Ölümsüz Antikite - 09

Süzlärneñ gomumi sanı 3842
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2153
27.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
40.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
47.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Fazla gecikmeden eyleme geçti Yako. Lara’nın takıldığı bohem sanatçı çevrelerinde tebdil kıyafet gözükmeye başaldı. Asmalımescit galeri-barlarından çıkmaz oldu. Onu gören, borsaya kote bir leasing firması sahibi burjuva değil de inanmış bir sanat eksperi sanırdı. Ama kılık değiştirip bohem sakallara bürünmesi işini kolaylaştırmamış aksine başına yeni dertler açmıştı. Ortamdaki kimse onun kim olduğunu bilmiyordu ama Lara onunla karşılaştığında kusacak gibi bakıyordu. Sıradan bir müzayedede orospu satın alır gibi bir yontuya servet öneren bu rezil burjuva şimdi de sanatçıcılık oynuyordu ona göre. Lara bu tarzdan tiksiniyor ama kişilik sahibi tarzının bir yansıması olarak da oturup bunu kimseye anlatmıyor, Yako’yu deşifre etmiyor, dedikodu üretmiyordu. Yako bundan da etkilenmişti. Giderek Lara’ya hayranlığı bir takıntı haline gelmişti. Ona yaklaştıkça kendisine acıyarak bakmasına alışmış, bu yaşadığı aşağılanmanın, yaşadığı rezil hayatın bedeli olarak tanrının kendisine verdiği bir ceza olduğunu düşünmeye başlamıştı. Giderek zayıflıyordu Lara karşısında.
Olaylar hızla gelişti. Lara, kuyruğundan ayrılmayan bu soysuz burjuvaya fazlasıyla acıdığı bir gün onu kaptığı gibi atölyesine atmış ve; “Bunu mu istiyorsun sefil yaratık!” diyerek aşağılayıcı bir seks şöleninde kendisine meze yapmıştı. Yako, o ilişki esnasında yaşadığı aşağılanmanın, kendisinin orospuları düzerken onlara yaşattığı aşağılanmayla türdeş olduğunu acıyla farketmiş ve Lara’nın büyüsüne iyice tutsak olmuştu. Yine hayat hakkındaki düşüncelerini radikal bir şekilde tartışmak noktalarına taşınmıştı.
Yako, giderek yaşamının başlangıç yıllarındaki içtenlik, coşku ve doğallığının aslında haklı olduğunu fakat gençlik ve acemilik dolayısıyla bunu yanlış kişilerle yaşamak durumuna düştüğünü o yüzden de her şeyin battığını düşünmeye başlamıştı. Oysa şimdi olasılıkla doğru kişiyle karşı karşıyaydı ve onu, başından geçen her türlü abartılı serüvene rağmen, bin tane evlilik geçirmiş olsa bile benimseyip, kabullenip, ailesine karşı savunduğu taktirde özlediği ruhuna ve mutlu yaşayacağı geleceğine kavuşacağını; yaşamının anlamla dolacağını düşünüyordu. Yako’nun hesaplayamadığı ya da bilemediği; erkin ve karizmanın, bir taraf boyun eğmedikçe, hiçbir birlikteliğe izin vermeyecek önü alınamaz bir iddia olduğu ve bunun aşkın kimliklerde, örneğin Lara gibilerde en az bir erkekteki kadar yoğun bir şekilde varolduğuydu. Bu, Yako’yu büyük felaketlere sürükleyecek bir bilgisizlikti. Yako, ömrünü işletme ve ekonomi okuyup onları bilgisayar ekranındaki gümüşi derinliklerde uygulamaya sokup, servetler biriktiren biri olmayıp da sıradan bir edebiyat okuru olsaydı, bu mitolojik referanslı tragedyaların geleneksel insani sonuçlarını bilebilecek ve bu elim sürece girmemeyi başarabilecekti. Ama ne yazık ki bu, aleladelik çağında pek kullanılmayan bir şeydi.
Bu noktaya geldikten sonra Yako bir daha Lara’nın peşini bırakmadı. Onu yalvar yakar yemeklere götürdü. Ona başından geçenleri anlattı. Yanlış başladığı yaşamında içine düştüğü soluk ve sıradan gidişi sona erdirmesi için Lara’nın ona tanrı tarafından gönderildiğini iddia etti. Lara’ya aşık olduğunu söyledi. Bunun basit bir çapkınlık atağı olarak görülmemesi için en başından evlenme teklif etti. Lara bunları tebessümle karşıladı. Onu anlamaya çalıştı. Hatta içtenliğine değer verdi. Yaşadıklarını hak etmediğini düşündü. Eğer bu denli sefalete düşmüş ve iyi niyet taşıyan bir erkek, kurtuluşu onun gibi üç evlilik geçirmiş birinde arıyor ve onun için her şeyi göze alıyorsa, ailesini ve servetini hiçe sayabiliyorsa buna itibar etmek gerektiğini düşündü Lara. Sırf bu büyüklük için bile bir erkekle evlenmeye değerdi. Daha önceki evliliklerinde kendine koca olarak kabul ettiği solucanları düşündükçe Lara bu fikre daha sıcak bakmaya başladı. Sırf yaşamın anlamını içtenlikle arayan, derinlik edinmiş bu burjuvaya ruhsal sağaltım vermek için bile bu evliliğe girişilebilirdi. Hem bakarsın bu işin sonucunda Lara da kendi ruhunda eksikliğini hissettiği boşluğa bir yanıt bulabilirdi... Neden olmasındı?
Lara’nın hesabı daha da yanlıştı. Çünkü, erkeklerin paylaşma sevmez hükmetme arzusu, egoizmi ve üstünlük duygusu sadece bir kadını elde edememiş oldukları zayıf dönemlerinde ortalıkta görülmez, sezilmezdi. Ama bir kere kadını ele geçirdikten sonra adım adım her gün dişlerini biraz daha fazla ortaya çıkaran erkek, egemen olma arzusu, hükmetme tutkusu ve egosantrik dayatmacılığıyla önce karşısındakini sindirmek, sonra ele geçirmek, sonra da yok etmek isterdi. Tüm bu süreç çalıştıktan sonra da bir öğünlük yemeği daha sindirmiş bir vahşi olarak yeni avlara, yeni yok edilecek hayatlara sıra gelirdi. Lara, Yako’yla evlenmeye karar verdiği sırada bile, başından üç evlilik geçmesine rağmen erkek dünyasına ait bu gerçekleri keşfedebilmiş değildi. Belki de bunun en büyük nedeni, onun da yaşamın başlangıcında yanlış bir erkekle karşı karşıya gelmiş olmasıydı. Yani Cem’le... Cem’de bu ihtiraslar, garip tutkular, manyakça arzular, hırs, iddia asla bulunmazdı. Cem, Buddha gibi bir erkekti. Zavallı Lara, Cem karşısında edindiği derinlikleri yaşam boyunca ne kadar yanlış mecralarda aramış ve ne acılar çekmişti. Oysa analiz edemediği, kendisinin de Cem’in de androjen kişiliğinden yükselen kapsayıcılığının semalarda gezen bulutlar misali, insanı sarmalayan hafifliğiydi.
Uzun uzun anlatmaya değmeyecek, klasik bir süreçten geçtikten sonra Lara ve Yako evlendiler. Acıdır; problemler ilk geceden itibaren ortaya çıkmaya başladı. Seks içinde bile üstünlük sağlama telaşına düşüldü. Hiç kimse hiçbir teslimiyeti kabul etmedi. Başabaş bir kapışma o geceden itibaren başladı. Ve klasik evlilik öykülerindeki erekler uğrunda ortalığı gerilim ve savaş bulutları sardı. İlk günden itibaren birbirlerini yemeye başladılar. Öykünün sıradan bir evlilikten tek farkı, iki tarafın da bir türlü yenişemeyecek kadar iddialı, mahir ve kararlı olması; tarafların birbirine bir türlü üstünlük sağlayamaması ve mücadelenin namütenahi bir geleceğe doğru uzama istidadı göstermesiydi...
Bir yanıyla, olan bitene bakıldığında, her şey o kadar absürd gözüküyordu ki... Ama diğer yandan bakıldığında apaçık gözüken şuydu; insanlıkta bu işler böyle yürüyordu...
3.
Kişiliğinde büyük sağaltımlar gerçekleştireceğini düşünüp büyük umutlar bağladığı riskli evliliğinin açılış hamleleri esnasında çökmesi Yako’yu büyük karamsarlığa itti. Başlarda buna inanmak istemedi. Bazı yanlış anlaşılmaların sözkonusu olabileceğini düşündü ve evliliği yoluna koymaya çalıştı. Ama yanlış kişiye çatmıştı. Böyle bir şansı yoktu. Lara, öyle küçük jestlere, şık kandırmacalara, alelade ayak oyunlarına pabuç bırakacak biri değildi. Yako’nun onu ele geçirmek ve tahakkümü altına almaktan başka bir amacının olmadığını attığı her adımda hissediyor ve sıradan sayılacak olaylar karşısında bile abartılı tepkiler gösteriyordu. Aynı ev içinde birbirini yiyen iki kişiye dönüşmüşlerdi ve Yako nasıl bu kadar kısa süre içinde bu noktaya geldiklerini bir türlü anlayamıyordu.
Yatağa girdiklerinde ise olay tam anlamıyla taktik ve stratejik olarak iki bölüme ayrılmış bir savaşa dönüşüyordu. Kimin altta kalacağı bile gerginlik konusu oluyor, gövde hamlelerinin sertlik dozuyla bile bir şey ima edildiği yargısına varılıyor, buna mukabele ediliyor, adeta sevişme değil kıran kırana bir savaş yaşanıyordu. İkisi de karşı taraf “kontr-garanti” vermeden oral sekse girmeyi kabul etmiyor, karşı taraf bu konuda “teminat” verdiği anlamına gelecek bir tavır sergilediğinde ticaret ortamında olduğu gibi gerginlik ve kontrollülük altında bunu yapıyordu. Boşalışlar yatakta birbirlerine arkalarını dönerek finale ulaştırılıyor, kirlenme ve koku yayma esnasında bir taraf aşağılayıcı ünlemlerle yatağı terkedip kanepeye ilerliyordu.
Bu Çin işkencesi çok sürmedi. Kısa süre sonra bu kıssaslar aleminde “saadet” arama manyaklığını bir kenara bıraktılar. Güncel hayat içinde uyum sağlamanın yollarını aradı Yako. Ama tüm bunları yaparken, Lara’yı fethetmek, ele geçirmek ve ehlileştirmek fikirlerinden caymış filan değildi. Lara ise efsunlanmışçasına bu eğilimi anlıyor, seziyor ve buna teslim olmak bir yana Yako’nun canına okuyordu.
Yako boşanıp kurtulabilirdi. Hatta Lara buna engel olmaya da kalkmazdı. Ama ortada büyük bir sorun vardı. Yako aynı suda ikinci defa boğulma ahmaklığına düştüğünü Niso ve Liza’ya nasıl anlatabilirdi? Aile içinde ve şirkette itibarı ne olurdu? Bir daha kim ona güvenirdi? Üstelik Lara’nın daha önce üç evlilik geçirmiş biri olduğunu öğrenmiş, Yako’ya ateş püskürüyorlardı. Yako onlara Lara’yı savunmaya çalışırken aslında kendini savunuyordu. Efendim birinci kocası salak bir playboydu, çocukluk telaşı içinde alelacele evlenivermişti, ikinci kocası yağcılık ve dalkavukluk uzmanı üst düzey bir bürokrattı ve Lara onun her ortamda sergilediği aşağılık tavırlardan dolayı boğulacak gibi oluyordu, üçüncü evliliğinde ise sanatçı bir meslektaşıyla, bir ressamla evlenmişti Lara, ama bohem ve üstün yaratıcı görüntüsündeki bu yakışıklı ressamın iflah olmaz bir janki olduğunu nereden bilseydi?...
Yako kendi kabahatlarını ve amaçlarını ortaya dökmüyordu tabii ki. Bunu bir tek Lara biliyordu; o da bu tür bir “soysuz hedefin” lafını sözünü yürütecek, milletle çene yarıştıracak, haklı çıkma telaşına düşecek biri değildi. Ama Lara, Yako’nun asıl amacını bildiğinden dolayı ona büyük bir öfke biriktiriyordu. Onu affedemiyordu. Lara ona güvenmişti. Ve yeminlerini bozup onunla evlenmeyi kabul etmişti. O ise ilk günden egemenlik telaşına düşmüş, hayatta en çok nefret ettiği tarzın en üst düzeyde uygulayıcısı olmuştu. Lara bu aşağılık erkek tavrından nefret ediyordu. Ve bütün erkekler şifa bulmaz şekilde aynıydı. İçi nefretle doluyordu. Bu işin kaçınılmaz olarak savaşa dönüşeceğini hissediyordu. O yüzden de işine yarayacak bazı malzemeler bile topluyordu. Yako’nun borsada manipülasyon yaptığına kanıt olacak bir takım belge ve yazışmaları bilgisayarından diskete çekmiş ve bir banka kasasına kilitlemişti. Eğer Yako onun kılına dokunacak olursa onu mahvetmeye kararlıydı.
Tüm bu tablo içindeYako, boşanmaktan başka çare olmadığına karar verdi. Zararın neresinden dönse kardı. Bu kadının ele geçmesi olanaksız bir dişi felaket olduğuna karar vermiş ikinci defa boşanmayı da ailesine zor da olsa açıklayabileceğini düşünmüştü. Gel gör ki, bunu Lara’ya açtığında neye uğradığını şaşırmıştı. Lara, boşanmayı kabul ediyordu ama karşılığında yirmi milyon dolar para ve Amazonas Çiftliği’ni istiyordu. Üstelik onu mahvedebileceğini söylüyor, elindeki bazı belge ve kanıtlardan sözediyordu. Bu felaketti... Tam anlamıyla bir felaketti...
O güne kadarki evliliklerinden beş kuruş tazminat almadan ayrılan Lara, bu defa canavar kesilmişti. O güne kadar erkek denen sefil yaratıktan kurtuluyor olmayı yeterli ödül olarak görmüş, boşanmaların süratle sona ermesi için tek bir kuruş talep etmemişti. Ama Yako’da durum değişmişti. Bu aşağılık herife o, olgunluk çağında inanmıştı. Yaşadığı tüm aşağılanmalara ve felaketlere, erkek cinsine olan tüm nefretine rağmen, bu fikirlerini bir kenara itmiş ve Yako’ya inanmıştı. O ise, sıradan bir erkeğin yapabileceğinden zerre kadar farksız davranmış onu büyük hayal kırıklığına uğratmıştı. Asıl önemli olan bu da değildi. Yako’da erkek türünün tüm değerleri görkemli bir şekilde mevcuttu. Para, güç, eğitim, kariyer, soy, sop, ilaveten güçlü bir fizik, ileri derecede zeka, kültür ve yakışıklılık... Lara tüm bunları görmeye dayanamıyor, adeta bu özellikleriyle beraber bu “herifi” yere yıkarsa cinsinin ve neslinin intikamını alacağını düşünüyordu. O yüzden de onun canını yakmaya kararlıydı. Yirmi milyon dolar meselesine sonuna kadar asılacaktı.
Yako, Lara’daki bu felsefi referanslı kini tam olarak ayırt edemiyordu. Onun boşanma tazminatı olarak böylesine çılgın bir rakam talep ediyor olmasına da akıl sır erdiremiyordu. Zaman zaman; “Yoksa boşanmak istemiyor mu, hizaya getirilebilir mi yoksa?” gibi umutlara kapılıyor ve alttan alarak ona yaklaşıyordu ama böyle anlarda öylesi bir şiddet ve hakaretle reddediliyordu ki neye uğradığını şaşırıyordu. Bu saçma fikri kafasından kovup eski fikirlerine dönüyordu.
Lara’nın boşanma için talep ettikleri aslında Yako’nun canına kastetmekti. Çünkü bu paranın ödenecek olup olmamasından daha önemli olan; Yak Leasing’in yüzde elli bir hissedarı olan ailenin başının nasıl bir tazminat davasıyla belada olduğuna dair haber borsada duyulduğunda hisse senetlerinin tepetaklak gitmeye başlayacak olmasıydı. Bu düşüşün nerede duracağını allah bilirdi ondan sonra. Bu ise yirmi milyon doların kat kat fazlası zarara yol açardı. Buna ilaveten becerdiği ikinci evlilik faciasının sonucunda ailesine bu denli büyük zararlar vermek Yako’yu üzüyor, yıkıyor, mahvediyordu. Bu işe mutlaka bir çare bulmalı, hatta ablası Liza’nın çok sevdiği Amazonas Çiftliği’ni de kurtarmalıydı.
İşte bu noktaya varıldığında Yako gözünü karartmış ve Lara’nın sadece avukatı olduğunu sandığı Katre’ye giderek bu “lanet” kadının hiç de normal olmadığını kanıtlamak için işbirliği önermişti. Katre’ye iki yüz bin dolar rüşvet teklif etmişti davayı satması için...
Zavallı Yako, Katre’nin kim olduğunu bilmiyordu. Lara ile aralarında gelişen garip duyguyu ve süblime aşkı da tabii ki... Katre’nin ona yaptığı teklifi banda alıp mahkemede dinlettiği gün Yako yere yığılıp ölebilirdi. Beş milyon dolar tazminat ödemeye mahkum olmuş, Amazonas Çiftliği’ni kaybetmiş ve basının diline düşmüştü. Şirketinin hisseleri o gün borsada iki taban yapmıştı. Zarar çok büyüktü ve Yako’nun ailesinin yüzüne bakacak hali yoktu. Buna rağmen kahrından ölmemeyi başarmıştı. Sadece ve sadece duruşmadan sarmaş dolaş çıkan o iki sapık kadından intikamını almak için bile olsa yaşamak istiyordu.
4.
Boşanma davası sona erdikten sonraki bir yıl içinde Yako’nun kin ve öfkesi kurumamış aksine azmıştı. Yediği darbenin intikamını alacağına dair yeminler ediyor ve Lara’yı adım adım takip ettiriyordu. Lara’nın, sözde avukatı Katre ile olan ilişkisini, samimiyetini ve yakınlığını hayretlere düşerek izliyor kahrından ölüyordu. Sadece Lara’yı değil, Katre’nin Cihangir’deki evini, onun yakın dostu ve kankası üst komşusu “aşağılık Nataşa” Olga’nın evini her yeri ve her şeyi izletiyordu Yako.
Bu insanüstü görünümlü kadınların aralarındaki duygusal alış-verişleri, erkek cinsine yönelik büyüyen öfke ve başkaldırı duygusunu, adeta yeni bir siyasi akımın gelişmesine tanık olur gibi izlemiş ve şaşkınlıktan ne yapacağını bilememişti Yako. İşe bak; ilkel anaerkil kavimlerden bu yana ilk defa vücuda gelen Amazonik toplum yapısının ilk nüvelerinin liderini kendine karı olarak seçmişti. “Hey koca tanrım, bunu bana nasıl yaparsın?” diye kollarını gökyüzüne açıp isyan ediyor, uğradığı haksızlığı hazmedemiyordu Yako.
İntikam duyguları içinde yanıp tutuşan ve bunu bir varoluşsal sorun haline getiren Yako’nun araştırmaları sonucunda yaşamında hiç evlenmemiş, henüz bakire olan ve platonik aşkını, beyaz atlı prensini bulmak için yanıp tutuşan Katre için cinsel masumiyetin, püritenliğin ve tüm bunların zirvedeki sembolü olan bakireliğin ne anlama geldiğini keşfedivermişti. Üstelik Lara’da dev adımlarla oluşan Amazonik yaşam tercihine Katre’nin tam olarak katılmayıp hala ideal erkeğini aramakta olduğunu ve onun, tayfanın diğer kadınlarından farklarını da anlamıştı. Belki o da aynı yöne eğilimliydi ama, Katre henüz tam bir Amazon değildi. O yüzden de Lara’nın ona aşkı tam ortaya dökülemiyor, fiiliyata geçemiyordu. Lara, Katre’ye delicesine aşıktı. Belki Katre de onu seviyordu ama bu bir cinsel, seksüel, duygusal tercih değil, sadece büyük bir hayranlık ve yoldaşlık duygusu gibiydi.
Sonuçta Lara’nın ve Katre’nin hayattaki en değerli şeylerini tespit etmeyi başarmıştı Yako. Lara’nın Katre’si ve Katre’nin bakireliği... İkisini de yok etmek onun için bir ideal olmuştu. Bunları başarmak için giriştiği komplonun ilahi mükemmelliği ona erkekler dünyasındaki özgüvenini yeniden kazandırmıştı. Artık geçmişi unutup geleceğe bakmaya hazırdı.
* * *
Gel gör ki o, bu muzaffer duygular içinde kibar görünümlü vahşi burjuva yaşamın sofistike derinliklerine yeniden dalmaya çalışırken iki gözü dönmüş Amazon; Lara ve Katre İstanbul’a inmişler ve planlarını kurmak için en sevdikleri dostları, melekler kadar güzel, panterler kadar yırtıcı, selvi boylu, mavi gözlü, sarışın Rus güzeli, erkekler dünyasının en büyük kurbanı, savaşçı ruhlu “Amazonka” Petersburg’lu Olga’nın (Oreithyia) evine tezgahı kurmuşlardı.
Onların İstanbul’a geldiğini ve başlarından geçenleri duyan, Lara’nın üvey kızkardeşi Melda (Melanippe) da üç aylık hamile olduğuna aldırmadan koşup gelmişti. Melda, Amazonas Çiftliği’ndeki gelişmeleri biliyor, oraya yerleşmek için can atıyordu. Ablası Lara bu konuda yeşil ışık yakmıştı. Ama Melda, düzgün tipli tiyatrocu bir erkekten hamile kalmadan oraya gitmek istememişti. Salak oyuncu bu hamilelikten habersizdi. Çünkü Melda o güne kadar başına gelenlerden dolayı, bir çocuğun sorumluluğunu bir erkekle paylaşma çaba ve arzusunun ne kadar manasız olduğunu öğrenmişti. Onların sadece tohumu gerekliydi. O da şimdilik... Geriye kalan her şey onlara aitti. Melda bu tohumu almış olarak Amazonas Çiftliği’ne gidecekti. Bir ay sonra, hamilelik dördüncü ayındayken ultrasona girdiğinde cinsiyetin ne olacağını görebilecekti. Eğer bebek erkekse aldırmayı düşünüyordu.
Kan davası giderek çapını büyütüyordu. Yako’nun acımasız intikamından sonra sıra Amazonlar’a gelmişti. Bu kıyım ve düşmanlığın nerede biteceğini bilebilen yoktu o noktadan sonra. Herkes kendi cinsinin ülkü ve kutsiyeti için savaşmaktan başka bir şey düşünmez hale gelmişti. Belki bu insanlığın başından beri böyleydi. Ama hiç değilse gizli kapaklı yürütülüyor, başka kisveler altına büründürülüyordu. Ama artık iş çığırından çıkmış, kapsayıcı bir hale gelmiş ve kadın erkek ilişkilerini tehdit eden bir topyekün çatışma haline dönüşmeye başlamıştı. Aslında bunun fiziki bir kavgaya dönüşmeden önce, yıllar ve yüzyıllar süren öncel bir hazırlık dönemi vardı. Her şey birikmiş birikmiş, işte bu çağda, bireycileşmenin doruklarına varıldığında son damla bardaktan taşmıştı. Olay kısaca böyle yorumlanabilirdi.
Genç Amazonlar önce basit cinayet, suikast, sabotaj türü eylemler üzerinde durdular. Sonra bunların Yako’ya yeterli acıyı veremeyeceğini düşünerek hepsinden vazgeçtiler. Yako’yu yakalayıp, enterne edip, Amazonas Çiftliği’ne götürmek, ritüele uygun bir sona hazırlamak ve en büyük acıyı çekecek şekilde cezalandırmak gerekiyordu. Bu da, olabildiğince Amazonca davranmayı gerektiren bir durumdu. Hatta ona hakettiği cezayı vermeden önce, enterne bir vaziyette tohumlarını da almak, seksüel bir seansta hırpaladıktan sonra akibetine uğurlamak gerekirdi. Bu hesapça Yako’yu nasıl ele geçirebileceklerini tarttılar. Katre’nin onu tekrar sekse davet etmesi fikri üzerinde duruldu. Yako, Katre’yi düzme arzusuyla geldiğinde, onu tuzağa düşürüp kaçırmaktan ibaretti bu plan. Yako’nun bu tuzağa düşmeyecek kadar zeki olduğu fikrinde birleştiler. Bu bir kenara bırakıldı. Lara’nın ortaya çıkması ve meydan okuması fikri üzerinde tartışıldı. Bunun da olanaksız olduğu ortaya çıktı. Sonuçta en riskli, doğrudan eylem fikri üzerinde kararlılıkla buluştular. Büyükada’daki köşk basılacak ve Yako, ablası Liza’nın ortalıkta olmadığı bir gün sürat teknesiyle Mudanya’ya kaçırılacaktı. Oradan da Olimpos’a...
Düşündüklerini hemen uygulamaya koydular. Küçük bir araştırma yaptıklarında Liza’nın Avrupa seyahatine çıktığını, Büyükada’daki köşke Yako’nun hafta sonları gittiğini, oraya iç huzuru içinde fahişe taşımak için de bahçıvan ve hizmetçiye hafta sonları izin verdiğini öğrendiler. Buna korkunç sevindiler. O gün Mercan’a gidip askeri modaya uygun giysiler aldılar. Yeşil çadırdan gerilla pantalonları, palaskalar, Rambo bıçakları, gestapo şapkaları... Bunları büyük zevkle kuşandılar. Eylem günü Melda, Jeep’le Mudanya’ya gitti. Jeep’i Mudanya’nın kayalık sahillerinin içeri doğru girinti yaptığı koylardan birine hakim bir tepede, eski bir dostlarının yazlığının otoparkına yerleştirdi ve geri döndü. İstanbul’da ikinci el bir sürat teknesi aldılar ve ilkbaharın yağmurlu bir Pazar akşamı Büyükada’ya doğru dümen kırdılar.
Köşke vardıklarında bahçıvan ve hizmetçi ortada yoktu. Köşkün duvarlarını aştıklarında iki vahşi kurt köpeği üzerlerine saldırdı. İkisini de bellerinden çıkardıkları Rambo bıçaklarıyla acımasızca boğazladılar. Orada neler döndüğü meçhul kalsın diye köpek ölülerini çarşaflara sarıp denize attılar. Ortalığı temizlediler. Yako köşküne yalnız gelmişti. Olasılıkla etini kemireceği o geceki fahişesini, biraz dinlenip hazırlık yaptıktan sonra gidip sürat teknesiyle getirecekti. Yatak odasına girdiği anda kafasına dayanan üç tabancayla neye uğradığını şaşırdı. O, şaşkınlık ve korku içinde, yüzleri kar maskesiyle kaplı, gestapo giysileri içindeki bu vahşi devlerin kim olabileceğini düşünür ve terörist bir saldırıya uğradığını sanırken dördüncü biri tarafından ağzı ve burnuna kloroformlu beyaz bir havlu dayandı. Kendinden geçip yere yıkıldı Yako. Anında üzerine çöküp ellerini arkadan kelepçelediler. Bununla yetinmeyip ayaklarını da kelepçelediler. Sonra da iki kelepçeyi birbirine kelepçelediler. Ve Yako’yu bir hurca sokup, yağmur altında bekleyen sürat tekmesine yerleştirdiler. Mudanya sahiline vardıklarında Yako’yu kıyıya indirip başına çöktüler. Kendine gelir gibiydi. Bu defa enjektörle uyutucu verdiler. Lara soyunup, denize açılıp tekneyi batırdı. Yüzerek kıyıya geldi. Melda Jeep’i kıyıya yaklaştırdı. Yako’yu, patates çuvalı gibi Jeep’in arka bölümünde yere yatırdılar. Direksiyona Katre geçti.
Lara ön koltuktaydı. Olga ve Melda ise postallarını, ayaklarının altında yatan sefil erkeğin üstüne koymuş oturuyorlardı. Amazonas Çiftliği’ne doğru yol alıyorlardı. Temiz iş başarmışlardı. Mutluydular...
5.
Dördü tarihi, mitolojik, klasik Amazon kuşamı içinde, diğer dördü ise dişi gerilla giysilerine bürünmüş sekiz kadın karşılaştığında büyük bir sevinç dalgası kapladı ortalığı. Zara, Maya, Petra ve Leyla, atlarının üzerinde tanrıçalarla yarışabilir görkemle gökyüzünden dökülürcesine, ağır yükle dolu Land Rover’in önüne indiklerinde Jeep’in dört kapısı birden açıldı ve dört dişi kaplan dışarı fırladı. Lara, Olga, Melda ve Katre... Koşup birbirlerinin boynuna sarıldılar. Seferden dönen padişah ordusunun sağlıklı leventleri gibi birbirlerini yokladılar. Gövdelerine dokundular. Ve hep bir ağızdan barbarlar gibi bağırdılar:
“Hurrrraaa... Hurrrraaa!..”
Yako Jeep’in içinde elleri ayakları kelepçeli, kendine gelmekteydi. Çivi sokuluyormuşçasına ağrıyan başını kaldırıp dışarıdaki manzarayı görünce dehşete kapıldı:
“Aman tanrım, aman tanrım! Ne olur bunun bana bir kabus olduğunu söyle tanrım!” diye mırıldandı. Şaşkınlıktan kaskatı kesilmişti.
Kendini yokladı Yako. Başı çatlayacak gibi ağrıyordu. Kıpırdayamayacak haldeydi. Kelepçeler öylesine sıkılmıştı ki, en ufak bir kurtulma çabasında etlerini yaran metaller kemiklerine dayanıyor, tarifsiz acılar veriyorlardı. Çaresiz boyun eğdi Yako. Başını yere dayayıp olacakları beklemeye başladı. Çok geçmeden jeep’in içi yine dört vahşi kaplanla dolmuştu ve sırtında yine hükmeden iki çift postal vardı.
Amazonas Çiftlği’ne gitmekte olduklarını anlamıştı Yako. Bundan çok endişeliydi. Bir yanıyla baktığında da hayretlere düşmeden edemiyordu. Yakın zamana kadar, özel dedektiflerine izlettiği bu lanetli çiftlikte her şey nasıl da bu kadar hızlı değişmişti?!.. Daha üç beş hafta öncesine kadar topu topu üç dört kadının oynadığı bir nevi sünnetçilik oyunu nasıl da bu kadar hızlı gelişmişti?... Yako, dışarıdan gelen nal sesleri, atlı Amazonlar, köpek havlamaları ve olağanüstü ince düşünülmüş tarihi kostümleri gördüğünde sekiz kişilik tayfa ona gece karanlığında bir tümen asker gibi gelmişti. Bu gelişim ve değişime inanamıyor, aklını kaçıracak gibi oluyordu.
Çok geçmeden Amazonas Çiftliği’nden içeri, bir kortej halinde girmeye başladılar. Eksik olan neredeyse; sadece zafer borularıydı... Mağrur, özgüvenli, muzaffer ve güçlü gözüküyorlardı. Omuzları dimdikti. En önde Maya, doru atının üzerinde dimdikti. Ardı sıra, Zara, Petra ve Leyla... Olga, Jeep’in üst kapağını açmış dışarı doğru yükselmişti. Gelecekte yapacağı savaşları, kazanacağı zaferleri hesap edip sabırsızlanan bir barbar komutan gibiydi.
Olan biteni anlayamayan, hiçbir şeyden haberi olmayan ve öğrendiği her şeyle hayretten bambaşka bir dona giren tek kişi Pierre idi... Kuşkusuz, Pierre, genç Amazonlar’ın garip davranışlarından bir şeyler sezmişti. Kendine kamp kuracak bir yer seçmiş ve orada olacakları izlemeye karar vermişti. Gecenin bir vakti, naralar, kişnemeler ve havlamalarla çadırının içinde uyanan Pierre, çiftliğe doğru ilerleyen garip konvoyu gördüğünde neye uğradığını şaşırmıştı;
“Vay canına, vay canına!” diyerek kafilenin çiftlikten içeri süzülmesini ağaçların arkasından izlemiş garip, çok garip şeyler yaşayacaklarından emin olmuştu.
Aklını kemiren tek şey vardı; Cem! Zavallı Cem ne durumdaydı acaba?... Bu sapkınlıklar çiftliğine nasıl düşmüştü ve acaba hayatta mıydı?.. Cem’i özlüyordu Pierre. Tüm kalbiyle özlüyor ve onu merak ediyordu.
Kafile doğruca şölen sofrasının başına yöneldi. Atlar ahırın dışına bağlandı. Suları verildi. Jeep’ten çıkarılan Yako ite kaka, sanki ayağındaki o kelepçelerle yürüyebilmesi mümkünmüş gibi yarımşar karışlık adımlar atmaya zorlanarak şölen masasının yanına getirilip yere yatırıldı. Bu adımları atabilmesi, eliyle ayaklarındaki kelepçeleri birbirine bağlayan zincirin bir an için çözülmüş olmasıyla mümkün hale gelmişti.
Yako’nun kendine geldiğini gören Katre’nin bakışları korku dolmuştu. Yako’nun şantajla kendisine tecavüz ettiği o geceyi anımsıyor ve fena oluyordu. Tir tir titremeye başladı. Lara onun çektiği acıyı gördü. Buna dayanamadı ve yerde yatan Yako’nun ağzının ortasına bir tekme çaktı kaba, sert postallarıyla. Yako’nun dudağı patladı. Ağzı kanla doldu. Çığlık bile atamadı. Bitmiş haldeydi. Ağzından sadece postala çarpan kemik sesi yükselmişti.
Lara’nın tekmesini gören kızlar, bir linç girişiminin başlayacağını sandılar. Hepsi ellerini bıçaklarına, sopalarına, bigennis’lerine attılar. Lara elini kaldırıp hepsini durdurdu. Bu kadar basit olamazdı hiçbir şey. Yako bu kadar ucuz kurtulamayacaktı. Yemekleri hazırlamalarını söyledi Lara. Nestor, merak ve endişe içinde ortalıkta koşuşturuyor, olup biteceklerden korkuyordu. En çok da Cem için endişeliydi. Denebilir ki kendinden çok Cem için korkuyordu. Bu vahşi kadınlar ne yaptığını farkederlerse, onu şişe geçirip kızartırlar ve kebap yapıp yerlerdi.
Nitekim Lara; Olga, Katre ve Melda’ya rahat bir şeyler giymek için eve geçmeyi önerdiğinde kalbi yerinden kopacak gibi oldu Nestor’un. Ne anlama geldiği anlaşılamayacak, garip bir sıçrama yaptı. Sanki onlara engel olmak istermiş gibi. Lara o anda Nestor’un farkına vardı. Onu unutmuştu. Koltuk değneğinin üstünde çırpınan Nestor ona çok sevimli geldi. Bir erkek, böyleyken hakikaten çok güzeldi. Elini uzatıp yanağını okşadı Nestor’un. Nestor mutlu oldu. Hafiften yutkundu. Demek ki Lara ondan nefret etmiyordu. O an için yapacak bir şeyi yoktu. Sustu. İşine koyuldu. Kadınlar eve doğru yönelirken kızarttığı keçiyi parçalamaya başladı.
Lara, Olga, Melda ve Katre sert adımlarla salonu boydan boya geçip yatak odasına daldılar. Gestapo giysilerini soyunup birer rahat tunik ve sandalet giydiler. Kemerlerini kuşanıp antik çağ silahlarını bellerine taktılar. Saçlarını bantladılar. Ve aynı hızla şölen sofrasına geri döndüler.
Katre, Cem’i düşünüyordu. Cem, onu asla yalnız bırakmayacağına söz vermişti. Her zor anında yanında olacağını söylemişti. İşte şimdi çok zor durumdaydı ve Cem yoktu. Arkadaşlarının Yako üzerinde uygulayacağı terörden korkuyordu Katre. Bunu istemiyordu. Üstelik her şeye kendi sebep olmuştu. Bu gece bir cinayetle sona ererse, ondan sonra nasıl yaşayabileceğini düşünüyordu Katre. Bu dehşete bir son vermek gerektiğini düşünüyordu. Ama bunu açıklamaya korkuyordu. Lara’dan korkuyordu. Ve tüm bunlar olurken Cem ortada yoktu. Oysa, Katre Cem’e bir görüşte vurulmuştu. O, onun yaşamı boyunca beklediği, güzeller güzeli duygusal prensti. Üstelik ona söz de vermişti. Ama şimdi ortalıkta yoktu. Belki de çekip gitmişti. Gözüne yaşlar yürüdü Katre’nin. Kendini yalnız hissetti. Arkadaşlarının peşi sıra dışarı çıkıp şölen sofrasına yürümeye başladı.
Tam kapıdan çıktıkları anda Herakles yontusunun başı kıpırdadı. Yontu, Katre’ye doğru yirmi derece döndü. Arkasından baktı ve;
“Sevgilim... Kelebeğim...” diye mırıldandı.
Cem, Herakles’in yerini almış, olacakları bekliyordu. Onu, gerçek yontudan ayırt etmek olanaksızdı. Hele o loş ay ışığında... Perdenin yanında...
Lara, şölen sofrasına oturduğunda eliyle kocaman bir et parçasını kavradı ve ansızın duraladı:
“Cem gitti mi?” diye sordu Zara’ya.
“Evet.” dedi Zara.
Son ayrıntı da halledilmiş gibi rahatlamıştı Lara. Bu gece Amazonlar’ın gecesiydi. Kadim bir hesap görülecekti bu gece. Gereksiz konuklara, eski kalp ağrılarına tahammül yoktu.
Elindeki, kaba etleri yenmiş kemiği yerde yatan Yako’nun önüne attı Lara;
“Acıkmışsınızdır saygıdeğer tecavüzcü! Buyurun şölene katılın!” dedi.
Yako, nefret ve acıyla başını çevirdi.
6.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Ölümsüz Antikite - 10
  • Büleklär
  • Ölümsüz Antikite - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3880
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2248
    26.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3945
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2169
    30.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3881
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2238
    26.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3881
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2191
    28.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3812
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2089
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3900
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2025
    30.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3945
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2127
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3746
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2199
    27.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3842
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2153
    27.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3722
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1990
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3859
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2027
    29.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3840
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2020
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3819
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2252
    25.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 2343
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1529
    28.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.