Kırmızı Gören Kedi - 03

Süzlärneñ gomumi sanı 3752
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2047
32.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
45.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
53.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Dan ayağa kalktı ve peçetesini masanın üzerine fırlatarak, "Bu kadarı yeter artık! Bütün
iştahım kaçtı" diye bağırdı ve hızla mutfaktan çıktı.

"Koca bebek!" diye söylendi karısı. "Ayrılma sahnesini oynamadan önce elmalı turtasını
bitirmeyi ihmal etmedi."

"Bunun için onu suçlayamam" dedi Hixie. "Ona çok kötü davrandın."

"Neden kendi işine bakmıyorsun ve ağzını doldurmakla meşgul olmuyorsun canım? Bu işi
çok iyi başanyorsun."

"Görüyor musunuz?" dedi Hixie gözlerini kırparak. "Sıska insanlar her zaman kötü mizaçlı
olur."

"Gerçekten yeter artık" diye yumuşak sesiyle karşı çıktı Rosemary. "Bay Qwilleran’ın önünde
böyle konuşmak zorunda mıyız ?"

Joy yüzünü ellerinin arasına aldı. "Özür dilerim Jim. Sinirlerim bozulmuş durumda. Çok...
çalışıyorum. Beni affet" diyerek o da hızla masadan kalktı.

Yemek, bölük pörçük konuşmalarla sona erdi. Hixie yazdığı yemek kitabından bahsetti.
Rosemary pekmezin yararlarını saydı. William da Milwaukee'deki maçı kimin kazandığını
merak etti durdu.

Akşam yemeğinden sonra Qwilleran holdeki umumi telefonu kullanarak Arch Riker'ı evinden
aradı. "Maus Evi'nde bir şeyler dönüyor" dedi alçak bir sesle konuşarak. "Buradaki bütün
kiracılar kavgacı bir aile gibiler ve Joy kesinlikle çok mutsuz. Çok fazla çalıştığını söyledi
ama bana önemli bir sorunu varmış gibi geldi. Onu alıp seni ve Rosie'yi ziyaret etmeyi çok
isterdim. Bu belki ona iyi gelebilir."


"Tam olarak konuyu anlamadan şansını denemeye kalkışma" diye Riker uyardı onu. "Eğer
evlilikleriyle ilgili sorunları varsa, Joy seni de kullanıyor olabilir."

"Böyle bir şey yapmaz. Zavallı kız. Onu hâlâ yirmi yaşında gibi düşünüyorum."

"Kocası hakkında ne düşünüyorsun?" "Kendini beğenmiş, son derece kaba bir tip." "Böyle
olmayan bir sanatçı tanıyor musun sanki? Hepsi de kendilerinin çok önemli olduklarını
sanırlar."

"Ama bu adamın zavallı bir tarafı da var. Belki gerçekten yeteneklidir de. Ama yapıtlarım
görmedim. Birisi onun kaba çömlekçilik yaptığını söyledi. O da ne demekse?"

"Pek iyiye benzemiyor... Yeni köşen nasıl gidiyor? Maus'la ilgili bir hikâye hazırlayabilecek
misin?"

"Onu yakalayabilirsem. Bu gece SYU toplantısına katıldı."

"O ne demek?"

"Saygıdeğer Yemek Uzmanları demek. Yani bir grup yemek züppesi."

"Qwill" dedi Riker ciddi bir tonla. "Ayağını denk al, olur mu? Şu Joy hakkında demek
istiyorum."

"Ben çocuk değilim Arch."

"Evet ama biliyorsun ki, şimdi mevsim bahar."

4

Qwilleran Altı Numara'ya döndüğü zaman, Koko ve Yum Yum'u, köşeye götürdükleri ayı
postuyla kıyasıya savaşırlarken buldu. Zavallı savunmasız yaratık bu iki kararlı Siyam
kedisinin saldırısı karşısında parlak yer karosu üzerinde kayarak büyük oymalı masanın altına
o kambur cüssesiyle, ağzı açık sinmişti.

Qwilleran kedilere oldukça uzun, tumturaklı bir vaaz verdi ve ayı postunu yatağın önüne, eski
yerine koydu. O sırada kapı vuruldu ve kendi kendine söz vermiş olmasına rağmen, Joy'u
karşısında bulunca yüreği yerinden oynadı. Saçları beline dökülmüştü. Üzerindeki elma yeşili
elbise ince bir kumaştan yapılmıştı. Gözleri hafif şişse de sakin bir görünümü vardı.

Gülümsedi ve biraz tereddütle içeriye bir göz attı. "Bir misafirin mi var? Senin birileriyle
konuştuğunu duydum sanki."

"Yalnızca kediler var" dedi Qwilleran. "Yalnız yaşıyorsan zaman zaman kendi sesini duymak
ihtiyacı hissedersin, eh, onlar da çok iyi birer dinleyicidir."

"İçeri girebilir miyim? Seni aramaya çalıştım ama telefonun hâlâ bağlanmamış."

"Bayan Marron telefon şirketiyle görüşeceğini söylemişti."

"En iyisi bunu kendin hallet" dedi Joy. "Ailevi bir trajedi yaşadı ve hâlâ etkisi altında. Patates
kreplerinin içine patates koymayı unutuyor. Çorbanın içine de deterjan koyuyor. Kadın
normale dönene kadar hepimizi zehirleyebilir."

Tüy gibi elbisesiyle dairenin içine süzülerek girdi. Tarçınımsı bir parfüm kokusu bütün odayı
kaplamıştı.

"Şu kedilerin güzelliğine bakın!" diyerek Koko'yu kollarının arasına aldı. Koko'da buna izin
vererek Qwilleran'i hem şasırttı, hem de oldukça memnun etti. Koko tam bir erkek kedisiydi,
ne kucaklanmaya ne de mıncıklanmaya alışıktı. Joy kedinin kulaklarının arkasındaki hassas
bölgeyi kaşıdı ve çenesiyle başının üstüne masaj yaptı. Koko mırıldandı, gözlerini yumdu ve
kulaklarını dışa doğru döndürdü.

"Şuna bak! Seni yaşlı zampara" dedi Qwilleran. "Sanırım senin yeşil elbiseni çok beğendi...
Ben de beğendim."

"Kediler renkleri ayırt edemez" dedi Joy. "Bunu biliyor muydun? Bana da Raku'nun veterineri
söylemişti." İçini çekti Koko'ya sıkıca sarıldı ve yüzünü boynundaki tüylere gömdü.
"Koko'nun tüyleri lezzetli bir yiyecek gibi kokuyor."

"Taşındığımız eski evden kalma bir koku olmalı. Ocak açık olduğu zaman hep kızarmış
patates gibi kokardı. Kedilerir tüylerinin evdeki kokulan üzerine çekme gibi bir özelliği
olabilir."


"Biliyorum. Raku'nun tüyleri de nemli kil gibi kokardı; Joy gözlerini yumdu ve yutkundu.
"Harika bir arkadaştı. O; ne olduğunu bilememek beni kahrediyor."

"İlan verdin mi?"

"Her iki gazeteye de verdim. Bir kişi bile aramadı. Yalnızca bir kere sesini değiştirerek biri
aradı. Kedilerin dışarı çıkmasına izin verme olur mu?"

"Bunun için endişelenme. Onları üstlerinden kilitliyorum. Onlar benim için çok değerli."

Joy pencereden dışarıya baktı. Nehir ışıklandırılmış kıyı şeridinin arasından simsiyah
akıyordu. Birden ürperdi. "Sudan nefret ederim. Birkaç yıl önce bir deniz kazası geçirdim.
Rüyalarımda hâlâ boğulma sahneleri görürüm."

"Bir zamanlar güzel bir nehir olduğunu söylüyorlar. Şimdi kirlenmiş."

"Bizim dairede nehri görmemek için sürekli kepenkleri kapalı tutuyorum. Ama Dan onları
sürekli açıyor."

Qwilleran durumu hemen kavradı ve güneşlikleri indirdi.

Omzunda Koko olduğu halde Joy, Qwilleran’ın özel yaşamıyla ilgili bir şeyler öğrenmek
istercesine etrafı dolaşmaya başladı. İspanyol tarzı oymalı sandalyenin üzerine asılmış olan
kırmızı ekoseli bornoza dokundu. Kitaplığın üzerine yerleştirilmiş olan Macintosh kalkanına
hayran kaldı. Raflardaki kitap adlarını inceledi. "Bunların hepsini okudun mu? Sen gerçekten
tam bir beyinsin." Masanın üzerindeki antika abonoz kitaplığı, yıpranmış sözlüğü, daktiloyu
ve takılı kâğıdı inceledi. "Bu da ne demek? TB harfleri?"

"Bunu Koko yazdı. Kahvaltısını böyle ısmarlıyor, sanırım tavada biftek anlamında."

Joy güldü, uzun ve melodik bir gülüşü vardı. "Ah Jim, çılgın bir hayal gücün var."

"Gülüşünü tekrar duymak ne güzel Joy."

"İnan bana gülebilmek çok güzel. Uzun süredir böyle gülmemiştim... Dinle! Diğer kediye ne
oldu?"

Yum Yum uzak bir köşeye çekilmiş, oldukça acıklı bir ses çıkarıyordu. Koko hemen Joy'un
kollarından fırlayıp onu yatıştırmaya gitti.

"Çok kıskanç" dedi Qwilleran.

Kediler sempatiyle birbirlerini yaladılar. Yum Yum, Koko dilini onun gözleri, burnu, bıyıkları
üzerinde dolaştırırken gözlerini yumuyor, sonra da aynısını o da Koko'ya yapıyordu.

Joy daireyi gezmeyi bıraktı ve büyük ekose koltuğun kol kısmına oturdu.

"Dan nerede bu gece" diye sordu Qwilleran.

"Dışarıda. Her zamanki gibi!.. Atölyeyi görmek istiyor musun?"

"Sorun çıkarmak istemiyorum, eğer o istemiyorsa..." "Tamamen saçmalıyor. Buraya
geldiğimizden beri Danson işimizle ilgili son derece gizli kapaklı davranıyor. Sanırsın, I
casuslar tarafından sarıldık, hepsi bizim fikirlerimizi çalmaya çalışıyorlar!" Joy oturduğu
kanepe kolundan sıçradı, "Hadi gel. Sergi için hazırlanan bütün çömlekler kilitli ve anahtar
Dan'da ama sana kil odasını, çarkı ve fırını gösterebilirim."

Aşağı Büyük Salon'a birlikte indiler ve mutfak koridorunu geçerek atölyeye girdiler. Kalın
çelik kapı tozla kaplı alçak tavanlı bir odaya açıldı. Toz sanki bir örtü gibi yeri, çalışma
masalarını, rafları, kalıpları, çizimleri, kırık çömlekleri ve etiketlenmiş çanak çömlek
sıralarının üzerini kaplamış, odaya hayaletimsi bir hava vermişti.

"Burayla ilgili o geçmiş intihar olayındaki esrar nedir?" diye sordu Qwilleran.

"Bir sanatçı boğulmuş -çok uzun zaman önce- ve bazı kişiler bunun cinayet olduğunu
düşünmüşler. Bunu daha sonra bana hatırlat da sana anlatayım. Konuyla ilgili ilginç bir fikrim
var." Rutubet ve toprak kokan geniş, kasvetli bir alana doğru yürüdüler. Her şey çamurla kaplı
gibiydi. "Burası kil odası. Teknik ekipmanlar oldukça ilkel ve eskidir. Şu büyük silindir, kili
karıştırmak için kullanılıyor. Kil yerin altında bir depoda saklanıyor. Kullanım için önce
şuradaki presle düz levhalar haline getiriliyor... sonra da şu değirmende parçalanıp somun
biçiminde şekillendiriliyor ve ötede gördüğün bidonlara yerleştiriliyor."

"Bunun daha kolay bir yolu olmalı" dedi Qwilleran.


"Her aşamanın bir amacı var. Bu elli yıl önce geniş çaplı bir üretimdi. Şu anda mimarlar için
birkaç karo ve bahçe tasarımcıları için bahçe heykelleri çalışıyoruz. Bunun dışında da bizim
yaratıcı çalışmalarımız oluyor." Joy daha küçük bir odaya doğru yürüdü. "Bu bizim
stüdyomuz ve bu da benim çarkım." Joy, kil kaplı makinenin yanındaki sıraya oturdu ve şaftı
çalıştırarak ayağıyla çarkı döndürdü. "Çarka biraz çamur koyuyorsun ve o dönerken biçim
veriyorsun."

"Oldukça eski görünüyor."

"Eski Mısır'da bu tip çarklar varmış" dedi Joy. "Ayrıca bir de elektrikli çarkımız da var ama
ben buna daha çok alışkınım-"

"Şu, üzerinde kil parçaları olan kare vazoyu sen mi yaptın? "

"Hayır, bu sizin eleştirmenin beğenmediklerinden, Dan’in bir çalışması. En son yaptığım
çömleği sana göstermeyi çok isterdim ama kilitli. Belki de böylesi daha iyi. Bir gün buraya
Hixie geldi, yeni yapmış olduğum bir sürahiyi kırdı. Onu öldürebilirdim! Sakar bir öküz o!"

Bitişikteki oda, geniş, kuru ve sıcak bir tavanarası boşluğuydu. Her dört duvarın üst
taraflarında Mısır stili duvar resimleri yer alıyordu. Bunun dışında burası tam bir ekmek
fırınına benziyordu. Odanın çevresinde pek çok fırın vardı ve seramik karolar pişmeyi
bekleyen kurabiyeler gibiydi.

"Bu karolar oldukça iyi kurudu ve pişmeye hazır olarak bekletiliyor" dedi Joy. "Diğerleri de
sırlama işlemi için bekletiliyor. Bunlar Penniman'ların üniversiteye bağış yapacakları şapelde
kullanılacak... İşte bütün operasyonu görmüş oldun. Biz de kil odasının üzerindeki çatı
arasında yaşıyoruz. Son derece dağınık olmasaydı seni davet ederdim. Berbat bir ev
kadınıyım, benimle evlenmemiş olduğuna sevinmelisin Jim" diyerek Qwilleran'ın elini sıktı.
"Bir içki içelim mi? Bende biraz burbon var, eğer mahzuru yoksa senin dairende içebiliriz?
Burbon hâlâ en sevdiğin içki mi?"

"Ben içmiyorum, artık sert içeceklerden uzak duruyorum" dedi Qwilleran. "Ama sen git şişeni
getir, ben de soda limon içerim."

Qwilleran Altı Numara'ya döndü ve kedileri kitaplığın üstünde uzanmış olarak buldu. "Evet,
onun hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordu Qwilleran.

"Yooo" dedi Koko gözlerini yumarak.

Joy, burbonuyla birlikte içeri girdiğinde, "Bu evde elinin, altında bir şişe içki bulundurursan
oldukça popüler olabilirsin. Bay Maus sert likörü sevmez, damak zevkini felce uğratıyormuş
Ama çoğumuz mutlaka bir iki tek atarız."

"İnsanlar burada otururken nasıl zayıf kalmayı başarıyor?" "Bay Maus, gerçek bir gurme asla
ölçüyü kaçırmaz der."

Qwilleran içkileri doldurdu. "Sen çok iyi bir aşçıydın Joy. Hâlâ limon ve bal kullanarak
yaptığın üzümlü ekmeğin tadını unutamıyorum."

"Çömlekçilik yemek pişirmekten çok farklı değil" dedi Joy oturduğu yerde kıvrılarak. "Kili
sıkılaştırmak aynı hamur yoğurmak gibi bir şey. Sırlama uygulamak da bir kekin üstünü
kremalamak gibi adeta."

"Çömlekçilik işi nereden aklına geldi?"

Joy geçmişi şöyle bir gözden geçirdikten sonra, "Jim, Chi' cago'dan ani olarak ayrıldığımda,
seninle ilgili hiçbir sorunum yoktu. Seni çok seviyordum, gerçekten, ama yaşantımdan hoş nut
değildim ve ne yapmak istediğimi bitmiyordum."

"Eğer bunu açıklamış olsaydın..."

"Nasıl yapacağımı bilmiyordum, kaçmak daha kolay geldi. Hem benim fikrimi
değiştireceğinden korktum."

"Nereye gittin?"

"San Fransisco'ya, bir süre restoranlarda çalıştım, sonra büyük bir çiftliğin mutfağının
idaresini aldım. Burası çömlekçilik okulu olarak işletiliyordu. Daha sonra bir parça kil
tutmama izin verdiler. Çok çabuk öğrendim, ödüller kazandım ve o zamandan beri de
çömlekçilikle uğraşmaya devam ediyorum."


Qwilleran büyük ekose koltuğa yerleşti ve uzun uzun piposunu yaktı. "Dan'la böyle mi
tanıştın?"

Joy başını salladı. "Dan, California'da çok fazla rekabet olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden
Florida'ya taşındık ama oradan nefret ettim. Yaratıcılığım körelmişti, kendimi Florida'da yüz
yaşındaymış gibi hissediyordum. Bu yüzden tekrar kıyıya döndük, ta ki, buradan öneri alana
kadar."

"Hiç çocuğunuz olmadı mı?"

Joy içkisinden yavaşça bir yudum aldı. "Dan istemedi, yani fakir olabilmek için özgür olmak
istedi. Benim de işim vardı, zamanımı dolduruyordu ve tatmin ediciydi. Sen evlendin mi
Jim?"

"Bir kere denedim ama yıllar önce boşandım."

"Bana ondan bahset."

"Reklamcıydı ve oldukça da başarılıydı."

"Kime benziyordu?"

"Sana" dedi Qwilleran, Joy'a sevgiyle bakarak. "Neden geçmiş zaman kullanıyoruz ki? O hâlâ
yaşıyor ama pek iyi değil, mutlu da değil"

"Sen mutlu musun Jim?"

"İyi günüm de oluyor, kötü günüm de."

"Harika görünüyorsun. Anlaşılan yaşı ilerledikçe çekiciliği artan tiplerdensin. Ve bu bıyık
seni çok romantik gösteriyor. Jim... Seni hiç unutmadım, bir tek gün bile." Oturduğu yerden
kalktı ve Qwilleran’ın koltuğunun koluna oturdu. Ona doğru eğildi, saçları kalın kahverengi
bir perde gibi üzerlerini örtüyordu. "Sen benim için ilktin" diye fısıldadı, adamın dudaklarının
çok yakınında.

"Sen de benim için" dedi Qwilleran hafifçe.

"Yooo" diye bir kükreme duyuldu kitaplığın tepesinden. Bir kitap yere düştü. Kediler ayrı
yönlere doğru fırladılar ve o romantik ânın büyüsü bozuldu.

Joy doğruldu ve derin bir iç çekti. "Bu akşam yemekteki patlamamı lütfen bağışla. Ben öyle
biri değilim, gerçekten değilim. Kendimden nefret etmeye başladım."

"Herkes bir an ipin ucunu kaçırır, bu doğaldır."

"Jim" dedi Joy ciddi bir sesle. "Boşanacağım."

"Joy bunu yapmamalısın. Yani bunun üzerinde çok iyi düşünmelisin demek istiyorum.
Biliyorsun ki, sen çok tezcanlısındır."

"Uzun süredir bunu düşünüyorum."

"Dan'la aranızdaki sorun nedir? Yoksa bu konuda konuşmak istemiyor musun?"

Joy sanki sözcükleri bulmak ister gibi odayı gözden geçirdi. "Bilmiyorum, boşanmak
istiyorum çünkü... evet, ben benim ve o da o. Seni ayrıntılarla sıkmak istemiyorum. Bu belki
benim bencilliğim ama kendi başıma daha iyi olacakmış gibi geliyor. O beni aşağıya çekiyor
Jim."

"İşindeki başarın konusunda seni kıskanıyor mu?" Qwilleran altı yüz kişilik tabak servisi
konusunu hatırlamıştı.

"Bundan eminim, üstelik oldukça düşük bir profil çizmeme rağmen bu böyle. Dan hiçbir
zaman gerçekten başarılı olamadı. Ben daha iyi eleştiriler alıyorum ve ondan daha fazla satış
yapıyorum. Üstelik öyle çok da fazla uğraşmadan başarıyorum bunları." Joy burada bir an
tereddüt etti. "Kimse bilmiyor ama seramik sırlamayla ilgili müthiş fikirlerim var, eminim
büyük sansasyon yaratırdım ama üstüne gitmiyorum, kendimi geri çekiyorum."

"Neden uygulamıyorsun fikirlerini?"

Joy omuzlarını silkti. "İyi eşi oynamaya çalışıyorum, kocamın önüne geçmemeye
çalışıyorum. Biliyorum, bu çok eski moda bir şey. Açılabilmem ve bir sanatçı olarak kendi
kendime dürüst davranabilmem için boşanmam şart. Sana söylüyorum Jim, hayatımı boşa
harcıyorum! Kaç yaşında olduğumu biliyorsun. Artık konforlu bir yaşam istiyorum, perdelik


kumaşlarla kendime elbise dikmekten ve ısıtıcısı olmayan, eski model bir Renault
kullanmaktan bıktım. Gerçi arabanın ısıtıcısı var ama tabanında da kocaman bir delik var."

"Olayın hukuki yönünü danışmaksın" diye öneride bulundu Qwilleran. "Neden bu konuyu
Maus'la konuşmuyorsun?"

"Konuştum ama onun şirketi boşanma davalarına bakmıyor, yalnızca büyük şirket davalarıyla
ilgileniyor. Beni bir başka avukata yönlendirdi, ancak onun şartları da bana uymadı."

"Neden?"

Joy acıyla gülümsedi, "Hiç param yok."

"Ezeli sorun" diye onayladı Qwilleran.

"Evlenmeden önce biraz param vardı ama Dan onu bir biçimde yok etti. Bilirsin maddi
konular beni daima sıkmıştır, dolayısıyla ona nasıl harcadığını bile sormadım. Çok aptalca
değil mi? Deliler gibi çömlek yapmakla meşguldüm. Bu bir tutku, ellerimi kilden
ayıramıyorum bir türlü." Joy yine bir süre süstü ve sonra alçak bir sesle ekledi, "Ama nasıl
para bulabileceğimi biliyorum, küçük, kibar bir şantaj operasyonuyla!"

"Joy" diye haykırdı Qwilleran. "Şaka yapıyorsun herhalde."

"Merak etme, son derece dikkatli ve ketum olacağım" dedi serinkanlılıkla. "Atölyenin
tavanarasında birilerinin başını ağrıtabilecek dokümanlar buldum. Öyle korkunç bir şey söylü-
yormuşum gibi bakma bana Jim, bunda kötü bir şey yok. Alt tarafı ticari bir alışveriş!"

"Bunu sakın yapma! Başın ciddi derde girebilir." Qwilleran düşünceli bir biçimde bıyığını
okşadı. "Ne kadar... şey, ne kadar paraya ihtiyacın var?"

"Büyük ihtimalle... bilmiyorum... belki ilk başlangıç için bin olabilir... Ah Jim, bu boğucu
durumdan kurtulmak istiyorum. Bazen şu ürkütücü nehire atlamak geliyor içimden!"

Joy hâlâ koltuğun kenarında oturuyordu ama şimdi dik ve gergindi. Gece lambasının ışığı
yüzüne doğrudan vuruyor, gözlerinin ve dudaklarının kenarındaki kırışıklıkları belirginleşti-
riyordu. Çocukluk aşkının yüzündeki yaşlılık izleri Qwilleran'i hem üzmüş, hem de şefkatini
kabartmıştı. Bir anlık bir sessizlikten sonra Qwilleran, "Sana biraz borç verebilirim" dedi.

Joy şaşkınlık içinde "Sahi mi Jim? Ne söyleyeceğimi bilemiyorum, bu benim hayatımı
kurtaracak! Tabii ki, bunu aldığıma dair bir senet imzalayacağım."

"Birikmiş pek fazla param yok" dedi Qwilleran. "Son yıllarda birtakım zorluklar yaşadım ama
Ocak ayında Fiuxi'on'da nakit para ödülü kazanmıştım, sana yaklaşık yedi yüz elli dolar
verebilirim."

"Ah Jim, sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum." Joy onu öpmek üzere eğildi, sonra
yerinden zıpladı, Koko'yu mavi yastığından kaptığı gibi, duruma bir hayli şaşırmış olan
kediyle birlikte odada dönüp durmaya başladı.

Qwilleran bir çek yazmak üzere masaya gitti. Otomatik olarak elleri gözlüğüne uzandı ama
sırf gururundan gözlüğü geri yerine bıraktı.

Joy onu izlemek ve şakağından öpmek için omzunun üstünden eğildi. Bu anda Koko da onun
bu coşkulu kucaklayışından kendini kurtarmaya çabalıyordu.

"Neden kendine bir içki daha almıyorsun? Bol şans için" diye öneride bulundu Qwilleran. Bir
yandan da hesabındaki bakiyeyi gösteren küçük rakkamı kadından saklamak için eliyle çek
defterini kapatmaya çalışıyordu. Kadına böyle bir borç vermekle hata ettiğini biliyordu ama
başka bir şey de gelmezdi elinden.

Joy kendi dairesine döndükten sonra, Qwilleran çekin miktarını düşündü ve yeni takım
elbiseyi ya da antika tartıyı hiç almamış olmayı istedi. Joy'un o çok bildik biçimle yazdığı,
hepsi u'lardan ve w'lerden oluşan yazıya baktı.

"Bew juuu Quuww yedi yüz elli dolar borrçç" diye okunuyordu ve "Jww Goww" olarak
imzalanmıştı. Hiçbir zaman imlasını düzeltmek için zaman harcamak istemezdi. Komik, tatlı,
heyecanlı ve kaprisli Joy diye aklından geçirdi Qwilleran. Gelecek onlar için neler
hazırlıyordu?


Kediler terbiyeli davranmışlardı; hemen hemen. Qwilleran’ın dairesine gelen hanım
ziyaretçilere her zaman böyle iyi davranmazlardı. Kendi kendini Qwilleran’ın koruyucusu
tayin etmiş olan Koko'nun ödün vermediği görgü kuralları vardı.

Qwilleran büyük bir cömertlik duygusuyla onlara ikinci bir akşam yemeği verirken, "İyi
kedi!" dedi ve bir ıstakoz konservesi açtı. Bu, zengin Mary Duckworth'un geçen yılbaşında
verdiği son hediyeydi. Koko sevinçten çıldırmış, göğsünün derinliklerinden çıkan mırıltılarla
şarkı söyleyerek dairenin içinde dört dönüyordu. "Bu gece doğru bir iş mi yaptım sence?"
diye sordu ona Qwilleran. "Şimdi başladığım yerdeyim. Beş parasız!" Gazeteci kendi
durumuyla o kadar meşguldü ki, Koko'nun birdenbire sessizleşmesinin farkına varamamıştı.

Ziyafetten sonra kediler büyük koltukta uykuya daldı, Qwilleran da yeni yatağında ilk
gecesini geçirecekti. Yan yatarak stüdyo penceresinden dışarı, gece mavisi gökyüzüne ve
nehrin karşı kıyısındaki ışıklara baktı. Birkaç saat uyuyamadı. Bu defa onun uyumasına engel
olan konu geçmişi değil, geleceğiydi.

Bu yeni çevrenin bütün seslerini ayırt edebiliyordu artık. Nehir Yolu'ndaki trafiğin gürültüsü,
yalnız bir teknenin düdüğü, binanın herhangi bir yerinden gelen radyo sesi, otomobil
lastiklerinin taşları ezmesiyle çıkardıkları sesler... Acaba gelen, yemekten dönen Maus
muydu, kendi restoranından dönen Max Sorrel miydi? Ya da eski Renauk'suyla
randevusundan dönen Dan Graham mıydı? Garaj kapısı gıcırdadı ve çok geçmeden Büyük
Salon'da ayak sesleri duyuldu. Bir yerlerde bir kapı kapandı. Gökyüzünde çakan şimşek
geceyi eflatun bir ışıkla aydınlattı, ardından yaklaşan fırtınanın gürültüsü duyuldu.

Qwilleran bir çığlıkla uyandırıldığında uykuya ne zaman daldığı ya da ne kadar uyuduğu
konusunda bir fikre sahip değildi. Ayrıca bu çığlık gerçek miydi, yoksa rüyasında mı
duymuştu, emin olamıyordu. Dağcılıkla ilgili aptal bir rüya görüyordu. Rüyada kızarmış
patateslerden oluşmuş karbeyaz bir dağın tepesine çıkmış, zaferle duruyor ve kahverengi bir
et suyundan oluş. muş denize bakıyordu. Biri bağırarak onu uyardı. Arkadan bir çığlık sesi
yükseldi ve uyandı.

Başını kaldırdı ve sesin nereden geldiğini dikkatle dinle-di. Sessizlik... O çığlığı büyük
olasılıkla rüyasında duyduğuna karar verdi Qwilleran. Saate bakmak için gece lambasını yaktı
ve o zaman kedileri farketti. Onlar da kafalarını kaldırmış, kulaklarını öne doğru dikleştirmiş
dinliyorlardı. Kediler bir şey duymuştu. Rüya olamazdı.

Gazeteci kendi kendine, sesin, ya garaj kapısının gıcırtısından ya da Nehir Yolu'ndaki
otomobillerin lastiklerinden gelebileceğini söyledi. İnsan tam uyanma aşamasındayken sesleri
çok abartılı duyabiliyordu. O anda bir kapının menteşelerinin gıcırtısını, bir otomobil
motorunun gürültüsünü ve ezilen taşların sesini belirgin bir biçimde duydu. Hızla yataktan
kalktı ve binadan uzaklaşmakta olan açık renkli spor bir otomobil gördü. Saatine baktı, saat
üçü yirmi beş geçiyordu.

Kediler kulaklarını arkaya yatırdılar ve çenelerini patilerinin üstüne koyarak uyumaya
hazırlandılar. Qwilleran büyük stüdyo penceresindeki havalandırma camlarını kapadı. Yağma
ya başlayan yağmur, iri gözyaşları gibi pencerelere çarpıyordu.

5

Çarşamba sabahı Qwilleran uyandığında yabancı dairede kendine gelmesi birkaç saniye
sürdü. Stüdyo penceresinden dışarı baktı, tek bir güvercinin böldüğü devasa bir mavilik
uzanıyordu gökyüzünde. İki kat yükseklikteki kirişli tavanı inceledi. Büyük ekose kanepeye
ve beyaz ayı postuna baktı. Sonra bir önceki günün olayları geldi aklına. Yeni evi, bunca
yıllık ayrılıktan sonra Joy'un bu kadar yakınında olması... Onun Dan'la olan sorunları... yedi
yüz elli dolar borç vermiş olduğu ve dün gece duyduğu o çığlık....

Gün ışığında çığlığın yarattığı endişe neredeyse yokolmuştu. Kolunun altına girmiş uyumakta
olan Yum Yum'u rahatsız edecek biçimde gerindi, esnedi. Sonra bir zil sesi duydu. Koko, bir
patisi daktilonun üzerinde, masanın üzerinde dikilmişti.

"Hemen geliyorum" diye seslendi Qwilleran. Yataktan kalkarak kırmızı ekose robdöşambrını
üzerine geçirdi ve kedilere bir konserve açmak için ufak mutfağa girdi. "Biliyorum, biftek


ısmarlamıştın" dedi Koko'ya, "ama sombalığı konservesiyle idare etmek zorundasın, bunun da
bir kutusu iki dolara geliyor. Bon appetit."

Kahvaltı faslı neşeli bir itiş kakışla geçti. Yum Yum bir katır gibi Koko'yu arka ayağıyla
tekmeledi. Koko da onu itti. tki kedi birbirlerine girdiler. Koko biraz sertleşti, Yum Yum
bunun üzerine geri çekildi. Kuyruğunu vurarak Koko'nun çevresinde bir daire çizmeye
başladı. Sonra beklemediği bir anda Koko'nun üstüne atlayarak boğazından yakalayıverdi ama
Koko da onu sıkıca sarmıştı, böylece birbirlerine kenetlenmiş halde yuvarlanmaya başladılar.
Biraz sonra gizli bir işaretle aynı anda boğuşmayı bıraktılar ve birbirlerinin hayali yaralarını
yalamaya başladılar.

Qwilleran giyinip aşağı indi, beykın ve kahve kokusunu takip ederek mutfağa girdi. Büyük
yuvarlak masada Robert Maus oturmuş, ay çöreği, reçel ve Fransız çikolatasıyla kahvaltı
ediyordu. Hixie de Bayan Marron'un Fransız tostu yapmasını bekliyordu.

Qwilleran kendine portakal suyu koydu. "Herkes nerede bu sabah?" diye sordu.

"Max asla kahvaltıya kalkmaz" diye cevap verdi, kahvesine ekşi krema koymakta olan Hixie.

"William erkenden derse gitti. Rosemary her zaman kendi! dairesinde buğday göbeği yer.
Charlotte erken indi ve bir atı doyuracak kadar 'bir lokma bir şey' yedi. Şimdi de Kızıl Haç'a
yara bandı sarmaya ya da Çarşamba sabahları ne yapmaya gidiyorsa onu yapmaya gitti."

"Bayan Roop" diye o nazik tavrıyla söze girdi Bay Maus, "zamanının büyük bir bölümünü
kan bankasında gönüllü olarak çalışmakla geçiriyor. Bu yüzden son derece takdir edilecek bir
insan."

"Geçmişte işlediği bir suçu mu telafi ediyor sizce" diye sordu Hixie.

Avukat, onaylamayan, ciddi bir bakışla ona dönerek, "Siz her yönden kötü kalpli bir genç
bayansınız. Ayrıca kahveye ek' şi krema koymanız... bence... son derece mide bulandırıcı bir
alışkanlık."

"Marron tatlım, şu tostu yapmakta acele et" dedi Hixie. "Açlıktan ölüyorum."

"Graham'lar kahvaltıya inerler mi?" diye sordu Qwilleran.

"Bu sabah görünmediler" dedi Hixie. Fransız ekmeğinin üzerine tepeleme üzüm reçeli
koyuyordu. "Onlar gibi bir işim olsun isterdim, kendi işimin patronu olur, çalışma saatlerimi
de kendim ayarlardım."

"Sevgili küçük hanım" dedi Maus ciddiyetle. "Altı ay biride iflas ederdiniz çünkü siz disiplin
duygusundan kesinlikle yoksun bir insansınız." Sonra Qwilleran'a dönerek sözlerini sürdürdü.
"Altı Numara'da yeterince... rahat etmiş olduğunuzu umuyorum."

Avukat konuşurken, Qwilleran onun sol gözünün çevresindeki hafif lekeyi farketti. "Her şey
çok iyi" dedi gazeteci kısa bir sessizlikten sonra. "Ama gece çok garip bir şey duydum, sabaha
karşı üç buçukta bir çığlık. Siz duydunuz mu? Bir kadın çığlığına benziyordu."

Masada hiç cevap veren olmadı. Hixie gözlerini açarak kafasını salladı. Maus sakin bir
biçimde lokmasını çiğnemeye devam etti.

Hukukçuların, şaşırdıklarını belli etmemeleri onların en belirgin özellikleridir diye kendi
kendine hatırlattı Qwilleran. "Belki de bu duyduğum garaj kapısının sesiydi" diye devam etti.

"Bayan Marron, William geldiğinde lütfen söyleyin de garaj kapısını yağlayıversin" dedi
Maus.

"Bu arada" dedi gazeteci, kendine nefis kokulu kahveden koyarken, "sizin yemek pişirme
felsefeniz üzerine bir yazı yazmak istiyorum, eğer izin verirseniz." Sonra sabırla avukatın
vereceği yanıtı bekledi.

Bir süre sonra bir baş sallaması ile yanıt geldi: "Şu anda kabul etmemem için... hiçbir neden
yok.."

"Belki bu gece Toledo Gömütleri'nde benimle bir akşam yemeği yersiniz, Daily Fluxion'un
bir davetlisi olarak."

Restoranın adını duyunca Maus dikkat çekici biçimde heyecanlandı. "Ah, Memnuniyetle!
Oranın yeşil soslu yılan balığını kesinlikle yemeliyiz, ayrıca tarhunlu dana eti ve Japon
mantarını mutlaka tatmalıyız. Yemek siparişini bana bırakmalısınız."


Buluşmak için yer ve zaman kararlaştırdılar ve Maus, evrak çantasıyla birlikte bürosuna geçti.
Qwilleran, Bayan Marron'u bu çantanın içine bir kaç küçük kutu içecek, bir terrnOs ve soğuk
enginar koyarken görmüştü. Bir tabak beykın, erimu yağ ve akçaağaç pekmezi içinde yüzen
Fransız tostunu bitirdik, ten sonra Hixie de ayrıldı. Qwilleran yalnız kalınca ev sahibinin
morarmış gözüne ne olmuş olabileceğini düşünmeye başla di.

Bayan Marron tabakları toplamak için masaya geldiğinde Qwilleran'a, "Bir şeyler yemelisiniz
Bay Qwilleran, insanın kursağına bir şeyler girmeli" dedi.

Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kırmızı Gören Kedi - 04
  • Büleklär
  • Kırmızı Gören Kedi - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3711
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2068
    30.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3677
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2009
    31.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3752
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2047
    32.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3739
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2025
    32.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3702
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2058
    31.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3628
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2013
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3623
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1992
    32.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3635
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1941
    33.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3666
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1984
    32.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3600
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2087
    31.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3719
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2034
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kırmızı Gören Kedi - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 1363
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 908
    38.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    59.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.