Kanatların Çağrısı - 06

Süzlärneñ gomumi sanı 3934
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1946
35.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
49.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
56.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Çok geçmeden ayağa kalktı ve yazı masasının başına oturdu. Biraz titrek bir elle aşağıdaki satırları yazdı:


"Bu gece saat 9. 15'de ölü kocamın sesini çok net olarak duydum. Cuma gecesi saat 9. 30'da beni almaya geleceğini söyledi. Eğer o gün ve o saatte ölecek olursam, ruhlar dünyasıyla bağlantı kurma olasılığının tartışmasız olarak kanıtlanması için bu gerçeklerin duyulmasını istiyorum. - MARY HARTER. "


Bayan Harter yazdıklarını okudu, kâğıdı bir zarfın içine koydu ve zarfın arkasına bir adres yazdı. Sonra zile bastı. Elizabeth odaya girince Bayan Harter masasının başından kalktı ve yazdığı pusulayı ihtiyar kadına verdi.
"Elizabeth," dedi. "Cuma gecesi ölecek olursam bu pusulanın Dr. Meynell'e verilmesini istiyorum." Elizabeth'in itiraz etmeye hazırlanması üzerine, "Hayır, benimle tartışma," dedi. "Önsezilere inandığını bana kaç kez söylemiştin. Şimdi benim bir önsezim var. Vasiyetnamemde sana 50 sterlin bırakmıştım. Bu tutarı 100 sterline çıkarmak istiyorum. Ölmeden önce bankaya gitmeyi başaramazsam Bay Charles gerekeni yapacaktır."
Bayan Harter, Elizabeth'in ağlamaklı bir sesle yaptığı itirazları her zamanki gibi kısa kesti. Yaşlı hanım bu kararı doğrultusunda ertesi sabah yeğeniyle konuştu.
"Unutma, Charles, başıma bir şey gelecek olursa, Elizabeth'e fazladan bir 50 sterlin verilecek."
Genç adam neşeli bir sesle, "Bugünlerde çok karamsarsınız, Mary Teyze," dedi. "Size ne olabilir ki? Dr. Meynell'e bakılırsa, yirmi yıl sonra yüzüncü yaş gününüzü kutlayacağız."
Bayan Harter yeğenine sevgiyle gülümsedi, ama bir şey demedi. Bir, iki dakika sonra sordu:
"Cuma akşamı ne yapıyorsun, Charles?"
Genç adam biraz şaşırmış göründü.
"Aslını isterseniz, Ewingler beni bir briç partisine davet ettiler, ama evde kalmamı isterseniz..."
Bayan Harter kararlı bir tavırla, "Hayır," dedi. "Kesinlikle olmaz. Kararım karardır, Charles. Özellikle o gece yalnız olmak istiyorum."
Charles teyzesine merakla baktıysa da, Bayan Harter başka bilgi vermedi. Çok cesur ve kararlı yaşlı bir hanımdı. Garip deneyimini tek başına yaşaması gerektiğine inanıyordu.
Cuma akşamı ev çok sessizdi. Bayan Harter her zamanki gibi şöminenin yanına çekilmiş yüksek arkalıklı koltuğunda oturuyordu. Bütün hazırlıklarını yapmıştı. O sabah bankaya gitmiş, 50 sterlini bankadan çekmiş ve kadının itirazlarına rağmen banknotları Elizabeth'in eline tutuşturmuştu. Kişisel eşyasını da toparlayıp ayırmış, bir, iki ziynete dostlarıyla akrabalarının adını yazdığı etiketler iliştirmişti. Charles için de bir talimat listesi hazırlamıştı. Worcester çay takımı Kuzin Emma'ya verilecekti. Sevres kâseler genç William'ın olacaktı vs. Yaşlı kadın elinde tuttuğu uzun zarfa baktı ve içinden katlı bir belge çıkardı. Talimatları uyarınca Bay Hopkinson tarafından kendisine gönderilen vasiyetnameydi bu. Bayan Harter belgeyi dikkatle okumuştu, ama belleğini tazelemek için onu bir kez daha gözden geçirdi. Kısa ve öz bir belgeydi. Sadıkane hizmetleri karşılığında Elizabeth Marshall'a 50 sterlinlik bir bağış, bir kız kardeşle birinci dereceden bir kuzene 500'er sterlinlik iki kalıt, kalanın tekmili ise Charles Ridgeway'e.
Bayan Harter birkaç kez başını salladı. O öldüğü zaman Charles çok zengin bir adam olacaktı. Ama genç adam onun için iyi bir oğul olmuştu. Daima nazik, daima sevgi dolu olmuş, neşeli konuşmalarıyla da teyzesine hoşça vakit geçirtmesini bilmişti.
Yaşlı kadın saate baktı. Yarım saate üç dakika kalmıştı. Eh, artık hazırdı. Sakindi, son derece sakin. Ama bu son sözleri kendi kendisine defalarca tekrarlamasına rağmen, kalbi hızlı ve düzensiz atıyordu. Belki kendisi farkında değildi, ama sinirleri kopma derecesinde gerilmişti.
Saat dokuz buçuk oldu. Radyo açıktı. Bayan Harter ne duyacaktı acaba? Hava tahminlerini bildirecek olan tanıdık sesi mi, yoksa yirmi beş yıl önce ölmüş bir adamın çok uzaklardan gelen sesini mi?
Ama ikisini de duymadı. Bunun yerine hiç de yabancısı olmadığı, fakat bu gece yüreğini donduran bir gürültü duyuldu. Sokak kapısının kurcalanması...
Ses tekrarlandı. Derken soğuk bir hava akımı odanın içini süpürdü Duygularının neler olduğundan Bayan Harter'in artık hiçbir şüphesi kalmamıştı. Korkuyordu...Korkmaktan da öte dehşet içindeydi...
Birdenbire bir düşünce onu pençesine aldı: Yirmi beş yıl uzun bir zaman. Patrick artık benim için bir yabancı.
Dehşet! Bütün bedenini kaplayan duygu bu idi.
Kapının dışında yumuşak bir ayak sesi oldu; duraklamalı yumuşak bir ses. Derken kapı sessizce açıldı...
Bayan Harter sendeleyerek oturduğu yerden kalktı, ayakları üstünde sallanıyordu. Gözleri kapı aralığına dikilmişti. Bir şey parmaklarının arasında şöminenin ateşliğinin içine kaydı.
Boğazını aşamayan boğuk bir ses çıkardı. Kapı aralığının loş ışığında kestane renkli sakalı, bıyığı ve Victoria döneminin eski model paltosuyla çok iyi tanıdığı bir siluet duruyordu.
Patrick ona almaya gelmişti.
Kadıncağızın kalbi göğsünden dışarı fırlayacakmış gibi hopladı, sonra durdu. Yaşlı kadın yere yığıldı.


Elizabeth bir saat sonra onu bu şekilde buldu.
Dr. Meynell hemen çağırıldı, Charles Ridgeway de gittiği briç partisinden alelacele getirtildi. Fakat yapılabilecek bir şey yoktu. Bayan Harter'e artık kimse yardım edemezdi.
Elizabeth, hanımı tarafından kendisine verilen pusulayı ancak iki gün sonra anımsadı. Dr. Meynell bunu ilgiyle okuduktan sonra Charles Ridgeway'e gösterdi.
"Çok garip bir rastlantı," dedi. "Teyzenizin ölen kocasının sesiyle ilgili sanrılar gördüğü anlaşılıyor. Patlama derecesinde gerildiği, zamanı gelince de şokun etkisiyle öldüğü anlaşılıyor."
"Kendi kendine telkin, değil mi?" dedi Charles.
"Onun gibi bir şey. Otopsinin sonuçlarını size en kısa zamanda bildireceğim. Hoş, bunun ne olacağından kuşkum yok ya. Bu koşullarda bir otopsi sadece usul gereği istenir."
Charles başının hareketiyle onayladı.
Bir akşam önce ev halkı yataklarındayken radyo kutusunun arkasından yukarı kattaki odasına uzanan bir teli sokmuştu. Ayrıca o akşam oldukça soğuk olduğundan Elizabeth'den odasında ateşi yakmasını istemiş, bu ateşte kestane renkli bir sakalla bıyığı yakmıştı. Ölen eniştesine ait Victoria dönemine ait eski giysileri ise tavan arasındaki kâfuru kokulu sandığa iade etmişti.
Gördüğü kadarıyla tam anlamıyla güvendeydi. Teyzesinin iyi bir bakımla uzun yıllar yaşayabileceğini Dr. Meynell'den duyduğu gün kafasında belli belirsiz şekillenen planı tam bir başarıyla sonuçlandırmıştı. Dr. Meynell ani bir şok diye bildirmişti. Yaşlı hanımların gözbebeği müşfik genç adam kendi kendine gülümsedi.
Doktor gittikten sonra Charles gerekli işleri halletmeye girişti. Cenaze töreniyle ilgili düzenlemelerin yapılması lazımdı. Uzaktan gelecek bazı akrabaların hangi trenlerle gelecekleri saptanacaktı. İçlerinden bir, ikisinin gece yatısına kalması kaçınılmazdı. Charles bir yandan düşünerek bütün bu işleri büyük bir beceriyle halletti.
Çok zekice bir başarıydı bu! Charles'ın ne denli zor durumda olduğunu hiç kimse, en başta da teyzesi bilmiyordu. Dünyadan özenle gizli tutulmuş bazı faaliyetleri onu hapishane tehlikesiyle karşı karşıya getirmişti.
Kısa birkaç ayın içinde yüklü bir para temin edemediği takdirde hesapta rezil olmak ve mahvolmak vardı.
Ama şimdi mesele kalmamıştı. Charles kendi kendine gülümsedi. Bir şaka -evet, bir şaka- sayesinde (yaptığına cürüm sıfatı yakıştırılamazdı ya) kurtulmuştu. Artık çok zengin bir adamdı. Bayan Harter niyetini hiçbir zaman gizlemediğinden bu konuda hiçbir tasası yoktu.
Genç adam bunları düşünerek neşelenirken, Elizabeth kapıdan içeriye başını uzatarak Bay Hopkinson'un geldiğini ve onu görmek istediğini haber verdi.
Charles, tam zamanı, diye düşündü. Islık çalmamak için kendini güç tutarak yüzüne ciddi bir anlam verdi ve kütüphaneye indi. Orada çeyrek yüz yıldır Bayan Harter'in yasal danışmanlığını yapmış olan titiz yaşlı centilmeni buyur etti.
Avukat, Charles'ın daveti üzerine oturdu ve kuru bir öksürükten sonra iş konusuna girdi.
"Bana yazdığınız mektubu pek anladığım söylenemez, Bay Ridgeway," dedi. "Rahmetli Bayan Harter'in vasiyetnamesinin bizde olduğunu zannedermiş gibi bir izlenim uyandırıyordunuz."
Charles avukata bakakalmıştı.
"İyi de teyzemin öyle dediğini duymuştum."
"Öyle. Gerçekten de yakın zamana kadar bizdeydi."
"Bu da ne demek?"
"Dediğim gibi. Bayan Harter bize mektup yazarak geçen salı günü kendisine iletilmesini istemişti."
Charles içinde bir huzursuzluk duydu. İçinde belli belirsiz kötü bir önsezisi belirdi.
Avukat, "Herhalde hanımefendinin kâğıtlarının arasında meydana çıkacaktır," dedi.
Charles bir şey demedi. Bir pot kırmaktan korkuyordu. Bayan Harter'in evraklarını dikkatle taramıştı. Aralarında bir vasiyetname olmadığına aşağı yukarı emindi. Bir, iki dakika sonra kendine hâkim olunca avukata onunla aynı fikirde olduğunu söyledi. Sesi kendisine bile yabancı geliyor, sırtında soğuk ürpertiler dolaşıyordu.
Avukat, "Hanımefendinin şahsi eşyasına bir bakan oldu mu?" diye sordu.
Charles, teyzesinin hizmetçisi Elizabeth'in bu işi yaptığını söyledi. Bay Hopkinson'un isteği üzerine Elizabeth çağırıldı. Elizabeth hemen geldi ve kendisine sorulan soruları üzgün bir tavırla yanıtladı.
Hanımının bütün giysilerini ve kişisel eşyasını elden geçirmişti. Aralarında vasiyetname gibi resmi bir belge olmadığına emindi. Vasiyetnamenin neye benzediğini biliyordu, onu öldüğü günün sabahı zavallı hanımının elinde görmüştü.
Avukat, "Emin misiniz buna?" diye sordu.
"Evet, efendim. Kendisi bana öyle dedi. Bana banknot halinde elli terlin de verdi. Vasiyetname uzun bir mavi zarfın içindeydi."
"Çok doğru," dedi Bay Hopkinson.
Elizabeth, "Şimdi anımsıyorum," diye devam etti. "Aynı mavi zarf ertesi sabah da bu sehpanın üstünde duruyordu. Ama boştu. Onu alıp yazı masasının üstüne koydum."
Charles, "Ben de onu orada gördüğümü anımsıyorum," dedi.
Yerinden kalkıp yazı masasına yürüdü. Hemen arkasından elinde bir zarfla dönüp bunu Bay Hopkinson'a uzattı: Avukat zarfı inceledikten sonra başını salladı.
"Bu, geçen salı günü vasiyetnameyi koyduğum zarf."
Erkeklerin ikisi de Elizabeth'e dikkatle baktılar.
Hizmetçi, "Başka bir şey var mı?" diye sordu saygılı bir tavırla.
"Şimdilik yok. Teşekkür ederim."
Elizabeth kapıya yürüdü.
Avukat, "Bir dakika," dedi. "O akşam şöminede ateş var mıydı?"
"Evet, efendim, bu odanın şöminesinde hep ateş vardı."
"Teşekkür ederim. Bilmek istediğimiz buydu."
Elizabeth odadan çıktı. Charles öne eğilip titreyen elini masaya dayadı.
"Ne düşünüyorsunuz? Söylemek istediğiniz ne?"
Bay Hopkinson içini çekti.
"Vasiyetnamenin hâlâ bir yerlerden çıkacağına ümit edebiliriz. Yani korktuğumuz olmadıysa..."
"Peki, ya ortaya çıkmazsa?"
"O zaman mümkün olan bir tek sonuç var. Teyzeniz yok etmek için o vasiyetnameyi getirtti. Elizabeth'in bu yüzden zararlı çıkmasını istemediği için de mirastan hissesini ona nakit olarak verdi."
Charles, "Ama niçin?" diye bağırdı. "Niçin?"
Bay Hopkinson öksürdü. Kuru bir öksürüktü bu.
"Teyzenizle aranızda...şey...bir tartışma falan olmadı, değil mi Bay Ridgeway?" diye mırıldandı.
Charles tıkanır gibi oldu.
"Ne münasebet," diye bağırdı. "Teyzemle sonuna kadar sevgi ve saya dolu bir ilişkimiz vardı."
Bay Hopkinson ona bakmadan, "Ya!" dedi.
Charles avukatın ona inanmadığını fark ederek şok oldu. Bu sıska ihtiyarın neler duyduğunu kim bilebilirdi?
Charles'ın marifetleri onun da kulağına ulaşmış olabilirdi. Aynı söylentileri Bayan Harter'in de duymuş olabileceğini ve teyzeyle yeğenin bu konuda kavga ettiklerini düşünmesinden daha doğal ne olabilirdi?
Ama öyle değildi! Charles hayatının en acı anlarından birini yaşıyordu. Yalanlarına inanılmıştı. Şimdi doğruyu söylediği halde, sözlerine güven duyulmuyordu. Gel de gülme!
Teyzesi tabii ki vasiyetnameyi yakmamıştı! Tabii ki...
Birden durdu. Gözlerinin önünde canlanan tablo neydi? Bir elini kalbine bastırmış yaşlı bir hanım...öteki elinde de bir şey...bir kâğıt kayıyor...şöminedeki korların üstüne düşüyordu...
Charles'in yüzü bembeyaz oldu. Boğuk bir sesin -kendi sesinin- avukata bir soru sorduğunu duydu:
"Ya o vasiyetname bulunmazsa?"
"Bayan Harter'in elimizde daha önce hazırladığı vasiyetnamesi var. Eylül 1920 tarihli. Bayan Harter bununla bütün malım yeğeni Miriam Harter'e, şimdiki adıyla Miriam Robinson'a bırakıyordu."
İhtiyar sersem ne diyordu böyle? Miriam? Silik, sıradan kocası ve sümüklü dört velediyle Miriam. Bütün ustalığı, mahareti Miriam içinmiş!
Telefon dirseğinin dibinde acı acı çaldı. Charles işitiri kulağına götürdü. Arayan doktordu. İçtenlikli bir sesle, "Siz misiniz, Ridgeway?" dedi. "Bilmek istersiniz diye düşündüm. Otopsi sonuçları geldi. Ölüm nedeni tahmin ettiğim gibi. Ancak kalpteki zafiyet hanımefendi hayattayken zannettiğimden çok daha ciddiymiş. En çok iki ay yaşayabilirmiş, hem de azami bir ihtimamla. Bilmek istersiniz diye düşündüm. Sizi biraz olsun avutabilir."
Charles, "Özür dilerim," dedi. "Demin söylediğinizi tekrarlayabilir misiniz?"
Doktor biraz sesini yükselterek, "İki aydan daha uzun süre yaşayamazmış," dedi. "Bu şekilde ani ölmesi belki de daha hayırlıydı dostum."
Fakat Charles telefonun işitirini küt diye elinden bıraktı. . Avukatın sesini ta uzaklardan geliyormuş gibi duydu.
"Aman Tanrım, yoksa fenalık mı geçiriyorsunuz, Bay Ridgeway?"
Hepsine lanet olsun! Kendinden hoşnut avukata da. Meynell denen o ihtiyar serseme de. Önünde hiçbir umut yoktu artık...sadece hapishane duvarının gölgesi yükseliyordu...
Birisinin onunla kedinin fareyle oynaması gibi oynadığını hissediyordu. Birisi şimdi kıs kıs gülüyor olmalıydı...


BEKLENMEYEN ŞAHİT





Bay Mayherne gözlüğüne çekidüzen verdi ve âdeti üzere kuru kuru öksürdü. Bundan sonra tekrar karşısındaki adama, kasıtlı olarak cinayet işlemekle suçlanan adama baktı.
Bay Mayherne titiz tavırları olan ufak tefek bir adamdı. Temiz, hatta biraz züppemsi giyinmişti. Kurnaz bir bakışı olan keskin mavi gözlerinden de anlaşıldığına göre hiç de budala biri olmakla suçlanamazdı. Gerçekten de danışman avukat olarak haklı bir ünü vardı. Müvekkiliyle konuşurken sesi kuru olmakla beraber, dostçaydı.
"Büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunuzu, son derece açık davranmanız gerektiğini tekrar önemle belirtirim."
Sersemlemiş halde karşısındaki çıplak duvara bakmakta olan Leonard Vole, bakışını avukata çevirdi.
Umutsuz halde, "Biliyorum," dedi. "Bunu sürekli olarak hatırlatıyorsunuz bana. Ama ben cinayetle -cinayetle, hem de böylesine alçakça bir cürümle suçlandığımı hâlâ kabul edemiyorum."
Bay Mayherne sağduyulu bir adamdı, duygusal değildi. Tekrar öksürdü, gözlüğünü çıkardı, camlarını özenle ovuşturdu, sonra tekrar burnunun üstüne yerleştirdi. Sonra:
"Evet, evet, evet," dedi. "Şimdi de sizi kurtarmak için kararlı bir çaba göstereceğiz ve başaracağız. Ama bütün ayrıntıları öğrenmem lazım. Size karşı yapılan suçlamanın ne kadar zararlı olabileceğini bilmeliyim. Ancak o zaman en etkin savunma yöntemini saptayabiliriz."
Genç adam ona hâlâ aynı şaşkın ve umutsuz yüzle bakıyordu.
Mayherne'e durum yeterince karanlık, tutuklunun suçu da kesin gözükmüştü. Şimdi ilk kez olarak bir şüphe duyuyordu.
Leonard Vole alçak sesle, "Suçlu olduğumu düşünüyorsunuz," dedi. Ama Tanrı biliyor ya, değilim! Durum yüzde yüz aleyhimde gözüküyor, orasını biliyorum. Bir ağa yakalanmıştan farksızım, ilmekler beni sarıyor, hangi tarafa dönsem daha beter kıskıvrak bağlanıyorum...Ama ben yapmadım, Bay Mayherne, ben yapmadım!"
Böyle bir durumdaki bir adamın suçsuz olduğunda direteceği ortadaydı. Bay Mayherne bunu biliyordu. Ama elinde olmayarak etkilenmişti. Leonard Vole'un her şeye rağmen suçsuz olması mümkündü.
"Haklısınız, Bay Vole," dedi sonunda. "Durumunuz olabildiğince kötü gözüküyor. Buna rağmen bana verdiğiniz teminatı kabul ediyorum. Gelelim şimdi olayın nasıl geliştiğine. Bayan Emily French'le nasıl tanıştığınızı sizin ağzınızdan duymak istiyorum."
"O gün Oxford Caddesi'nde yürüyordum. Yaşlıca bir hanımın karşı kaldırıma geçmekte olduğunu gördüm. Eli, kolu paketlerle doluydu. Caddenin ortasında onları düşürdü, yerden toplamaya çalıştı, tam o sırada da bir otobüsün altında kalmak üzere olduğunu gördü, insanlar bağırınca nasıl olduysa sersemlemiş halde, fakat sağ salim kaldırıma ulaşabildi. Ben paketleri topladım, üstlerine bulaşan çamurları elimden geldiği kadar temizledim ve hepsini kendisine iade ettim."
"Bayan French'in hayatını kurtardığınızın hiç şüphesi yok."
"Yok canım! Bütün yaptığım, basit bir nezaket gereğiydi. Bayan French minnettar olduğunu söyleyerek bana teşekkür etti, yeni kuşak gençlerden çok farklı olduğuma dair bir şeyler söyledi, tam sözlerini anımsayamıyorum. Sonra kendisini selamlayıp yoluma devam ettim. Onu tekrar görebileceğimi hiç düşünmemiştim. Ama hayat tesadüflerle doludur. Aynı günün akşamı bir dostun evindeki partide onunla karşılaştım. Beni hemen tamdı ve tanıştırılmamızı istedi. İşte o zaman adının Emily French ve bekâr olduğunu, Cricklewood'da oturduğunu öğrendim. Bir süre konuştuk. Öyle sanıyorum ki insanlara aniden ve kuvvetle sempati duyan yaşlı hanımlardandı. Ona başka herkesin de yapabileceği basit yardımımdan dolayı sempatisinin hedefi şimdi ben olmuştum. Giderken hararetle elimi sıktı ve evine gelip kendisini görmemi istedi. Memnuniyetle geleceğimi söylemem üzerine bir gün vermemde ısrar etti. Aslında gitmeyi pek istemiyordum, ama reddetmem kabalık olurdu, böylece gelecek cumarteside anlaştık. Gitmesinden sonra dostlarımdan onun hakkında bazı bilgiler edindim. Bu arada, zengin ve garip huylu olduğunu, hizmetçisiyle yalnız yaşadığını ve en az sekiz kedisi olduğunu öğrendim."
"Anlıyorum," dedi Bay Mayherne. "Varlıklı bir kadın olduğunu bu kadar kısa zamanda mı öğrendiniz?"
Leonard Vole, "Bunu araştırdığımı mı kastediyorsunuz?" diye isyan ettiyse de, Bay Mayherne elinin bir hareketiyle onu susturdu.
"Olayı öbür tarafın sunacağı şekilde görmeliyim. Sıradan bir gözlemci Bayan French'in varlıklı bir hanım olduğunu tahmin edemezdi. Hemen hemen yoksulca denebilecek mütevazı bir hayat sürüyordu. Aksinin söylenmemesi durumunda Bayan French'in dar gelirli olduğunu düşünmeniz gerekirdi, en azından başlangıçta. Varlıklı olduğunu size kim söyledi ki?"
"Partinin yapıldığı evin sahibi olan arkadaşım George Harvey."
"Bunu size söylediğini anımsayacak mıdır?"
"Aslında bilmiyorum. Tabii aradan biraz zaman geçti."
"Orası öyle, Bay Vole. Savcının ilk hedefi mali açıdan zor durumda olduğunuzu ortaya koymak olacaktır. Bu doğru, öyle değil mi?"
Leonard Vole kızardı.
"Evet," dedi alçak sesle. "O sıralarda bir dizi şanssızlık yaşamıştım."
Bay Mayherne yine, "Orası öyle," dedi. "Mali açıdan zor durumda olduğunuz o sırada da bu zengin yaşlı hanımla tanıştınız ve onun gözüne girmeyi başardınız. Yani şimdi varlıklı olduğu hakkında hiçbir fikriniz olmadığım, onu sırf iyi kalbinizin dürtüsüyle ziyaret ettiğinizi mi söyleyeceksiniz?"
"Doğru olan aynen bu."
"Olabilir. Aksini iddia etmiyorum. Sadece karşı tarafın görüşünün ne olacağını araştırıyorum. Pek çok şey Bay Harvey'nin hafızasına bağlı. O konuşmayı anımsaması olası mı, değil mi? Bir avukat aklını karıştırarak daha sonra yapıldığına onu inandırabilir mi?"
Leonard Vole bir, iki dakika düşündü. Sonra sakin bir tavırla, fakat öncekinden daha soluk bir yüzle, "O planın başarılı olacağını sanmıyorum, Bav Mayherne," dedi. "Partidekilerden bir sürü kişi Harvey'nin sözlerini Huydular, içlerinden bir, ikisi ise zengin bir yaşlı hanımı fethettin diye bana takıldılar."
Avukat hayal kırıklığını yaptığı el hareketiyle boşu boşuna gizlemeye yeltendi.
"Çok yazık," dedi. "Ama açık konuşmanızdan dolayı sizi kutlarım, Bay Vole. Bana rehberlik etmeyi sizden bekliyorum. Vardığınız sonuç çok doğru. Benim önerdiğim planda ısrar etmek felaket olurdu. Başka bir yol deneyelim: Bayan French'le tanıştınız, onu ziyaret ettiniz, dostluğunuz gelişti. Bunun için akla yakın bir neden bulmalıyız. Otuz üç yaşlarında yakışıklı, sportmen ve birçok dostları olan bir adam olarak siz, vaktinizin bu kadar büyük bir bölümünü niçin ortak hiçbir yanınızın olmadığı yaşlı bir hanıma ayırasınız?"
Leonard Vole çaresizlik anlatan bir hareketle ellerini iki yana açtı.
"Bunu size söyleyemem, gerçekten söyleyemem. O ilk ziyaretten sonra Bayan French tekrar gelmemde ısrar etti, çok yalnız ve mutsuz olduğunu ileri sürdü. Reddetmeyi benim için güçleştirdi. Bana olan sevgisini o kadar açıkça belli ediyordu ki gerçekten güç bir durumda kalmıştım. İtiraf edeyim ki zayıf karakterliyimdir, Bay Mayherne, kolay etkilenip sürüklenirim. 'Hayır' diyemeyen insanlardanım. Ve ister inanın, ister inanmayın, Bayan French'e yaptığım üçüncü veya dördüncü ziyaretten sonra kadıncağıza gerçekten sempati duymaya başladığımı fark ettim. Annem ben daha çocukken ölmüş, beni bir teyze büyütmüştü, ama o da ben on beş yaşımı doldurmadan ölmüştü. Bana annelik yapılmasından ve şımartılmaktan gerçekten hoşlandığımı söylesem belki bana gülersiniz."
Bay Mayherne gülmedi. Bunun yerine yine gözlüğünü çıkardı ve camlarını ovuşturdu. Bu hareket derin derin düşündüğü anlamına geliyordu.
Sonunda, "Açıklamanızı kabul ediyorum, Bay Vole," dedi. "Psikolojik açıdan olası gibi gözüküyor bana. Ama bir jüri de bu görüşe katılır mı, orasını bilemem. Lütfen anlatınıza devam edin. Bayan French ilk ne zaman işleriyle sizin ilgilenmenizi istedi?"
"Kendisine yaptığım üçüncü veya dördüncü ziyaretten sonra. Para işlerinden pek az anlıyor ve bazı yatırımları bahsinde kaygı duyuyordu."
Bay Mayherne hızla başını kaldırdı.
"Dikkatli olun, Bay Vole. Hizmetçi Janet Mackenzie hanımının iyi bir iş kadını olduğunu ve kendi işlerini idare ettiğini ileri sürüyor. Bu iddia hanımın bankerleri tarafından da doğrulandı."
Vole, "Orasını bilemem," dedi. "Kendisi bana öyle demişti."
Bay Mayherne genç adama bir, iki dakika kadar sessizce baktı. Böyle söylemek istemese de Leonard Vole'un suçsuzluğuna olan inancı o an daha da kuvvetlenmişti. Yaşlıca hanımların ruh hali hakkında bazı bildikleri vardı. Yakışıklı genç adama tutulan Bayan French'in onu eve getirtmek için bahaneler icat etmesini olası görüyordu. Bu durumda para işlerinden anlamadığını ileri sürmesi ve Vole'dan yardım istemesi pekâlâ akla yakın geliyordu. Üstünlüğünün kabul edilmesinin her erkeğin gururunu okşayacağının bir sosyete kadını olarak farkındaydı. Leonard Vole'un da gururu okşanmıştı. Kadıncağız belki de zengin olduğunu bu genç adamın bilmesine hiç de karşı değildi. Emily French, istediği şeyin bedelini ödemeye hazır olan kararlı bir kadındı. Bütün bunlar hızla Bay Mayherne'in aklından geçiyordu, ama hiç renk vermedi, bunun yerine bir soru sordu.
"Demek Bayan French'in isteği üzerine para işlerini siz yönettiniz, öyle mi?"
"Evet, ben yönettim."
Avukat, "Bay Vole, size çok ciddi bir soru soracağım," dedi. "Bu soruya doğru bir yanıt almamın yaşamsal önemi var. Parasal açıdan kötü durumdaydınız. Yaşlı bir hanımın para işlerini yönetmeyi üstlenmiştiniz, üstelik kendi deyişine göre bu işlerden pek az anlayan veya hiç anlamayan bir hanımdı bu. Elinizdeki tahvilleri veya senetleri herhangi bir zamanda veya herhangi bir şekilde kendi yararınıza kullandınız mı? Kendi parasal avantajınız için gün ışığına çıkmaması gereken herhangi bir işlemde bulundunuz mu?" Avukat muhatabının konuşmasını engelledi. "Yanıt vermeden önce bir dakika bekleyin. Önümüzde iki şık var. Ya Bayan French'in işlerini yönetmedeki dürüstlüğünüzü ve doğruluğunuzu ön plana çıkarır, bu arada para elde etmek için çok daha kolay bir yol varken cinayet işlemene kadar uzak bir olasılık olduğunu vurgularız. Öte yandan, işlemlerimde iddia makamının kullanabileceği bir şey varsa, yani yaşlı hanımı herhangi bir şekilde dolandırdığınız kanıtlanabilirse, hanım sizin için bir kazanç kaynağı olduğuna göre cinayet işlemeniz için bir neden olmadığı yolunu izleriz. Aradaki farkı algılıyorsunuz, değil mi? Şimdi lütfen yanıt vermeden önce iyice düşünün."
Fakat Leonard Vole hemen yanıt verdi.
"Bayan French'in işleriyle ilişkim apaçık ve dürüstçeydi. Konuyu inceleyecek olanların da görecekleri gibi elimden geldiğince onun çıkarları doğrultusunda hareket ettim."
"Teşekkür ederim," dedi Bay Mayherne. "Beni çok rahatlattınız. Bu kadar önemli bir konuda bana yalan söylemeyeceğinize inanacak kadar akıllı olduğunuzu varsayıyorum."
Vole, "Benim yararıma olan en önemli nokta cinayeti işlemem için bir neden olmayışı, değil mi?" diye atıldı. "Para sızdırmak umuduyla zengin bir yaşlı hanımın dostluğunu elde ettiğimi kabul etsek bile -ki söylediklerinizin özü buydu- o hanımın ölümü herhalde umutlarımı suya düşürmüştür."
Avukat gözünü ondan ayırmıyordu. Sonra kasıtlı olarak gözlük numarasını yineledi. Gözlük ancak sağlam şekilde burnuna oturduktan sonra tekrar konuştu.
"Bayan French'in bir vasiyetname bıraktığından, bu vasiyetnameye göre hanımın başlıca vârisi olduğunuzdan haberiniz yok muydu, Bay Vole?"
"Ne?" Tutuklu ayağa, fırladı. Korktuğu belliydi. "Aman Tanrım! Neler söylüyorsunuz siz? Parasını bana mı bıraktı?"
Bay Mayherne ağır ağır başını salladı. Vole başını avuçlarının arasına alarak yine oturduğu yere çöktü.
"Bu vasiyetname hakkında hiçbir şey bilmediğinizi mi iddia ediyorsunuz?"
"İddia etmek mi? Numara yapmıyorum. Gerçekten de bunu bilmiyordum."
"Hizmetçi Janet Mackenzie'nin bildiğinize yemin ettiğini söylersenı ne dersiniz? Hanımının, bu konuda size danıştığını ve niyetini size açtığı Janet'e açıkladığını söylersem?"
"O kadının yalan söylediğini söylerim! Fazla ileri gittim galiba. Jane yaşlıca bir kadındır. Hanımına bir köpek kadar sadıktı, benden ise hoşlanmıyordu. Kıskanç ve şüpheci davranıyordu. Bana kalırsa, Bayan French ne yapmak niyetinde olduğunu Janet'e açtı, Janet de hanımının bir sözünü ya yanlış anlamlandırdı ya da yaşlı hanımı o işi yapmaya benim ikna ettiğimi kafasına soktu. Sanırım şimdi Bayan French'in ona böyle söylediğine kendisi de inanıyordur."
"Sizden bu konuda yalan söyleyecek kadar hoşlanmadığını düşünmüyorsunuz, değil mi?"
Leonard şok oldu.
"Hayır. Niçin böyle yapsın ki?"
Bay Mayherne, "Bilmiyorum," dedi düşünceli bir tavırla. "Ama size çok içerlediği kesin."
Talihsiz adam yine acı acı inledi.
"Anlamaya başlıyorum," dedi sonunda. "Korkunç bir şey bu. Demek herkes yaşlı hanımın gözüne girmeyi becerdiğimi, parasını bana bıraktığı bir vasiyetname yapması için onu kandırdığımı, sonra o gece evde kimse yokken oraya gittiğimi, kadıncağızı da ertesi gün ölü bulduklarını söyleyecek, öyle mi? Aman Tanrım, ne kadar tüyler ürpertici!"
Bay Mayherne, "Evde kimse olmaması bahsinde yanılıyorsunuz," dedi. "Belki hatırlıyorsunuzdur, Janet o akşam çıkacaktı. Gitti, ama yaklaşık yarım saat sonra bir arkadaşına vaat ettiği bir bluzun patronunu almak için geri döndü. Arka kapıdan girdi, yukarı kata çıktı, patronu aldı ve tekrar evden çıktı. Bu arada oturma odasında sesler duymuştu. Konuşulanları anlayamamıştı; ama seslerden birinin Bayan French'e, ötekinin ise bir erkeğe ait olduğuna yemin etmeye hazır."
Leonard Vole, "Saat dokuz buçukta ha," dedi. "Saat dokuz buçukta..." Birden ayağa fırladı. "Şu halde kurtuldum demektir."
Bay Mayherne, "Nasıl oluyor bu?" diye şaşkınlıkla bağırdı.
"Saat dokuz buçukta eve dönmüş bulunuyordum! Karım bunu kanıtlayabilir. Bayan French'in yanından yaklaşık dokuza beş kala ayrıldım. Karım evde beni bekliyordu. Sana çok şükür Tanrım! Janet Mackezie'nin bluz patronuna da bin şükür."
Genç adam, avukatın yüzündeki anlamın değiştiğini sevinci arasında önce fark etmemişti. Yaşlı adamın sözleri suratına çarpılmış tokat etkisi yaptı.
"Öyleyse Bayan French'i sizce kim öldürdü?"
"Daha önce de düşünüldüğü gibi bir soyguncu tabii. Pencerenin zorlandığını herhalde hatırlıyorsunuzdur. Başına indirilen bir kol demiri darbesiyle öldürülmüş, kol demiri de yerde cesedin yanında bulunmuştu. Evden birçok parça eşya da götürülmüştü. Janet'in saçma sapan şüpheleri ve bana duyduğu antipati olmasa, polis asla doğru yoldan şaşmazdı."
Avukat dudak büktü. "Yaptığınız açıklama bir işe yaramaz, Bay Vole. Kayıp olan şeyler, kandırmaca için çalınmış az değerli ufak tefekti. Penceredeki izler de tatmin edici değildi. Ayrıca, düşünün biraz. Saat dokuz buçukta artık o evde olmadığınızı söylüyorsunuz. Janet'in, oturma odasında Bayan French'le konuştuğunu duyduğu adam kimdi öyleyse? Kadıncağız herhalde bir hırsızla dostça bir konuşma yapıyor olamazdı."
"Orası doğru," dedi Vole. Şaşkın ve morali bozulmuş görünüyordu. Sonra birden tekrar cesaretlendi. "Yine de suçsuzluğumun kanıtlanması kolay. Karım Romaine'le hemen konuşmalısınız."
Avukat, "Tabii ki konuşacağım," diye onayladı. "Tutuklandığınız sırada şehirde olmuş olsa onu zaten şimdiye kadar görürdüm. Hemen İskoçya'ya bir telgraf çektim, anladığım kadarıyla bu gece dönüyor. Buradan çıkar çıkmaz kendisini arayacağım."
Vole başıyla onayladı. Yüzünde hoşnut bir anlam yer etmişti.
"Evet. Romaine size her şeyi anlatacak. O gün şehirde olmuş olması benim için büyük şans."
"Soracağım için kusura bakmayın, Bay Vole, ama karınızı seviyor musunuz?"
"Hem de çok."
"Ya o sizi seviyor mu?"
"Romaine bana çok bağlıdır. Benim için dünyada yapmayacağı şey yoktur."
Vole kendinden çok emin olarak konuşuyor, o konuştukça avukatın morali her an biraz daha bozuluyordu. Kocasını seven bir kadının vereceği ifadeye kim inanırdı?
"Saat dokuzu yirmi geçe döndüğünüzü bir gören oldu mu? Örneğin bir hizmetçi falan?"
"Bizim hizmetçimiz yok."
"Eve dönerken sokakta birine rastladınız mı?"
"Tanıdığım hiç kimseye rastlamadım. Yolun bir kısmını otobüsle geldim. Şoför beni anımsayabilir."
Fakat Bay Mayherne şüpheci bir tavırla başını salladı.
"Karınızın ifadesini doğrulayacak hiç kimse yok demektir."
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Kanatların Çağrısı - 07
  • Büleklär
  • Kanatların Çağrısı - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3940
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2021
    34.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3951
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2004
    35.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4066
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2099
    33.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 4011
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2014
    34.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3982
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1976
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3934
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1946
    35.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3967
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1966
    34.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 4026
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1949
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3903
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1954
    34.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3819
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1976
    33.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3893
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1880
    35.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 3958
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1933
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Kanatların Çağrısı - 13
    Süzlärneñ gomumi sanı 1751
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 966
    44.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    63.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.