Kötü ve İğrenç - 07

Süzlärneñ gomumi sanı 3862
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1884
31.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
“Unuttum mu bana söylemiştin. O işleri tamamlamamı rica etmiştin. Ben de bitirdim. Zaten bana da fazla bir iş bırakmamışsın.”
“Çok sağol Paula. Seni seviyorum. Sen benim en iyi arkadaşımsın.”
“Önemli değil. Senin yaptığın yardımın yanında bu bir hiç sayılır,” dedi, gözlerinden birkaç damla yaş, yanaklarından aşağı doğru süzülmeye başladı. Arkasından da sımsıkı bana sarıldı. Sarılışı öyle sıkıydı ki, sanki ben onun için arkadaştan öte birisi gibiydim. Bu duygulu ortamı bozmak istemezdim ama gitmem gerektiğini işaret ettim ve oradan ayrılıp garajdan arabamı aldım. Evime doğru tam gaz yola koyuldum. Eve geldiğimde evde kimseyi bulamamıştım. Sanırım Melissa, bizim ufaklığı da alıp alışverişe çıkmıştı. Evde küçük kedimiz Night vardı. Simsiyah tüyleri vardı ama oldukça şirindi. Yani bazen siyah kedilere karşı insanların önyargılarını anlayamıyorum. Aslında bu birazcık da ırkçılığa benzese de ben bu konu hakkında konuşmayı pek sevmiyorum. Eve gelince bir şeyler atıştırdım. Midem dolmuştu ama çok uykum gelmişti. Biraz kızımın odasında kestirmeye karar verdim.
Yanağıma bir buse konduğunda gözlerim açılmıştı. Bu busenin sahibine baktığımda bu küçük kızım Clarissa’dan başkası değildi. Onu görünce hemen yanıma aldım ve beraberce sarılarak yatıyorduk yatakta. Ben suskunluğu bozdum;
“Hayatım heyecanlı mısın yarın için?”
“Birazcık”
“Ne kadar birazcık?”
“Az olan birazcıktan.”
“Bence çok olanından.”
“Tamam ondan ama...”
“Ama heyecanlanman doğal. Sonuçta herkes heyecanlanabilir. Bu gayet doğal. Yemek yedin mi?”
“Az önce yedim.”
Kızımın göbeğine dokundum ve onu gıdıklamaya başladım.
“Bakalım ne kadar doymuşsun”
Clarissa bir anda kahkahalar atarak gülmeye başladı ve bir yandan da;
“Baba dur... Dur lütfen... Dayanamıycam...”
Tam bu esnadan Melissa da odaya girdi ve muzur bir çocuk bakışıyla;
“Ne oynuyorsunuz bakiim?” dedi ve oda gıdıklamaya benimle beraber devam etti. Beş dakika sonra üçümüzde yorulmuş ve aynı yatakta uzanmaktaydık. Ben göğsümün bir tarafında yatan kızımın ve öbür tarafında yatan eşimin başlarını okşayarak;
“Bugün terfi alacağımı öğrendim.”
Eşim aniden kafasını kaldırdı;
“Ne dedin sen?”
“Başkan yardımcılığına terfi edeceğimi söyledim.”
“Ne! Bu harika bir şey! İnanamıyorum!”
“Üstelik patron o ölünce şirketin başına geçeceğimi söyledi.”
“Aman Tanrım! Gerçekten de bir rüya gibi...”
“Saat kaç?”
“Saat sekize geliyor.”
“O kadar olmuş mu? Ben bugün çok erken gelmiştim de siz nereye gitmiştiniz?”
“Alışverişe çıktık.”
“Tahmin etmiştim.”
“Karnın aç mı?”
“Pek aç değilim ama kızımızın uyuması lazım. Bu yüzden odayı ona bırakalımda uyusun. Onun için yarın önemli bir gün.”
Küçük kıza ikimizde bir öpücük kondurduk ve onu yatağına yatırıp, ışığı kapattık.
Doğrudan oturma odasına geçtik ve televizyonu açtık. Birbirimize sarılıp televizyon izlemeye başladık. Televizyonda izlenecek pek bir program yoktu. Bu yüzden devamlı zaping yapıyordum ki, Melissa;
“Dur! Şu kanalda kalsın. Piyango bileti almıştım. Kimbilir çıkar belki.”
“Tabi canım çıkar. Çıkar tabii.”
“Dalga geçme de yatak odamızdaki abajürün durduğu küçük dolabın altındaki çekmecede duran bileti getir.”
“Peki. Şanslı biletimizi getireyim bakalım,” der demez yüzüme bir yastığı fırlattı. Neyseki eğilmiştim de kurtuldum yastıktan. Birkaç saniye sonra gelmiştim ve bileti Melissa’ya verdim. Çekiliş de başlamıştı televizyonda. Eşim heyecanlıydı ama boş hayaller içindeydi. Numaralar okunuyordu.
“5.....Tuttu ilk numara.”
“9.....Evet bu da doğru”
“3.....Para bizim olucak hayatım”
“Yani hepsi tuttu mu şu ana kadar? Dur ben de bakiim.”
“8.....Az kaldı.”
“1.....İşte sadece iki numara kaldı”
“3.....Kazandık,kazandık!”
“Dur bir dakika son sayı daha çekilmedi.”
“7.....Olamaz! 7 mi? Bir yanlışlık olmasın.”
“Moralini bozma hayatım.”
“Nasıl bozmayayım? Bir numara ile büyük ikramiyeyi kaçırdık!”
“Sesini yükseltme Clarissa uyuyor.”
Bu sırada televizyonda ikramiye tutarları açıklanıyor;
“Bu gecenin şanslı kişisi tam 1 milyon doların sahibi oldu.”
“Aman Tanrım! 1 milyon dolar Jason! Bir rakam ile 1 milyon doları kaçırdık!”
Televizyonda hala konuşmalar devam ediyordu;
“Bir numara ile kaybedenler üzülmeyin. Size teselli armağınımız olan 100.000 dolar hediye olarak veriyoruz.”
“Al işte. Üzülme demiştim.”
“Ama bu 100.000 dolar. 1milyon dolar değil ki!”
“Buna da şükür. Ya bileti almamış olsaydın? Bir de böyle düşün.”
“Aslında haklısın galiba. Sonuçta yine de bir para kazandık.”
“Kazandık işte. Şimdi bana bir öpücük ver.”
Öpücüğü kondurur kondurmaz kendimizi yatak odamızda bulduk...
Sabahın erken saatlerinde kalkmıştık ikimizde. Eşim giyeceğim takımı ütülerken, ben de tıraş oluyordum. Ne de olsa bugün büyük gündü. Ayrıca küçük kızımızı da okula götürecektik. Ancak ben fazla kalamayacaktım. Doğrusu heyecanlıydım. Kızımdan bile fazla heyecanlı olduğum söylenebilirdi. Derken banyoya Clarissa girdi;
“Baba, ne zaman gideceğiz okula?”
“Kızım acele etme daha bir buçuk saat var. Hem sen kahvaltını yapsana. Annen kahvaltını hazırlamış.”
“Tamam baba. Siz ne zaman kahvaltıya geleceksiniz?”
“İşimiz bitince.”
Acele etmesi doğaldı. Ben de okulun ilk günü çok heyecanlıydım. Annem ile babama yaptığım onca ısrarı unutmamak gerekir. Eşim de takımımı ütülemişti, onun yanağına bir öpücük kondurarak teşekkür ettim. O da kabul etmiş gibi kafasını salladı. Arkasından kahvaltımızı yaptık ve arabaya bindik. Okulun önüne geldiğimizde, diğer velilerin ve çocukların çoktan geldiğini görebiliyorduk. Okulun içine girmeden biraz bekledik oracıkta. Sonra eşimle kızıma veda edip, onları bıraktım. Ne de olsa benim de geç kalmam gerekiyordu. Arabayı hızlıca sürmeye başladım. Neyse ki yollar boştu. Halbuki dolu olmasını beklerdim. Çünkü ne de olsa okulun ilk günü her yer dolu olurdu. Şirketin içine ilk adımımı attığımda kalbim küt küt atıyordu. Acaba başkan yardımcılığının duyurulacağı yer neresiydi diye kafamda sorular dolaşıyordu. Bu yüzden danışmaya gittiğimde bana toplantı odasında olacağı söylendi ve hemen oraya gittim. Oda tıklım tıklım doluydu ve odaya girer girmez gözler bana doğru odaklandı. Ben kimseye bakmamaya çalışarak odanın içindeki bir köşeye doğru yürüdüm. Sonra da sırtımı duvara yaslayarak odadakilere göz gezdirdim. Az ötede Paula’yı fark ettim ve yanına doğru yürümeye başladım. Paula da beni görünce bana yaklaştı. İlk olarak o konuşmaya başladı;
“Heyecanlı mısın?”
“Hem de nasıl”
“Nefes alıp, nefes ver bence. Bu seni rahatlatabilir. Ya da içinden her heyecanlığında dokuza kadar say.”
“Neden dokuza kadar? Ben onu ona kadar zannederdim.”
“Benim uğurlu sayım dokuzdur da.”
“Hımm... Denerim. Sen nasılsın? Çocukların için hastaneye gittin mi?”
“Evet gittim. Ameliyat gerekiyormuş. Gelecek hafta ameliyat gerçekleşecekmiş.”
“İyi o zaman. Geçmiş olsun. Eminim ki iyileşecekler.”
Tam bu konuşmanın arasında başkan odaya girdi ve salonu büyük bir sessizlik kapladı. Odaya birazcık daha bakındığımda genel danışmanın gelmediğini gördüm. Başkan konuşmaya başladı;
“Evet bugünkü toplanış nedenimiz belli. Şu an boşta olan yardımcılık mevkiini dolduracak kişiyi açıklamak için buradayız. Ancak bunu söylemeden önce bir işten ayrılmanın olduğunu üzülerek açıklayacağım. Genel danışman Dougray Scott Newton, sağlık sorunları nedeniyle işten ayrıldığını bana bildirdi. Kısaca en yakın zamanda onun da yeri doldurulacaktır. Neyse ben şimdi yeni başkan yardımcısını açıklayayım. Yeni başkan yardımcısı... Jason Human... Onu kutluyorum ve başarıyla da görevini yerine getireceğine eminim.”
Daha sonra ben de kısa bir konuşma yaptım ve sonunda da büyük bir alkış koptu salonda. Belki de insanlar benim seçilmemi istiyorlardı çünkü Newton’un diğer insanlara iyi davrandığını söylemek güçtü. Arkasından da küçük bir kokteyl yapıldı. Herkes beni tebrik ediyordu. Saatler hızla geçiyordu. Belki bir başkan yardımcısı için böyle bir kutlama yapmak fazla abartıydı ama şirket tarihinde başından beri sadece bir başkan olduğu için yardımcı seçimlerine büyük önem veriliyordu. Ne de olsa yardımcılar bu şirket için önemli kişilerdi. Zaman çabuk geçmişti ve gitme zamanı gelmişti. Bu yüzden bu sevincimi paylaşmak için eve doğru yol aldım. Eve geldiğimde kimse yoktu. Nedenini bilmiyordum. Tuhaftı ve de ilginç. Belki bir not bırakılmıştır diye ortalığı araştırdım. Telefonun yanında bir adres yazılıydı. Bu bir hastane adresiydi. Aman Tanrım! Ne olmuş olabilirdi ki, doğruca arabaya atlayıp hastaneye sürdüm. Hastaneye geldiğimde danışmaya sorular sordum. Onlarda bana küçük bir kızın geldiğini söylediler. Üçüncü kata çıkmamı söylediler. Hemen katları çıktım. Eşim endişeli bir şekilde koridorda bekliyordu. Beni görünce yanıma koştu ve sarıldı. Ben telaşla;
“Neler oluyor? Kızımıza bir şey mi oldu?”
Ağlamaklı bir sesle;
“Clarissa yaralandı.”
“Bu nasıl oldu?”
“Okuldaki basketbol potalarından birisi üstüne düşmüş.”
“Tanrım! Şimdi nasıl, iyi mi?”
“Kızımız iyi sayılır ancak kolu çok kötü.”
Tam bu sırada doktor içerideki odadan çıktı.
“Doktor! Doktor! Kızım nasıl?”
“Siz babası mısınız?”
“Evet.”
“Kızınızın kolunda ciddi bir zedelenme var. Tüm müdahalelere rağmen kolu çok kötü durumda. Şimdi sizden bilinçli bir karar almanızı bekliyorum. Unutmayın ki, kızınızın hayatı söz konusu. Kolunu kesmezsek kangren olacak ve bu onu öldürebilir. Diğer yandan ise kesersek kızınız da hayati bir tehlike kalmaz. Ancak moralmen büyük çöküntüye uğrayacağı kesin. Şimdi sizden bir karar almanızı istiyorum. Kızınız reşit olmadığı için bu kararı siz vermek zorundasınız.”
Bu olamazdı, kızımızın o küçücük kolu kesilecekti. Bu bir kabus muydu? Ama karar vermek zorundaydık ve kızımızın hayatı daha önemliydi. Bekletmeden kararı verdik;
“Kızımızı kurtarın. Kolu kesebilirsiniz.”
Melissa haykıra haykıra ağlıyordu. Ben de onu teselli etmeye çalışıyordum. Yaklaşık iki saat sonra doktor ameliyat odasından çıkıyordu. Doktor bana bakarak;
“Kızınız çok kan kaybetti ancak artık durum kontrol altında. Yani buralarda durması moralinin daha kötü olmasına sebep olabilir. Birkaç gün burada kalsın. Sonra artık onun moralini düzeltmek için uğraşmalısınız. Rehabilitasyon servisinden de yararlanabilirsiniz isterseniz. Yalnız henüz çok küçük. Bu yüzden sizlerin yardımları daha önemli. Eşinizi de evinize götürün. Çok perişan görünüyor.”
“Peki doktor bey. Dediğiniz gibi olsun.”
Zor günlerdi. Bu yaşadığımız son iki hafta oldukça stresliydi. Bir türlü Clarissa’nın yüzü gülmüyordu. Gülmesi için her şeyi yapmıştım ama olmuyordu. İşimi de daha ilk günlerinde aksatmaya başlamıştım. Bu gerçekten kötüydü ancak aile her zaman işten önce gelir benim için. Paula'nın çocukları ameliyat olmuştu ama ameliyat başarılı değildi. Hala durumları iyi değildi. Piyangodan kazandığımız para ile hastane masraflarını ödedik ve kızımın hava değişikliğine ihtiyacı olduğu için eşimle beraber kızımı tatile göndermeye karar verdim. Bunun için biletleri almıştım ve uçuş yarındı. Onlar yokken hasta babamı da yanıma alacaktım. Çünkü annem vefat ettikten sonra çok yalnız kalmıştı ve oldukça yaşlanmıştı. Sabah olunca onları havaalanına bırakacaktım.
Gözlerimi açtığımda her yer dönüyordu ve gözlerim sular içindeydi, birazcık da kanla karışık. Ne de olsa uykusuz geceler geçirmiştim. Her sabah yaptığım işleri yaptım ve Melissa ve Clarissa’ya seslenerek;
“Herkes hazır mı?”
“Hazırız Jason. Seni bekliyoruz burada.”
“Peki ben de şimdi geliyorum.”
Bavullar yüklendi ve havaalanına kısa sürede varılmıştı. Gitmeden önce onlarla vedalaştım. Eşime sımsıkı sarıldım. O kadar sıkıydı ki, sanki onu bir daha göremeyecek gibi. Sonra bana baktı ve alçak bir ses tonuyla;
“Sana bir haberim var Jason. Ancak bunu gelince söyleyeceğim. Sürpriz olmasını istiyorum.”
“Beni meraklandırma artık. Hadi söyle şunu. O kadar gün nasıl beklerim?”
“Olsun bekleyeceksin artık.”
Clarissa da bana sımsıkı sarıldı. Tabi bu sarılış sadece tek kollaydı. Ama sanki iki kolla sarılıyorcasına sıkıydı. Yanağımdan öptü;
“Baba Night’a iyi bak. Geldiğimde onu sapasağlam görmek istiyorum.” “Peki nasıl istersen kızım. Ona çok iyi bakacağım.”
Arkasından birbirimize el sallarken, uçağa binmişlerdi ve uçmuşlardı bile...
Babamı almak için evine gittim. Kapıyı çaldım. Kapı açılmıyordu. Daha hızlı çalıyordum ama kapıya yaklaşan bir ayak sesi bile yoktu. Bende de bu evin anahtarı yoktu. Acaba bir yere mi gitmişti diye düşündüm. Fakat gidemezdi çünkü benim geleceğimi biliyordu. Ona dün gece haber vermiştim. Artık kapıyı kırmaktan başka bir çare kalmamıştı. Geriye doğru gerildim ve sert bir omuz darbesi indirdim kapıya. Kapı direnmişti bana. Omuzum da oldukça acımıştı. Bu sefer aynı hareketi tekme olarak deneyecektim ve denedim de. Bu sefer kapının direnci yetersizdi ve kırılmıştı. Kapı kırılınca yandaki komşular hemen evlerinin önüne çıkmıştılar, sanırım beni hırsız ya da katil zannetmiştiler. Eve doğru girdiğimde arkamdan birkaç komşu bakıyordu. Oturma odasında kimse yoktu ama bir bavul hazır duruyordu. İçerdeki odalara bakmaya karar vermiştim. Bir yandan da “Baba! Baba!” diye sesleniyordum. Tüm odalara bakmıştım ancak ortalıkta kimse yoktu. Son olarak da kilitli olan, anneme özel odaya bakmaya karar verdim. Kilidi kıracağımı düşünüyordum ama kilit açıktı. Kapıyı ittiğimde ise babam odadaki yatağın üzerinde yatıyordu. Bir resme sarılmıştı. Bu annemin resmiydi. Ona tekrardan;
“Baba! Ben geldim. Gitmeliyiz. Artık burada yalnız başına kalmana gerek yok. Bizim eve gidiyoruz.”
Ancak yanıt gelmemişti. Çünkü artık nefes almıyordu. Annem ile buluşmuştu. Yalnız değildi artık. Ona oracıkta sımsıkı sarıldım. Hala bedeni sıcak sayılırdı. Henüz soğumamıştı. Gözlerimdeki üzüntüyü ve stresi kustum babamın ölü cesedinin üstüne. Gözlerimden damlalar, o kadar seri damlıyordu ki, babamın yattığı yatak sırılsıklam olmuştu. Arkamdan telaşla bakan komşular, benim bu halimi görünce ne diyeceklerini bilemediler ve sessizce oradan ayrıldılar.
Babamı annemin yanındaki mezarda toprağa vermiştim. Fazla kimseye haber vermedim. Sadece bazı komşulara ve yakın akrabalardan bazılarına. Eşim ile kızıma ise hiçbir şey söylememiştim. Morallerini bozmayı istemiyordum. Babam artık yoktu. Tıpkı annem gibi...
Babamın tabancasını bana vermişlerdi. Ruhsatlı bir tabancaydı ama bu tabancayı kullanmayacağımdan evin çatı katındaki lüzumsuz eşyaların koyulduğu dolaba sakladım. Bu olaylardan sonra ailem tatilden gelene kadar kendimi işime verdim. Hemen hemen bütün gün çalışıyordum. Sanki bir makine gibiydim. Çalışan ama neden çalıştığını bilmeyen bir makine gibiydim. Bay Sanders bu çalışmamdan oldukça memnundu. Memnundu ama onun da fazla zamanı kalmamıştı. Devamlı öksürüyor ve ağzından kan geliyordu. O beyaz saçları da dökülmeye başlamıştı. Hayatım evden çok şirkette geçiyordu ve bir gün Bay Sanders yanıma geldi,
“Jason çok fazla çalışıyorsun. Tamam memnunum ama bu kadar çalışman hiç de iyi değil. Birazcık dinlenmelisin. Şimdi sana emrediyorum. Evine git ve dinlen. Yarın da izinlisin.”
“Üzgünüm ama bunu kabul edemem. Çalışmam lazım. Bitirmem gereken işler var.”
“İşler halledilir ama bir insanın sağlığı bozulursa bir daha düzeltmesi çok zordur. Belki de düzeltilemez.”
“Tamam eve gideceğim ama yarınki izini kabul edemem.”
“Peki öyle olsun. Ben de senin gibiydim gençliğimde. Sorunları, çalışarak kapatmaya çalışırdım. Sorunları sadece bu şekilde unutabilirdim. Bu yüzden seni kendi gençliğime çok benzetiyorum. İşte bu yüzden seni seçtim. Zamanım azalıyor. Bu yüzden hazır olman lazım. Güçlü olman lazım. Bu yüzden kendine iyi bak.”
“Nasıl isterseniz Bay Sanders.”
Doğruca evime gittim. Uzun zamandır uyumadığım için yatmakla uyumam bir oldu. Rüyalarımda devamlı eşimi ve kızımı görüyordum. Uzun bir uykuydu. O kadar uyumuştum ki, işe geç kalmakla kalmamıştım ve süreyi bayağı geçirmiştim. Öğlen olmuştu. Ancak bu işe Bay Sanders’ın pek kızacağını düşünmüyordum. Zaten o izin vermeyi bile teklif etmişti ama ben kabul etmemiştim. Hiçbir şey yemeden şirkete gittim. Ortalığa bir sessizlik hakimdi. Paula’ya baktığımda odasında yoktu. Genellikle böyle sessizlik olduğunda muhakkak bir olay olurdu. Ben de her zaman olduğu gibi Paula’ya sorardım ama o bu sefer odasında değildi. Ben de onun odasının yanındaki odaya gittim. Yan odada Carlos adında Meksikalı bir adam çalışıyordu. Arada bir konuşurduk ama samimi değildik. Yanına yaklaştım ve ona sordum;
“Merhaba Carlos. Paula’yı gördün mü? Bugün yoksa işine gelmedi mi?”
“Haberin yok mu Jason?” dedi ve önüme bir gazeteyi attı.
“Gazetenin üçüncü sayfasını aç.”
Sayfayı açtığımda bir başlık vardı; “Ölümüne Sevgi”. Haberi okumaya başladım. “İki çocuğunu hastalıktan kaybeden anne, daha fazla dayanamadı ve intihar etti. Yakın komşuları, acılı annenin çocuklarının hastalığı ile uzun zamandır uğraştığını söyledi.”
“Evet Carlos bu haberi bana niye okutturdun?”
“Jason olaydaki ölen kadının yüzüne dikkatlice baksana.”
Resimdeki kadın Paula’ydı. İntihar etmişti. En iyi arkadaşım da ölmüştü. Bu inanılmayacak bir şeydi. Artık şirkette onu bir kere bile göremeyecektim. Bu nasıl olabilirdi ki? Bütün şanssızlıklar benim yakınlarıma mı gelmeliydi? Yoksa sorun bende miydi? Ona son görevimi de yaptım ve cenazesine gittim. Zor günler ve sorunlar devamlı üst üste biniyordu. Artık bu haberi de vermem lazımdı eşime. Zaten bir hafta sonra geleceklerdi. Telefonla onu aradım. Kaldıkları otelin telefon numarasını biliyordum. Eşime babamın ve Paula’nın öldüğünü söylediğimde Melissa’nın neşeli sesi birazcık olsun durgunlaşmıştı. Söylediğine göre de kızımın morali de oldukça düzelmişti. Artık eve dönmek istediğini iletmişti. Telefonda ısrarla sürprizi sorsam da yine cevap alamadım. Ancak ban bir şey söylediler. Artık dönmek istedikleri için yarın sabah havaalanından onları almamı istediler. Bunu duyunca oldukça sevinmiştim. Sonunda özlemim sona erecekti.
Gece iyi bir uyku çektim. Sabahleyin de erkenden havaalanına gittim. Orada bir şeyler atıştırdım. Ailemin geleceği uçak iki saat rötar yapmıştı. Buna göre ben de iki saat erken geldiğime göre toplam dört saat beklemem gerekecekti. Olsun beklerim. Sonuçta onları uzun zamandır bekliyorum. Sadece dört saatçik mi bekleyemeyeceğim diye geçirdim içimden. Zaman geçtikçe özlemim de artıyordu. Havaalanında devamlı anonslar yapılıyordu. Hepsini can kulağımla dinliyordum. Ailemin uçağı ile ilgili bir şey var mı diye. Sonunda bir tuhaflık oldu ve ailemin olduğu uçak seferleri iptal edilmiştir diye bir açıklama geldi. Ne oluyordu böyle? Uçak seferleri neden iptal edilirdi ki, kötü hava koşullarından belki olabilirdi ama hava gayet temiz ve açıktı. Hemen koşa koşa danışmaya gittim. Büyük bir kuyruk vardı. Sanırım onlar da benim beklediğim uçağı bekleyen insanlardı. Sonra danışmadaki bayan;
“Lütfen sakin olun. Gerekli anonsu az sonra yapacağız. Biz de şu anda tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Öğrenince size bildireceğiz.”
Yaklaşık bir saat daha bekledikten sonra beklenen duyuru yapıldı;
“...123 nolu seferli uçak, Pasifik Okyanusu’na düşmüştür. 157 yolcunun da kayıp olduğu bildirildi...”
Bu imkansızdı, olamazdı... Bu benim başıma gelemezdi. Melissa ve Clarissa yaşıyordu muhakkak. Çünkü onların ölmesi imkansızdır. Zaten ölmemişler sadece kaybolmuşlar. Clarissa Okyanusta nasıl yüzecek peki? Tek kolu yok ki! Melissa’ya büyük yük binecek...
“Beyefendi... Beyefendi...”
“Ne kim? Ben mi?”
“Evet siz kendinize gelin. Henüz bilgiler kesinleşmedi. Lütfen şu elimdeki kahveyi alın. İçerseniz kendinize gelirsiniz.”
“Ben zaten kendimdeyim.”
“Peki öyle olsun.”
Artık havaalanında değildim. Bir anlık bir şok geçirmiş olmalıyım. Şu anda televizyonu olan bir odadaydım. Yanımda da o havaalanında gördüğüm insanlardan bazıları vardı. Televizyonda uçağın düştüğü yer gösteriliyordu. Uçak ortadan ikiye ayrılmıştı. Altta da toplam ölü sayısı yazıyordu. Tam 105 kişi... 105 kişi ölmüştü. Kimlikleri tespit edilmemişti henüz. Onların içinde benim ailemin olmadığı kesindi. Çünkü bana daha sürprizi bile söylemediler. Odanın kapısı açıldı. İçeriye bir polis memuru girdi.
“Artık evlerinize gitmelisiniz. Eğer aileniz bulunursa kimlik tespitinden sonra sizi arayacağız. Bu yüzden eve gitmeden önce adınızı, soyadınızı ve telefon numaranızı yanımdaki arkadaşıma bırakın ki, sizi bulabilelim.”
Herkes dağılmaya başlamıştı. Bilinçsizce arabayı kullanıyordum. Ancak eve sağ salim ulaşabilmiştim. Doğruca telefonun yanına gittim. Yanına çömeldim ve öylece orada bekledim. Telefon etmelerini bekledim. Yanımda da Night vardı. Bir yandan onu okşuyordum. Bir yandan da onunla konuşuyordum.
“Night onlar yaşıyorlar merak etme. Onlara bir şey olacağını zannetme. Babama olabilir, en iyi arkadaşıma olabilir ama onlara bir şey olamaz. Onların hiçbir günahları yok. Onların kurtulmaması için hiçbir neden yok. Anlıyor musun beni?”
Kendi kendime bir kediyle konuşuyordum. Belki de deliriyordum. Saatler geçmesine rağmen bir telefon bile gelmemişti. Artık sıkılmıştım. Nasıl olurdu da ailemin olduğu uçak düşerdi? Başka uçak yok muydu? Bütün gece bekledim. Ne bir telefon geldi, ne de bir haber... Televizyonu açtım. Tüm kanallarda uçak haberi vardı. Ölü sayısı 155 kişiydi. Evet işte o yaşayan iki kişi benim ailemdendi. İşe gitmedim çünkü beni arayacaktılar. Bekledim... Bekledim... Belki de beni unuttular diye düşündüm. Ancak beni unutamazlardı. Tek yaşayan iki kişi de benim ailemden olduğu için beni aramaları gerekirdi. Sonuçta herkes yaşayan kişilerin kimler olduğunu öğrenmek isteyecekti. Bu her zaman böyle olmuştur.
Bu sırada telefon çalmaya başladı. Çaldıkça çalıyordu, çaldıkça çalıyordu. Koşa koşa açtım telefonu. Telefonda kalın bir erkek sesi vardı;
“Siz Jason Human mısınız?”
“Evet.”
“Melissa Human ve Clarissa Human neyiniz oluyordu?”
“Eşim ve kızım.”
“Üzgünüm ama onları kaybettiniz. Başınız sağ olsun.”
“Ne? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Onlar ölmedi. Ölmeyecekler! Lütfen dalga geçmek için başkasını bulun! Şu sıralar hiç havamda değilim.”
“Beyefendi acınızı anlıyorum ama artık çok geç. Alışmanız lazım buna.”
“Bence siz hiçbir şeyi anlamıyorsunuz. Size söylüyorum onlar ölmedi!”
“Siz nasıl isterseniz öyle kabul edin. Ancak cenaze için masraflar size aittir.”
“Onlar ölmedi... Ölmedi... ÖLMEDİ!!!”
“Bir de kötü bir haberim daha var.”
“Yeter artık!”
“Diğer çocuğunuz da ölmüş.”
“Hangi diğer çocuğum? Benim bir tek çocuğum var.”
“Bilmiyor muydunuz? Eşiniz hamileymiş...”
Telefonu öylece sert bir şekilde yüzüne kapattım adamın. Onlar nasıl ölebilirlerdi ki? Onlar benim meleklerimdi. Onlar benim her şeyimdi.
Telefon tekrar çalmaya başladı aniden. Sanırım hatalarını anlamışlardı. Telefonu açtığımda bu sefer farklı bir ses vardı;
“Bay Human”
“Evet.”
“Ben Bay Sanders’ın avukatıyım. Size bir iyi, bir de kötü haberim var. Öncelikle kötü haberi vereyim. Bay Sanders bu sabah vefat etti. İyi haber ise vasiyetinde şirketi size bıraktığını açıklamış. Kutlarım şirketin yeni sahibisiniz. Lütfen bazı işlemler için buraya gelebilir misiniz?”
“Hahahaha! Şirket mi? Siz ne şirketinden bahsediyorsunuz? Ben ailem olmadıktan sonra şirketi ne yapayım!” der demez telefonu kapattım.
Şimdi ne olacaktı, ne olacaktı...? hemen çatı katına doğru koştum. Gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. Hiçbir şeyi... Neredeydi bu silah. Kahrolasıca silah nerede? Nerede? İşte buradasın... Gözlerim artık görmüyordu. Her yer karanlıktı. Beynim ise algılama yetilerini kaybetmişti. Burnuma ise sadece kan kokusu geliyordu. Sadece kan... Ölümün gözyaşları olan kan... her şeyi bitiren kan... Bilinçsizdim. Kulaklarımda çığlıklar vardı. Devamlı haykırışlar vardı. Adeta kemiriyorlardı beni. Bunu durdurmalıydım... Durdurmalıydım... Ve de durdurdum...


Sabahın erken saatlerinde bir kafe...
İçeride iki yaşlı ihtiyar oturuyorlardı. Sabah kahvelerini içiyorlardı. Bir yandan da birisi gazetelerini okuyordu;
“Duydun mu Steve?”
“Neyi duydum mu?”
“Gazetedeki haberi okudun mu?”
“Hangi haberi?”
“Tabi ki kapaktaki haberden bahsediyorum.”
“Okumadım. Ama sen bana sesli bir şekilde okursan sevinirim. Çünkü gözlüklerimi evde unutmuşum.”
“Ünlü Washsmell şirketinin yeni patronu Jason Human, karısının ailesinin ölümünden sonra dehşet saçtı. Ruhsatı ölen babasına kayıtlı olan tabanca ile önüne gelene ateş etti. Bu açılan ateş sonucunda beş kişiyi öldüren Human, arkasından silahı şakağına dayayarak intihar etti. Cinnet geçirdiği zannedilen Human, henüz 29 yaşındaydı. Bu olay sonrasında şirketin başına eski danışman Dougray Scott Newton’ın yerine getirilen Rade Wagner geçti...”


“Hayat boş bir duvar gibidir. Ne olacağı hiç belli olmaz. İnsanlar iyi duruma da gelirler, kötü duruma da. Ancak eğer kötü durumlar üst üste gelirse her şey altüst olur...”
FARELERİ KANATMAK (2002)
LONNEX LİMANI
SAAT: 23.30
Limanın en uç tarafındaki küçük bir bara doğru iki adam hareket etmeye başlamışlardı. Ortalık ıssız ve sakindi. Adamların tipleri mafyayı andırıyordu. Barın kapısını yavaşça ittiler. İçeriye doğru baktılar. İçeride yabancılara pek alışık olmayan barmen,sarhoş kurt Goxen ve siyah giysiler içindeki,hafiften şişman adam Kopertsen vardı. Üç adamda yeni gelen yabancıları gözleriyle süzdüler. Ardından yabancılar Kopertsen’in yanına geldiler. Konuşmaya yabancılardan lacivert takımlı adam başladı;
-Para hazır mı koca popolu lanet olasıca pislik herif?
-Para mı?
-Anlamamazlıktan gelme bok beyinli züppe. Para hazır mı onu söyle.
Şişman adam ,içine doğru bir yudum hava çektikten sonra, terleyerek cevap vermeye başladı;
-Paranızı bulmaya çalıştım ancak bu sıralar çok sıkışığın özür dilerim. En yakın zamanda size ödeyeceğim baylar.
-Demek parayı getirmedin. Tamam o zaman.
-Yani bana bir şey yapmayacaksınız değil mi?
-Aslında senin için iyi şeyler düşündük. Sana iki seçenek vereceğiz.
-Seçenekler nedir?
-Hey bebeğim ilk seçeneğin şu, ya şimdi buradan defolup gideceksin ve bir dahaki gelişimizde para ikiye katlanacak. Ya da kırmızı başlıklı kızla görüşeceksin.
-Kırmızı başlıklı kız da kim?
Adamlardan siyah takımlı olanı elini iç cebine doğru soktu. Elini çıkardığında eline bir silah vardı. Silahı aldı ve Kopertsen’in kafasına dayadı. Anında hiç düşünmeden tetiği çekti. Silahın patlamasıyla adamın beyni ortalığa saçıldı. Geride kalan bütün vücudu ise kıpkırmızı kanların içinde boğuluverdi.
Arkasından adam kıs kıs gülmeye başladı ve gülerek;
-Lanet olası piç kurusu al işte tanıştın. Kırmızı başlıklı kızla tanıştın. Kendi haline bak kırmızı başlıklı kıza döndün.
Dedikten sonra adamlardan biri arabalarına doğru gitmeye başladı. Bagajı açtı ve oradan bir bidon aldı. Bara geri döner dönmez bidonun içindeki benzini barın her tarafına doğru dökmeye başladı. Arkasından barmen ile sarhoşa dönerek;
-Mutluluklar dilerim size aşağılık yaratıklar. Artık sonsuza katar sizi evlendiriyorum.
Dedi ve barın kapısından çıkarken elindeki çakmağı barın içine doğru fırlattı. Bar bir anda cayır cayır yanmaya başladı. İçinden barmenle sarhoşun çığlıkları yükselmeye başladı. İki kişi öylece orada diri diri yanıyordu.
Yabancılar kıllarını bile kıpırdatmadan yanan barı izliyorlardı. Lacivert takımlı adamın gözünden usulca bir yaş döküldü. Kendi kendine ağlamaklı bir sesle homurdanmaya başladı;
-Lanet olsun. En sevdiğim çakmağım yanan barın içinde kaldı. Keşke kibrit kullansaydık.
Bar küle dönmüştü. Alevler sönmeye başlamıştı ki yabancılar ,arabalarına bindiler ve oradan uzaklaştılar.
KELSTROM KUMARHANESİ
SAAT:22.00
Gece sisliydi. Sessiz bir durgunluk vardı. Kumarhane her zamankinden farklı olarak bu sefer boşa yakın denecek kadar boştu. İki üç kişi ya vardı ,ya da yoktu. Kumarhanenin sahibi bir hayli düşünceli ve sıkıntılı gibiydi. Mini barından bir adet bardak ve bir viski şişesi çıkardı. İçkinin kapağını açtı ve bardağa doğru dökmeye başladı. İçkiyi gayet yavaş bir şekilde döküyordu. Sanki son içkisiymiş de ,bu içkiyi doyasıya içeyim diye düşünüyordu.
Tam bu esnada dışarıda bir araba durdu. İçinden iki kişi çıktı. Birisi lacivert takımlı,diğeri ise siyah takımlıydı. Altmışlı yıllardan kalma kişilermiş gibi görünüyorlardı. Paldır küldür kumarhanenin içine daldılar. Önce ortalığı süzdüler. Arkasından kumarhanenin sahibinin odasına doğru yöneldiler. Adamlar odanın kapısını açtıklarında ,kumarhanenin sahibi viski bardağındaki son yudumu da içiyordu. Lacivert takımlı konuşmaya başladı;
-Merhaba patron kılıklı. Bizi özledin mi?
-Özlemek mi? Beni öldüresiniz diye mi?
-Çok akıllısın ukala. Bu sözlerinden anlaşıldığına göre para hazır değil. İstersen sonra gelelim ve parayı alalım.
-Hayır. Bu numarayı yemem. Diğerlerine yaptıklarınızı duydum.
-Diğerlerine ne yapmışız ki?
-Bunu siz daha iyi bilirsiniz.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kötü ve İğrenç - 08
  • Büleklär
  • Kötü ve İğrenç - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3853
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2155
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 4054
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2003
    30.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4066
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1863
    34.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3788
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1957
    32.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3743
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1750
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3863
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1921
    33.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3862
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1884
    31.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3713
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1956
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3790
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1987
    29.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3734
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1736
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3785
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1761
    35.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3717
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1677
    34.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1720
    37.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 3796
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1712
    35.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 15
    Süzlärneñ gomumi sanı 3742
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1803
    34.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 16
    Süzlärneñ gomumi sanı 3751
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1900
    34.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 17
    Süzlärneñ gomumi sanı 3805
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1743
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kötü ve İğrenç - 18
    Süzlärneñ gomumi sanı 2923
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1361
    34.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.