Kötü ve İğrenç - 12

Süzlärneñ gomumi sanı 3717
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1677
34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
54.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Adam çıkmaz sokağın sonundaki duvara doğru yaklaştı. Birkaç saniye sonra ise duvarın dibindeydi. Seötra ise meraktan çıkmaz sokağın ortalarına doğru gelmişti. Adam, duvara dokunduğu anda yerde oluşan bir boşluğun içine düşüverdi. Sonra ise arkasından boşluk kapanıverdi. Adam aniden yok oluvermişti. Seötra ise ne yapacağını bilmiyordu ve o da duvara doğru yaklaştı. Duvarın dibine geldiğinde ise durdu. Sonra ise duvarda asılı olan minicik bir aynayı gördü. Minicik aynaya dokunduğu anda da yerde daire şeklinde bir boşluk oluşuverdi. Seötra, oluşan boşluktan ister istemez düşüverdi. Sanki bir tünelde gibiydi. Etrafta rengarenk ışıklar vardı. Anlamsız geometrik şekiller görmeye başladı ve sonunda ise yumuşacık yastıkların olduğu bir odaya iniş yaptı. Çok yumuşak bir iniş olmuştu. İner inmez etrafına baktı. Odanın ortasında yatağa benzer bir masa durmaktaydı. Masada altı kişi oturmaktaydı. Masadaki yedi sandalyeden biri boştu. Mavi gözlü o adam, Seötra’ya dönerek;
“Hadi otur,” dedi. Seötra ise masanın yanına geldikten sonra oturuverdi. Masanın en başında duran kişi, bu grubun lideri gibiydi. Seötra’ya bakarak;
“Hoş geldin Seötra. Şu anda çok şaşkın olduğunu biliyorum ama bunların hepsinin bir açıklaması var. Ama önce kendimi tanıtayım. Ben Haxis. Buradaki oturanların en yaşlısı oluyorum. Önce senin sorularını cevaplamamız gerektiğini düşündüm ve şimdi bize sormak istediklerini sormanı istiyorum.”
“Evet oldukça şaşkın bir durumdayım. İlk olarak adımı nereden biliyorsunuz?”
“Bunu sana açıklamak biraz zor ama açıklamaya çalışayım. Senin adını biliyoruz çünkü sen bizim aradığımız kişisin.”
“Beni neden arıyorsunuz ki?”
“Bence bu soruları sormak yerine, kafanın içindeki o soruları sormalısın.”
“Kafamın içindeki?” Seötra, bir an için sustu. Ancak çok geçmeden kafasını kurcalayan o soruyu sordu. “Ben neden üç gün boyunca uyudum?”
“Beni tam olarak anlamayacağını biliyorum ama sana şunu söyleyebilirim. Üç gün boyunca rüyalarında savaşlar gerçekleşti. Noma dediğimiz rüya kontrolcüleri ile üç gün boyunca savaştık.”
“Bu saçmalık! Rüyalarda savaş... Bu gerçekten de anlamsız.”
“Bizi anlamayacağını biliyordum. Peki neden üç gün boyunca uyudun ve bizler seni neden arıyoruz? Bu soruları kendine sor.”
“Peki neden benim rüyalarımda?”
“Çünkü Nomalar, sende bir güç olduğunu fark ettiler ve seni öldürmek istediler. Bizler de seni öldürmemeleri için savaştık. Çünkü Nomaları yok etmenin tek yolu, sende olan bu güç. Üstelik sendeki güç, normal seviyedeki güçlerin çok üstünde.”
“Peki beni nasıl öldüreceklerdi?”
“Dediğim gibi onlar rüyaları kontrol ederler. Bir insanı, rüyalarının içinde beş gün sonunda öldürebilirler. Ancak sende farklı bir şey oldu. Savaşın üçüncü günündeydik ki, tam bu esnada bir kırılma meydana geldi ve sen uyanıverdin. Böylece de onların elinden kurtulmayı başardın. Ancak tekrar uyumaya başlarsan, seni iki gün içinde öldürebilirler.”
“Beni öldürmemeleri için savaştığınıza göre, sizler de rüyalarımın içine girdiniz. Bunu nasıl yapabiliyorsunuz?”
“Bizlerde de sende olan güç var. Yalnız sende olduğu kadar yüksek seviyede değil tabii ki. Bu güç rüyalara girebilmemizi sağlıyor.”
“Yani ben de aslında rüyalara girebilirim?...”
“Elbette girebilirsin.”
“Peki daha önce kaç kişiyi kurtarabildiniz?”
“Aslında hiç. İlk defa sende böyle bir kırılma meydana geldi. Kurtarmaya çalıştığımız kişilerin hepsi, Nomaların ellerinde esir düştü. Beş gün boyunca onların yanında kaldılar ve öldüler. Sen ise üç gün esir kaldıktan sonra, kırılma sonucunda kurtuldun.”
“Peki şu düşen uçak ile benim bir bağlantım var mı?”
“Senin bir ilgin yok. O uçağın pilotunda da bizde olan güçten vardı ve Nomalar onu da esir aldılar. Ancak o beş gün geçmeden, gerçek dünyada öldü. Çünkü uçakta uyuyakalmıştı. Belki de onu uyutmak için bir şeyler yaptılar. Sonuçta amaçlarına ulaştılar. Belki seninle tek bağlantısı, onunla işleri bittikten sonra seni seçmeleridir. Bu yüzden de tam o öldüğünde, senin rüyalarına dalış yaptılar.”
“Doktora neden gitmememi söylediniz peki?”
“Çünkü o da bir Nomaydı. Özellikle de o. Neden bu mesleği tercih ettiğini sanıyorsun. Rüyalara en yakın olacağı meslek buydu.”
“Ben gücümü nasıl kullanabilirim?”
“Seni birkaç gün içinde eğiteceğiz. Tabii bizimle kalmayı kabul edersen. Hatta bir gün bunu düşünmen için sana zaman vereceğiz.”
“Bendeki gücün kuvvetini nereden biliyorsunuz peki?”
“Quenemetri diye bir aygıt sayesinde bu gücü ölçebiliyoruz.”
“Bendeki gücün sizlerden daha fazla olduğunu söylediniz. Peki şu ana kadar benim gücüm kadar yüksek seviyede güce sahip bir kişiyle karşılaştınız mı?”
“Senin gücün kadar güçlü birisi yoktu sanırım.”
“Peki...”
“Dur bir dakika.”
“Ne oldu?”
“Şu ana kadar senin kadar güçlü birisi daha vardı. Hatta bu kırılma ilk onda olmuştu.”
Masadaki oturan tüm insanlar, Haxis’e doğru baktılar. Kısa sarı saçlı bir kız ise şaşkınlıkla;
“Ama bu olamaz! Bu karşılaştıklarımız arasındaki en güçlüsüydü. Hatta Gueenp ve Tisvio da yanımdaydı. Gördüklerimiz arasında en güçlüsüydü. Değil mi?”
Gueenp ve Tisvio, bu sözü onaylar bir şekilde kafalarını salladılar. Haxis ise sözlerine devam etti;
“Sizlerin karşılaştığı en yüksek güçtü bu. Unutmayın ki sizleri daha sonradan keşfettik. Şanslıydınız ki, Nomalardan önce sizleri fark ettik.”
Sarı saçlı kız ise hayretle;
“Peki Haxis sen en eski olduğuna göre bize söyleyebilirsin. Gördüğün en yüksek seviyedeki güce sahip diğer kişi kimdi?”
Haxis gözlerini kapadı ve sessizleşti. Sonra ise derin bir nefes aldıktan sonra konuşmasına devam etti;
“Seötra kadar güçlü biri daha vardı. O, Quenemetri’nin mucidi, bu gücü ilk fark eden kişiydi. Yani Nomalarla savaşan ilk kişiydi. Bana da dahil, bu gücü nasıl kullanacağımızı öğreten ilk kişiydi o. Yani Lowfem’di.”
Seötra’nın gözleri bir anda açıldı.
“Lowfem mi?”
“Evet Lowfem.”
“Biliyorum. Lowfem diye bir çok isim bulunabilir. Fakat benim...”
“Evet senin annendi Seötra. Bunu neden daha önce fark edemedim ki?!”
“Ama o kalp krizinden ölmüştü.”
“Annen nerede ve ne yaparken ölmüştü hatırlıyor musun?”
“Yatakta uyurken ölmüştü.”
“Evet işte. Anneni Nomalar öldürmüştü. O rüyaları kırabiliyordu, fakat arkadaşlarını kurtarmak uğruna kendini feda etti. Kendini feda ederse, bizleri kurtarabileceğini düşünüyordu. Ancak ne yazık ki gücünü kullanmadı ve onu öldürdüler. Gerçek dünyada ise kalbi durduğu için kalp krizinden ölmüş zannedildi.”
“Anneciğim...”
“Seötra, sen onun gücünü almışsın. Bu rüyaları kırabileceğin anlamına geliyor. Nomaları rüyalarda yenebilirsin.”
“Peki annemde onları yenebilecek güç olduysa neden onları yenmedi?”
“Onları yok etmemize az kalmıştı. Fakat annen dediğim gibi bizi kurtarmayı seçti. Bizler Nomaların elinde esir düşmüştük. Onlar da takas teklif ettiler. Annene karşılık, bizlerin özgürlüğü. Annen ise bizi kurtarmak adına, teklifi kabul etti.”
“Annem aslında bir kahramanmış ama ben bunu ne yazık ki yıllar sonra öğrenebiliyorum.”
“Neyse az sonra seni çıkmaz sokağa geri göndereceğiz. Ama önce arkadaşlarımı tanıtayım.” Onu oraya getiren mavi gözlü yakışıklı adamı göstererek;
“Füemax, seni buraya getiren kişi. Aynı zamanda benden sonraki en eski kişi.” Kısa sarı saçlı kızı göstererek;
“Bicizy, ekibimizin en genç üyesidir, ancak kendisi gerçekten de bir dahidir.”
Daha sonra ise yan yana oturan iki erkeği gösterdi. İkisi de birbirlerine benziyorlardı.
“Gueenp ve Tisvio. İkizdirler. Birbirlerinin hissettiklerini hissedebilirler. Onları bulduğumuzda tek kişiyi bulduğumuzu düşünüyorduk. Fakat onların bir bütün olduklarını anladık. Birbirini tamamlayan elmanın iki yarısı gibi.”
Masadaki son kişinin ise masmavi gözlerinin yanında, masmavi saçları vardı. Haxis, ona doğru döndü ve konuşmasına devam etti;
“Son üyemiz ise Vi. Onunla karşılaşmamız gerçekten de ilginçti. Çünkü kendi gücünü kendi fark etmişti. Ancak ne yapacağını bilmiyordu. Tesadüf eseri benim Füemax ile konuşmalarımı duydu ve de ekibimize katılıverdi. Onun diğer bir özelliği ise bizim tabirimizle ponips, senin anlayacağın dille ise Nomaların yapacakları şeyleri önceden hissedebiliyor. Tabii önceden derken sadece saniyeleri kastediyorum. Aslında bu güç, bize zaman kazandırır diye düşünüyorduk. Ancak o geldiğinden bu yana, Nomaların hedef aldığı kişilerin hepsinin, esir alınacağını önceden gördü. En erken on yedi saniye önce hissetti. Bu zaman ise ne yazık ki çok kısa bir zaman.”
Seötra, masadaki herkese doğru gülümseyerek;
“Hepinizle tanıştığıma memnun oldum. Ancak size soracağım sorular henüz bitmedi.”
“Bence bu soruları daha sonraya saklamalısın. Ne de olsa seni eğitirken soru sormak için çok zamanımız olacak.”
“Ancak bari son soruma cevap verin.”
“Peki sor bakalım.”
“Rüyalarda nasıl haberleşebiliyorsunuz?”
“Telepatik olarak beyin gücüyle haberleşebiliyoruz. Beynimizle görüyoruz ve beynimizle yaşıyoruz.”
“Peki ben bunu nasıl yapacağım?”
“Tamam bu kadar meraklı olmanı anlıyorum. Hatta bu beni sevindiriyor. Ancak bunun için zamanımız olacak. Bu yüzden de şimdi gitmelisin. Kararını verince de, her şeye başlayabiliriz.”
“Peki öyle olsun. Eve gidince zaten iyi bir uyku çekmem lazım. Çünkü çok yorgunum. Uykusuzken rahat düşünemiyorum.”
“Sakın bunu yapma! Sana dediğimizi unuttun galiba. Eğer uyursan, seni ele geçirirler ve de her şey biter.”
“Fakat çok uykum var. Uykusuzluğa nasıl dayanabilirim ki?”
Bunun üzerine Haxis, Vi’ye doğru döndü;
“Hapları getir.”
Vi, birkaç saniye sonra elinde bir kutuyla geri döndü. Elindeki kutuyu, Seötra’nın eline sıkıştırdı;
“Bu kutunun içindeki hapları her saat başı al. Seni uykusuz tutacaklardır. Gayet dinç bir şekilde hayatına devam edeceksin.”
Haxis ise, Vi’nin sözlerinin üzerine;
“Bu haplar da annenin icadıdır. Annen muhteşem bir kadındı. O olmasaydı belki de ölmüş olacaktık. Bu yüzden bu dediklerimizi düşün.”
“Düşüneceğime emin olabilirsin.” dedi ve ayağa kalktı Seötra. Onun kalkması üzerine masada oturan diğer kişiler de ayağa kalktılar. Vi, kutunun içinden bir hap çıkardı ve Seötra’ya verdi;
“Bunu şimdi yut ve gözlerini kapa.”
Seötra, hapı yuttu ve gözlerini kapadı. Gözleri kapalıyken, kulaklarında sadece Vi’nin sözleri yankılanıyordu;
“Unutma! Her saat başı iç bunu.”
Sonra ise gözlerini açıverdi. Gözlerini açtığında karşısında bir duvar vardı. Arkasına baktığında ise, buraya gelirken girdiği çıkmaz sokakta olduğunu fark etti ve eve doğru yol almaya başladı.
Eve ulaştığında her şey, her zaman olduğu gibi yerinde duruyordu. Saate baktığında ise kendine kendine;
“Aman Tanrım bu kadar zaman geçti mi? Saat 14:00 olmuş. Yani 11:00’deki randevumu da kaçırmış oldum böylece,” dedikten sonra ise karnının acıktığını fark etti. Mutfağa gitti ve kendine özgü bir şekilde karışık bir sandviç hazırladı. Sandviçi ile her zaman olduğu gibi televizyonun karşısına geçti. Biraz rahatlamak için müzik kanallarından birini açtı ve televizyonun sesini yükseltti. Ekrandaki klipleri izlerken bir yandan da sandviçini büyük bir iştah ile yemeye başladı. Yaklaşık bir saat boyunca televizyon izledikten sonra haplardan birini alması gerektiği aklına geldi ve mutfağa gidip bardağına su doldurdu. Salondaki masanın üstüne koyduğu hapların olduğu kutunun içinden bir tane hap aldı. Suyun yardımı ile de yutuverdi. Hapını yuttuktan sonra ise;
“Gerçekten de işe yarıyor. En ufacık bile uykum yok. Annem gerçekten de bir dahiymiş,” diye kendi kendine konuşurken, çalan telefonun sesini duydu ve hemen açmaya gitti. Telefondaki arkadaşı Htune’du. Sitemli bir şekilde;
“Seötra, randevuna gitmemişsin. Fakat böyle yaparsan sana yardım edemem ki!”
“Üzgünüm unutmuşum.”
“Merak etme. Doktor ile konuştum. Adresini ona verdim. Seni bizzat evinde muayene etmek istiyormuş. Yanında da bir arkadaşı varmış.”
Bunu duyunca aniden donakaldı Seötra. Elindeki telefondan ise sesler gelmeye devam ediyordu;
“Alo! Alo! Seötra orada mısın?”
Seötra ise yaşadığı şoktan kurtularak, hemen kendine geldi. Telefona doğru dönerek;
“Buradayım Htune. Şimdi kapatmam gerek. Görüşürüz,” dedi ve kapattı. Ne yapacağını bilemiyordu. Ancak kendini toparlamak için içinden devamlı aynı cümleyi söylüyordu; “Onlar sadece rüyaları kontrol edebilirler, gerçek dünyayı değil.”
Çok geçmeden kapı çalınıverdi. Seötra kapıya doğru yavaş adımlarla yöneldi ve kapının deliğinden bakarak;
“Kim o?”
“Bayan Yuane, ben Doktor Kuinz. Htune’un arkadaşı. Sanırım benden bir randevu aldınız ve kaçırdınız.”
“Yanınızdaki kim?”
“Yanımdaki bayın adı Jpyumk. Kendisi benim yardımcımdır.”
Birkaç saniye düşündükten sonra kapıyı açmaya karar verdi. Sonunda kapıyı açtı ve doktor ile yardımcısına içeriyi göstererek;
“Buyurun. Rahatınıza bakın.”
Doktor Kuinz ve yardımcısı, gördükleri ilk kanepenin olduğu yere oturdular. Arkalarından da kanepenin karşısındaki koltuğa Seötra oturuverdi. Seötra, karşısındaki iki adama dönerek;
“Bir şeyler içer misiniz?”
Doktor Kuinz ise hemen işe başlamak istercesine;
“Hayır teşekkürler. Bence hemen işimize başlayalım. Öncelikle neden randevunuza gelmediğinizi bilmek isterim.”
“Belli bir nedeni yok.”
Adamın sesi birazcık daha kalınlaşmıştı;
“Bana bir nedeninizin olmadığını söylemeyin. Neden gelemediğinizi söyleyin.”
“Sanırım bu sorunun cevabını vermiştim size.”
Adam gayet öfkeli bir şekilde;
“Bana hiçbir yanıt vermediniz. Söyledikleriniz tamamen geçiştirmek amaçlı!”
“Fakat Bay Kuinz size ne oluyor böyle. Beni korkutuyorsunuz. Bana neden bağırıyorsunuz ki?”
Adamın aniden sesi inceliverdi;
“Üzgünüm sizi korkutmak istemedim. Sadece bazı şeylere çok sinirleniyorum. Özellikle de hastalarımın kararlarını değiştirmek isteyen dolandırıcıları, ellerimle boğabilirim.”
“Ne dolandırıcısı?”
“Bana anlamamış gibi yapmayın. Bal gibi de anladınız. Randevunuza gelmeyişinizin nedeni gayet açık. Bazı dolandırıcılar, sizin aklınızı çelmeye çalıştılar. Size saçma sapan şeyler anlattılar öyle değil mi?”
“Hiçbir şey anlamıyorum.”
Bu söz üzerine adam, yardımcısına dönerek kafasını sallayarak işaret verdi. Yardımcısı da elindeki çantadan kalınca bir defter çıkardı. Doktora doğru uzattı. Doktor, elindeki defteri açtı ve birkaç sayfa çevirdikten sonra önünde açık olan sayfayı Seötra’ya doğru uzattı;
“Şimdi anlarsınız dediklerimi.”
Seötra, adamın uzattığı deftere doğru baktı. Defterin üzerinde fotoğraflar vardı. Fotoğrafların da önünde numaralar vardı. Bunlar sabıka kayıtlarına benziyordu. Seötra deftere dikkatlice baktığında, defterdeki fotoğraflardan birinin Haxis’e ait olduğunu fark etti. Doktor ise konuşmasına devam etti;
“Gördüğünüz gibi şu anda baktığınız fotoğraftaki kişi, size çok tanıdık geliyor öyle değil mi? Karşınızda gördünüz fotoğraflar, bizzat polisten özel izinle alınmıştır. Size saçmalıklar anlatan adamlar, aslında bu kayıtlarda gördüğünüz gibi suçlulardan başka kişiler değiller. Dolandırıcılıktan hapis yatmış bu kişilere inanmanız gayet doğal. Çünkü gerçekten de inandırıcı bir yapıları vardır.”
“Şayet dolandırıcılarsa, neden durup dururken benim tam doktora gideceğim sırada, beni durdurmak istesinler ki? Yani ellerine ne geçecek ki? Beni ne ile dolandırabilirler ki, bana hiçbir şey satmaya çalışmadılar ya da onun gibi bir şey yapmadılar.”
“Evet. Demek onları hatırladınız. Şimdi sorunuzun yanıtına gelirsek, aslında size bir şey satmamış olarak görülebilirler. Ancak onların amaçları çok başka. İnsanları bağımlı yapıyorlar. Ellerindeki haplarla insanların problemlerini çözeceklerini iddia ediyorlar. Nedense özellikle de uyku ile sorunları olan insanları kandırmaya çalışıyorlar. İlk başlarda bir kutuyu bedava veriyorlar. Daha sonraları ise bir kutu hapı içen kişi, gittikçe bu haplara bağımlı oluyor. Sonrasını ise tahmin edersiniz herhalde. Bağımlı olan kişi devamlı haplardan kullanmak istiyor ve de böylece dolandırıcılar, bağımlı kişiyi avuçlarının içine alıyorlar.”
“Size neden inanıyım ki?”
“İnanmamakta serbestsiniz tabii ki. Ancak ben sizi uyarmak istedim. Ne de olsa dürüst insanlar, birbirlerini uyarmalıdırlar.”
“Beni uyardığınız için çok teşekkür ederim fakat artık gitmenizi isteyeceğim.”
“Nasıl isterseniz. Buradan gideceğim fakat son bir şey daha söylememe izin verin.”
“Buyurun söyleyin ve gidin.”
“Bu kişiler, insanları kandırmak için çok iyi araştırmalarda bulunuyorlar. Kurbanlarının en zayıf noktasını bulana kadar araştırıyorlar. Sonunda da onları ele geçiriyorlar. Örneğin bazılarının en hassas oldukları nokta aileleridir. Özellikle de annelerimiz. Bizim için gerçekten de önemlidir öyle değil mi? Annelerimizin aslında onlarla çalıştığı hakkında bazı şeyler söylüyorlar. Kısaca annelerimizi kullanarak bizleri kandırıyorlar. Bizleri en zayıf noktalarımızla avlıyorlar.”
Bu sözler karşısında Seötra donakalmıştı. Olduğu yerde buz kesmişti. Elleri titremeye başlamıştı. Kendi kendine devamlı aynı kelimeyi tekrarlıyordu;
“Olamaz! Olamaz!” Kendini aptal gibi hissediyordu. Sonunda doktora dönerek;
“Lütfen oturun. Sizden özür dilemek istiyorum. Çok aptalım. Bir an için onlara inanıvermiştim. Annemin gerçekten de onlarla çalıştığını sanmıştım.”
“Üzülmeyin Bayan Yuane. Bu herkesin başına gelebilir. Ne de olsa hepimiz insanız. Böyle şeylere inanabiliriz öyle değil mi?”
Doktor, yardımcısına dönerek;
“Bayan Yuane’ye şuradan biraz su getir çabuk. Görmüyor musun kadıncağızı, bir anda perişan oldu.”
Doktorun yardımcısı mutfağa doğru gitti ve oradan elinde bir bardak suyla geri döndü. Elindeki su bardağını Seötra’ya doğru uzattı. Seötra ise bardağı alır almaz, bardağı getiren adama bakarak;
“Çok teşekkürler,” dedikten sonra da elindeki bardağın içindeki suyu bir dikişte içiverdi. Sonra da elindeki bardağı yanında duran sehpaya koydu.
Seötra, doktora bir kez daha dönerek;
“Çok mahcubum. Kendimi gerçekten de aptal gibi hissediyorum.”
“Bayan size söylediğim gibi üzülmenize gerek yok. Hem bir de şöyle düşünün, ya buraya gelip sizi uyarmasaydım. Unutmayın ki, bu da olabilirdi.”
“Evet gerçekten de size çok şey borçluyum. Sizin için ne yapabilirim?”
“Gerçekten önemli değil. Sadece artık randevularınıza geç kalmamayı önerebilirim. Yani gelirseniz sevinirim.”
“Tabii ki bundan sonra asla kaçırmayacağım.”
Doktor, ayağa kalktı ve salonun ortasında dolaşmaya başladı. Duvarda asılı duran resme bakarak;
“Sanırım anneniz. Gerçekten güzel bir kadınmış.”
“Evet annem. Gerçekten de güzeldir.”
“Tıpkı sizin gibi.”
Seötra bu iltifat karşısında gülümsedi;
“Çok naziksiniz. Bu olay gerçekten de benim için şok oldu. Özellikle de anlattıkları hikaye gerçekten de saçmaydı ama beni inandırmayı becermişlerdi.”
“Özellikle de şu düşen uçaktaki pilottan sonra sizin seçildiğinizi söylemeleri, gerçekten de komikmiş.”
“Pilot mu?”
“Evet. Hani şu günler önce düşen uçağın pilotu.”
“Ama ben öyle bir şey söylemedim ki!”
“Söylemediniz mi?”
“Tanrım! Sen gerçekten de dedikleri kişi misin yoksa?!”
“Annenizi size benzetirken gerçekten de aynı kaderi paylaşacağınızı kastediyordum. Siz de onun gibi öleceksiniz.”
“Fakat...”
Seötra ayağa kalkmak isterken, aniden yere yığılıverdi. Kafası gerçekten de feci bir şekilde dönüyordu. Gözleri gittikçe kararmaya başlamıştı.
“Bana ne oluyor böyle?”
“Sanırım içtiğiniz su, gerçekten de hoşunuza gitti.”
Doktor, tüm odayı inleterek kahkahalar atmaya başladı. Seötra ise gittikçe uyuyordu. Gözleri kapanıyordu. Kulaklarında ise sadece doktorun kahkahaları duyuluyordu. Oda gittikçe küçülürken, sesler de görünemezliğin boşluğunda kendilerine bir yer bulmuştular. Her yer sessizleşmişti. Tıpkı sağır insanlarda olduğu gibi. Sonunda da gözleri tamamen kapandı.
Bu sırada ise diğer bir yerde herkes, Seötra’nın cevabını vermesini bekliyordu. Hepsi yarının onlar için büyük bir gün olacağını düşünüyorlardı. Sonuçta ellerindeki güç ile Nomaları sonunda yok edebileceklerdi. Ancak gözlem odasındaki Vi, aniden yere yığılıverdi. Titremeye başladı. Yerde öylece kıvranıyordu. Kıvranırken de bedeni, her yere çarpıyordu. Sesleri duyan Füemax, odaya girdi ve yerde kıvranan Vi’yi görünce içeriye doğru koşup bağırmaya başladı;
“Bir şeyler oluyor! Bir şeyler oluyor! Nomalar harekete geçtiler. Vi bir şeyler görüyor.”
Bu bağırışları duyan tüm ekip elemanları Vi’nin olduğu odaya doğru doluştular. Haxis, yerdeki Vi’yi kaldırdı ve ona dikkatlice sordu;
“Vi, neler oluyor?”
Vi ise kendine gelmişti fakat bitkin gibiydi. Yavaş ama belirgin sesiyle;
“Seötra’yı ele geçirdiler!”
Bunu duyan ekip elemanlarının hepsi hayrete düşmüşlerdi. Haxis ise gayet kararlı bir şekilde;
“O bizim tek umudumuz. Onu kurtarmalıyız. Şimdi çok geç kalmadan hepimize iyi uykular. Bitirmemiz gereken bir savaşımız var!”
Bunun üzerine hepsi birlikte uyku kapsüllerine girmeye başladılar. Kapsüllerin kapıları kapandığında ise artık hiçbirinin dünya ile ilişkisi kalmamıştı, hepsi uykudaydı.
Gözleri açılıvermişti Seötra’nın. Neler olduğunun farkında bile değildi. Elleri zincirlenmişti. Hareket edemiyordu. Kafasına ise kablolar bağlanmıştı. Etraftaki atmosfer çok tuhaftı. Her yer renkli ışıklarla doluydu. Gökkuşağını andıran bir renk cümbüşü söz konusuydu. Renklerle birlikte, ortalıkta anlamsız geometrik şekillerin havalarda uçuştukları görülüyordu. Şaşkınlık içerisinde etrafa bakarken, aslında bir kayanın üstüne çakıldığını fark etti. Zincirlerdeki birleşim yerleri sayesinde kayanın üstüne çakılmak kolaylaşmıştı. Hareket edememesinin yanında konuşamıyordu da. Tüm gücüyle bağırmaya çalıştığı halde. Ortalıkta en ufacık bir ses dalgası bile yoktu. Çok garip duygular içerinde olan Seötra, bu durumda ne yapacağı hakkında bir şeyler düşünmeye çalışsa da, böyle bir durumla ilk defa karşılaştığı için ne yapacağını bilemiyordu. Sonunda kendini zorlamaya karar verdi. Kendini zorlayarak öne doğru eğilmeye çalıştığı anda, tüm vücuduna inanılmaz bir acının saplandığını hissetti. Tüm vücudu adeta yanmaktaydı. O her şeye rağmen kendini öne eğmeyi başarmıştı. Etrafında bomboş bir arazi vardı. Boş arazinin üstünde sadece kayalar vardı. Daha fazla dayanamadı ve eski konumuna geri dönmek zorunda kaldı. Birkaç dakika sonra ise bakışlarının önünde bir kişi belirdi. Bu tanıdık yüz, Doktor Kuinz’den başkası değildi. Seötra’ya baktı ve elini Seötra’nın kafasına dayayarak konuşmaya başladı;
“Sanırım hayatında ilk defa bir rüyanın içinde olduğunun farkındasın. Fakat bu gücünü yeni fark etmen çok yazık. Halbuki bu güç sayesinde beni zorlayabilirdin. Ancak yakında öleceksin ve sen bunun farkında bile değilsin.”
Adam, söyleyecekleri bitince elini Seötra’nın kafasından çekti ve konuşmasına devam ettiyse de, elini çekmesiyle birlikte sesler artık anlaşılmıyordu. Gerçekten de güçsüzleştiğini fark etti. Bir şeyler onun yaşam kaynağını emiyor gibiydi. Birkaç saniye sonra ise tekrar gözleri kapanıverdi.
Saatler geçtikçe, Seötra da güçsüzleşiyordu. Yaşam gücü azalıyordu. Rüyalarında büyük savaşlar gerçekleşiyordu. Ancak o bu savaşların farkında bile değildi. Tam bu sırada ise savaşın ortasındaki Haxis, Füemax’a doğru döndü;
“Füemax bir şeyler yapmalıyız. Zaman tükeniyor. Çabuk bana Vi’yi bul.”
“Vi, şu anda tehlikeli bölgede. Ona ulaşmak çok zor.”
“Fakat ona ulaşmalıyız.”
“O bölgeye girersek ölebiliriz.”
“Zaten girmezsek de öleceğiz. Bu yüzden de başka çaremiz yok. Ben gidiyorum.”
“Dur! Ben de geliyorum.”
Haxis, beyin dalgalarının gücüyle kendini ve Füemax’ı çevreleyen bir koruma kalkanı oluşturdu. Kalkan fazla güçlü değildi. Bu yüzden de Nomalarla olabildiğince temas etmemeye çalışıyorlardı. Kalkanın, etkisi azalmaya başlamıştı. Artık üstlerine gelen kazık ışınlarına cevap veremiyorlardı. Haxis, ışınlara daha fazla dayanamayacağını anlayınca;
“Füemax, senden bir şey isteyeceğim.”
“Evet Haxis söyle.”
“Senden olağanca gücünle Vi’ye ulaşmanı istiyorum. Ben seni koruyacağım. Vi’den kalan zamanı öğrenmen lazım. Şimdi koş çabuk!”
Füemax, cevap bile veremeden koşmaya başladı. Vi fazla uzakta değildi, ancak savaşın şiddetli olduğu bir bölümdeydi. Füemax, beyninin tüm kıvrımlarını Vi’ye odakladı ve eşi görülmez bir hızla uçmaya başladı. O kadar hızlıydı ki, havada adeta görülmüyordu. Sonunda Vi’nin yanındaydı. Vi’ye telaşla sordu;
“Ne kadar zaman kaldı?”
“Sadece kırk beş dakikamız var. Sanırım başaramayacağız.”
“Başarmalıyız,” dedikten sonra aynı hareketi yaparak geri döndü Füemax. Ancak bu hareketleri yaparken gerçekten de çok güç kaybetmişti. Yerinde sabit bir şekilde kalakalmıştı. Haxis’e doğru kafasını çevirdiğinde ise Haxis’in yakalandığını gördü. Güçsüzlüğüne rağmen Vi’ye ulaşmaya çalışacaktı ki, vücudunun hareket edemediğini fark etti. Nomalar, onu da ele geçirmişlerdi. Daha sonra ise bir kazık ışının üstüne doğru geldiğini gördü.
Nomalar savaşı kazanmak üzereydiler. Seötra’nın ölmesine sadece on dakika kalmıştı. Seötra ise gözlerini, beynindeki seslere kulak vererek açtı. Onunla telepatik bir şekilde bağlantı kurulmaya çalışılıyordu. Bitkin bir şekilde sadece beynine doğru odaklandı. Birkaç saniye sonra ise duyduğu ses, Haxis’indi;
“Seötra, kurtulabilirsin. Sadece dakikalar kaldı. Başka çaren yok.”
“Ne yapacağımı bilmiyorum. Hatta şu anda sizlerle bile nasıl konuştuğumun farkında değilim.”
“İçindeki gücü ortaya çıkart. Sadece bunu sen başarabilirsin.”
“Yapamam. Bana yardım edin.”
“Artık sana yardım edemeyiz, hepimiz yakalandık. Son şansımız sadece sensin.”
“Ancak ne yapabilirim ki, ben de esir durumdayım.”
“Bu senin rüyan. Şu anda senin rüyalarındayız. Rüyalarını yönlendirebilirsin. Sadece senin rüyalarındayız...”
“Benim rüyalarım... Benim rüyalarım... Ben kendi rüyalarımı nasıl yönlendirebilirim ki!”
“Annen de seçilmişti. Onda sende olan güçten vardı. Fakat o başaramadı. Ama sen başaracaksın! Şimdi beyninin tüm kıvrımlarını kullanmalısın. Sadece odaklan, odaklan ve dışarıya püskürt tüm gücü.”
“Odaklanıyorum... Odaklanıyorum ama olmuyor.”
“Bu senin rüyan. Sadece hayal et. Beyninde yapmak istediklerinin resmini çiz ve sonunda imzanı atmayı unutma.”
Seötra, tüm gücüyle beynine odaklanmaya çalıştı. Gözlerini kapattı ve sadece konsantre oldu. Bir müddet sonra sanki rüyaların bile ötesine çıkmış gibiydi. O kadar konsantre olmuştu ki, kafasına dokunan eli bile fark etmemişti. Kuinz bir şeyler söylüyordu. Ancak dediği hiçbir şeyi duymuyordu. Seötra sonunda gözlerini açtığında Kuinz’in söylediği son kelimeleri duydu;
“Üç, iki, bir... Artık sen bir ölüsün.”
Seötra, bu sözlerin ardından hareketsizleşmişti. Artık hiçbir şey hissetmiyordu. Kuinz kazandığını haykırıyordu. Kahkahaları tüm rüyanın içinde süzülüyordu.
Ancak Kuinz’in kulaklarında çok keskin bir ses oluşmaya başlamıştı. Kulaklarını tutmaya başlamıştı. Yere doğru çömeldi. Ses o kadar güçlüydü ki, adeta bir işkenceydi. Bu ses karşısında, aniden kayalar patlamaya başladı. Hepsi ardı ardına patlıyordu. Her yer dağılıyordu. Yer, yerinden kımıldamaya başlamıştı. Tüm Nomalar havadaydı. Tıpkı bir hortumun onları, kucağında taşıması gibi bir şeydi. Hepsi, birkaç dakika sonra her yere savrulmaya başlamışlardı. Nomalar, patlıyorlardı. Tüm vücut parçaları ortalığa dağılmaya başlamıştı. Yer ani bir hareketle yarılmaya başladı. Tüm gökyüzü de dahil olmak üzere, her yer belli bir noktadan ikiye ayrılıyordu. Kuinz dışındaki tüm Nomaların hepsi ölmüş gibiydi. Keskin sesin yok olmasıyla birlikte, ikiye ayrılmış olan rüya, bir anda birleşiverdi. Kuinz ise sesin yok olması ile ayağı kalkmıştı;
“Bu bir kırılmaydı. Rüya kırılması... Bu nasıl olabilir? Bunu yapabilecek tek kişi az önce öldü. Üstelik de bu kadar güçlü bir kırılma olabilir mi?”
Kuinz kayaların patlaması ile birlikte, bomboş olan arazinin tam ortasında kalmıştı. Hiçbir ses yoktu. Ne de başka bir şey...
Gözlerini kapattı ve uyanmak için tam beynine yoğunlaşıyordu ki, beyninde birisinin konuşma sesini duydu;
“Üzgünüm ama henüz bitmedi!”
Bu sesi duyar duymaz gözlerini açtı Kuinz. Gördüğü şeylere gözleri inanamıyordu. Karşısında Haxis, Füemax, Bicizy, Vi, Gueenp ve Tisvio vardı. Hepsi, esirlikten kurtulmuşlardı. Serbesttiler. Boş arazinin renkli atmosferi hala yerindeydi. Ancak bu rengarenk atmosfer, ani bir hareketlenme ile kaybolmaya başlamıştı.
Sonunda ise arkalarından beyaz bir ışık parıldamaya başladı. Işık, gittikçe yakınlaşıyordu. Gittikçe yakın... Ve daha da yakın...
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kötü ve İğrenç - 13
  • Büleklär
  • Kötü ve İğrenç - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3853
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2155
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 4054
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2003
    30.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4066
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1863
    34.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3788
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1957
    32.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3743
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1750
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3863
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1921
    33.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3862
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1884
    31.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3713
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1956
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3790
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1987
    29.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3734
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1736
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3785
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1761
    35.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3717
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1677
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1720
    37.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1712
    35.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 15
    Süzlärneñ gomumi sanı 3742
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1803
    34.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 16
    Süzlärneñ gomumi sanı 3751
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1900
    34.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 17
    Süzlärneñ gomumi sanı 3805
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1743
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 18
    Süzlärneñ gomumi sanı 2923
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1361
    34.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.