Kuran'da Ibadet Psikolojisi - 2

Süzlärneñ gomumi sanı 3883
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1908
25.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
35.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
42.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
italki
Namaz, gerek değerlerin bilgisi, gerekse değerlerle yükümlü tutan otorite açısından her zaman aktif bir rol üstlenir. İnsanın üst ben'inde şu ya da bu şekilde birtakım değerler ve otorite bulunur. Namaz, bu otoritenin Allah, değerlerin de Allah'ın buyrukları olması yönünde insana ivme kazandırır. Üst ben'in nihâî belirleyicisi ve şekillendiricisi Allah'tır. Üst ben'e şekil verme aktivitesine , sahip olan toplumsal otorite ve vicdan, ilâhî otoriteye tâbi olmak durumundadır.

Namazın şartlarından kıraat, müslüman bir kişiliğin üst ben'ine hükmeden değerlerin bilgisinin nihâî kaynağı olan Kur'ân'ı bilinçli olarak okumaktan ibaret olan bir rükündür. Namazda sembolik olarak okunan Kur'ân âyetleri, aslında, bireye değerlerin bilgisinin nihâî kaynağını hatırlatan, her an bu kaynağın bilgisine başvurmayı işaret eden bir edimdir.

"Rabb'in senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalkıp namaz kıldığını; seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah, sizin onu sayamayacağınızı (zamanı hesap edip gecenin belli saatlerinde kalkamayacağınızı) bildiği için sizi affetti. Artık (belli bir saat gözetmeden) Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun." (71) Burada okunması emredilen Kur'ân, namazda okumak olup. yapılması şart olan bir emirdir.

(72) Namazda Kur'ân okumak, sadece gelişigüzel dil ile yapılan telâffuz olmayıp zihinsel kabiliyetin harekete geçtiği bilinçli bir okumadır.

"Ey iman edenler, sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz." (73) Kişi, namazda okumuş olduğu lâfızların sıradan herhangi bir şey değil, Kur'ân olduğu bilincini taşımalıdır. Okunan Kur'ân'ı salt bir bilgi olarak kavrayıp bellemek fazla bir anlam ifade etmez. (74) Okuduğu âyetlerin, inandığı kabul ettiği değer yargıları olduğu şuurunu taşımalıdır. Belki Kur'ân'dan birkaç âyet namazda okur ama, bu okuyuş ona, Kur'ân'ın tamamının bir değerler sistemi olduğu inancım vermelidir. Namazda okuduğu âyetlerden hareketle, Kur'ân'ın tamamının, değerlerin bilgisinin kaynağı olduğu düşüncesine varmak ve her namaz kılışında bu şuuru canlı tutmaya çalışmak lazımdır. Namazın şartlarından olan kıraati, Kur'ân'dan bazı âyetleri okumuş olmak şeklinde değerlendirme yapmak büyük bir eksiklik olur.

Yüce Allah, değerlerin bilgisinin kaynağı olan Kur'ân ile namaz ibadetini yanyana, birlikte zikretmiştir.

"Onlar ki, Kitab'a sımsıkı sarılırlar ve namazı kılarlar; elbette biz, iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz." (75) "O Kitap'tan sana vahyedileni oku ve namazı da kıl." (76)

Namaz, kulun Rabbini yüceltmesi demektir. Onu,

Rabbinin önünde eğilmeye emrine boyun eğmeye davet eder. Böylece kişinin Allah'a itaati artar, isyan etmemek için çaba sarfeder. Namaz, Allah'ın bir emri olduğuna göre kul bu ibadeti yerine getirmekle Allah'a itaatini de göstermiş olur. Namaz, kişinin Allah'ın otoritesini kabul ettiğini ifade eden edimdir. Kul, namaz kılmak suretiyle irâdesini Allah'a boyun eğdirerek güdü ve yönsemelerine O'nun koyduğu değer ölçülerine göre şekil vermeye çalışır. Namazda kıbleye yönelmek, kişinin gaye olarak Allah'a din ve yol olarak İslâm'a sarılması neticesini doğurur. Kulun üst ben'ine hükmeden en büyük otorite Allah olmuş, kulun hayatına yön veren değerler, Allah'ın buyurduğu değer ölçüleri olmuş olur.

İKİNCİ BÖLÜM

ORUÇ

Oruç ibadetinin insan kişiliğine ait yönünü değerlendirdiğimizde ilk göze çarpan husus, orucun insandaki fizyolojik güdüleri hedef alıyor olmasıdır.

Orucun gayesi şehevî gücü (fizyolojik güdüleri) düzene sokmaktır. Oruç tutan kimse (belli bir süre için de olsa), cinsel güdüsünü, açlık ve susuzluk güdülerini Allah için terkeder. Allah sevgisini ve rızâsını, güdülerinin hoşlandığı, haz aldığı şeye tercih eder. (1) İnsan oruç tutmak suretiyle yeme, içme ve cinsel dürtülerini belirli bir zaman periyodunda engellemek için çaba sarfeder. Alt ben'in dürtülerini reorganize ederek belli bir ruhsal olgunluk seviyesini yakalamaya çalışır. Birey böylece en güçlü dürtülerini kontrol etmesini öğrenmiş olur. (2) Kişilik açısından ideal insan, alt ben'in dürtülerini denetim altına alabilen, onları kontrol edip yönlendirebilen insandır.

Fizyolojik güdüler, insan doğasının ayrılmaz bir

iKURAN'DA İBADET PSİKOLOJİSİ

parçasıdır ve onlar olmaksızın hayat da olmaz. Fakat bu güdülerin bir an için başıboş ve denetimsiz kalması, onları, yapıcı değil, yıkıcı bir konuma getirir. Fizyolojik güdüler, insanın yaşamak için mutlaka gereksinim duyduğu, diğer taraftan da kontrol altına almak, dizginlemek zorunda olduğu güç kaynağıdır. Bir yıl içerisinde otuz gün oruç tutmak suretiyle kişi, güdülerini eğitmeyi, kontrol altına almayı öğrenir. (3) Fizyolojik güdülerin kötüye kullanılmasını önlemeyi ve bu güdülerin insanı baştan çıkarıcı etkilerine kişisel olarak mukavemet edebilmeyi öğretmek orucun temel hedefidir.

Maslow, insanın güdü ve yönsemelerinin alt kademedeki gereksinimden üst kademedeki gereksinimlere doğru bir gelişme gösterdiğini ileri sürer. Gereksinmeleri önem sırasına göre dizerek gereksinimler hiyerarşisi oluşturur. Gereksinmeleri, temel gereksinmeler ve üst düzey gereksinmeler olmak üzere önce ikiye ayırır. Temel gereksinmelerin en alt kademesinde fizyolojik güdülere yer verir. İnsanlar öncelikle biyolojik dengenin korunabilmesi için yiyecek içecek gibi fizyolojik ihtiyaçları karşılayabilmek için güdülenirler. (4) Hem hayvan hem de insanlarda rastlanan bu birincil güdüler açlık ve susuzluk gibi, bedende bilinen bazı fizyolojik değişikliklerden kaynaklanır.

Beynin çeşitli bölgeleri açlık ve yemek yeme faaliyetini düzene kor. Beynin tabanında yer alan "hipotalamus"ta, birine beslenme merkezi, diğerine doyma

iKUR'AN'DA İBADET PSİKOLOJİSİ;

merkezi denen iki merkez vardır. Beslenme merkezi faal olduğu zaman insanın acıkmasına ve yemesine neden olur. Yeterli yiyecek alındığında doyma merkezi, yeme isteğini durdurur. Açlık dürtüsü, susuzluk dürtüsüyle yakından ilgilidir. Çünkü su, vücudun yiyecekten yararlanması için gerekli olan işlemlere eşlik eder. Açlık gibi, susuzluk da beynin çeşitli kısımları tarafından kontrol edilir. Su sürekli olarak akciğerler, ter bezleri ve böbrekler aracılığıyla kaybedilence, vücut belirli bir miktar suyu, kanda ve dokularda tutmaya gereksinim duyar. Bu gereksinim susuzluk dürtüsü ile yansıtılır. (5)

Cinsel güdü yeme, içme gibi fizyolojik güdülerden sayılır. Fakat bu güdünün doyurulması, kişiye açlık ve susuzluk güdüsü kadar rahatsızlık vermez. Bununla birlikte, özellikle erinlik çağında bireyin yaşantısına ağırlığını koyar. (6)

Cinselliğin, biri kalıtsal, diğeri davranışsal olmak üzere iki yönü vardır. Cinselliğin kalıtsal yönü, insanın er ya da dişi olarak dünyaya gelmesine ve cinsel salgı bezlerine dayanır. Davranışsal yönü ise, kişinin yaşadığı kültür ortamında görerek, öykünerek öğrenilir. (7)

Oruç ibadeti görünürde açlık ve susuzluk içgüdüsü ve cinsel güdüyü belli bir süre içerisinde istemli olarak doyumdan alıkoymak, bu süre içerisinde kişinin açlık ve susuzluk hissini tatmasını, cinsel doyumdan mahrumiyet havasını teneffüs etmesini sağlamak üzere Allah tarafından emredilmiş bir ibadettir.

sKURAN'DA İBADET PSİKOLOJİSİ

"Oruç gecesi, kadınlarınıza yaklaşmak, size helal kılındı. Onlar sizin elbisenizdir, siz de onların elbisesisiniz. Allah, sizin kendinize yazık etmekte olduğunuzu bildi de tevbenizi kabul edip sizi affetti. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğunu arayın; şafağın beyaz ipliği siyah iplikten ayırdedilinceye kadar yeyin, için; sonra tâ gece oluncaya dek orucu tamamlayın..." (8) Ramazanda yeme içme yasağının ¦ günün ilk şafağından güneşin batışına; yeme, içme ve cinsel ilişki serbestisinin de güneşin batışından, günün ilk şafağına dek sürdüğü belirtiliyor. (9) Oruç gecesinde cinsel ilişki serbest iken, oruç tutulduğu süre içerisinde yeme, içme gibi cinsel ilişki de terkedilir.

Konuya Öğrenme psikolojisi açısından baktığımızda, oruç tutarken insan, davranışlarını kontrol etme, belli bir süre erteleme veya tutma gibi alışkanlıklar kazanabilir. (10) însan oruç tutmak suretiyle fizyolojik güdülerini belli bir süre için engellemiş olur. Böylece bu egzersizde olduğu gibi, fizyolojik güdülerin kontrolüne ilişkin diğer bütün değer yargılarına uymayı, güdülerini değerlere boyun eğdirmeyi öğrenir. Orucun fizyolojik güdülere dönük yönü ile fizyolojik güdülerin değer ölçülerine göre kontrolü arasındaki etkileşim, koşullu öğrenme kuramlarından klasik koşullanma kuramını çağrıştırır. Şöyle ki. klasik koşullanma kuramına göre "birey bir uyarıcıya gösterdiği tepkiyi, aynı anda karşılaştığı ikinci bir uvancı arasında bas kurarak, birinci uvancıya gösterdiği

îKUR'ANDA İBADET PSİKOLOJİSİ;

tepkiyi ikinci uyarıcıya göstermeye başlar. Bir uyarıcıya geliştirilecek tepki için, bir başka uyarıcı araç olarak kullanılmaktadır." (11)

"Ramazan ayı -ki insanlara yol gösterici, hidâyeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayıredip açıklayıcı olarak Kur'ân o ayda indirilmiştir- içinizden kim o aya yetişirse oruç tutsun. Kim hasta olur, yahut seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister. Şükredesiniz diye..." (12) Oruç Ramazan ayının günleri adedince tutulur. Hastalık ve yolculuk gibi sebeplerden dolayı oruç tutamayanlar, mazeretleri ortadan kalkınca daha sonra bu sayıyı tamamlarlar. (13) Ne şekilde olursa olsun sayının tamamlanmasında ısrar edilmesi tesadüfi değildir. Bu süre içerisinde insanın alışkanlık kazanması sağlanacaktır. Allah emrettiği için fizyolojik güdülerine oruç aracılığı ile sınırlama getirmesini öğrene-bilen insan, Allah'ın fizyolojik güdüler hakkında koyduğu değer ölçülerine kolaylıkta itaat edecektir. Hatta bu itaat, diğer bütün yönsemelere de sirayet edecektir.

Âyette. Ramazan ayı - oruç - Kuran ilişkisinin bir üçlü olarak birlikte zikredilmesinin taşımış olduğu önemli mesajların varlığı muhakkaktır.

İnsan oruç tutmak suretiyle aynı zamanda Ramazan ayında nazil olan Kuran vahyine karşı şükür borcunu ödemiş oluyor. (14) Oruç sayesinde insan, değerlerin

bilgisinin nihâî kaynağı olan Kur'ân ile yüz yüze getiriliyor. Bu yüzleşme sevap niyetiyle Kur'ân okumaktan ibaret olmayıp güdü ve yönsemelerin hangi değer ölçülerine göre kontrol altına alınıp doyuralacağının bilgisinin ve akdinin yenilenmesi, tekrar edilmesi anlamına gelir.

Ramazan ayında indirilen Kur'ân, Hakka yöneltici açık âyetleriyle, ihtiva ettiği değer ölçüleri ve hükümleriyle insanlar için bir rehberdir. (15) Helal ve haram olan şeyleri, her işin sınır ve ölçülerini açıklayıcı olarak indirilmiştir. (16) Kur'ân'da insanın her alanda uyması gereken değer ölçülerinin nihâî bilgisi verilmiştir. Oruç, bu değerleri buyuran otoriteye uymayı, onun buyruklarına karşı çıkmaktan sakınmayı salık veren bir ibadettir. Yani üst ben'e hitab eden değerlerin ilâhî değerler olmasını ve ardındaki otoritenin ilâhî otorite olması gerektiğine işaret eder.

"Ey inananlar sizden öncekilere yazıldığı gibi (günahlardan) korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı." (17) Âyette geçen "ittikâ" olgusu bu ibadet sayesinde (değer ölçülerine) karşı çıkmaktan sakınmayı ifade eder. Çünkü oruç ibadeti arzuların (güdülerin) direncini kırar, isyana sebep olabilecek motivleri etkisizleştirir. (18) Oruç tutan kimse alt ben'ini (nefsini) kontrol edebilir; onun kötülüğe düşmesini engelleyebilir. Çünkü oruç onun için bir düsturdur. (19) Bu bağlamda oruç sayesinde insan benliğinde ortaya çıkan "ittikâ" olgusu, "dinî-ahlâkî değer ve
italki

normlara uymada ferdin gösterdiği düzenlilik ve hassasiyeti (20) ifade eder. Kişinin, Kur'ân'ın öngördüğü değer ölçülerine uymayı kabul ettiğini ve onları buyuran ilâhî otoriteye boyun eğdiğini gösterir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ZEKAT

Sahiplenilebilecek türden her eşyayı elde. etmeye çalışmak her insanın doğasında var olan bir arzudur. Bedeni koruma, giyinme ve barınma ihtiyacını karşılama gibi dürtüler sahib olma eğilimini kamçılayan diğer faktörlerdir. Güç ve üstünlük sağlama eğilimleri de sahib olma eğilimine eşlik edebileceği gibi, insan sırf sahib olma ve bununla hazza ulaşma tutkusu da geliştirebilir.

Her insanın fıtratında mal sevgisi ve birşeylere sahib olma arzusu vardır. Çocukların, kendi evlerinin, ailesinin eşyalarının kendilerine ait olduğunu söyleyerek duydukları basit duyguya benzeyen, doğuştan gelen bir duygudur bu.

Sahib olma duygusunun etkisiyle insan, malını mülkünü koruyarak onları geliştirme ve üretme, çoğaltma eğilimi gösterir. Zenginlik ve servet peşinden koşar.

Sahibiyet duygusunun dürtmesiyle daha çok şeye sahib olma yolunda çaba sarfetmek insan için engellenemez

KUR'AN'DA İBADET PSİKOLOJİSİ

bir arzudur. Psikologların "çıkar dürtüsü" adını verdiği şeyin, konunun bu boyutu olduğunu zannediyoruz. Sahib olunan malı, eşyayı korumak, geliştirmek ve daha fazlasına sahib olmak için motive olmak. (1)

Bütün güdü ve yönsemeler gibi, sahib olma duygusunun, çıkar güdüsünün kontrol altına alınması, başıboş bırakılmaması zorunludur. Zekât ibadetinin birinci hedefi bu güdüyü ve bunun etki alanındaki eğilimleri kontrol altına almak, doyurulurken de değer ölçülerine göre doyurulmasını sağlamaktır.

Eğer herhangi bir kontrol mekanizması bulunmazsa, sahib olma ve çıkar dürtüsünde aşırı bir doyumsuzluk, ihtiras ve azma temayülleri baş gösterir. Bu doyumsuzluk bir yandan bitkinlik ve iç sıkıntısı doğururken, öte yandan cimrilik gibi olumsuz karakter özelliklerinin ortaya çıkmasına yol açar.

Zekât öncelikle cimrilik gibi olumsuz karakterlerden insanı uzak tutar, temizler. İnsanın bencillik, cimrilik gibi duyguların üstüne çıkmasını, bu gibi duygulara galip gelmesini, onları kontrol altına almasını sağlar. Kur'ân bunu, bir tür temizlik, arınma olarak değerlendirir. Zekat, mala bağlılıktan, çıkar güdüsünün esiri olmaktan, sahib olma duygusunun sonu gelmez duyumsuzluğuna boyun eğmekten kurtuluşu ifade eder. -

"Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin bir sadaka al..." (2) âyetinde alınması istenen

iKUR'AN'DA İBADET PSİKOLOJİSİ;

sadakanın zekât olduğu söylenmiştir. Temizlik ise, günahlardan, mal sevgisinden (3) (kontrolsüz mal edinme ihtirasından) arınmak anlamına gelir. Mala bağlılık, doyumsuz bir çıkar tutkusu, sınırsız sahib olma ihtirası, insanın büsbütün cimri kesilmesi gibi olumsuz karakterlerin habercisi olur.

İşte zekât, böyle kirli, kötü, yanlış karakterlerden bireyin kişiliğini arındırarak, yerine diğergamlık gibi temiz, iyi, doğru karakterlerin gelmesini sağlar. Diğergamlık, sahib olma konusunda temizlenmeyi, arınmışlığı, dengeyi sembolize eder.

Zekat, kişinin ilgi ve dikkatini başkalarının durum ve sorunlarıyla yakından ilgilenmeye yöneltir. Kişide diğergam bir karakterin gelişmesinde son derece etkili bir rolü vardır. ¦

Diğergamlık (alturizm-özgecilik), insanın kendinden de önce başkalarının yararını, iyiliğini düşünmesi ve karşılık beklemeksizin yardıma ve iyiliğe koşmasıdır. (4) Allah'ın rızasının dışında hiç bir karşılık beklemeksizin verebilmek, zekât ibadetinin mümin kişilikte meydana getirdiği olumlu karakter özelliklerinden birisidir.

"Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, (göç eden yoksul kardeşlerini) öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir." (5) Ensar, muhtaç ve fakir olmasına rağmen, kendilerinden çok, Muhacirlerin yararını düşünüyorlardı. (6) Zekât

îKUR'AN'DA İBADET PSİKOLOJİSİ

vasıtasıyla daima böyle ideal özgeci bir topluluğun oluşturulması hedeflenmiştir.

Zekât, toplum bireylerini yardımlaşma, incelik, anlayış, sempati ve sevgi gibi duygularla birbirine bağlar. O kadar ki, müslüman olmayan kimselerin kalbinde bile sevgi, yumuşaklık ve sıcaklık uyandırır. Kur'ân açık bir şekilde, zekâtın kâfirin kalbinde sevgi kıvılcımlarını ateşlediğini söyler. Biz bu delilden hareketle zekâtın müminler arasında çok daha fazla sevgi, sempati ve yakınlık duygularına aracılık ettiği kanaatindeyiz. Kâfirin kalbini yumuşatan zekât, müminlerin kalbinde dostluğun ve yakınlığın, sevginin ve sempatinin sembolü haline gelir. "Sadakalar, Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan (zekat toplayan) memurlara, kalbİeri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yolculara mahsustur..." (7) Kâfirlerin tarafında bulunanları ya da küfre dönebileceğinden korkulan yeni müslümanları (8) bile İslâm'a ısındıran zekat, müslümanları haydi haydi birbirine ısındırır.

Zekat vermede izlenilecek metod, verenin büyüklük duygularını törpülerken, alanın da aşağılık duygusuna kapılmasını engeller. Zekatı alan, veren kimsenin kendisine üstünlük tasladığını hissedebilir. Dolayısıyla veren kimse "böyle bir izlenim uyandırmamak için çok özen göstermelidir. Yine zekât alan kimse şerefinin herhangi bir şekilde çiğnendiği, onurunun kırıldığı, duygularıyla

oynandığı hissine kapılmasın diye zekât veren kimse her türlü dikkat ve titizliği göstermek zorundadır. Her şeyden önce zekat veren kimsenin benliğine alçak gönüllülük hakim olmalıdır. Bu yönüyle zekât, zekât veren kimse için büyüklük, üstünlük eğilimini kontrol etmeye yarayan bir vasıtadır.

"Mallarını Allah yolunda verip de sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin, Rab'leri katında mükafatlan vardır." (9) "Menn" olgusu, sayıp dökmek, azarlayıp paylamak maksadıyla iyilikte bulunan kimsenin yapmış olduğu iyilikten bahsetmesini ifade eder. Kişi, yapmış olduğu iyilikten bahseder, bu, iyilik yapılan kimsenin kulağına gittiğinde onun incinmesine, üzülmesine neden olur: (10) "Ezâ" ise, iyilik yapanın, iyilik yaptığı kimseye bu iyilikten dolayı küstah ve şımarıkça davranması olarak izah edilmiştir. (11) Bütün bu pozisyonlarda, iyilikte bulunan kimsenin kendini üstün görmesinin izleri sezinlenmektedir. İyiliğini sayıp dökmek, küstahlaşmak, şımarmak büyüklük eğilimi gösteren bir kimsenin tutumunu yansıtmaktadır. Kur'ân'da emredildiği şekilde başa kakmadan, mütevazı bir şekilde zekât vermek, kişinin üstünlük eğilimine ölçü ve denge getirir.

Kur'ân, zekât veren kimse için uyması gereken başa kakmama, eziyet verebilecek en küçük olumsuz tavırdan sakınma gibi kurallar koymuştur. Yine Kur'ân'ın mal konusunda getirdiği temel ilkelerden birisi de "her şeyin Allah'ın malı olduğudur" Zekât veren kimse Allah'ın

malından vermektedir, (12) Zekâtı alan da Allah'ın malını almaktadır. Dolayısıyla, ne zekât veren üstünlük hissine kapılır, ne de alan kimseler aşağılık duygusuna kapılırlar. İkisi de Allah'ın rızkından yemektedirler. Zekât veren kimse, verme ediminde Allah rızasını esas aldığı için, üstünlük duygusu geri planda kalmak durumundadır.

Zekât vermek kişinin iman ediyor olmasının bir sonucudur. Allah'ı otorite kabul ettiği için, Rab olarak benimsediği için O'nun bütün emirleri gibi zekât emrini de yerine getiririr. Üst ben'ine hakim olan otorite Allah'ın

otoritesidir.

"Onlar ki, inandılar, güzel işler yaptılar, namazı kıldılar, zekâtı verdiler; işte onların mükâfatları, Rab'leri yanındadır. (13) Zekât vermek, kişinin sahib olduğu şeyler konusunda Allah'ın emrine itaat ediyor olmasının pratik bir uygulaması, bir tür provasıdır. Kul böylece, sahib olma, çıkar güdüsüne ilişkin konularda Allah'ın koymuş olduğu diğer bütün değer ölçülerine de uymayı kabul etmiş olmaktadır. Sahib olma eğiliminin yönlendirilmesinde üst ben'ine hükmeden değer ölçüleri ilâhî değerler, hâkim otorite de ilâhî otoritedir.

;KUR•ANDA İBADET PSİKOLOJİSİ i

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM HAC

Hac ibadeti insanın güdü ve yönsemeleri içerisinde ağırlıklı olarak "toplumsal ilgi" eğilimini hedef alır.

Her insan, yaratılışının bir gereği olarak diğer insanlarla birlikte yaşama yönünde eğilim gösterir. Sevgi, ilgi, yakınlık ve toplumsal nitelikli duygular bu eğilime eşlik ederler. Söz konusu duyguların açığa çıkması ancak bir gurup içerisinde gerçekleşir. (1) Diğer insanlarla ilişkiyi kesmeme, onlara yakınlık duyma gereksinmesi kendisini her toplumda gösterir. (2) Birlikte olma güdüsünün erken yaşta gelişmeye başladığı söylenir. Korku, birlikte olma gereksinimini doğuran faktörler arasında sayılır. Güçlük içinde bulunan, zor durumda kalan insanlar diğer insanlarla daha çok birlikte olma eğilimindedirler. (3)

Hac ibadeti, bir yandan toplumsal ilgi eğiliminin doyurulmasına ve doyurulması gerektiğine pratik çözüm sunarken, öte yandan bu eğilimin hangi değer ölçülerine

göre şekilleneceğine dair ipuçları verir. Hac sayesinde her türlü bireysel ve toplumsal yanlızhklar sona erer, yabancılaşma ve uzaklaşma yerine tanışıklık yakınlık gelir. Aşırı ferdîleşmenin sonucu olarak insan, kendisini kalabalık bir kitle içerisinde yapayalnız hissedebilmektedir. Ardından gelsin huzursuzluklar, bunalımlar... İşte hac, bir yandan kişiyi Allah'a yaklaştırırken, öte yandan diğer insanlara yakmlaştırır. İnsanları aynı duygu ve düşüncelerle, ortak bir amaç uğruna bir araya getirerek, bireysel benliklerin duvarlarını yıkarak, kollektif bir ruhsal ortam meydana getirir. Böylece her müslüman birey kendi sosyal çevresinin yavaş yavaş genişlemekte olduğunu görür. Yine fert kendisini sevgi, sempati ve kaynaşma hislerinin yoğun şekilde yaşanabildiği bir topluluk içerisinde bulur.

Benlik ve kişisel özelliklerin üzeri örtülür, tek vücut halinde grup ortaya çıkar. Bütün 'ben'ler gider, yerine 'biz' gelir. İsimlerin, ırkların, mevkilerin ayrı olması bu büyük, birleşik, homojen yapıyı bozmaz. Eşsiz bir birlik havası hakimdir. Herhangi bir şekilde ayırım ve üstünlükten söz edilmez, gerçek bir bütünlük sergilenir.

Hac ortamı dışında insanlar isimleriyle, uluslarıyla, ırklarıyla, mevkileriyle tanınırken, hacda bu özelliklerin yerini onları nitelemeye yarayan bütünlük ve evrensellik olguları alır. Allah, nasıl bir ise. Allah'a inanan insanlar da tek bir toplum olma özelliği kazanır. Hac sayesinde şu ya da bu şekilde müslümanlar arasında çıkabilecek ayrılıklar ve gruplaşmalar ortadan kalkar.

"İnsanlar için haccı ilan et; gerek yaya gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. (Gelsinler) ki kendileri için birtakım faydalara tanık olsunlar." (4) Faydadan maksat, bu ibadetin sağlıyacak olduğu her türlü dinî dünyevî faydalardır. (5) Uzaktan yakından, aynı duygu, düşünce ve amaçlar uğruna, aynı zaman ve mekânda toplanan insanların tanık olabilecekleri faydaların başında elbette toplumsal ilgi gereksiminin lâyıkıyla karşılanıyor olması gelir.

Nitekim Kabe, tarih boyunca insanları bir araya getirmiştir. Toplanan büyük kalabalık, diğer zamanlarda kabile kavgaları yüzünden parça parça olan Araplar arasında birlik duygularının doğmasını sağlayagelmiştir. (6) "Allah Kabe'yi, o saygıdeğer evi, insanlar için (hayat ve güven) durağı yaptı. (7) âyeti bu gerçekliği ifade etmektedir.

İnsanların bir araya gelmesinde güven duygusunun çok büyük rolü vardır. Kabe aynı zamanda temel güven gereksinimine karşılık veren bir semboldür.

Kabe'de insanlar korkudan emin olur. (8) Zayıf kimseler orada kendilerini güvende hissederler. (9)

"Onda açık açık deliller, İbrahim'in makamı vardır. O'na giren güvene erer." (10) Cehaletin en karanlık günlerinde dahi Kabe o kadar saygı uyandırıyordu ki, birbirlerine ne derece düşman olursa olsun iki kişi orada asla birbirlerine zarar vermezlerdi. (11)

"Biz Beyt'i (Kabe'yi) insanlara sevap kazanılacak bir toplantı ve güven yeri yaptık." (12) âyetinde Kabe, insanların güven içerisinde, her türlü korkudan emin bir şekilde toplanabildikleri bir mekân olarak tanımlanmaktadır. İnsanların toplumsal ilgi gereksinimini doyurabilmeleri, bir araya gelmelerine bağlıdır. Onları bir araya getirecek en güçlü etken ise, her türlü endişe ve şüpheden uzak güven ortamıdır.

Güvenlik ihtiyacı, hem sosyal, hem de ekonomik güvenlik şeklinde ortaya çıkar. Her iki güvenlik türüne, canlı kalmak, gelişmek, sağlıklı yaşamak güdüleri kaynaklık eder. Başkaları tarafından sevilmek, beğenilmek gibi istekler, sosyal güvenlik gereksiminin dışarıya yansıyan yönleridir. (13) Korku, kaygı, telâş gibi heyecanlar güvenlik eğilimine eşlik eder. Güvenliğin tehlikeye girdiği anlarda bu türden heyecanlar belirir. Güvenlik sağlandığında ise, kaybolurlar. Güvenlik ihtiyacı karşılandığında sükûnet ve iç huzuru meydana gelir.

Kabe, Allah'a güveniyor olmanın ve müslümanlar arasında kendini güvende hissetmenin bir sembolüdür. Hac ibadeti temel güven gereksinmesinin ne şekilde doyurula-cağına dair ipuçları verir. Bu güdüyü sağlıklı bir şekilde doyurmanın yollarına işaret eder.

Toplumsal ilgi ve temel güven eğiliminin yanında, hac ibadetinde insanın saldırganlık eğilimine dair mesajlar da vardır.

sKUR'AN'DA İBADET PSİKOLOJİSİ;

Psikologların bir kısmı, saldırganlığın doğuştan getirilmiş bir eğilim olduğu görüşünü benimserler. (14) Buna karşılık, sosyal öğrenme kuramına göre saldırganlık, öğrenilmiş bir tepkidir. (15) Uzlaşmacı bir şekilde konuyu değerlendirenler ise, saldırganlığın yalnızca doğuştan gelen faktörlere indirgenemeyeceğini, öğrenmenin saldırgan davranışlar üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu ileri sürerler. (16)

Saldırganlık, genel hatlarıyla bir başkasına fiziksel ya da sözlü olarak zarar verme ya da bir başkasının sahip olduğu mülkü tahrip etme amacıyla yapılan davranış şeklinde tanımlanır. (17) Kişi hac ortamında bu saldın eğilimini yok etmek, başkalarına karşı merhametli olmak durumundadır. Hac esnasında müslüman öfkelenmekten, başkalarına acı vermekten özellikle sakınmak zorundadır. Hac, bu yönüyle saldırganlık eğilimin hangi şekilde kontrol edileceğine dair bir eğitim faaliyetidir.

"Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda (ihram'a girerek) haccı (kendine) gerekli kılarsa bilsin ki, hacda kadına yaklaşmak, günah'a sapmak, kavga etmek yoktur." (18) Âyette geçen "cidal" kavramı "mira" olgusuyla açıklanmıştır. (19) Mira; münakaşa etmek, tartışmak demektir. Bünyesinde saldırganlık öğesi bulunduran bu fiilin hac esnasında yasaklandığını görüyoruz.

Hac esnasında saldırganlık eğilimine getirilen kısıtlama o kadar kapsamlıdır ki. insanın dışındaki diğer canlıları da içine alır. Muhtevasında bir anlamda şiddet

eğilimi bulunan avcılık bile yasaklanmıştır: "Ey iman edenler, ihram'da iken av öldürmeyin." (20) Zararlı hayvanlar bu yasağın dışındadır. (21)

"Hacda kadına yaklaşmak yoktur." (22) Sadece karı koca arasındaki cinsel ilişki değil, cinsel güdüyü uyarıcı her türlü söz, tavır yasaklanmıştır. (23) Hac vasıtasıyla insan, cinsel güdüsünü kontrol altına almayı, yeri geldiğinde ona karşı direnmeyi öğrenmiş olmaktadır.

Yüce Allah, hac ibadeti aracılığı ile kişinin toplumsal ilgi, temel güven, saldırganlık eğilimleri ve cinsel güdüsüne müdâhale etmektedir. Bu güdü ve yönsemelerin doyurulmasına yönelik pratik çözümler üretirken, öte yandan bunların ilâhî otorite tarafından buyrulan değer yargılarına göre şekillenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Hac sırasında güdü ve yönsemelere Allah tarafından yapılan müdahaleyi ve sınırlamayı kabul eden mümin, bu güdü ve eğilimler hakkında Allah'ın koymuş olduğu değer ölçülerine rahatlıkla uyacak ve itaat edecektir.

Konumuz gereği haccın daha çok insana dönük yönünü ele almaya çalıştık. İlâhî âlemin insanın beşerî dünyasına yaptığı müdahaleye ve gerçekleştirmek istediğ düzenlemeye şahit olduk. Paralel hareket olarak nitelenet bu oluşumun yanında insan, dikey hareketle her şeyini kendisine borçlu olduğu Mutlak, Ezelî ve Ebedî olan varlığa doğru bir yöneliş gerçekleştirir. Özellikle Kabe'nin tavaf edilmesi şeklindeki hac menâsikinin, Rab kul ilişkisine, kulun Rabbine yönelişine delâlet ettiğini

zannediyoruz.

Hac ibadetinde sembolik nesneler karşısında yine sembolik vaziyet alışlar sözkonusudur. Sembolik nesne ve hareketlerin muhtevası hakkında kesin bir şekilde yargıya varamıyorsak da delâlet ettikleri bazı tezahürlerden bahsedebiliriz.

Kabe, Yüce Allah'ın yeryüzündeki bir alâmeti nişanıdır. (24) Kabe'yi tavaf etmek Allah'a duyulan aşkı, takvayı, sadâkati, teslimiyeti, kulluğu, her türlü müsbet yönelişi ifade eder. "Eski Ev (Kabe'yi) tavaf etsinler" (25) âyeti hac vasıtasıyla kulun Allah'a yönelişini (üikey hareket) sembolize ederken, Safa ile Merve arasındaki sa'y paralel hareketi ifade eder. "Safa ile Merve Allah'ın nişanlarındandır." (26) Bu iki nişanın tarihsel arka planına baktığımızda yalnız kalmış, güven ve toplumsal ilgi arayan, fizyolojik güdülerini doyurmaya, susuzluğunu gidermeye çalışan, annelik iç güdüsüyle çırpman (27) İsmail'in annesini görürüz.

Kabe kişiliğin üst ben'ini (otorite ve değerler alanını) Safa ile Merve arasında sa'y ise, güdü ve yönsemeleri sembolize ediyor şeklinde bir yorum geliyor aklımıza....

KUR'AN'DA İBADET PSİKOLOJİSİ;

SONUÇ

İlk bakışta ibadetlerin kulun Rabbine yönelmesinden ibaret olduğu anlaşılır. Namaz, oruç, zekât ve hac aracılığı ile kul, Rabbi ile ilişki kurmak ve bu ilişki neticesinde ortaya çıkan dinî tecrübeyi yaşamak ister. İbadetler sanki sadece kuldan Rabbe doğru, tek yönlüymüş gibi zannedilir. Oysa Kur'ân bu dikey hareketin yanında, ibadetlerin fonksiyonuna ilişkin paralel hareketten de bahseder. İnsanın gündelik hayatının içine nasıl nüfuz ettiğini, kişilik oluşumuna nasıl müdahalede bulunduğunu gösterir. İbadetler öyle mükemmel kodlanmışlardır ki, hemen hemen insanın bütün beşerî eğilimleriyle örtüşürier.

Meselâ, namaz, çıkar dürtüsü, toplumsal ilgi eğilimi, özvarlıktan memnuniyetsizlik duygusu gibi eğilimleri kontrol etmede; oruç, yeme, içme, cinsel güdü gibi fizyolojik güdüleri, değer yargılarına boyun eğdirmede; zekat, sahibiyet duygusu, üstünlük eğilimi gibi yönsemeleri sınırlamada; hac, toplumsal ilgi, temel güven, saldırganlık ve cinsel güdüyü değer ölçülerine uydurmada etkin rol alırlar. İbadetler bir yandan üst ben'e hitabeden otoritenin

gücünü kula sürekli hatırlatır ve hissettirirken, diğer yandan bütün güdü ve eğilimlerin ilâhî kaynaklı değer yargılarına göre şekillenmesinde bir tür taşıyıcı rolü üstlenirler.

. İbadetlerin, insanla ilgili her türlü aktiviteyle şöyle ya da böyle bir ilişkisi vardır. 'Kur'ân'in önerdiği hiçbir tutum ve eylem asla birbirinden kopuk değildir. Müslümanın inancı, ibadetleri, diğer bütün tutum ve davranışları birbiriyle sürekli iletişim halindedir ve birbirlerini etkilerler, yönlendirirler, şekillendirirler.

Kur'ân'ın ifadeleri ışığında ibadetlere baktığımızda, ibadetlerin insanın bütün ilgi alanlarına müdahale ettiğini görürüz.

Üst ben ve alt ben kişiliğin iki temel öğesidir. İbadetler, üst ben'e hakim olan nihâî otoritenin Allah olması gerektiğini her an şuur halinde tutarlar. Diğer yandan güdü ve eğilimlerin, Allah tarafından konan değerlere göre şekillenmesini kolaylaştırırlar.

Biz bu araştırmamızda, Kur'ân'ın insanla ilgili bütün önerilerinin birbiriyle, belli seviyeler ve oranlarda mutlaka ilişkili olduğu kanaatine ulaştık. Söz konusu önerilerin birbirinden bağımsız ve kopuk olduğunu düşünmek, böyle bir dünya görüşü, yaşayış tarzı geliştirmek Kur'ân'ın muhteva bütünlüğüne uygun düşmez.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
  • Büleklär
  • Kuran'da Ibadet Psikolojisi - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3994
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1913
    25.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kuran'da Ibadet Psikolojisi - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3883
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1908
    25.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.