Kötü ve İğrenç - 18

Süzlärneñ gomumi sanı 2923
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1361
34.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
“Hayır, almam,” demiş. Körpe kadın buna da çok fena bozulmuş ama gene belli etmemiş;
“Hıh! Ben de sana varmam,” demiş.
Ormanda herkes körpe kadının çok kaprisli olduğunu bildiği için bu evliliğe yanaşmıyorlarmış. Kime evlenme teklifi ettiyse, “Seni almayız,” cevabını almış.
Ormanda yürümekten ayakları şişmiş, saçı başı dağılmış. Üzgün üzgün dolaşırken bir kuyunun başına gelmiş.
“Azıcık şurada dinleneyim,” deyip oturmuş. O sırada da yoldan atlı arabalar geçiyormuş. Körpe kadının böyle üzgün halini gören arabacı durmuş ve arabadan inip körpe kadının yanına gelmiş. Son derece iyi giyimli ve Ortaköy’ün en zengin farelerinden biriymiş. Fare, kara böceğin elini tutup;
“Ben buraların yabancısıyım. Senin bu halin beni çok üzdü. Derdin ne ise anlat bana,” demiş. Kara böceğin öyle masum bir hali varmış ki, bir bakışta aşık olmuş.
“Adın ne senin?” demiş fareye, körpe kadın.
“Süleyman Bey. Ya senin ki?”
“Benim de körpe kadın,” demiş güzel kara böcek.
Başından geçenleri bir bir anlatmış Süleyman Bey’e. Süleyman Bey, çok üzülmüş ve körpe kadına;
“Ben seni alırım körpe kadın. Sen hiç merak etme. Yalnız bana müsaade et. Ortaköy’e gidip sana güzel elbiseler, ayakkabılar alayım. Gelince de düğün hazırlıklarına başlarız. Bir iki saat sonra gelirim ve seni buradan alırım. Hiçbir yere ayrılma, beni bekle,” demiş ve yola koyulmuş.
Aradan bir saat geçmiş... İki saat geçmiş... Beş saat geçmiş ama gelip giden yok! Canı sıkılmış körpe kadının. Kuyunun içindeki suya bakarken, kendi yansımasını görmüş;
“Eyvah saçlarım çok dağılmış! Biraz düzelteyim,” derken kuyunun içine düşmüş ama neyse ki kuyunun duvarının içinde tutunacak bir yer bulmuş. Bir taraftan da bağırıyormuş;
“İmdat! Beni kurtarın.”
O sırada oradan geçen bir atlı süvari, sesi duymuş. Kuyuya yanaşıp;
“Ver elini de seni buradan çıkarayım,” demiş. Körpe kadın;
“Hayır” demiş ve devam etmiş, “Ortaköy’e varın. Süleyman Bey’i bulun gelsin, beni kurtarsın. Ancak o gelirse elimi veririm.”
Atlı süvari koşmuş, bulmuş, Süleyman Bey’i getirmiş. Onlar gelesiye kadar bir hayli vakit geçince, körpe kadın çok kızmış ve Süleyman Bey e naz yapmaya karar vermiş. Süleyman Bey özür dilerim diyerek;
“Ver elini körpe kadın, çekelek,” demiş.
Körpe kadın;
“Hayır vermeyeceğim elimi. Ben sana küselek,” demiş.
Bu konuşma on beş, yirmi kere tekrarlanınca Süleyman Bey sinirlenmiş;
“Çok naz, aşık usandırır. Elini vermezsen verme, ben de sana tepelek,” deyip yukarıya tırmanmaya çalışan Körpe kadının kafasına bir tekme de kendi vurmuş ve körpe kadın suda boğulup ölmüş...

Kıssadan hisse...
YARAMAZ MERCAN
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde küçük kasabalardan birinde güzel bir kız dünyaya gelmiş. Annesi ve babası, kızımızın adı ne olsun diye düşünmüşler günlerce. En sonunda akıllarına geç de olsa bir fikir gelmiş. Güzel küçük kızın güzel mercan gözleri yüzünden ona Mercan adını vermişler. Mercan’ı el bebek, gül bebek büyütmüşler. Tabii bir dediği iki olmadan büyüdüğü için şımarık, ele avuca sığmayan yaramaz bir çocuk olmuş. Yemek yemez, istediği olmazsa avaz avaz bağırır, uyku uyumaz, söz dinlemezmiş. Bütün kasaba halkını yaramazlıklarıyla bıktırırmış.
Kasabanın çocukları, yaramaz Mercan’ı görünce korkudan eve kaçarlarmış. Kasabada kırmadığı cam ve dövmediği çocuk kalmamış. Akla hayale gelmeyen muzurlukları yüzünden herkes illallah dermiş.

Günün birinde yaramaz Mercan, annesinden ve babasından bıkmış. Yeni şeyler aramak üzere evden kaçmış. Şımarık şımarık dolaşırken çingeneler, yaramaz Mercan’ı kaçırmışlar. Günlerce aç ve susuz bırakmışlar. Elini kolunu bağlayıp zorla dilendirmeye başlamışlar. En ufak bir kapris yaptığında bayıltana kadar dövmüşler. Ağlamaktan gözleri, kan çanağına dönmüş. İşte o zaman kafasına dank etmiş.
“Annemin, babamın sözünü hiç dinlemedim. Kötü hareketlerimle herkesi bıktırdım. Meğer ben ne kadar kötü bir kızmışım,” diye söylenmeye başlamış. Ne yapacağını bilmiyormuş. Tek çaresinin dua etmek olduğunu düşünmüş.
“Allah’ım lütfen beni buradan kurtar ve aileme kavuştur,” diye dua etmiş günlerce.

Bir gün dilenmeye gittiği yerde tesadüfen eski kasabasından biri, yaramaz Mercan’ı dilenirken görmüş. Yanına yaklaşmış ve konuşmaya başlamış.
“Sen niye buradasın kızım? Evden kaçtığın günden beri, annen ve baban her yerde seni aradılar, bulamadılar. Zavallılar perişan oldular. Şansın varmış ki, bana rastladın. Ama bana söz ver. Bir daha asla annenin, babanın sözünden çıkmayacaksın. Onları üzmeyeceksin ve uslu bir kız olacaksın. Tamam mı?”
Yaramaz Mercan ise hiç düşünmeden yanıt vermiş;
“Tamam. Ne istersen yaparım amca, yeter ki beni eve götür,” demiş.
Böylece yaramaz Mercan söz vermiş ve amcanın elini tutarak evlerinin yoluna koyulmuşlar.

Evlerine geldiklerinde annesi ve babası hasretle kucaklamışlar yavrularını. Yaramaz Mercan, başından geçen kötü olaylardan sonra bir daha hiç yaramazlık yapmamış. Annesi ne yemek verdiyse yemiş ve sevgi dolu kollarında uyuya kalmış. Rüyasında iyilik meleklerinin, ona göz kırptıklarını görmüş.
KADERSİZ MERCAN (ANTİ)
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde küçük kasabalardan birinde güzel bir kız dünyaya gelmiş. Annesi ve babası, kızımızın adı ne olsun diye düşünmüşler günlerce. En sonunda akıllarına geç de olsa bir fikir gelmiş. Güzel küçük kızın güzel mercan gözleri yüzünden ona Mercan adını vermişler. Mercan’ı el bebek, gül bebek büyütmüşler. Tabii bir dediği iki olmadan büyüdüğü için şımarık, ele avuca sığmayan yaramaz bir çocuk olmuş. Yemek yemez, istediği olmazsa avaz avaz bağırır, uyku uyumaz, söz dinlemezmiş. Bütün kasaba halkını yaramazlıklarıyla bıktırırmış.
Kasabanın çocukları, yaramaz Mercan’ı görünce korkudan eve kaçarlarmış. Kasabada kırmadığı cam ve dövmediği çocuk kalmamış. Akla hayale gelmeyen muzurlukları yüzünden herkes illallah dermiş.

Günün birinde yaramaz Mercan, annesinden ve babasından bıkmış. Yeni şeyler aramak üzere evden kaçmış. Ortalıklarda öylesine dolaşırken çingeneler, yaramaz Mercan’ı kaçırmışlar. Günlerce aç ve susuz bırakmışlar. Vücudunda onlarca sigara söndürmüşler. Elini kolunu bağlayıp zorla dilendirmeye başlamışlar. En ufak bir mızmızlanmasında bayıltana kadar borularla dövmüşler. Kemerlerle kırbaçlamışlar. Vücudunda ütü söndürmüşler. Küçük kız, çığlıklarla bu acılara direnmeye çalışıyormuş. Bu küçük bedenin bu kadar acıya dayanması bile mucizeymiş. Ağlamaktan gözleri, kan çanağına dönmüş. Vücudu yüreklerin dayanmayacağı yaralarla doluymuş. Sanki bir harita gibi olmuş sırtı. İşte o zaman kafasına dank etmiş.
“Annemin, babamın sözünü hiç dinlemedim. Kötü hareketlerimle herkesi bıktırdım. Meğer ben ne kadar kötü bir kızmışım. Ne kadersizmişim. Kahretsin bu beni bu hale getiren şerefsizlere. Allah belalarını versin!” Diye söylenmeye başlamış. Ne yapacağını bilmiyormuş. Tek çaresinin dua etmek olduğunu düşünmüş.
“Allah’ım lütfen beni buradan kurtar ve aileme kavuştur,” diye dua etmiş günlerce.
Çingenelerden biri, “Bu kız dilenmek için fazla sağlam,” diye söylenmeye başlamış. Artık kimse bu yaralara inanmıyor diye avaz avaz bağırıyormuş. Bir bacağını ve bir kolunu kangren yaparsak kesebiliriz diye düşünmüşler. Ancak Mercan, o sırada tüm söylenenleri işitivermiş. Gece yarısı herkes uyurken, oradan uzaklaşıvermiş. Sabah ise etrafta dolanırken tesadüfen eski kasabasından biri, yaramaz Mercan’ı görmüş. Yanına yaklaşmış ve konuşmaya başlamış.
“Sen niye buradasın kızım? Evden kaçtığın günden beri, annen ve baban her yerde seni aradılar, bulamadılar. Zavallılar perişan oldular. Şansın varmış ki, bana rastladın. Ama bana söz ver. Bir daha asla annenin, babanın sözünden çıkmayacaksın. Onları üzmeyeceksin ve uslu bir kız olacaksın. Tamam mı?”
Yaramaz Mercan ise hiç düşünmeden yanıt vermiş;
“Tamam. Ne istersen yaparım amca, yeter ki beni eve götür,” demiş.
Adam şöyle bir düşünmüş ve kıza yanıt vermiş;
“Ne istersem mi?”
“Ne istersen amca.”
Böylece yaramaz Mercan söz vermiş ve amcanın elini tutarak evlerinin yoluna koyulmuşlar.
Adam, kızı aldığı gibi kendi evine götürmüş. Mercan masum bir şekilde sormuş;
“Amca sen beni eve götürmeyecek miydin?”
“Götüreceğim ama bir şartla. İstediğimi yerine getirirsen ve uslu durursan seni eve götüreceğim. Ancak istediğim şeyi ailene de söylemeyeceksin. Tamam mı?”
“Tamam.”
Adam, pantolonun kemerini çözmeye başlamış ve kıza bakarak;
“Kızım senle bir oyun oynayalım. Sen şimdi köpek şeklinde dur bakalım. Sonra da arkanı dön.”
Kız hiç tereddütsüz adamın dediklerini yapmış. Fakat aniden arkasında bir sopa hissetmiş. Kalçasına devamlı bir sopanın girdiğini fark etmiş. Gittikçe daha sert darbelerle giriyormuş. Kız artık dayanamamış ve bağırmaya başlamış,
“Artık yeter amca! Ne olur yapma!” dediyse de, adam hiç aldırmamış ve birkaç dakika sonra yanıt vermiş;
“Daha yeni başlıyoruz kızım. Şimdi önünü dön de, başka oyun oynayalım,” demiş.
Adam, tüm gün boyunca kızın üstünde tepinip durmuş. Gelip gitmiş. Kız perişan haldeymiş. Tüm vücudu acılar içindeymiş.

Evlerine geldiklerinde annesi ve babası hasretle kucaklamışlar yavrularını. Ailesi sormuş kızlarına.
“Sana ne oldu yavrum anlat bize her şeyi” demişler. Yaramaz Mercan, başından geçen kötü olayları bir bir anlatmış ailesine. Ailesi ne yapacağını şaşırmış. Annesi gözlerinden kan boşalırcasına ağlamaya başlamış. Babası da en sonunda dayanamamış ve kızına bir tokat da kendisi vurduktan sonra;
“Gördün işte gününü lanet olasıca! İyi halt ettin kaçarak. Benim böyle kızım olmaz olsun!” demiş ve kızını sokağa atmış.

Mercan’ın sonraki hayatına bakarsak, daha acılı günler geçirmiş. Annesi intihar etmiş. Babası alkole vermiş kendini. Mercan çocuk pornosunda oynamış senelerce. Daha sonra ise hayat kadını oluvermiş. Rüyasında iyilik meleklerinin, ona göz kırptıklarını görmüş. Ancak malesef bu sadece bir rüyaymış. Çünkü her gün başka bir adamın koynunda uyanmaktaymış. En sonunda aşırı dozda uyuşturucu alarak hayata veda etmiş...
Hayatın kahpe sillesi onu mahvetmiş.
KISA FİLM
HELAKOPTER (2004)
Hastane
Hospital
Modern bir hastaneymiş. Modernlik giysilerin serbest olması mı?
- Merhaba.
- Merhaba.
- Sizi burada yeniden görmek ne kadar güzel.
- O iyi mi?
- O iyi… Biraz sorunu var hala ama iyi. Bu akşam sizinle yemeğe çıkalım mı?
- Onu tekrar görebilir miyim?
- Ufffff… Tamam, görürsünüz.
Here’s really a modern hospital. Is the parameter for modernization related to wearing casual clothes?
- Hello.
- Hello.
- It’s nice to see you again here...
- Is he fine?
- He’s fine... Still got some problems but that’s OK. Can we go out for a dinner this evening?
- May i see him again?
- Umh... Ok, you may...
***
- Biliyor musun benim burada bir arkadaşım var. Hep onu alacaklarmış, alacaklarmış diye söylüyor bana.
- Kimler ?
- Bilmiyorum ufocular falan diyor ama ben anlamıyorum. Onunla tanışmak ister misin?
- Başka zaman.
- Ya bir şey olmaz gel seni tanıştırayım. Hadi gel gel…
- You know what? I got a friend here. He says they’re gonna take him
- Who are they?
- I dunno. Some (UFOians) aliens he says but i really can’t get it. Wanna meet him?
- Maybe some other time?
- Don’t worry, nothing bad happens... C’mon...
Helikopter Pisti
Helicopter Landing
Helakopterler… Onları ilk olarak eski kitaplarda görmüştüm. Sonrasında ise ufoların onu alacağını iddia eden o adamda. Tek arkadaşımdı… Neden ufolar onu helakopter pistinden kaçırsınlar ki?
Helakopters... I saw them on an ancient book at first. Then on that guy who claimed that he’s gonna be taken by the UFO’s... He was my only friend. Why would they kidnap him from a Helakopter Land?
- Cık… Üffff… Ya bu kızı nasıl ikna etsem de yemeğe çıkarsam? Bir şey bulmalıyım ama ne?
- (Çocuk kolunu dürter)
- Ne var?
- Şey… O…
- Kim?
- Hani ufocu var ya!
- Evet.
- Onu yine alacaklarmış.
- Yine mi?
- Ah... How am i supposed to convince this girl for going out on a dinner with me? I gotta find something out soon, but what?
- (The kid interrupts him by squeezing his arm)
- What?
- Umh... He...
- Who?
- The UFOians, you know?
- Yes?
- They’re gonna take him again...
- Again?
***
- Gelecekler… Gelecekler… Gelecekler…
- They’re coming... They’re coming...
***
- Ne yapıyorlar onlar orada?
- Onlar mı? Hiçbir şey.
- What are they doing out there?
- They? Nothing.
***
- Gelecekler… Gelecekler… Hepsi gelecek.
- Kim gelecek be ?
- Onlar. Onlar gelecek.
- Niye ?
- Bilmiyorum ama gelecek. Gelecekler… Hepsi birden gelecekler…
- They’re coming... They’re coming?
- Who the hell is coming?
- They... They’re coming.
- Why?
- I dunno, but they’re coming... They’re all gon’be coming...
***
- Peki ne zamana kadar orada duracaklar?
- Daha çok. Hem biz içeride yemeği konuşuyorduk. Ne oldu?
- Ama…
- Biliyorum, onları merak ediyorsun. Ama onlar senin zannettiğinden daha fazla orada kalacaklar. Gidelim.
- Then.. How long are they gonna stay there?
- For so long... We were talking ‘bout the dinner anyways. So what happened?
- But...
- I know, you are curious about how long they’re gonna stay there. But believe me, it’s more than you can ever guess... Let’s go.
***
- Gelecekler… Gelecekler…
- They’re coming... They’re coming...
Ertesi Sabah
Next Morning
- Gitmiş. Hey! Gitmiş… Sonunda ufolar almış onu.
- He’s gone! Hey, he’s gone! The UFO’s have taken him at last!
***
- O adam gerçekten nereye gitti ?
- Bir gün hepimizin gideceği yere.
- Nasıl yani ?
- Burası çok özel bir hastane. Buraya tedavisi olmayan tümör hastaları gelir ve bunun için de böyle farklı davranırlar. Ve hepsi ölümü bekliyor.
- Peki o biliyor mu?
- Kim bilir ? Ama bu mutluluğu bozmak istemeyiz değil mi?
- D’you know where this guy really went to?
- To the place where we’re all gonna visit sooner or later...
- What?
- You know what? Here’s a really special hospital. Only the cancer patients who can never recover, come in here. That’s why they act really weird. And they’re all waiting for death...
- Then... Does he know that?
- Who knows? But we don’t wanna disturb him by telling the truth, right?
***
- Ufolar gitmiş.
- The UFO’s are gone!
***
- Hey!
- Hey!
Hayat bazen rüya gibidir. Gözlerini açarsın, kapatırsın. Ama bunun rüya olduğunu söyleyemem. Biz sadece olmak istediğimizi seçtik. Farklıydık… Ölümü farklılaştırdık.
Ölmek çok kolay, peki yaşamak…?
Ölmek çok kolay, peki yaşamak…?
Life’s sometimes like a dream. You open your eyes... You close your eyes... But i can never tell you that it was just a dream. We’ve just chosen the way we want it to be. We’ve been different. We’ve changed the death. Dying is too easy, how about living?
Dying is too easy, how about living?
Siyah renkler: Türkçe
Kırmızı renkler: İngilizce
PLATONİK (2004)

Konu: Üniversite öğrencisi olan Atakan, içine kapanık bir gençtir. İçinden çıkılamayan bir aşka tutulmuştur. Ancak içindeki bu aşkı, içine kapanıklığından dolayı dışa vuramamaktadır. Bu yüzden de platonik aşkının her türlü hareketi onun hayatını etkilemektedir. Ta ki karşısına yeni bir bayan çıkana kadar.

Sinopsis:

İçine kapanık bir öğrenci olan Atakan, sürekli gördüğü bir kıza abayı yakmıştır. Derslerde onun dikkatini çekmeden izlemektedir. Onunla birlikte acı çekmekte ve onunla birlikte sevinmektedir. Ancak ona içini açamadığından, yani bir nevi utangaçlığından sadece dışarıdan gözlemekten başka bir şey yapamamaktadır.
Günlerden bir gün okulun bir köşesinde rastlantı eseri kızın eli ile kendi eli temas ettiğinde, bu Atakan’ın mutluluktan uçtuğu gün olacaktır. Çatı katında bulunan odasında mutluluktan dolayı, müzik eşliğinde dans etmeye başlar. Yüzünde sanki cennete gitmiş de, geri dönmüş bir ifadeyle odasında dolanmaktadır.
Ancak ertesi gün okula geldiğinde acı bir gerçekle karşılar. Platonik aşkının elleri, bir başka yabancının elleri kesişmektedir. Birbirilerinin ellerini tutmaktadırlar. Bu Atakan için tam bir ihanettir. Bu yüzden de tüm sinirini dışarı boşaltmaya başlar. Bir bir gizli çektiği fotoğrafları yırtmaya başlar, çatı katındaki odasında. Kızgınlığı gölgesine bile yansımıştır ki, gölgesi tam bir deli edasıyla sallanmaya başlar. Siniri birazcık geçtiğinde ise bu sefer de içindeki duygu seli ön plana çıkar ve cenin pozisyonunda halısının üstünde ağlamaya başlar.
Bir sonraki gün ise okula tamamen üzgün bir şekilde geldiğinde, karşısındaki manzara ile keyfi aniden yerine gelir. Çünkü daha önce hiç böyle güzel bir varlık görmemiştir. Adeta ilk görüşte aşık olmuştur ona. İçindeki acı bir anda, bu manzarayla birlikte uçup gitmiştir. Cep telefonuyla devamlı onun fotoğraflarını gizliden gizliye çekmeye başlar. Bunları daha sonra normal fotoğraf formatına getirir.
Çatı katındaki odasında duvara asılı resimlere bakarak gülümser, hiç gülümsemediği kadar gülümsemeye başlar. Elindeki fotoğraflara adeta sarılır. Odasının tamamını gördüğümüzde ise duvarlarında asılı fotoğraflarda hep aynı karenin olduğunu görürüz. Fotoğraflarda eller vardır. Sadece kızın elleri…
VAROLUŞÇULUK VE NOT TUTMAK (2004)

İÇ – GÜNDÜZ: SINIF: Serkan, Ferdi, Haktan
Öğretmen masasına yaslanmış Ferdi ile öğretmen sandalyesinde oturan Serkan aralarında konuşmaktadırlar.
FERDİ: Duydun mu, beni reddeden kız vardı ya, şu anda embesilin tekiyle çıkıyormuş.
SERKAN: Bana ne o kızdan?
FERDİ: Öyle deme Serkan, her türlü olayı sorumluluk olarak karşılamalısın.
SERKAN: Bu ne işime yaracak ki?
FERDİ: Sartre’ın dediklerini düşün. “Savaşın sorumlusu benim,” demiş. Sen hala bana ne diyorsun.
SERKAN: Ne yani bu kızın savaşla ne alakası var?
FERDİ: Alakası olması gerekmiyor. Sen bunu dert edinmelisin ki, bunun alakası olsun. Unutma ki, İnsan olman önemli değil. Nasıl bir insan olacağın önemlidir. Buna sen şekil vermelisin.

Tam bu sırada sınıfın içine Haktan dalar. Sırasında duran çantasına doğru yönelerek, çantasının içinde bir şey alır ve sınıfın kapısına doğru ilerlemeye başlar.

FERDİ: Serkan, bir ses duyuyor musun?
SERKAN: Bir şey geliyor ama…
FERDİ: Bak kim burada?
SERKAN: Aaa buzağı gelmiş. Selam vermek yok mu?
HAKTAN: ….
FERDİ: Sana diyor duymuyor musun buzağı!
SERKAN: Buzağının sağır olduğunu bilmiyordum.
FERDİ: Zaten sağır olmadı, sağır doğdu.
SERKAN: Heheehh
FERDİ: Heheheh… Hey sana diyoruz, baksana buraya büyük baş hayvan!
HAKTAN: What do you want for me?
FERDİ: Hönk! Bu adam bence fazla film seyrediyor.
SERKAN: Vay Iceweb seni. Dur bakalım orada. Şimdi notlarını ver bakalım bize.
HAKTAN: Ne notları?
FERDİ: Anlamamazlıktan gelme. Gizli gizli derste aldığın notları. Çakallık yapma, çakarız iki tane.
HAKTAN: Ben not falan almadım. İnanmıyorsanız bakın çantama.
SERKAN: Ne diyor bu eleman, anlıyor musun? Sanki başka frekansta konuşuyor.
FERDİ: Başka frekansta konuşuyor tabii ki. Onun frekansını sadece hayvanlar duyabiliyor.
HAKTAN: Çok komik. Bu esprileri yapana kadar dersi dinleseydiniz, şimdiye kadar okulu bitirmiştiniz ama neyse. Ben derste not tutmuyordum. Gelecek ayki ödevi yapıyordum.
SERKAN: Vay inek vay… İyi git o zaman, toz ol buradan. Bak seni otlaman için çimenler bekliyor dışarıda. Hadi naş naş…

Haktan sınıftan çıkarken, Ferdi ile Serkan konuşmaya devam ediyordular.

FERDİ: Nerede kalmıştık? Hatırladım. Sen kendine şekil veremedikten sonra her şey yalan.
SERKAN: Sen nerden saçmalıyorsun bunları?
FERDİ: Elimde tuttuğum felsefe kitabından tabii ki…





HAKTAN KAAN İÇEL

1984’ün Ağustos ayında, İstanbul’da dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve liseyi de bu şehirde okudu. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema bölümünde öğrencilikle meşgul.
Liselerarası kompozisyon yarışmasında birincilik aldıktan sonra yazmaya ağırlık verdi. Mahzen Öykü Yarışması’nda “Kalplerdeki Mutluluk Masalı” adlı öyküsüyle birincilik aldı. Xasiork Ölümsüz Öyküler Yayımevi’nden çıkan “Ölümsüzler” isimli antolojide de bu öyküsüyle yer aldı.
Kısa film yönetmenliği ve oyunculuğu yapmakta olan Haktan Kaan İçel’in, üç adet kısa filmi bulunmaktadır. Bunun dışında sayısız filmde oyuncu olarak görev almıştır. Bunun yanında kısa filmlerde senaristlik, boom operatörlüğü, ışıkçı, kameraman, ses teknisyenliği, suflör, görüntü yönetmenliği, set amirliği gibi görevlerde yer almıştır.
Purple Mushroom isimli müzik grubu ile insanlara rahatsızlık vermekte olup, aynı zamanda kayıt sırasında doğaçlama saçma söz yazmaktadır.
Evli ve iki çocuk babası değildir. Ancak başını sokacağı bir evi vardır.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
  • Büleklär
  • Kötü ve İğrenç - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3853
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2155
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 4054
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2003
    30.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4066
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1863
    34.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3788
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1957
    32.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3743
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1750
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3863
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1921
    33.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3862
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1884
    31.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3713
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1956
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3790
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1987
    29.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3734
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1736
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3785
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1761
    35.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3717
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1677
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1720
    37.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1712
    35.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 15
    Süzlärneñ gomumi sanı 3742
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1803
    34.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 16
    Süzlärneñ gomumi sanı 3751
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1900
    34.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 17
    Süzlärneñ gomumi sanı 3805
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1743
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 18
    Süzlärneñ gomumi sanı 2923
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1361
    34.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.