Ölümsüz Antikite - 11

Süzlärneñ gomumi sanı 3859
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2027
29.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
43.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
51.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
(O, erkekler dünyasının gelmiş geçmiş en büyük kahramanlarındandır. Belki de kahramanların en büyüğüdür. Gücü, yetenekleri, zekası, cesareti ve güzelliğiyle her zaman öykünülen bir efsaneydi. Onun işleri, kavgaları ve canavarlara karşı verdiği mücadeleler kadim zamanlardan bu yana anlatılır. Amazonlar üzerine Akha kahramanı Theseus ile yaptığı seferde yenilmez ilahelere boyun eğdirmeyi başardı. Sadece Hippolyte’in altın kemerini çalmayı değil, Theseus’un gönül verdiği Antiope’u kaçırmayı da başardı. Onun verdiği yıkımlardan sonra Amazonlar uzun süre toparlanamadılar. Yaygın söylencede, dillere destan kraliçe Hippolyte’in ona gönül verdiği ve fakat buna rağmen onun kılıcı altında can verdiği anlatılır. Amazonlar, Herakles’in işlerini asla affetmediler. Öfkeleri kalplerinden de büyüktü. Onu ve kavmini sıcak yuvalarına kadar kovaladılar. Ne yazık ki yenemediler. Bu, belki de sadece ve sadece öfkelerinin kalplerinden büyük olmasından dolayıydı. Aldıkları yenilgilerden sonra düşüşe geçtiler. Tutsak düştüler. Ama öfke bugün hala dinmedi. Bu öfkenin dehşetinin erkek egemen kavimlere ne zaman hangi felaketi getireceğini kim bilebilir? Bunu kim bilebilir?)
1.
Olimpos tanrılarının öfkesi harekete geçmişti sanki. Yıldıramlar çakıyor, gök gürlüyordu. Bardaktan boşanırsacına yağan yağmur, gelişkin Olimpos çamlarının üzerine düştüğünde ürpertici birer şarkı oluyordu. Her taraf kapkaranlıktı. Huysuzlanan atların kişnemeleri, köpek havlamaları, uzaklardan duyulan vahşi hayvan çığlıkları, deprem öncesi harekete geçen doğa canlılarının tedirgin sesleri gibi duyuluyordu. Yağmurun başlamasıyla Lara, Katre, Melda ve Olga eve çekildiler. O aradaki boşlukta Cem, Herakles yontusunu yerine alarak piyano odasına saklanmış dinleniyordu. Belki kaçıp kurtulabilirdi ama Katre’yi almadan bir yere kıpırdamamaya kararlıydı. Bunun için ölümü bile göze alabilirdi.
Salona girdiklerinde Lara, Herakles yontusunun başına kadar geldi. Onun çenesini bile okşadı. Zamanlama mükemmeldi. Cem, içeri çekilmeseydi Lara’nın her şeye uyanması kaçınılmaz olacaktı.
Dışarıda yağmur Nuh tufanına dönüşecekmişçesine azmaktaydı. Tanrıların gazabı Amazonas Çiftliği’nin üzerindeydi sanki. Zara ve Maya, Petra ile Leyla’nın kaldığı çadırı sökmek için, onlarla beraber çiftliğin kapısına doğru gittiler. Bir an önce çadırı söküp, Petra ve Leyla’yı kendi kulübelerine almazlarsa, sel olup gidecekti her şeyleri. Tam çadırın başına ulaştıklarında çiftlik kapısında tanrısal bir edayla beliren sırılsıklam Pierre’i gördüler. Pierre’in saçları ıslanmış, başına yapışmıştı. Hatları ortaya çıkmış, gözleri çakmak çakmak parlıyordu. Bir seksen sekiz boyu, yüksek topuklu çizmelerinin üzerinde yükseldiğinde altı santim daha uzuyor, sınırsız bir heybet yayıyordu. Kucağında ölü gibi yatan, buna karşılık derin derin inleyen Yako vardı. Çiftliğin tahta kapısını tekmeleyip araladı Pierre. Kararlı adımlarla içeri yürümeye başladı. Genç kadınlar onu gördüklerinde neye uğradıklarını şaşırdılar. Kucağındaki yaralının Yako olduğunu farkettiklerinde daha da çıldırdılar:
“O lanet hala gitmemiş! Burada!” diye haykırdı Zara.
Belinden bıçağını çektiği gibi Pierre’e doğru koşmaya başladı. Naralar atıyor, hırlıyor, sabırsızlanıyor, onu lime lime etmek istiyordu. Pierre her şeyin kavgasız, dövüşsüz kolaycacık olmayacağını biliyordu. Her şeyi göze almıştı. Zara ona yaklaşırken yana eğilip Yako’yu usulca yere bıraktı. Yako inliyordu. Acıyla açılmış ağzından yağmur suları giriyordu. Boğulacak gibi oluyor anlık çırpınışlar yaşıyordu.
Maya, Petra ve Leyla da çığlık çığlığa Zara’nın peşinden koşuyorlardı. Ama Zara arayı açmıştı. Bir elinde bıçak, panter gibi atıldı Pierre’in üzerine. Pierre soğukkanlılıkla kenara çekilip bir diz çaktı Zara’nın çenesine. Zara ağzından kanlar fışkırarak üç metre ileriye yıkıldı. Boğuk bir ses çıktı boğazından. Çenesine çarpan kemik kıtırtısına karıştı bu ses. Maya, Petra ve Leyla deliye döndü. Öne fırlayan Maya’nın yüzüne acımasızca kafa attı Pierre. Geldiği istikamete doğru kayaya çarpmış gibi geri yıkıldı Maya. Ağzı burnu kan doldu. Tüm çiftliği haykırışlar, bağırtılar kapladı. Lara ne olduğunu anlamakta gecikmedi. Lara ve Olga fırlayıp atlarına koştular. Melda uyuyordu. Onu uyandırmadılar. Zaten hamile olduğu için bu tür işlere karışmaması doğru olurdu. Katre ise çıkmadı. Klasik Amazon hoyratlıklarından, vahşi şakalarından biri daha yapılıyor sanmıştı. Buna karışamayacak kadar kötü durumdaydı.
Olga ve Lara yıldırım hızıyla atlarına atladılar. Lara, nara atarak iki uçlu baltasını sallıyordu. Yakaladığı anda bu işi karıştıran adamı ortadan ikiye böleceğine öylesine emindi ki... Olga ise Yako’yu kovalarken kullandıkları polo sopasına benzeyen kargılardan almıştı. Dört nala olay yerine at sürüyorlardı.
O sırada Pierre, üzerine bıçağını sallamış Petra’yı bileğinden yakalamış yüzüne acımasızca yumruklar atıyordu. Arkadan Leyla yetişti. Leyla öne atıldı. Atıldığı anda memelerine tekmeyi yedi. Acıyla kıvranıp yere yıkıldı. Petra’nın kolunu büktü Pierre. Arkasını döndürdü. Acıyla çığlık atıyordu Petra. O sırada kendisine doğru dört nala gelen iki vahşi süvariyi gördü Pierre. Elinin altında arkası dönük duran Petra’ya tekmeyi çaktı. Petra yüz üstü yere çakıldı. Pierre elini beline attı. Bir silahşör kadar kendinden emin magnum’unu çıkardı. Nişan aldı. İki kere ateşledi silahı. Patlamalar vadide yankılandı. İki at da vuruldu. Lara’nın atı iki gözünün ortasından tam alnından vurulmuştu. Takla attı at. Elinde baltasıyla koşturan Lara atın üzerinden fırladı. Taklalar atarak gelip Pierre’in ayaklarının altına yığıldı. Tam doğrulup kalkacaktı ki Pierre çizmesiyle boğazına bastı. Olga ise yirmi metre ileride vurulan atından düşmüş, hemen toparlanmış kargısıyla Pierre’in üzerine koşuyordu. Pierre magnum’u boğazına bastığı Lara’nın kafasına dayadı. Onun lider olduğunu anlamıştı:
“Kıpırdadığınız anda onun beynini dağıtırım! Şakam yok!” dedi.
Herkes dondu kaldı. Ortalık bir meydan muharebesi artığına dönmüştü. Tüm genç kadınların ağzından burnundan kanlar akıyordu. Hepsi ayağa kalkmış, Lara’nın kafasına tabanca, boğazına çizme dayamış barbar erkeğe bakıyorlardı. Bir an ne yapacaklarını bilemediler. Onlara bu vahşi kavgayı yaşatan barbar, hiç acımayıp Lara’nın kafasına kurşunu sıkardı. Tedirginlikle birbirlerine baktılar. Yattığı yerde Lara, ilk şoktan kurtulmuş Pierre’in güzelliğinin farkına varmaktaydı. Garip bir büyü altına girdi. Bir erkeğin topuklarının altında kafasına silah dayanmışken bunu düşünüyor olmasını çok garipsedi. Gözleri Pierre’in dev adalelerine kilitlendi kaldı. Bu vahşi devin sanki rengi bile başkaydı. Teni alevler saçıyordu. Kapkara saçlarının, sakallarının içinde çakmak taşı gibi gözleri vardı. Gür sakallar... Uzun saçlar... Lara gördüklerine inanamıyordu, yaşamı boyunca düşünü kurduğu, yontusunu yaptığı, özlediği, aradığı erkek Herakles, sanki canlanmış oraya gelmişti. Bu bir rüya olmalı diye düşünüyordu Lara. Ama yanıldığını Pierre, Fransızca aksanlı bozuk Türkçe’si ile haykırmaya başladığında hemen anladı:
“Nerede o? Çabuk söyleyin nerede o?!”
Neler diyordu bu vahşi dev? Kimi soruyordu? Ne anlatmaya çalışıyordu?
“Bana oyun oynayamazsınız! Çabuk söyleyin! Nerede o?”
Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. Kimi arıyordu bu adam?.. Fakat Zara olaya uyanmaya başlamıştı. Kimi aradığını yavaş yavaş tahmin etmeye başlıyordu... Çünkü çiftliğin kapısına dayandığı gün de aynı kişiyi sormuştu onlara.
“Sizi uyarıyorum! Onu ölü ya da diri almadan buradan bir yere gitmem! En az dördünüzü indiririm! Benle oyun olmaz! Çabuk söyleyin!”
“Kimi arıyorsun lanet adam?” diye atıldı dayanamayarak Olga.
“Hala oyun oynuyorsunuz! Kimi aradığımı biliyorsunuz! Cem nerede? Ona bir şey yaptıysanız tekinizi hayatta bırakmam!”
“Cem gitti!” diye araya girdi Zara.
“Buna inanacağımı mı sanıyorsunuz? Sefil Amazon bozuntuları! Arabasını sakladığınız yeri buldum. Orada duruyor araba. Bir de kamufle etmeye çalışmışsınız. Bu numaraları yer miyim rezil katiller!”
Birden suskunluk oldu. Neler söylüyordu bu adam? Araba oralarda saklıysa, o halde Cem hakikaten gitmemişti... Buralardaydı. Peki ama ne amaçla buradaydı ve neredeydi, ne yapıyordu? Lara’nın beyninde şimşek çaktı. Eliyle Pierre’e işaret yaptı. Gerçekten Cem’in orada olması meselesi araştırmaya değer bir konuydu. Üstelik o anda hepsi Pierre’in tabancasının tehdidi altındaydı.
Pierre, Lara’nın işareti üzerine boğazına basan ayağını gevşetti. Lara zorlukla konuştu;
“Bence de burada olabilir. Ama yerini bilmiyoruz. Aramana yardım edebiliriz. Şu silahı indir önce...”
Lara tamamen atıyordu. Burada olup olamayacağı hakkında en ufak bir fikri olamazdı. Hepsi onu gitti biliyorlardı. Üstelik kızlar gittiğini görmüşlerdi. Ama bu gözü dönmüş vahşiden kurtulmak için öncelikle bir uzlaşma gerekiyordu.
Pierre, Lara’nın boğazına basan ayağını çekti. Lara yerde ekseni etrafında bir tur atıp ayağa kalktı. Arkadaşlarının arasına katıldı. Pierre’in silahı üzerlerine doğrulmuştu. Lara kurtulduğuna göre hep birlikte saldırabiliriz diye düşünüyorlardı. Belki iki tanemizi indirir, ama biz de onu tepeleriz, diye düşünüyorlardı. Lara ise çarpılmıştı. Gözünü Pierre’in üzerinden alamıyor, onun gözlerine bakamıyor, adeta karşısında eriyordu. Bu, gerçekten de rüyalarının erkeğiydi.
O yüzden arkadaşlarını zaptetti Lara. Bu tanrısal görünümlü erkekle birlikte olmadan onu öldürmeyecekti. Üstelik o an için uzlaşmaktan başka çareleri yoktu.
“Silahını indir yabancı. Cem’i birlikte bulalım.” dedi Lara.
“Size nasıl güveneceğim?” diye sordu Pierre.
“İstersen güvenme! Bir elinle bizi silah tehdidi altında tutar, yan gözle de arkadaşını ararsın!” dedi Lara. Espri yeni gerginliklere yol açmasın diye hemen ardına ekledi; “Size Amazon sözü veriyorum. Siz bize saldırmadıkça, biz size saldırmayacağız.”
Pierre, kısa bir düşünme süresinin ardından teklifi kabul etti fakat Yako ile ilgilenmelerini şart koştu. Kadınlar bu şartı kabul ettiler. Yako’yu, Nestor’un kulübesine taşıyıp, ona emanet ettiler. Kısa süre önce aynı yollardan geçmiş Nestor, onu en iyi anlayacak kişiydi. İhtimamla üzerine atıldı ve koşup ağrı kesicilerini aldı. Kocakarı yöntemleriyle Yako’nun yaralarına müdahale etmeye koyuldu. Bu işle ilgilenmeye ondan başka kimsenin niyeti yoktu. Nestor’un kulübesinde iki savaş artığı, kader arkadaşı olarak kaldılar.
Dışarıda silahını indirmiş Pierre, Lara ile konuşarak eve doğru yürüyordu:
“Onu neden öldürmek istediniz?” diye sordu Pierre.
“Biz öyle bir şey yapmak istemedik ki!” dedi Lara, “Gece vakti yamaç paraşütüne binmek istemiş... Hepsi bu...”
Pierre tebessüm etti;
“Cem de böyle bir şey istedi mi yoksa?” diye sordu.
“Cem sizin neyiniz oluyor?” diye sordu Lara.
“Bu sizi ilgilendirmez!” diye sertçe çıkıştı Pierre.
Lara, böylesine öfkelenmesinden dolayı, yavaş yavaş Pierre’in kim olduğunu anlamaya başlıyordu.
“Vayyy,” dedi. “Siz onun sevgilisisiniz!” güldü.
“Bu sizi ilgilendirmez demiştim!” diye sertçe tekrarladı Pierre.
“Bu beni çok ilgilendirir, çünkü ben onun ilk aşkıyım.” dedi Lara.
“Siz Lara mısınız yoksa?” diye telaşla sordu Pierre.
“Ta kendisi, benden size bahsetmemiş olamaz...”
“Evet, bahsetti. Üstelik yıllarca. Yaşamımızın hep ortasındaydınız. Sizi hep çok merak etmişimdir. Anlattığından da güzel ve çarpıcı olduğunuzu görüyorum.”
Başını önüne eğdi Pierre. Cem ile girdiği gay birlikteliğe neden olan kadındı Lara. Onun karizması ve çarpıcılığı Cem’i erkeklikten etmişti. Pierre’le birlikteliklerinde adeta Lara’yı geçmek istercesine onu mutlu etmeye çalışmıştı Cem. Pierre o zevki hiçbir kadından alamamıştı yaşamında. Ama şimdi karşısında öyle biri vardı ki!.. Cem’in bu hale gelmesine neden olan kadın!.. Lara!.. Pierre korkunç bir şekilde kendini test etmek arzusu duyuyordu... Lara ile sevişmek istiyordu. Erkekliğin gay tatminlerin ötesinde başka bir gizemine daha ulaşması mümkündü belki de... Bunu çok merak ediyordu. Cem’i mahveden kadını istiyordu. Kim olursa olsun. İsterse vahşi bir Amazon!
2.
Katre, Çiftliğin kapısında başgösteren çatışmayı farkettiğinde neye uğradığını şaşırdı. Sevgili yoldaşları birer birer kırılmaktaydı. Panik içinde sağa sola koşturdu. Ne yapacağını bilemedi. Altı hırçın Amazon’u dize getiren dev cüsseli erkeği uzaktan farketti. Koşup aralarına katılıp kendisinin de rehine düşmesinin bir anlamı yoktu. Adeta tanrıların laneti Katre’nin üzerine çökmekteydi. Kavmine ihanet edip, bir erkeğin cerbezesine ve aldatmacasına kapılıp kutsiyetini ayaklar altına atıp teslim olduğunda tanrılar bütün lanetlerini yağdırmaya başlamışlardı. Pişmanlıklar içinde kavruldu Katre. Hayatta en çok sevdikleri birer birer kırılıyorlardı; o ise çaresiz ve onursuz bir haldeydi. Üstelik kadınlık dürtülerinin canlanıp hayatiyet bulduğu noktada Cem’den nefret edip etmediğini bile bilemiyordu. Bu, tuhaf ve aşağılayıcıydı ama Cem’in gövdesini delip geçen erkekliği ona aşağılanmanın yanı sıra tarif edilemez bir mazoşist zevki de vermişti. Buna isim veremiyor, ezilip yıkılıyordu Katre. Tam fırlayıp, yaşadığı yalpalamaları telafi etmek üzere arkadaşlarına ne pahasına olursa olsun yardıma koşmak üzereyken, saldırgan dev adamla Lara arasındaki pazarlıkları farketti Katre. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Lanet tüm hatlarıyla Amazonas Çiftliği’ne yığılıyordu. Katre, Lara’yı çok iyi tanırdı. Yanında beş yoldaşı olduğu halde o lanet deve saldırmıyorsa mutlaka bir bildiği vardı. Mutlaka aklından bir şeyler geçiyordu. Normalde Lara, arkadaşlarının yarısı, hatta kendisi dahil tümü feda olacaksa bile saldırıya geçerdi. Laneti kendi haline bırakmaz ve savaşa tutuşurdu. O halde büyük bir planı vardı Lara’nın. Neydi peki o?..
Katre bunları düşündüğünde ortaya çıkmamaya karar verdi. Cem’in ona yaşattığı aşağılamayla karışık zevki hatırına getirdi. Acaba, kendisi de Lara’nın planlarına katılıp benzer acıları Cem’e yaşatabilir miydi? Bu mümkün müydü? Bu, nasıl olabilirdi?..
Çatışan tarafların, anlaşmaya varıp çiftliğe yöneldikleri esnada Katre, Pierre’i tanıdı. Bu, Cem’in Amazonas Çiftliği’ne gelirken yolda ona anlattığı, fotoğrafını gösterdiği sevgilisinden başka biri değildi. Şimşekler çaktı beyninde Katre’nin. Belki de Cem’e yaşamında duyabileceği en büyük acıyı yaşatması mümkün olabilecekti. Koştu piyano odasına.
“Pierre geliyor Cem!” diye haykırdı. “Garip şeyler oluyor! Her şeyi izlemelisin!”
Cem’in kalbi hop etti. Koşullandırılmışçasına yerinden fırladı. Katre’nin çekim alanına girmiş gövdesi onunla birlikte hareket etmek üzere ayağa fırladı. “Pierre, Katre, Lara, aman tanrım, aman tanrım, herkes burada!” diye çığlıklar atıyordu içinden. Katre’nin olacakları izlemesi gerektiği görüşüne korkarak, endişe içinde, çekingenlikle katıldı. Çaresizlik içinde onun emirlerine boyun eğdi. Hali dumandı. Katre ile birlikte Herakles yontusunu bir çırpıda içeri taşıdılar. Cem yontunun yerini aldı. Dondu kaldı. Katre yerdeki postun üzerine yığıldı. Gövdesinin tüm feminen görkemini saçacak şekilde, posta sürtünerek tuniğini yukarı doğru sıyırdı. Dekoltesini artırıp, olup bitecekleri beklemeye başladı.
Lara, tüm arkadaşlarını dışarıda bırakıp girdi içeri. Tek bir düşüncesi vardı. Yaşamı boyunca düşlerini, hayallerini süsleyen bu erkeğe sahip olmak. Olup biten kavgalar, çatışmalar, nefretler, arbedeler, sakatlanan adamlar, amaçlar, ülküler, felsefeler hiç bir şey umurunda değildi. O lanet deve sahip olmalıydı. Bunu tatmalı, onun gövdesini perçinleyecek sertliğinin, öfkesinin düğümlendiği kalbine kadar uzandığını hissetmeliydi. Sonrasını, daha sonra düşünürdü.
Sözkonusu hisler aşağı yukarı karşılıklıydı. Pierre de Cem’in tarumar oluşunun başlatıcısı, kadınlar dünyasının büyük karizması, ikonalaşmış dev kadın Lara’yı mutlaka yaşamak istiyordu. Onun için de Lara ile yaşayacağı seksüel temas her şeyin önüne geçmişti. Cem’e duyduğu sonsuz aşkı bile düşünmüyordu o anda. Sadece ve sadece bir tek şey istiyordu; efsanevi Amazon kraliçesiyle göğüs göğüse çarpışmak, bütünleşmek, içiçe geçmek, onu ezmek, erkinin altında tutsak etmek ve boyun eğdirmek.
İnsanlığın başından beri çiftlerin birleşmek için yapma gereği duydukları hazırlık serenatlarının hiçbiri yapılmadı. İkisi de ne istediklerini ve ne yapacaklarını öylesine iyi biliyorlardı ki!.. Salondan içeri girdikleri anda kıyasıya birbirlerine girişeceklerdi. Bu, tanrısal bir yazgıydı. Bu tür yazgılara söylenecek ne söz olabilirdi ki?
Fakat içeri girdiklerinde; Katre’nin yere uzanmış, ceylan gibi bacaklarını açıkta bırakan, yarı çıplak, estetik abidesi gövdesiyle karşılaştıklarında bir kayaya çarpmış gibi oldular. Lara’nın kalbi hopladı. Sevgili Katre, o an için orada ne arıyordu allah kahretsin!
“Çık dışarı çabuk!” diye haykırdı Lara.
Katre’nin dışarı çıkmaya hiç niyeti yoktu. Onların ne yapacaklarını anlamıştı. Yako ile yapılan orjiye katılmayı reddettiyse de bu seferkine katılmayı düşünüyordu. Bunu çok arzu ettiğinden değil, sırf Cem’e acı yaşatmak için istiyordu. Cem’in gay aşkı Pierre, ilk aşkı Lara ve şimdiki aşkı olduğunu söylediği kendisi, onun gözünün önünde dehşetli bir orji yaşayacaklardı. Bu, Cem’e hayatta verilecek en büyük ceza olacaktı. Katre bunu manyaklaşmışçasına, sapkın bir ihtirasla istiyordu.
“Sevişeceksiniz!” diye ortaya döktü aklından geçenleri Katre.
Lara, rahatsız oldu bu açıklıktan. Katre’yi hala çok seviyordu ama Pierre’i o an için düzmesi şarttı. Katre bunu neden anlamıyordu? Neden ortalığı karıştırıyordu? Üstelik onu ne kadar sevdiğini biliyordu. Yoksa, Katre kıskanıyor muydu onları? Katre de onu lezbiyen bir duyguyla istemeye mi başlamıştı? Bu yüzden Pierre’le olacak birlikteliğini önlemeye mi çalışıyordu?
“Bu neden seni ilgilendiriyor Katre?” diye sordu Lara.
“İlgilendiriyor, çünkü beni sevdiğini sanıyordum Lara!” dedi Katre.
“Seni sevdiğimi biliyorsun. Ama o başka, şu anda olan başka!”
“Nedir başka olan Lara?”
“Budala sevgilim anlamıyor musun, bu bir Amazon klasiği!” diye öfkeyle sesini yükselterek konuştu Lara.
“Amazonlar arasında bir erkeği tek başına sahiplenip ona yapışma olur mu? Bunun kadim evlilik ritüelinden farkı ne?” diye yanıtladı onu Katre.
“Hayır, bu çok farklı; bu bir kadim ritüel değil, bir şölen; bir Amazon klasiği dedim ya!”
“Madem öyle benim de aranıza katılmama izin verin!” dedi Katre.
Lara şaşkınlıkla duraladı. Daha altı saat önce kendisine dünyada en büyük kötülüğü yapan adam olan Yako’ya karşı taarruza geçip, bir Amazon klasiği uygulamaya kalktıklarında kaçacak delik arayan Katre’ye şimdi ne olmuştu? Aradan geçen bir kaç saatte ne değişmişti ki bu masumiyet abidesi, risklerle dolu, hırçın ve yakıcı, tahrip edici geçeceği kesin olan bir orji için talepkar oluyor, bunun için vazgeçmez bir şekilde ısrar ediyordu? Lara huzursuzlukla kıpırdandı yerinde. Pierre neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Katre’nin tanrıçaları andıran görüntüsü onda yeni ilhamlar yaratmıştı. Bir orjiye hayır dememeye niyetliydi. Hatta bu, öbür türlüsünden daha iyi bile olabilirdi. Pierre, Katre’nin kim olduğunu bilse, hele hele Cem’in Herakles yontusu kılığında onları izlediğini bilse buna çok daha fazla arzulu olurdu. Cem’in kendisine ihanetini ödetmek için daha iyi bir fırsat olabilir miydi? Gözünün önünde sevgilisiyle orji!..
Lara, Katre’yi oradan zorla kovabilir ve Pierre’le teke tek bir ilişkiye yönelebilirdi. Bu gücü vardı. Ama bunu kullanmak istemedi. Katre’yi hepten kaybetmekten korktu. Ayrıca, belki böylesi daha da iyi olacaktı; hayatı boyunca beklediği erkeklik ikonu Herakles ve dünyada en çok sevdiği yaratık, kadınlığın timsali, zirvedeki estetik mabudesi Katre ve o; hepsi bir arada: Orji...
“Tamam!” dedi Lara.
Lara’nın ağzından bu sözcük çıktığında kalbinden vurulmuş gibi oldu Cem. Gözünün önünde tüm sevdikleri birbirine girecekti; kadınlığın ulvi masumiyeti Katre, erkekliğin erişilmez cüret, cesaret ve gücü Pierre ve androjenliğin zirvedeki kraliçesi Lara... Tüm her şeyi elinden gitmiş gibi oldu Cem. Üstelik kıpırdamadan orada olup bitecekleri izlemek zorundaydı. Bu, ilahi bir cezaydı. O güne kadar yaptığı tüm yanlışların bir seferde, öldürücü bir şekilde cezalandırılmasıydı. Bir an ayaklanıp, müdahale etmek, ortalığı karıştırmak geçti aklından. Ama bunu nasıl yapabilirdi? Pierre ve Lara’ya içinde olduğu görüntüyü, Katre’ye aşkını, erkekleşme yolunda aldığı mesafeyi nasıl anlatabilirdi? Onu çiğ çiğ yerlerdi... Çaresiz olacakları beklemek ve büyük acılar içinde izlemek zorundaydı Cem.
3.
Söylenecek sözler tüketildiği anda Lara koşup yatak odasına gitti. Duvarında asılı kraliçelik kemerini kapıp geri döndü. Atılıp Pierre’i deri pantalonunun kemerinden yakaladı. Sert hareketlerle kemeri çözdü. Katre’de ona katıldı. Mitolojideki Herakles’in kargı geçirmez altın postunu anımsatan siyah pardesüsünü Pierre’in omuzlarından aldı. Yan gözle Cem’i izliyordu Katre. Bakış ve davranışlarıyla ona işkence etmek ister gibiydi. Pierre’in arkasına geçmiş omuz kaslarını, kol adalelerini yokluyor, sıvazlıyordu. Zımbalı meşin yeleğini de çıkardı dev cüsseli adamın. Aynı anda Lara, Pierre’in deri pantalonunu aşağı indirmiş çizmeleriyle beraber çıkarmıştı. Kendisi için büyük anlamlar taşıyan kraliçelik kemerini Pierre’in beline taktı Lara;
“Bunu haketmeye çalış lanet!” dedi Lara ihtirasla yanıp tutuşan gövdeye bakarak.
Sözleri bittiği anda, bunun gereğini yerine getirmek için yapıyormuşçasına pençesini bir erkek aslan gibi Lara’nın göğüslerini yarı yarıya örten tuniğine attı Pierre. Tüm gücüyle asıldığında tunik yırtılıp tek parça haline dönüşüp elinde kaldı. Lara’nın görkemli gövdesi, meşin külotunun üzerindeki silah kuşamıyla, bileklik, pazubant ve muştalı yüzükleriyle yarı çıplak ortaya döküldü. Gördüğü manzara karşısında büyülendi Pierre. Aynı anda arkasından simsiyah boxer’ını aşağı çekmeye çalışan eli kavrayıp çekti. Katre arkasından önüne doğru savruldu, yere yıkıldı. Eğilip onun da yakasına yapıştı Pierre. Tuniğini tek hamlede çekip kopardı. Ortaya çıkan beyaz, yumuşak ten dayanılır gibi değildi. Bir estetik duygu afet halinde yayılmıştı ortama. Buna direnemedi Pierre. Aç kurt gibi Katre’nin üzerine atıldı. O güzelliği yok etmek istercesine dişlerini boynuna geçirdiğinde Katre acı bir çığlık attı. Boynu kanamaya başladı Katre’nin. Tırnaklarını beline geçirdi Pierre’in. Aynı anda Lara atıldı Pierre’in üzerine. Sırtından kayıp, başından aşağı dökülüp tepeüstü yere indi. Doğrulup Pierre’in göğsünü dişleriyle kavradı. Hırçın dev acıyı hissetmedi bile. Lara’yı aşıp Katre’nin dudaklarına daldı dudaklarıyla. Koparmak istercesine vantuzlamaya başladı Katre’nin dudaklarını. Lara altına kayıp sertleşmeye başlayan uzantısını yakaladı dişleriyle. Sert bir ısırık geçirdi önce. Kükredi vahşi adam. Sonra boğazına kadar içeri aldı onu Lara. Parmaklarını kalçalarına daldırırken şehvetle gidip gelmeye başladı. Sonra ansızın doğrulup Pierre’in karnına kafa attı. Ağır cüsse, Katre’nin dudaklarından kopup yere yıkıldı. Bir mareşalin taarruz emri verdiği gibi parmağıyla işaret edip; “Haydi!” dedi Katre’ye. Pierres’in kulesi boyutları zorlayacak kadar kocaman, demir bir sopa halindeydi. Katre ıpıslak olmuştu. Kendini imha etmek istercesine atıldı demirden direğe. Yağlı kazığa geçer gibi süzüldü aşağı. Çılgın bir çığlık attı aynı anda. Gözleri, dehşetle olayları izleyen Cem’ e kilitlendi. İntikamı büyük olmaktaydı Katre’nin. Bunun utkusunu odak noktasında hissetti adeta. Cem, son nefesini verecek bir ihtiyara dönüşmüş, tıknefes olmuştu. Kıpırdamamaya çalışıyor, kendini zaptedemiyor, vargücünü harcıyor yıkıntıdan yıkıntıya düşüyordu. Yıllardır ona şehvet ve tatmini yaşatan o eşsiz dev zaptediliyordu. Bu gay aşk belki Cem tarafından aşılmak üzereydi. Ama onu zapteden kadın, kendisini içine düştüğü erksizlik, kinik ruhsuzluk ve yeniklik sendromundan çekip alacak tanrıçalar kadar güzel Katre idi. Buna dayanamıyor, kahrından ölüyordu Cem. Ama hiçbir şey yapamıyordu. Çünkü Amazonas Çiftliği’ne ayak bastığından beri yalan söylemekten, hile yapmaktan ve sahtekarlıktan başka bir şey üretmemişti. Ve bunun karşılığında giderek erkekleşiyor, o hile seven sertliği en istemediği zamanlarda gövdesinin her yerinde hissediyordu. Nitekim sevgili Pierre’le içiçe geçmiş sevgili Katre ona yıkım ve eziyet verirken, erkekliği yine dimdik olmuş, bir yontunun kabını taşarak yükselen bir siluet vermeye başlamıştı. O lanet ve söz dinlemez, başına buyruk ve hilekar, egoist ve hedonist nesne uygun zamanı ve ortamı bulduğu anda sahibini aşıp yalnız başına serüvenlere yöneliyordu. Bunun yüzünden sahibi belki de ölecekti. Ama onun umurunda bile değildi. Bu, kanser mantığıyla büyüyen bir nesneydi. Büyüdüğünde, içinde barındığı organizma ölecek, dolayısıyla kendi de mahvolacaktı ama yine de bu huyundan vazgeçemiyor, tüm habasetiyle deliler gibi büyümeye devam ediyordu.
Katre birkaç dakikalık mazoşist zıplayıştan sonra çığlık çığlığa patlayıp yerlere yıkıldı. Cansız postun üzerine serildi. Sıra Lara’ya gelmişti. Pierre de patlamış fakat gücünden azametinden hiçbir şey kaybetmemişti. Lara coşku ve hırsla yığıldı üzerine. Çılgınlar gibi hoplayıp zıplamaya gidip gelmeye başladı. Gözleri kararıyor, başı dönüyor, o güne kadar yaşamadığı bir tatmini iliklerine kadar hissediyordu. Böyle bir erkek o güne kadar karşısına hiç çıkmamıştı. Bu olağanüstü bir şeydi. Bu kahredici bir zalimlikti. Bu zulme aşk deniyordu olasılıkla... Bu çok çılgın bir duyguydu. Hırsla dolmuştu Lara. Kalkıp inip patlayacak gibi oldukça onu tokatlıyor, yumrukluyor, tırmalıyordu. Pierre de aynı şekilde şak şuk onu tokatlıyor, yüzünü gözünü kanatıyor, koparacak gibi taşlaşmış göğüslerini mıncıklıyor belini kavrıyor, kaldırıp gövdesine indiriyordu. Lara iyice fenalaştı. Zevkten kendinden geçmiş Katre, postun üzerinde sayıklamaya başlamıştı. Bu sayıklamaları duyuyor küfürler ediyordu Lara. Öfke ve tatminden gözü hiçbir şeyi seçemiyordu. Bir ara, patlayacak gibi olduğunda tam karşısında sekiz on metre ilerde duran, aylardır üzerinde çalıştığı, altında yatan adama tıpatıp benzeyen yontusuna gözü takıldı. Yontunun önü kule gibi yükselmişti. Gözlerine inanamadı Lara. Boğuk bir çığlık attı. Anlamaya çalıştı. Hezeyan mı görüyordu? Yoksa bu gerçek miydi? Aynı sırada Pierre onu belinden bir kuş gibi kaldırıp küt küt kucağına oturtuyor, deli gibi hırpalıyordu. Çıldırmayla ayılma arasında gidip geliyordu Lara. Yontu kıpırdamaya başlamıştı. Bağırmak istiyor bağıramıyordu Lara. Dimdik, kocaman, devleşmiş kulesiyle solup alıp verircesine göğsü inip kalkıyordu yontunun. Ansızın ne olduğunu anladı Lara;
“Seni alçak!” diye bir çığlık attı. Hırıltıyla, anlaşılmaz bir şekilde çıkmıştı bu bağırtı ağzından.
Aynı anda Pierre onu son kere kondurmuştu sıcak demire. Bir roket gibi fırladı üzerinden Pierre’in. Patlamış aşağı geliyor, avaz avaz bağırıyordu. Kendini iki uçlu baltası bigennis’inin üzerine fırlattı. Oluk oluk boşalıyordu. Kendisine yapılana tahammül edemiyordu. Çivisinden çıkmış bir pantere dönmüştü. Baltayı kaptığı gibi ayağa fırladı. İki ağızlı keskin baltasını vargücüyle yontu kılığında oturan Cem’e savurup acı bir nara attı.
Cem olayı farkedip son saniyede kendini camdan attı. Balta tam arkasındaki ahşap dikmeye saplandı. Yarım saniye gecikse kafası ortadan ikiye yarılacaktı. Alaca karanlıkta yontu kılığında kayboldu. Pierre, şaşkınlıkla olan biteni anlamaya çalışıyordu:
“Ne oldu?” diye sordu telaşla.
“O aşağılık herifi arıyordun değil mi?” dedi Lara.
“Cem’i mi kastediyorsun?” diye sordu Pierre.
“Evet, o lanet işte orada bizi izliyormuş!”
Ayağa fırladı Lara.
“Herkes atlara!” diye bağırarak yarı çıplak dışarı fırladı.
İçeride orji bitkini Pierre ve Katre başbaşa kalmışlardı. Birbirlerini tanımaya çalışan iki android gibi inceleyici bakışlar atıyorlardı. Bir de içeride uyuyakalmış Melda gürültülere uyanıp koşup gelmişti. Geriye kalan herkes yontu kılığında kaçan Cem’i aramaya koşuyordu.
4.
Lara’nın diğer arkadaşları kapının önündeydiler. Güvenlik açısından uzaklaşmamayı uygun bulmuşlardı. Lara’nın çığlık çığlığa dışarı koştuğunu gördüklerinde hepsi oturdukları sundurmaların altından fırladılar. Lara haykırdı:
“O burada!”
“Kim?” diye sordu Zara.
“O! Lanet olası Cem! Her şeyi izliyormuş! Hemen onu bulmalıyız. Yontunun yerine geçmiş. Onun kılığına bürünmüş!” dedi telaşla Lara.
Lara, Cem’in bu yaptığını affedemiyordu. Bunu ona ödetmeye kararlıydı. Ama onu yakaladığında ne yapacağını düşünemeyecek kadar öfkeliydi. Onu öldürecek miydi yoksa? Ya da Yako’ya yaptıklarından mı yapmaya kalkacaktı? Peki bunları yapabilir miydi? Bir zamanlar yaşamında bu kadar derin izler bırakan böylesi önemli bir kişiliğe bunu yapabilir miydi? Üstelik Katre’yi sağ salim oraya getiren o değil miydi?.. Ama Lara bunları düşünecek halde değildi. O yüzden arkadaşlarına herhangi bir talimat vermiyordu. Onu bulun diyor, başka şey söylemiyordu. Ama bunu öylesine öfkeli söylüyordu ki, genç kadınlar onu bulduklarında lime lime edebilirlerdi. Lara bunun farkına varabilecek durumda değildi.
Koşarak atları aldılar. Hepsi atlara bindi. Ellerinde baltalar, kılıçlar, sopalar; köpekleri salıverdiler ve sürek avı yeniden başladı. Yağmurun hızı kesilmişti. Çok ağır bir zemin vardı. Cem çırılçıplaktı. Fazla uzaklaşamayacağı apaçıktı. Altı çılgın kadının dehşeti bu kez Cem’in üzerine yönelmişti. Geride bıraktıkları Pierre’i unutmuşlardı.
Pierre’le başbaşa kalan Katre ne yapacağını bilemiyordu. Kararsızlıkla onun yüzüne bakıyordu. Entrikası yüzünden Cem’in yaşamını bile kaybedebileceğini düşünüyor, korkuyordu. Olayların bu hale geleceğini düşünememişti. Ansızın fırladı yerinden. Yırtık tuniğini üzerine geçirdi. Yırtık uçlarını düğümleyip üzerine tutturdu. Dışarı attı kendini. O da Cem’i aramaya katılacaktı. Cem’in başına bir şey gelmesini istemiyordu. Böyle bir şey olursa kendini asla affetmezdi.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Ölümsüz Antikite - 12
  • Büleklär
  • Ölümsüz Antikite - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3880
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2248
    26.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3945
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2169
    30.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3881
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2238
    26.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3881
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2191
    28.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3812
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2089
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3900
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2025
    30.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3945
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2127
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3746
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2199
    27.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3842
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2153
    27.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3722
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1990
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3859
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2027
    29.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3840
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2020
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3819
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2252
    25.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 2343
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1529
    28.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.