Cesetler Merdiveni - 6

Süzlärneñ gomumi sanı 3822
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1734
35.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
50.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
58.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
«Aslında şansım yardım etti. Tabii o sırada kızın öldürüleceğini biliyordum. Dün gece yemekten önce oldu bu. Ruby'nin tırnağı Josie'nin şalına takılarak kırıldı. Annem tırnağı kesip çöp sepetine atmam için bana verdi. Ben de öyle yapacaktım. Tırnağı cebime koydum. Bu sabah olanları anımsayarak, tırnağın yerinde olup olmadığını anlamak için cebime baktım. İşte böyle... Şimdi bende cinayetle ilgili güzel bir anı var.»

Bayan Bantry, «İğrenç,» dedi.

Peter terbiyeli terbiyeli, «Öyle mi düşünüyorsunuz?» diye mırıldandı.

Sir Henry daha başka nelerin olabileceğini öğrenmek istedi. «Sen de başka hatıralar da var mı?»

«Şey, bilmiyorum. Bir şey var. Bu hatıra olabilir.» «Ne demek istediğini açıklamalısın delikanlı.» Peter düşünceli bir tavırla ona baktı. Sonra cebinden bir zarf çıkardı. Bunun içinden kahverengi şerit parçasına benzeyen bir şey aldı. «Bu George Bartlett'in ayakkabı bağının bir parçası,» diye açıkladı. «Bu sabah ayakkabılarını oda kapısının önüne koymuş olduğunu gördüm. Ne olur ne olmaz diye, bağın ucundan biraz kestim.»-«Ne olur ne olmaz diye mi?»

«Yani belki de katil odur diye. Ruby'i en son o görmüş. Tabii bu da oldum olası şüphe uyandıran bir şeydir. Yemek zamanı geldi mi? Ben çok acıktım. Çayla akşam yemeği arasındaki zaman insana çok uzun geliyor. A, Hugo amcam gelmiş. Annemin onu buraya çağırdığından haberim yoktu. Herhalde onu annem çağırmış olmalı. Başı derde girdi mi muhakkak Hugo amcayı çağırır. İşte Josie de geliyor. Merhaba, Josie!»

Terastan ilerleyen Josephine Turner durakladı. Miss Marple'la Bayan Bantry'i orada görmek onu biraz şaşırtmış gibiydi.

Bayan Bantry nazik nazik, «Nasılsınız, Miss Turner?» dedi. «Buraya hafiyeliğe geldik.»

Josie suçlu suçlu çevresine bakındı. Sonra sesini alçaltarak, «Korkunç bir durum bu,» diye fısıldadı. «Henüz kimse olayı bilmiyor. Yani, olay henüz gazetelere aksetmedi. Herhalde yakında herkes bana birtakım sorular sormaya başlayacak. Benim için sıkıcı bir şey olacak bu. Neler söylemem gerektiğini de bilmiyorum.» Üzüntüyle Miss Marple'a baktı.

Yaşlı kadın, «Durumunuz çok zorlaşacak,» dedi. «Korkarım bu kaçınılmaz bir şey.»

Anlayış dolu tavırları Josie'nin ona ısınmasını sağladı, «Bay Prescott bana, 'Olaydan kimseye söz etme,' dedi. İyi, hoş ama, muhakkak herkes bana bir sürü soru soracak. Onları kırmak da olmaz. Öyle değil mi? Bay Prestcott, işime her zamanki gibi devam edeceğimi umduğunu söyledi. Tavırları pek hoş değildi. Onun için elimden geleni yapmak istiyorum. Ayrıca beni suçlu bulmalarının nedenini de anlıyamıyorum.»

Sir Henry, «Size önemli bir soru sorabilir miyim, Miss Turner?» dedi.

«Bana istediğinizi sorabilirsiniz.» Ne ki, Josie'nin bu sözünde pek de içten olmadığı belliydi.

«Bütün bu olaylar yüzünden Bayan Jefferson ve Bay GaskelPla takıştığınız oldu mu?»

«Cinayet yüzünden mi?»

«Hayır, ben cinayeti kasdetmedim.» . Josie durmuş, ellerini ovuşturuyordu. Somurtkan bir tavırla, «Hem takıştık hem de takışmadık,» diye mırıldandı. «Bilmem anlatabiliyor muyum? İkisi de bana bir şey söylemiş değiller. Ama onların beni suçlu bulduklarını sanıyorum. Yani Bay Jefferson, Ruby'e çok bağlandığı için... Ama suç bende değil ki. Böyle şeyler oluyor. Önceden nasıl tahmin edebilirdim ki? Böyle bir şey aklıma bile gelmezdi. Sonradan... çok... çok şaşırdım.» Sesinde derin bir içtenlik vardı.

Sir Henry şefkatle, «Bundan eminim,» dedi. «Peki, olanlar olduktan sonra?»

Josie başını dikleştirdi. «Bu güzel bir fırsattı. Öyle değil mi? Arada sırada insanın şansı açılır. Bu da onun hakkıdır.» Hafifçe meydan okuyormuş gibi masadakilere teker teker baktı. Sonra terasdan geçerek otele girdi.

Peter bir karara varmış gibi, «Cinayeti onun işlediğini sanmıyorum,» dedi.

Miss Marple mırıldandı. «O tırnak parçası çok ilgi çekici.

Bu konu beni endişelendiriyordu. Kızın tırnaklarını nasıl açıklayacağımı bilmiyordum.»

Sir Henry ona baktı. «Tırnaklar mı?»

Bayan Bantry açıkladı. «Ölen kızın tırnakları. Gayet kısaydılar. Şimdi Jane dikkatimizi çekince ben de düşündüm. Gerçekten pek olmayacak bir şeydi bu. Bu tür kızlar tırnaklarını pençe gibPuzatırlar.»

Miss Marple, «Ama kızın tırnaklarından biri kırılmış,» dedi. «Ondan sonra da diğerlerini buna uydurmak için kesmiş. Acaba kızın odasında kesik tırnak parçaları bulundu mu?»

Sir Henry ona tuhaf tuhaf baktı. «Başmüfettiş Harper dönünce ona sorarım.»

Bayan Bantry sordu. «Nereden dönecek? Adam Gos-sington'a gitmedi ya?»

Sir Henry ciddi bir tavırla, «Hayır,» dedi. «Bir felaket daha olmuş. Bir taş ocağında alev alev yanan bir araba...»

Miss Marple soluğunu tuttu. «Arabada biri var mıymış.»

«Korkarım varmış.»

Miss Marple düşünceli düşünceli, «Herhalde o şu kayıp işçi kız olacak,» dedi. «Patience... hayır, hayır... Pamela Reeves.»

Sir Henry ona hayretle bakakaldı. «Neden böyle düşünüyorsunuz, Miss Marple?»

Yaşlı kız kıpkırmızı kesildi. «Radyo, kızın dün geceden beri kayıp olduğunu açıkladı. Pamela Reeves Daneleigh' de oturuyormuş. Orası buraya yakındır. Kızı en son Danebury Downs'daki izci toplantısında görmüşler. Orası ise daha da yakındır. Aslında kızın evine gidebilmesi için Da-nemouth'dan geçmesi gerekiyordu. Olaylar birbirine çok uyuyor değil mi? Yani... belki Pamela Reeves, kimsenin görmemesi veya duymaması gereken bir şeyi farketti. Tabii

böylece katil için bir tehlike teşkil etmeye başladı. Onun için de... zavallının ortadan kaldırılması gerekiyordu. Böyle iki şeyin birbirine bağlı olması lazım. Siz de aynı fikirde değil

misiniz?»

Sir Henry sesini alçalttı. «Yani... ikinci bir cinayet mi işlendi?»

«Neden olmasın?» Miss Marple adama sakin sakin baktı. «İnsan bir cinayeti işledikten sonra bir ikincisinden hiç kaçınmaz. Öyle değil mi? Hatta bir üçüncüsünden bile.»

«Bir üçüncüsü? Yani üçüncü bir cinayet dahav mı işlenecek?»

«Bence bu mümkün... Çok mümkün hem de.»

Sir Henry, «Miss Marple,» dedi. «Beni korkutuyorsunuz. Kimin öldürüleceğini biliyor musunuz?» . "

Miss Marple, «Bu konuda bir fikrim var,» dedi. «Sağlam

bir fikir.»

Onuncu Bölüm

1

Başmüfettiş Harper durmuş, yanmış ve kıvrılıp bükülmüş olan o maden yığınına bakıyordu. Yanmış bir araba her zaman tiksinti verici bir şeydi. İçinde kavrulup kömür olmuş bir ceset bulunmadığı zaman bile.

Venn taş ocağı ıssız bir yerdeydi. Yakında hiç ev yoktu. Danemouth'a yakın olmakla birlikte yolu pek kötüydü. Kıvrıla büküle uzanan bu yol taş ocağında sona ererdi. Uzun zaman önce terkedilmişti burası. Taş ocağına da ancak böğürtlen

aramaya çıkan piknikçiler geliyorlardı. Gerçekten bir arabayı ortadan kaldırmak için eşi bulunmaz bir yerdi burası. Çalışmaya giden işçi Albert Biggs alevleri görmüştü tesadüfen. Yoksa araba daha haftalarca bulunamazdı.

Albert Biggs de hâlâ oradaydı. Aslında anlatacaklarını çoktan açıklamıştı ama şimdi bu heyecanlı öyküyü yeni yeni ekler yaparak tekrarlayıp duruyordu.

«Kendi kendime, 'Allah Allah, bu da nesi?' dedim. Göz-yüzü bayağı aydınlanmıştı. 'Belki ateş yaktılar,' dedim. 'Ama Venn taş ocağında kim ateş yakar' Sonra ateşin pek büyük olduğunu farkettim. 'Ne olabilir bu?' dedim. Bu çevrede ne bir ev vardır, ne de bir çiftlik. Kendi kendime, 'Tamam,' dedim. 'Venn tarafında bu.' Ne yapacağımı bilemedim. Tam o sırada polis memuru Gresgg bisikletiyle çıka gelmez mi? Olayı hemen ona anlattım. O sırada alevler sönmüştü. Ama ona bu tarafı işaret ettim. 'Taş ocağına doğru,' dedim. 'Alevler çok parlaktı. Belki biri ateş yaktı. Yersiz yurtsuz takımından biri.' Ama doğrusu yananın bir araba olduğu aklıma bile gelmedi. Hele içinde birinin canlı canlı yanacağı aklımın köşesinden bile geçmedi. Korkunç bir felaket bu.»

Glenshire polisi durmadan çalışmıştı. Fotoğraflar çekilmiş, polis doktoru işine başlamadan önce cesedin yeri, duruşu iyice saptanmıştı.

Şimdi doktor Harper'a doğru geliyordu. O, ellerindeki siyah külleri sildi. Dudaklarını öfkeyle birbirine bastırmıştı. «Adam işini iyi görmüş. Yalnızca ayağın bir kısmıyla bir ayakkabı ateşten kurtulabilmiş. Ben, şahsen, şu anda cesedin erkek mi yoksa kadın mı olduğunu bile söyleyemem. Ama otopside kemikler bize durumu açıklar sanırım. Ayakkabı şu siyah atkılı modellerden. Okul kızlarının giydikleri ayakkabılardan.»

Harper, «Komşu bölgede bir okul öğrencisi kaybolmuş-

tu,» dedi. «Buraya çok yakın bir yerde. On altı yaşlarında

kadar bir kız.»

Doktor, «O halde ceset kızın,» diye cevap verdi. «Zavallı.»

Harper endişeyle yutkundu. «Kız., o sırada hayatta mıymış...»

«Hayır, hayır, sanmıyorum. Kızın dışarı çıkmaya çalıştığını gösterecek hiçbir şey yok. Ceset kanepeye yığılı kalmış. Bir ayağı da öne doğru uzanmış. Bence kızı öldürdükten sonra arabaya koymuşlar. Arabayı da bütün delilleri ortadan kaldırmak için yakmışlar.» Bir an durdu sonra da sordu. «Benimle başka bir işin var mı?»

«Sanmıyorum. Teşekkür ederim.»

«Pekâlâ. Ben gideyim öyleyse.» Doktor arabasına doğru

ilerledi.

Harper ise araba konusunda uzman olan bir adamın çalıştığı yere doğru gitti.

Memur başını kaldırıp ona baktı. «Durum meydanda, efendim. Arabanın üzerine benzin dökülmüş ve sonra ateşe verilmiş. Şuradaki çitin arkasında üç gaz tenekesi var.»

Biraz ileride başka bir memur yığından çıkarılan küçük cisimleri dikkatle sıraya diziyordu. Burada yanmış siyah deri bir ayakkabı vardı. Bir de kavrulmuş, kararmış birtakım parçalar.

Harper yaklaşırken, adam başını kaldırarak bağırdı.

«Şuna bakın efendim. Durum kesinleşti.»

Harper o küçük cismi aldı. «Bir izci üniformasının düğmesi mi bu?»

«Evet, efendim.»

Harper, «Evet,» diye mırıldandı. «Artık durum meydanda.» Müşfik ve iyi bir insandı. Bu olay onu sarsmıştı. Önce Ruby Keene, şimdi de Pamela Reeves adlı kızcağız. Kendi kendine, daha önce de yaptığı gibi, «Gelenshire'a ne oldu?» diye sordu.

Gidip önce kendi polis müdürüne telefon etti. Sonra da Albay Melchett'e.

Ondan sonra yapacağı iş ise hiç hoş değildi. Pamela Reeves'in annesiyle babasına, kızlarının öldüğünü haber verecekti.

Başmüfettiş Harper kapının zilini çalmadan önce villaya bir süre baktı. Güzel bir evdi bu. Geniş bahçesi bakımlıydı. İçindekiler mutlu bir hayat sürüyorlardı herhalde. Ve şimdi felaket gelip kapılarını çalmıştı. Harper içini çekti.

Başmüfettişi hemen oturma odasına aldılar. Kır bıyıklı dimdik vücutlu bir adamla, gözleri ağlamaktan kızarmış bir kadın onu görür görmez hemen ayağa fırladılar.

Bayan Reeves heyecanla, «Pamela'yla ilgili bir haber getirdiniz değil mi?» diye bağırdı. Sonra da Harper'ın merhamet dolu bakışları karşısında tokat yemiş gibi geriledi.

Harper, «Korkarım kendinizi kötü bir habere hazırlamak zorundasınız,» dedi.

«Kadın, «Pa... Pamela...» diye kekeledi.

Bay Reeves çabucak, «Kızımıza... bir şey mi oldu?» diye sordu.

«Evet, efendim.»

«Yani... öldü mü?»

Bayan Reeves haykırdı. «Hayır, hayır olamaz!» Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kocası, kolunu kadının omzuna dolayarak, onu kendisine çekti. Dudakları titriyordu, bir yandan da soru sorar gibi Harper'a bakmaktaydı.

Başmüfettiş başını eğdi.

«Pamela bir kazaya mı kurban gitti?»

«Pek değil, efendim. Kızınızı, bir taş ocağında, yanmış bir otomobilin içinde buldular.»

«Bir arabanın içinde? Bir taş ocağında?» Adamın çok şaşırdığı belliydi.

Bayan Reeves kendisini tutacak hade değildi artık. Kanepeye çöktü. Sarsıla sarsıla ağlıyordu.

Harper, «Birkaç dakika beklememi ister misiniz?» dedi.

Bay Reeves sordu. «Ne anlama geliyor bu? Pamela bir cinayete mi kurban gitti?»

«Öyle gözüküyor, efendim. İşte onun için size birkaç soru sormak istiyordum. Bunlar sizi fazla rahatsız etmeyecekse...»

«Hayır, hayır, etmez. Eğer söyledikleriniz doğruysa zaman kaybetmemeniz gerek. Ama buna inanamıyorum. Pamela gibi bir çocuğa kim zarar vermek ister ki?»

Harper duygularını gizlemeye çalışarak, «Kızının kaybolduğunu polise haber vermişsiniz,» diye başladı. «Durumu açıklamışsınız. Kızınız, izci toplantısına gitmiş. Akşam yemeğine dönmesini bekliyormuşsunuz. Öyle mi?»

«Evet.» •

«Kızınız otobüsle mi dönecekti?»

«Evet.»

«Pamela'nın izci arkadaşlarının söylediklerine göre kızınız Danemouth'da alışveriş yapmaya karar vermiş. Ondan sonraki otobüsle eve dönecekmiş. Sizce normal bir şey mi bu?»

«Evet. Pamela, alışverişten çok hoşlanırdı. Bu yüzden sık sık Danemouth'a giderdi. Otobüs ana yoldan kalkıyor. Durak buradan üç yüz metre kadar ötede.»

«Kızınızın bundan başka bir planı yok muydu?»

«Hayır.» •

«Danemouth'da birisiyle buluşmayacak mıydı?»

«Buluşmayacaktı. Bundan eminim. Eğer böyle bir şey olsaydı, bize kesinlikle söylerdi. Pamela'nın yemeğe gelmesini bekledik. Vakit geçip de Pamela gözükmeyince polise telefon ettik. O böyle gecikecek ya da habersiz eve hiç gelmeyecek bir kız değildi.»

«Kızın hoşa gitmeyecek arkadaşları var mıydı? Sizin beğenmediğiniz, onaylamadığınız kimseler?»

«Hayır. Bu bakımdan hiçbir zaman güçlükle karşılaşmadık.»

Bayan Reeves gözyaşları arasında, «Pam hâlâ çocuktu,» dedi. «Yaşına göre küçüktü o. Oyunlardan filan hoşlanırdı. Çok bilmiş değildi.»

«Bay George Bartlett adında birini tanıyor musunuz? Kendisi Danemouth'da Majestik otelinde kalıyor.»

Bay Reeves, Harper'a hayretle baktı. «Bu adı hiç duymadım.»

«Acaba kızınız onu tanıyor muydu?»

«Hiç sanmıyorum.» Reeves sert bir sesle ekledi. «Onun bu konuyla ne ilgisi var?»

«Kızınızın cesedinin bulunduğu Minoan 14, George Bart-lett'in.»

Bayan Reeves bağırdı. «O halde o...»

Harper çabucak, «Bay Bartlett, bugün daha önce arabasının kaybolmuş olduğunu haber verdi,» dedi. «Araba dün öğleyin Majestik'in avlusundaymış. Arabayı herhangi bir kimse almış olabilir.»

«Arabayı kimin aldığını gören olmamış mı?»

Başmüfettiş kafasını salladı. «Otele bütün gün bir sürü araba girip çıkıyor. Minoan 14 ise en fazla görülen otomobillerden.»

Bayan Reeves bağırdı. «Siz bir şey yapmayacak mısınız? Bu... bu işi yapan iblisi bulmayacak mısınız? Küçücük kızım... ah, küçücük yavrum! O diri diri yanmadı değil mi? Ah, Pam, Pam...»

«Kızınız acı çekmedi, Bayan Reeves. Araba tutuşturul-duğu zaman kızınız çoktan ölmüştü. Buna inanmalısınız.»

Reeves boğuk bir sesle sordu. «Onu nasıl öldürmüşler?»

Harper anlamlı bir tavır takınarak ona baktı. «Bilmiyoruz. Yangın bütün delilleri ortadan kaldırmış.» Kanapedeki

çırpınan kadına döndü. «Bana inanın, Bayan Reeves, elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Her şey soruşturmalara bağlı. Er geç kızınızı dün Danemouth'da görmüş olan birini bulacağız. Ondan kızınızın yanında kim olduğunu öğreneceğiz. Bütün bunlar zaman alacak tabii. Merkeze yüzlerce rapor geliyor. Şurada bir izci kız görülmüş, burada bir izci kız görülmüş. Bunların arasında dikkatle ve sabırla bir seçme yapılması gerek. Ama hiç korkmayın, gerçeği er ya da geç ortaya çıkaracağız.»

Bayan Reeves sordu. «O... nerede? Onun yanına gidebilir miyim?»

Başmüfettiş Harper yeniden kocasına baktı. «Bu işe polis doktoru bakıyor. Kocanızın şimdi benimle gelip formaliteleri tamamlaması iyi olur. O arada Pamela'nın size söylediklerini hatırlamaya çalışın. O aldırış etmediğiniz ama şimdi bu olayın aydınlanmasına yardım edecek bir iki söz... Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi? Söylenilen bir iki söz, bir deyiş... Bize en iyi bu şekilde yardım edebilirsiniz.»

İki adam kapıya doğru giderlerken, Reeves bir fotoğrafı işaret etti. «İşte Pamela.»

Harper resme dikkatle baktı.. Bir hokey gurubunun fotoğrafıydı bu. Reeves, parmağıyla ortada duran Pamela'yı gösterdi.

Harper örgülü saçlı kızın heyecanlı yüzüne bakarken, «İyi bir çocukmuş,» diye düşündü. Aklına arabadaki kavrulmuş ceset geldiği için de dudakları inceliverdi. «Pamela Reeves'in öldürülmesi, Glenshire'ın çözülmemiş esrarlarından biri halini almayacak,» diye kendi kendine yemin etti. «Evet... Belki Ruby Keene başına gelene layıktı. Ama Pamela Reeves tümüyle bambaşkaydı. İyi bir kızcağızdı o. Onu öldüren kadını veya erkeği buluncaya kadar uğraşacağım.»

On Birinci Bölüm

1

Aradan bir iki gün geçmişti. Albay Melchett'le Harper, polis müdürünün odasındaydılar. Büyük masanın başında oturan Melchett sıkıntıyla Harper'a bakıyordu. Başmüfettiş onunla görüşmek için Much Benham'a gelmişti.

Melchett kederli kederli, «Bir adım bile ilerleyemedik,» diye mırıldandı.

«Olduğumuz yerde sayıyoruz, efendim.»

Melchett, «Aydınlatılması gereken iki ölüm var,» dedi. «İki cinayet. Ruby Keene ve Pamela Reeves adlı o kızcağızın ölümü. Zavallıyı teşhis etmek için geride fazla bir şey kalmamıştı. Ama onlar da yetti. Yanmaktan kurtulan o ayakkabıyı kızın babası hemen tanıdı. Sonra izci üniformasından kopan o düğme de var. İğrenç bir olay bu.»

Harper usulca, «Çok haklısınız, efendim,» diye cevap verdi.

«Kızın, araba yakılmadan ölmüş olmasına bayağı seviniyorum. Kızın kanapede yatışından anlaşılıyor bu. Zavallıcığın kafasına vurdular herhalde.»

Harper, «Ya da boğdular,» dedi.

Melchett çabucak ona baktı. «Öyle mi düşünüyorsunuz?»

«Bazı katiller böyledir, efendim.»

«Biliyorum. Kızın annesiyle babasını gördüm. Zavallı kadın ıstıraptan çılgına dönmüş. Çok acı bir olay bu. Bizim şu anda yanıt bulmamız gereken sorun şu: bu iki cinayet birbirine bağlı mı?»

«Bence bağlı.»

«Bence de öyle.»

Harper önemli noktaları parmaklarıyla saymaya başladr.

«Pamela Reeves, Danebury Downs'daki izci toplantısına katılmış. Arkadaşları onun normal ve neşeli olduğunu söy- ,| lüyorlar. Üç arkadaşıyla birlikte Melchester otobüsüne bin- 'h memiş. Danemouth'a giderek, alışveriş yapacağını ve ondan sonraki otobüse bineceğini açıklamış. Danemouth'a giden yol, içeriye doğru kıvrılıyor. Pamela Reeves, kestirmeden gitmiş. İki tarladan geçmiş. Keçi yolundan ilerlemiş. Ve sonra dar bir yola sapmış. Bu yol, Danemouth'a giden yol, içeriye doğru kıvrılıyor. Otelin batısından. Onun için kızın Ruby Keene'le ilgili bir şey görmüş veya duymuş olması olasılığı var. Bu katil için tehlikeli bir şeydi tabii. Sözgelimi... diyelim ki Pamela, katilin Ruby Keene'e o gece on birde buluşmalarını söylediğini işitti. Sonra katil okul öğrencisinin bu konuşmayı . duyduğunu farketti ve onun susturulması gerektiğine karar verdi.»

Albay Melchett, «O zaman Ruby Keene'in ani bir öfke sonucu öldürülmediğini kabul etmemiz gerek, Harper,» dedi. «Yani katil onu öldürmeyi önceden planlamıştı.»

Başmüffetiş başını salladı. «Ben öyle olduğuna inanıyorum, efendim. Evet görünüşte katilin kızı ani bir öfke veya kıskançlık yüzünden öldürdüğü sanılabilir. Ama ben yavaş yavaş durumun aslında böyle olmadığını düşünmeye başlıyorum. Başka türlü Pamela'nın öldürülmesine bir açıklama bulamayız. Kız, cinayeti görmüş olamaz. Çünkü cinayet geç bir saatte işlenmiş. Gece on bir sularında. Kızın o saatte Majestik çevresinde ne işi vardı? Daha saat dokuzda eve dönmediği için annesiyle babası endişelenmeye başlamışlardı bile.»

«İkinci bir olasılık da şu: Pamela, Danemouth'a biriyle buluşmaya gitti. Annesiyle babasının ve arkadaşlarının bundan haberi yoktu. Tabii o zaman Pamela'nın ölümünü Ruby'ninkine bağlıyamayız.»

«Evet, efendim. Ve ben bunu kabul edemem. Bakın o yaşlı hanım, Miss Marple bile iki cinayet arasında bir bağlantı

olduğunu sezdi hemen. Arabadaki cesedin kaybolmuş olan izci kızın olup olmadığını sordu. O yaşlı hanım çok zeki. Bazı yaşlılar böyledirler. İşin can alacak noktasına parmak ba-sıverirler hemen.»

Albay Melchett alayla güldü. «Miss Marple bunu sık sık yapar.»

«Sonra, arabayı unutmamalıyız, efendim. Otomobil, Pa-mela'nın ölümünü kesinlikle Majestik oteline bağlıyor. Araba Bay George Bartlett'in.»

İki adam göz göze geldiler.

Melchett, «George Bartlett,» dedi. «Olabilir! Siz ne dersiniz?»

Harper dikkatle bazı noktaları saydı. «Ruby Keene'i en son George Bartlett'in yanında görmüşler. Genç adam, kızın odasına çıktığını söylüyor. Odada bulduğumuz pembe tuvalet de bunun doğru olduğunu gösteriyor. Ama belki de Ruby, odasına çıkıp elbisesini sırf Bartlett'le gezmeye gitmek için değiştirdi. Belki daha önce, örneğin akşam yemeğinden önce bu gezintiyi kararlaştırmışlardı. Ve Pamela Reeves de bu konuşmayı duydu.»

Melchett mırıldandı. «Bartlett, arabasının kaybolduğunu ancak ertesi sabah haber verdi. O zaman da gayet anlaşılmaz bir şeyler söyledi. Arabasını en son ne zaman gördüğünü hatırlıyamıyormuş gibi bir tavır takındı.»

«Bu bir rol olabilir, efendim. Bence Bartlett ya aptal bir delikanlı taklidi yapan son derece zeki bir insan... ya da o gerçekten ahmağın biri.»

Melchett, «Bize gerekli olan cinayet nedeni,» dedi. «Bartlett'in Ruby Keene'i öldürmesi için görünürde hiçbir neden yok.»

«Evet, her seferinde bu noktaya gelip takılıyoruz. Neden Londra'daki Palais de Danseton da işe yarar bir haber gelmemiş sanırım.»

«Öyle! Ruby Keene'in özel bîr erkek arkadaşı yokmuş.

Slack işin bu yönünü iyice inceledi. Açıkçası Slack bu bakımlardan çok dikkatlidir. Bunu kabul etmek lazım.»

«Doğru, efendim. Gerçekten öyle.»

«Eğer öğrenilecek bir şey olsaydı, Slack bunu hemen keşfederdi. Ama orada öğrenilecek, işe yarar bir şey yok. Slack, kızın dans ettiği kimselerin listesini yaptı. Onları inceledi. Zararsız gençler tümü de. Hepsi cinayet gecesi başka yerde olduklarını kanıtladılar.»

Harper, «Ah,» dedi. «Hep böyle oluyor. Cinayet sırasında başka yerde olduklarını kanıtlayıveriyorlar. Böylece biz de duraklıyoruz.»

Melchett çabucak ona baktı. «Öyle mi? Araştırmanın bu kısmını size bırakmıştım.»

«Evet, efendim. Ben de her şeyi dikkatle inceledim. Yardım için Londra'ya da başvurduk.»

«E?»

«Bay Conway Jefferson, Bay GaskelPle genç Bayan Jef-ferson'un hallerinin vakitlerinin yerinde olduğunu sanabilir. Aslında ikisinin de para sıkıntısı var.»

«Sahi mi?»

«Evet, efendim. Bay Conway Jefferson'un da anlattığı gibi, adam kızıyla oğlu evlendikleri zaman onlara birer servet bağışlamış adeta. Ama on yıl önce olmuş bu. Bay Jefferson'un oğlu yatırımlar konusunda pek akıllı olduğunu sa-nıyormuş. Yine de pek tuhaf işlere para yatırmamış ama şansı iyi gitmemiş. Ayrıca akılsızca davranmamış. Parası gitgide azalmış. Bence, dul karısı geçinmek ve oğlunu iyi bir okula yollamak konusunda bir hayli sıkıntı çekiyor,»

«Kadın, kayınpederinden yardım istememiş mi?»

«Hayır, efendim. Anladığım kadarı kadın kayınpederiyle oturuyor. Onun için de ev masrafı pek yok.»

«Tabii adamın sağlığı iyi değil. Ve onun fazla yaşamayacağını düşünüyorlar.»

«Öyle, efendim. Bay Mark GaskelPa gelince. O tam an-

lamıyla bir kumarbaz. Karısının parasını çabucak yemiş. Bu arada da durumu çok kötü. Paraya çok ihtiyacı var. Hem de bol paraya.»

Melchett, «Ondan hoşlandığımı iddia edemem,» diye mırıldandı. «Çılgının biri o. Evet, Mark Gaskell'in Ruby Keene'i öldürmesi için önemli bir neden varmış. Kızı ortadan kaldırdığı takdirde eline yirmi beş bin sterlin geçecekti. Evet, sağlam bir neden bu.»

«İkisi için de söylenebilir bu.»

«Ben Bayan Jefferson'un üstünde durmuyorum.»

«Evet, durmadığınızı biliyorum, efendim. Ama her ikisi de cinayet saatinde otelde olduklarını kanıtlayabilecek durumdalar. Cinayeti onlar işlemiş olamazlar. İşte o kadar.»

«O akşam neler yaptıklarını ayrıntılarıyla anlattılar mı?»

«Evet, efendim. Önce Bay GaskelPi ele alalım. Kayınpederi ve Bayan Jefferson'la akşam yemeği yemiş. Yine onlarla birlite kahve içerken Ruby Keene yanlarına gelmiş. Sonra Mark Gaskell mektup yazması gerektiğini söyleyerek yanlarından ayrılmış. Aslında arabasına binerek deniz kıyısına kadar gitmiş. Bana açık açık, 'Bütün gece briç oynamaya dayanamayacaktım,' dedi. Yaşlı adam briçe çok meraklı. Bu yüzden Gaskell o mektupları bahane etmiş. O çıkarken, Ruby Keene diğerleriyle kalmış. Mark Gaskell döndüğü sırada ise Ruby Keene, Raymond'la dans ediyormuş. Danstan sonra Ruby yeniden yanlarına gelerek onlarla birlikte bir içki içmiş. Sonra Bartlett'le dansa gitmiş. Gaskell'la diğerleri ise par-tönerlerini seçerek, briçe başlamışlar. Saat on bire yirmi kala olmuş bu. Mark Gaskell, gece yarısından sonrasına kadar da masadan kalkmamış. Bunu kesinlikle biliyoruz, efendim. Herkes de aynını söylüyor. Aile, garsonlar, herkes. Bayan Jefferson'un durumu da aynı. O da masadan hiç kalkmamış. İkisinin de üzerinde duramayız. Kesinlikle durama...»

Albay Melchett arkasına yaslanarak kâğıt bıçağını masaya vurmaya başladı.

Başmüfettiş Harper, «Tabii eğer kızın gece yarısından önce öldürüldüğünü kabul ediyorsak,» diye ekledi.

«Doktor Haydock, öyle olduğunu söyledi. Bu bakımlardan hiç yanılmaz. Bir şey böyledir, derse, o gerçekten öyledir.»

«Yine de bazı nedenler olabilir. Sağlıkla, fiziki özelliklerle ilgili bazı nedenler.»

«Ona sorayım.» Melchett saatine bir göz attı. Alıcıyı kaldırarak, bir numara söyledi. «Haydock, artık evindedir. Şimdi... kız gece yarısından sonra öldürülmüşse ne olacak?»

Harper, «O zaman durum daha düzelir,» diye cevap verdi. «Gece yarısından sonra gidip gelmeler olmuş. Belki Gaskell kıza kendisiyle dışarıda bir yerde buluşmasını söyledi. Diyelim on ikiyi yirmi geçe. Otelden bir iki dakika usulca ayrıldı. Kızı boğduktan sonra döndü. Sonra da cesedi sabaha karşı alıp götürdü.»

Melchett, «Cesedi yirmi beş kilometre uzağa götürüp, Bantry'nin kütüphanesine mi bıraktı?» dedi. «Allah kahretmesin! Olacak şey değil bu!»

Başmüfettiş, hemen itiraf etti. «Orası öyle.»

Telefon çalıyordu. Melchett uzandı. «Allo, Haydock, sen misin? Ruby Keene. Kızın gece yarısından sonra öldürülmüş olması ölasılığı^var mı? OlabHir mi bu?»

«Sana kızı saat onla gece yarısı öldürmüş olduklarını söyledim.»

«Evet, biliyorum. Ama bu zamanı biraz uzatamaz mısın?»

«Hayır, uzatamam. Bu olanaksız. Kızın gece yarısından önce öldürülmüş olduğunu söyledim. Çünkü gerçekten o sırada öldürülmüştü. Tıbbi delillerle oynamaya kalkışma.»

«Peki, kızın bazı fiziki özellikleri olamaz mı? Ne demek istediğimi biliyorsun...»

«Ben yalnızca senin neden söz ettiğini bilmediğini biliyorum. Kız gayet sağlıklıydı. Hiçbir anormalliği yoktu. Hınç

duyduğunuz bir zavallının boyuna ipi geçirmeniz için kızın anormal olduğunu söyleyecek değilim. İtiraz etme. Ben polisleri bilirim. Ha, aklıma gelmişken. Kız aklı başındayken öldürülmedi. Yani, kıza önce ilaç verilmişti. Güçlü bir uyku ilacı. Kız, boğularak öldürüldü ama onu önce uyutmuşlardı.» Haydock telefonu kapattı.

Melchett sıkıntıyla, «İşte böyle,» diye homurdandı.

Harper, «Bir aday daha bulmuştum,» dedi. «Ama ondan da bir şey çıkmadı.»

«Kim o? Ne oldu?»

«Aslında o sizin favoriniz, efendim. Basil Blake adında biri. Gossington konağının yakınında oturuyor.»

«Küstah köpek yavrusu!» Basil Blake'in korkunç kabalığını hatırlayan Melchett'in kaşları çatılmıştı. «Onun bu işle ne ilgisi var?»

«Onun Ruby Keene'i tanıdığı anlaşılıyor. Sık sık Majes-tik'te akşam yemeği yer ve Ruby'le dans edermiş. Ruby kaybolduğu zaman Josie'nin Raymond'a ne dediğini hatırlıyor musunuz? 'O filmciyle mi yoksa?' demiş kadın. Ya da buna benzer bir şey. Onun Blake'i kasdettiğini öğrendim. Bildiğiniz gibi o Lenville stüdyolarında çalışıyor. Josie'nin elinde kesin bir delil yok. Yalnızca Ruby'nin Blake'den çok hoşlandığını biliyor.»

«İşte bu çok güzel, Harper, çok güzel.»

«Pek de o kadar değil, efendim. Basil Blake o gece stüdyoda verilen bir partideymiş. O toplantıları bilirsiniz. Saat sekizde kokteylle başlar, ondan sonra uzar gider. Odanın havası ağırlaşır, çevre görülemeyecek bir hal alır. Herkes sızar. Onu sorguya çeken Müfettiş Slack'in söylediğine göre Black partiden gece yarısına doğru ayrılmış. Ruby Keene ise gece yarısı ölmüştü bile.»

«Onun bu iddiasını destekleyen var mı?»

«Anladığım kadarı misafirlerden çoğu... şey., iyice sarhoş olmuşlar. Şimdi villada olan... şey o genç hanım yani

Miss Dinah Lee onun bu sözlerinin doğru olduğunu açıkladı.»

«Bundan hiçbir şey çrkmaz ki!»

«Evet, herhalde, efendim. Partideki öbür misafirlerin ifadelerinden Bay Blake'in iddialarının doğru olduğu anlaşılıyor. Tabii çoğu zamanı pek iyi hatırlamıyor.»

«Bu stüdyolar nerede?»

«Lenville, efendim, Londra'nın kırk beş kilometre gü-neyindedir.»

«Hımm... Buraya aynı uzaklıkta yani.»

«Evet, efendim.»

Albay Melchett burnunu oğuşturdu, Sonra da hoşnutsuz bir tavırla, «Onu da listeden silmek zorunda olduğumuz anlaşılıyor,» diye içini çekti.

«Ben de o fikirdeyim, efendim. Blake'in Ruby Keene'i ciddi bir şekilde beğendiğini gösteren bir delil de yok. Hatta...» Harper ciddi bir tavırla öksürdü. «... yanındaki o genç hanım kendisini daha fazla ilgilendiriyor.»

Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Cesetler Merdiveni - 7
  • Büleklär
  • Cesetler Merdiveni - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3866
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1738
    38.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    61.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3829
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1761
    35.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 3879
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1699
    36.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3834
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1794
    35.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 3950
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1734
    37.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 6
    Süzlärneñ gomumi sanı 3822
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1734
    35.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 7
    Süzlärneñ gomumi sanı 3908
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1734
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 8
    Süzlärneñ gomumi sanı 3902
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1769
    36.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 9
    Süzlärneñ gomumi sanı 3835
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1814
    37.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 2665
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1361
    37.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.