Kırmızı Gören Kedi - 10

Süzlärneñ gomumi sanı 3600
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2087
31.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
44.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
51.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
kadın saç fırçası buldu, kıllarını ısırmaya çalışırken yere düşürdü. Biraz ileride içinde kâğıtlar,
küçük not defterleri ve solmuş bir kurdeleyle bağlanmış tozlu zarfların bulunduğu büyük
seramik bir saksı da ilgisini çekmişti. Qwilleran bu zarfları ceketinin iç cebine sokmayı
başardı. Üst dudağındaki o çok iyi tanıdığı karıncalanma, yaptığı şeyin doğru olduğuna
inandırmıştı onu.

Gazeteciler en sonunda Dan'a veda ettiler, çektikleri resimlerden birkaç kopya göndermeye
söz verdiler ve peşlerinden gelmeye hiç de istekli olmayan bir kediyi sürükleyerek
Qwilleran’ın dairesine döndüler.

"Pekâlâ" dedi Bunsen. "Ortada neler dönüyor, söyler misin?"

"Ben de bilmeyi çok isterdim" dedi Qwilleran. "Öğrenir öğrenmez seni lüks bir restoranda
yemeğe davet edeceğim ve bütün detaylarıyla anlatacağım.

"Fiuxion'da, vesikalık bir fotoğraf ve yirmi sözcüktük bir yazı yayınlanınca bu zavallı adama
ne demeyi düşünüyorsun?"

Qwilleran omuzlarını silkti ve konuyu değiştirdi. "Janie nasıl?"

"Olanlara bakılırsa iyi sayılır. Ağustos'ta bir tane daha bekliyoruz."

"Şu anda kaç tane var?"

"Beş... hayır, altı."


Qwilleran, Bunsen'e sert bir içki koydu, Koko ve Yum Yum için bir kutu haşlanmış yengeç
konservesi açtı. Sonra Graham'larda bulduğu telefon numarasını aradı; uluslararası bir numara
olduğunu öğrendi.

Aklına Joy'un gümüş arkalı saç fırçası geldi, bunu ona seneler önce Noel'de kendisi vermişti.
Eğer şehirden ayrılrnayı düşünseydi bunu almaz mıydı? Bu kadın için saç fırçası, diş fırçası
kadar önemliydi. Joy her saat başı saçını fırçalardı.

"Söyler misin" dedi Qwilleran, Bunsen'e, "geçen kış Basın Kulübü'ne getirdiğin şu dalgıçla
hâlâ görüşüyor musun?"

"Bu aralar bir kere gördüm. Haziran'da düğün fotoğraflarını çekeceğim."

"Ondan bize bir iyilik yapmasını isteyebilir misin?"

"Tabii. Magazin bölümünde ona yer ayırdığımızdan beri FJuxion'u çok seviyor. Ne
istiyorsun?"

"Onun bu binanın arkasındaki iskelenin altından bir geçmesini istiyorum. Bakalım ne
bulabilecek? Ve ne kadar çabuk yaparsa o kadar iyidir!"

"Ne arıyorsun?"

"Bilmiyorum ama geceyarısı ne olduğu belli olmayan koca bir nesne nehire atıldı ve ben
bunun ne olduğunu öğrenmek istiyorum."

"Herhalde şu anda Kaz Adası'na doğru yarı yola ulaşmıştır."

"Belli olmaz. Burada boğulan heykeltıraşın cesedi tahta iskelenin altındaki kazıkların arasına
sıkışmış bir durumda bulunmuştu." Qwilleran kendinden emin bir biçimde bıyıklarını burdu.
"Şu an, aşağıda bir yerlerde bir şeylerin sıkışıp kalmış olabileceğini düşünüyorum."

Fotoğrafçı gider gitmez, gazeteci masaya oturup saksıdan yürüttüğü mektupları açtı.
Mektuplar Helen Maude Hake'ye yazılmış ve farklı tarihlerde Paris, Brüksel, Sidney ve
Philadelphia'dan gönderilmişti: Senin heyecanını özlüyorum, büyüleyici bir kadınsın sen...
Senin sıcak ve sevecen aşkın geceleri beni ziyaret ediyor. Yakında evdeyim, sevgilim...
Popsie'ye sadık kal, yoksa Popsie çok üzülür. Bütün mektuplar Popsie imzalıydı.

Qwilleran bıyığının üstüne kuvvetli bir biçimde ofladı ve jnektupları masanın çekmecesine
koydu. Piposunu yaktı, koltuğunda uzandı, Yum Yum da Koko azarlaymcaya kadar
kucağında oturdu. Bunun üzerine Yum Yum hemen onu bırakarak Koko'nun burnunu ve
kulaklarını yalamaya gitti.

Birden Qwilleran kendini çok yalnız hissetmişti. Koko'nun Yum Yum'u vardı. Bunsen'in
Janie'si. Riker'in Rosie'si.

Rosemary Whiting'e telefon etti. "Umarım çok geç değildir. Biraz manevi desteğe ihtiyacım
var... Kediler için bana verdiğin şu vitaminler var ya... Ben şimdiye kadar hiç bir kedinin
gırtlağından aşağıya bir şeyler tıkmadım."

Birkaç dakika içinde kadın Altı Numara'nın kapısındaydı. Üzerinde kırmızı ipek bir tunik ve
kareli pantolon vardı, at kuyruğu yaptığı mavi-siyah saçlarıyla oldukça genç gözüküyordu.
Qwilleran kapıyı açtığı sırada Charlotte Roop elinde bir bardak kaynar sütle merdivenleri
çıkıyordu. Bayan Roop iyi geceler diledi ama sesi soğuktu.

Kediler bekliyorlardı, ortada bir şeyler döndüğünü anlamışlardı. Birbirlerine sokuldular.

Qwilleran, "Once Koko'yla başlayalım. O daha hassastır" dedi.

"Merhaba Koko" dedi Rosemary. "Sen harika bir kedisin. Al sana şeker. Aç ağzım!" Koko'yu
kafasının arkasından tuttu, ağzını açmaya zorladı ve pembe boşluğa vitamin hapını
bırakıverdi. "Nasıl yapıldığını bilince gerçekten kolay."

"Koko biraz daha sağlıklı olursa neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum" dedi
Qwilleran.

Tam bu sırada Koko başını öne eğdi, ağzını açtı, hapı Qwilleran’ın ayağının yanına bıraktı.
Hap biraz nemli olması dışında yeni gibiydi.

"Pekâlâ! Bir kere daha deneyelim. Bu her zaman işe yara ı, dedi Rosemary, yılgınlığa
kapılmadan. "Bu seferkini yalrıızc biraz daha ileri koyacağız. Qwill, nasıl yaptığımı seyret.


Çenesi nin kenarlarından bastırıp ağzını aç... ve plop! Şimdi de boğazı, nı hafifçe ok§ayahm
ki, yutkunmak zorunda kalsın."

"Basit gözüküyor" dedi Qwilleran, "ama bence sen çok tatlı bir hanım olduğun için Koko
seninle işbirliği yapıyor.. Hey!" Koko öksürdü ve hap odanın içinde uçarak yerdeki ayı
postunun tüylü kürkü arasında kayboldu. "Boşver Rosemary. Sana bir şey itiraf etmek
istiyorum. Seni buraya çağırmamım nedeni konuşacak birisine ihtiyacım olmasıydı."

Ona saksıda bulduğu aşk mektuplarından, Dan’in esrarengiz bir biçimde parlayan
çömleklerinden ve kil odasının zeminindeki kapaktan bahsetti. "Dan bize orada, aşağıda
fareler olduğunu söyledi."

"Fare mi!" Rosemary başını salladı. "Bay Maus çok titizdir. Düzenli olarak binanın
temizliğini kontrol ettirir."

Rosemary'e, William'in kız arkadaşının onu ziyaret ettiğinden ve kil ocağı odasına bakan
duvardaki gözetleme deliğinden sözettı.

"Ama bu delik öbür taraftan gözükmüyor mu?"

"Kil ocağı odasındaki duvar resmi bunu kapatıyor. Fotoğraf çekmek için oraya girdiğimizde
gördüm."

Rosemary aşk mektuplarını okumasının bir mahsuru olup olmadığını sordu. "îster inan, ister
inanma ama ben hayatımda hiç aşk mektubu almadım" dedi. Yatağa oturdu, lambayı yaktı ve
yastıkların arasına kıvrıldı. Mektupları okurken gözleri doldu. "Bu mektuplar çok dokunaklı!"

Qwilleran içgüdüsel bir hareketle kedileri banyoya tıktı, arkalarından mavi yastıklarını fırlattı
ve hızla kapıyı kapadı. Kediler bir süre uludular, sonra sustular.

Rosemary gittiğinde vakit geceyarısıydı. Son derece içerlemiş görünen hayvanlar da sonunda
serbest bırakıldılar. Koko evin içinde sinirli adımlarla gezindi, sürekli şikâyet etti.

"Herkesin yaşamaya hakkı var" dedi Qwilleran kediye. kendisi de evin içinde dolanıp
duruyordu, coşkuyla ateşlenmişti ama ne yapacağını bilemiyordu. Daktilonun başına oturdu,
popsie aptalından çok daha iyi bir aşk mektubu yazabileceğini düşündü. Daktiloda hâlâ
Koko'nun bir gece önceki mesajı duruyordu: pb.

"Pb" dedi Qwilleran yüksek sesle. "Pb!" Atölyedeki defteri, defterdeki şifreleri, bunları not
etmiş olan Joy'un şifreli el yazısını hatırladı.

Bıyığı fena halde sinyaller verirken, Qwilleran ayağa fırlayarak sözlüğe doğru gitti.

"Pb: Latince Plumbum" diye okudu yüksek sesle. "Kurşunun kimyasal simgesi!"

15

Daily Fluxion'un perşembe günkü sayısında Qwilleran'ın ikinci defa yayınlanan Prandium
Pırıltıları adlı köşesi, şehrin önde gelen hukuk şirketlerinden biri olan Teahandle, Hanslow,
Burris Maus ve Castle'nin yönetim kurulu üyesi avukat Robert Maus'un mutfaktaki ustalığına
ayrılmıştı. Sütun son derece nükteli bir üslupla yazılmıştı, Qwilleran mektuplarını almak için
ofise uğradığında ofisboylardan editörlere kadar bir sürü kişinin tebriklerini kabul etti.

Öğleyin Basın Kulübü'nde ona, "En iyi görevleri nasıl oluyor da sen alıyorsun hep?" diye
sordular. "Bu biçimde ne kadar kilo almayı düşünüyorsun?... Fluxion mı hesabı ödedi
diyorsun? Muhasebeci çıldırmıştır şimdi...."

Gününü ofiste, Max Sorrel'ın garip teorileriyle ilgili bir yazı yazmakla geçirdi. "Bir
arkadaşınızın samimiyetini denemek isterseniz" diyordu Max, "ona berbat bir kahve ikram
edin. Eğer kahvenizi överse, ona güvenilmez demektir."

Yazdığı her paragrafın ortasında sürekli gelen telefonlarla bölündü: Maus'un özellikle
havagazı ocağında yemek pişirmekte ısrar etmesine itiraz eden elektrik şirketi, alüminyum
folyolara sarılmış fırında patatese olan antipatisini protesto eden alüminyum sektörü, Maus'un
adından bile tiksindiği ketçap, diet peynir, donmuş balık ve bunlara benzer ürün satıcıları.

Fırtına gibi bir telefon da hukuk şirketinin kıdemli ortağı, yaşlı Teahandle'den geldi. "Robert
Maus bugünkü gazetede bu makalenin yayımlanmasına izin verdi mi?" diye kükrüyordu.

"Makalenin bitmiş halini okumadı" dedi Qwilleran, "ama onunla mülakat yapmama izin
verdi."


"Hah! En önemli müşterilerimizden birinin elektrikli ocak üreticisi olduğundan haberiniz var
mı?"

"Böyle olsa bile, Maus'un fikirlerini söyleme özgürlüğü var, öyle değil mi?"

"Ama bunu basmak zorunluluğunuz yoktu!" diye bağırdı şirketin ortağı. "Şehre döndüğünde
bu konuyu Bay Maus'la görüşeceğim."

Şikâyetleri yanıtlayan ve tebrikleri kabul eden Qwilleran, bu arada birkaç telefon da kendisi
açtı. Koko bu sabah daktiloda Z harfini bırakmıştı, bunu görünce gazetecinin aklına şehre ilk
geldiğinde kısa süreli ama yakından tanıdığı bir ressam olan Zoe Lambreth'i aramak geldi.
Zoe'ya, telefonda, çömlek atölye-sindeki eski skandalla ilgili bir gazete yazısından aldığı bir
dizi sanatçının adlarını okudu.

"Bu kişilerin arasında tanıdığın var mı?" diye sordu.

"Bunların bazıları öldü" dedi Zoe, Qwilleran'ı daima büyülemiş olan melodik sesiyle. "Herb
Stock California'da, emekli. Inga Berry, Penniman Okulu'nun çömlekçilik bölümünün
başkanı. Bill Bacon, Törpü ve Keski Kulübü'nün başkanı."

"Inga Berry mi dedin? Onunla röportaj yapmak isterdim."

"Umarım şu eski skandali eşelemiyorsundur" dedi ressam, "inga bunun hakkında konuşmayı
kesinlikle reddediyor. Gazetelerde ismi geçen bütün o 'pasaklı bohemler' sonunda sanat
camiasının önemli kişileri oldular ama hâlâ gazeteciler tarafından izleniyorlar. Gazeteleri bir
türlü anlayamıyorum."

Sonra Qwilleran ince bir plan yapıp inga Berry'i aradı. Kadın telefonu samimi bir ses tonuyla
açmıştı ama Qwilleran kendini Daily Fluxion'nn yazarı olarak tanıtır tanıtmaz sesi sertleşti.
"Ne istiyorsunuz?"

Qwilleran gerek konuşma stilinin gerekse sesinin bütün cazibesini kullanarak hızlı hızlı
konuştu. "Bayan Berry, çömlekçiliğin sanat dalları içinde en kalıcı olduğu söyleniyor, bu
doğru mu? "

"Şey... evet" dedi kadın şaşırarak. "Tahta çürüyor, metal paslanıyor ama elimizde binlerce
yıllık çömlek örnekleri var"

"Anladığım kadarıyla çömlekçilikte, yakında bir rönesan yaşanması bekleniyor, hatta on yıl
içerisinde resim ve heykel sanatlarını geride bırakacağına inanılıyor."

"Bilemiyorum... Evet, belki de!" dedi kadın, bu gurur okşayıcı yorumu değerlendirerek. "Ama
benden alıntı yapmayın Yoksa bütün ressam ve heykeltıraş dostlarım ipe çekerler beni."

"Bu konuyu sizinle tartışmak isterdim, Bayan Berry. Öğrencileriniz arasında genç bir
arkadaşım var, sizin seramik sanatına katkılarınızı anlatmakla bitiremiyor."

"Ah, öyle mi? Bu öğrencim erkek mi, kız mı?" Bayan Berry konuyla ilgilenmişti.

"William Vitello'yu tanıyor musunuz?"

"Benim sınıfımda değil ama onu tanıyorum." Hafifçe güldü. "Gözden kaçırılması zor biri."

"Son günlerde onu gördünüz mü?"

"Zannetmiyorum. Stüdyoda felaketler yaşanmadığına göre, herhalde ortalıkta yoktu."

"Bu arada, sırların bileşiminde kurşun kullanılması normal midir Bayan Berry?"

"Ah evet, hep kullanılır. Kurşun, pigmentin kile yapışmanı sağlar."

"Zehirli midir?"

"Eh, tabii bazı önlemler alıyoruz. Stüdyomuzu ziyaret etmek ister misiniz Bay... Bay?"

"Qwilleran, Q-w ile yazılır. Çok naziksiniz Bayan Berry. Çömlekçilik hakkında merak ettiğim
çok şey var. Kilin ağırlaştıkça kötü kokmaya başladığı doğru mu?"

"Evet, hem de oldukça kötü. Ne kadar çok tutarsanız o kadar esneklik kazanır. Aslında
ayrışıyor."

Konuşma sırasında yazı işleri bölümünün resepsiyonisti,Qwilleran'a, bekleyen iki telefonu
olduğunu işaret etti. Gazeteci başını salladı, telefonları sonraya erteletti.

Çömlekçiye, "Nehir Yolu'ndaki eski çömlekçide bir daire kiraladım. Büyüleyici bir yer. Orayı
biliyor musunuz?" dedi.


Karşı tarafta bir an için soğuk bir sessizlik oldu. "Konuyu Mortimer Mellon'a
getirmeyeceksiniz, değil mi?"

"O kim?" diye sordu Qwilleran, son derece inandırıcı bir saflıkla.

"Boşverin. Onun adını söylediğimi unutun."

"Ben size, dairemin kil ocağı odasına bakan gizli bir deliği olduğunu söyleyecektim. Çok
merak ediyorum doğrusu, sizce bu delik ne için açılmış olabilir?"

Karşı tarafta yeniden bir duraksama oldu. "Siz hangi stüdyoda kalıyorsunuz?"

"Altı Numara'da."

"Bu eskiden Bay Penniman'ın stüdyosuydu."

"Onun bir sanatçı olduğunu bilmiyordum" dedi Qwilleran. "Ben onu gazete editörü ve
sermayedar zannediyordum."

"O bir sanat hamisiydi ve stüdyosu da bir... bir..." "Herkesin başını sokabileceği bir yer
miydi?"

"Şöyle ki..." temkinli bir sesle konuşuyordu kadın, "ilk zamanlarda ben Penniman'ın
atölyesinde çalışmıştım."

Qwilleran şaşırmış gibi yaptı ve Graham'in sergi açılışına katılıp katılmayacağını sordu.

"Öyle bir planım yok ama..."

"Neden gelmiyorsunuz Bayan Berry? Şampanya kadehinizi bizzat ben doldururum."

"Belki gelirim. Aslında böyle açılışlarda kaybedecek vaktim yok ama siz çok ilginç bir genç
adama benziyorsunuz, şevkiniz beni de heyecanlandırdı."

"Sizi nasıl tanıyacağım Bayan Berry?"

"Görünce tanırsınız. Saçlarım gri, perçemlerim var ve hafif topallıyorum. Romatizma,
bilirsiniz. Ve tabii tırnak altlarında kil var."

Kendi ikna yeteğinden hoşnut kalan Qwilleran telefonu kapadı ve keyif içinde Max Sorrel'le
ilgili sütunu tamamladı Metni Riker'e teslim etti, tam ofisten çıkmak üzereyken telefonu çaldı.

Bir erkek sesi "Restoranlarla ilgili sütunu yazan sen misin?" diye sordu.

"Evet, gurme sütununu yazıyorum."

"Sana bir tavsiyede bulunayım mı? Altın Pirzola'yla ilgilenmeyi bırak."

"Neden?"

"Altın Pirzola hakkında gazetede hiçbir şey çıkmasını istemiyoruz, anladın mı?"

"Bu restoranla bir bağlantınız mı var efendim?"

"Bak sana söylüyorum. Bu işin peşini bırak, yoksa gazeten çok reklam kaybeder, tamam mı?"
Telefon kapanmıştı.

Qwilleran görüşmeyi Riker'e iletti. "Eski gangster filmlerindeki kötü adamlara benziyordu.
Ama artık seni vurmakla tehdit etmiyorlar, reklamları geri çekeriz diyorlar. Sorrel'ın
restoranını batırmaya yönelik bir yeraltı faaliyeti olduğundan haberin var mıydı?"

"Hı hı, bunu patronla bir konuşacağım" dedi Riker, sıkıntıyla içini çekerek. "Yarın için
peynirle ilgili sütunun hazır, sonra da bostancı pazarıyla ilgili olanı var ama Şaşkın Simit
hakkındaki yazıyı yayımlayamayız! 'Kokulu karidesler! Nefis : kürdanlar!' Sen çıldırdın mı?
Sırada ne var?"

"Şirin Şişmanlar. Bu akşam oraya gidiyorum."

"Joy'dan haber var mı?"

"Hiçbir şey yok. Ama olayın peşindeyim. Bir ipucu bulabilirim."

Qwilleran, Hixie Rice'la Duxbury Memorial Merkezi'nde buluştu. Kadın kıvırcık bir peruk
takmış, üzerine tam tamına oturan, puantiyeli, turuncu-beyaz bir takım giymişti. Bu kadar
renkli olmasına rağmen tuhaf bir biçimde silik bir görünümü vardı.

"Çok mu ablak görünüyorum?" diye sordu. "Son olarak kirpiklerimi kaybettim. Zaten ben hep
bir şeyler kaybederim. Banyodaki tartının dışında her yerde kaybederim. C'est la vie!"

Şirin Şişmanlar'ın -toplam onaltı tane- yemekli toplantısı, Merkez'in, mutfağının sadeliği ile
tanınan bir salonunda yapılıyordu.


Zayıflamayı Düşünmek'le ilgili kısa bir konuşma yapıldı. Haftanın kaybeden şampiyonları
anons edildi ve kötü yola sapan birkaç kişi de -Hixie de bunların arasındaydı- günahlarını
itiraf etti. Konuklara lahana suyu kokteyli ikram edildi, ardından da hafif bir yemek verildi.

"Ah, hafif bir çorba daha!" dedi Hixie, sahte bir coşkuyla. "Bu hafta, sıcak suyun içine iki
damla et suyu damlatmışlar adeta! Ve bu kızarmış kara ekmek! Çocukluğumda, Michigan
Pigeon'da kemirdiğimiz ağaç kabuklarından beri bu kadar lezzetlisini tatmamıştım..." Asıl
yemek geldiğinde "Sence bu gerçek bir hamburger mi?" diye sordu Qwilleran'a. "Bence bu
içine yapıştırıcı karıştırılmış üzüm ezmesine benzeyen berbat bir şey! Yoksa brüksellahanası
sevmez misin? O ıslanmış kâğıt lezzetini başka hiçbir şeyde bulamazsın. Bak, tatlıyı mutlaka
denemelisin. Onu su, disodyum fosfat, sebze sakızı ve suni tatlandırıcıdan yapıyorlar. Ve işte
karşınızda, yumurtayla çırpılmış kuru erik tatlısı!"

Eve dönerken, Hixie konuyu değiştirdi. "Hayat gerçekten haksızlıklarla dolu. Neden pırıl pırıl
bir zekâ ve güzel bir yüz yerine ince bir bedenle doğmadım. Bu şişmanlıkla asla bir erkek
bulamıyorum, bulamadıkça da şişmanlamaya devam ediyorum.

Qwilleran, "Kendine bir uğraş bulmalısın. Sana yemeği-unutturacak, kendini kaptırabileceğin
bir uğraş" diyerek tavsiyede bulundu.

"Benim iyi bir uğraşım var. Yiyecek tüketmekle ilgileniyorum" diyerek her zamanki kıvrak
zekâsıyla yapıştırıverdi cevabı. Ama birlikte Maus Evi'nin merdivenlerini tırmanırken o mutlu
şişman yüzünü ellerinin arasına almış, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.

"Hixie! Senin derdin ne?" diye sordu Qwilleran.

Genç kadın başını iki yana sallayarak hıçkıra hıçkıra ağ-lamaya devam etti. Qwilleran onu
kolundan sıkıca tutarak merdivenlerden çıkarmak zorunda kaldı. "Benimle Altı Numara'ya
gel, sana içecek bir şey ikram edeyim" dedi.

Sesindeki sıcaklık Hixie'nin gözyaşlarını daha da artırmıştı. Koko kızın eve girmesiyle bir an
irkildi. Daha önce ağlayan birini ne görmüş ne de duymuştu.

Qwilleran kızı koltuğa oturttu. Eline bir mendil kutusu, sigara ve bir kadeh viski tutuşturdu.
"Evet, bu sağanak halinde aniden boşalan yaşların nedeni nedir, söyle bakalım."

"Ah, Qwill, çok berbat durumdayım." Qwill sabırla bekledi.

"Ben bir milyoner ya da film artisti falan istemiyorum. Tek istediğim yalnızca normal,
ortalama bir erkek, biraz akıllı biraz yetenekli. Hatta ikisi birden olmasa da olur. Ama hiç
böyle biriyle karşılaştın mı diye sorsana." O güne kadar ilişki kurduğu kişilerin ve
başarısızlıkla sona eren ilişkilerin hızlı bir dökümünü yaptı.

Bu acıklı öyküyü daha önce de duymuştu Qwilleran. Genç kadınlar sık sık ona kalplerini
açarlardı. "Kaç yaşındasın Hixie?"

"Yirmi dört."

"Daha önünde çok uzun yıllar var."

Genç kadın başını iki yana salladı. "Ben asla doğru adamı bulamayacağım. Ben macera
yaşamak istemiyorum. Erkekler benimle daima kısa ilişkilere giriyorlar. Ben parmağımda bir
yüzük, telli duvaklı bir gelin olmak istiyorum, yeni bir soyadı, pembe pancurlu bir ev,
bebekler... istiyorum."

Qwilleran kızın üzerindeki elbiseye baktı. Onun için çok kısa, dar ve fazla parlaktı. Usulünce
bunu nasıl anlatabilirdi bu kızcağıza? Belki Rosemary ona bu konuda yardımcı olabilirdi.

Hixie, "Bir içki daha alabilir miyim?" dedi. "Neden kedin gözlerini dikmiş bana bakıyor?"

"Senin için endişe duyuyor. Birinin mutsuz olduğunu hemen anlar."

"Genellikle böyle kendini dağıtan bir insan değilimdir ama son zamanlarda beni çok sarsan
bir deneyimim oldu. Son beş gecedir uyuyamıyorum. Sana bütün ayrıntılarıyla anlatabilir
miyim? Rahatsız olmazsın değil mi? Sen çok anlayışlı bir insansın."

Qwilleran başını sallayarak onayladı.

"Evli bir adamla olan ilişkim yeni bitti" dedi genç kadın. Bir an Qwilleran’ın tepkisini görmek
için durdu, ama gazeteci piposunu yakmakla meşguldü. "Anlaşamadık. Onunla uzaklara


gitmemi istedi ama ben reddettim, Onun metresi olarak yaşayamazdım. Ben gerçek, kâğıt
üzerinde tastikli bir evlilik istiyorum. Deli miyim ben sence?"

"Bu konudaki muhafazakârlığın şaşırtıcı."

"Bildik hikâye. Eşinden boşanmıyor. Beni de bırakmak istemiyor... Mmmmm, bu viski bir
harika. Sen neden içmiyorsun Qwill?"

"Yaşım tutmuyor."

Hixie aslında onu dinlemiyordu, kendi sorunlarıyla doluydu. "Biz bütün planlarımızı
yapmıştık. Paris'te yaşamaya karar vermiştik. Hatta Fransızca öğrenmeye bile başladım. Dan
tavsiye etmişti..." birden durdu, panikleyerek Qwilleran'a baktı.

Gazeteci ifadesiz bir yüzle dinliyordu onu.

"Pekâlâ, artık biliyorsun" diyerek ellerini yukarı kaldırdı. "Adını açık etmek istemezdim.
Kimseye bir şey söylemezsin değil mi?"

"Merak etme, söylemem."

"Robert'in öğrenmesini hiç istemem. Kriz geçirir, ne kadar tutucu bir adam olduğunu bilirsin"
diyerek sustu ve pişmanlıkla inledi. "Üstelik Joy senin arkadaşın. Ah, bu sefer iyice berbat
ettim her şeyi... bana söylemeyeceğine dair söz vermeni... içkin çok iyi geldi... beş gecedir
uyuyamıyorum... o kadar yorgunum ki."

"Viski deliksiz bir uyku çekmene yardımcı olur. Seni dairene bırakmamı ister misin?"

Hixie ayakta duramıyor, yalpalıyordu. Qwilleran yürüyebilmesi için onu belinden tuttu ve
dairesine kadar eşlik etti. Yolda işten dönen Charlotte Roop'la karşılaşıp selamlaştılar.

Dairesine geri döndüğünde Koko'yu resimlerin çerçevelerine çenesini sıvazlarken buldu.

"Dur yapma" diye bağırdı. Duvardaki Art Nouveau tabloya doğru yürüdü, yerinden çıkardı ve
metal kapağı aralayıp gözünü deliğe dayadı. Dan'in bir tomar paçavrayı küçük kil
fırınlarından birine attığını, sonra büyük kil ocağının gözetleme deliğinden bakarak kara kaplı
deftere bir şeyler çiziktirdiğini, daha sonra da saatin alarmını kurup sedire uzandığını gördü.

Qwilleran gözünü yavaşça delikten çekti. Fırına atılan paçavraları tanımıştı.

16

Qwilleran Çarşamba sabahı kahvaltıya inmedi, dairesinde kendine bir neskafe hazırlamış,
erkenden gazeteye Şirin Şişmanlar'la ilgili yazıyı yazmaya oturmuştu. Koko yazı masasının
üstünde oturmuş, yardımcı olmaya çalışıyor, çenesini marjınları değiştiren tuşa sürtüyor,
Qwilleran üç aralık verince kuyruğunu silindire kaptırıyordu.

"Şirin Şişmanlar'ın yemeğinde eğlence dozu yemek miktarından daha fazla" diye yazdı.

Kapısı vuruldu, açınca Robert Maus'u, çökük omuzları ve bitkin yüzüyle karşısında buldu.

Avukat, "Umarım sizi özel çalışma saatinizde rahatsız etmiyorum?" diye sordu. "Zamanınız
varsa sizinle konuşmak istiyordum."

"Elbette, içeri buyrun. Duyduğuma göre beklenmedik bir zamanda yurtdışına çıkmak zorunda
kalmışsınız. Yorgun görünüyorsunuz."

"Yorgun mu? Evet yorgunum ama yolculuğumun beklenmedik bir biçimde uzamasından
dolayı değil. Durum şu ki... döndüğümde, ufak çapta bir... kaos diyebileceğim bir durumla
karşılaşmış bulunuyorum. "

"Oturmak ister misiniz?"

"Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim."

Kediler omuz omuza yemek masasının üzerine oturmuşlar, hiç kıpırdamadan, büyük bir
ciddiyetle gelen ziyaretçiyi izliyorlardı.

"Bu iki arkadaşınızın sizinle aynı misyonu üstlenmiş meşhur yemek uzmanları olduğunu
sanıyorum, yanılıyor muyum?"

"Evet öyle, büyüğünün adı Koko, küçüğü ise Yum Ne zaman geri döndünüz Bay Maus?"

"Dün gece, geç saatlerde. Gelir gelmez de karşılaştığım bir dizi karışıklığı izin verirseniz
anlatayım size. Çömlek sergisin açılışına üç yüz kişi davet edilmiş oysa bir kâhya çocuk bile
yoktu ortalıkta. Bayan Marron'un romatizma ağrıları tutmuş. Doğu tarafımızda, bitişik
komşumuz olan tenis kulübü, bacamızdan tüten aşırı dumandan şikâyetçi olmuş. Teahandle,


Hansblow Burris, Maus ve Castle'ın kıdemli ortaklarından biri bana sizin dün köşenizde
yayınladığınız yazıdan dolayı önemli müşterilerimizden birinin şirketimizle ilişkisini
tamamen kopardığını bildirdi."

"Özür dilerim eğer..."

"Sizin suçunuz değil. Ancak... bir şey daha eklememe izin verin. Bayan Roop bina içinde bazı
uygunsuz görüntülere şahit olduğunu dile getirdi." Qwilleran’ın bir şey söylemek üzere
olduğunu farkedince "Rica ederim, bir dakika izin verin" diyerek konuşmasına devam etti.
"Her ne kadar adı geçen hanımın -nasıl diyelim- belli konularda kumkuma olduğunu
biliyorsak ta şikâyetlerine kulak vermemiz..."

"Giriş konuşması yapmanıza gerek yok" diyerek araya girdi Qwilleran. "Bu bayanın şikâyeti
nedir?"

Maus boğazını temizleyip yeniden konuşmaya başladı. "Bayan Roop gece çok geç bir saatte
bayan kiracılarımızdan birini odanıza en neglige girerken görmüş. Yine kendisi çok geç bir
saatte dairenizden, aşırı alkollü bir halde başka bir kiracının ayrıldığını görmüş.

Qwilleran bıyığına doğru ofladı. "Benden herhalde böyle bir dedikoduya açıklama getirmemi
beklemiyorsunuz?" dedi.

"Sizden bir açıklama kesinlikle ne istiyorum ne de bekliyorum" dedi Maus. "Ancak ben size
içinde bulunduğum konumu açıklayayım. Ortağı olduğum şirket oldukça muhafazakâr bir
yapıya sahiptir. Bin dokuz yüz on üçte şirketin ortaklarından ,o zamanlar şirket yalnızca
Teahandle ve Whitbread adıyla anılıyordu' biri bir garden partide üç bardak punch içtiği için
kovuldu. Dolayısıyla bu binada herhangi bir uygunsuz olay meydana gelirse, bu durum
ortaklarımın kulağına giderse, yalnızca şirketin adı lekelenmekle kalmayacak, büyük ihtimalle
benim ortaklığıma da son verilecektir. Zaten şu an bir pansiyon işletiyor olmam onlar için
yeterince uygunsuz."

"Bana sorarsanız" diye Qwilleran araya girdi, "Maus evi'nde sizin tahmin ettiğinizden çok
daha uygunsuz işler dönüyor."

"Bana şimdi onları anlatmayın. Bugünkü karışıklık bir bitsin, her şeyle ilgileneceğim zaten."

Telefon çaldı.

Qwilleran "Özür dilerim" diyerek çalışma masasına gitti ve ahizeyi kaldırdı. "Evet... evet, size
nasıl yardımcı olabilirim?.. Fazla para mı çekilmiş!" Ahizeyi kulağıyla omuzu arasına
sıkıştırıp masanın gözünden çek defterini aldı ve günlük hesabına baktı. Bin yedi yüz elli mi?
Ama bu imkânsız. Ben çekin üzerine yedi yüz elli yazmıştım! Buna inanamıyorum! iki kere
mi ciro edilmiş? Bu çok garip... Her iki imza da okunaklı mı? Açık söylemek gerekirse, ilk
cirodaki imza G-w-w-w... gibi bir şey olmalı... Eh, o zaman sahte. Biri çekin üzerinde yazılı
miktarla oynamış... Aradığınız için teşekkür ederim... İlgileneceğim...Hayır, bir sorun
çıkacağını zannetmiyorum. Ben sizi tekrar arayacağım."

Qwilleran misafirine doğru döndü ama avukat çoktan odadan çıkmış, kapıyı kapayıp gitmişti.
Gazeteci de oturup ne yapması gerektiğini dikkatle düşünmeye başladı.

Akşamüzeri dört sularında, Büyük Salon tepeden inen ışık huzmesiyle aydınlanmıştı. Salon'un
ortasına yerleştirilmiş kaidelerin üstündeki mücevher görünümlü çömlekleri aydınlatıyordu.
Bu ışıkta eserlerin üzerindeki Yaşayan Sır büyüleyiciydi. Salonun başka bir köşesinde Joy'a
ait son derece zarif, gri ve gri yeşil renkli çanaklar, çömlekler, vazolar, kavanozlar, ibrikle
vardı. Üzerleri hafif pürtüklüydü ama aynı zamanda yumuşat görünümleriyle yarı erimiş
dondurmaya benziyorlardı. Bunların yanı sıra Dan’in acemi dönemlerinde yapmış olduğu
koyu kahverengi ve koyu mavi çömlekler de sıralanmıştı.

Büyük Salon'un her iki yanındaki balkonların altında uzun masalar kurulmuştu. Üzerleri buz
kovaları, kiralanmış şampanya kadehleri, ve hors d'oeuvres tepsileriyle donatılmıştı.
Garsonlar, üzerlerinde ya çok kısa ya da çok uzun duran beyaz ceketleriyle, beceriksizce
koşuşturan sanat okulu öğrencileriydi.

Qwilleran salonu gezerken davetlilerin kendisine hiç de yabancı gelmediğini farketti. Müze
küratörleri resmi ve soğuk bir tavırla etraflarına bakmıyor, Galeri yöneticileri fikirlerini


kendilerine saklıyor, koleksiyoncular aralarında dedikodu yapıyor, sanat hocaları birbirlerine
çömleklerle ilgili açıklamalarda bulunuyor, çeşitli sanatçı ve ustalar da bedava şampanyayı
içiyorlardı. Fluxion'un sanat eleştirmeni Jack Smith yüzünde kronik mide ağrısı çeken bir
levazımatçı gibi etrafta dolaşıyordu. Morning Rampage'den yaşlı bir bayan gazeteci ise
herkesin ne giydiğini not alıyordu.

Ve tabii ki Dan Graham! Her zamanki gibi kılıksızdı; ne kadar alçakgönüllü görünmeye
çalışsa da aslında kibirden patlamak üzereydi. Gözleri sürekli kendisine iltifat edecek
birilerini arıyor, arada Bayan Graham'la ilgili soru sorulduğunda kaşlarını çatıyordu.

Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kırmızı Gören Kedi - 11
  • Büleklär
  • Kırmızı Gören Kedi - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3711
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2068
    30.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3677
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2009
    31.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3752
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2047
    32.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3739
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2025
    32.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3702
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2058
    31.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3628
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2013
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3623
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1992
    32.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3635
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1941
    33.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3666
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1984
    32.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3600
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2087
    31.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3719
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2034
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 1363
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 908
    38.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    59.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.