Gılgamış Destanı - 4

Süzlärneñ gomumi sanı 3771
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1927
29.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
42.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
49.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
italki
sakızı, ve mersin kokusu (myrte) döktüm. Tanrılar
bu güzel kokuyu aldılar. Tanrılar, kurban verenin tepesinin
üstünde sinekler gibi toplandılar. Büyük tanrıça
oraya gelir gelmez kendi zevki için yaptığı büyük gerdanlığı
yukarı kaldırdı: "Siz oradaki tanrılar! Ben boynumda
taşıdığım bu gerdanlığın taşlarını nasıl unutmuyorsam,
bu günleri de sonsuza dek anımsayacağıma ve
asla unutmayacağıma ant içerim. Bütün tanrılar bu güzel
koku sungusuna gelsinler. Ama, Enlil bu sunguya
gelmesin! Çünkü körü körüne tufan yaptı ve insanlarımı
yıkıma uğrattı!"
Enlil oraya gelir gelmez, gemiyi görünce öfkelendi.
İgigi tanrılarına son derecede kızdı: "Buradan bir
can kurtulmuştur. Bu yıkımdan kimse kurtulmamalıydı!"
Ninurta, konuşmak için ağzını açtı ve Enlil'e, yiğite
dedi:
"Böyle bir şeyi Ea'dan başka kim bulup düşünebilirdi?
Her beceriyi, her hileyi yalnızca Ea bilir."
Ea, konuşmak için ağzını açtı ve Enlil'e, yiğite dedi:
"Ey tanrıların büyük üstadı, ey yiğit Enlil! Ah, nasıl
olur da sen körükörüne tufan yaptın? Onun suçunu
suçluya yüklet! Kelepçesini gevşet ki etini kesmesin. Yine
kelepçesini çek ki daha gevşek olmasın (119). Senin
yaptığın bu tufan yerine, bir aslan kalkıp insanları azaltsa
daha iyiydi! Senin yaptığın bu tufan yerine, bir kurt
kalkıp insanları azaltsaydı daha iyiydi! Senin yaptığın
bu tufan yerine, veba tanrısı kalkıp insanlara bulaşsaydı
daha iyiydi!.
Ben, büyük tanrıların gizini açığa vurmadım! Aklı
pek çok olan (120) bir düş gösterdim. O, böylece tanrıların
gizini öğrendi. Şimdi onun için bir karar vermek
sana düşer!"
Enlil, geminin içine binip elimden tuttu ve beni karaya
çıkardı. Kadınımı da çıkarıp yanında diz çöktürdü.
Alınlarımızı elledi ve aramızda durarak bizi kutladı.
"Utnapiştim, bundan önce bir insandı. Fakat şimdi, Utnapiştim
ve kadını bizim gibi tanrılar olsunlar! Utnapiştim
otursun!
Uzakta. Irmakların denize döküldüğü yerde!"
Enlil'in bu sözlerinden sonra, beni aldılar ve uzakta,
ırmakların ağzına oturttular. Şimdi sana tanrıları kim
toplayacak? Aradığın yaşamı nasıl bulacaksın? Haydi altı
gün ve yedi gece uykusuz kal!"
O, dizlerinin üstüne çömeldiği yerde, uyku ona, sis
gibi yavaş yavaş soluğunu verdi (121).
Utnapiştim ona, karısına dedi:
"Adama bak! Yaşamı istiyordu. Uyku ona sis gibi,
yavaş yavaş soluk verdi!"
Karısı ona, Utnapiştim'e dedi:
"Sen onu elle de, adam uyansın! O, geldiği yoldan
esenliğe geri dönsün. O, çıktığı kent kapısından ülkesine
varsın!"
Utnapiştim ona, karısına dedi:
"İnsanoğlu kötüdür. Ve o, sana kötülük eder. Haydi
onun günlük ekmeklerini pişir ve her gün başucuna
koy! Uyuduğu günleri de duvara çiz!"
O, onun günlük ekmeklerini pişirdi ve her gün onun
başı ucuna koydu.
Uyuduğu günleri de ona imledi.
Birinci ekmeği kupkuruydu. İkincisi büzülmüştü.
Üçüncüsü yaştı. Dördüncü ekmeğin kabuğu ağarmıştı.
Beşinci ekmek küflenmişti. Altıncı ekmek pişmişti. Yedinci
-- bu anda adamı elledi ve o, uykusundan irkilip
uyandı.
Gılgamış ona, uzaktaki Utnapiştim'e dedi:
"Beni uyku basar basmaz, sen durmadan beni elledin
ve sen beni uyandırdın."
Utnapiştim ona, Gılgamış'a dedi:
"Haydi Gılgamış, günlük ekmeklerini say! Ve işte
şu duvar, sana uyuduğun günlerin sayısını göstersin! Birinci
ekmeğin kupkurudur. İkincisi büzülmüştür. Üçüncüsü
yaştır. Dördüncü ekmeğin kabuğu ağarmıştır. Beşinci
ekmek küflenmiştir. Altıncısı pişmiştir. Yedinci
-- bu anda sen uykudan irkilip uyandın!"
Gılgamış ona, Utnapiştim'e dedi:
"Bana yardımcı kal! Nereye gideyim? Bütün organlarımı
kötü ruhlar kapladı! Yatak odasında ölüm bekliyor;
neye baksam, o, ölümdür (122)."
Utnapiştim ona, gemici Urşanabi'ye dedi:
"Urşanabi, denizin rıhtımı seni aldatsın. İki kıyı
arasında gidip gelen gemi senden nefret etsin! Her zaman,
erişmek istediğin denizin kıyısından her seferinde
yoksun kal (123)!
Buraya getirdiğin adamın gövdesi kirden kabuk
bağlamıştır. Giydiği post, bedeninin güzelliğini bitirmiştir.
Urşanabi, onu alıp yıkanacak yere götür. Kutsal
bir rahibin yıkanması gibi, onun kabuk bağlayan kirini
suyla yıka! O, sırtındaki postu atsın ve deniz onu götürsün.
Onun güzel bedeni parlasın! Yepyeni olsun başındaki
külah. Bir kaftan giymiş olsun. Görkemli bir giysi!
O, ülkesine giderken, yürüdüğü yol boyunca, yurduna
varıncaya dek, kaftanı tiftiklenmeyip yepyeni kalsın
(124)".
Urşanabi onu alıp yıkanma yerine götürdü. Kutsal
bir rahibin yıkanması gibi, onun kabuk bağlayan kirini
suyla yıkadı. O, sırtındaki postu attı ve deniz onu götürdü.
Onun güzel bedeni parladı. Yepyeni oldu başındaki
külah, bir kaftan giymiş oldu. Görkemli bir giysi. O, ülkesine
giderken, yürüdügü yol boyunca, yurduna varıncaya
dek kaftanı tiftiklenmeyip yepyeni kaldı.
Gılgamış ve Urşanabi gemiye bindiler. Gemiyi dalgaya
kaptırarak sürüp gittiler.
Karısı ona, uzaktaki Utnapiştim'e dedi:
"Gılgamış geldi, yoruldu, güçlük çekti. Ona ne verdin
ki o yurda dönüyor?"
Fakat o, Gılgamış, geminin küreğini kaldırdı ve gemiyi
kıyıya yanaştırdı (125).
Utnapiştim ona, Gılgamış'a dedi:
"Ey Gılgamış, geldin, yoruldun, güçlük çektin. Sana
ne verdim ki yurduna dönüyorsun?
Gılgamış, sana gizli bir şey açayım. Ve hiç kimsenin
bilmediği biricik otun yerini sana söyleyeyim: Bu
ot, tıpkı deve dikenine benzer, ama dikenleri gül dikeni
gibi keskindir; yaklaşana batar. Sen bu otu eline geçirmek
istersen, eline batacağından korkma!"
Gılgamış bunu duyar duymaz derin bir kuyu kazdı.
Ve ayaklarına ağır taşlar bağlayıp kuyuya indi. Ayağına
bağladığı taşlar onu yerin altındaki tatlı su denizinin
dibine kadar batırdı. Ama o, otu aldı ve dikenleri ellerine
battı. Bundan sonra Gılgamış, ağır taşları kesip
yukarı fırladı. Kuyunun suyu onu fırlatıp denizin kıyısına
attı.
Gılgamış ona, gemici Urşanabi'ye dedi:
"Urşanabi, bu ot büyülü bir ottur; insan bununla
gençliği kazanır. Bu ota, "yaşlı genç olur" denir. Bunu
Uruk'a yanımda götürmek istiyorum. Onu sevdiklerime
yediririm. Ve onu parça parça doğrayayım. Sonra da
kendim yiyip tam çocukluğuma döneyim."
İki kez yirmi saatten sonra biraz yemek yediler. İki
kez otuz saatten sonra kendilerini akşam dinlenmesine
bıraktılar. Gılgamış burada suyu soğuk bir kuyu gördü.
Suda yıkanmak için aşağı indi. Bir yılan otun kokusunu
aldı. Ve taşların yarığından yukarı çıkıp otu götürdü
(126). Gılgamış geri döndüğü sırada yılan gömleğini atmıştı!
Bu anda Gılgamış yere oturmuş ağlıyordu. O, gemici
Urşanabi'ye dedi:
"Urşanabi kollarım kimin için yoruldu? Kimin için
yüreğimden kanlar boşandı? Kendime iyi bir şey kazandım.
Yer aslanı (127) için iyilik yapmış oldum. Şimdi
denizin kabarması, beni iki kez yirmi saat, o yere geri
götürse bile, gereçler kuyuyu kazdığım zaman içine düşmüştü.
Burada işime yarayacak olan gereçleri nasıl bulabilirim?
Olmaz! Yurduma geri dönmeliyim."
Gerçekten Gılgamış gemiyi kıyıda bıraktı. İki kez
yirmi saatten sonra biraz yemek yediler. İki kez otuz saatten
sonra kendilerini akşam dinlenmesine bıraktılar.
Onlar Uruk pazarına geldiklerinde, Gılgamış ona,
gemici Urşanabi'ye dedi:
"Urşanabi, Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü!
Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı gözden geçir! Acaba
bunun tuğlaları pişmiş değil midir? Temeli yedi bilge
kurmamış mıdır? 3600 dönüm kent. 3600 dönüm
hurma bahçesi, 3600 dönüm kerpiç kuyu. Üstelik İştar
tapınağının çukuru. Bunların topu üç kez 3600 dönüm.
Ve işte bunların hepsi Uruk'tur."
:::::::::::::::::
ON İKİNCİ TABLET
Gılgamış destanı 11'inci tablette sona ermiştir.
12'nci tablet ancak bir ektir. Ve destanla hiçbir ilgisi yoktur.
1'inci tabletten 11'nci tablete dek olan bölümü serbest
bir koşuktur ki, eski kaynaklardan yararlanılmış olmasına
karşın, bunlardan bağımsız olarak değiştirilip
yeni bir kalıba sokulmuştur. 12'nci tablet ise, İsa'dan önce
yaklaşık 2000 yılında yazılmış olan Sümerce bir metnin
aslına bağlı çevirisidir ve bu tabletin çevirmeni, metinde
en küçük bir değişiklik yapmamıştır. Bu Sümerce
metnin birinci kısmının yarısı, bundan birkaç yıl önce
elimize geçmiştir. Bunun nasıl bittiğini bilmiyoruz. Olasılıkla
birkaç yüz satırdan oluşan bu Sümerce metnin
içinde, Akatlı çevirmen ancak 154 satırı çevirmiştir.
Bundan dolayı bu tablette anlatılan olaylar, bütünlüklerini
yitirmiş demektir. Görünüşe göre bu çeviri, yeraltı
dünyasının heyecanlı betimlemesi ve bu dünyanın yaşamının
anlatımından oluşmaktadır. Yeraltı dünyasının
heyecanlı betimlemesini ve bu dünyanın yaşamını şu
nedenle veriyor:
Gılgamış, gök tanrıçası İştar'la barışmak için, ona
olağanüstü iyi ve değerli ağaçtan yapılmış bir taht sunmak
istiyor. Bu amaçla çokyaşlı ve kalın bedenli bir Huluppu
(128) ağacını devirmeye gidiyor. Bu ağacın tepesindeki
yaprakların arasında, ünlü fırtına kuşunun yuvası
bulunuyor. Kimi Sümer söylencelerinde yavrusuyla
birlikte geçen bu kuş, kartal ve aslanın bileşimi olan
bir yaratık olarak betimlenir.
Ağacın kökleri arasında, hiçbir büyünün etkileyemediği
yılan yuvası bulunuyor.
Ağacın gövdesindeyse Bakireler Tanrıçası Lilit'in
evi vardır. Gök Tanrıçası, sonraki Babil dininde en korkunç
bir gulyabani olan bu Lilit'e, söylencemizde ilgi
gösterip iyi davranıyor ve Lilit, Gılgamış'ın bu ağacı devirmesiyle
hemen o anda özgürlüğüne kavuşuyor:
Gılgamış, serüvenini başarıyla bitirdikten sonra,
bir ganimet olarak bu ulu ağacın hem gövdesini, hem
de dallarını Uruk'a getiriyor. Fakat yeraltı dünyasının
tanrıçası Ereşkigal, İştar'a sunulacak bu armağanı kıskanıyor.
Ve yeraltından yeryüzüne dek bir çukur açıyor;
gerek ağacın gövdesi, gerekse dalları bu çukurdan cehenneme
düşüyor.
İşte bu noktadan sonra 12'nci tabletimizin arkası
geliyor.
Sümer yazmasına göre Engidu, Gılgamış'ın arkadaşı
değil, kölesidir. Efendisinin çukurdan aşağı, cehenneme
düşen değerli ağaçlarını geri çıkarması için,
bu işe hazır bekliyor. Engidu, efendisine, göreceği hizmetle
ilgili olarak, şu sözleri söylüyor (129):
I
"Ağacın bedeni hemen bugün, Nacar'ın evine bırakılmış
olacaktır. Ağacın dalları Nacar'ın keseri için hazır
olacaktır. Efendim, niçin ağlıyorsun? Hemen bugün,
italki
senin ağacın bedenini yerin altından çıkaracağım. Dalları
cehennemden yukarı getireceğim."
"Eğer bugün yeraltı dünyasına gidersen, kutsal şeyler
önünde başını eğmemelisin. Temiz bir gömlek giymemelisin.
Yoksa hemen senin bir yabancı olduğunu anlarlar.
Mermer şişecikten alınmış güzel kokuyu sürünmemelisin.
Yoksa onlar güzel kokuyu alınca hemen çevrene
toplanırlar. Gürzünü (130) yeraltı dünyasına düşürmemelisin.
Yoksa gürzle öldürülmüş olanlar hemen çevrene
toplanırlar. Eline sopa almamalısın. Yoksa ruhlar
senden titrerler. Ayağına ayakkabı giymemelisin. Yerde
gürültü etmemelisin. Sevdiğin karını öpmemelisin. Kendisine
kin beslediğin karını dövmemelisin. Sevdiğin çocuğunu
öpmemelisin. Kendisine kin beslediğin çocuğunu
dövmemelisin. Yoksa cehennem senin için sokurtu,
homurtu yapar."
Bu Sümerce şiirin deyiş özelliği; olayların birbirini
düzenli olarak izlememesidir. Örneğin, şimdi Engidu'nun
yeraltına gittiği anlatılıyor; ancak, birdenbire de
çıplak bir tanrıçanın betimlemesi yapılıyor. Burada betimlenen
Tanrıça Nin-Asu'dur. Bu bitkiler tanrısallığını
çok iyi tanıyoruz. Bu tanrısallık, her yerde bir tanrı olarak
görüldüğü halde, bizim destanımızda birdenbire tanrıça
olarak karşımıza çıkıyor.
Şimdi burada biz doğrudan doğruya birbirine bağlı
olmayan sahneleri birbirine şöylece bağlamayı deneyeceğiz:
Engidu yeraltına iner inmez, adı geçen Tanrıça Nin-Asu'nun
kutsallığına ayak basıyor. Engidu, çıplak tanrıçanın
güzelliğinden ve vücudunun parlaklığından dolayı
kendinden öyle geçiyor ki, Gılgamış'ın kendisine
verdiği bütün öğütleri unutuyor. Böylece o, yeraltı dünyasında
yakalanıyor ve Gılgamış, değerli ağacından
başka, kendisine bağlı olan kölesi Engidu'yu da yitiriyor.
II
O, yatan bir kadına, yatan bir tanrıçaya, yatan Nin-Asu
Ana'ya yaklaşıyor. Onun parlak omuzları açıktı. Örtülmemişti.
Onun göğsü mermerden yapılmış yuvarlak
bir vazo gibi kırışıksız ve dümdüzdü.
III
Engidu, yeraltı dünyasına gidip tanrıçayı görünce,
bu tanrısallık önünde başını eğdi. Temiz bir gömlek giydi.
Hemen onun bir yabancı olduğunu anladılar.
Mermer şişecikten alınmış güzel kokuyu süründü.
Onlar güzel kokuyu alınca hemen çevresine toplandılar.
Gürzünü yeraltı dünyasına düşürdü. Gürzle öldürülmüş
olanlar çevresine toplandılar. Eline sopa aldı. Ruhlar
ondan titrediler. Ayağına ayakkabı giydi. Yerde gürültü
etti. Sevdiği karısını öptü; kendisine kin beslediği karısını
dövdü. Sevdiği çocuğunu öptü; kendisine kin beslediği
çocuğunu dövdü. Cehennem onun için sokurtu ve
homurtu yaptı.
IV
O, yatan bir kadına, yatan bir tanrıçaya, yatan Nin-Asu
Ana'ya yaklaştı. Onun parlak omuzları açıktı. Örtülmemişti.
Onun göğsü mermerden yapılmış yuvarlak
bir vazo gibi kırışıksız ve dümdüzdü (131).
V
O zaman Engidu yeryüzüne çıkmak isteyince, onu
ne bela getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı; onu
cehennem kralının amansız bir şeytanı yakaladı. Onu,
yeraltının kendisi yakaladı. O, yiğitler alanında düşüp
ölmedi; onu, yeraltının kendisi öldürdü.
VI
O zaman Ninsun'un oğlu, kölesi Engidu için ağladı.
Ve tek başına kalkıp Enlil'in Ekur evine (132) gitti.
"Enlil baba, bugün ağacımın bedeni yerin altına
düştü. Ağacımın dalları da yerin altına düştü. Bunları çıkarmak
için yerin altına inen Engidu'yu, onu, ne bela
getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı; onu, yeraltının
kendisi yakaladı. Onu, cehennem kralının amansız
bir şeytanı yakalamadı; onu, yeraltının kendisi yakaladı;
o, yiğitler alanında düşüp ölmedi; onu, yeraltının
kendisi öldürdü."
Bunun üzerine Enlil Baba, Gılgamış'a hiçbir yanıt
vermedi.
Gılgamış, Sin Baba'ya başvurdu:
"Sin Baba bugün ağacımın bedeni yerin altına düştü.
Bunları çıkarmak için yerin altına inen Engidu'yu,
onu, ne bela getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı;
onu, cehennem kralının amansız bir şeytanı yakalamadı;
onu, yeraltının kendisi yakaladı. O, yiğitler alanında
düşüp ölmedi; onu, yeraltının kendisi öİdürdü:"
Bunun üzerine Sin Baba, Gılgamış'a hiçbir yanıt
vermedi.
VII
Gılgamış tek başına kalkıp Ea'nın E-Apsu evine
(133) gitti:
"Ea Baba, bugün ağacımın bedeni yerin altına düştü.
Ağacımın dalları da yerin altına düştü.
Bunları çıkarmak için yerin altına inen Engidu'yu,
onu, ne bela getiren ruh yakaladı ve ne de hastalık ifriti
yakaladı; onu, yeraltının kendisi yakaladı. Onu, cehennem
kralının amansız bir şeytanı yakalamadı; onu, yeraltının
kendisi yakaladı; o, yiğitler alanında düşüp ölmedi;
onu, yeraltının kendisi öldürdü."
Ama, Ea Baba ona şu yanıtı verdi:
"Cehennem kralı yiğit Nergal'a başvur! Ereşkigal'ın
(134) ağabeyi Kral Nergal'a başvur! Eğer cehennemin
kralı yiğit Nergal yeraltının hava deliğini açacak
olsaydı, o zaman Engidu'nun ruhu hafif bir yel gibi yerin
altından çıkardı."
VIII
(Bu yazınsal deyişe göre, şimdi Engidu'nun ruhunun
gerçekten yeraltından yeryüzüne çıktığı kendiliğinden
anlaşılmış oluyor.)
Bunlar birbirleriyle kucaklaştılar. Bir türlü birbirlerinden
ayrılmak istemediler. Birbirlerine anlatmaktan
usanmadılar.
"Arkadaşım (135), söyle bana! Söyle bana, yeraltında
gördüklerini anlat bana!"
"Söyleyemem arkadaşım! Söyleyemem! Sana yeraltı
dünyasında gördüklerimi anlatacak olursam, sen
oturup ağlamalısın. Ve ben de oturup ağlayayım. Ellemekle
zevk duyduğun benim güzel bedenimi, şimdi böcekler,
eski bir giysiyi yer gibi yiyor. Ellemekle zevk
duyduğun benim güzel başım, bir çamur teknesi gibi
toprak doludur."
IX
Engidu, şöyle diyerek büzülüp toprağa çömeldi.
"Arkadaşım, yeraltı dünyasında şunları gördüm:
(Tablette, Engidu'nun yeraltı dünyasıyla ilgili sözlerinin
bulunduğu yer kırıktır. Söylenen bu sözler yaklaşık
30 satırdır.)
X
(Bu sahne, Gılgamış'ın, yer dünyasının ayrıntılarıyla
ilgili olarak sorduğu soruları ve Engidu'nun buna
verdiği yanıtları içermektedir ki bu bölümün, yaklaşık
ilk 15 satırı kırıktır.)
"Sehpaya asılmış olanı gördün mü?" "Evet gördüm.
Eğer işlediği günahtan pişman olsaydı, çivinin
kopmasıyla kurtulurdu." "Eceliyle öleni gördün mü?"
"Evet gördüm. Gece yatağında uyuyup, su, soğuk su
içiyor." "Savaş alanında öleni gördün mü?" "Evet gördüm.
Ana ve babası onun için uğraşıyorlar. Karısı da onun
için çalışıyor." "Cesedi kırda bırakılmış (mezara
gömülmemiş) olanı gördün mü?" "Evet, gördüm. Onun
ruhu yeraltı dünyasında uyumuyor." "Ruhuyla
kimsenin iİgilenmediğini (136) gördün mü?" "Hayvanlara
yedirilen tencere kazıntısı ve sokağa atılan yemek
artıkları onun besinidir."
(Destan burada sona erdi. Destanın son tableti nasıl
tutarsız başladıysa yine tutarsız olarak böyle biter.)
:::::::::::::::::
AÇIKLAMALAR
(1) "Bahri recez" Arap şiirinden Osmanlı-Türk şiirine
geçen ve divan edebiyatımızda kullanılan aruz biçimlerinden
biridir. Gılgamış destanının, binlerce yıl
önce aruzla yazıldığını duymak ilk anda garip gelebilir.
Ancak, günümüzün Ortadoğu gelenek ve göreneklerinin
pek çoğunun kökeninin Sümerlere kadar uzandığının,
kazılarda elde edilen bulguların incelenmesiyle
bilimsel olarak kanıtlandığını göz önünde tutarak, bu
açıklamayı yazan çevirmenin ya da Prof. Landsberger'in
bir bildiği olduğunu düşündük ve açıklamayı koruduk.
(Yayımlayan.)
(2) Nuh adı, Sami dillerinde kullanılır. Metinde,
Nuh adı yerine Utnapiştim denmektedir.
Gerek Nuh'un, gerekse Utnapiştim'in sözlük anlamları
belli değildir. Sümerler Nuh Peygambere, ZİUD-SUDDA
diyorlardı. Bu addaki 'Zİ', 'yaşam, can, ruh'
demektir; 'UD', 'zaman', 'SUDDA' da, 'uzun' anlamına
gelir. Bu üç sözcükten oluşan ad, 'uzun ömürlü'
demektir.
(3) Savaş ve aşk tanrıçası İştar'ın tapınağı.
(4) Pişmiş tuğla, güneşte kurumuş tuğla olan kerpiçten
daha değerliydi. Pişmiş tuğla öteki tuğlaların kaplaması
olarak kullanılırdı.
(5) Bu yedi bilge, yerin altında bulunan tatlı su okyanusunun
tanrısı Ea'nın öğrencileridir. Bunlar yeryüzüne
çıkıp insanoğluna bilim ve bilgelik öğrettiler: Çok
eski bir söylenceye göre de Sümer ülkesinin krallarıydılar.
(6) Etice yazmadaki bu yerde, Etilerin iki baştanrısından
biri göğün Güneş Tanrısı, öteki de Fırtına Tanrısıdır.
Burayı Babil mitolojisine, Babil anlayışına göre değiştirmeye
çalıştık (Prof. Landsberger).
(7) Endaze: 60 cm; karış: aşağı yukan 20 cm.
(8) Bizim hep "ağılı bol Uruk" diye çevirdiğimiz
tümce, daha doğru olarak, "Koyun ağıllarının kenti olan
Uruk" diye çevrilmeliydi. "Bol ağıl" Uruk kentine göndermedir.
Bu sıfat, Uruk'un Tanrıçası olan İştar'a adanmış
kutsal koyun sürülerini anıştırıyor.
(9) Gılgamış'ın taşıdığı yüksek krallık niteliklerinden
biri olan çobanlıkla, yaptığı zulüm bağdaşmadığından,
burada kendisiyle alay ediliyor.
(10) Yakınmalar doğrudan doğruya büyük tanrılara
yapılmadığından, daha küçük tanrıların aracılığına
başvuruluyor, bunların aracılığıyla yapılan yakınmaları,
ulu tanrılar dinlemiş oluyor.
(11) Büyük ana tanrıçalardan birinin adıdır.
(12) Aruru, kendisinin eskiden yarattığı Gök Tanrısı
Anu'nun biçimini ruhunda canlandırıyor, sonra çamuru
yazıya atarak bir büyü yapıp, ruhunda canlandırdığı
bu biçimi gerçekleştiriyor (Prof. Landsberger).
(13) Suvat: hayvanların sürekli su içebildikleri bir
su kıyısındaki, en çok da ırmak kıyısındaki düzlük yer.
(14) Çok su içiyor olsa gerek (?).
(15) Avcı tuzak ya da kapan kurduğuna göre, yanındaki
hayvanların, bu tuzak ya da kapana bağladığı
hayvanlar olması gerekir. Çünkü avlanacak hayvanlar ne
türdense, o tür ya da başka tür hayvanlardan biri kapanın
ve tuzağın yanına bağlanır.
(16) Biz bunu, yoğun bir cevher olan göktaşı olarak
yorumluyoruz. Bu, en büyük gücün simgesidir.
(17) Tuzakları.
(18) Yabanıl hayvanları (Prof. Landsberger).
(19) Belki içtiği bol su.
(20) Çevik, yiğit, açıkgöz, yaramaz anlamlarına gelir.
Adam boynu vuran cellatla bir ilgisi bulunma olasılığı
da vardır.
(21) Burada "addeğişimi" (metonomasie) vardır
(Prof. Landsberger).
(22) "Allah'ın emri olmak" deyimi, cinsel ilişkide
bulunmak ve yatmak sözcüklerinin karşılığıdır. Halk
dilinde çok kullanıldığından bunu ötekilere yeğledim.
Özgün metinde de yasal ilişkide bulunmuşlar gibi görülmektedir.
(23) Dr. Albert Schott'un çevirisine koyduğu eski
Babil yazmasına ait 45'inci satırın, anlam bütünlüğünü bozması
nedeniyle çevirmedim. Prof. Landsberger bu satırı
çıkarmamı salık verdi..
(24) Ceylanların, geyiklerin, yağmurcaların birdenbire
sıçramalarına "mertlemek" denir.
(25) Güneş Tanrısı.
(26) En yüksek tanrılar.
(27) Burada Schott'un çevirisi, özgün metne göre
değiştirilmiştir. Bu değişikliğin nedeni, burada eşcinsel
ilişkiye değinilmesidir. Çünkü olay yanıltıcıdır. Destanı
düzenleyen sanatçının anlattığı düş, sanatta gösterdiği
en büyük özelliğidir. Sanatçı, Gılgamış'a kösnül
bir düş gösteriyor; o da bu düşü, bir çocuk saflığıyla
anasına anlatıyor. Bu örge, birinci düşte, destanın yalnızca
en son yazmasında bulunuyor. Schott'un metniyse,
en son yazma olan eski Babilce metinden çevrilmiştir
(Prof. Landsberger).
(28) Gılgamış'ın anası.
(29) O zamanlar insanlar güzel kokulu yağlarla bedenlerini
yağlarlardı (Prof. Landsberger).
(30) Ev diye çevirdiğim sözcük, iki yerde geçmektedir,
anlaşılması da güçtür.
(31) Burası yeterince açık değildir. Bazı dilbilimciler
bunu "ius primae noctis" (ilk gece hakkı) diye yorumluyorlarsa
da, bu yorum genellikle kabul olunmuş
değildir.
(32) Çocuk doğduktan sonra, göbeğinin bağı üzerinde
fal bakılmış olsa gerek.
(33) Gılgamış'ın.
(34) Yerli olmayıp Sümer panteonuna sonradan girmiş
bir tanrıça.
(35) Gılgamış'ın İşhara ile evlenme hazırlığı akla
geliyor.
(36) Yabanıl inek görünümünde bir tanrıçadır (Prof.
Landsberger).
(37) Yelmek, heves etmek anlamına gelir. Bazan
bağlanma, kapılanma anlamında da kullanılır.(ÇN)
(38) Hafif uyumak, şekerleme yapmak. (ÇN)
(39) Bu satır anlaşılmıyor (Prof. Landsberger).
(40) Gılgamış'ın Engidu'ya söyledikleri, ne yazık
ki kaybolmuştur.
(41) Uruk, Fırat kıyısında olduğundan böyle bir dilekte
bulunulmuştur.
(42) Faldan, işin uğursuz gideceği anlaşılıyor.
(43) Eski Elam devletine ait bir yer. Bugünkü Batı
İran'da.
(44) Düşte bildirsin.
(45) Gılgamış'ın koruyucu tanrısı (Prof. Landsberger).
(46) Su taşımağa yarar tulum (ÇN).
(47) Yaşlılardan (Çeviren).
(48) Emanet etmek anlamında.(ÇN)
(49) Anlaşılmaz bir sözcük.
(50) Güneş tanrısına su sunmak için.
(51) Kalk, fırla, sıçra demek.(ÇN)
(52) İrnina, İştar'la (Babillilerin Venüs'ü) ilgili bir
yakarıda İştar'la bir tutuluyor ve kendisine şöyle sesleniliyor:
"Sen en güçlüsün, İgigilerin (yeryüzü tanrılarının)
en büyüğü, sen kraliçesin. Kükreyen aslan, kızgın
vahşi boğanın... (Sin'in Tanrısı) güçlü kızı, sana karşı
duracak kimse yoktur." Buna göre, İrnina, gezegenlerin
tanrıçası Venüs'tür (Schott).
(53) Gılgamış'ın.
(54) Demek, tehlike atlatana su içirmek göreneği o
zaman da varmış.
(55) Un, ruhların yerin altından çıkıp düş göstermeleri
için serpilir. Bu ruhlar düşte görünürler.
(56) Gılgamış, dağların yamaçlarında biten ve yeğin
yellerin etkisiyle devrilip iki kat olan buğdaylara
benzetiliyor. Bir buğday eğildiği zaman başağı nasıl köküne
kadar dayanırsa Gılgamış'ın o anda büzülerek uyuduğunu
anlatıyor (ÇN).
(57) Cinsel anlamda.
(58) Belki arabanın bir süsü.
(59) Katran ağacı güzel kokar (ÇN).
(60) Bu dört satır tam olmadığı için çeviride atlanmıştır.
(61) Yeşb de denen sert ve değerli bir taş (ÇN).
(62) İştar'ın sevgilisi olan Tammuz, yazın ölen bitkilerle
birlikte cehenneme gider; bütün ülkede bunun
için yas törenleri yapılır. İştar iki ay sonra, onu cehennemden
çıkarıp yeryüzüne getirir.
(63) Yani "Kanadım" diyor (Prof. Landsberger).
(64) Burada ne olduğu anlaşılmayan bir yemekten
söz edilmektedir. Belki İştar'ın çobana önerdiği aşk eğlenceleri
de kaba bir biçimde anıştırılmış olabilir.
(65) Çobanın damak tadı olmadığından, İştar'ın
sofrasındaki yemekleri beğenmeyip anasının yemeklerini
arıyor (ÇN).
(66) Hurma bahçelerinde yaşayan ve hurmalara zarar
veren adı bilinmedik bir hayvana döndürmüştür.
(67) İçi boş, özsüz buğdaya "kavuz" denir. "Kavuz
yılları" sözüyle de kıtlık yılları anlatılıyor (ÇN).
(68) Hayvanların ciğer, barsak, işkembe gibi iç organları.
(69) Herkesin koruyucu bir tanrısı vardı (ÇN).
(70) Schott, burada yalnızca Boğazköy'de ele geçen
metne göre "senin" diyeceği yerde "benim" diye bir
değişiklik yapmıştır. Bunun için de şu iki nedeni ileri
sürmektedir:
1. Gılgamış'ın, Humbaba'nın üzerine yaptığı sefere
Şamaş neden olmuştur, diyor. Halbuki Şamaş'ın bu
sefere neden olduğunu ben, ozanımızda göremiyorum.
Gılgamış bu sefere gitmeye kendi karar vermiştir. Ancak
Şamaş, seferde Gılgamış'ı korumuştur.
2. Schott, Enlil'in Humbaba'yı ormana bekçi olarak
koyduğunu ve onun ölümüne neden olduğunu ileri
sürüyor. Buna verilecek yanıt şu olabilir: Kutsal katran
devrildikten sonra, bekçiye gerek yoktur. Hem Gılgamış,
katranların kerestesinden Şamaş için değil, Enlil için bir
kapı yaptırmıştır. Sanatlı olarak yapılan bu kapı, Gılgamış'ın
Enlil'e karşı duyduğu minnet duygusunun bir
anlatımıdır (Prof. Landsberger).
(71) Açık olarak anlaşılamayan bu satırlarda, sözü
edilen kapıya bir anıştırmada bulunulmuştur. Bu kapı seferin
ganimetidir. Ve Enlil'e yapılacak bir sunudur. Sefer de
bu ruh coşkunluğu içinde yapılmıştır. Halbuki Enlil
için katlanılan bunca özveriye, güçlüğe ve yorgunluğa
karşı Enlil değerbilmezlik gösteriyor. İşte bu yüzden
Engidu hırsından patlıyor, ama doğrudan doğruya tanrıya
dil uzatamayıp hırsını bir çocuk gibi kapıdan ve bu
dramda ancak bir uşak rolü oynayan fahişeden alıyor
(Prof. Landsberger).
(72) Engidu'nun sözleri belki sıtma sabuklamasıyla
söylenmiştir. Ancak bu sözler bir düşe özgü değildir.
Tersine Engidu, büyük bir güçlük ve yorgunluk içerisinde,
taşınması güç olan bir tür keresteyi, Tanrı Enlil'e bir
sunuda bulunmak üzere yurda dek sürüklüyor. Bütün bu
sefere atılması ve öfkesini kapıya karşı göstermesi en
doğal davranıştır (Prof. Landsberger).
(73) Burada söz konusu olan ağaç değil, kapıdır.
Kapının yüksekliği 12 metreden artıktır (Prof. Landsberger).
(74) Orospunun kösnül davranışlarının, başına bela
olmasını diliyor (ÇN).
(75) Yeraltı Tanrıçasının adlarından biridir.
(76) İnsanlar öldükten sonra toprak ve sonuç olarak
toz oldukları için, burası, yani mezar, "tozun evi"
diye anlatılmıştır.
(77) Tanrıların sürekli olarak ilgisini gören en yüksek
rahip sınıfı belirtiliyor.
(78) Etana, insanlarla hayvanların bir arada yaşadığı
en eski zamanda, çobanlara krallık etmiştir.
(79) Sürü ve çobanların tanrısı (Prof. Landsberg).
(80) Seni elimden aldı demek istiyor.
(81) Yaban eşeği pek cinbaş olduğundan avlanması
güçtür ve tek başına dolaşmaktadır (ÇN).
(82) Katır, dağda kolaylıkla gezebilen bir hayvandır.
Anlaşılan Engidu, becerili bir dağcı ve becerili bir
yaban eşeği avcısı olduğu için, katıra benzetilmiştir
(ÇN).
(83) Bir tür ağaç (ÇN).
(84) Bu aslan olayı, geriye kalan ve yok denebilecek
kadar silik olan izlerden çıkarılmıştır, bununla birlikte
tamamladığımız, bu kırık ve belirsiz yer, son zamanlarda
ele geçen Etice yazılmış bir metin parçasıyla
doğrulanmış görünüyor.
(85) Gılgamış'ın düşü burada bitmiş gibi görünüyor.
(86) İkizler dağı.
(87) Maşu dağı çatal biçimindedir. Güneş bu çatalın
arasından çıkıyor (Prof. Landsberger).
(88) Dağlarda bulunan iki yanı dar ve yüksek yarmalar (ÇN).
(89) Gılgamış, karanlık boğazdan geçerken güneşle
karşılaşmamak için adımlarını sıklaştırıyordu.
(90) Üzüm salkımı gibi akikler.
(91) Bir tanrıça olan bu Sakiye, mitolojik bir kişidir;
günlük dönüşü sırasında, yorgunluğuna karşı güneşe
taze bir içki sunar (Prof. Landsberger).
(92) Öldü (Prof. Landsberger).
(93) Sim, im ve belirti anlamlarına gelir. Bu sözcüğü
bir Türkmen'den duymuştum (ÇN).
(94) Taştankilerin ne oldukları belli değildir; ancak,
metnin bağlamından bunların kürekçi oldukları çıkarılabilir.
Çünkü ölüm suyunun damlası bir insana sıçrayınca,
o insanı öldürüyor. Dolayısıyla, böylesine tehlikeli
suyu geçmek için belki taştan kürekçiler kullanılmıştır
(Prof. Landsberger).
(95) Küreğin suya giren enli bölümü. Destan dönemlerinde
bu aynaların türlü biçimlerde yapıldıklarını,
ele geçen resim ve kabartmalardan anlıyoruz. Nuh'un
gemisinin kullandığı küreklerin aynasının da meme biçiminde
olduğunu, bu destandan öğreniyoruz (ÇN).
(96) Gılgamış, Utnapiştim'i tanımıyor; karşılaştığını
başka biri sanıyor (Prof. Landsberger).
(97) Bu, dünyanın geçici olduğuna bir örnektir. Bir
aile ve bir mal kuruluyor, bunlar sonuçta yok oluyor.
(98) Dünyanın gelip geçici oluşu, ırmağın akışıyla
karşılaştırılmak istenmiyor.
(99) İlerde de göreceğimiz gibi, Utnapiştim'e ayrıcalıklı
davranıp ona sonsuz dinçliği verdiler; ancak o
zamandan beri, tanrıların bu ilgisini bir daha kimse kazanamadı.
(100) Anunnaki: Gök tanrılarının tersine olarak yeraltı
tanrılarıdır. (Prof. Landsberger).
(101) And: Değişmeyen yazgının simgesidir. Her
kim günah işlerse, içtiği andı bozmuş olur. İnsanlar günahlı
olduklarına göre, yazgıları değişir demektir (Prof. Landsberger).
(102) Nuh Peygamber, dağların, denizlerin ve ölüm
suyunun arkasında bulunduğu için, kendisi böyle niteleniyor. (ÇN).
(103) Şurippak, Uruk'un yaklaşık 30 km. kuzeybatısında,
bugün Fara denen bir örendir (ÇN).
(104) Ozan burada, bir masal örgesinden yararlanmıştır.
Yelden sallanan kamışlar, sesi insanlara iletiyor.
(105) Ubar-Turu: Babillilerin geleneğine göre,
18000 yıl saltanat süren Tutan'dan önceki son söylencesel
kraldır (Prof. Landsberger).
(106) Nuh Peygamber'i çağırıyor. Tanrılar toplantısında
verilen kararı, gevezelik edip Nuh'un kulağına
iletiyor (ÇN).
(107) Apsu: yerin altındaki tatlı su okyanusudur; aynı
zamanda yerin üstündeki yağmur suyunun da havuzudur.
Ea, hem bu havuzun ve hem de bu okyanusun beyidir
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Gılgamış Destanı - 5
  • Büleklär
  • Gılgamış Destanı - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3795
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2023
    30.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Gılgamış Destanı - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3842
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1815
    29.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Gılgamış Destanı - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 3947
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1731
    31.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Gılgamış Destanı - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3771
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1927
    29.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Gılgamış Destanı - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 667
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 476
    36.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    56.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.