Ölümsüz Antikite - 05

Süzlärneñ gomumi sanı 3812
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2089
29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
42.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
50.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Cem ise kendini bulutların üzerindeki bir masal alemine yükseltgenmiş, şaşırtıcı ve sarhoş edici bir düşte var olma şansı bulmuş bir android gibi hissediyordu. Üstelik bu düşsel dünya, onun geçmişini harab eden bir tanrısal iddia tarafından inşaa edilmişti. Lara tıpkı gençlik yıllarında olduğu gibi, aykırı, sıradışı, yaratıcı, başat, iddialı bir konumda gözüküyordu. Bundan hoşnutluk duydu Cem... Hiç değilse yaşamını çıkmaz labirentlerde helak eden serüvenlerin başlatıcısı kadın, sıradan bir insan değil, doğaüstü bir ilaheydi. Buradan hareketle, bir ilahe tarafından örselenmiş erkekliğinin ve düştüğü aciz yılların boşuna yaşanmamış olduğunu düşünüyor, acılarla dopdolu geçmiş yıllarına teselli buluyordu. Öyle ya; onu sanatının doruklarına taşıyan duyarlılık başka nasıl vücuda gelebilirdi ki?.. O nasıl ülkenin en önemli sinemacısı olabilmişti? İşte, belli ki, gençlik yıllarında onun yaratıcılığını ateşleyen ve çalışma azmini kamçılayan ve yaşam karşısında derinlikler edinmesini sağlayan şey Lara’dan başkası değildi. Lara ve onun ruhuna saçtığı dehşet... Lara ve onun tahrip edici dişil agresivliği... Lara ve onun erişilmez güzelliği... Lara ve onun derinliklerle donatılmış saldırgan sertliği... Lara ve onun vahşeti... Lara ve serüvenleri... Lara ve efsaneleri...
İçine düştüğü yeni gezegeni anlamaya çalışan bir kaşifin cüreti ile üssünden ayrı düşmüş ürkek bir androidin araştırmacı korkaklığının bileşkesi gibiydi Cem’in içinde bulunduğu ruh hali. Karşılaştığı her şeyden etkileniyordu; duvarlara asılı tablolar, sağa sola özensizce yerleştirilmiş intibaı veren yontular ve her biri ekstrem bir yaşam gustosundan süzülüp mekanda yer bulmuş koca, kaba mobilyalar... Savrukluk ve hercailikle sağa sola kondurulmuş her nesnenin varoluşunu biraz incelediğinde arkasında yatan derin düşünceyi kavrıyor ve hayranlıkla korku karışımı hisler içine düşüyordu Cem. Lara’nın kendisini çarpıp, tutsak ettiği o trajik gençlik yıllarından bu yana boş durmayıp derinlikler dünyasında yol aldığı her halinden belliydi.
Fakat garip olan ve Cem’in ruhunu serinleten bambaşka bir şey vardı ki bunu yadırgamadan edemiyordu. Cem kendini, Lara’yı o gece ilk gördüğü andan itibaren şiddetle sorguluyor, silkeliyor ve bir şeyi açığa çıkarmaya çalışıyordu: Lara’ya hala aşık mıydı? Bu sorgulamalarının hepsinin sonucunda aynı yere varıyordu: Hayır! Ve bu ona harika geliyordu. Hatta buna inanamıyordu. Üzerinden böyle bir yükün ve tutsaklığın kalkmış olmasını bir mucize olarak görüyor ve bunun nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalışıyordu. Defalarca kendi kendini test ediyor ve aynı sonuca ulaşıyordu. Evet, artık Lara’nın gözlerine bakabiliyordu. Onu gördüğünde kalp çarpıntılarına düşmüyor, dizbağlarının çözülüp onu paniklere düşürmesine acıyla tanık olmuyordu.
Lara hala gözünde ulaşılmaz bir insanüstü ilaheydi ama artık başka, bambaşka şeyler vardı Cem’in duygular dünyasında. Uzun süreden beri içinde bulunduğu gay ilişkiler onu başkalaştırmıştı. Artık karşı cinsin “apel”lerine kanamıyor, bunda bir özellik bulamıyordu. Onun için hiç farketmiyordu artık. Erkek ya da dişi; bir insanın seksüel tercihini, ilişkiyi sürdürüş tarzını, tatmin aradığı noktayı hiç dikkate almıyordu. Onun için daha önemli olan bir insanın kişiliğiydi. Özel biri olmasıydı. Ruh zenginliği taşıması, serüven duygusu vermesi, güvenilir, sağlam bir karaktere sahip olması ve koruyucu kişiliği olmasıydı. O yüzden Cem tam anlamıyla “androjen” bir kişilik olmuştu artık. Onun için eşcinsel, travesti, efemine tanımları çok yetersizdi. O insanların cinsel kimliklerini cinsel organlarının belirlemediğini, kişiliklerin taşıdığı estetik değerler, yaşama duyulan özen ve stil sahibi olmak gibi özellikleri çok daha ön plana alıyordu artık. Bunlardan etkileniyordu daha çok. Birlikte yaşadığı Pierre bu tanımlara uygun biriydi. Onu gerektiğinde yalnız bırakabiliyor, hep yanında yöresinde dolaşıp rahatsız etmiyor, kendi zengin iç dünyasında sörf yaparken kanatlanıp uçuyor sadece ve sadece bazı özel ortak zamanları onunla paylaşıyordu. O noktada da tutkulu, arzulu, tatmin arayan bir cinsel açlıkla değil, koruyan ve korunulan, merak eden ve merak edilen, düşünen ve düşünülen androjen bir yaratık gibi davranmayı biliyordu.
Pierre hazır giyim işinde çalışan bir stilistti. Bir Fransız firmasının küçük hissedarıydı. Firmanın ucuz işgücü olan ülkelerdeki fason üretiminin yönlendirilmesini de üzerine almıştı. Yaşamı İstanbul’la Paris arasında geçiyordu daha çok. Bazan fason imalatını denetlemek için Çin’e ve Hindistan’a da gittiği olurdu ama bu seyahatleri kısa kesmeyi tercih ederdi. Modacılarda sıklıkla rastlanan efemine görüntüye sahip değildi. Aksine iri yarı, siyah saçlı, gür sakallı, beyaz tenliydi. Atletik ve güçlü bir yapısı vardı. Derin bir yaşam kültürüne sahipti. Oturduğu her sofranın bir sanat eserini andıryormuşçasına estetik olmasına dikkat eder, arkaik Fransız şansonları dinlerdi. İki önemsediği hobisi vardı. Bunlardan biri degüstatör düzeyinde şarap kültürü, diğeri ise otomobil yarışlarıydı. Formüla yarışları olduğunda eve kapanır, dünyayla ilişkisini keserdi. Bazı lokal yarışlara katıldığı da olurdu. Burada önemli olan, yarışmaktan çok, hız duygusunun ekstrem sınırlarına varmak üzere olunan noktalarda birkaç kere yaşadığı orgazmdı... Ereksiyon olamamış bir erkekliğin, yarışmanın üst limitlere taşıdığı heyecan yüzünden garip boşalmalara sürüklenişi onu bu işe aşık etmişti. İktidarsızca bir tatmin yolu olan bu yarış heyecanına bayılırdı Pierre. Denebilir ki cinselliğinin yüzde doksanı da bu garip ilişki şeklinden ibaretti. Onun otomobillerle sevişen biri olduğunu iddia etmek abartı olmazdı o yüzden.
Pierre ile Cem arasındaki ilişki iki gay’in ortaklaşa yaşamından çok iki androjen kişiliğin ahtine benziyordu. Sınırsız bir dayanışma ve aidiyet duygusuydu önemli olan. Bunun dışında hiçbir şeye önem vermez, bağımsız takılırlardı. Birlikte yattıkları bile pek nadirdi. Üstelik bu birlikteliklerinde ilişkiye girdikleri çok daha nadirdi. Cinselliğin bu boyutundan uzak olmak isteyen bir halleri vardı. Onlar sadece inanmayı ve güvenmeyi seviyorlardı. Başka bir şey istemiyorlardı yaşamlarında. İnanmak ve güvenmek içinde birbirlerini elverişli buluyorlardı. Gerek estetik, gerek duyarlılık, gerek aşkınlık, gerek erdemlilik açısından... Tüm bu nedenlerle birbirlerini çok seviyorlardı. Ama bu, salya sümük, saldırgan ve müptezel bir sevgi değil. Son derece “cool” bir aşktı.
Tüm bu nedenlerden dolayı Cem, Katre’yi Olimpos’a getirmek için yola çıkarken Pierre’e haber vermediği için tedirgindi. Onu kırmış ve merakta bırakmış olmaktan korkuyordu. Yol boyu onu cep telefonundan aramayı düşündü. Ama bunu da yapamadı. Eli bir türlü telefona gitmek bilmiyordu. Bundan korkuyordu. Pierre’i aldatmış gibi hissediyordu kendini. Böyle düşünmesi için bir neden yok gibi gözükebilirdi ilk anda; bir dosta yardım etmek için bir geceliğine kentten uzaklaşmakta ne gibi bir fenalık olabilirdi? Pierre buna neden alınsındı ki?... Ama işin aslı hiç de öyle değildi. Cem uzun, uzun, çok uzun yıllardan beri ilk defa bir kadın için bir şeyler duymuştu. O da Katre idi. Onu ilk gördüğü anda etkisi altına girmişti. Ve Lara’nın referansı dolayısıyla yardım etmek zorunda olduğunu hissettiği bu erişilmez güzellikteki kadın, uğradığı feci tecavüzü anlatırken göğsüne kapanıp ağlamaya başladığında Cem onun ipek gibi saçlarını okşarken olağanüstü bir aşağılanmayı yaşamaya başlamıştı. Önü alınamaz bir şekilde erekte oluyordu ve bu hiç de alışkın olduğu bir şey değildi. Hele kollarını arasında bir kadın varken...
Aslında Cem, Pierre’e yalan söylememek için onu aramıyordu. Çünkü yol boyu gelirken Katre’nin güzelliğinin saçtığı sihire tutsak olmuştu. Kalbi deli gibi çarpıyordu ve onun acılı göz yaşları yanaklarından süzülürken kalbinden parçalar koparıp düşüyordu sanki. O gece Lara ve Katre’nin birlikte yatacak olmasından dolayı bir sıkıntı duymuyordu. Çünkü, birisi geçmişini birisi bugününü tutsak eden bu iki tanrıça birlikte yatarlarken çok daha sağlıklı düşünüp kendini tartacağını biliyordu Cem... Ona ne olmuştu?... Neler oluyordu?... Kırklı yaşlara merdiven dayarken ilk görüşte aşk olayına düşecek kadar çocuklaşmak nedendi? Neyin birikmişliğiydi bu? Ruhunda açığa çıkmakta olanlar nelerdi? Ve o bunları Pierre’e nasıl anlatacaktı?
Katre’ye baktığında onun güzelliği, soylu duruşu, incecik, uzun boyu, masmavi gözleri ve kumral saçları karşısında eriyip gidiyordu Cem. Bunu anlayamıyor, istemiyor, korkuyor, ağlamaklı oluyordu... Ama Katre’nin peri şarkılarını andıran ses tonu, kentli iş kadınlarında bulunan içi boş özgüveni, narin yapısı ve duygusallığı karşısında hiçbir duygusuna engel olamıyordu.
Şükür ki Lara’nın gözü dönmüştü ve Katre’nin başına gelenlerin ayrıntısını öğrenmekten başka bir şey düşünmüyordu. O yüzden Cem’deki başkalaşımı farkedemiyor, bir an önce Katre ile odasına çekilmek istiyordu. Cem bunun bir an önce olması için olanak sağladı. Sus pus olup bir koltuğa gömüldü. Uykusu varmış gibi davrandı. Gözlerini kısıp, yayıldı. Katre gelip onu yanaklarından öpüp;
“Teşekkürler kahramanım! İyi geceler...” dediğinde yanaklarına alev düşmüş gibi fırladı.
Sonra kendine gelip açık vermemeye çalıştı... İki kadın odalarına çekildiklerinde Cem bir parça daha sakinleşmişti. Olan biteni ve kalbinden geçenleri anlamaya çalışıyordu. Tan yeri atmak üzereydi. Hafif bir kızıllık yayılmaktaydı gökyüzüne. Denizin maviliği karanlıkları aralayarak ortaya çıkmak ister gibiydi. Olimpos dağının eteklerindeki bu büyülü yerde ne yaptığını soruyordu kendine Cem... Uzaktan at kişneyişleri duyar gibi oldu. “When a man loves a woman,” çalıyordu. Başını ellerinin arasına aldı Cem. Karamsarlıkla düşünmeye başladı. O sırada şarkı sona erdi. Yerinden kalkıp müzik cihazına doğru yürümek istedi Cem. O anda şaşkınlıktan donakaldı. Adeta Pierre karşısındaydı... Diz bağları çözüldü, yere yıkılacak gibi oldu Cem... Lara’nın yapmakta olduğu yontu ile karşılaşmıştı ve ortaya çıkan tanrısal figür öylesine Pierre’e benziyordu ki... Antik yontulardaki gibi dev kaslar, gür sakallar, onun aşmış bakışı ve yargılayan yüz ifadesi... Ne yapacağını bilemedi Cem. Aynı anda cep telefonunun titreşimi yayıldı beline. Korkuyla eline aldı telefonu. “Aman tanrım bu Pierre!” diye fısıldadı. Pierre arıyordu onu. Numarasından tanımıştı Cem. Telefonu açmak istemiyordu. Korkuyordu bundan. Donakalmış vaziyetteydi. Bunlar kötü, çok kötü belirtilerdi. Pierre’e benzeyen bu insan ötesi gövde onu tam da bir kadına vurulduğu anda basmaktaydı. Ve o aynı zamanda antikitedeki büyük kahraman Herakles’e de o kadar benziyordu ki... Dizlerinin üzerine çöktü Cem. Kollarını kaldırıp, adakta bulunan bir antik çağ insanı gibi bakışlarını yukarı çevirdi. Yalvarmak istiyordu, birine, bir şeylere yalvarmak istiyordu. Ama bunun ne olduğunu bilemiyordu. O sırada iki küçük sinyal geldi telefonundan. Pierre onun telefonu açmak istemediğini anlamış, mesaj gönderiyordu:
“Tek bir harf gönder... Yoksa seni aramaya çıkmak zorundayım. Seni merak ediyorum. Pierre...” diyordu mesaj.
“Affet!” diye yazabildi zorlukla Cem. Mesajı gönderdi. Ve yere kapanıp ağlamaya başladı.
Cem’in kapandığı yere tepeden bakan Herakles yontusu yeni savaşları ve serüvenleri ufukta gören bir yiğit gibi acıyla gülümsüyordu sanki...
6.
Odalarına çekildiklerinde Lara, kendini yatağın kenarındaki koltuğa atarak, “Haydi başla anlatmaya,” dercesine bakmaya başladı Katre’ye. Katre ise bir anda kendini hesap vermek üzere tahtaya kaldırılmış bir öğrenci gibi hissetti. Uğradığı saldırıyı ve öncesinde gelişen saçmalıkları Lara’ya anlatırken çekeceği acılar gözünde büyüdü. Ama bunu yapmanın kaçınılmaz olduğunu biliyordu. Başından geçenleri bir bir Lara’ya anlatmadan onun elinden kurtulamayacağını çok iyi biliyordu. Oysa, Lara’nın yarattığı gerçeküstü dünyaya geçtiğinde tüm acıları sona ermiş, rahatlamıştı. Geride kalan o felaket gecesini değil, tüm gençlik yıllarını kaplayan yoksunlukları, hayal kırıklıklarını, endişe ve arayışları ve doğru erkeği bulmak için sürdürülen umutsuz kovalamacaları ve yaşanılan aleladelikleri unutmaya çoktan hazırdı. Düşlerindeki dünyaya ulaşmışken bunları hatırlamak zorunda olmak çok acıydı.
Belki onu acıtan, fazlasıyla ıstırap veren tek bir şey vardı ki, o da kişiliğinin püriten bir ögesini zorbalara kaptırmış olmasıydı. Yıllarca beklenilen aşık olunacak erkeğe sunulmak üzere özenle korunan o saflık ve temizlik “belgesi” alçakça kirletilmiş, ayaklar altına alınmış ve adeta ruhunun bir parçası koparılıp götürülmüştü. Şimdi, ruhuna, gövdesine, kişiliğine ve gücüne hayran olduğu bir yüce kadın karşısında amirine hesap vermek üzere titreyen bir memur edasıyla bu çirkinliklerin öyküsünü anlatması gerekiyordu. Bunu istemiyordu. İstememenin de ötesinde bir şey vardı bunda. Sanki bunları bir kez anlattığında kayıtlara geçecek bu bilgiler silinmez bir leke olarak onu ölüme kadar takip edecek ve bir daha asla normal ve temiz biri olamayacaktı. Oysa bunlar anlatılmasa kayıtlara geçirilmemiş olacaktı ve yaşadığı acılar kalbinin kuytu bir köşesinde unutulmaya bırakılacaktı.
Ama Lara hiç de böyle bir şeye izin verecek gibi gözükmüyordu. Bakışları kararlı ve sertti. Adeta, kavminin kutsiyetine halel getirmiş saldırganın kim olduğunu öğrenmekten başka bir şey düşünmüyordu. Olasılıkla bunu öğrenmekle yetinmeyecek ardı sıra mutlaka bir şeyler yapmak gereksinmesini duyacaktı. Lara’nın olayı bu noktaya taşımış olmasında kuşkusuz Katre’yi gerçekten de kutsiyeti olarak görmesinin büyük etkisi vardı. Lara onu Amazonlar’ın efsanevi güzelliklere sahip prenseslerinden Antiope’den farksız görüyordu. Tüm kavmin geçmiş ve geleceğinin bütün insanüstü güzelliklerini taşıyan bu kadına dokunulabilmiş olmasını hazmedemiyor hatta daha da ileri giderek bunu tarihsel felaketlerin tekerrürü olarak görüyordu. Atina’nın efsanevi lideri Theseus’un Antiope’un güzelliğine vurularak onu kandırıp götürmesi ve erkekler dünyasının rezillikleri içinde sıradanlaştırmasının bir alameti olarak görüyordu bu olayı. O olayın altından kalkamayan Amazonlar’ın yenilgiyle sonuçlanan Atina kuşatmasının kavme verdiği yıkıntıyı anımsıyor ve kendince buna müdahale etmek gereğini duyuyordu. Ama aslında Lara’nın aklını başından alan ve bu tür hezeyanlar görmesine neden olan Katre’nin yani Antiope’un akıllara durgunluk veren güzelliğinden başka bir şey değildi. Lara kendine itiraf etmekten ne kadar kaçınırsa kaçınsın Katre’yi deli gibi seviyordu.
“Kimdi o sefil!” diye ansızın gürledi Lara. Katre’nin konuşmamak için bahaneler aradığını farketmişti ve kararlılığını göstermek istiyordu.
“Anlayamadım?” dedi Katre.
“Tecavüz değil mi?... Tecavüze uğradın değil mi!” diye sinirden titreyerek konuştu Lara.
Başını önüne eğdi Katre. Yanıt veremedi.
“İki kişiydiler üstelik değil mi?”
“................”
“Nasıl yaparsın bu hatayı?! İki erkeği nasıl evine getirirsin? Üstelik hiç tanımadığın iki erkeği. Belki de tanıştığın ilk gece!”
Başını kaldırdı Katre. Konuşacak, itiraz edecek gibi oldu. “Tanımadığım kişiler değillerdi,” diyecekti. Ama söyleyemedi. Yutkundu. Sözcükler boğazında düğüm oldu. Lara ise bir kaplan gibi atıldı:
“Tanışıyorsun, yemeğe çıkıyorsun, onlara aşık olunabilir sanıyorsun, bu reziller seni anlayabilir sanıyorsun, platonik aşklar, estetik aşkınlıklar arıyorsun, kendine koca bulacağını sanıyorsun ve olan bitene bak!”
“................”
“Üstelik tehdit altında olduğun sırada kapıyı çalan Olga’ya kapıyı bile açamıyorsun! Açsana be kadın! Açsana! Şişleyeceklerse şişlesinler, şu ankinden daha iyi olmaz mıydı?
“...............”
“Hem sen o sefilleri tanımazsın. Onlar ucunda para pul olmadıktan sonra kimseyi şişleyemezler. Bunu bile bilemiyorsun. Ve yem oluyorsun iki sefile!”
“.............”
“Bunun bir açıklaması olmalı Katre? Nasıl bu kadar budala olabilirsin?”
Katre yutkunuyor. Haksızlığa uğramış insanların bakışları çöküyor yüzüne. Ağlamaklı oluyor. Lara biraz daha üstelese çözülüp ağlayacağı kesin.
“Lütfen Katre lütfen açıkla bana! Henüz tanıştığı iki iti nasıl evine davet edebilirsin?”
Katre dayanamıyor çözülüyor, ağlamaya başlayıp kendini yüzüstü yatağa atıyor. Derin bir kuyudan çıkıyormuşçasına tanınmaz hale gelmiş sözcüklerin anlamına önce inanamıyor Lara:
“Tanımadığım kişiler değillerdi Lara...”
“Anlayamadım... Kimlerdi bu serseriler?..”
Katre yanıtlayamayacak kadar kötü durumda. Hüngür hüngür ağlıyor;
“Kimdi o serseriler!” diye gürlüyor Lara.
“Bunu söylemek istemiyorum,” diyor Katre zorlukla.
“Ne demek söylemek istemiyorum! Ne demek! Yoksa benim tanıdığım birileri mi?”
Susuyor Katre. Açık vermiş insanların korkulu bakışları akın ediyor yüzüne.
“Yoksa benim tanıdığım birileri mi?!” diye gürlüyor Lara.
Katre susuyor. Lara kalkıp yanına kadar geliyor. Atılıp tuniğinin yakalarına yapışıyor.
“Çabuk konuş!” diye avazı çıktığı kadar haykırıyor Lara.
Katre usulca serbest bırakıyor bir sözcüğü dudaklarından;
“Yako.”
Ve yüzüstü kapanıp yorganları ısıra ısıra ağlamaya başlıyor.
Lara neye uğradığını şaşırıyor. Yatağa yığılıyor. Son kocası Yako!
“Yako haa!” diyor, “Seni aşağılık köpek! Buralara kadar ilerledin demek!...”
7.
Lara taş kesilip olduğu yerde kalakalmıştı. Görüntüsü ilkel kabilelere ait totemlerinkine benziyordu. Kederli, donuk, suskun, gününü bekleyen... Katre, Lara’nın son kocası Yako’nun bu işi yaptığını söylememek için epeyce direnmişti aslında. Çünkü bunu açıkladığında Lara’nın gireceği şoku tahmin edebiliyordu. Ve bunun sonuçlarından korkuyordu. Ancak, bir kere Amazonas Çiftliği’ne kadar gelip Lara’yı bulduğunda başından geçenleri saklayabileceğini nasıl düşünebilmişti? Bu olanaklı mıydı? Lara böyle bir şeye izin verir miydi? Asla!
Nitekim bu kez de vermemişti. Sözcükleri Katre’nin ağzından kerpetenle sökmüştü. Fakat duydukları karşısında yaşadığı yıkıntı inanılmaz boyutlardaydı. Bir kaç saniye öncesinin panter ruhlu kadını, gökgürültüsü sesli ilahesi, özgüven ve meydan okuma ikonu eriyen bir kardankadına dönüşmüştü sanki. Oturduğu yerde kıpırdamadan, güneş görmüş gibi küçülüyor, hava kaçıran bir balon gibi sönüyordu. Gözlerinin parıltısı artıyor, geçmiş yıllar bakışlarının önü sıra geçit yapıyordu. Yako ile yaşadıkları o tuhaf yıllar... İlk tanışmaları, ardı sıra gelen seri jestler, tatlı yalanlar, aşk oyunları, evliliğe giden yol... Yeni bir erkek... Yeni umutlar... Yeni bir heyecan... Sanki böyle bir şey mümkün olabilirmiş gibi... Sanki bir erkekle uyum ve anlayışlılık içinde bir beraberlik kurulabilirmiş gibi... Henüz tükenmemiş beyhude umutlar... Tıpkı Katre’nin hala taşıdıkları gibi...
Başlarda hepsi aynı. Düşünceli ve verici... Yapıcı, anlayışlı. Kuşku uyandıracak kadar vaadedici.... Ardı sıra standart sıradanlaşmanın kum saatleri... Ve kumlar bittiğinde arada başgösteren gerginlik... Derin derin iç geçirdi Lara. Katre ağlamasına son vermiş, yattığı yerden doğrulmuş onu inceliyordu. Artık anlatmak, açıklamalar yapmak, olayı en ince ayrıntısına kadar ortaya dökmek istiyordu ama ağzını açacak gücü kendinde bulamıyordu. Bundan korkuyordu. Sarfedeceği yanlış bir sözcükle Lara’nın yıkıntısını geri dönülmez felaket noktalarına taşımaktan korkuyordu. Kıpırdamaksızın ona bakıyordu. Son bir cesaretle dudaklarını aradı Katre:
“O bir Musevi...” dedi. “Para onun için her şeyin üzerinde...”
Bu kez susma sırası Lara’ya gelmişti.
“Boşanmaya giden yolda verdiğimiz mücadele ona çok dokunmuş. Onun beş milyon dolarını ve Amazonas Çiftliği’ni elinden almamız vücudundan bir parça koparmamızdan çok daha ağır gelmiş ona... Hatırlıyor musun Lara?.. Hatırlıyor musun Lara, boşanma tazminatı için verdiğimiz mücadeleyi?..”
Sanki hatırlamaması mümkün olabilirmiş gibi onu kollarından tutup sarsarak söylemişti son tümcesini Katre. Lara hala kıpırdamaksızın boşluğa bakıyordu. O lanet günleri anımsıyordu. Bu boşanma davasına Katre’yi bulaştırmakla çok ama çok kötü yapmıştı. Belki Yako’nun canına okumuş sıkı bir tazminat almışlardı ama sonuç ortadaydı. Adamda nasıl bir kin birikimi yapmış ki olay, yemeyip içmeyip, düşünüp taşınıp ikisinin de yaşamlarında en çok değer verdikleri şeyleri bir çırpıda ellerinden almayı akıl edebilecek kadar yaratıcı bir kötülüğü ortaya koyabilmişti: Katre’nin platonik adanmışlığının ve püritenliğinin yıllarca sabırla korunmuş, bekletilmiş, savunulmuş sembolü bakireliği ve Lara’nın dünyada her şeyden çok sevdiği Katre’si... İkisini de bir çırpıda lanetleyip, kirletip, tahrip etmeyi akıl edebilmişti Yako! Bir erkekten başka ne beklenebilirdi ki? İşte hayatta yaptıkları en iyi işlerden birini yine yapmışlardı: Güzelliğe düşmanlık! Nefret ve dehşet saçmak! Egoizm ve terör!..
Oysa, yüzyıldan daha çok zamandır İstanbul’un en önemli distribütör firmalarından birine sahip olan ailesinin birikiminin üzerine konan Yako’da, o beş milyon dolarlardan daha çok vardı. Ama dünyada ne bir Katre daha vardı ne de kaybedilen masumiyetin geri getirilme olanağı... Lara üzgündü. Çok ama çok üzgündü. Bu alçaklarla nasıl başedeceklerdi hayatta?... Kendisini çaresiz ve yalnız hissetti. Yerinden kalktı. Pencerenin önüne doğru yürüdü. Güneş doğmak üzereydi. Yeni bir gün daha başlamaktaydı. Alçakların tüm kadınlara zulüm yapmak üzere bir kez daha yataklarından doğruldukları bir acı gün daha başlamaktaydı... Vandallık, kıyıcılık, terör ve eziyet... “Tanrım bunu değiştirmenin bir yolu olmalı!” diye mırıldanarak eflatun gökyüzüne bakıyordu Lara. Gözünde biriken yaşların dökülmesine izin vermemek için çılgınca direniyordu. O an biri ona dokunsa olduğu yere yığılıp yerlere kapanıp hüngür hüngür ağlayabilirdi.
Yıkkınlıkla başını aşağı indirdi. Garip bir görüntüyle karşılaştı tam o anda. Bir saniye önce gökyüzünü tarayan gözleri şaşkınlıkla irkildi. Yüz metre ötede iki genç Amazon çevik birer hamle ile atlarından atlamışlardı. Atlarını ahırın kenarına bağlayıp kum torbası gibi bir şeyi sert, kaba hamlelerle attan indirdiler. Lara dikkatli baktığında Zara ve Maya’nın atlarından indirdikleri nesnenin eli ayağı bağlı bir erkek olduğunu farketti. Gözlerini dört açtı. Neye uğradığını şaşırmıştı. O, Yako’nun nefretiyle sarsılır ve ne yapacağını bilemezken Zara ve Maya ne işler çeviriyordu?!.. İçine garip bir gurur duygusu aktı. Korkunç bir heves uyandı içinde. Yere yığılıp kalan, kum torbasına dönmüş adama zalimce bir tekme çaktı Maya. Kum torbası görünüşlü amorf yığın, ansızın canlanıp insan oldu. Zorlukla ayağa kalktı. Kocaman kamasını genç adama dayayıp onu yürümeye zorladı Zara. Lara iyice meraklanmıştı. O anda, ayağa kalkan erkeğin Nestor olduğunu farketti. Büyük bir panik duygusuna kapıldı. “Aman tanrım!” diye haykıracaktı ki parmağını ısırıp zorlukla sustu. Katre’nin olan biteni görmesini istemiyordu.
Büyük bir kararsızlık içine düştü. Koşup yetişip zavallı seyisi bu vahşi kadınların elinden kurtarması gerekirdi. Nihayetinde onun elemanıydı. Ve bugüne dek, tek bir yanlışı olmamıştı.Üstelik Lara tüm kadınlar gibi kendisine aşık olan kişiyi anında tespit ederdi. Nestor’un kendisine olan aşkını hemen farketmişti Lara ve bundan yararlanıyordu. Onun itaatkar, sadık ve özverili olması için bunu bilmiyor gibi yapıyordu. Bu tutum işe de yarıyordu. Nestor, koşturduğu her işe bir kamikaze inanmışlığıyla dalıyor ve böylece Lara’nın hayatının kolaylaşmasına olanak sağlıyordu.
Fakat o anda Lara, Zara ve Maya’nın yaptığı işten korkunç bir mutluluk duymuştu. Küçük menfaatlerini düşünecek halde değildi. Hele Yako’nun alçakça saldırısını öğrendiği şu andaki yıkıntısıyla hiç böyle küçük hesaplar içinde olamazdı! Neredeyse kendini tutamayıp koşup aralarına katılıp bir sefil erkeği parçalamalarına yardım edecekti. Tereddütle dudakları titredi.
O sırada Zara bir tekme daha attı zavallı genç adama. Maya bıçağıyla dürttü onu. Ve sert bir tekme ile ahırdan içeri attılar Nestor’u. Arkasından içeri dalan iki genç Amazon birer dişi vandaldan çok tanrıçalara benziyorlardı. Lara heyecanlanmıştı. İçeri dönüp sırtını duvara dayadı. “Tanrım, tabii, çok haklılar... Doğrusu bu... Nasıl uyanamadım daha önce,” diye düşündü içinden. Ardı sıra mutluluk ve umutla gözleri parladı:
“Tamam Yako! Bekle aşağılık haydut! Bekle ve gör sefil köpek!”
Koşup Katre’ye atıldı Lara. Sarıldı ona. “Bağışla beni bebeğim,” dedi. Öptü onu dudaklarından. Öptü, öptü, öptü...
“Okey Yako! Nasıl istersen!” diye fısıldadı kendi kendine.
“Ne?” diye sordu Katre.
“Sorun yok, sorun yok!” diye yatıştırdı onu Lara. “Yako iti hesap verecek! Hepsi bu!”
“Nasıl?” diye sordu merakla Katre.
“Onu bana bırak sevgilim. Sen bana o geceyi ayrıntılarıyla anlat yeter.” dedi.
8.
Katre artık başından geçen o lanet geceyi anlatabilecek durumdaydı. Çünkü her şey aşağı yukarı açığa çıkmıştı. Geriye sadece Lara’nın bazı ayrıntıları bilmesi gerekliliği kalmıştı. Bu neden gerekliydi? Çünkü Lara, Yako’nun yaptığı alçaklığı öğrendikten sonra bambaşka bir ruh haline geçmişti. Gözü dönmüş bir barbar kumandan gibiydi. Ele geçireceği düşmanına yapacağı zalimlikleri hesap ederken sabırsızlanıyordu adeta. Buna mukabil tüm ilkel savaşlarda olduğu gibi, küçük bir aksaklıktan, ya da ayrıntı hesapsızlığından veya istihbarat eksikliğinden dolayı partiyi kaybedip kendisi tepelenebilirdi. Uygunsuz keşifler için düşman hatlarına yakın yerlerde gezen bir komutanın, sıradan devriyelerce ele geçirilmesi gibi bir felakete hiç gerek yoktu. Bunun için de her ayrıntının inceden inceye bilinmesi gerekiyordu.
Katre bunun önemini anlamıştı. Daha çok Yako’nun düşmanlığından ve dehşetinden kendini korumaya çalışan Lara’nın bazı önlemler almak için bunları öğrenmek istediğini düşünmüş, dikkatle her şeyi anlatmaya koyulmuştu. Oysa Katre’nin bilmediği, Lara gibilerinin en güçlü savunmalarının ölümüne saldırmaktan geçtiğiydi... Katre, Lara’nın pencere önünde neler gördüğünden ve gördüklerinin verdiği esinden habersizdi. Lara’nın Yako için neler planladığını henüz bilemiyordu. O yüzden tüm masumiyetiyle anlatmaya koyuldu.
“Senin boşanma davasının bittiğinden bu yana Yako beni hiç aramamıştı. Daha önce sana anlattığım gibi, dava bitme aşamalarına geldiğinde Yako ofisime gelip anlaşma teklif ettiğinde ve ben onun teklifini kasete kaydedip mahkemede delil olarak sunduğumda deliye dönmesi ve beni en azından ölümle tehdit etmesi gerekirdi. Bunu yapmamış olması beni şaşırtmıştı. Her boşanmada bu seyir izlenir çünkü. Kendinden emin ve her şeyi satın alabileceğini düşünen erkek, paranın gücünün ya da kaba kuvvetin sökmediğini, kadının eşit şartlarda kendini savunduğunu görünce çileden çıkar ve sağa sola saldırmaya başlar. Zorbalık eder, kavga çıkarır, tehditler saçar... Matador eline düşmüş bir yaralı boğa gibidir erkek o noktada.
“Yako’nun bu klasik tarza düşmemesi aslında beni kuşkulandırmıştı. Çünkü erkeklerin boşandıkları karılarına para kaptırmaktansa ölmeyi tercih edecek kadar manyakça bir egoları vardır. Ruhunu satın alacakları, köleleştirilmiş kadına sahip oldukları her şeyi sunarken, ömrünü yedikleri bir kadını azat etme noktasında ansızın nekesleşir bir kuruş bile vermek istemezler. Bu tarzı tam da tanımlara uygun şekilde uygulayacak biri varsa o da dini imanı para olan Yako’dur diye düşünürdüm. Ve o bunu yapmamış sinmişti. Düştüğü tuzağın farkındaydı. O noktadan sonra senden çok benden nefret etmeye başlamıştı. Bana yaptığı teklifte senin sapkın bir eşcinsel, bir lezbiyen olduğunu kanıtlayacak bazı fotoğrafları ona temin etmemi istemiş, senin Amazon koleksiyonlarından birkaç aksesuarı kuşanmış haldeki resimlerinden istemişti. Bunlar karşılığıda bana iki yüz bin dolar teklif etmişti. Bunu düşüneceğimi söylediğimde bana serenad yapmış üzeri kapalı bir şekilde evlenme bile teklif etmişti. Evlenme teklif ederken fermuarını zorlayan şişkinlik her şeyi her zaman olduğu gibi açıklamaya yetiyordu. Yalan söyleyen bir erkek her zaman bir Pinokyo’ydu ve kaçınılmaz olarak kendini ele veriyordu. O gece yemeğe çıkmayı, geç vakit kotrasıyla Adalar’a gitmeyi onun köşkünde kalmayı önermişti. Acil bir işim olduğunu söylemiş ve onu atlatmıştım.
“Sonraki günlerde telefonuna çıkmamıştım. Mahkemede kasetlerin delil olarak sunulduğunda deliye dönmüş fakat renk vermemişti. O gün bizim seferden dönen Amazon süvarileri gibi sarmaş dolaş ve mutluluk içinde olduğumuzu gördüğünde neler olup bittiğine uyanmıştı. Bizim aramızda normal iki kadının ilişkisinin ötesinde bir şeyler olduğunu anlamış ve bunu sükunetle intikam defterine yazmıştı. Ondan sonra bir yıl beni aramamıştı. Olayı unuttu, sineye çekti diye düşünmüştüm. Yanılmışım...
“Geçen hafta aradı ve seni mahvedecek bazı belgeleri ele geçirdiğini, benimle buluşmak, bu konuyu konuşmak istediğini söyledi. Ona inanmadım ve telefonu yüzüne kapadım. Hemen ardı sıra medyaya göndermek üzere hazırladığı bazı fotoğraf karelerini “scen” edip bana mail attı. Oradaki fotoğrafları görünca deliye döndüm. Sen Amazon giysileri içinde, iki genç kadınla beraber bir adamı şıkıştırmış, bağlamıştın... Adamı soymuş ve cinsel organına koca bir bıçak dayamıştınız. Adam korkuyla bakıyordu ve ölümcül bir tehdit altındaydı...”
“Hay aksi! Hay aksi! Lenet olası sefil! Hazırladığı komploya bak!” diye bir çığlık attı Lara. Kalbi sıkışır gibi olmuş, fenalaşmıştı. Katre anlatmaya devam etti.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Ölümsüz Antikite - 06
  • Büleklär
  • Ölümsüz Antikite - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3880
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2248
    26.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3945
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2169
    30.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3881
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2238
    26.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3881
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2191
    28.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3812
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2089
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3900
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2025
    30.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3945
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2127
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3746
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2199
    27.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3842
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2153
    27.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3722
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1990
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3859
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2027
    29.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3840
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2020
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3819
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2252
    25.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ölümsüz Antikite - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 2343
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1529
    28.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.