarının yanına geldi. Pierre bununla da yetinmedi;
“Ben gittikten sonra o zavallıyı parçalamanızı istemiyorum. Yako’yu da buraya getirin!” diye emretti. Talepler fazlalaşıyordu. Ama, Lara birkaç saniye içinde bunun da yararlı bir şey olduğunu farketti. Yako’yu, yamaç paraşütünden düşürüp kaza ile ölmüş süsü vermeyi başaramamışlardı. Şimdi orada oturup onu koyun boğazlar gibi boğazlayamayacaklarına göre; hastabakıcılığını mı üstleneceklerdi? Onun da defolup gitmesinde yarar vardı. Bir tek sakıncası vardı bu çözümün; ya Yako polise gidip olanları anlatırsa?!.. Yako’nun, bunu da yapamayacağını düşündü Lara. İnsanların peşine dedektif takan, şantaj fotoğrafları hazırlayan, genç kadınlara tehditle tecavüz eden kendisi değil miydi? Polise gittiğinde bunlar da ortaya çıkmayacak mıydı? Onu kurtaran, vefa borçlu olacağı Pierre ve Cem’in de başı derde girmeyecek miydi? O yüzden Yako’nun da gitmesine izin verdi Lara. Gidip onu getirmesini emretti Zara ve Leyla’ya.
Zara ve Leyla ahıra gittiklerinde Yako’nun da Nestor’un da orada olmadığını farkettiler. Koşa koşa dışarı çıktılar.
“Yoklar, kaçmışlar!” diye haykırdı Zara.
Kadınlar bir darbe daha yemişlerdi. Lara öfkeyle yumruğunu sıktı. Çiftliğin güney sınırından bir kişneme sesi duyuldu o sırada. Hepsi o yana döndüler. Nestor, Yako’yu bir ata bindirmiş, kaçmasına yardım ediyordu. Yako, yüzüstü atın boynuna yapışmıştı. Petra sadağından bir ok çıkardı. Yayına taktı. Germeye başladı. Vuracaktı onları;
“Bırak!” diye bağırdı Lara. “Yako defolsun. Onun sonu Bellerophontes’ten farksız oluyor böylece. Bunu kendisi istedi alçak. Yalnızlık, mutsuzluk, açlık ve perişanlıklar içinde ölür umarım! Nestor ise... Onu da bırakın! O bir köpek... Zamanı geldiğinde serbest kalmalı. Geri dönerse bizimdir. Dönmezse bizim değildir. Bu kadar basit!”
Lara’nın tümcesini tamamladığı sırada Nestor, atı çitten geçirmişti. Yako ağaçlık alanda atın üzerinde kaybolurken Nestor yaptığından pişmanlık duymaksızın, koltuk değneğinin üzerinde sekerek sahibinin yanına dönüyordu. Herkesin yaptıklarını farkettiğini biliyordu. Bunun bedelini ödemeye hazırdı. Ama Amazonas Çiftliği’nden ve Lara’dan ayrılmaya hiç niyeti yoktu.
7.
Gelişmeler tümüyle Lara’ya uygundu. Pierre, Yako’yu istemiş, o da kabul etmişti. Ama “beyzade” firar etmeyi uygun bulmuştu. Kırık dökük kemikleriyle kurtulmayı başarabilse bile ömür boyu sürüneceği kesindi. Bu da Lara’yı serinleten, mutlu eden bir sonuçtu. Şimdi bu lanet dev, Cem’i de alıp buradan defolursa her şey daha da mükemmel olacaktı.
Yako’nun firarı Pierre’in gözleri önünde cereyan etmişti. Söyleyecek bir şeyi yoktu. Boş boş baktı Lara’ya.
“Tamam bu konu böyleymiş!” dedi, “Şimdi Cem’i çözüp arabaya gitmesine izin verin!”
Kadınlar Pierre’in söylediğini yaptılar. Cem, perişan olmuş haliyle arabaya doğru yürürken dönüp Katre’ye baktı. Katre’nin büyüsü devam ediyordu. Bir an kıpırdayamadı Cem. Fenalaştı. Elini uzattı, sanki onu tutabilirmiş gibi;
“Gel!” diye mırıldandı. “Yalvarırım gel!”
Lara, Cem’in bu haline köpürdü. Ne yapmaya çalışıyordu bu salak? Yılların Katre’sinin onları bırakıp kendisiyle gideceğini mi sanıyordu? Bu ne budalalıktı!
Fakat olaylar hiç de Lara’nın düşündüğü gibi değildi. Katre, Amazonas Çiftliği’nde olanlardan yılmıştı. Üstelik, Cem’i kovaladıklarında arkadaşlarına ihanet etmiş ve suçüstü yakalanmıştı. Cem gittikten sonra kimse ona dokunmasa da artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı. Lara eskisi gibi ona güvenebilir miydi? Bu düşünüşün baskısıyla, Zara’nın kafasına sopa indirip onu ölümle burun buruna getirmesinin verdiği ağırlıkla, Cem’e duyduğu önü alınamaz ilgi birleştiğinde Katre kendini tutamayıp öne attı. Kadınlardan uğultu haline dönüşmüş bir çığlık yükseldi. Lara haykırdı:
“Ne yaptığını sanıyorsun sen budala?”
Bu tepkiler Katre’yi iyice canlandırdı. Bir koşuda gidip arabaya binmek üzere olan Cem’in kollarına atıldı. Cem sarıldı ona. Aynı anda kadınların hepsi silahlarına davrandılar. Pierre araya girdi:
“Kıpırdayanı indiririm! Bu yavru da hala elimde! Zevk için beynini dağıtırım onun!”
“Alçak herifler; bir anlaşma yaptığımızı sanmıştım!” diye bağırdı Lara öfkeyle.
“Anlaşmaya aykırı bir şey yok! Kadın kendi gelmek istiyor!” dedi Pierre.
“Siz onu aldattınız. Kandırdınız! Şimdi de felaketler dünyasına götürmeye çalışıyorsunuz! Bırakın onu!”
“Çocuk değil! Kendi kararını kendi verebilir!” dedi Pierre.
“Şu anda karar verebilecek durumda değil! Şerefinizle gidin buradan!” dedi Lara.
“Kendi gelmek isterse ben bunu engelleyemem!” dedi Pierre.
Katre ile Cem arasında oluşan aşk ve tutkudan haberdar olsaydı Pierre, kuşkusuz Katre’yi götürmek için bu denli gayretkeş olmazdı. Katre o noktadan sonra sevgilisiyle arasındaki en büyük sorun olacaktı ve Pierre bunu bilmiyordu. Onu, çıldırmış kadınların arasından kurtulmaya çalışan bir mağdur olarak görüyordu ve onlarla gelmesinde hiçbir sakınca bulmuyordu. Ama Lara, yaptığı tüm yanlışlara rağmen Katre’yi hala çok seviyordu ve onun gitmesine izin vermektense ölmeye hazırdı. Buna karşın Katre arabaya çoktan yerleşmişti bile. Cem de arabaya binip kapıyı çektiğinde kadınlar öne doğru atıldılar. Pierre;
“Durun!” diye haykırdı.
Kadınlar durmadılar. Pierre magnum’u Melda’nın yanıbaşındaki tahta zemine doğru ateşledi. Silah sesi dağlarda yankılandı. Korkunç bir çığlık koptu Melda’dan. Herkes Melda’nın vurulduğunu sandı. Acı feryatlarla Melda’ya doğru koşmaya başladılar. Melda korkudan çığlık atıyor, yerlerde dönüyor, gerçekten vurulmuşçasına görüntüler sergiliyordu. Hepsi birden yön değiştirmiş Melda’nın yattığı yere doğru koşuyorlardı. O kargaşalıkta Pierre fırlayıp arabaya attı kendini. Araba zaten çalışır vaziyetteydi. Gaza sonuna kadar asıldı. Araba çayırı çimeni yerinden söküp patinaj ata ata öne fıradı. Kadınlar Melda’nın vurulmadığını farkettiler. Doğrulup arabanın arkasından balta, kargı, ok ne buldularsa fırlatmaya başladılar. Ama araba uzaklaşmıştı. Var hızıyla tahta çiftlik kapısına çarptı yeşil Lancia. Kapı yerinden fırlayıp parça parça oldu. Hızla uzaklaştılar. Ön cam ve dikiz aynası çatlamış neredeyse buzlu cama dönüşmüştü.
Olanlar Lara’yı deliye döndürmüştü. Bunu kendine yediremiyordu. Gözünün önünde, hayatta en çok sevdiği kadın, efsane Amazon kraliçelerinin günümüzdeki yaşayan temsilcisi prenses Antiope kaçırılıyordu. Bu ne lanet tekerrürdü. Buna izin vermemeliydi Lara. Bu kez bu felaket engellenmeliydi.
Koşup atına atladı. Topukladı atını. Arabanın önüne çıkacak, kestirme bir yol biliyordu. Atıldı öne. Gözünü karartmıştı. Baltasını kafasının üzerinde pervane gibi çeviriyor naralar atıyordu. Arkadaşları da atlarına atladılar. Onu yüz metre geriden takip etmeye başladılar. Lara arabanın önüne çıkacak dik yamaçtan aşağı saldı atını. At, acı kineyişlerle ana yola gökten düşercesine indiğinde araba kıl payı, üç beş metre önüne düşmüştü. Topukladı atını. O lanetleri yakalayacak beyinlerini dağıtacak ve Katre’yi geri alacaktı. Pierre gaza asılıyordu ama yol çok kötü ve virajlıydı. Lara zaman zaman arabanın şoför camının yanına yaklaşır gibi oluyor baltasını savurmak için uygun anı kolluyordu. Katre korkudan ölmek üzere Cem’e sarılmış, sinir krizi halinde saya döke ağlıyordu. Lara’yı bu durumda görmek onu mahvediyordu. Ama olan olmuştu. Artık geri dönemezdi. Lara’nın arabaya iyice yakalaştığı bir anda Pierre, bu virajlı yollarda ondan kurtulmanın olanaksızlığını anladı. Yolun hafif düzleştiği bir yerde frene asıldı. Araba kendi ekseni etrafında dönüp Lara’nın karşısına çıktı. Pierre arabadan atılıp magnum’unu çıkardı. Lara atının üstünde bir tanrıça gibi baltasını sallaya sallaya üzerine geliyordu, onu ortadan ikiye bölmeye kesin kararlıydı. Pierre, magnum’unu doğrultup nişan aldı ve ateşledi. Lara tam kalbinden vurulup yere düştü. Pierre içinde bir şeylerin öldüğünü, yıkılıp aşağı geldiğini, mahvolduğunu hissetti. Hayatta en çok sevdiği kadını vurmuştu. Üzüntüden ölecek gibi oldu. Fakat dörtnala yaklaşan Amazonlar’ı farkettiğinde hemen arabaya atlayıp gaza bastı. Cem ve Katre olanları son anda farketmişler, ona engel olamamışlardı. Cem;
“Ne yaptın Pierre!” diye bir çığlık attı.
“Sus!” dedi Pierre, “Böyle olsun istememiştim! Lanet olsun!”
Katre üzüntü ve acıdan fenalık geçirip bayılmış Cem’in önüne yığılmış cansız yatıyordu. Pierre deli gibi gaza basıyordu. Cem ellerine yapıştı;
“Dur! Bakmamız lazım! Belki yaşıyordur!”
“Saçmalama Cem!” dedi Pierre, “O kadınların geri kalanlarını da mı öldürmek zorunda kalalım!”
Cem çaresizlikle koltuğa yığıldı. Pierre iki eliyle direksiyona yapışmış koca bir bebek gibi ağlıyordu... Gözyaşları Lara’nın ona armağan ettiği ve beline takılı olan Amazon kraliçelik kemerine düşüyordu. Arabanın kırık dikiz aynasında Lara’nın cansız bedeninin çevresinde toplanan Amazonlar’ın sayısı binlerceymiş gibi gözüküyordu. Acı, çok acıydı ama bu, gelecekte kadın nesillerinin, büyüyecek, her tarafı kasıp kavuracak, dinmeyecek öfkesinin azametini tanımlar gibiydi...
8.
Olimpos’ta, Amazonas Çiftliği’ne tırmanan dağın eteklerinde büyük bir trajedi yaşanıyordu. Genç kadınlar Lara’nın vurulup düştüğü yerde atlarından atladılar. Olga en öndeydi. Atılıp başını Lara’nın kana bulanmış göğsüne dayadı. Lara’nın kalbi artık atmıyordu. Bir süre başını doğrultamadı Olga. Bu, büyük bir felaketti. Lara’nın bir ölümlü olduğunun ortaya çıkması bile tüm dünya kadınları için en büyük felaketti. Olga’nın yüzüne Lara’nın kanları bulaştı. Aldırmadı buna Olga. Hatta hoşnutluk bile duydu o sıcak akışlardan. Zara, Maya, Petra, Leyla ve hatta Melda yetişip gelmişlerdi. Olan bitene inanmak istemiyorlardı. Bu, bütün düşlerinin sonuydu sanki. Bu alçaklar bunu nasıl yapabilmişlerdi. Bir efsaneyi nasıl da hunharca yoketmişlerdi. Erkek egemen toplumun bir klasiği daha uygulanmıştı belki; belki bunun çok doğal karşılanması gerekirdi ama Lara sözkonusu olduğunda bu nasıl gerçek olabilirdi?!
Donup kalmıştı kadınlar. Kıpırdayacak halleri yoktu. Kadim tragedyaların bitmek tükenmek bilmez bir kararlılıkla tekerrür etmesine karşı isyan duyguları gelişiyordu içlerinde. Bunu değiştirmek, lanet olsun değiştirmek hiçbir zaman mümkün olmayacak mıydı? Kadının tragedyası nerede nihayet bulacaktı? Bunun için bir şeyler yapmak lazımdı...
Ortam adeta dünyanın en ilahi “requiem”i çalıyormuşçasına efsunlanmıştı. İlahi bir cenaze merasimindeydiler sanki. Ve tanrılar onları taşlaştırmış, kıpırdamalarına izin vermez olmuştu. Olga, uzunca bir aradan sonra ilk kıpırtıyı, ilk yaşame emaresini gösteren kişi oldu. Yüzünde Lara’nın kanlarıyla yavaşça doğruldu. Tüm organlarını dışarı dökercesine acı bir çığlık attı. Yamaçlarda yankılandı haykırışı, doğa canlıları, kuşlar, böcekler her şey harekete geçti:
“Bu öykü böyle bitmeyecek!” diye ekledi sonuna.
Amazonların efsanevi komutanı Oreithyia’dan zerre kadar farkı yoktu o anda. Bir seksen boy, altın sarısı uzun saçlar, vahşi adaleler, kaplan gözleri, yanık ten, uzun bacaklar, savaşçı kuşamı; Olga, kuzey kavimlerinin bütün görkemini yansıtan emsalsiz kadın ötesi görüntüsüyle korkunç bir karizma yayıyordu. Bir Rus kadınının bu lanetli topraklarda söyleyecek çok sözü vardı artık. Çünkü taht ona kalmıştı. Kavmin kavgası ve mirası da... Bunun hakkını vermek için yapmayacağı şey yoktu Oreithyia’nın. İki uçlu baltası bigennis’ini havaya kaldırdı, gözlerini kıstı, dağın doruklarına kilitledi bakışlarını ve haykırdı;
“Namus ve haysiyet için!”
“.....”
“Eşitlik ve hürriyet adına!”
“....”
“Şeref ve kutsiyet uğruna!”
“....”
“Dünyanın tüm ezilen kadınları aşkına!”
“....”
“Andolsun! Andolsun ki bunun hesabı sorulacak! Dünyanın neresine kaçsalar onları bulacağım! Andolsun! Kafalarını kesip köpeklere yedireceğim! Andolsun! Andolsun!”
Olga’nın andı büyük bir etki yapmıştı kadınlar üzerinde. Bunu farketti Olga. Büyük bir ant içme merasimine dönüştü ortam. Lara’nın cesedinin başında toplanan kadınlar gözlerinden yaşlar boşalarak, sağ kollarını silahlarıyla birlikte kaldırarak hep birlikte Olga’nın söylediklerini tekrarladılar. Olimpos etekleri bu antla çınladı:
“Namus ve haysiyet için! Eşitlik ve hürriyet adına! Şeref ve kutsiyet uğruna! Dünyanın tüm ezilen kadınları aşkına; andolsun ki bunun hesabı sorulacak!”
Ant içme sona erdiğinde, erkek egemen topluluklarda asla olmayacak bir şey gerçekleşti. Tüm kadınlar gözyaşlarını serbest bırakıp hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Duyguları öylesine büyük ve yaralayıcıydı ki ayakta kalabilmek için birbirlerine tutunmak, sarılmak zorunda kaldılar...
Yerde cansız yatan Lara’nın yüzünü sanki tebessüm kaplamıştı. “İşte o yüzdendir ki kadınlar erkeklerden çok çok üstündür!” der gibiydi bakışları. “Onlar hiçbir zaman bu denli içli olamazlar! Onlar asla duygularını böylesine dürüst ve cesurca ortaya dökemezler! Onlar derinliksizliğin, vahşetin ve hoyratlığın yeryüzündeki temsilcileridirler!” diye sesleniyor, arkadaşlarıyla gurur duyuyordu sanki.
Lara’nın kana bulanmış, cansız bedenini Olga ile birlikte ata oturttular. Kafile at üstünde ölgün adımlarla Amazonas Çiftliği’ne yöneldi. Olga, Lara’nın cansız bedenini tüm gücünü kullanarak ayakta tutuyordu. Arkasında otururken dudaklarını onun soğuyan tenine dokundurup usul usul ağlıyordu. Efsane Hippolyte evine cansız dönüyordu. Olga’nın içinde büyüyen öfke gövdesini yarıp dışarı çıkacak hale gelmişti. Titreyerek ağlıyor, içinden ant içmeye devam ediyordu.
İkisi Türk, ikisi Kürt, biri Alman, biri Rus altı kadın çiftliğe vardıklarında bitkin haldeydiler. Onları karşılayan Nestor, Lara’nın cansız bedeni attan indirilirken bayılıp yere düştü. Uzun süre kendine gelemedi. Canından çok sevdiği kraliçesinin ölümü onu mahvetmişti.
Olga tüm arkadaşlarına, Kraliçe’ye layık bir cenaze merasimi hazırlanması için emir verdi. Ölümün gizli tutulmasını ve polise haber verilmemesini istedi. Bu meselenin takipçisi kendi olacaktı. Polisi işin içine karıştırıp orada olanların ortaya çıkmasına neden olmak büyük yanlış olurdu. Kendi yaptıkları da ortaya çıkabilirdi ve bu son Amazonlar’ın tükenmesi olurdu. Arkadaşları Olga’nın talimatını titizlikle uyguladılar. Ölüm olayı sır olarak tutulacak ve dünyanın en güzel cenaze merasimi yapılacaktı. Sadece Melda’dan, üvey annesini, yani Lara’nın öz annesini çiftliğe çağırması istendi.
Yaşamında sadece bir kere bir erkekle, Lara ve Melda’nın babasıyla birlikte olmuş ve bu birliktelik sonucunda Lara’yı doğurmuş yaşlı kadına bu olayı nasıl anlatacaklarını kara kara düşünüyorlardı.
9.
Lara’nın cenaze merasimine yedi kadın ve Nestor katıldı. Lara’nın annesi Lamia, olayı duyar duymaz ilk uçakla Antalya’ya inmiş, hemen Olimpos’a geçmişti. Doğruca kızının çiçek dağlarına gömülmüş naaşının başına gitmiş, onu solmuş, bembeyaz olmuş, soğumuş yanaklarından öperek bir damla gözyaşı dökmüştü. Şaşmış, yıkılmış, çökmüş gözükmüyordu. Adeta ilahi bir tragedyanın sabit figürü gibi algılıyordu olayları. Lara’nın soylu naaşının başından kalkarken dudaklarından dökülen sözcükler tüm bilgeliğini yansıtıyordu;
“İnsanlıkta bu böyle olur... Bu bir ilahi tragedyadır... Ne vakit kimin sona erdireceği bilinemeyen bir ilahi tragedya... Her kadın nesli en az bir kere bunu kırmayı dener... Er veya geç bir gün biri bunu değiştirecektir... İnanmışlık ve sabırla denemekten başka ne yapılabilir?..”
Bilge kadın Lamia o gün, bir daha Amazonas Çiftliği’nden, Lara’nın kabrinin bulunduğu yerden asla ayrılmayacağını ve torununu orada tıpkı Lara gibi yetiştireceğini açıkladı. Melda buna çok sevindi. Kendisi de çocuğu dünyaya gelene kadar çiftlikten ayrılmamaya karar verdi.
Bundan sonra, kimin ne yapacağı konuşulurken diğer kadınların da çiftlikten ayrılmak istemedikleri ortaya çıktı. İntikam andı yerine gelene kadar bir yere ayrılmak istemiyorlardı. Olga bunu hoşnutlukla karşıladı.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Ölümsüz Antikite - 13
  • Büleklär
  • Ölümsüz Antikite - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3880
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2248
    26.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3945
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2169
    30.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3881
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2238
    26.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3881
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2191
    28.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3812
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2089
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3900
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2025
    30.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3945
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2127
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3746
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2199
    27.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3842
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2153
    27.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3722
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1990
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3859
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2027
    29.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3840
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2020
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3819
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2252
    25.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 2343
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1529
    28.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.