Cesetler Merdiveni - 2

Süzlärneñ gomumi sanı 3829
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1761
35.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
57.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
Basil Blake ona hayretle baktı. Sonra başını arkaya atarak kahkahalarla gülmeye başladı. «Köydeki yaşlı cadılar sizi de mi sıkıştırdılar? Yani ahlaksızlığım yüzünden? Allah kahretsin! Benim ahlakım polisi ilgilendirmez. Bunu siz de biliyorsunuz.»

Melchett alaycı bir tavırla, «Dediğiniz gibi ahlakınız beni hiç ilgilendirmiyor,» diye cevap verdi. «Size gelmemin nedeni, oldukça... şey... değişik görünüşlü sarışın bir kızın öldürülmüş olması.»

«Sahi mi?» Blake şaşırmıştı. «Nerede bulundu o?» «Gossington konağındaki kütüphanede.» «Gossington'da mı? Yaşlı Bantry'nin konağında? İşte bu çok komik. Yaşlı Bantry! Kart zampara ne olacak!»

Albay Melchett'in yüzü kıpkırmızı kesildi. Genç adam yeniden kahkahalarla gülerken, polis müdürü sert bir sesle, «Dilinizi tutmanızı öneririm, efendim,» dedi. «Size, bu meseleyi aydınlatıp aydınlatmayacağınızı sormaya gelmiştim.»

«Yani sarışınlarımdan birinin kayıp olup olmadığını mı soracaktınız. Mesele bu muydu? Ben neden... a, bu da nesi?»

Dışarıda bir araba fren gıcırtıları arasında durmuştu. Otomobilden, siyahlı beyazlı bir pantolon takımı giymiş olan genç bir kadın fırladı. Kirpiklerini siyaha, dudaklarını kırmızıya boyanmıştı. Saçları platin rengindeydi. Hızla kapıya gelerek, top gibi içeri daldı. Bir yandan da bağırıyordu.

«Neden beni bırakıp kaçtın, alçak?» Basil Blake ayağa kalmıştı. «Geldin mi? Neden bırakıp kaçmayayım? Sana toplantıdan ayrılmamızı söyledim, beni dinlemedin.»

«Sen söyledin diye toplantıdan neden ayrılayım? Ben pekâlâ eğleniyordum.»

«Evet, Sosenberg denilen o iğrenç köpekle birlikte. Onun nasıl bir adam olduğunu biliyorsun.»

«Senin kıskançlığın tutmuştu yalnızca, hepsi o kadar.»

«Kendi kendine o kadar iltifat etme. Hoşlandığım bir kızın içkiyi fazla kaçırmasını ve pis bir herifin kendisini mıncıklamasına göz yummasını seyretmek midemi bulandırır.»

«İşte bu yalan! Asıl sen durmadan içki içiyordun. O siyah saçlı İspanyol şıllığıyla da samimiyeti fazla ilerletmiştin.»

«Seni bir partiye götürdüğüm zaman orada doğru dürüst hareket etmeni isterim.»

«Ben emir altında yaşamam. İşte o kadar. Bana, önce partiye gideceğimizi, sonra da buraya geleceğimizi söyledin. Ben bir toplantıdan ancak canım istediği zaman ayrılırım.»

«İşte ben de seni bu yüzden orada bıraktım. Buraya gelmek istiyordum. Ve kalkıp geldim. Budala bir kadını saatlerce bekleyecek değildim.»

«Ne tatlı, ne terbiyeli bir insansın.»

«Yine de buraya kadar peşimden geldin ama!»

«Sana, senin hakkındaki düşüncelerimi söylemek istiyordum.»

«Beni avucuna alacağını sanıyorsan yanılıyorsun.»

«Sen de bana emredebileceğini sanıyorsan, çok yanılıyorsun.»

Öfkeyle birbirlerine baktılar.

Albay Melchett de bu fırsattan yararlanarak gürültüyle öksürdü.

Basil Blake ona döndü. «A, burada olduğunuzu unut-

muştum. Daha çıkıp gitmenizin zamanı gelmedi mi? Sizi tanıştırayım. Dinah Lee. Bizim bölgenin ünlü Sherlock Holmes'u. Albayım, işte benim sarışını görüyorsunuz. Hem hayatta, hem de sapasağlam. Onun için yaşlı Bantry'nin kapatmasıyla ilgili tahkikata başka yerde devam etseniz iyi olur. İyi günler!»

Albay Melchett, «Size terbiyeli olmanızı önereceğim,» dedi. «Yoksa başınız derde girer.» Kırmızı yüzünde öfkeli bir ifadeyle ayaklarını vura vura evden çıktı.

Üçüncü Bölüm

1

Albay Melchett, Munch Benham'daki bürosunda adamlarının vermiş oldukları raporları inceliyor, haberleri dinliyordu.

Müfettiş Slack raporunu, «Durum açık, efendim,» diye tamamladı. «Bayan Bantry, akşam yemeğinden sonra kütüphanede oturmuş ve ona doğru yatmaya çıkmış. Kütüphaneden çıkarken elektrikleri söndürmüş. Ondan sonra içeri hiç kimse girmemiş. Hizmetçiler on buçukta yatmışlar. Uşak Lorrimer de içki tepsisini hole bıraktıktan sonra on bire çeyrek kala odasına çekilmiş. Hiç kimse tuhaf bir şey duymamış. Üçüncü orta hizmetçisi hariç. O da çok fazla şey duymuş. İniltiler, kan dondurucu feryatlar, esrarlı ayak sesleri ve buna benzer daha bir sürü gürültü. Onunla aynı odayı paylaşan ikinci hizmetçi aslında kızın bütün gece horul horul uyu-duğununu söyledi. Başımıza dert açanlar da böyle olur olmaz öyküler uyduranlardır zaten.»

«Ya zorla açılan camlı kapı?»

«Simmons bunun amatörce bir iş olduğunu söyledi. Ala-lade bir keskiyle açılmış kapı. Bu iş sırasında fazla bir gürültü de çıkmazmış. Konakta da bir keski olması gerek ama kimse bulamadı. Ama bu da bir bakıma normal.»

«Sence hizmetçiler bir şey biliyor mu?»

Müfettiş Slack istemeye istemeye cevap verdi «Hayır, efendim, bir şey bildiklerini sanmıyorum. Hepsi de şaşırmış ve sarsılmışlardı. Lorrimer'den kuşkulanıyordum. Fazla sıkı ağızlı o. Bilmem ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Ama onun bu ketumluğunun olayla bir ilgisi olduğunu sanmıyorum.»

Melchett başını salladı. Lorrimer'in sıkı ağızlılığını önemli bulmamıştı. Enerjik Müfettiş Slack, sorguya çektiği kimselerin ekseri bu tepkiyi göstermelerine neden olurdu.

Kapı açılarak Doktor Haydock içeri girdi. «Uğrayıp, durumu özetleyeyim, dedim.»

«Çok iyi. E?»

«Fazla bir şey yok. Düşündüğünüz gibi. Kız boğularak öldürülmüş. Bir iş için kendi tuvaletinin saten kemeri kullanılmış. Kızın boynuna takılarak, uçları arkada çapraz getirilmiş. Kolay ve basit bir yöntem. Katilin fazla güçlü olması şart değildi. Tabii kurban gafil avlandığı takdirde. Kızın boğuştuğunu da sanmıyorum. Bunu gösterecek bir delil yok.»

«Ölüm saati?»

«Onla gece yarısı arası.»

«Bu süreyi kısaltamaz mısın?»

Haydock hafifçe gülerek başını salladı. «Meslek şerefimi tehlikeye atamam. Cinayet saat ondan daha önce, gece yarısından da daha geç işlenmiş olamaz.»

«Peki, sen hangi saati daha uygun buluyorsun?»

«Birçok şeye bağlı bu. Şöminede ateş yanıyormuş. Oda sıcakmış. Bütün bunlar vücudun katılaşmasını geciktirir.»

«Kız hakkında söyleyeceğin başka bir şey var mı?»

«Pek yok. Pek gençmiş. On yedi on sekiz yaşındaymış sanırım. Bazı bakımlardan henüz olgunlaşmamış. Oysa kasları iyi gelişmiş. Sağlıklı ve sağlam bir insanmış. Ha aklıma gelmişken.. Kızın bakire olduğunu da söyleyeyim.» Doktor başıyla selam vererek odadan çıktı.

Melchett, müfettişe, «Kızı daha önce Gossington'da hiç görmemiş olduklarından emin misin?» diye sordu.

«Hizmetçiler bu konuda kesin konuştular. Öfkelenmişlerdi de. 'Kızı çevrede görseydik, mutlaka hatırlardık,' dediler.»

Melchett, «Herhalde,» dedi. «O tipte bir kız burada hemen dikkati çekerdi. Blake'in sevgilisini görüyorsun.»

Polis müdürü düşünceli düşünceli mırıldandı. «Bence kız buraya Londra'dan geldi. Köyde bir ipucu bulabileceğimizi sanmıyorum. Herhalde Yard'a başvurmamız daha doğru olacak. Bu onlara göre bir olay, bize göre değil.»

Slack, «Ama, kızın buraya gelmesinin bir nedeni olmalı,» dedi. Sonra da usulca ekledi. «Bence Bay ve Bayan Bantry'nin kız hakkında bir şeyler bilmeleri gerek... Tabii onların sizin ahbaplarınız olduklarını biliyorum efendim...»

Albay Melchett ona buz gibi gözlerle baktı. Sonra da soğuk soğuk, «Her olasılığın üzerinde durduğumdan emin olabilirsin,» diye cevap verdi. «Her olasılığın.» Sözlerine devam etti. «Kayıp kimseler listesine baktın herhalde?»

Slack başını sallayarak, cebinden daktilo yazılmış bir kâğıt çıkardı. «İşte. Bayan Saunders. Bir hafta önce kaybolduğu haber verilmiş. Siyah saçlı, mavi gözlü. Otuz altı yaşında. Ölü bulunan kız o olamaz. Zaten, kadının kocasından başka herkes onun Leeds'li bir tüccarla kaçtığını biliyor. Bayan Barnerd. Altmış beş yaşında, Pamela Reeves. On altı yaşında. Dün gece evine dönmemiş, İzci Kızlar toplantısına katılmış. Örgülü koyu kahverengi saçlar. Boy bir altmış iki buçuk...»

Melchett öfkeyle, «Bu budalaca ayrıntıları okuyup

durma, Slack. Ölü bulunan kız bir okul öğrencisi değildi. Bence...» Telefon çalmaya başlayınca sustu. «Alo? Evet, evet, Much Benham Polis Merkezi. Ne? Bir dakika...» Dinle ve kâğıda hızla bir şeyler yazdı. Sonra yeniden konuşmaya başladığı zaman sesi değişmişti. «Ruby Keene. Yaş on sekiz. Profesyonel dansöz. Boy bir altmış. İnce. Platin rengi saç. Mavi gözler. Ucu kalkık burun. Arkasında pullarla süslü beyaz bir tuvalet ve ayağında lame iskarpin olduğu sanılıyor. Öyle mi? Ne? Evet, hiç kuşku yok bence. Clack'i hemen oraya yollayacağım.» Telefonu kapayarak, müfettişe gitgide artan bir heyecanla baktı. «Bu kez bulduk sanırım. Glenshire polisiydi telefon eden. Oraya Danemouth'daki Ma-jestik otelinden bir kızın kaybolduğunu bildirmiş.»

Müfettiş Slack, «Danemouth,» diye yineledi. «Şimdi oldu

işte.»

Danemouth pek de uzakta olmayan, kalabalık bir kıyı

kasabasıydı. Pek modaydı orası.

Polis müdürü, «Orası buradan yirmi beş kilometre kadar uzakta,» diye mırıldandı. «Kız, Majestik otelinde dans öğretmeni miymiş neymiş. Dün gece şova çıkmamış. Otel idaresi de kızmış. Ama kız bu sabah da gözükmeyince, arkadaşlarından biri endişelenmiş. Veya başka biri. Orasını pek anlayamadım. Senin hemen Danemouth'a gitmem iyi olur, Slack. Orada Başmüfettiş Harper'ı gör ve onunla işbirliği yap.»

Müfettiş Slack hızla hareket etmekten pek hoşlanırdı. Arabayla uçarcasına gitmek, kendisine bir şeyler anlatmaya çırpınan kimselerin sözlerini kabaca yarıda kesmek, acelesi olduğunu söyleyerek konuşmaları çabucak sona erdirmek. Bütün bunlara bayılırdı Slack.

İşte bu yüzden müfettiş inanılmayacak kadar kısa bir süre içinde Danemouth'a erişti. Orada ilgililerle çabucak konuştuktan sonra yanından Ruby Keene'in en yakın ak-rabasıyla Much Benham'a döndü.

«İşte bu Josie, efendim.»

Albay Melchett, Slack'a soğuk soğuk baktı. Müfettişin kaçırdığını düşünmeye başlamıştı.

Arabadan henüz inmiş olan genç kadın imdada yetişti. Bir an iri, düzgün dişlerini göstererek güldü. «Bu profesyonel adım. Partnerimle ben, 'Josie ve Raymond,' diye tanınırız. Tabii bütün otel de beni Josie diye çağırır. Asıl adım Josephine Turner'dir.»

Albay Melchett durumu kavramıştı. Miss Turner'a oturmasını söyleyerek onu çabucak süzdü.

Josephine Turner otuzuna yaklaşmış, hoş bir kadındı. Güzelliğinin hatlarının düzgünlüğünden çok kendisine ayrı özen göstermesine bağlı olduğu anlaşılıyordu. Becerikli, iyi huylu, aklı başında bir insana benziyordu. 'Göz alıcı bir kadın' diye tanimlanmazdi hiçbir zaman ama yine de çekici bir yanı vardı. Hafif bir makyaj yapmış, koyu renk bir tayyör giymişti. Sarsılmış ve endişelenmiş gibiydi. Albay Melchett, «Ama pek de üzgün değil,» diye geçirdi aklından.

Genç kadın otururken, «Bu inanılmayacak kadar korkunç bir şey,» dedi. «Onun... Ruby olduğundan emin misiniz?»

«Korkarım, bunu size biz soracağız. Bu sizin için pek hoş olmayacak ama...»

Miss Turner endişeyle, «O... onun hali pek mi feci?» diye sordu.

«Şey... Korkarım bu sizi sarsacak.» Melchett genç kadına tabakasını uzattı. Miss Turner minnetle bir sigara aldı.

«Ona hemen bakmamı mı istiyorsunuz?»

«Böylesi daha iyi olur sanırım. Miss Turner. Emin olma-

dıkça size sorular sormamız yersiz. Bu işi bir an önce bitirmek daha doğru olmaz mı?»

«Pekâlâ.»

Arabayla morga gittiler.

Josie içeride pek az kaldı. Dışarı çıktığı zaman sanki hastalanmış gibi bir hali vardı. Titrek bir sesle, «Evet, o Ruby,» dedi. Zavallıcık. Allahım, kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Burada...» Çevresine bakındı. «Cin var mı acaba?»

Cin yoktu ama konyak vardı. Miss Turner biraz konyak içtikten sonra kendisini topladı. Açık açık, «Böyle bir şey görmek insanı fena ediyor,» dedi. «Öyle değil mi? Zavallı küçük Ruby! Erkekler ne kötü oluyorlar!»

«Bu işi bir erkeğin yaptığını mı düşünüyorsunuz?»

Josie biraz şaşırmıştı. «Öyle değil mi? Yani... ben sandım ki...» *

«Düşündüğünüz belirli bir erkek miydi?»

Kadın, başını çabucak salladı. «Hayır, hayır. Kesinlikle. Bu konuda hiçbir fikrim yok. Tabii Ruby de bana...»

«Evet?»

Josie tereddüt etti. «Ruby biriyle gezmeye başlamıştı belki. Ama bunu bana açıklamazdı.»

Melchett onu bir an süzdü, ama büroya dönünceye kadar da bir şey söylemedi. Sonra, «Şimdi Miss Turner,» dedi. «Bana elinizden geldiğince geniş bilgi vermenizi istiyorum.»

«Tabii, tabii. Nereden başlayayım?»

«Kızın adını ve adresini, sizinle olan akrabalığını anlatın. Sonra da onun hakkında bütün bildiklerinizi.»

Josephine Turner başını salladı. Melchett onun üzülmemiş olduğuna iyice inanmıştı artık. Kadın sarsılmış, şok geçirmişti, ama hepsi o kadar. Josie, çabucak konuşmaya başladı.

«Adı Ruby Keene'di. Profesyonel adı yani. Asıl ismi Rosy Legge'di. Annesi, benim annemin kuzeniydi. Ruby'i tâ küçüklüğünden beri tanırdım ama kendisiyle fazla samimi

Cesetter Merdiveni / F.: 3

değildim. Bilmem ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum? Benim birçok kuzinim var. Kimisi sahneye çıkıyor, kimisi çalışıyor. Ruby de bir bakıma dansöz olmaya hazırlanıyordu. Geçen yıl gerçekten bir, iki iş buldu. Öyle fazla tanınmış yerlerde değil. Ama sağlam taşra kumpanyalarında. Ondan sonra da Güney Londra'da Brixwell'de 'Palais de Danse'da çalışmaya başladı. Yalnız gelenlere dansta eşlik ediyordu. Orası iyi, dürüst bir yerdir. Kızlara da iyi bakarlar. Ama fazla para vermezler.» Kadın sustu.

Albay Melchett başını salladı.

«Şimdi sıra bana geldi. Ben üç yıldan beri Danemouth' daki Majestik otelinde dans ve briç hostesliği yapıyorum. İyi bir iş. Aylık dolgun, iş de eğlenceli. Müşterileri ilk geldikleri gün şöyle bir tartıyorsunuz. Bir kısmı yalnız kalmaktan hoşlanıyorlar. Bazıları ise yalnızlıktan sıkılıyor-ve eğlenmek istiyorlar. Birbirine uygun kimselerden briç grupları kurmaya çalışıyor, gençlerin birbirleriyle dans etmelerini sağlıyorsunuz. Bu iş için biraz dikkat, incelik ve deneyim gerek.»

Melchett yine başını salladı. «Bu kadının bu işi iyi başaracağı belli,» diye düşünüyordu. «Hoş, dost tavırlı bir insan. Ayrıca kurnaz da.»

Josie sözlerini sürdürdü. «Bundan başka her akşam Raymond'la bir iki gösteri dansı yapıyorum. Raymond Starr, hem dans, hem de tenis hocası.. Her neyse... Bu yaz denize girerken, kayaların üzerinde ayağım kaydı ve bileğim fena halde burkuldu.»

Melchett de onun yürürken hafifçe aksadığını farket-mişti.

«Tabii bu yüzden bir süre dans edemedim. Durumu zorlaştırdı bu. Otelin yerime başkasını bulmasını istemiyordum. Çünkü böyle biri bazan insanın ayağını kaydırabilir.» Bir an uysal bakışlı gözlerinde sert ve haşin bir ifade belirdi. Yaşayabilmek için savaşmak zorunda kalan bir kadındı o. «O sırada aklıma Ruby geldi. Müdüre onu getirebileceğimi-'söy-

ledim. Ben yine hostesliğe devam edecek, briç oyunlarıyla ilgilenecektim. Ruby de işin dans bölümüne bakacaktı. Böylece İş ailede kalacaktı. Bilmem ne demek istediğimi anlıyor musunuz?»

Melchett anladığını söyledi.

«Müdür önerimi kabul etti. Ben de Ruby'e bir telgraf çektim. Kalkıp geldi: Onun için iyi bir fırsattı bu. Ruby o zamana dek otel kadar 'düzeyli' bir yerde hiç çalışmamıştı. Bütün bunlar bir ay önce oldu.»

Albay Melchett, «Anlıyorum...» dedi. «Ruby başarılı oldu

mu?»

Josie kayıtsız bir tavırla, «Ah, evet, oldu,» diye cevap verdi. «İşler iyi gitti. Ruby benim kadar usta bir dansöz değildi. Ne ki Raymond çok zekidir. İşi o idare ediyordu. Ruby de hoş duruyordu sahnede. İnce, sarı saçlı, bebek yüzlü bir kızdı. Tabii makyajı fazla kaçırıyordu. Bu yüzden ona sık sık çatardım. Ama kızların nasıl olduklarını bilirsiniz. O daha on sekizindeydi. O yaşta muhakkak abartılar her şeyi. Ama tabii bu Majestik gibi kibar bir yere uygun bir şey değildi. Ruby'i hep uyarıyor, boyayı daha az sürüyordum.»

Melchett sordu. «Müşteriler ondan memnunlar mıydı?»

«Ah, evet. Aslında Ruby fazla konuşkan değildi. Biraz aptalcaydı o. Gençlerden çok yaşlı adamlarla anlaşıyordu.»

«Özel bir arkadaşı var mıydı?»

Genç kadın, onun ne demek istediğini anlamıştı. «O anlamda yoktu. Veya ben böyle bir şeyi farketmedim. Ama tabii Ruby de bana pek açılmazdı.»

Melchett bir an, «Neden?» diye düşündü. «Neden açılmazdı? Bu Josie'de çok sert, disiplin düşkünü bir insan hali yok ki.» Ama adam yalnızca, «Bana kuzininizi en son ne zaman gördüğünüzü anlatır mısınız?» diye sormakla yetindi.

«Dün gece, Raymond'la iki gösteri dansı yapıyorlardı. Biri on buçukta, biri de gece yarısı. İlk dansı yaptılar. Ondan sonra Ruby'nin otelde kalan gençlerden biriyle dans ettiğini

gördüm. Ben salonda bir grupla briç oynuyordum. Orasıyla balo salonu arasında camdan bir pano vardır... Ruby'i en son o zaman gördüm. Gece yarısından sonra Raymond müthiş bir öfkeyle yanıma gelerek Ruby'nin nerede olduğunu sordu. Dansa başlamaları zamanı gelmişti ama Ruby ortalarda yoktu. Emin olun, fena halde tepem attı. Kızlar böyle saç-masapan şeyler yapar, müdüriyeti kızdırırlar. Ondan sonra da kovulurlar! Ruby'nin odasına çıktım, orada da yoktu. Elbisesini değiştirmiş olduğunu farkettim. Dans ettiği tuvalet bir iskemlenin üstünde duruyordu. Şöyle bol etekli, köpük köpük, pembe bir şeydi bu. Ruby, genellikle aynı elbiseyle dolaşır, ancak balo olan geceler tuvaletini değiştirirdi. Yani çarşambaları.

«Ruby'nin nereye gittiğini bilmiyordum. Orkestraya bir parça daha çaldırdık. Ruby hâlâ görünürlerde yoktu. Onun üzerine Raymond'a Ruby'nin yerini alacağımı ve gösteri dansını onunla yapacağımı söyledim. Bileğimi ağrıtmayacak bir dans seçtik ve parçayı da fazla uzatmadık. Ama bileğim yine de sancıdı. Bu sabah.kalktığım zaman da iyice şişmişti. Ruby danstan sonra da gözükmedi. Oturup gece ikiye kadar onu bekledik. Ben öfkemden çıldırıyordum.»

Kadının sesi hafifçe titriyordu. Melchett, Josephine'in sesindeki gerçek hiddeti farketti. Bir an meraklandı. Bu tepki ona olaya uymayacak kadar şiddetli gibi gelmişti. Adam, genç kadının bir şeyi bilerek açıklamadığını düşündü.

«Ve bu sabah Ruby Keene dönmediği, yatağı da bozulmamış olduğu için polise başvurdunuz, öyle mi?» dedi.

Slack, kendisine Danemouth'dan telefon edip, durumu kısaca anlatmıştı. Melchett de işin içyüzünün böyle olamadığını biliyordu. Ama Josephine Turner'in ne cevap vereceğini merak etmekteydi.

Genç kadın hiç duraksamadan, «Hayır, ben başvurmadım,» dedi.

«Neden Miss Turner?»

Josie samimi bir tavırla ona baktı. «Benim yerimde olsaydınız, siz de başvurmazdınız.»

«Öyle mi?»

Josie, «Ben işimi düşünmek zorundayım,» dedi. «Bir otel bir rezalet çıkmasını hiç istemez. Özellikle polisin ilgisini çekecek bir olay. Ben Ruby'nin başına bir şey gelmiş olduğunu sanmıyordum. Aklıma bile gelmemişti bu. Kızın, bir genç yüzünden aptalca davrandığını düşünüyordum yalnızca. Sonunda çıkıp geleceğini sanıyordum. Onu iyice azarlayacak-tım tabii. On sekizindeki kızlar öyle ahmak oluyorlar ki.»

Melchett notlarına bakıyormuş gibi yaptı. «Ah, evet. Polise Bay Jefferson adında biri başvurmuş. Otelde kalan müşterilerden biri mi o?»

Josephine Turner kısaca, «Evet,» dedi.

Albay Melchett, «Bay Jefferson neden böyle yaptı?» diye sordu.

Josephine ceketinin kolunu süpürüyordu. Sıkıntılı bir hali vardı. Albay Melchett yine onun kendisinden bir şeyi sakladığını düşündü.

Josephine somurtkan bir tavırla, «Hasta o,» diye mırıldandı. «Çok çabuk telaşlanıyor. Yani hasta olduğu için, demek istiyorum.»

Melchett fazla üstelemedi. «Kuzininizin en son dans ettiğini gördüğünüz genç kim?» diye sordu.

«Adı Bartlett onun. Otele geleli on gün kadar oldu.»

«Kuzininizle samimi miydiler?»

«Pek sanmıyorum. Daha doğrusu bu konuda bir bilgim yok.» Sesinde yine o tuhaf öfke belirmişti.

«Delikanlı ne söylüyor?»

«Danstan sonra Ruby'nin yüzüne pudra sürmek için yukarı çıktığını...»

«Kız elbisesini o zaman mı değiştirmiş?»

«Herhalde.»

«Yaptığı son şey bu mu? Ondan sonra...»

Josie, «Ortadan kayboldu,» dedi. «Evet.»

«Miss Keene. St. Mary Mead köyünde birini tanıyor muydu? Ya da o çevreden birini?»

«Bilmiyorum. Belki tanıyormuştur. Birçok genç çevredeki yerlerden kalkıp Danemounth'a, Majestik oteline geliyor. Onların nerede oturduklarını da bilmiyorum. Tabii bazıları geldikleri yerden söz ediyordu.»

«Kuzininiz size hiç Gossington'dan söz etmiş miydi?»

«Gossington?» Josie'nin şaşırmış olduğu belliydi.

«Gossington konağı.»

Genç kadın başını salladı. «Hiç duymadım.» Sesi kesindi. Meraklanmış olduğu da anlaşılıyordu.

Albay Melchett açıklamaya çalıştı. «Miss Keene'in cesedi Gossington konağında bulundu.»

«Gossington konağında mı?» Genç kadın hayretle ona baktı. «Ne garip!»

Melchett, «Garip de söz mü?» diye düşündü. Sonra, «Bay veya Bayan Bantry'i tanıyor musunuz?»

Josie tekrar başını salladı. «Hayır.»

«Veya Bay Basil Blake adında birini?»

Genç kadın kaşlarını hafifçe çattı. «Bu adı duydum galiba. Evet, duydum. Ama onun hakkında hiçbir şey hatırlamıyorum.»

Çalışkan Müfettiş Slack, not defterinden kopardığı bir yaprağı amirinin önüne doğru itti. Bunun üzerine kurşun kalemle, «Bay Bantry geçen hafta Majestik'te akşam yemeği yemiş,» diye yazmıştı.

Melchett başını kaldırdı. Müfettişle göz göze geldiler. Polis müdürü kıpkırmızı kesildi. Slack, fazla çalışkan ve işgüzar bir adamdı. Ve Melchett de ondan nefret ediyordu. Ama bir meydan okumaya aldırmazlık da edemezdi. Müfettiş onu eski bir dostunu korumakla suçluyordu. Josie'ye döndü. «Miss Turner, benimle birlikte Gossington konağına gelmenizi rica edeceğim.»




Sonra da Josie'nin bu çağrıyı kabul ettiğini belirten mırıltısına pek aldırmayarak, meydan okurcasına, soğuk soğuk Slack'a baktı.

Dördüncü Bölüm

1

St. Mary Mead'de uzun zamandan beri böyle heyecanlı bir hava esmemişti.

Başdöndürücü haberi ilk yayan zehirli dili, uzun burunlu yaşlı kız Miss Wetherby oldu. Hemen arkadaşı ve komşusu Miss HartneIPe koşmuştu. «Bu kadar erkenden geldiğim için kusuruma bakma, şekerim. Ama belki daha haberi duy-mamışsındır diye düşündüm.»

Miss Hartnell, «Hangi haberi?» diye sordu. Kalın sesli bir kadındı. Yorulmak nedir bilmez, yoksullara yardım edeceğim diye emdikleri sütü burunlarından getirirlerdi. Yoksullar onun elinden kurtulmaya çalışırlar ama bunu bir türlü başaramazlardı.

«Bay Bantry'nin kütüphanesinde bir ceset bulunmuş... Bir kadın cesedi...»

«Bay Bantry'nin kütüphanesinde mi?»

«Evet. Ne feci değil mi?»

«Bantry'nin karısına acıdım şimdi.» Miss Hartnell duyduğu müthiş zevki saklamaya çalışıyordu.

«Evet, öyle. Herhalde Bayan Bantry'nin hiçbir şeyden haberi yoktu.»

Miss Hartnell hemen eleştirmeye başladı. «Kadın hep bahçesiyle ilgileniyor, kocasına da fazla aldırmıyordu. Oysa

erkekleri göz hapsinde bulundurmak gerek... Her zaman... Her zaman...»

«Biliyorum, biliyorum. Çok korkunç bir durum bu.»

«Acaba Jane Marple ne diyecek? Acaba o durumu sezmiş miydi? O böyle işleri hemen aniar.»

«Jane Marple, Gossington'a gitti.»

«Ne? Bu sabah mı?»

«Evet, çok erkenden. Kahvaltıdan önce.»

«A, ama bu kadarı da fazla. Jane'in her işe burnunu sokmaktan hoşlandığını biliyoruz ama., bu kadarı da ayıp.»

«Sanırım onu Bayan Bantry çağırtmış. Arabayı gördüm.»

«Ya? Çok tuhaf...»

Bir süre konuşmayarak bu durumu düşündüler.

Sonra Miss Hartnell, «Ceset kiminmiş?» diye sordu.

«Basil Blake'le buraya gelen o korkunç mahluk var ya...»

«O iğrenç, saçları oksijenli kadını mı söylüyorsun?» Miss Hartnell, zamanla birlikte ilerleyememişti. O hâlâ saçların rengini oksijenle açtıklarını sanıyordu. «Şu adeta çırılçıplak bahçede yatan kadın mı?»

«Evet, şekerim... Şöminenin önündeki halının üzerinde yatıyormuş. Boğmuşlar onu.»

«Ama... neden Gossington'da?»

Miss Wetherby anlamlı anlamlı başını salladı.

«Yani... Bay Bantry'nin de... onunla...»

Miss Wetherby yeniden başını salladı.

«Ah...»

İki kadın da susarak bu yeni köy rezaletinin zevkini çıkarmaya çalıştılar.

Miss Hartnell, namus kumkumalarına özgü o öfkeyle, «Ne kötü kadınmış!» dedi.

«Ahlak düşkünü!»

«Halbuki Bay Bantry de gayet iyi, sessiz bir adamdır...»

«En kötüleri bu sessizleriymiş. Jane Marple hep öyle söyler.»

Gossington konağında Bayan Bantry'le Miss Marple salonda oturuyorlardı.

Bayan Bantry, «Biliyor musun, cesedi alıp götürmüş olmalarına bayağı seviniyorum,» dedi. «İnsanın evinde bir ölünün olması hiç de hoş bir şey değil.»

Miss Marple başını salladı. «Biliyorum, hayatım. Neler hissettiğini biliyorum.»

Bayan Bantry, «Bu başından geçmedikçe kesinlikle bilemezsin,» diye cevap verdi. «Bir keresinde komşuda bir cinayet işlendiğini hatırlıyorum. Ama bu aynı şey değil.» Bir an durdu sonra da, «Arthur'un kütüphaneden tiksinmeyeceğini umarım,» diye ekledi. «En çok orada otururduk. Ne yapıyorsun, Jane?»

Miss Marple saatine bir göz atarak ayağa kalkmıştı. «Eve gitmeyi düşünüyordum. Artık senin için yapabileceğim bir şey olmadığına göre...»

Bayan Bantry, «Biraz daha otur,» dedi. «Parmak izi uzmanı ve fotoğrafçı gitti. Polislerin çoğu da öyle. Ama bana yine de bir şeyler olacakmış gibi geliyor. Hiçbir şeyi kaçırmanı istemiyorum.»

Telefon çalıyordu. Bayan Bantry çabucak dışarı çıktı. Geri döndüğü zaman yüzünde sevinçli bir anlam vardı. Sana bazı şeyler olacağını söyledim. Telefon eden Albay Melchett'ti. O zavallı kızın kuzinini buraya getirecekmiş.»

Miss Marple, «Neden acaba?» dedi.

«Neticede cinayet burada işlenmiş...»

Miss Marple mırıldandı. «Ama başka nedenler de olmalı.»

«Ne demek istiyorsun, Jane?»

«Belki de kadının Bay Bantry'le karşılaşmasını istiyor.»

Bayan Bantry sert bir sesle, «Kadının Arthur'u tanıyıp ta-

nımadığını mı anlayacak?» dedi. «Evet... Ah, evet, polisin Art-hur'dan kuşkulanması normal bir şey.»

«Korkarım öyle.»

«Sanki Arthur'un böyle bir şeyle ilgisi olabilirmiş gibi.»

Miss Marple cevap vermedi.

Bayan Bantry suçluyormuşcasına arkadaşına döndü. «Bana tutup hizmetçisiyle ilişki kuran yaşlı bir adamdan söz etmeye de kalkışma! Arthur öyle bir insan değildir.»

«Tabii. Tabii değildir.»

«Ama, inan gerçekten değildir, Jane, yalnızca... bazan... tenis oynamaya gelen genç kızların yanında biraz gülünç bir şekilde davranır. Yani babacan ve aptalca bir tavır takınır. Ama bu da aslında öyle kötü bir şey değildir. Kızlara neden takılmasın. Zaten...» Bayan Bantry sözlerini anlaşılmaz bir şekilde tamamladı. «... benim de bahçem var.»

Miss Marple güldü. «Endişelenmemelisin, Dolly.»

«Endişelenmek niyetinde değilim. Ama yine de biraz endişeleniyorum. Arthur da öyle. Bu olay onu sarstı. Polisler ortalıkta dolaşıp duruyorlar, Arthur çiftliğe gitti. Sinirlendiği zaman domuzları filan seyretmek onu oldum olası yatıştırır. Hah, işte geldiler.»

Polis müdürünün arabası dışarıda durdu.

Albay Melchett, yanında zarif giyimli, genç bir kadınla içeri girdi. «Bu Miss Turner, Bayan Bantry. Şeyin... kurbanın kuzini.»

Bayan Bantry elini uzatarak yaklaştı. «Hoş geldiniz. Herhalde bu olay sizi çok sarstı.»

Josephine Turner açık açık, «Hayır,» dedi. «Pek sarsmadığını söyleyebilirim. Nedense bu olay bana gerçekmiş gibi gelmiyor. Bir karabasandan farksız bu.»

Bayan Bantry, Miss Marple'ı tanıştırdı.

Melchett kaygısız bir tavırla, «Kocanız burada mı?» diye sordu.

«Hayır. Çiftliklerden birine gitmek zorunda kaldı. Ama neredeyse döner.»

«Ya...» Melchett şaşırmış gibiydi.

Bayan Bantry, Josie'ye, «Olayın... olduğu yeri görmek' ister misiniz?» dedi. «Yoksa görmemeyi mi tercih edersiniz?»

Kısa bir sessizlikten sonra Josephine, «Görmem daha doğru olur sanırım,» diye mırıldandı.

Bayan Bantry, genç kadını kütüphaneye götürdü. Miss Marple'la Melchett de onların peşinden gittiler.

Bayan Bantry melodrama kaçan bir tavırla bir yeri işaret etti. «Orada yatıyordu... Halının üstünde...»

«Ah!» Josie titredi. Yüzünde şaşkın bir anlam belirmişti. Kaşlarını çatarak, «Anlayamıyorum!» dedi. «Bir türlü anlayamıyorum.»

Bayan Bantry başını salladı. «Biz de öyle.»

Josie ağır ağır, «Bu yer...» diye başladı, «...hiç de uygun değil. Yani...» sözlerini tamamlamadı.

Miss Marple onun ne demek istediğini anlamıştı. Aynı fikirde olduğunu belirtmek için başını salladı. «Evet... İşte olayın ilgi çekici yanı da bu.»

Albay Melchett neşeyle güldü. «E, Miss Marple, olayı açıklamayacak mısınız?»

Yaşlı kız, «A, tabii açıklarım,» diye cevap verdi. «Bence akla yakın bir açıklama olur bu. Ama tabii bunun yalnızca bir fikir olduğunu da söylemeliyim... Tommy Band ve bizim yeni öğretmen Bayan Martin. Kadıncağız, saati kurmaya gitti. Ve saatin içinden bir kurbağa fırladı.»

Josephine Turner fena halde şaşırmıştı.' Hep birlikte odadan çıkarlarken Bayan Bantry'e, «Bu yaşlı hanım bu-namış mı?» diye sordu.

Bayan Bantry pek kızdı. «Ne münasebet!»

Josie, «Afedersiniz,» dedi. «Onun kendisini kurbağa zannettiğini düşündüm de...»

Aynı anda Bay Bantry yan kapıdan içeri girdi. Melchett

ona seslendi. Bantry'le Josie'yi tanıştırırken dikkatle genç kadına bakıyordu. Ama Josephine Turner'in yüzünden Bant-rey'i tanımış ya da adam kendisini ilgilendirmiş gibi bir anlam yoktu. Melchett rahat bir soluk aldı. «Allah o Slack'i kahretsin.» diye düşündü. «Sinsi sinsi imalarda bulunuyor.»

Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Cesetler Merdiveni - 3
  • Büleklär
  • Cesetler Merdiveni - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3866
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1738
    38.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    61.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3829
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1761
    35.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 3879
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1699
    36.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3834
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1794
    35.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 3950
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1734
    37.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 6
    Süzlärneñ gomumi sanı 3822
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1734
    35.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 7
    Süzlärneñ gomumi sanı 3908
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1734
    36.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 8
    Süzlärneñ gomumi sanı 3902
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1769
    36.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 9
    Süzlärneñ gomumi sanı 3835
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1814
    37.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Cesetler Merdiveni - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 2665
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1361
    37.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    51.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    58.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.