Kapı Tekrar Vuruldu - 04

Süzlärneñ gomumi sanı 3962
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1910
32.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Miss Bulstrode, çok şeker. Fakat insanı korkutan bir hali de var. Her halde kızdığı zaman korkunç oluyor. Yeni talebelere daha yumuşak davranıyor. Ona isim de takmışlar. Kendisinden «Bull» veya «Bully» diye bahsediyorlar. Biri «boğa», biri de «zorba» manasına geldiği için pek de hoş değil. İngiliz edebiyatını bize Miss Eileen Rich öğretiyor. Ha- rikulâde bir insan o. Heyecanlandığı zaman topuzu .açılıve- riyor. Yüzü acaip ama hoş. Shekespeare'den parçalar okuduğu vakit, hadiseleri insana hakikiymiş gibi geliyor. Geçen gün bize İago'yu ve adamın hissettiklerini anlattı. Kıskançlıktan, bunun insanı kemirdiğinden bahsetti. Nihayet adamın adeta çıldırıp sevdiği kimseyi incitmek istediğini söyledi. Jennifer hariç, hepimizin tüyleri diken diken oldu. Jennifer, hiç bir şeyden heyecanlanıp, üzülmüyor. Miss Eileen Rich bize coğrafya da öğretiyor. Bu sabah bize baharat ticaretinden, işler çabucak bozulduğu için baharata ehemmiyet verildiğinden bahsetti.
Miss Laurie'yle sanat derslerine başladım. Kendisi haftada iki defa geliyor. Bizi sık sık Londra'ya, resim galerilerine götürecek. Fransızca öğretmenimiz Matmazel Blanche. Sınıfı kolay kolay susturamıyor o. Jennifer, Fransızların hep böyle olduğunu söylüyor.
Fakat kadın bize kızmıyor. Sadece içi sıkılıyor. «Enfin, vous m'ennuiez, mes enfauts!» diyor. Miss Springer ise korkunç bir kadın. Beden terbiyesine o geliyor. Kırmızı saçları var. Terlediği zaman da kokuyor... Az kalsın Miss Chadwick'i unutuyordum. Herkes ondan «Chaddy» diye bahsediyor. Me- adowbank ilk açıldığı gündenberi mektepdeymiş. Chaddy, matematik öğretiyor. Biraz titiz ama yine de iyi. Tarihle Al- mancaya ise Miss Vansittart geliyor. Kadın Miss Bulstrode' un eşi. Fakat onun kadar canlı ve hareketli değil.
Mektepte bir sürü yabancı var. İki İtalyan, bir kaç Alman, çok neşeli bir İsveçli. (O Prensesmiş sanırım.) Bir de Arap prensesi var. Uçak kazasında ölen Prens Ali Yusuf'la evlenecekmiş, olmamış. Kızın iddiası bu ama Jennifer, «doğru değil,» diyor. «Şaista'nm böyle söylemesinin sebebi Prens Ali Yusuf'un kuzini olması.» Ramatlılar da kuzinleriyle evlenir- lermiş. Fakat Jennifer, Prens'in Şaista'yla evlenmek niyetinde olmadığını, onun başka birinden hoşlandığını söylüyor. Jennifer çok şey biliyor, ama hepsini anlatmıyor.
Her halde sen yakında yolculuğa çıkacaksın. Geçen sefer yaptığın gibi pasaportunu evde unutma!!! Yanma ilk yardım çantanı da al. Ne olur ne olmaz.
Sevgiler, Julia»
Jennifer Sutçliffe'den annesine mektup.
«Sevgili anneciğim,
Burası hiç de fena değil. Meadowbank'de sandığımdan daha fazla eğleniyorum. Hava da çok güzel. Dün kompozisyon vardı. Mevzuu: «İnsan bazı meziyetlerinde mübalâğaya kaçabilir mi?» Doğrusu aklıma hiç bir şey gelmedi. Gelecek haftaki mevzuu da şu, «Juliet'le Desdemona'nın karakterlerinin mukayesesi.» Bu da pek saçma değil mi? Anneciğim bana yeni bir tenis raketi alamaz mısın? Raketimi geçen baharda tamir ettirdiğini biliyorum. Fakat nedense bir acaip. Belki de çarpıldı. Ben Lâtince öğrenmek istiyorum? Ders alayım mı? Yabancı dillere bayılıyorum. Gelecek hafta Londra'ya bale seyretmeğe gideceğiz. «Kuğu gölü»nü oynuyorlarmış. Buradaki yemekler çok güzel. Dün öğle yemeğinde tavuk vardı. Akşam üzeri çayda ise taze kekler yedik.
Aklıma yazacak başka bir şey gelmiyor. Eve başka hırsız girdi mi?
Seni çok seven kızın, Jennifer»
Baş mümessil Margaret Gore - West'den anesine mektup:
Sevgili anneciğim,
Sana yazacak pek az şey var. Bu sömestr Miss Vansittar' dan Almanca öğreniyorum. Mektepte dolaşan dedikodulara göre Miss Bulstrode çekilecek ve yerini Miss Vansittart'a bırakacakmış. Fakat bu rivayet çıkalı bir seneden fazla oldu. Doğru olmadığından eminim. Meseleyi Miss Bulstrode'a sormağa cesaret edemiyeceğim için Miss Chadwick'in ağzını aradım. Fena halde kızdı. «Ne münasebet!» dedi. «Bir daha dedikodulara aldırma, Margaret!» Salı günü baleye gittik. Ku ğu Gölü»ne. Anîatılamacak kadar harikulâdeydi.
Prenses İngrid, çok şirin. Gözleri masmavi. Fakat ön dişlerine düzelmesi için tel takmışlar. Mektepte iki Alman kızı da var. İngilizceleri kusursuz.
Miss Eileen Rich, tekrar geldi. Sıhhati düzelmiş herhalde. Onu geçen sömestr çok özledik. Yeni Beden Terbiyesi öğretmenin adı Miss Springer. Fazla ukalâ bir kadın, kendisinden hiç kimse hoşlanmıyor. Fakat iyi tenis öğretiyor. Yeni talebelerinden Jennifer Sutçliffe ilerde mükemmel bir tenisçi olacak sanıyorum. Yalnız «Back hand» i biraz zayıf. Kızın en samimî arkadaşı Julia adlı bir talebe. Bu yüzden onları J'ler diye çağırıyoruz.
Ayın 20 sinde beni gezmeğe götüreceğini unutma. Spor bayramı ondan bir gün önce.
Sevgiyle yanaklarından öperim, Margaret
An Shapland'den Dennis Rathbone'a mektup:
«Sevgili Dennis.
Ancak üç hafta sonra izin alabileceğim. Seninle o zaman yemeğe çıkmağı çok isterim. Tabii bunu ancak Cumartesi ve ya Pazar günü yapabiliriz. Ben sana tekrar yazar, günü bildiririm.
Mektepte çalışmak bir hayli eğlenceli. Fakat iyi ki öğretmen değilim! Muhakkak çıldırırdım.
Sevgüer An»
İdare memuru Miss Johnson'dan kızkardeşine mektup:
«Sevgili kardeşim,
Burası yine her zamanki gibi. Bu sömestr mektep daima pek hoş olur. Bahçe yine çok güzel. İhtiyar Briggs'e yardım etmesi için yeni bir bahçıvan bulduk. Güçlü, kuvvetli, genç bir adam. Maalesef bir hayli de yakışıklı. Kızların ne kadar aptal olduğunu bilirim.
Miss Bulstrode, bir daha işten çekilmekten bahsetmedi. İnşallah bu fikrinden vazgeçmiştir. Miss Vansittart onun yerini hiç bir zaman dolduramaz. Zaten ben de o zaman mektepte kalmam.
Kocana selâmlar. Çocukları benim için öp. Bizimkileri görürsen onları özlediğimi söyle.
Elspeth.»
Matmazel Angile Blanche'dan Rene Dupont'a — (Bordo postanesi vasıtasiyle)
«Sevgili Rene,
Burada işler yolunda ama pek eğlendiğimi söyliyemiye- ceğim. Kızlar ne terbiyeli, ne de hürmetkâr. Fakat Miss Buls- trode'a şikâyet etmem doğru olmaz. İnsan o kadınla konuşurken dikkatli davranmalı.
Şu ara sana anlatılacak enteresan bir şey yok.
Miss Vansittart'ın bir arkadaşına yazdığı mektup:
«Canım kardeşim,
Sömestr, hadisesiz başladı. Yeni talebeler mükemmel. Yabancılar da yavaş yavaş mektebe alışıyorlar. Bizim küçük Prenses, (İskandinav değil de Orta Doğulu olan) Kendisini derslere pek vermiyor. Galiba bu da normal bir şey. Fakat kız hakikaten çok nazik ve terbiyeli.
Yeni gelen Beden Terbiyesi öğretmeni Miss Springer ken dişini sevdiremedi. Kızlar ondan hoşlanmıyorlar. Kadın, onlara haddinden fazla sert muamele ediyor. Halbuki bu lüzumsuz! Neticede bu alelâde bir mektep değil. Her halde tenis sayesinde yaşamıyoruz! Üstelik Miss Springer fazla mü- tecessis. İnsana arka arkaya şahsî sualler soruyor. Bu terbiyesizlik tabii. Üstelik herkesin sabrını taşıracak bir şey. Yeni Fransızca öğretmeni Matmazel Blanche, çok yumuşak başlı. Fakat bundan evvelki Fransızca öğretmeni kadar bilgili değil.
Mektebin açıldığı gün az kalsm rezalet çıkıyordu. Lady Veronica Carlton - Sandways, zilzurna sarhoş bir vaziyette Meadowbank'e geldi! Allahtan Miss Chadwick kadını görüp, başka tarafa götürdü. Yoksa vaziyet hiç de hoş olmıyaeaktı. Halbuki ikizler de öyle iyi kızlar ki.
Miss Bulstrode, istikbal hakkmda henüz kat'i bir şey söylemedi... Fakat halinden kararını vermiş olduğunu anladım. Mead.owbank, hakikaten fevkalâde bir «eser», mektebin an' anesini devam ettirmekten şeref duyacağım.
Bizim kızları görürsen, selâmlarımı söyle.
Sevgiler Eüeanor.»
Albay Pikeway'a malûm vasıtalarla yollanan mektup:
«Beni öyle tehlikeli bir yere göndermişsiniz ki! Yüz doksan kadar kadın ve kızın bulunduğu bu mektepte benden başka yüzüne bakılır erkek yok.
Prenses hazretleri, kendilerine yakışacak bir merasimle geldiler. Çilek pembesi ve uçuk mavi bir Cadillac kapıda durdu. İçinden harmaniyeli bir adam indi. Peşinden Paris modellerine benzeyen karısı ve nihayet kadının küçük bir kopyesi. (Prensesdi bu.)
Kızı ertesi günü mektep üniformasiyle adeta tanıyamadım. Onunla ahbap olmakta güçlük çekmiyeceğim. Prenses bu meseleyi haletti bile. Bana, tatlı ve masum biı tavırla çiçeklerin adım sorarken, karga sesli, kırmızı saçlı, çilli bir dişi ejderha kızın üzerine atılarak, onu yanımdan uzaklaştırdı. Prenses gitmek istemiyordu ama ne yapsın? Ben doğulu kızların pek sıkı bir terbiye gördüklerini sanıyordum. Çok mah- çup ve çekingen olduklarını duymuştum. Galiba bu, İsviçre' de mektebe giderken biraz tecrübe sahibi olmuş.
Ejderha - namı diğer Miss Springer, bana haddimi bildirmek üzere tekrar yanıma geldi. Beden terbiyesi öğretmeni o. «Bahçıvanlar talebelerle konuşmamalıdır,» diye başlıyarak uzun bir nutuk çekti. O zaman ben masum bir hayretle yüzüne baktım. «Affedersiniz, Miss. Çok müteessirim. O küçük Lady bana bu hazarenlerin adını soruyordu. Her halde memleketinde bu çiçekten yok...» Ejderha, çabucak yatıştı. Hatta neredeyse gülecekti de. Miss Bulstrode'un sekreteriyle pek ahbab olamadım. Tayyör giyip, kırlarda dolaşmaktan hoşlanan kadınlardan o. Fransızca öğretmeni daha sokulgan, mahcup, fare gibi bir kadın intibaını uyandırıyor ama aslında öyle değü. Aynı şekilde fıkır fıkır gülen üç kızla da arkadaş oldum. Soyadlarını bilmiyorum ama üçü de asil, Miss Chad- wick adlı, yaşlı ve zeki bir kadıncağız var. Beni adeta göz hapsine aldı. Onun için son derecede dikkatli davranıyorum.
Amirim ihtiyar Briggs oldukça aksi bir adam. Durmadan eski günleri methediyor. O zamanlar beş kişilik bir bahçıvan kadrosunun dördüncü elemanı olduğundan eminim. İnsanlardan, şartlardan, her şeyden şikâyet ediyor ama Miss Bulstrode'a derin bir hürmeti var. Benim de öyle. Geçen gün benimle bir iki kelime konuştu. Gayet dostça bir tavır takınmıştı. Ama bana kafamın içindekileri görüyormuş gibi geldi. Fena halde ürktüm.
Henüz ortada tehlikeye delâlet edecek bir şey yok. Fakat yine ümit içerisinde bekliyorum...»
6. İlk Günler:
Öğretmenler odasında sohbet ediliyordu.
Seyahatler, yeni piyesler, resim sergileri... Fotoğraflar elden ele dolaşıyordu. Renkli filmler de neredeyse ortaya çıkacaktı. Herkes heyecanla kendi resimlerini göstermek istiyor, fakat başkalarının fotoğraflarına bakmağı da arzu etmiyordu.
Nihayet daha umumî mevzulara geçildi. Yeni Spor pavyonu hem methedildi, hem de tenkid. Binanın hakikaten muh teşem olduğunu hepsi kabul ediyordu. Fakat herkes pavyonun daha güzel bir hale sokulabileceğinden emindi. «Bence..» «Bana kalırsa...»
Yeni talebeler de kısaca incelendi. Onlar hakkında lehte karar verildi.
İyi yeni öğretmenle de dostça konuşuldu tabii. Matmazel Blanche İngiltere'ye daha evvel gelmiş miydi? Fransa'nın hangi tarafmdandı o?
Matmazel Blanche, sualleri nezaketle cevaplandırdı ama fazla birşey söylemedi.
Miss Springer, onun gibi değildi.
Kadın, kat'i bir tavırla, kelimelerin üzerine basa basa konuştu. Konferans verdiği bile sanılabilirdi. Konferansın mevzuu neydi? Miss Springer'in fevkalâdeliği tabii. Meslekdaşla- rı kendisini çok takdir ederlerdi. Müdireler, tavsiyelerini min netle dinler ve programlarını ona göre değiştirirlerdi.
Miss Springer, hassas bir kadın değildi. Dinleyenlerin sıkılmaya başladıklarını da farketmedi.
Nihayet idare memuru Miss Johnson, yavaşça, «Buna rağmen, —herhalde fikirleriniz daima... şey... lâyık oldukları şekilde kabul edilmediler, değil mi?» diye sordu.
Miss Springer, «însan nankörlükle karşılaşınca şaşırmamalıdır,» dedi. Sesi büsbütün yükselmişti, «İşin kötüsü bu. İnsanlar o kadar korkak ki, hakikatleri bir türlü kabul edemiyorlar. Burunlarının dibindeki şeyleri görmemezlikten gelmeği tercih ediyorlar. Ben öyle değilim. Hemen meselenin can alacak noktasını bulurum. Kaç kere iğrenç bir rezaletin farkına vararak, bunu ortaya çıkardım. Burnum iyi koku alır. Bir şeyin peşine takıldım mı tamam! Avımı ele geçirin- ceye kadar arkasını bırakmam.» Neşeyle gürültülü, bir kahkaha attı. «Bence hayatı açık bir defterden farksız olmıyan bir insan, öğretmenliğe kalkmamalı. Eğer birinin bir sırrı» saklanacak bir şeysi varsa, diğerleri bunu hemen farkeder- ler. Ah! Size başkaları hakkında öğrendiklerimi bir anlatsam şaşar kalırsınız. İnsanın aklından hayalinden geçmiyecek şeyler bunlar.»
Matmazel Blanche, mırıldandı. «Bu sizin pek hoşunuza gitti, galiba.»
«Ne münasebet! Ben sadece vazifemi yapıyordum. Fa- kat... beni kimse desteklemedi. Çünkü bir ihmalkârlıktı bu. O yüzden istifa ettim. Protesto makamında tabii.»
Etrafına bakmarak yine gürültülü bir kahkaha attı.
Neşeyle, «saklıyacak korkunç bir sırrınız olmadığına eminim,» diye haykırdı.
Bu lâflar kimsenin hoşuna gitmemişti ama Miss Sprin- ger, böyle şeyleri farkedecek bir kadın değildi.
n
«Sizinle biraz görüşebilir miyim, Miss Bulstrode?»
Müdire, kalemini bırakarak idare memuru Miss Johnso-
nun kıpkırmızı kesilmiş olan çehresine baktı.
«Ne var, Miss Johnson?»
«Şu Şaista denilen talebe... Hani Mısırlı mıymış neymiş...»
«Ee?»
«Şey... Mesele onun çamaşırlarıyla alâkalı.»
Miss Bulstrode, sabırlı bir hayretle kaşlarını kaldırdı.
«Yâni.,, şey... iç yeleği...»
«Şaista'nın sütyeninin nesi var?»
«Şey... bu alelade sutyenlerden değil. Yâni kızın... şey... vücudunu pek tutmuyor. Şey... göğüslerini... lüzumsuz yere... yukarı kaldırıyor.»
Miss Bulstrode, gülmemek için dudağını ısırdı. Miss Johnson'la mahrem bir şekilde konuşurken hep böyle olurdu zaten.
Ciddi ciddi, «Belki gidip bakmam daha iyi olur,» diye mırıldandı.
Sonra adeta resmî bir tahkikat yapıldı ve Miss Johnson, tasvip etmediği o «nesneyi» kaldırarak Müdireye gösterdi. Şaista ise bu sahneyi büyük bir alâkayla seyrediyordu.
Miss Johnson, hoşnutsuzluğunu belli eden bir tavırla homurdandı. «Böyle... tel ve şey... balenli bir... çamaşır...»
Şaista heyecanla izahat vermeğe başladı.
«Fakat benim göğüslerim büyük değil.., kâfi derecede büyük değil. Tam bir kadın hali yok bende. Halbuki bir kızın, erkek çocuk değil, bir kadın olduğu hemen anlaşılmalıdır. Çok mühimdir bu.»
Miss Johnson, «Daha vaktin var,» diye cevap verdi. «Henüz onbeş yaşındasın.»
«Onbeş yaşındaki bir kız... kadın sayılır. Ben kadın gibi durmuyor muyum?»
Bu son suali Miss Bulstrode'a sormuştu. Müdire ciddî ciddî başını salladı.
«Fakat göğüslerim küçük. İşte ben de onlarm bu kusurunu düzeltmeğe çalışıyordum. Anlıyorsunuz değil mi?»
Miss Bulstrode, «Tabii anlıyorum,» diye cevap verdi. «Sana hak da veriyorum. Fakat bu mektepteki talebelerin çoğu İngiliz. İngiliz kızlarının ekserisi de onbeş yaşında pek de kadın halini almazlar. Ben kızlarımın pek hafif bir makyaj yapmalarına, gelişme çağlarına uygun elbiseler giymelerini isterim. Bu şütyeni bir parti için giydiğin veya Londra'ya gideceğin zaman tak. Fakat bunu mektepte giymen hiç doğru olmaz. Burada her gün spor yapılıyor, oyunlar oynanıyor. Vücuduna böyle sıkı şeyler giyersen, rahatça hareket edemezsin.»
Şaista, somurttu. «Spor çok fazla zaten. Koş, zıpla, jimnastik yap. Ben Miss Springer'i hiç sevmiyorum. Durmadan «daha hızlı, daha hızlı! Gevşemeyin!» diye bağırıyor. Doğrusu çok yoruluyorum.»
«Kâfi Şaista.» Miss Bulstrode, yine o otoriter tavrını takınmıştı. «Ailen seni buraya İngiliz usullerini öğrenmen için gönderdi. Bütün o beden hareketleri hem cildini güzel- leştirir, hem de göğüslerinin gelişmesine yardım eder.»
Şaista'yı gönderdikten sonra halâ endişeli olan Miss Johnson'a gülümsedi.
«Kızm söyledikleri doğru. Vücudu iyice tekâmül etmiş. Ona bakan yirmi yaşında olduğunu sanır. Üstelik Şaista kendisini yirmi yaşında gibi hissediyor. Onun, meselâ Julia Upjohn gibi hissetmesini bekliyemezsin. Kafaca Julia, Şaista'dan çok ileri. Fakat vücut tekâmülü bakımından ise çok geri. O halâ çocuk kombinezonları giyebilir.»
Miss Johnson, içini çekti. «Keşke hepsi de Julia Upjohn gibi olsalar.»
Miss Bulstrode, çabucak, «Ben o fikirde değilim,» dedi.. «Birbirinden farksız bir sürü kız... Mektep o zaman pek sıkıcı olurdu.»
Müdire odasına dönerek yazılı vazifeleri okumağa başlarken, «sıkıcı olurdu...» diye düşündü. Sıkıntı... Son zamanlarda bu kelime kafasından çıkmaz olmuştu. Sıkıntı...
Meadowbank için birçok şey söylenebilirdi belki, ama mektep asla sıkıcı değildi. Müdirelik yaptığı yıllar boyunca hiç bir zaman sıkılmamıştı. Yenilmesi lâzım gelen güçlüklerle karşılaşmış, beklenmedik hâdiseler olmuş, anne ve babalara, talebelere kızmış, öğretmenler ve memurlarla uğraşmıştı. Felâketlere göğüs gerip, bunları birer zafer haline sokmuştu. Bütün bıınlıu ıununa şovk ve heyecan veren şeylerdi. Her fedakârlığa Sıhhati yoıindoydl. Bu büyük mektebi ileri görüşlü bir bankacının yardımıyla açtıkları zamanki kadar zindeydi. Chaddy'le (sadık Chaddy'le) mektebi ilk açtıkları zaman bir avuç talebeleri vardı. Chaddy, daha iyi bir öğretmendi ama Meadowbank'ı bu hale kendisi sokmuştu. İleri görüşlüydü. Plânlar yapmış ve mektebi hakikaten mükemmel bir hale getirmişti. Meadowbank bu yüzden Avrupada tanınıyordu işte. Yeniliklerden hiç korkmamıştı. Buna karşılık Chaddy bildiklerini sağlam fakat heyecansız bir şekilde öğretmekle iktifa etmişti. Chaddy'in en büyük başarısı en kritik anlarda imdada yetişmesiydi. Tıpkı Sömestrin ilk günü Lady Veronica meselesinde olduğu gibi... Sadık bir yardımcıydı o. Miss Bulstrode, «Chaddy, sağlam bir temeldi,» diye düşündü. «Onun üzerinde görende heyecan uyandıran bir bina yükseldi.»
Maddî bakımdan iki kadın da hakikaten çok muvaffak olmuşlardı. İşten çekildikleri takdirde, ömürlerinin sonuna kadar rahatça geçinebilecek gelirleri vardı. Miss Bulstrode, kendi kendine, «Acaba Chadd de benimle birlikte işten çekilmeği isteyecek mi?» diye sordu. «Hiç sanmıyorum. Mektep onun evi, yuvası, her şeyi. Bu sadık ve güvenilir dost, benim yerime geçecek olan kimseye de yardıma devam edeck.»
Miss Bulstrode, kararını vermişti. Artık yerine başka birinin geçmesi lâzımdı. Mektebi evvelâ kendisiyle birlikte, son ra da yalnız idare edecek biri... İnsanın ne zaman çekilmesi lâzım geldiğini bilmesi şarttı. Kudreti azalmağa, görüş seviyesi daralmağa, anlayışı kartlaşmağa, işten sıkılmağa, devam lı çalışma fikrinden korkmağa başlamadan çekilmesini bilmeliydi.
Miss Bulstrode, yazılı vazifeleri bitirdi. Bu Julia Upjohn adlı çocuk hakikaten zeki ve istidatlıydı. Jennifer Sutcliffe, muhayyilesi geniş bir kız değildi ama buna karşılık hadiseleri iyi kavrıyordu. Mary Vyse ise adeta bir dahi sayılırdı. Müthiş bir hafızası vardı. Ama ne de iç sıkıcı bir kızdı! Sikici... işte yine o kelime çıkmıştı karşısına. Miss Bulstrode, bu sözü kafasından kovarak, sekreterini çağırmak için zile bastı.
Ann Shapland'a birkaç mektup dikte etti.
«Sevgili Lady Valence, kızınızın birkaç zamandır kulakları ağrıyordu. Doktorun raporunu ilişik olarak gönderiyorum... v.s. v.s.»
«Sevgili Baron Von Eisenger, Hellstern'in îsolda rolüne çıkacağı gece yeğeninizin muhakkak operaya yollayacağımızdan emin olabilirsiniz...»
Bir saat çabucak geçti. Miss Bulstrode, uygun kelime aramak için duraklamıyordu bile. Ann Shapland'm kalemi sahi- felerin üzerinde uçuyordu.
Miss Bulstrode, «Ann, hakikaten mükemmel bir sekreter,» diye düşündü. «Eski sekreterim Vera Lorrimer'den daha iyi. Mızmız bir kızdı Vera. tşi birdenbire bıraktı. Güya sinirleri bozulmuştu.» Müdire bıkkın bir tavırla içini çekti. «Muhakkak işin içinde bir erkek vardı. Daima öyledir zaten.»
Son cümleyi de yazdırdıktan sonra rahat bir nefes aldı «Hepsi bu kadar... Bir sürü sıkıntılı iş... Anne ve babalara mektup yazmak da mesele. Her birine tatlı bir şey söylemek lâzım. Başka türlü olmuyor.»
Ann güldü. Miss Bulstrode onu dikkatle süzüyordu.
«Neden sekreter oldun sen?»
«Doğrusu bunun sebebini pek bilmiyorum. Belli bir şeye istidadım yoktu. Benim gibiler ekseri sekreter olurlar.»
«Bu işi biraz monoton bulmuyor musun?»
«Galiba ben bu bakımdan şanslıyım. Değişik yerlerde çalıştım. Bir sene meşhur Arkeolog Sir Mervy Todhunter'in sekreterliğini yaptım. Sonra petrolcü Sir Andıew Peters'in yanında çalıştım. Bir ara da Aktrist Monica Lord'un kâtibesi idim. Doğrusu onun yanında çetin günler geçirdim.» Olanları hatırlamıştı, hafifçe gülümsedi.
«Son zamanlarda gençlerin hepsi de böyle! Durmadan
iş değiştiriyorsunuz.» Miss Bulstrode'un sesinden bunu hiç de tasvip etmediği anlaşılıyordu.
«Doğrusunu isterseniz bir yerde fazla kalmam imkân- suü. Annem hasta benim. O... şey... zaman zaman kriz geçirir. O zaman mecburen eve dönüp, idareyi elime alırım.»
«Anlıyorum.»
«Fakat öyle de olmasaydı ben yine sık sık iş değiştir rirdîm. Bende bir yere bağlanıp kalma kabiliyeti yok. îşten işe geçince canım sıkılmıyor. Hep aynı yerde çalışmak çok sıkıcı olmalı.»
Miss Bulstrode, mırıldandı. «Sıkıcı...» îşte yine o kelime karşısına çıkmıştı.
Ann, hayretle ona baktı.
Miss Bulstrode, gülümsedi. «Sen bana aldırma. Fakat bazen insan aynı kelimeyi arka arkaya işitiyor...» Merakla, «öğretmen olmak ister miydin?» diye sordu.
Ann, samimiyetle cevap verdi. «Kat'iyyen istemezdim. Bana göre bir şey değil bu.»
«Neden?»
«Bence çocuklara ders vermek sıkıntılı bir iş olmalı.. Ah, affedersiniz. Yine aynı kelimeyi kullandım.»
Üzüntüyle durakladı.
Miss Bulstrode, heyecanla, «öğretmenlik hiç de can sıkıcı değildir,» dedi. «Bilâkis dünyanın en harikûlâde şeyidir, îşten çekilince mektebi çok arıyacağım.»
«Fakat, siz...» Ann, hayretle ona bakıyordu. «Yâni işten mi çekileceksiniz?»
«Tabii. Kararımı verdim bilo. Yalnız daha bir, hatta İki sene çalışacağım.»
«Fakat neden?»
«Çünkü bu ıııoktHır on iyi yıllarımı verdim. Mektep de bana en iyi ş<-yi^rl voniı ilaha aşağısını istemem...»
«Mektep dnvuın <'«Evet. Yerime İyi birini bırakacağım.»
«Miss Vıuısil lart'ı her halde.»
«Demek sen de hemen onu seçtin?» Miss Bulstrode dikkatle Ann'a baktı. «İşte bu çok enteresan.»
«Doğrusunu isterseniz bu meseleyi fazla düşünmedim. Sadece öğretmenlerin konuştuklarını duydum. Bana kalırsa Miss Vansittart, yerinizi doldurabilir. An'aneyi devam ettirir. Sonra o hoş bir kadın. Şahsiyet sahibi, dikkati çeken bir tip. Bu da her halde mühim...»
«Tabii mühim... Evet, Eleanor Vansittart'm bu işi başaracağından eminim. İyi seçmişsin.»
Ann eşyalarını topladı. «Miss Vansittart sizin bıraktığınız yerden devam edecek.»
Genç kadın dışarı çıkarken Miss Bulstrode, «Fakat ben bunu istiyor muyum?» diye düşündü. «Bıraktığım yerden devam edecekmiş. Evet, hakikaten Eleanor Vansittart öyle yapacak! Ne bir yenilik, ne mühim bir değişiklik! Ama bu kâfi mi? Ben Meadowbank'ı bugünkü haline bu şekilde sokmadım ki! Bilâkis! Kimisine çattım, kimisine rica ettim ve hiç bir zaman diğer mektepleri model olarak almadım. Şimdiden sonra da aynı şeyin devam etmesini istiyor muyum? Bana lâzım olan mektebe yeniden can verecek, enerjik bir insan...
Meselâ... evet... meselâ... Eileen Rich gibi biri,.. Fakat,
Eileen yaşım başını almış bir öğretmen değil, tecrübesi az. Yalnız o hakikaten insana şevk veriyor. Çünkü fevkalâde bir öğretmen. Öğretmesini iyi biliyor. Kendine has fikirleri var.
Kimse onu sıkıcı bulmaz saçma, bu kelimeyi unutmam
lâzım. Neticede Eleanor Vansittart da iç sıkıcı bir kadın sayılmaz...»
Miss Chadwick odaya girmişti, çabucak başmı kaldırdı.
«Ah, Ohaddy. Seni gördüğüme o kadar sevindim ki.»
Miss Chadwick biraz şaşırmıştı.
«Neden? Birşey mi oldu?»
«Olmadı ama... Bir hususta karar veremiyorum.»
«Sen mütereddit bir insan değilsindir, Honoria.»
«Orası öyle ama... E, işler ne alemde bakalım?»
«Yolunda sanırım...» Miss Chadwick de biraz tereddüt etmişti. Miss Bulstrode, hemen atıldı.
«Haydi, haydi saklama. Yine ne oldu?»
«Bir şey olmadı. Hakikaten olmadı, Honoria. Sadece.» Kaşlarını kaldırmış olan Miss Chadwick bu" haliyle şaşkın bir buldoğu andırıyordu. «Benimki sadece vuzuhsuz bir his. Yoksa ortada bir şey yok. Yeni kızlar iyi çocuklara benziyorlar. Matmazel Blanche pek hoşuma gitmedi. Çok sinsi, hoş ondan evvelki Fransızca öğretmenini de sevmezdim.»
Miss Bulstrode, bu tenkide aldırmadı. Chaddy, daima Fransızca hocalarının sinsi olduğunu iddia ederdi.
Mtidire, «Matmazel Blanche iyi bir öğretmen değil,» dedi. «Buna hayret ettim. Zira referansları fevkalâdeydi.»
Miss Chadwick. başını salladı. «Fransızlardan iyi öğretmen çıkmaz. Daha disiplinin ne demek olduğunu bilmiyorlar... Miss Springer ise tahammül edilecek gibi değil. Bir sağa koşuyor, bir sola. Kendine uygun bir saha seçmiş doğrusu.»
«Ama işini biliyor.»
«Evet. Fevkalâde bir öğretmen.»
Miss Bulstrode, mırıldandı. «Yeni öğretmenler evvelâ insanı endişelendirirler.»
Miss Chadwick, heyecanla tasdik etti. «Evet, hakikaten öyle. Bence bütün mesele bu. Yoksa öyle mühim bir mesele yok. Ha, aklıma gelmişken, yeni bahçıvan bir hayli genç. Yakışıklı olması da kötü. Dikkatli davranmamız lâzım.»
İki kadın birbirlerine bakarak başlarını salladılar. Yakışıklı bir gencin, yeni yetişen kızların kalblerini nasıl altüst ettiğini onlar kadar kimse bilmezdi
7. Rüzgâr ve Duman:
îlıtiyar Briggs, istemiye fetemiye, «fena değü, oğlum,» dedi. «Fena değü...»
Yaşlı bahçıvan, yeni yardımcısının toprağı kazışını beğendiğini belirtmekteydi. «Bu delikanlıyı fazla pohpohlamak iyi olmaz,» diye düşünüyordu. «Hemen burnu büyür sonra.»
Sözlerine devam etti. «Yalnız, acele etme. Bence bir işi ağır ağır fakat mükemmel surette yapmalı. Telâşa lüzum yok.»
Genç adam, ihtiyar Briggs'den çok daha hızlı çalıştığının farkındaydı. Bu da yaşlı bahçıvanın hoşuna gitmemişti tabii.
Briggs, «Şuraya,» dedi. «Yıldız çiçeği dikeceğiz. O yıldızdan hoşlanmıyor ama benim buna aldırdığım yok. Kadınlar kaprisli olurlar. Fakat sözlerine aldırmadığın zaman ekserisi bunun farkına varmaz. Yalnız O'nun gözünden bir şey kaçmaz. Koskoca mektebi idare ediyor, işi başından aşkın ama hemen her şeyi de görür.»
Alan, Briggs'in durmadan bahsettiği «O» nun Miss Bulstrode olduğunu anlamıştı tabii.
İhtiyar bahçıvan şüpheyle, «Demin kiminle konuşuyordun?» diye sordu. «Hani biraz evvel bambuları almak için setin yanındaki odaya gittiğin zaman?..»
Alan, «A,» dedi. «Mektebin genç lady'lerinden biriyle konuştum.»
— «Hah! O iki İtalyan'dan biriyle değil mi? Beni dinle oğlum. Dikkatli ol. İtalyanlarla ahbaplığa kalkma. Ben onları bilirim. Birinci Dünya Harbinde İtalyanlarla tanıştım. Eğer şimdiki tecrübem olsaydı, daha ihtiyatlı davranırdım. Anlıyor musun?»
Alan, somurttu. «Bunda bir kötülük yok ki. Benimle bir
iki kelime konuştu. Bazı çiçeklerin adını sordu.»
İhtiyar Briggs, haşini salladı. «Olsun, nene lâzım sen yine dikkatli davran. Küçük lady'lerle konuşmak senin haddin mi? Bu O'nun hiç hoşuna gitmez.»
«Ben bir kötülük yapmadım. Fena bir şey de söylemedim.»
«Söylediğini iddia eden olmadı oğlum. Fakat bir sürü genç kızı bu mektebe kapatmışlar. Gizli gizli düşünüp, hakkında hayal kuracakları yakışıklı bir resim hocası bile yok. Onun için gözlerini aç ve dikkatli davran. İşte o kadar. Hah, ihtiyar cadı da geliyor. Muhakkak yine benden güç bir şey istiyecek.»
Miss Bulstrode, hızla onlara doğru geliyordu. «Günaydın, Briggs. Günaydın—şey—»
«Adım Alan, Miss.»
«A, evet, Alan. Şu köşeyi gayet güzel kazmışsın. Briggs, en arkadaki tenis kortunun etrafındaki telin bir kısmı yerinden çıkmış. Ona bir bak.»
«Peki, efendim. O işi hemen hallederiz.»
«Buraya öne ne dikiyorsun?»
«Şey, efendim, ben düşündüm--»
Miss Blustrode, bahçıvanın sözlerini bitirmesini beklemedi. «Yıldız istemem. Ponpon Dalya iyi olur...» Hızla uzaklaştı.
Briggs, homurdandı. «Buraya geliyor,—emirler veriyor! Ama gözünden de hiç bir şey kaçmıyor. İşi doğru dürüst yapmadın mı, hemen farkediyor. İtalyanlar ve diğerleri hakkında söylediklerimi unutma, oğlum. Dikkatli ol.»
Alan, daha da somurttu. «Bana kusur bulursa, o zaman ben de yapacağımı bilirim... İş çok.»
«Ah. Siz gençler hep böylesiniz. Kimsenin sözünü dinlemezsiniz. Ben sana sadece, 'Dikkatli ol,' dedim.»
Alan, hâlâ somurtuyordu ama tekrar çalışmağa başladı.
Miss Bulstrode ise bahçe yolundan mektebe doğru yürüdü. Kaşları biraz çatılmıştı.
Aksi taraftan gelen Miss Vansittart, karşısında durdu. «Hava çok sıcak.»
«Evet. Âdeta boğucu. Yaprak bile kımıldamıyor.» Miss Bulstrode, tekrar kaşlarını çattı. «Şu genç adama—yani yeni bahçıvana dikkat ettin mi?»
«Hayır, pek etmedim.»
Miss Bulstrode, düşünceli düşünceli mırıldandı. «Biraz tuhafıma gitti... Acaip bir tip o. Buralarda rastlanan gençlerden farklı.»
«Belki Oxford'dan kovuldu. Para kazanmağa çalışıyor.»
«Çok yakışıklı. Kızlar bunu hemen farkettiler.»
«Her zamanki mesele...»
Müdire, gülümsedi. «Evet. Hürriyetle sıkı bir disiplinin imtizacı. Kasdettiğin bu mu, Eleanor?»
«Evet.»
Miss Bulstrode, «Bunu başarıyoruz,» dedi.
«Hakikaten öyle. Şimdiye kadar Meadowbank'de hiç rezalet çıkmadı değil mi?»
«Bir iki defa az kalsın çıkıyordu.» Miss Bulstrode, güldü. «Bir mektebi idare eden insan her gün türlü şeyle karşılaşıyor.» Bir an durdu. Sonra devam etti: «Buradaki hayatı sıkıcı buluyor musun, Eleanor?»
Miss Vansittart, hemen cevap verdi. «Kat'iyen. Bu mektepte çalışmak insana hem şevk veriyor, hem de saadet. Mea- dowbank, fevkalâde bir mektep. Bu muvaffakiyetinle ne kadar öğühsen az, Honoria. Her halde etrafına bakınca derin bir zevk duyuyorsun.»
Miss Bulstrode, mırıldandı. «Vazifemi hakkiyle yaptığımı sanıyorum. Muvaffakiyete de ulaştım. Tabiî hiç bir şey insanın tahayyül ettiği gibi olamaz...» Sustu. Sonra du birden bire, «Söyle Eleonar,» dedi. «Bu mektebi benim yerime sen idare etseydin ne değişiklikler yapardın? İstediğin gibi konu- şabüirsin. Fikirlerin beni alâkadar ediyor.»
Eleanor Vansittart, «Doğrusu,» diye mırıldandı. «Değişiklik yapmağı pek istemezdim. Bence mektep, hem organizasyon ve hem de ideal bakımından 'Mükemmel' e çok yakın.»
«Yani aynı programı devam ettirirdin, öyle mi?»
«Evet, öyle. Bence Meadowbank daha mükemmel bir hale sokulamaz.»
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kapı Tekrar Vuruldu - 05
  • Büleklär
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3977
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2056
    31.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3917
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1988
    31.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3866
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1935
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3962
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1910
    32.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3912
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1730
    34.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3955
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1744
    31.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3902
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1787
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3986
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1879
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3915
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1860
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3883
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1918
    31.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3924
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1741
    33.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3948
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1974
    32.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 3905
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1944
    33.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kapı Tekrar Vuruldu - 14
    Süzlärneñ gomumi sanı 941
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 611
    43.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    65.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.