Kapı Tekrar Vuruldu - 09

Süzlärneñ gomumi sanı 3915
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1860
32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
46.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
54.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
—- «Annemin etrafa saldırıp saldırmadığını mı soracaktın? Hayalin pek geniş, Dennis. Galiba korkunç hikâyelere de pek meraklısın... Hayır, yavrum. Anneciğim, öyle etrafa hücum eden zır delilerden değil. Sadece aklı karışıyor. Nerede— ve kim olduğunu unutuyor. Yürüyüşe çıkmak istiyor. Sonra rast geldiği ilk otobüs veya trene atlayıp, gidiyor. Anlıyacağm, ona bakmak bir hayli güç. Bazen bir kişi bu işe yetişmiyor. Fakat annem, aklı karıştığı zaman bile mesut. Hattâ bazen şaka bile ediyor. Bir keresinde, 'Ann'ciğim, doğrusu bu pek utanılacak bir hal,' dediğini hatırlıyorum. 'Tibet'e gittiğimi biliyordum ama işte o kadar. Kendimi Dover'deki bir otelde buldum. Tibet'e nasıl gidileceğinden de haberim yoktu. Sonra kendi kendime- orada ne işim olduğunu sordum—ve eve gelmeğe karar verdim. İşte o zaman da evden ne vakit ayrıldığımı hatırlıyamadım. İnsanın böyle hiç bir şeyi hatırlıyama- ması pek gülünç.' Annem, hâdiseyle alay ediyordu. Yani o, işin gülünç tarafını görmesini biliyor.»
Dennis, «Kendisiyle tanışamadım—» diye başladı.
Ann, atıldı. «Doğrusu onunla tanışmak istiyenlere pek cesaret vermiyorum. Neticede insan sevdikleri için hiç olmazsa bunu yapabilir. Yani onları—şey—meraklı ve merhametli nazarlardan koruyabilir.»
«Benimki merak değil, Ann.»
«Evet. Senin mütecessis olmadığını biliyorum. Fakat anneme acıyacaksın. Ben de bunu istemiyorum.»
«Neyi kasdettiğini anlıyorum, Ann.»
Ann; «Eğer zaman zaman istifa edip, belirsiz bir müddet annemin yanında kalmak üzere eve gittiğime üzüldüğümü sanıyorsan, yanılıyorsun.» diye mırıldandı. «Ben zaten aslında bir işe takılıp kalmak niyetinde değilim. Sekreter mektebinden mezuıı olduktan sonra ilk defa çalışmağa başladığım zaman da aynı şekilde düşünüyordum. 'İnsanın işinin ehli olması şart' diyordum. 'Eğer iyi bir sekretersen bir sürü teklif alır ve içlerinden en iyisini seçersin. Değişik değişik yerler görüp, bambaşka bir hayat sürersin. İşte böyle... Ben bu ara mektep hayatını tecrübe ediyorum. Hem de İngiltere'nin en iyi mektebinde! Meadowbank'de herhalde bir-bir buçuk sene kalırım.»
«Seni hiç bir şey kendine bağlamıyor, değü mi, Ann?»
Genç kadın düşünceli bir tavırla cevap verdi. «Evet...
Bağlandığını sanmıyorum. Galiba ben 'Doğuştan seyirci' denilen insanlardanım. Veya radyoda haberleri tefsir eden şahıslara benziyorum.»
Dennis, kederli kederli mırıldandı. «O kadar lâkayıtsın ki hiç bir şeye, hiç bir insana aldırmıyorsun?»
Ann, cesaret vermek ister gibi, «Her halde günün birinde aldıracağım,» dedi.
«Senin nasıl düşündüğünü, nasıl hissettiğini yavaş yavaş anlamıya başladım.»
Ann, mırıldandı: «Sanmıyorum.»
Dennis, «Her ne hal ise,» diye cevap verdi. «Senin mektepte bir sene bile dayanacağını sanmıyorum. Bütün o kadınlardan sıkılacaksın.»
Ann, başını salladı: «Yo. Zira mektepte gayet yakışıklı bir bahçivan var.» Dennis'in yüzündeki ifadeyi görünce bir kahkaha attı. «Somurtma canım! Ben sadece seni kıskandırmaya çalışıyorum.»
«Şu öldürülen öğretmen hikâyesi nedir?»
«O mu?» Ann, ciddileşti. Yüzünde düşünceli bir ifade belirmişti. «Acaip bir hâdise bu, Dennis. Hakikaten acaip. Öldürülen Beden terbiyesi öğretmeni. O tipleri bilirsin. 'Ben- özü-sözü-doğru-bir-kadmım,' diyenlerden. Bence mesele gazetelerde yazılanlar kadar basit değil. İşin içinde iş var.»
«Buraya bak. Sakın tehlikeli işlere karışma.»
«Söylemesi kolay. Şimdiye kadar ne kabiliyetli bir hafiye olduğumu gösterme fırsatım bulamadım. Doğrusu ben iyi bir detektif olduğumdan eminim.»
«Sakın Ann!»
«Hayatım, ben tehlikeli canilerin peşine takılacak de ğilim. Ben sadece—şey—bazı makul neticeler çıkaracağım. Kim? Neden? Ve niçin? Böyle şeyler, anlıyor musun? Doğrusu enteresan bir şey de öğrendim.»
«Ann!»
«O kadar telâşlanma, canım.» Ann, düşünceli düşünceli içini çekti. «Fakat bu öğrendiğimi, hâdiseye bağhyamıyo- rum... Bir noktaya kadar olanlara uyuyor bu. Sonra da bir denbire uymuyor.» Bir an durdu... Sonra da ilâve etti. «Belki bir ikinci cinayet olur ve o zaman da esrar biraz çözülür..»
Aynı anda Miss Chadwiek, Spor pavyonunun kapısını açıyordu...
15. Cinayet tekrarlanıyor.
Müfettiş Kelsey'in yüzünden düşen bin parçaydı. Odaya girerek, «Haydi, gel,» dedi. «Varan iki...»
Alan, çabucak başını kaldırdı. «Varan iki mi? O da nesi?»
Müfettiş Kelsey, homurdandı. «İkinci bir cinayet daha işlendi.» Peşinde Alan'la dışarı fırladı. Müfettiş, telefona çağrıldığı sırada odasında Alan'la bira içiyor ve muhtelif ihtimalleri münakaşa ediyorlardı.
Alan, Kelsey'le merdivenlerden inerken, «Öldürülen kim?» diye sordu.
«Öğretmenlerden biri daha—Miss Vansittart.»
«Nerede?»
«Spor pavyonunda.»
Alan, haykırdı: «Yine mi Spor pavyonu? Bu spor pavyonunda ne var?»
Müfettiş Kelsey, ona baktı. «Bu sefer de orayı sen ara. Belki senin arama tekniğin bizimkinden üstündür, bizim yapamadığımızı sen yaparsın. Spor pavyonunda bir şey olmalı. Yoksa herkes neden orada Öldürülsün?»
Alan'la arabaya bindiler. «Her halde doktor bizden evvel orada olur. Zira onun yolu kısa.»
Kelsey, bütün ışıkları yakılmış olan Spor pavyonuna girerken, «Bu kötü bir rüyadan farksız,» diye düşündü. «Tekrar tekrar görülen bir kâbustan...» Yerde yine bir ceset vardı. Doktor da bunun yaranda diz çökmüştü. Kelsey'i görünce yine ayağa kalktı.
«Yarım saat evvel öldürülmüş. Veya en fazla—kırk dakika.»
. Kelsey, sordu: «Cesedi kim bulmuş?»
Adamlarından biri, «Miss Chadwick,» diye cevap verdi.
«Şu yaşlı öğretmen mi?»
«Evet. Pavyonda ışık görüp buraya gelmiş ve kadını bulmuş. Sendeleye sendeleye mektebe dönmüş, ve müthiş bir buhran geçirmiş. Bize, idare memuru Miss Johnson telefon etti.»
Kelsey, «Ya, dedi. «Miss Vansittart, nasıl öldürülmüş? Onu da tabancayla mı vurmuşlar?»
Doktor, başım salladı. «Hayır. Bu seferki kurbanın kafa sının arkasına vurulmuş. Katil bir sopa veya kum torbası kullanmış olabilir. Veya buna benzer bir şey...»
Kapının yanında çelik uçlu bir golf sopası duruyordu. Derli toplu salona sadece bu intizamsızca bir hava veriyordu. Kelsey, sopayı işaret etti. «Buna ne dersin? Kadının kafasına bununla vurulmuş olabiliı mi?»
Doktor, başını salladı: «İmkânsız. Kafada belli bir iz yok. Hayır, katil ya ağır, lâstik bir matrakla vurdu, ya bir kum torbasıyla... Veya buna benzer bir şeyle.»
«Meselâ—profesyonel katillerin kullandığı bir şeyle mi?»
«Olabilir... Katil kimse bu sefer gürültü etmemeğe karar vermişti... Arkadan yavaşça sokuldu ve kadının kafasına olanca kuvvetiyle vurdu. Maktul öne doğru düştü ve galiba daha ne olduğunu anlamadan can verdi.»
«Kadın ne yapıyordu?»
Doktor, «Zannedersem diz çökmüştü,» diye cevap verdi «Şu dolabın önünde sanırım...»
Müfettiş dolaba giderek, buna bir göz attı. «Üstündeki bir kız ismi tabii. Şaista—hım—bu™İleride duran Komiser muavini, «Evet, efendim,» dedi. «Buraya bir araba gelmiş: Herkes bunu kızın Londra'da Cla- ridge otelinde kalan amcasının gönderdiğini sanmış. Kız, arabaya binip, gitmiş.»
«Hiç haber gelmedi mi?»
«Henüz gelmedi, efendim. Bütün karakollara haber verildi. Yard da tahkikata başladı.»
Alan, mırıldandı: «Birini kaçırmak için basit ve hoş bir usul. Ne bir mücadele, ne acı feryatlar! Sadece, kızın kendisine araba gönderilmesini beklediğini bilmen,—kibar bir şoföre benzemen ve oraya diğer arabadan evvel gitmen kâfi? Kız, hiç düşünmeden arabana biner. Şüphesini uyandırmadan onu alır gidersin. Zavallı ne olduğunu anlamaz bile.»
Kelsey, sordu: «Hiç bir yerde terkedilmiş bir araba bulunmamış mı?»
Komiser muavini cevap verdi: «Böyle bir şeyi henüz haber almadık. Söylediğim gibi Yard tahkikata başladı.» İlâve etti: «Hususî Servis de öyle.» '
Müfettiş içini çekti. «Bu hâdisenin siyasî akisleri olabilir... Kızı memleket haricine kaçıracaklarını hiç sanmıyorum.»
Doktor, söze karıştı: «Peki ama kızı neden kaçırdılar?»
Kelsey, sıkıntılı sıkıntılı homurdandı: «Allah bilir. Kaz bana kaçırılmaktan korktuğunu söyledi. Ve ben onun sırf kendisine ehemmiyet verilmesi için böyle bir masal uydurduğunu zannettim. Bunu utanarak itiraf ediyorum.»
Alan, atıldı: «Meseleyi bana anlattığın zaman ben de ayni şeyi düşündüm.»
Kelsey, içini çekti: «Bütün mesele şu: bu vak'a hakkında tam bir bilgimiz yok. Elimize bir sürü işe yaramaz ipucu geçti, işte o kadar...» Etrafına bakındı. «Benim burada yapabileceğim bir şey yok. Siz çalışmaya devam edin. Fotoğraflar çekilsin. Parmak izleri alınsın... Ben artık mektebe gideceğim.»
Onu mektepte Miss Johnson karşıladı. Kadın fena halde sarsılmıştı ama yine de kendini biraz toplıyabilmişti. «Ne korkunç şey bu, Müfettiş bey. Öğretmenlerimizden ikisi Öldürüldü! Zavallı Miss Chadwick feci halde.»
«Acaba kendisini ne zaman görebilirim?»
«Doktor, ilâç verdi. Şimdi biraz daha sakin. Sizi onun yanma götüreyim mi?»
«Evet... Bir iki dakika sonra. Kabilse evvelâ bana Miss Vansittart'ı son gördüğünüz zaman ne yaptığını anlatın.»
Miss Johnson, «Onu bütün gün görmedim,» diye cevap verdi. «Ben bugün izinliydim. Mektebe gece on bire doğru döndüm ve hemen odama çıkarak, yattım.»
«Pencerenizden Spor pavyonuna doğru bakmadınız mı?»
«Hayır... Hayır, bu aklıma gelmedi. İznimi, uzun zamandan beri görmediğim kız kardeşimin yanında geçirdim. Onun için buraya döndüğüm zaman hâlâ evde olanları düşünüyordum. Banyo yaptım ve yattım. Bir müddet kitap okuduktan sonra elektriği söndürdüm. Daha sonra Miss Chad- wick'in deli gibi odaya girmesiyle uyandım. Yüzü kireç gibiydi, tirtir titriyordu.»
«Miss Vansittart da bugün izinli miydi?»
«Hayır. Mektepteydi o. Miss Bulstrode, burada olmadığı için her şeye Miss Vansittart bakıyordu.»
«Mektepte başka hangi öğretmenler vardı?»
Miss Johnson, bir an düşündü. «Miss Vansittart... Miss Chadwick. Fransızca öğretmeni Matmazel Blanche. Miss Ro- wan.»
«Ya?.. Neyse... Artık Miss Chadwick'in yanma gidebiliriz.»
Miss Chadwick odasında bir koltukta oturuyordu. Havanın sıcak olmasına rağmen elektrik sobası yakılmış, dizlerine de bir battaniye örtülmüştü. Müfettiş Kelsey'e döndü. Yüzü feci bir haldeydi.
«Öldü mü? Onun—onun—kurtulması ihtimali yok mu?»
Kelsey, 'Hayır' makamında başmı salladı.
«Yarabbi! Ne korkunç! Miss Bulstrode da burada değil!» Miss Chadwick, hüngür hüngür ağlamağa başladı. «Mektep mahvolacak artık! Bu hâdise Meadowbank'i mahvedecek. Buna tahammül edemiyeceğim—dayanamıyacağım!»
Kelsey, onun yanma oturarak, kendisine hak verdiğini belirten bir tavırla, «Biliyorum...» diye mırıldandı. «Biliyorum... Bu sizin için müthiş bir şok, Miss Chadwick. Fakat metin olmalısınız. Kendinizi toplamanızı ve bildiklerinizi bana anlatmanızı istiyorum. Katilin kim olduğunu ne kadar çabuk öğrenirsek, mektep için de o kadar iyi olur. Mesele uza- maz, gazeteler de fazla bir şey yazmazlar.»
«Evet, evet, anlıyorum... Bu—bu gece odama çıktım. Uzun uzun uyumak istiyordum. Dinlenecektim. Fakat uyuyamadım. Çok üzülüyordum.»
«Mektep için mi üzülüyordunuz?»
«Evet. Hem mektep için, hem de Şaista kayboldu diye... Ondan sonra Miss Springer'i ve—ve—cinayetin kızların anneleriyle babalarına tesir edip etmiyeceğini,—talebeleri bundan sonraki sömestr Meadowbank'e gönderip göndermi- yeceklerini düşünmeğe başladım. Miss Bulstrode için üzülüyordum. Yani,—burayı o yarattı. Öyle harikulâde bir eserdi ki bu.»
«Biliyorum... Siz anlatmağa devam edin. Endişeliydiniz. Uykunuz kaçtı...»
«Evet. Sayı saydım, elimden gelen her şeyi yaptım. Nihayet kalkıp aspirin aldım. Tam yatarken perdeyi açtım. Bunu neden yaptığımı pek bilmiyorum. Galiba buna Miss Springer'i düşünmem sebeb oldu. Sonra—orada—orada ışık olduğunu gördüm.»
«Nasıl bir ışıktı bu?»
«Şöyle—danseden bir, ışık. Yani—galiba bir el fenerinin ışığıydı. Miss Johnson'la daha evvel gördüğümüze benziyordu.»
«O ışığın aynıydı, değil mi?»
«Evet. Evet, zannederim. Veya belki de biraz daha sö- nükçeydi ama emin değilim.»
«Ya?... Sonra?»
«Ve sonra—» Miss Chadwick'in birdenbire yükselen sesi etrafta akisler yaptı. «Bu sefer pavyona kimlerin gittiğini, orada ne yaptıklarını görmek istiyordum. Paltomla ayakkabılarımı giyerek, mektepten fırladım.»
«Birini yardıma çağırmak aklınıza gelmedi mi?»
«Hayır... Hayır, gelmedi. O sırada pavyona çabucak gitmekten başka hiç bir şey düşünmüyordum. O şahıs—kimse—onun uzaklaşmasından endişe ediyordum.»
«Anlıyorum. Devam edin, Miss Chadwick.»
«Kabil olduğu kadar hızla ilerledim. Kapıya yaklaştım... Artık—pavyondakiler geldiğimi duymasınlar, ben de rahatça içeriye bakabileyim diye ayaklarımın ucuna basarak ilerliyordum. Kapı iyice kapatılmamıştı... Aralıkta. Kapıyı usulca ittim ve eğilip baktım. O-o—oradaydı. Yüzü koyun düşmüştü... Ö-ö-ölmüştü.» Titremeğe başladı.
«Evet, evet, Miss Chadwick. Sakin olun... Aklıma gelmişken—orada bir golf sopası vardı. Bunu pavyona siz mi götürdünüz? Yoksa Miss Vansittart mı?»
Miss Chadwick, dalgın dalgın mırıldandı. «Golf sopası mı? Hatırlamıyorum—a, evet! Zannedersem bunu mektebin holünden aldım. Bir şey olursa—bir şey olursa,—kendimi golf sopasiyle koruyacaktım. Eleanor'u görünce elimden düşürdüm galiba... Evet... Sonra—mektebe nasıl döndüğümü bilmiyorum. Miss Johnson'u buldum! Ah! Dayanamayacağım. Artık dayanamıyacağım. Bu hâdise Meadowbank'i mahva sü~ rükliyecek—» Sesi tizleşmişti, gitgide yükseliyordu. Miss Johnson, yaklaştı.
— «Arka arkaya iki cinayet herkesi sarsar. Hele onun yaşındaki bir insanı. Artık kendisine soracağınız bir şey yok değil mi?»
Müfettiş Kelsey, başını salladı: «Hayır.»
Merdivenlerden inerken yandaki küçük hücremsi yerde eski tip kum torbalariyle kovaların durduğunu gördü. Belki harpten kalmıştı bunlar. Fakat Kelsey, endişeyle, «Miss Van- sittart'ı eli sopalı bir profesyonel katil veya hırsızın öldürmüş olması şart değil...» diye düşündü. Katil, mektepten biri olabilir. Belki ikinci defa ateş ederek mektebi ayağa kaldırmak istemedi. îlk cinayetten sonra tabancayı kaldırıp atmış olması pekâlâ mümkün. Katil şu masum duruşlu fakat öldürücü kum torbasını aldı—ve cinayetten sonra bunu tekrar dikkatle yerine kovdu her halde.»
L6. Spor Pavyonunun Esrarı:
Alan, kendi kendi: «Kanlar içindeyim ama yine de boyun eğmiyeceğim,» dedi.
Genç adam Miss Bulstrode'a bakıyordu. «Şimdiye kadar bir kadına bu kadar hayran olduğumu hatırlamıyorum. Hayatını vakfettiği müessese zelzeleye tutulmuş gibi zangır zangır sarsılırken o sakin ve lâkayıt bir tavırla oturuyor...»
Sık sık telefon çalıyor ve talebelerden birinin daha mektepten alınacağı bildiriliyordu.
Nihayet Miss Bulstrode, kararını verdi. Polislerden özür dileyerek Ann Shapland'ı çağırdı. Genç kadına kısa bir yazı dikte etti. Mektep, sömestr sonuna kadar kapalı kalacaktı. Çocuklarını şu ara eve almalarına imkân olmıyan anne ve babalar onları Miss Bulstrode'un yanmda bırakabilirlerdi. O arada çocukların dersleriyle de meşgul olunacaktı.
«Ana veya babaların isimleriyle adresleri sende yar değil mi? Telefon numaraları da?»
«Evet, Miss Bulstrode.»
«O halde evvelâ telefonla haber ver. Sonra da herkese bu mektuptan birer tane yolla.»
«Peki, Miss Bulstrode.» Ann Shapland, dışarı çıkarken kapıda durakladı. Yüzü kızarmıştı. Telâşla konuşmağa başladı. «Affedersiniz, Miss Bulstrode. Bu benim üstüme vazife değil—ama—çabucak—karar vermek doğru mu? Yazık değil mi? Yani—ilk panikten sonra herkes doğru dürüst düşünecek—ve muhakkak o zaman kızım mektepten almak ta isto- miyecek. Makul bir şekilde hareket edecek ve çocuklarını M<« adowbank'den çıkarılmasını lüzumsuz bulacak.»
Miss Bulstrode, ona dikkate baktı. «Mağlûbiyeti pek çabuk kabul ettiğimi mi zannediyorsun?»
Ann, kıpkırmızı kesildi. «Biliyorum—küstahlık ettiğimi düşünüyorsunuz. Fakat—fakat—evet, öyle sanıyorum.»
«Sen mücadeleci bir insansın, yavrum. Buna memnun oldum. Fakat, yanılıyorsun. Mağlûbiyeti kabul etmiş değilim. Ben, insanları büirim, o»a göre hareket ediyorum. Onlara çocuklarım almalarını söyle, ısrar et, onları zorla—o zaman bunu yapmağı o kadar istemezler. Kızlarım mektepte bırakmak için bir sürü sebep bulurlar. Veya hiç olmazsa onları gelecek sömestr Meadowbank'e yollamağa karar verirler.» Huşunetle ilâve etti. «Tabiî gelecek sömestr mektep açılabilirse. ..» Müfettiş Kelsey'e baktı: «Bu size bağlı. Esrarı aydınlatın,—katili yakalayın. Ondan sonra işler düzelir.»
Keîsey'in yüzünde üzüntülü bir ifade belirdi. «Ben elimden geleni yapıyorum.»
Ann Shapland, dışarı çıktı.
Miss Bulstrode, «Doğrusu işinin ehli bir kız,» dedi. «Sadık da.» Bunu mevzuu harici söylemişti. Tekrar hücuma geçti. «Öğretmenlerimden ikisini Spor pavyonunda kimin öldürdüğünü bilmiyor musunuz? Hiç olmazsa bu hususta bir fikriniz yok mu? Şimdiye kadar bunu tahmin etmeliydiniz... Üstelik ortada bir de kaçırma hâdisesi var. O meselede ben kendimi kabahatli buluyorum. Kız bana birinin kendisini kaçırmak istediğinden bahsetti. Allah affetsin, onun böbürlendiğini zannettim... Fakat şimdi meselenin mühim olduğunu anlıyorum. Belki biri kıza bir imada bulundu,—veya ona ihtar etti—İnsan ne olduğunu bilmiyor ki!» Bir an durdu. «Size hiç haber gelmedi mi?»
«Henüz gelmedi. Ama siz bu hususta endişelenmeyin Tahkikatı Yard idare ediyor. 'Hususî Servis' de işe karıştı. Bana kalırsa kızı yirmi dört—bilemediniz Otuz altı—saat içerisinde bulurlar. Adada oturmamızın faydaları çok. Bütün limanlara ve hava alanlarına haber verildi. Mıntıkanın polisi de kızı arıyor. Aslında adam kaçırmak kolaydır. Asıl zor olan onu saklamaktır. Merak etmeyin, kızı bulacağız.»
Telefon çalmağa başlamıştı. Müdire, uzanıp ahizeyi kaldırdı. «Alo? Evet...» Müfettiş Kelsey'e işaret etti. «Sizi arıyorlar.»
Müfettiş telefonla konuşurken Alan'la Miss Bulstrode da onu seyrettiler. Kelsey, bir şeyler homurdandı, not aldı. Sonra da, «Anlıyorum,» dedi. «Alderton... Walshire'de bu. Evet, iş birliği edeceğiz tabiî. Evet, Müdür bey. O halde ben burada tahkikata devam ederim.» Ahizeyi yerine bırakarak, bir müddet konuşmadı. Düşüncelere dalmıştı. Sonra başını kaldırdı. «Bu sabah Emir'e bir mektup gelmiş, Corona marka yeni bir makinede yazılmış bu. Portsmouth'dan postaya verilmiş. Ama bunun bir şaşırtmaca olduğundan eminim.»
Alan, sordu. «Nerede ve nasıl?»
«Alderton'un iki üç kilometre kuzeyindeki dört yol ağzında. Orası kırlıktır. Gece saat ikide içinde para bulunan zarf oradaki elektrik direğinin arkasında, bir taşın altına konulacak.»
«Kaç para istemişler?»
— «Yirmi bin Sterlin...» Başını salladı. «Bu bana pek amatörce bir işmiş gibi geldi.»
Miss Bulstrode, «Ne yapacaksınız?» diye sordu.
Kelsey, ona baktı. Müfettiş değişmiş, bambaşka bir adam olmuştu sanki. Ciddî, resmî ketumiyet havasına bürünmüştü. «Mesuliyet bana ait değil, madam. Bizim de usullerimiz var.»
Miss Bulstrode, mırıldandı. «İnşallah muvaffak olursunuz.»
Alan «Kolay bir iş bu,» dedi.
Müdire, onların kullanmış olduğu bir kelimeyi hatırlamıştı. «Amatörce... Acaba?...» Sonra sert bir sesle, «Yanımda çalışanlar ne olacak?» diye sordu. «Yani geri kalan öğretmenler? Onlara itimat edebilir miyim, yoksa edemez miyim?»
Müfettiş Kelsey'in tereddüt ettiğini görünce atıldı. «Bana henüz kimlerin temize çıkmadığını söylemekten çekmiyorsunuz, değil mi? Onların hareketlerimden vaziyeti anlıyacakla- rını sanıyorsunuz? Halbuki yanılıyorsunuz. Ben kimseye bir şey belli etmem.»
Kelsey, başını salladı. «Belli etmiyeceğinizi biliyorum. Fakat hiç bir tehlikeyi göze alamam. İlk bakışta aradığımız kimse mektepte çalışanlardan biri olamazmış gibi gözüküyor. Tahkik ettiğimiz kadarı böyle} Mektebe bu sömestr gelenlerin üzerinde bilhassa durduk. Yani—Matmazel Blanche, Miss Springer ve Sekreterimiz Miss Shapland'm üzerinde. Ann Shapland'm mazisi tamamiyle anlattığı gibi. Orta halli bir ailenin kızı o. Bahsettiği yerlerde çalışmış. Eski patronları kendisini çok methediyorlar. Üstelik Ann. Shapland dün gece mektepte değilmiş. Miss Vansittart öldürüldüğü sırada Dennis Rathbone adlı bir genç adamla, gece kulüplerinden bi- rindeymiş. Oradakiler ikisini de tanıyorlar. Sonra Dennis Rathbone fevkalâde dürüst bir insanmış. Matmazel Blan- ehe'm mazisi de tetkik edildi. İngiltere'nin kuzeyinde bir lisede Almanya'da iki mektepte öğretmenlik etmiş. Müdürler kendisini çok methetmişler. Fevkalâde bir öğretmenmiş o.»
Miss Bulstrode, dudağını büktü. «Bizim standartlarımıza göre değil.»
— «Fransa'da da tahkikat yaptık. Miss Springer'e gelince... Onun hakkında fazla bir şey öğrenemedik. Hakikaten bahsettiği mektepten mezun olmuş. Çalıştığı yerlerde malûm. Yalnız arada bazı seneler var. O. sırada ne-yaptığı meçhul.» Bir an durdu. Sonra ilâve etti; «Fakat öldürülmüş olması onu temize çıkarıyor.» ,
Miss Bulstrode, istihzayla güldü. «Ben de o fikirdeyim. Miss Springer'le Miss Vansittart şüpheliler listesine giremezler. Artık onlar savaş harici. Biraz makul olalım. Matmazel Blanche'dan—mazisinin lekesiz olmasına rağmen—ölmediği, sağ kaldığı için mi şüphe ediyorsunuz?»
Kelsey, «Her iki cinayeti de işlemiş olabilir,» diye cevap verdi. «Dün gece burada, mektepteymiş. Erkenden yatıp, uyuduğunu, mekteptekiler ayaklanıncaya kadar da uyanmadığım söylüyor. Bunun aksini ispat etmek imkânsız. Elimizde kadının aleyhinde bir tek delil yok. Fakat Miss Chadwick kat'î bir tavırla onun sinsi olduğunu söylüyor.»
Miss Bulstrode, sabırsız bir tavırla elini salladı. «Miss Chadwiok bütün Fransızca hocalarını sinsi bulur.» Alan'a baktı. «Siz ne dersiniz?»
Alan, ağır ağır: «Matmazel Blanche biraz mütecessis bir kadın,» diye cevap verdi. «H6ş bu normal bir merak olabilir. Fakat daha başka bir şey olması ihtimali de vâr. Matmazel, katile benzemiyor. Ama bu hususta kat'î bir şey söylenemez ki.»
Kelsey, atıldı: «Tamam! İşte bütün mesele de bu. Burada bir katil var. İki cana kıyan, vicdansız bir cani. Onun, mekteptekilerden biri olduğuna inanmak zor. Miss Johnson, dün kız kardeşinin yanındaymış, üstelik o yedi seneden beri yanınızda çalışıyormuş. Miss Chadwick, mektep açıldı açılalı buradaymış. Zaten her ikisi de Miss Springer'i öldürmüş olamazlar. Miss Eileen Rich, bir sene kadar evvel Meadowbank'e gelmiş. Dün gece de buradan yirmi beş kilometre ötede, Alton otelinde kalmış. Miss Blake, arkadaşiariyle berabermiş. Miss Rowan, bir senedir yanınızdayımş. Onun mazisi de tertemiz. Müstahdeme gelince, doğrusu onlardan birinin katil olabileceğini sanmıyorum. Zaten hepsi de buralı.»
Miss Bulstrode, nazik nazik başını salladı. «Vardığınız netice fevkalâde. Ben de aynı fikirdeyim. Fakat geriye pek kimse kalmıyor, değil mi? Onun için--» Susarak gözlerini Alan'a dikti. Onu ithama hazırlanıyordu. «Onun için—katil her halde sizsiniz.»
Alan'm ağzı bir karış açık kaldı.
Müdire, düşünceli düşünceli mırıldandı. «Mekteptesiniz... İstediğiniz gibi gelip gidiyorsunuz... Buraya neden geldiğinizi izah için de güzel bir hikâye uydurmuşsunuz... İddia ettiğiniz gibi ajan da ölabilirsiniz. Fakat memleketine ihanet eden ajan çok.»
Alan, kendini topladı. Hayran hayran, «Miss Bulstrode, sizi hürmetle selâmlıyorum,» diye eğildi. «Her ihtimali düşünüyorsunuz!...»
II
Alan, spor pavyonunda yalnızdı... O usta parmaklariyle dolaplardaki eşyalan yokluyordu. Aslında pek bir şey bulacağım sanmıyordu. Neticede polis muvafakıyetsizliğe uğramıştı. Fakat Kelsey'in dediği gibi her grubun kendine göre bir usulü vardı.
Jimnastikhanede esrarengiz yerler, dolaplarda da gizli çekmeler yoktu... Dolaplardaki eşyalar da insanın merhametini uyandıracak kadar basitti. Evet bunlar da bazı sırları saklıyordu. Ama bunlar mektep hayatiyle alâkalı sırlardı. Film aktörlerini resimleri, sigara paketleri, bir iki uygunsuz cep kitabı... Alan'ı bilhassa Şaista'nm dolabı alâkadar ediyordu. Miss Vansittart, buna bakarken öldürülmüştü. Kadın orada ne bulacağını sanmıştı? Aradığını bulmuş muydu? Katil, bunu onun cansız elinden alıp, Miss Chadwick gelmeden biraz önce pavyondan kaçmış mıydı?»
Eğer öyleyse, Alan'ın bunu araması lüzumsuzdu. Zira o 'şey' çoktan alınmıştı.
Dışarıdan akseden ayak sesleri onu daldığı düşüncelerden uyandırdı... Julia, mütereddit bir tavırla eşikte belirdiği zaman o da salonun ortasında durmuş, sigara yakıyordu.
Terbiyeli terbiyeli, «Bir şey mi istediniz, Miss?» diye sordu.
«Tenis raketimi alabilir miyim acaba?»
Alan, başını salladı.. «Almamanız için bir sebep yok ki.» Genç adam, hemen bir yalan uydurdu. «Polis memuru beni buraya nöbetçi bıraktı. Kendisi bir şey için karakola gitmek mecburiyetindeydi. O yokken burada beklememi söyledi.»
Julia, mırıldandı. «Her halde onun geri dönüp dönmediğini anlamak için...»
«Polisin mi?»
«Hayır, hayır, katilin. Onlar, muhakkak cinayet işledikleri yere dönerlermiş. Öyle değil mi? Buna mecburlarmış. Zira bir kuvvet onların cinayet yerine sürüklermiş.»
Alan, «Her halde,» diyerek, preslere konmuş olan tenis raketlerine baktı. «Sizinki nerede?»
Julia, cevap verdi: «U kısmında. Ta şu uçta.» Genç adam raketini ona uzatırken üzerindeki flasteri işaret etti. «Üstlerinde adımız yazılı.»
Alan, gülümsedi. «Epey kullanılmış bu. Fakat bir zamanlar iyi bir raketmiş.»
Julia, «Jennifer'inkini de alabilir miyim?» diye sordu.
Alan, raketi verirken takdirle başını salladı. «Yeni...»
Julia, cevap verdi. «Yepyeni. Teyzesi daha geçen'gün gönderdi.»
«Şanslı kızmış, Jennifer.»
«Ctoun yeni raketle oynaması şart. Çünkü iyi bir tenisçi. Hele bu sömestr 'Back hand'i çok düzeldi.» Etrafına
bakındı. «Acaba gelmiyecek mi?»
Alan, onun kimi kasdettiğini neden sonra anladı. «A! Katil mi? Doğrusunu isterseniz pek sanmıyorum. Bu onun için "biraz tehlikeli olmaz mı?»
«Yani siz, katillerin cinayet yerine dönmek için dayanılmaz bir istek duyduklarım sanmıyor musunuz?»
«Sanmıyorum ya. Tabiî geride bir şey bırakmışlarsa o başka.»
«Bir ipucu mu yani? Doğrusu ben bir ipucu bulmak isterim. Polis buldu mu bari?»
«Bana söylemediler.»
«Tabiî söylemezler... Cinayetler sizi ilgilendirir mi?» Merakla Alan'a baktı. Genç adam da bu bakışlara mukabele etti. Julia'nın henüz kadınca bir tarafı yoktu. Şaista'yla aynı yaştaydı her halde, fakat gözlerinde sadece çocuksu bir merak vardı. .
«Şey—galiba—bir dereceye kadar hepimizi ilgilendirir
bu.»
Julia, aynı fikirde olduğunu belirtmek için başını salladı. «Evet... Ben de öyle düşünüyorum... Bir sürü hal çaresi buldum ama ekserisi saçma. Fakat cinayeti çözmeğe çalışmak çok eğlenceli.»
«Bunu hiç düşünmedim. İyi bir kadındı o. Biraz Bui- l'a—yani'Miss Bulstrode'a benzerdi ama—tamamiyle değü Onda daha çok bir dublör hali vardı. Miss Vansittart'm ölmesini eğlenceli bulduğumu söylemek istemedim. Bilâkis buna üzüldüm.» Elinde iki raket, dışarı çıktı...
Alan durmuş etrafına bakmıyor, «Acaba burada ne vardı?» diye homurdanıyordu.
III
Jennifer, Julia'nın attığı topa vurmayı unuttu. «Allah Allah! Annem geldi.»
İki arkadaş dönerek yola baktılar. Mrs. Sutcliffe, yanında Miss Rich, hızia yaklaşıyordu. Kadın telâş ve endişeyle ellerini sallıyarak bir şeyler anlatmaktaydı.
Jennifer, bıkkın bıkkın içini çekti. «Yine mesele çıkacak tabiî. Bunların hepsi cinayet yüzünden. Çok şanslısın, Julia. Annen otobüsle Anadolu'yu dolaşıyor!»
«Ama İsabel teyzem var.»
«Teyzeler anneler, kadar telâşlı değildir.» Mrs. Sutçliffe, yanlarına geldiği için ilâve etti: «Merhama anneciğim.»
«Gel eşyalarını topla, Jennifer. Seni götüreceğim.»
«Eve mi?»
«Evet.»
«Fakat—yani—bütün bütün mü? Buraya bir daha dön- miyecek miyim? Bunu mu söylemek istiyorsun?»
«Evet. Onu söylemek istiyorum.»
«Her halde ciddî değilsin. Tenisim çok ilerledi. Tekelerde maçları kazanacağımı sanıyorum. Sonra Julia'yla çift'- leıde de kazanmamız kabil... Ama—pek zannetmiyorum.»
«Bugün benimle eve geleceksin.»
«Neden?»
«Sual sorma.»
«Her halde Miss Springer'le Miss Vansittart Öldürüldü diye... Fakat kimse talebeleri öldürmedi ki. Öldürmek is- temiyeceklerinden de eminim. Sonra Spor bayramına da üç hafta kaldı. Atlama şampiyonu olacağımı sanıyorum. Manialı koşuyu kazanma ihtimalim de var.»
«Benimle münakaşa etme, Jennifer. Bugün benimle eve geleceksin. Baban bu hususta ısrar etti.»
«Fakat anne—»
Jennifer, annesiyle münakaşa ederek mektebe doğru yürümeye başladı. Sonra da birdenbire dönerek tenis kortuna doğru koşmağa başladı.
«Allahaısmarladık, Julia. Annemin sinirleri iyice bozulmuş. Babamın da çok endişelendiği belli. Ne saçma değil mi? Allahaısmarladık, sana mektup yazarım.»
«Ben de sana. Olanların hepsini anlatırım.»
«İnşallah bu sefer de Chaddy'i öldürmezler. Katilin Matmazel Blanche'ı ortadan kaldırmasını tercih ederim. Ya sen?»
«Ben de öyle. Gözden çıkarabileceğimiz bir o var. Hişşşt... Dikkat ettin mi? Miss Rich, çok hiddetli.»
«Ağzını açıp tek kelime söylemedi. Annemin buraya gelip, beni götürmeğe kalkmasına fena halde hiddetlendi sanırım.»
«Belki Miss Rich annene mâni olur. O dediğini yaptıran bir kadm. Öyle değil mi? Diğerlerinden çok farklı.»
Jennifer, mırıldandı. «Miss Rich bana birini hatırlatıyor.»
«Bence kimse Miss Rich'e benzemez. O bana herkesten çok farklıymış gibi geliyor.»
«Orası öyle. Miss Rich hakikaten bambaşka bir kadm. Ben görünüşünü kastediyorum. Fakat bahsettiğim kimse çok şişmandı.»
«İnsan Miss Rich'in şişman halini düşünemiyor.»
Mrs. Sutcliffe, seslendi: «Jennifer!»
Jennifer, hiddetle: «Şu annelerle babalar da insanın sabrını tüketiyorlar,» diye homurdandı. «Her şey mesele! Dır dır dır. Hiç durup dinlenmek bilmiyorlar. Doğrusu Julia, sen çok şanslı—»
«Biliyorum. Bunu demin de söyledin. Fakat şu anda annemin Anadolu da, otobüste değil yakınımda olmasını tercih ederdim.»
«Jennifer!»
«Geliyorum...»
Julia, Spor pavyonuna doğru yürümeğe başlamıştı. Adımları yavaşladı... yavaşladı. Nihayet kızcağız durakladı. Kaşlarım çatmış, derin düşüncelere dalmıştı.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kapı Tekrar Vuruldu - 10
  • Büleklär
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3977
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2056
    31.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3917
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1988
    31.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3866
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1935
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3962
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1910
    32.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3912
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1730
    34.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3955
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1744
    31.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3902
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1787
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3986
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1879
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3915
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1860
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3883
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1918
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3924
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1741
    33.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3948
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1974
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3905
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1944
    33.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 941
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 611
    43.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    65.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.