Kötü ve İğrenç - 14

Süzlärneñ gomumi sanı 3796
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1712
35.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Julle, Lans’a sarılmış ve kafasını Lans’ın göğsüne doğru yaslamıştı. Lans da aynı şekilde Julle’e sımsıkı sarılmıştı ve eliyle Julle’ün saçlarını okşuyordu. Tüm ortam sessizleşmişti. Yüzlerinde koca bir tebessüm hakimdi. Julle eliyle Lans’ın göğsünü okşarken bir anda vücudundaki derin yara izini fark etti ve sessizliği bozuverdi;
“Bu yara ne zaman oldu?”
“Tam iki yıl önce, bir uçak kazasında oldu.”
“Uçak kazası mı?”
“Evet uçak kazasında.”
“Çok ölen oldu mu kazada?”
“Aslında sadece ben hayatta kaldım.”
“Bu bir mucize. Demek ki Tanrı senin yaşamanı istedi.”
“Aslında benim görüşüme göre, ben yaşamayı istedim ve başardım.”
Bu aralarında geçen diyalogdan sonra bir müddet daha suskunluk hakim oldu geceye. Derken kadın bir kez daha sessizliği bozan taraf oldu.
“Artık gitmeliyim sanırım.”
“Bu gece gitmene izin veremem. Seni kesinlikle bırakmam. Ne dersen de.”
“İşe geç kalırım yarın ama.”
“Ben sana onu halledeceğimi söyledim.”
“Peki sen nasıl istersen.”
Ertesi sabah ise geç de olsa, Julle işine gitmeyi tercih etti. Ancak gittiği zaman onun her zaman oturduğu yerde bir başkası vardı. Bir yabancı onun yerine çalışıyor gibiydi. Yabancının yanına gitti ve ona merakla sordu;
“Merhaba, size bir şey sorabilir miyim?”
“Tabii ki.”
“Siz burada ne kadar süredir çalışıyorsunuz?”
“Aslında daha yeni başladım. Bugün ilk günüm.”
“İlk gününüz mü? Peki sizden önce çalışan kişi hakkında bir bilginiz var mı?”
“Sadece onun ani bir kararla işinden ayrıldığını biliyorum.”
Julle bir anda şoka uğradı fakat fark ettirmedi. Gayet kendinden emin bir tavırla gişedeki yabancıya teşekkür etti ve oradan hızlıca uzaklaşmaya başladı. Kafasında çeşitli sorular belirivermişti aniden. Karmakarışık beynini fazla kurcalamak istemedi ve günün başlamadan bitmesi için evine gidip banyo yaptıktan sonra uyumayı tercih etti.
Gözlerini açtığında kulaklarında uzun uzun bir çınlama duyuluyordu. Ancak kafası yerine geldiğinde bunun çınlama değil de, kapı zili olduğunu anladı. Çok beklemeden kapıya doğru koştu, uykudan yeni kalkmış gözlerinin şişkinliği ile. Kapıyı açtığında karşısında yine o vardı. Yani ilk görüşte dikkatini çeken kişiydi. Karşısındaki Lans’tan başkası değildi. Kadın ne diyeceğini bilemese de, Lans’ı içeriye davet etti. Lans ise bu sefer teklifini reddetmedi. Evin salonuna doğru gittiler ve oturdular. Lans fazla beklemeden konuşmaya başladı;
“Julle çok güzel görünüyorsun.”
“Bu şişmiş gözlerle mi?”
“Hayır tam tersine doğallığınla.”
“Çok tatlısın ama bunu söylemek için gelmedin herhalde.”
“Aslında haklısın bunun için gelmedim. Artık işinde de çalışmadığına göre benimle kalmanı teklif edecektim sana.”
“Bir dakika... Sen benim işim ile konuyu nerden biliyorsun?”
“Sana halledeceğimi söylemiştim değil mi?
“Yani bunu sen mi yaptın?”
“Evet senin benimle kalmanı istediğimden dolayı bunu yaptım. Kızdın mı bana?”
Julle birazcık düşündü. Cevap vermedi ancak biraz sonra muzur bir gülümsemeyle;
“Tüm kalbimle senin yanında olmayı isterim.”
Bu sözler üzerine birbirlerinin dudaklarına küçük öpücükler kondurdular. Arkasından da birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Birbirlerinin kemiklerini kırmak istercesine.
1 AY SONRA
Günlerdir sadece birbirleri için yaşıyorlardı. Lans’ın büyük evinde hiç olmadıkları kadar bahtiyardılar. Her gece leziz yemekler yiyiyorlardı. Hatta Julle bu leziz yemeklerin aşçısıyla tanışmak istedi ve onunla bol bol sohbet ettiler. Yemekler hakkında bilgi aldı. Her gece dans ettiler, geceleri dışarılarda iki çift olarak gezindiler. Geceleri ya da gündüzleri ayırt etmeden durmadan seviştiler. Birbirilerine sahip olmanın tadını çıkardılar. Mutluydular ve bu mutluluklarını kimse bozamaz gibiydi. Hiç kimse...
Lans’ın evinin kapısı çalındığında yine her zamanki gibi birbirlerine sarılarak oturuyorlardı Lans ile Julle. Kapıyı Francis açmıştı. Karşısında iki kişi duruyordu. Francis, ilk olarak konuşmaya başladı;
“Buyurun sizlere nasıl yardımcı olabilirim?”
“Bay Cliffes evi değil mi?”
“Evet efendim.”
“Bizler polisiz, Bay Cliffes ile görüşmek istiyoruz.”
“Bay Cliffes, şu an meşgul. Odasında yalnız değil.”
“Aslında konuşacağımız konu çok önemli olduğundan yanındaki kişinin de olmasını isterim.”
Birkaç dakika sonra ise Francis Lans ile Julle’ün yanına gelmişti ve dimdik duran vücudunun yakınlarında olduğunu belli etmek için öksürüverdi;
“Ehem ehem...”
“Francis ne oldu?”
“Sizleri bekleyen iki polis var kapıda efendim.”
“Polis mi?”
“Ne istiyorlarmış?”
“Sanırım bir araştırma efendim.”
“Neyse bakalım bari. Tatlım sen burada kal, benim işim uzun sürmez herhalde.” Diye Julle’e seslendi. Ancak bu söz üzerine Francis konuşmanın arasına girdi;
“Efendim sizi ve aynı zamanda Bayan Leroy’ı da görmek istiyorlar.”
“Hımm... O halde bizde geliriz birazdan. Onları ofisime götür Francis. Biraz sonra geleceğimizi haber ver.”
“Peki efendim.”
Az sonra herkes Lans’ın ofisindeydi. Ofiste iki sivil polis duruyordular. Biri yaşlıydı, diğeri ise diğerine göre oldukça gençti. Lans polislere dönerek;
“Hoş geldiniz beyler.”
Polislerden yaşlı olanı cevap verdi;
“Hoş bulduk Bay Cliffes ve Bayan Cliffes.”
“Aslında biz evli değiliz.”
“Pardon. Bir an için evli olduğunuzu düşündüm.”
“Önemli değil, peki ben sizlerin adlarını alabilir miyim ve de kimliklerinizi görebilir miyim? Ne de olsa bu devirde herkes katil ve ya dolandırıcı olabilir.”
“Haklısınız Bay Cliffes. Benim adım Vincent Renier ve yardımcım da Henry Monet. Aslında tam da sizinle bu konu hakkında konuşacaktım. Buyrun bunlarda kimliklerimiz.” Dedi ve kimliklerini Lans ve Julle’a doğru uzattılar.
“Buyrun oturun,” dedi Lans ve polisler boş olan koltuklara geçtiler. Julle ve Lans ise adamların karşısında duran sandalyelere geçtiler. Lans ise ilk olarak konuşmaya başladı;
“Bay Renier, adınız tanıdık geliyor.”
“Belki de medyanın gerçekten de ilgi gösterdiği bir suçluyu yakaladığımdan dolayı hatırlıyorsunuzdur ismimi.”
“Olabilir. Peki bu isim neydi?”
“Katil Tim “Ölüm Meleği”Le Bihen’i hatırlar mısınız?”
“Kim hatırlamaz. O ülkenin bir numaralı katiliydi.”
“Ama bu onu yakalamama mani olmadı.”
“Sanırım bu olaydan sonra emekli olduğunuzu duymuştum.”
“Evet emekli olmuştum, ancak bana teşkilatın tekrar ihtiyacı oldu.”
“O kadar cani bir katili yakalamak zor bir işti. Yani emekli olmakta bence haklıydınız. Ne de olsa gelmiş geçmiş en dehşet verici cinayetler o adamın işiydi.”
“Aslında ben böyle konuşmazdım.”
“Nasıl yani?”
“Yani ondan daha da dehşet verici cinayetler gördüm. Özellikle de şu son zamanlarda ortaya çıkan katili düşünürsek.”
“Yeni bir katil mi çıktı?”
“Bay Cliffes sanırım siz hiç televizyon izlemiyorsunuz ve ya gazete okumuyorsunuz. Çünkü tüm şehir bu korkunç katili konuşuyor. Şehirde herkes can güvenliğinden endişe ediyor. Son üç - dört haftadır kaybolan insan sayısı arttı. Gerçekten de halkın can güvenliği tehdit altında.”
“Gerçekten de üzücü. İnanın ki son haftalarda biricik sevgilim Julle’dan başka kimseye vakit ayıramadım. Hatta yakında bir iş seyahatine çıkmam gerekecek, çünkü işlerimle fazla ilgilenemedim.”
“Anladım Bay Cliffes. Ben de zaten sizleri uyarmaya gelmiştim. Yeterince güvenliğiniz mevcut mu diye soracaktım.”
“Sanırım yeterince güvendeyiz. Güvenlik iyi çalışıyor. Ancak isterseniz kuvvetlendirebilirim.”
“Mümkünse bunu yapın ve size tavsiyem tanımadığınız kimselerle konuşmayın.”
“Bizi düşündüğünüz için teşekkürler Bay Renier.”
“Önemli değil. İşimizi yapıyoruz burada. Neyse iyi geceler Bay Cliffes ve Bayan...?”
Julle ise adamın cümlesini tamamlayıverdi;
“Leroy... Julle Leroy.”
“Evet. İyi akşamlar Bayan Leroy.”
“İyi akşamlar Bay Renier.”
Renier, Lans’a döndü ve bir soru sormak için daha hamle yaptı;
“Pardon Bay Cliffes size son bir soru sorabilir miyim?”
“Tabii ki.”
“Ben de sizin adınızı anımsar gibiyim. Hatta günlerce konuşulmuş bir olayda duymuştum sanki isminizi. Belki de yanılıyorumdur, ne de olsa isim benzerlikleri olabilir.”
“Aslında haklısınız Bay Renier. Ben büyük bir uçak kazasından kurtulan tek kişi olarak ünlenmiştim.”
“Hatırladım. Hatta gazete manşetlerinde hep aynı şeyler yazılmıştı. ‘Mucize İşadamı’ ismiyle de sanırım işinizde daha da yükselmiştiniz. Üstelik yanılmıyorsam, bu kazada tuhaf bir şey vardı.”
“Ne gibi?”
“Yani en azından bana tuhaf gelmişti. Uçağın infilak etmesiyle birlikte bir çok ceset çıkartılmıştı uçaktan. Hatta iki kişi dışında herkesin yanmış cesetleri bulunmuştu.”
“İki kişi?”
“Evet biri sizdiniz. Yani hala yaşıyorsunuz. Diğeri ise hosteslerden biriydi. Sanırım adı Clasie ya da Claire gibi bir şeydi. Hafızam eskisine göre pek berrak değil ama nedense bu olay aklımda kalmış. Yani acaba o hostese ne oldu hep merak ederim. Çünkü ne cesedi bulundu, ne de canlısı.”
“Aslında evet. Böyle bir şey olmuştu ancak benim fikrimce patlama onu çok uzaklara doğru fırlattı. Böylece de cesedi bulunamadı diye düşünüyorum.”
“Evet aslında mantıklı ama yine de bu olayı hep merak etmişimdir.”
“Bay Renier dünya tuhaflıklarla dolu.”
“Evet haklısınız, iyi akşamlar ikinize de.”
Bu konuşmalardan sonra Renier ve yardımcısı Lans’ın evinden ayrıldılar.
Lans ile Julle ise bu olayları önemsememiş gibiydiler. Çünkü yüzlerinden aşık edası, korkmuş insan ifadesine dönüşmemişti. Sanki dünya umurlarında değildi ikisinin de.
Renier ise içinde katili bulmanın hevesi ile dolaşıyordu. Kaç gündür ziyaret ettiği ev sayısı, o kadar fazlaydı ki; neredeyse şehrin yarısından fazlasının evine girmiş gibiydi. Bir şehri bu kadar kısa süre içerinde taramak gerçekten de bir mucize gibiydi. Ancak girdiği evlerde en ufak bir tuhaflık bile olmayışı gün geçtikçe Renier’i düşünceler içinde bırakmaya yetiyordu. Renier’in şüpheli olarak gördüğü şahıslar ise gözlem altında olmasına karşın kaybolmalar hala devam etmekteydi.
Ertesi sabah Julle uyandığında yanında sevgilisini bulamadı ve Lans’ın nerede olduğunu sormak için Francis’in yanına doğru gidiverdi. Francis, mutfakta aşçıyla sohbet etmekteydi. Julle Francis’e baktı ve sordu;
“Günaydın Francis.”
Francis kadını görünce hemen ayağa kalktı ve ceketinin düğmelerinden birini ilikledi. Cevap vermekte pek gecikmedi;
“Günaydın Hanımefendi.”
“Acaba Lans’ı gördün mü?”
“Bay Cliffes, işleriyle ilgilenmek için şirket binası gitti.”
“Anladım. Peki ne zaman geleceğini biliyor musun?”
“Sanırım akşama gelir, istediğiniz bir şey olursa bize söyleyebilirsiniz.”
“Teşekkürler. Çok tuhaf bir aydır ilk defa işe gitmesi benim için garip geldi.”
“Biz buna alıştık hanımefendi. Ne de olsa yaklaşık iki senedir aşçı ve ben burada çalışıyoruz.”
“İki sene mi, ben daha fazla olduğunu düşünmüştüm.”
“İki sene içinde aile gibi olmamızdandır hanımefendi.”
“Sanırım bu yüzden.”
“Kahvaltınızı nereye getirelim?”
“Aslında sizinle yemeği isterim. Böylece yalnız başıma yememiş olurum. Bana eşlik eder misiniz?”
“Nasıl isterseniz Hanımefendi.”
Dedi Francis. Julle aşçıya baktı;
“Sen bunları pek sevmezsin ancak belki yemek tariflerini anlatırsan, iştahımız daha çok açılabilir. Ne dersin?”
Aşçının konuşmadı, ancak kafasını onayladığını belirtir bir şekilde salladı. Böylece Julle, Francis ve aşçı beraberce kahvaltı ettiler. Aşçı, yemeklerini anlatırken adeta yaşıyormuş gibiydi. Öğlene kadar aralarında sohbet ettiler. Yüzlerinde çok değişik bir ifade vardı. Bu ifadeyi tanımlamak için ancak onların yüzlerine bakmak lazımdı.
Gün boyunca dışarıda tek başına dolaştı Julle. Mağazalara baktı. Hatta annesinin ve babasının mezarını bile ziyaret etti. Onlara bakarak defalarca
“Sizi özledim” dedi ve her zaman olduğu gibi cevap alamadı.
Akşama doğru eve geldiğinde ise Lans’ın da eve ulaştığını fark etti. Julle’ün geldiğini gören Lans, hemen yanına gitti ve dudağına bir öpücük kondurdu. Arkasından da gülümseyerek;
“Yarın Afrika’ya gidiyoruz” dedi.
“Afrika mı?”
“Evet oradaki işleri de halletmek lazım.”
“Beni götürmek istediğine emin misin?”
“Eminim ki sende oraları görmek istiyorsundur.”
“Tabii ki görmek isterim. Özellikle de seni kurtaran insanlarla tanışmayı çok isterim.”
“Peki o zaman yarın sabah erken saatlerde uçuyoruz. Biletlerimiz ayarlandı.”
“Tamam aşkım, seninle her yere gelirim. Sen bana güzel tatları yaşattın. Bu yüzden de seni çok seviyorum.”
“Hayat böyledir işte. Ben hayatı bifteğe benzetirim. Yeni biftekleri denemezsen, hangisinin tadı daha güzel bilemezsin. Tabii artık hangisinin daha güzel tadı olduğunu biliyorum.”
“Ben de senin sayende biliyorum. Seni çok seviyorum.”
“Ben de tatlım, ben de...”
Julle ve Lans sımsıkıca birbirlerine sarıldılar ve gecenin usulcası akmasını beklediler.

Ertesi günün gecesi Renier, yardımcısı ile gecekondu evlerinden birisine daha, gerekli uyarı ve kontrolleri yapmak için gitmekteydi ki, dikkatini çeken tuhaf bir şeyler oldu. Ara sokaklardan birinden çığlıklar duymaya başladı. Çığlıklar kulağı o kadar tırmalayıcıydı ki, kendine karşı koyamadı ve ev yerine ara sokağa doğru koşmaya başladı. Yardımcısı ise peşinden takip ediyordu. Ne olduğunu anlayamayan yardımcısı Renier’e doğru seslendi;
“Vincent neler oluyor?”
“Sessiz ol!”
“Ama...”
“Sesler duydum. Çığlık sesleri...”
Durumu kavrayan yardımcısı Monet, parmak uçlarıyla yürümeye başladı. Renier de yavaşlamıştı. Yavaş adımlarla yürüyordu artık o da. İleride gölgelerin arasında iki kişinin silueti görülüyordu. Renier daha ileriye doğru baktığında burasının bir çıkmaz sokak olduğunu fark etti. Böylece kendinden daha emin bir şekilde yürümeye başladı. Gölgelerin arasındaki siluetlerden birisi hareket ediyordu, diğeri ise cansız gibi duruyordu. Daha çok cansız olduğunu tahmin ettiği sürükleniyor gibiydi. Renier, silahını yavaşça yerinden çıkardı ve yavaş adımlarla temkinli bir şekilde hareket eden siluetlerin üzerine doğru gitmeye başladı. Monet de aynı şekilde silahını çıkarmıştı. Renier’den bir şeyler öğrenmek ister gibiydi. Renier sonunda beklenen hamleyi yaptı ve hareket eden siluete doğru bağırarak;
“Hey sen! Orda olduğun yerde dur!”
Gölgelerin arasındaki hareket eden siluet bir anda olduğu yerde duruverdi. Renier, silahını gölgelerin içindeki kişiye doğru doğrulturken, diğer bir yandan da konuşmaya devam ediyordu;
“Polis! Kaçacak bir yerin kalmadı. Şimdi yavaş hareketlerle ışığa doğru çıkmanı istiyorum. Anlaşıldı mı?”
Gölgelerin arasından hiçbir ses gelmedi. Hatta söylenenleri hiç anlamamış gibiydi. Renier sesini daha da yükseltmişti bu sefer;
“Lanet olası şimdi buraya doğru yavaş adımlarla geliyorsun ve elinde her ne var onu yere yavaşça koyacaksın! Arkasından bana doğru ayağınla iteceksin!”
Gölgelerin arasındaki adam, bu sefer uyarıyı dikkate almış gibiydi. Elinde belirlenemeyen bir cisim vardı. Onu yere doğru yavaşça koydu ve ayağıyla Renier’e doğru itti. Cisim yavaş yavaş Renier’in önüne doğru yuvarlanmaya başladı. Süzüle süzüle Renier’e doğru yuvarlandı ve en sonunda duruverdi. Renier önünde duran cismi görünce, kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Daha da sinirlenmiş gibiydi. Yerdeki cisim kopmuş bir insan kafasından başka bir şey değildi. Yuvarlanmasının sebebi de buydu. Renier öfkeyle dolu bir şekilde aradığı katili bulduğunu düşündü. Sesinin tonunu gerçekten de çok sertleştirmişti ve bağırmaya devam etti;
“Pislik şimdi yavaşça yanıma doğru geleceksin! Karşı koyman halinde senin kafan da, yerdekinin yanında olur.”
Gölgedeki adam ise ani bir hamleyle yanındaki diğer silueti ileri doğru itekledi. İteklediği beden, kafanın sahibinden başkası değildi. Yere doğru yığılıverdi. Yer bir anda kan gölüne dönüşmüştü. Bedeni itekler iteklemez koşmaya başladı gölgedeki adam. Tüm hızıyla çıkmaz sokağın sonuna doğru koşuyordu. O koşmaya başlayınca Renier ve yardımcısı da peşinden koşmaya başladılar. Öndeki adam ani bir manevra ile sola doğru saptı. Renier adamı kovalarken, bir yandan da kendi kendine;
“Kahretsin! Çıkmaz sokak değilmiş,” diyordu.
Önde koşan adam, gittikçe arayı açıyordu. Rüzgar ile birlikte koşuyordu adeta. Renier ise yaşının verdiği etkilerden dolayı daha fazla adamı takip edemedi. Ancak Monet gençti ve hala şüpheli şahısı takip etmeye devam ediyordu. Bir anda kendilerini cadde de buluverdiler. Işık öndeki adama doğru vurduğunda, adamın zenci olduğu ortaya çıkıverdi. Bu kadar hızlı koşması da belki de bundandı diye düşündü Monet. Ancak takip etmeye devam etti. Öndeki adam bir anda caddeyi geçer geçmez, dar bir sokağa girdi. İlerisi çıkmaz sokağa benziyordu. Monet kendi kendine;
“Burası umarım gerçekten de çıkmaz sokaktır,” dedi
Önündeki adam duruvermişti ve yine karanlık bir yer duruyordu. Monet heyecanlı bir şekilde bağırmaya başladı;
“Kaçacak yerin yok! Hemen teslim ol!”dedi. Renier’ın sözlerine cevap vermeyen adam, bu sefer cevap vermeyi tercih etmişti. Dediği pek anlaşılmıyordu. Bozuk bir aksan ile;
“O zaman yanıma gel ve beni tutukla,” dedi sakince.
“Bunu sen istedin. Sakın kaçmaya çalışma. Yoksa sana ateş ederim!”
Monet yavaş adımlarla karanlığa doğru yaklaşmaya başladı. Karanlığa doğru hafif bir ışık göze çarpıyordu. Bu ışık sayesinde karanlıktaki adamın ağzı görülebiliyordu. Yüzünde pis bir gülümseme vardı. Monet adımlarını daha da yavaşlatmıştı. Silahını karanlığa doğru doğrultmuştu. Adam ile arasında fazla mesafe yoktu. Monet adamın yanına geldiğinde;
“Sakın hareket etme ve ellerini uzat,” dedi. Adam ellerini yavaşça Monet’e doğru uzattı. Yüzündeki gülümseme hala yerindeydi. Monet ise kelepçelerini çıkartmaya çalışıyordu. Biraz uğraştıktan sonra kelepçeleri yerinden çıkarttı ve adamın uzattığı ellerinden birine takıverdi. Adamın diğer eline kelepçenin diğer halkasını takmak için hamle yaptığında, birkaç saniye adamdan gözlerini kaçırıverdi. Diğer kelepçeyi de takmıştı ki, adamın yüzündeki gülümsemenin kaybolduğunu fark etti ve adam Monet’i kendine doğru çekiverdi. Karanlığın içinde tek bir hamle ile Monet’in boynunu kırmıştı. Monet, hiçbir şey yapamamıştı. Adam, Monet’in üstünden anahtarları aldı ve Monet’in cesedini de yanına alarak kayboluverdi.
Renier bir süre yardımcısı Monet’i beklediyse de, geri dönmeyişi meraklandırıyordu onu. Bu yüzden de onu aramaya başladı. Tüm gece boyunca her yeri araştırsa da bulamadı. Renier gerçekten de düşünceliydi. Monet’in tüm tanıdıklarını aradıysa da onu ne gören, ne de duyan olmuştu. Diğerleri gibi o da yok olmuştu. Renier’in morali gerçekten de altüst olmuştu.
Ertesi sabah yeni kaybolanların isimleri televizyonda yayınlanıyordu. Artık isimlerin arasında Henry Monet de vardı. Renier kafasını toparlamaya çalışıyordu. Le Bihen’i nasıl yakaladığını düşündü. “Adam zevk için insanları öldürüyordu ve sonra da hiçbir şey olmamış gibi çöpe atıyordu cesetlerini” diye düşündü. Ve kafasında bir anda şimşekler çakmaya başladı. İçinden tek bir kelime geçiyordu: “Çöp”. Tüm birliklere haber verdi. Artık evlere ziyaret edilmesini istemiyordu, çöplerin kontrol dilmesini istiyordu. Tüm çöpçülere haber verildi. Aynı zamanda polislere de bildirildi. Çöplerde insan kemiklerine ve de bunun gibi şeylere dikkat edilmesi için uyarılar yapıldı. Bir anda herkes çöpleri karıştırmaya başlamıştı.
Birkaç gün sonra araştırmalar hala devam ediyordu. Ancak sonuca varılamamıştı. Çok sayıda kemik bulunmuştu. Ancak bunların hiç biri insan kemiği değildi. Tüm sokaklar gittikçe kokmaya başlamıştı. Çöpçüler polise yardım ettikleri için gerçek işleriyle uğraşamıyorlardı. Herkes için en önemli şey cesetlerin bulunmasıydı, ya da yardımcı olacak başka şeylerin bulunması. Ziyaret edilen yerlerin çöpleri öncelik taşıyordu. Bu yüzden yine aynı sırayla evler dolaşılıyordu. Renier’in sıradaki durağı Cliffes’in eviydi. Renier, özel korumalarla donatılmış eve girmek için ön kapıdan izin istediyse de, korumalar bir türlü içeriye girmesine izin vermiyorlardı. Renier, korumalara dönerek;
“İçeri girmeliyim. Özel bir polis araştırmasıdır bu.”
“Hayır giremezsiniz. Arama izniniz yoksa giremezsiniz.”
“Beni neden anlamak istemiyorsunuz, bu tüm şehrin güvenliği için.”
“Dediğimi duymadınız herhalde. Arama emriniz yoksa giremezsiniz.”
Renier, gerçekten de sinirlenmişti ve korumalara tekrardan dönerek sinirli bir şekilde;
“Evin sahipleri ile görüşmem gerekiyor. Hiç olmazsa onlarla konuşayım. İstemezlerse giderim ve siz de rahatlarsınız. Tamam mı?”
“Bir dakika eve sormamız lazım.”
Korumalardan biri cep telefonu ile evi aradı ve gelen cevaba göre Renier’e cevap verdi;
“Eve giremezsiniz, bize emir gelmedi ama isterseniz evden Francis ile konuşabilirsiniz.”
Renier içinden “uşak” diye geçirdi ve kabul etti bu teklifi.
Az sonra koruma elindeki telefonu Renier’e verdi. Francis telefondaydı;
“Buyurun.”
“Francis beni hatırlarsın ben Renier. Hani birkaç gece önce yardımcım ile sizin evi ziyarete gelmiştim.”
“Evet hatırladım. Polis Renier değil mi?”
“Ta kendisi. Bay Cliffes ile görüşebilir miyim?”
“Üzgünüm kendisi Bayan Leroy ile Afrika’ya gittiler.”
“Eve girebilir miyim peki, önemli bir polis araştırması için?”
“Üzgünüm ama Bay Cliffes gelmeden buna izin veremem.”
“Polis araştırması için ama!”
“Arama izniniz varsa tabii ki girebilirsiniz, ancak aksi halde buna izin veremem.”
“Siz bilirsiniz arama izniyle geri döndüğümde beni durduramayacaksınız!”
Renier sinirle Cliffes’in evinden uzaklaşırken, bir yandan da içinden söyleniyordu; “Biz burada katili bulmaya çalışıyoruz, arama emri istiyorlar. Böyle bir araştırma artık ne kadar gizli yürütülebilir ki!”.
1 GÜN SONRA
Hava gerçekten de kapanmıştı. Sağanak yağış, kapalı havanın hakimi gibiydi. İnsanlar sağanak yağmur ve katilin korkusunun etkisiyle sokaklardan çekilmiştiler. Boş sokaklarda sadece başı boş köpeklerin sesleri duyulabiliyordu. Renier yanına aldığı beş-altı kişilik ekiple, Cliffes’in evinin önüne gelmişti. Kapıdaki korumaların yüzüne arama emrini çarparak, içeri doğru girdi, arkasındaki ekibiyle. Sonunda ön kapıdan içeriye doğru yürüdüklerinde evin ana kapısının önüne gelebilmiştiler. Renier, sinirli bir tavırla kapıda bekleyen Francis’in yüzüne arama belgesini göstererek evin içine doğru dalıverdi. Yaklaşık üç kişiyi yukarı katı aramaları için gönderdi. Merdivenlerden yukarı doğru çıkıverdiler. Renier, yanındaki diğer üç adamını da bu katı aramaları için emir verdi. Bu sırada Renier, Francis’in yanına doğru gelmişti. Francis’e kaşlarını çatmış bir şekilde bakarak sordu;
“Çöpler nerde?”
Francis ise şaşırmış bir şekilde;
“Çöpler?” diye cevap verdi. Renier gittikçe daha da fazla sinirleniyordu;
“Anlamamış gibi yapma! Çöplerinizi nereye atıyorsunuz?”
“Çöplerimizi her zaman çöp kutusuna atarız Bay Renier.”
Renier, öfkeli bir şekilde bağırarak;
“O zaman çöp kutusunun yerini göster bana!” dedi.
Francis evden dışarı doğru çıktı ve bahçenin köşedeki bir bölümüne doğru gitmeye başladı. Renier de peşinden onu takip ediyordu. Francis ilerideki üstünde Cliffes Malikanesi yazan büyükçe çöp kutularını eliyle işaret ederek gösterdi. Renier ise yağmurdan sırılsıklam olmuş yüzünü silmeye çalışırken, diğer bir yandan da Francis’e bakarak;
“Şimdi bana yardım et ve çöp torbalarını çöp kutusundan çıkar,” dedi. İkisi birden çöp torbalarını çöpten indirmeye başladılar. Renier bir bir hepsini açmaya başlamıştı. Bu sırada gözü Francis’e takılıverdi. Francis’e eve doğru gitmeye başlamıştı. Renier, ona doğru seslenerek;
“Hey! Sen nereye gidiyorsun?”
“Bay Renier, yağmur gerçekten de şiddetli. Burada durmamı nasıl beklersiniz?”
“Burada bekleyeceksin, bu bir emirdir!”
“Ben çalıştığım kişi dışında kimseden emir almam Bay Renier.”
Renier silahını çıkarttı ve Francis’e doğrultarak;
“Bugün benim emirlerime uyacaksın,” dedi. Silahı gören Francis çöp torbalarının yanına doğru geldi. Torbaları teker teker açmaya başladılar. Birkaç torba sonrasında açtığı her torbadan kemikler çıkmaya başladı. Üstelik de insan kemikleri... Renier aradığını bulmuş gibiydi ve silahını Francis’e doğrultarak;
“Çabuk diz çök!”
“Bu yağmurda mı?”
“Sana dediğimi yap dedim!”
Francis yere doğru diz çöktü. Renier ise sözlerine devam etti;
“Ellerini arkaya doğru getir ve en ufak bir harekette bulunma. Anladın mı beni?”
“Fakat Bay Renier?”
Ellerini arkaya doğru getiren Francis’e tek hamlede kemerinden çıkarttığı kelepçeleri geçiriverdi Renier.
“Şimdi eve doğru gidiyoruz. Evde senden başka kim var?”
“Aşçı.”
“Gözümüzün önündeki manyakları görmemişiz bunca zamandır,” dedi ve öfkeyle Francis’i iteklemeye başladı. Tüm siniriyle bağırarak;
“Lanet olası piç kurusu, Henry’i öldürürken zevk aldın mı?” dedi ve kendine hakim olamayarak Francis’e doğru tüm gücüyle bacaklarına doğru bir tekme salladı. Francis, tekmenin etkisiyle bir anda kendini yerde buldu. Yağmurdan ıslanmış yerlerin üstünde kapaklanıverdi bir anda. Renier ise yere düşen Francis’i yerden kaldırdı ve yürümeye devam etti. Sonunda evin içine girmişlerdi. Renier, evin içine bağırarak;
“Tüm ekipler gelebilirsiniz. Aradığımız pislikleri bulduk,” dedi. Ancak ona karşı hiçbir cevap gelmedi. Aynı şekilde bir kez daha bağırdıysa da, yine az önceki gibi cevap gelmedi. Renier, kemerinden bir kelepçe daha çıkardı ve kelepçenin ilk halkasını, Francis’in ellerindeki kelepçenin iki halkasının ortasındaki zincire taktı. Diğer halkasını ise merdivenin tırabzanlarının demirlerinden birine takıverdi. Francis’e baktı ve sessiz bir şekilde;
“Ses çıkartırsan seni öldürürüm,” dedi. Silahını karşısında çıkabilecek tehlikelere karşı hazır tutarak yavaş hareketlerle ilerlemeye başladı. Odaları teker teker kontrol etmeye başladı. Mutfağa girdiğinde ise dehşet verici bir manzara ile karşılaştı. Adamlarının ikisi, parçalanmış bir şekilde tek bir bedendeymişler gibi birbirlerine karışmışlardı. Tüm mutfak kanlar içerisindeydi. Renier ise soğukkanlılığını bozmadı ve diğer odaları kontrol etmeye devam etti. Tek yatağın olduğu bir odaya girdiğinde ise adamlarından birini daha buldu. Tabii kafası yerinde olmadığı için hangisi olduğunu pek ayırt edemiyordu. Aşağıdaki odaları kontrol ettikten sonra tekrar Francis’in yanına doğru geldi.
“Sesini çıkartırsan, seni gözünün yaşına bakmadan vuracağımı biliyorsun değil mi? Şimdi üst katı kontrol edeceğim. Beni anladın mı?”
Francis anladığını belirtir bir şekilde kafasını salladı. Yavaş adımlarla merdivenleri çıkmaya başladı. Çok sessizdi. Dışarıdaki yağmur sesi dışında bir şey duyulmuyordu evin içerisinde. Üst katta karşısında uzunca bir koridor vardı. Koridorun ortasında bir cisim duruyordu. Yavaşça cisme doğru yaklaşmaya başladı. Koridorun ortasına gelirken, aynı zamanda kapalı kapıları da kontrol etmeye çalışıyordu. Önünden geçtiği kapıların kilitli olduğunu fark etti. Birkaç saniye sonra cismin, aşağıda gördüğü kafasız bedenin kafası olduğunu anladı. Kopmuş kafanın üstünden atladı ve yürümeye devam etti. Önünde açık kapılar vardı. Kapılardan içeri doğru göz atıyordu ki, bir cesedi daha fark etti. Ceset, banyodaki küvetin içinde cansız bir biçimde yatıyordu. Birkaç saniye sonra ise koridorun sonundaki açık kapıya birkaç adım uzaktaydı. Aklına yardım istemek geldi ve telsizini çıkardı. Tam yardım isteyecekti ki, arkadan kafasına şiddetli bir darbe geldiğini hissetti. Adam tam açık kapının önüne doğru düşmüştü. Vücudu yere doğru uzanmış bir şekilde kafasını açık kapılı odaya çevirdi. Yerin kan gölüne döndüğünü fark etti ve bir çift ayağın kan gölünün üzerinde durduğunu fark etti. Yukarıdan yere doğru kan damlacıkları damlıyordu. Damlacıklar, şıp şıp yerdeki kan gölüne damlıyorlardı. Dışarıdaki yağmur sesiyle birlikte sadece bu ses duyuluyordu. Şıp, şıp, şıp...
Renier yavaşça gözlerini kan gölünün üstünde duran iki ayağın sahibine doğru yoğunlaştırıyordu. Kafasını yavaş hareketlerle yukarı doğru kaldırırken, önce bacaklar, sonra bir etek, arkasından kanlı eller ve göğüs kısmı... Kana bulanmış bir boyun... Renier durduğu yerde yavaş bir hareketle dizlerinin üstüne doğrulduğunda ise dudaklarından şıp şıp kan damlayan bir kadını görüverdi. Kadının yüzünde şeytanca bir tebessüm hakimdi. Renier kısa süreli bir şokun içerisindeydi. Karşısındaki Julle Leroy’dan başkası değildi. Kadın ağzının kenarından damlayan kan damlacıklarını elinin tersi ile siliverdi. Renier’in eli bir anda silahının kılıfının olduğu yere doğru gitti. Ancak bu hareketi yapar yapmaz arkasındaki sesi duydu;
“Cık cık cık...”
Renier arkasına doğru baktığında elinde kendi silahını ona doğrultmuş bir kişiyi gördü. Teni koyuydu, tıpkı bir Afrikalı gibi. Renier, yavaş hareketlerle ayağa doğru kalktı. Çaresiz durumdaydı. Açık kapılı odanın Renier’in göremediği tarafından bir kişi konuşmaya başladı;
“Bay Renier... Bay Renier...”
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kötü ve İğrenç - 15
  • Büleklär
  • Kötü ve İğrenç - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3853
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2155
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 4054
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2003
    30.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4066
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1863
    34.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3788
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1957
    32.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3743
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1750
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3863
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1921
    33.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3862
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1884
    31.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3713
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1956
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3790
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1987
    29.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3734
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1736
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3785
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1761
    35.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3717
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1677
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1720
    37.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1712
    35.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 15
    Süzlärneñ gomumi sanı 3742
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1803
    34.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 16
    Süzlärneñ gomumi sanı 3751
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1900
    34.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 17
    Süzlärneñ gomumi sanı 3805
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1743
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 18
    Süzlärneñ gomumi sanı 2923
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1361
    34.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.