Kötü ve İğrenç - 13

Süzlärneñ gomumi sanı 3796
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1720
37.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Kuinz, bu görüntü karşısında geri geri gitmeye başlamıştı. Bir süre sonra ise ışığın üstüne doğru geldiğini fark etti. Arkasına bile bakmadan koşmaya başlamıştı. Işık o kadar hızlıydı ki, kaçmanın hiçbir faydası yoktu. Işık, hızlı bir şekilde Kuinz’in üstünden geçtiğinde, Kuinz’in sadece kemikleri kalmıştı ortalıkta. Son Noma da ölmüştü. Daha sonra ise ışık geri dönmeye başladı. Ter istikamete doğru yöneldi. Haxis ve arkadaşlarının önünde durdu. Işığın içinden bir kişi çıkıverdi. Çıkan kişi Seötra’ydı. Seötra, Haxis’in yanına geldi ve elini tuttu;
“Sana ve arkadaşlarına inanmadığım için çok üzgünüm.”
“Sus. Artık konuşmana gerek yok. Annen seni görseydi, eminim ki gurur duyardı. Tıpkı benim şu anda seninle gurur duyduğum gibi.”
“Evet. Onu hiçbir zaman unutmayacağım. Çok teşekkürler.”
Bu sırada Vi, diğerlerine dönerek;
“Tamam artık uyanma vaktimiz geldi.”
Haxis, Vi’nin sözleri üzerine;
“Hayır Vi. Asıl şimdi uyuma vaktimiz geldi. Sonunda rahatça uyuyabiliriz. Ne de olsa artık rüyalarımız emniyette.”
Seötra ise gülümseyerek diğerlerine baktı;
“İyi geceler...”
DRAMATİK DOKUNUŞLAR (2003)
2 YIL ÖNCE
AFRİKA’DA BİR YER
Hostes adamın yanına doğru yaklaşırken bir yandan da elindeki tekerlekli servis arabasını ileri doğru ittiriyordu. Adamın yanına vardığında ise elleriyle servis arabasını göstererek, sıcak bir gülümseme ile sordu;
“Merhaba Bay Cliffes. Şampanya ister misiniz?”
“Vip de olmanın en iyi yanı bu, değil mi?”
“Yani cevabınız her zamanki gibi yine evet olacak galiba.”
“Senin sorduğun cevabı evet ya da hayır olan sorulara, hiç negatif cevap verdiğimi gördün mü Claire?”
Bu söz üzerine hostes Claire adama bakarak gülümsedi ve servis arabasında bulunan daha önceden içi şampanya ile doldurulmuş kadehlerden birini aldı ve adama uzattı. Adam ise kadının uzattığı kadehi aldı ve nazik bir ses tonuyla;
“Teşekkürler Claire. Sen olmasaydın bu yolculuklar çekilmezdi zaten.”
Hostes bir kez daha gülümsedikten sonra, adama doğru;
“Başka bir isteğiniz olursa hemen söyleyin, ben hemen isteğinizi yerine getiririm.”
“Her şeyi mi?”
“Çok şakacısınız Bay Cliffes.”
Dedikten sonra servis arabasını öne doğru ittirerek arka koltukta oturan diğer yolculara servis yapmak üzerine yanlarına gitti.
Her şey yolunda gibi gözüküyordu. Ne de olsa Lans’ın bu ilk yolculuğu değildi. Ancak nedense hep aynı personelle gitmeyi tercih ediyordu. Bunun için havaalanı yetkililerine özel ricalarda bulunurdu. Söyledikleri genelde reddedilmezdi. Onun gibi saygın ve zengin bir aileden gelen birisi nasıl reddedilebilirdi ki zaten?
Uçak yolculuğu Lans’ın uykusunu getirmeye başlamıştı. Yolun daha süreceği göz önünde bulundurulursa, uyuması harika bir seçenek olarak gözüküyordu. Üstelik böylece havaalanına indiğinde daha zinde ve enerjik olacaktı. Bu yüzden hostese doğru seslendi ve ondan ekstra bir yastık istedi.
Yastık geldikten birkaç dakika sonra, masum bir bebek gibi rüyalar alemine dalmıştı bile.
***
Aniden sarsıntılarla uyanıverdi Lans. Üstünde uykudan yeni uyanmışlığın verdiği şaşkınlık vardı. Bununla beraber sarsıntıların nerden kaynaklandığını keşfetmeye çalışıyordu. Uçağın arka tarafında buluna yolculardan çığlık sesleri yükselmeye başladı. Ağlayan çocuklar, dua etmeye başlayan insanlar, yerinden kalkıp uçağın içinde koşuşturanlar... Hepsi panik içerisindeydi. Uçak personelin anonsları yankılanıyordu tüm uçak içerisinde;
“Lütfen panik yapmayınız. Yerlerinize oturunuz ve emniyet kemerlerinizi bağlayınız. Ayrıca lütfen şu an önünüzde duran oksijen maskelerinizi takınız. Her şey kontrol altındadır. Teşekkürler.”
Lans olayın farkına varmıştı sonunda. Uçakta bir sorun vardı. Bu açıkça tüm belirtilerden anlaşılıyordu. Oksijen maskelerinin ortaya çıkışından da anlaşılacağı üzere, uçak irtifa kaybediyordu. Lans’ın dikkatini bir şey çekmişti. Arkasında oturanlar hiç ses çıkarmıyorlardı, bu yüzden kafasını arkasında oturan insanlara doğru çevirdi. Arkasında oturan çiftin yüzünde bir mutluluk ifadesi hakimdi. Bunun nedeni de gayet açıktı. Oksijen maskeleri onları sakinleştirmişti. Ne de olsa fazla oksijen insanı gevşetirdi. Lans’ın içi bir anda korkuyla doluvermişti. Telaşla şiddetli bir şekilde sallanan uçakta ayağa kalktı. Uçakta yürümek gerçekten çok zor bir işti. Bir sağa, bir sola doğru devamlı çalkalanıyordu. Ama o her şeye rağmen ısrarla yürümeye başladı. Hedefi pilot kabiniydi. Hosteslerin bulunduğu bölümden geçerken hosteslerin hıçkırarak ağladıklarını gördü. Hosteslerden biri ağlarken, diğeri onu teselli etmeye çalışıyordu.
“İşte sonumuz geldi. Bir gün bunun olacağını biliyordum. Hostes olmak yerine neden masa işleri yapan bir memur olmadım ki!”
“Merak etme tatlım. Her şey düzelecek. Eğer yumuşak bir iniş yapabilirsek...”
“Ya yapamazsak!”
“Bunları düşünme! Yapacağız...”
Lans bu diyaloglara tanık olurken ilerideki pilot kabini fark etti ve oraya doğru yürümeye başladı. Tam pilot kabinine girecekti ki, arkadan güzel bir kadın sesi geldi;
“Bay Cliffes durun!”
Adam, bu ses üzerine arkasına baktığında arkasından gelen sesin sahibinin Claire olduğunu anladı ve ona bakarak;
“Claire görevini yapıyorsun biliyorum ama, ben pilot sayılırım. Özel uçağım var. Onunla çok uçuş yaptım. Belki yardımım dokunabilir onlara.”
Claire ise bu sözlere hiç yanıt vermedi ve ağlayan arkadaşlarını teselli etmek için arkasına döndü.
Lans ise pilot kabinin kapısını açtı ve içeri girdi. İçeride son gücüyle çabalayan kaptan pilot ve yardımcı pilot vardı. İçeriye Lans’ın girdiğini gören yardımcı pilot, adama doğru seslenerek;
“Buraya girmek yasak, lütfen yerinize oturun.”
“Ama ben de pilotum. Belki yapabileceğim bir şey vardır diye geldim.”
“Yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Şimdi bize yardım etmek istiyorsanız yerinize oturun ve anonsları dinleyin ve anonslardaki söylenenleri uygulayın.”
“Fakat...”
“Beyefendi pilot olduğunuza göre anlarsınız sanırım. Az sonra ormanlık bir araziye zorunlu iniş yapmak zorunda kalacağız gibi gözüküyor. Bu yüzden mümkünse dediklerimi yapın. İnancınız varsa, Tanrıya dua edin. Çünkü buna ihtiyacımız olacak.”
Lans bu sözlerden sonra durumun ciddiyetine iyice varmıştı ve adamın dediklerini yapmaya karar verdi. Böylece yerine doğru gitti ve söylenenleri yaptı. Yalnız oksijen maskesini takmak istemiyordu. Arkasında oturanlar gibi ne olduğunun farkına bile varmadan ölmeyi istemiyordu. Bu yüzden öylece bekledi... Bekledi...
Uçak gittikçe hızlanmıştı. Aşağı doğru sanki paraşütsüzce atmayan bir insan gibiydi. Hatta farkı yoktu. Aşırı hızdan uçağın kanatları yanmaya başlamıştı. İniş tekerlekleri açılmıyordu. Pilotların artık yapacakları hiçbir şey kalmamıştı. Birkaç saniye içinde her şey olup bitecekti.
Lans korkuyordu. Dinine fazla bağlı değildi, bu yüzden de sadece bekliyordu.
Ani bir patlama sesi duyuldu. Uçağın motorları patlamıştı. Uçağı kontrol eden artık bir şey yoktu. Anonslar da kesilmişti. Tüm yolcular sonlarının ne olacağını bekliyordu. Uçağın kuyruk tarafı da alevler içerisindeydi.
Şiddetli bir sesle uçak yere çakılıverdi. Yanan kuyruk tarafı, çarpma ile birlikte infilak etmişti. Uçağın yarısı patlamalarla birlikte yok olmuştu adeta. Çeşitli yerlere dağılmıştı. Uçağın burun tarafı ve vip kısmı ise mucize eseri olarak henüz patlamamıştı. Ancak patlaması muhtemeldi. Çoğu kısmı da parçalanmıştı uçağın. Çarpmanın etkisiyle herkes yerlerdeydiler ve hareket etmeden yatıyordular.. Lans’ın kafası yana doğru yatmıştı. Ancak birkaç saniye sonra kendine gelmişti. Gözlerinin önünde kıpkırmızı bir görüntü yansıyordu. Kırmızı görüntünün nedeni kafasını çarpmış olmasıydı. Kafasından akan kanlar, gözlerine doğru damlıyorlardı.
Lans kemerini çözdü ve zorluklarla ayağa kalkabildi. Etrafına bakındı. Herkes kanlar içerisindeydi. Camlar kırılmıştı ve içerisi gittikçe sıcaklaşıyordu. Uçağın tamamının infilak etmesine çok az kalmıştı. Yerlerde hareketsizce yatan insanları fark etti. Onlar için yapacak bir şey yoktu. Lans, uçaktan çıkmak için bir kapı arıyordu, ancak hiçbir kapı yoktu uçakta. O da öne doğru hosteslerin olduğu bölüme doğru yürümeye başladı. Kanlar içerisindeki hostesleri gördü. Çarpmanın şiddetiyle vücutlarına çeşitli maddeler girmişti. Gözleri Claire’i aradı. Sonunda pilot kabinin önünde onu baygın halde yatarken gördü. Yanına gitti ve tüm güçsüzlüğüne rağmen onu sırtına aldı. Pilot kabini açtığında ise şoka uğramıştı. Kapının arkasında artık bir pilot kabini yoktu. Bomboştu. İçinden hiçbir şey geçmiyordu. Sırtındaki hostes kadın ile birlikte önündeki boşluktan karaya indi ve koşmaya başladı. Hızlı koşamıyordu. Ayağı tökezliyordu sürekli. Birden havaya uçuverdi. Uçağın tamamı infilak edivermişti ve patlamanın şiddetiyle birlikte Lans ve Claire’i fırlatıvermişti.
2 YIL SONRA
Geceleri zaman çabuk geçerdi. Sanki her şey uykudan ibaretti diye düşündü kadın. Küçük evine yerleşeli çok olmamıştı. Zaten ev bu haliyle bir kutuyu hatırlatıyordu ona. Ama ne yapabilirdi ki, çalıştığı işte aldığı para sadece bu küçük yere yetiyordu. Bu koca şehirde kiralar oldukça yüksekti. Bulabildiği en uygun yer burasıydı. Belki birazcık daha araştırsaydı, daha iyisini bulabilirdi ama, o artık aramaktan yorulmuştu.
Sadece kafasını sokacak bir evi olmasını istiyordu. Ne de olsa annesi ve babası toprak altına gireli çok olmuştu. Tek başına kalmıştı ve ayakları üstünde kalması gerekiyordu. Bu yüzden de ilk bulduğu işe girmişti. Belki çok para kazanmıyordu ama yaşamasına yetiyordu bu para.
Sabahın ilk ışıklarıyla işine doğru yol almaya başlamak için toparlandı ve yola koyuluverdi. Tren garına ulaşmıştı. Jeton vereceği bölmeyi açtı ve yerine oturuverdi. Her gün farklı birisi gelirdi. Kimisi aceleyle, kimisi yavaş yavaş... Kimisi asabiydi, kimisi ise çok sakin... Çok çeşit insan vardı. Kadın, onlara birisim takmıştı. Saniye insanları... Çünkü onlarla saniyeler arasında tanışıyordu ve saniyeler arasında ayrılıyordu. Onlarla iletişimi sadece saniyeler içinde. Ancak o gün bir şey oldu. Henüz erkendi ve pek kişi yoktu. Neredeyse oturduğu yerde uyuyacaktı. Bir ses onun kendisine gelmesini sağladı;
“İşiniz çok zor değil mi?”
“Efendim?”
“Yani sabahın köründe buraya geliyorsunuz.”
“Aslında pek zor değil. Sadece gün boyu burada duruyorum.”
“Yine de bana zor gelirdi bu iş. Neyse ki benim böyle bir işim yok.”
“Sizin işiniz de zordur. Ne de olsa her işin bir zorluğu var.”
“Aslında işimin hiçbir zorluğu yok. Çünkü patron benim.”
“Sizin adınıza ne mutlu.”
“Aslında sizin de mutlu olmanızı isterim.”
“Teşekkürler ama beni tanımıyorsunuz bile.”
“Demek ki daha çok zaman geçirmemiz gerekecek.”
Kadın bu söz üzerine bir şey diyemedi. Sadece yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. Adama baktı ve sordu;
“Kaç jeton istiyorsunuz?”
“Ben aslında jeton istemek için yanınıza gelmemiştim. Şoförüm beni götürür. Sadece sizinle tanışmak istedim. Buyurun size kartımı vereyim. Belki beni aramak istersiniz.”
“Ne diyeceğimi bilmiyorum.”
“Bir şey demeyin. Sadece bunu düşünün.”
Adam kartını küçük bölmeden kadına doğru uzattı ve selam verdikten sonra, arkasına döndü ve arabasına doğru yürümeye başladı.
Kadın ise bir yandan şaşkınlık, bir yandan da sevinç içerisindeydi. İçinden günün iyi geçeceğini müjdeleyen bir ses duydu.
Gün boyunca beklediği gibi gün farklı değildi. Hatta fazla sıradan bile denebilirdi. Ancak o yine de sabahki adamı düşündü durdu. Mesaisi bittiğinde ise evine yol alırken devamlı aynı düşünce beyninde telaffuz ediliyordu.
“O adamın verdiği karttaki numarayı aramalıyım!”
Tüm gece boyunca yatağında kıvranmaktan başka bir şey yapmadı. Kafası hep aynı yerdeydi. Ancak cesaret edip de o numarayı çeviremedi. Sabah olana kadar rüyasında hep o adamı gördü.
Yeni bir gündü. Birbirinden farklı olmayan, aynı yumurta kardeşleri olan günler... Yine aynı yere oturdu, yine aynı bölmeyi açtı. Yine bekledi jeton almak isteyenleri. Aslında jeton isteyenleri beklemedi. Yine o adamı bekledi. Belki yine muhabbet etmek için durur diye bekledi. Beklentileri gün içinde ne yazık ki gerçekleşmedi. Ceketindeki kartvizitten başka bir şey yoktu o adam hakkında. Mesaisi bitene kadar hep bunu düşündü. Akşam eve geldiğinde telefonun ahizesini kaldırdı. Kulağına götürdü. Tam arayacakken, ahizeyi kapatıverdi. Yarın boş günüm diye düşündü ve yarın denemeye karar verdi. Bu kadar üst üste ve seri hareketler yapabileceğini o da sanmıyordu. Fakat içindeki hiç durmayan yankı, ona bugün değil diyordu.
Ertesi sabah buzdolabına baktığında pek bir şey yoktu. Bu düşünceler arasında kaybolduğundan alışverişe imkan bulamamıştı. Zaten alışveriş yapsaydı da, ne alacaktı ki! Parası neye yetiyordu ki? Bu yüzden beklemeye başladı. İlk iş olarak kartvizitteki numarayı çevirmeliydi. Ancak patronların geç geleceğini düşünerekten, daha ağır kanlı davranıyordu. Saniyeler saniyeleri, dakikalar dakikaları kovalıyordu. Zaman gecelerde olduğu gibi hızlı akmıyordu. Uykun varsa muhakkak hızlı akardı. Epey zaman geçmişti artık. Bu yüzden de sonunda yapmak istediği şeyi yapmaya başladı. Telefonun ahizesini kaldırdı. Kulağına götürdü. Parmaklarını kartvizit yön vermesi doğrultusunda telefonun numaralarının bulunduğu tuşlara dokunduruyordu. Karşıdaki hat çalmaya başlamıştı bile. İlginç bir cıngıl girdi araya. Tıpkı bir çizgi film cıngılını andırıyordu. Sonunda telefona birisi çıktı.
“Buyrun burası Cliffes Holding, size nasıl yardımcı olabilirim.”
Telefona çıkan bir kadın sesiydi. Büyük ihtimal sekreter ve ya onun gibi bir şeydi. Kadın ürkek sesiyle telefondaki kişiye yanıt verdi;
“Merhaba. Ben birisiyle görüşmek istiyorum. Adı...?”
“Kahretsin!” dedi kadın içinden. Çünkü adamın ismini almayı unutmuştu. Adamın verdiği kartvizitte de isim yazmıyordu. Sadece şirketin adı yazıyordu. Kısa bir süre sessizlik olduktan sonra telefondaki kadın sessizliği bozdu;
“Hanımefendi orada mısınız?”
“Evet buradayım.”
“Lütfen görüşmek istediğiniz kişinin adını alabilir miyim?”
“Aslında görüşmek istediğim kişinin adını bilmiyorum.”
“Anlayamadım?”
“Yani size olayı şöyle özetleyeyim. Bir beyefendi bana sizin iş yerinizin kartvizitini verdi ve beni buradan arayın dedi. Ben de işin tuhafı, adını sormayı unuttum.”
“Üzgünüm bayan ama ismini bilmiyorsanız size yardımcı olamam. Ne de olsa bu şirkette yüzlerce insan çalışıyor. Herhalde hepsini aramaya kalksam tuhaf olmaz mı?”
“Haklısınız.”
“Kapatmak zorundayım artık. İyi günler bayan.”
Yetkili kadın telefonu kapatmaya hazırlanıyordu ki, karşısındaki kimi aradığını bilmeyen kadının son bir hamlesiyle tekrar konuşmaya başladılar.
“Durun!”
“Efendim.”
“Kartviziti veren adam, orasının patronuydu. Bana öyle demişti.”
“Bay Cliffes mi yani?”
“Demek ki adı Cliffes’miş.” Dedi içinden ve devam etti;
“Onu bağlar mısınız telefona?”
“Bir dakika bayan, önce kendisine sizinle görüşmek istiyor muymuş diye bakmam lazım. Adınız neydi?”
“Adım Julle. Julle Leroy”
“Hemen soracağım, beni bekleyin.”
“Bir dakika”
“Buyrun hanımefendi yine ne oldu?”
“Sanırım bu isim ona bir şey ifade etmeyecektir. Bu yüzden ona tren istasyonundaki jeton satan bayan diyin lütfen.”
“Şimdi sizi bekleteceğim bir dakika.”
Kadın içinden heyecanlıydı, ancak belli etmemeye çalışıyordu. Devamlı acaba benimle görüşmeyi kabul edecek mi diye düşünüyordu. Yaklaşık bir dakika sonra telefona yine o kadın çıktı.
“Hanımefendi Bay Cliffes sizinle şu an görüşemeyecek.”
“Beni tanımadı mı acaba? O yüzden mi görüşmek istemiyor?”
“Hayır hanımefendi, aslında sizi tanıdı. Ancak bazı önemli misafirleri var odasında. Bu yüzden sizinle görüşemiyor.”
“Anladım, haber verdiğiniz için teşekkürler.”
Tüm ümitsizliği ile telefonu kapatmaya hazırlanıyordu ki, telefonun öbür ucundaki bayan, konuşmasına devam etti.
“Bu yüzden sizden çok özür diledi. Sizi evine davet etmemi söyledi. Akşam saat sekizde, adresinizi verirseniz bir araba yollayacaklar. Bu araba da sizi doğruca Bay Cliffes’in evine götürecek.”
Kadın bu habere çok sevinmişti ve hemen vakit kaybetmeden karşısındaki bayana adresini verdi. Arkasından da mutlu bir şekilde;
“Çok teşekkürler.”
“Önemli değil efendim görevimiz.”
“İyi günler.”
“Size de iyi günler bayan.”
Kadın telefonu kapattığında sanki bulutların üstüne çıkmıştı. Bir rüyası gerçek oluyor gibiydi. Ne yapacağını şaşırmıştı. Ancak bir süre durgun kaldı. Arkasından da kendi kendine;
“Peki ben bu akşam ne giyeceğim?”
Yatak odasına doğru koşuverdi. Gardırobundaki tüm kıyafetleri yatağının üzerine doğru koydu. Aslında pek de kıyafeti yoktu. Yatağın yarısı boş kalmıştı. Kadın, dikkatle inceledi kıyafetlerini. Sonra da içinden hiçbiri peş para etmez dedi. Ancak yapacak da pek bir şeyi yoktu. Bu yüzden de en güzel kıyafetini giydi. Kan kırmızısı renginde gayet sade, hafif bir göğüs dekoltesi olan bu elbisesini giymek üzere sandalyesinin üstüne koydu. Bu elbisesini annesi ona almıştı. Bu yüzden kafasında annesinin silueti beliriverdi.
Hemen hazırlanmalıyım diye düşündü ve bu yüzden banyoya doğru yürümeye başladı. Akşama kadar hazırlanarak geçirdi günü ve en sonunda da kan kırmızısı kıyafetini giydikten sonra da gelecek olan arabayı beklemeye başladı.
Saat yedi buçuğa gelmişti. Kadın pencereden dışarıya doğru kafasını uzattı ve gelen kimse var mı diye kontrol ettikten sonra, pencereyi kapattı. Kimsecikler yoktu sokaklarda. Ancak yaklaşık iki dakika sonra kapı çaldı. Kadın, meraklı bir şekilde kapıya doğru gitti ve kapıyı açıverdi. Gelen kişi, takım elbiseli bir adamdı. Kadın merakla sordu;
“Buyurun, kimi aramıştınız?”
“Julle Leroy?”
“Evet benim.”
“Ben Bay Cliffes’in şoförüyüm. Sizi almam için beni buraya gönderdi.”
“Evet, ben de sizi bekliyordum. Kapıya kadar gelmenize gerek yoktu. Korna çalsaydınız ben aşağıya inerdim.”
“Vazifemiz efendim. Bay Cliffes’in kesin emirleri var. Sanırım onun çok özel bir konuğusunuz. Çünkü Bay Cliffes, beni kimseyi almak için göndermedi daha önce hiç.”
“Sanırım. Ben mantomu alıp geliyorum.”
“Peki efendim sizi aşağıda bekliyorum.”
Kadın mantosunu aldı ve aşağıya indi. Şoför centilmence Julle’ün kapısını açtı. Daha sonra ise yola koyuldular. Araba da hiçbir konuşma geçmedi ikisinin arasında. Yaklaşık yirmi dakika içerisinde Cliffes’in muhteşem evine gelmişlerdi. Ev, küçük bir sarayı andırıyordu. Oldukça görkemliydi ve gerçekten de büyük bir bahçesi vardı. Şoförün yardımlarıyla evin kapısına gelindiğinde Julle’un kapısı bir kez daha centilmence açıldı ve Julle zarif bir şekilde iniverdi. Kapı da onu uşağa benzeyen bir adam karşılamıştı. Kadına gülümseyerek;
“İyi akşamlar Bayan Leroy, mantonuzu alabilir miyim?”
“Tabii ki.”
Böylece mantosunu alan uşak, kadına yemek odasının yerini gösterdi.
Arkasından da;
“İsterseniz önce banyoya da girebilirsiniz Bayan Leroy.” Dedi.
Julle ise istemediğini belirtir bir şekilde kafasını salladı. Bunun üzerine uşak Bay Cliffes’in birkaç dakika sonra Julle’ün yanına geleceğini belirtti.
Çok gecikmeden Bay Cliffes, Julle’ün bulunduğu yemek odasına gelmişti. Julle adamın geldiğini görünce ayağa kalkıverdi. Bay Cliffes de ayağa kalktığını gören kadının yanına geldi ve nazikçe elinin dış tarafına bir öpücük kondurdu. Arkasından konuşmaya başladı;
“Hoş geldiniz Julle. Lütfen oturun çekinmeyin.”
Kadın da leziz yiyeceklerle donatılmış masanın bir köşesine oturuverdi. Hemen karşısına da Bay Cliffes geçiverdi. Cliffes konuşmasına devam etti;
“Julle çok güzel görünüyorsunuz. Size Julle dememde bir sakınca yok öyle değil mi?”
“Tabii ki diyebilirsiniz Bay Cliffes.”
“Sizden ricam bana Lans demeniz. Cliffes fazla resmi kaçıyor.”
“Tamam Lans, bundan sonra sana böyle diyeceğim.”
“Elbiseniz gerçekten de çok güzelmiş.”
“Bu eski şey mi?”
“Eski olması önemli değil, önemli olan sizin güzelliğiniz karşısında sönmemesi.”
Kadın ne diyeceğini bilemedi bir an. Lans ise konuşmasına devam etti.
“Bugün sizin telefonunuza cevap veremediğim için çok üzgünüm. Afrika’dan gelen konuklarım vardı.”
“Afrika mı? Çok ilginç.”
“Evet şu sıralar Afrika da yeni bir fabrika daha kuruyoruz. Amacımız bütün kıtalara yayılmak.”
“Eminim başarırsınız.”
“Neyse bu konuları geçelim, ne de olsa bütün gün işle uğraşıyoruz. Bana sormak istediğiniz bir soru var mı?”
“Ne gibi?”
“Bilmem belki de son birkaç gün içinde olanlara şaşırmışsınızdır diye düşündüm. Yani sizi yemeğe çağırmam belki sizi şaşırtmıştır diye düşündüm.”
“Aslında biliyor musunuz hiç şaşırmadım. Çünkü benimle konuşurken gözlerime baktığınızda gerçekten de kendimi tuhaf hissetmiştim.”
“Tuhaf?”
“Yani size nasıl anlatabilirim ki? Beni gerçekten de çok etkilemiştiniz.”
“Aslında gerçekten orada durmamın bir tek nedeni vardı?”
“Evet devam edin.”
“Bir tek nedeni vardı. Size garip gelecek belki ama sizi orada gördüğüm an, size aşık oldum.”
Adam, gözlerini kadının gözlerinden ayırmıyordu. Kadın ise bu söz karşısında gerçekten de mutlu olmuştu. Hatta mutluluktan da öte duygular içerisindeydi. Yüzü birazcık kızardı ve ne diyeceğini bilemedi. Bu yüzden de konuyu değiştirdi.
“Eviniz gerçekten de büyükmüş.”
“Peki sizin bana karşı duygularınız var mı?”
Kadın içinden “evet, evet seni ilk gördüğüm andan beri seviyorum” diye haykırası geldi ancak bir şey söyleyemedi. Bu yüzden de konuyu tekrar değiştirmeye karar verdi;
“Artık yemek yesek iyi olacak, sizin karnınız acıktı mı bilmiyorum ama, benim karnım oldukça acıktı.”
Adam kadının zor durumda kaldığını anlamıştı ve bu yüzden üstüne gitmedi. Uşağını bir el hareketiyle çağırdı;
“Francis, artık yemeklerimizi getirebilirsin.”
Uşak ise pek bekletmeden yemekleri getiriverdi. Kadının önündeki tabakta gerçekten de leziz bir biftek, yanında da garnitürleri vardı. Kadının adeta ağzı sulanmıştı. Bifteği tek bir hamle de yutacakmış gibiydi. Adam kadının bifteğe bakışlarını görünce;
“Biftek sever misiniz?”
“Kim sevmez?”
“Buna sevindim. Çünkü bu evde genelde hep böyle şeyler yenir.”
Kadın bıçağıyla bifteği kesmeye başladı ve çatalının yardımıyla küçük bir parçayı ağzına doğru götürdü. Tadı gerçekten de iyiydi. Hatta daha önce yediği bifteklerden de iyiydi. Belki de ona öyle gelmişti. Ne de olsa ailesi öldüğünden beri doğru dürüst et yememişti. Kadın lokmasını çiğneyip yuttuktan sonra adam, kadına bakarak sordu;
“Etiniz nasıl, iyi pişmiş mi? Sizin için orta seviyede pişmesini istedim. Ne de olsa herkesin damak tadı farklı. Örneğin ben yemeklerimi az pişmiş severim.”
“Gayet leziz olmuş. Aslında ben de az pişmiş yerim ama dediğim gibi yemek gerçekten de leziz olmuş.”
“Buna sevindim. Çünkü bundan sonra burada çok yemekler yiyeceğiz.”
Kadın bu sefer de sessiz kalacaktı ama nedense cevap vermeyi tercih etti;
“Bunu ben de isterim ancak işim dolayısıyla bu belki de pek mümkün olmaz.”
“Merak etmeyin, eğer isterseniz bunu halledebilirim.”
Kadın gülümsedi ve yemeğini yemeye devam etti.
Yemeklerini bitirdikten sonra rahatça konuşabilecekleri bir odaya geçtiler. Burada bütün gece boyunca sohbet ettiler. Birbirleri hakkında sorular sordular. Birbirlerini tanımaya çalıştılar. Saat gece yarısını biraz geçiyordu ki, kadın sabah erken kalkacağını fark etti;
“Sanırım artık gitme vaktim geldi. Biliyorsunuz ki erken kalkmam lazım.”
“Gitmenize gerek yok. Burası büyük bir ev. Yeterince odamız var. İsterseniz Francis’e söylerim ve hemen konuk odasını hazırlatır.”
“Ben sizi rahatsız etmeyeyim artık başka bir sefere.”
“Tersine bana rahatsızlık yerine huzur veriyorsunuz.”
Kadın gülümsedi ve konuşmasına devam etti.
“Üzgünüm başka sefere. Bu gece için size çok teşekkürler.”
“Memnun kaldıysanız ne mutlu. Şoförüm sizi bırakır.”
“Aslında hiç gerek yoktu. Ben taksiye atlar giderdim. Ancak ısrar ediyorsanız tamam.”
İkisi de ayağa kalktılar. Adam kadının yanına gitti ve ellerini sımsıkı tutuverdi. Kadın da aynı sıkılıkta tuttu adamın ellerini ve adamın dudağına küçük bir buse kondurdu. Arkasından da;
“Ben de,” dedi
Adam anlamamış gibiydi;
“Efendim?”
“Ben de sizi ilk gördüğüm andan beri aşığım.”
Bu sözden sonra kadın yerinde durmadı. Dışarı çıktı ve arabaya bindi. Arabanın arka penceresinden bakarak adama doğru el salladı.
Yine aynı günlerden birine benziyordu, ancak bugün de diğer günler gibi farklıydı. Kadının içi mutluluk doluydu. Karşısına çıkan Lans’ın belki de hayatının aşkı olabileceğini düşündükçe günlerinin daha güzel geçeceğini düşünüyordu. Sabahın köründe yine her zaman olduğu gibi işine doğru yol aldı. Uykusu gerçekten de fazlaydı. Dün gece pek uyuyamamıştı çünkü. Gözleri sürekli Lans Cliffes ile tanıştığı yere doğru bakıyordu. İçinden bir ses yine gelecekmiş diyordu.
Saatler geçmesine rağmen, istediğini kişinin geldiğini görememişti. Sonra içinden düşündü; “O zaten meşgul bir adam. Onu her an bekleyemezsin ki Julle. Aklına başına topla! Bu gidişle aptal aşıklara döneceksin.”
Gerçekten de hep gözleri havalardaydı. Aşık olanlar gibi aklı bir karış havadaydı. Gün boyunca da böyle aklı bir karış dolaştı. Tabii oturduğu yerde ne kadar dolaşabildiyse.
Evinin yolunu tutmaya başlamıştı, kafası yine dimdikti ve sarhoş gibi yürüyordu. Aşk sarhoşu... Sonra yorgun argın eve ulaştığında kendini anında yatağa doğru atıverdi. Devamlı dün gece yaşadığı anları hayal ediyordu. Gözlerini kapadı ve bir müddet dün yaşadıklarını tekrar yaşar gibi oldu. Ancak hayalleri bölen bir şey oldu. Kapının çalmasıyla bir anda irkildi. Ayağa kalktı ve yavaş adımlarla ve merak içerisinde kapıya doğru yöneldi. Kapıdaki delikten gelen kişiye doğru baktığında eli ayağına dolaşıverdi. Kapıya çalan kişi Lans Cliffes’ti. Yani hayallerini kurduğu adamdı. İçindeki kıpırdanmanın coşkusuyla hızlıca kapıyı açtı. Yüzünde koca bir gülümseme vardı. Lans da kadını önce gözleriyle süzdü. Arkasından da, yüzündeki beliren tebessüm ile;
“Merhaba” dedi. Julle ise aynı şekilde cevapladı.
“Merhaba”
“Beni gördüğüne şaşırdın galiba.”
“Evet gerçekten de şaşırdım. Evimi nasıl buldun?”
“Unuttun mu, dün seni şoförüm almıştı.”
“Evet, şimdi hatırladım.”
“Çok güzel görünüyorsun.”
Kadın bu söz üzerine üstüne doğru baktı ve giydiğin şeyin gerçekten de güzel olmadığına karar verdi.
“Üzgünüm, giysim berbat.”
“Benim için giysinin içinde senin olman önemli.”
“Beni şımartıyorsun.”
“Gerçekler seni şımartıyor mu?”
Kadın ne diyeceğini bilemedi ve adamı evine davet etmeye karar verdi.
“İçeri girmez misin?”
“Aslında girmesem iyi olur. Çünkü ben seni almak için geldim. Bana yemekte eşlik eder misin?”
“Ne diyeceğimi bilmiyorum.”
“Evet dersen mutlu olurum.”
“Peki o zaman senin için evet.”
“Buna çok sevindim.”
“Üstüme bir şeyler alayım.”
“Bir şey almana gerek yok. Böyle gel.”
“Ama...”
“Amaya gerek yok, önemli olan senin gelmen.”
“Peki.”
Apar topar evden çıktılar ve Lans’ın evine geldiler. Yemek odası her zamanki gibi müthişti. Karşılıklı oturdular ve bir müddet sonra da yemek geldi. Yine et vardı yemekte. Hemen hemen aynı şeylerdi, ancak bunların tarifleri daha farklı gibiydi.
Kadın önündeki bifteği yerken, adam kadına bakarak;
“Bu sefer istediğin gibi yapmalarını istedim. Yani az pişmiş.”
“Hımm... Gerçekten harika olmuş. Bu kadar lezzetli bir eti nereden buluyorsunuz. Tadına doyum olmuyor.”
“Bu yemek, aşçının özel bir tarifi.”
“Bir ara aşçı ile tanışmak isterim. Çok güzel yemekler yapıyor.”
“Onu boşuna işe almadığım belli oluyor desene.”
Diyince Lans ve Julle bir anda kahkahaya boğuldular.
Yemeklerini karşılıklı yerlerken, gerçekten de mutluydular: Birbirlerini yıllardır tanıyormuş gibi hissettiler. Yemekten sonra Lans’ın ofisinde oturmaya başladılar. Hoş bir muhabbet içerisindeydiler. Lans, odasındaki pikabın yanına gitti ve pikaba bir plak koyduktan sonra Julle’ün yanına gitti ve ona kibarca;
“Benimle dans eder misin?” diye rica etti. Julle ise onu kırmayarak teklifini kabul etti.
Dakikalarca bu güzel müzik eşliğinde dans ettiler. Vücutlarını birbirine o kadar yaklaşmıştı ki, adeta tek beden gibiydiler. Gözleri ise sürekli birbirlerinin üstündeydi. Sonunda adam dayanamadı ve dudaklarını kadına yavaşça yaklaştırarak onu öpmeye başladı. Kadın ise aynı duygularla adamı öpüyordu. Uzun süre öpüştüler, hiç nefes almadan, dünyaya aldırmadan. Lans ve Julle bir anda kendilerini Lans’ın yatak odasında bulmuştular. Büyük bir tutku ile sevişiyorlardı. Gecenin hiç bitmemesini isteyerek.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kötü ve İğrenç - 14
  • Büleklär
  • Kötü ve İğrenç - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3853
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2155
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 4054
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2003
    30.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4066
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1863
    34.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3788
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1957
    32.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3743
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1750
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3863
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1921
    33.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3862
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1884
    31.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3713
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1956
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3790
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1987
    29.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3734
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1736
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3785
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1761
    35.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3717
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1677
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1720
    37.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1712
    35.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 15
    Süzlärneñ gomumi sanı 3742
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1803
    34.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 16
    Süzlärneñ gomumi sanı 3751
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1900
    34.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 17
    Süzlärneñ gomumi sanı 3805
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1743
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 18
    Süzlärneñ gomumi sanı 2923
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1361
    34.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.