Gülün Öteki Adı - 4

Süzlärneñ gomumi sanı 3524
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2223
24.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
35.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
41.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
italki
On iki bölümlük bir dizi filmle bir yudum şarap, bir dilim rozbif arasında yutulan Kathar Şövalyeleri'nin acıklı öyküsü, yüzyılların mahmurluğundan turist tellallarının dırdırıyla sıyrılmak zorunda kalan Montsegur için iyi mi oldu, kötü mü, belli değil. Kesin olan, televizyondaki diziden sonra her hafta sonu yüzlerce araba dolusu insanın alışveriş merkezlerine gider gibi bu 1207 metrelik sarp kayaların tepesine kurulu şahin yuvasına hücum ettiğidir.
Ben güneşli bir ekim günü tırmandım Montsegur'un dik yamacını. Yirminci yüzyıl bile sivri topuklu hanım turistlere uygun bir patika döşeyememişti bu "Poç" adını taşıyan, kocaman bir kıtlama şekerini andıran granit kütlesine. Sekiz kişilik bir meraklı topluluğuyduk. Aramızda yetmiş beşlik anneannemiz de vardı. Ama anneanne; kıtlama şekerin tepesindeki kaleye doğru bir bakınca havlu attı, onu arabada bıraktık ve biz sözüm ona gençler doruk deparını başlattık. Tırmanış kaç dakika sürdü, bilmiyorum. Ama bizi 1207. metreye yaklaştıran her adımda bu Katharların biraz da katır olduğuna inancım pekişti. Montsegur'den yıllarca önce çıktığım Nemrut Dağında, o kaya heykelleri oraya nasıl çıkardıkları çok ilgimi çekmişti, zamanın olanaklarıyla bu işi başaranlara hayranlık duymuştum. Ama Nemrut Dağı daha yüksek olmasına rağmen eğim ve sarplık açısından Montsegur'un kurulduğu Poç'a oranla lokum kıvamında sayılır. Üstelik içinde binlerce insanın yaşadığı dev bir şato için gerekli tonlarca kesme taşın nasıl buralara çıkarıldığını düşününce, insan bazı şeyleri iyice kavrayamaz oluyor. İnşaat zorluğunun en iyi kanıtı, Fransa gibi bir ülkede bu şatonun hâlâ onarılmamış olması. Deli Tramontan rüzgârlarının erozyonuna açık görkemli kale, henüz dimdik ayakta. Ama terk edilmiş, yıkılmış kesitleriyle yoksul düşen soylu bir senyör havası var burçlarında. Sarp Poç'un tepesine tünemiş taştan bir Don Kişot sanki Montsegur. Katharların öyküsü de biraz Don Kişot'luk değil miydi zaten?
Sekizinci yüzyılda Montsegur, bir kont kızının çeyizini oluşturan eski, çok eski zamanlardan kalma birkaç yıkık duvardan ibaretti. 1200'lü yıllarda ilk haçlıların Oksitanya'yı yıkıp yakmaya başlamasıyla Katharlara bir sığınak vermeyi amaçlayan bu soylu kadın, kendisinin de katıldığı yeni mezhebin rençper ve amelelerine kaleyi onarma görevini verdi. Onarım çalışmalarının yanı sıra, kalenin savunmasını da Pierre Roger des Mirepoix adlı bir senyör üstlendi. Eski yıkıntıların üstünde kısa zamanda görkemli bir taş savaş gemisi yükseldi sanki. Kör, kunt, çıplak duvarları, dik burçlarıyla gökyüzüne bir isyan gibi uzanan yeni Montsegur'un yuvarlak kuleleri yoktu. Her köşesi dik açılardan oluşuyordu. Kalenin garip mimarisini inceleyen günümüz mimarları, Katharların "altın sayı" diye adlandırılan orantıdan haberli olduklarını ve Montsegur'un bir güneş tapmağı özelliklerini taşıdığını öne sürüyor. Kalenin içinde ortaçağ derebeyliklerinde görülen ve soyluların oturduğu bir şato kurulmamıştı. Yalnız kuzeybatı burçlarına dayalı ve surlardan altı metre daha yüksek dörtgen bir kulesi vardı kapalı yaşama alanı olarak. Bu kuledeki yer kapasitesi, engizisyon dönemiyle birlikte akın akın kaleye sığınan Kathar toplulukları karşısında kısa zamanda yetersiz kaldı ve sığınmacılar, düpedüz avluya kurulan derme çatma çadırlarda yaşadılar yıllarca. Montsegur, Katoliklerin diliyle "Şeytan'ın Tapınağı" olarak Kathar mezhebinin başkenti görevini işte böyle üstlendi.


Carcabbonne kentinin ünlü kalesinin "Aude" kapısından bir görünüşü

Comta Şatosunun (Carcassonne) Vizigot kapısındann bir görünüşü

Kathar Şövalyeleri'nin Komando Timleri
Engizisyonun Boynunu Vuruyor
1242 yılının Mayıs ayında Guillaume Arnaud başkanlığındaki engizisyon yargıçlarının, Toulouse'da yeni bir temizlik hareketi başlatmak üzere "Pembe Kent"in az ilerisindeki bir kasabaya yerleştikleri haberi bölgeyi yeni bir korkuya boğdu. Olay kısa zamanda Montsegur'de üslenen Kathar Şövalyeleri'nin kulağına geldi. Garnizon komutanı Pierre Roger, yoldaşlarını toplayarak aralarından seçtiği altmış kişilik bir atlı birliğin başında rüzgâr gibi daldı gecenin karanlığına. Engizisyon yargıçlarının kaldığı kasabaya sabaha karşı vardılar. İnfaz görevini üstlenen on iki kişinin eline çıplak on iki balta verildi. Tüm kasaba halkı uyanmış, Kathar Şövalyeleri ile birlikteydi. Yargıç olmayan yargıçların tepesine inen halkın yargısıydı bu. Guillaume Arnaud ve altı çömezinin uyudukları odaların kapıları baltalarla parçalandı, ilahiler söylemeye başlayan engizisyon yargıçlarının kellelerini yardıma çağırdıkları azizler de kurtaramadı.
Fransız ordularının misillemesi gecikmedi. 1243 yılının baharında Hugues des Arcis komutasındaki kraliyet güçleri Montsegur'ün yamaçlarında mevzilendi. Kartal yuvası şatoda hepi topu iki yüz yeminli Kathar, yüz şövalye ve gerisi çoluk çocuk olmak üzere beş yüz insan vardı. Kuşatma güçleri ise on bin kişiden oluşuyordu. Ama öylesine sarp, öylesine alınmazdı ki Montsegur Kalesi, haçlı komutanı Hugues des Arcis başarıya ulaşabilmek için askerlerinin saldırı gücünden çok, kuşatılanları bekleyen açlık ve susuzluğa güvenmekteydi.
Saldırganların sayısal üstünlüğüne rağmen geceleri yalnız kendi bildikleri dehlizlerden, gizli patikalardan ovadaki yerleşim merkezleriyle bağlantısını sürdüren Montsegur halkı, önemli ölçüde depoladığı yiyecek ve su yedeği sayesinde karşı tarafa tek bir burç vermeden sonbaharı geçirdi. Kış bastırdığında aşağıdaki on bin kuşatmacının durumu, kaledeki beş yüz kişiden daha umutsuz görünüyordu. Montsegur'dekilerle gönül beraberliği içindeki civar köyler nerede yalnız başına bir askere rastlasalar öldürüyor, kuşatma ordusuna yiyecek sağlamakta ellerinden gelen zorluğu çıkarıyor, ucundan ucundan kemiriyorlardı Fransızları. Oysa aynı köylüler, gizli oyuklardan, sarp kayalardan, sadece kendi bildikleri geçitlerden sekerek su ve ekmek ulaştırmaktaydı Montsegur mahsurlarına. Kraliyet ordusunda baş gösteren salgın bağırsak enfeksiyonlarında ise, yine köylülerin verdiği bozuk yiyeceklerin, zehirli şarapların büyük payı vardı. Kısacası haçlı ordusu yorgun, aç ve hastaydı.
Aralık ayında hepsi deneyimli dağcı olan bir düzine aylak Bask savaşçısının, kuşatma komutanı Hugues des Arcis tarafından kiralanması, olayın akışını birdenbire değiştirdi. O dönemde uygarlıktan henüz nasibini almamış, inançsız ve yasasız bu kiralık Bask savaşçıları, keçilere taş çıkartan bir beceriyle şatonun doğu kanadına seksen metre kala tırmanmayı ve tutunmayı başardı. Zamanın savaş araçları mancınıklar, bu noktadan kaleyi gülle yağmuruna tutmaya başladı. Kışın ya da uzun dönemde, Montsegur düşmeye mahkûmdu artık. Tepelerine yağan taşlara, kara, soğuğa ve kesilen yardımlara rağmen Şubat sonuna dek dayandı kale halkı. Kathar Şövalyeleri ve kale garnizonunun bir avuç askeri canlarını dişlerine takarak savunuyorlardı hâlâ şatoyu. Durumun umutsuzluğunu çok iyi bilen iki yüz küsur Kathar, Kale Komutanı Pierre Roger de Mirepoix'ya şükranlarını belirttiler ve kendileri yüzünden daha fazla acı çekilmesine gerek kalmadığını, ölüme hazır olduklarını, teslim olmasını istediler.
Şubat ayını Marta bağlayan gece Montsegur'de teslim kararı alındı.
1 Mart'ta kuşatmacılara karar bildirildi. 2 Mart Çarşamba günü, Montsegur komutanı Pierre Roger ile haçlı şövalyesi Hugues des Arcis, teslim koşullarını görüşmek üzere bir araya geldiler. Haçlı ordularının hiç de iç açıcı bir durumda olmadığı, Montsegur yeniklerinin her şeye rağmen kabul ettirdiği şaşırtıcı teslim koşullarından belli oluyordu. Anlaşmaya göre, Montsegur savunmacıları on beş günlük bir ateşkesten yararlanacaklar ve bu süreyi kalede geçirdikten sonra şatoyu Fransız Kralı adına haçlı komutanına teslim edeceklerdi. Kuşatılanlar üstüne peşinen verilmiş tüm hüküm ve cezalar iptal ediliyor, hatta Avignonet kasabasında engizisyon yargıçlarını öldüren birlik bile affa uğruyordu. Mezhep sorunu olmayan askerler, usulen engizisyon mahkemesince denetlendikten sonra özgürce yurtlarına dönebilirlerdi.
Bunların dışında kalede bulunan diğer kişiler, engizisyon yargıçları önünde Kathar mezhebinden caydıklarını açıkladıkları takdirde özgürlüklerine kavuşacak, mezheplerinden dönmedikleri takdirde ateşe atılacaklardı. Düşen bir kale için, bundan daha iyi teslim koşulları düşünülemezdi doğrusu... Ama dost düşman herkes koşulların Kat-harları ilgilendiren bölümünden, hiçbir Kathar'in inancını yadsıyarak yararlanmaya kalkmayacağını bilmekteydi. Engizisyon uşakları, odun öbeklerini kurmaya başlamıştı.
Montsegur, on beş günlük ateşkes süresince, istiridye kabuğu gibi kendi üstüne kapandı. Yedi yüzyıl sonra yüzlerce tarihçi, bu on beş günlük ateşkesin anlamı üstüne kafa yordular. Komutan Pierre Roger, niçin bu on beş günlük ateşkesi istemişti? Bir yerden yardım umuyor,
kaleyi kurtarabileceğini mi düşünüyordu hâlâ? Katharlar ne yaptılar bu süre boyunca? Niçin bu zamana gerek duyuyorlardı?
Tarih, bu soruların kesin yanıtlarını veremiyor. Tüm bildiğimiz, Katharların kendilerini bu süre içerisinde ruhsal yönden ölüme hazırladıkları, varlıklarını dokuz aydır onları korumak için canla başla savaşan asker ve sivil Oksitanlara bıraktıkları, kendilerini bekleyen engizisyon ateşini bile bile kale halkından on beş askerin daha Kathar mezhebini kabul ettiğidir. Ölüme gidecekleri kesinleştiği için yeni ve eski üyeleriyle şatodaki tüm Katharlar, bu iki hafta içinde Son Teselli'yi alarak Kusursuz olarak yanmaya hazırlanmışlardı.
Yaşasın Ölüm Diyebilmek İçin
Hünkâr istedi ki:
bu müşahhas küfrü yere sermeden önce,
son sözü ipe vermeden önce,
biraz da şeriat eylesin ibrazı hüner
âdâbü erkânıyla halledilsin iş ...
Dönüldü Bedreddin'e.
Denildi: "Sen de konuş."
Denildi: "Ver hesabını ilhadın."
Bedreddin gülümsedi.
Aydınlandı içi gözlerinin,
dedi:
— Madem ki bu kere mağlubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sözü.
Madem ki fetva bize aid
verin ki başak bağrına mührümüzü...
Nâzım Hikmet (Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı)


Kathar Kalelerinden: Puivert



Kathar Kalelerinden: Peyrepertuse

Montsegur mağlupları, kaleden başları dik çıktı. İki yüz: yirmi beş Kathar Şövalyesi, kızanı ve kadınıyla, gökyüzüne bir isyan gibi yükselen granit tepenin dibine kurulan ateşten çembere tek bir adam birlikteliğiyle yaklaştılar. Haçlı ordularının gümüş zırhlı şövalyeleri gözlerini eğdiler, basit askerler ise büyülenmiş gibiydiler. Haçlı seferinin dinsel kutsaması, tilkicesine kurnaz Narbonne Piskoposu, havada bir hayranlık soluğunun kokusunu aldı. Ölüme gidenlerden hiç olmazsa birine fire verdiremezse eğer, bu olağanüstü manzaranın babadan oğla kalan bir miras gibi yüzyıllarca anlatılacağını sermişti. Son bir umutla gerilmiş bir yay gibi fırladı gerinden, koştu, ateş çemberimle Katharların arasına dikildi:
— Durun, durun diyorum size! Bir kez daha düşünün. Aranızda cayan yok mu hiç mezhebinden? Engizisyonun kararına rağmen ben, son bir şans tanıyorum nedamet getirenlere!
Katharlar durmadı. Katharlar durmadı. Kafileye öncülük eden Kusursuzlardan Bertrand Marty, başka bir soruya ;yanıt verir gibi gülümseyerek söylendi:
— Biz hepimiz kardeştik...

(Montsegur Katliamı, 16 Mart 1244)

Montsegur'un uzaklardan kartal yuvası misali bir görünüşü


Montsegur'da teslim olup,
diri diri ateşe atılan Katharlar'ın anısına, dağın eteğine dikilen anıt:
italki
"Als Catars / Als Martirs / Dei Pur Amor / Crestian / 16 Mark 1244."

16 Mart Çarşamba sabahı, Narbonne Piskoposu ve haçlı komutanı Hugues des Arcis kaleyi teslim almaya geldiler. Askeri garnizon teslim oldu. Yeni katılanlarla birlikte sayıları 225'i bulan Katharlar hazırdılar. "Kusursuzların ardından inançlı adımlarla Poç Tepesi'nden aşağı indiler. Tepenin dibindeki düzlüğe, kazıklarla çevrili bir arena yapılmış, içine odun ve saman yığılmıştı. Samanlar tutuşturuldu, odunların alazı gökyüzünü yaladı. Kazıklara dayanan merdivenleri tırmanan Katharlar tek tek ateşe attılar kendilerini. Yaralılar sedyeleriyle çıkarılıp atıldılar.
Direnişin imgesi, Kathar öğretisinin başkenti böylece düştü. Kırk yıl süren bir savaş, on aylık bir kuşatma ve 225 kişinin yakıldığı engizisyon ateşiyle; Montsegur bir efsaneydi artık.
Ne var ki tüm Katharlar ateşe atılmadı o gün. Aralarından dört Kusursuz, garnizon komutanı Pierre Roger tarafından kalenin gizli bir bölmesine saklanmışlardı. 15 Mart'ı on altıya bağlayan gece iplere tutunarak sarp kayalardan aşağı indiler, Peyre Boğazı'nı geçerek Pirene-ler'in art yamaçlarında bir mağaraya, Aralık ayı sonlarında saklanan bir hazine sandığını çıkardılar. Değerli yükleriyle birlikte Usson şatosuna varıp, orada bu hazineyi zamanında saklayan iki diğer Kusursuzla buluştular. Tarih bu noktadan öteye Kathar hazinesinin de, dört kaçağın da izini yitiriyor.
Peki neydi bu sandık? Neydi söz konusu Kathar hazinesi? Kuşkusuz, topluluğun ortak kasasından başka bir şey değil. Değeri ve önemi öylesine büyük olmalı ki, garnizon komutanı Pierre Roger teslim koşullarının tümünü tehlikeye atan böyle bir girişimi desteklemişti. Bu arada, şatonun sahibesiyle kızının da, yanmayı yeğleyen Katharlar arasında yer aldıkları unutulmamalı. Katharların yalnız kendilerini değil, onlar zaten öleceklerini biliyorlardı; ama diğer üç yüz kişinin de yaşamını tehlikeye atarak düşmana kaptırmamaya karar verdikleri bu hazine üzerinde çok şeyler söylendi, çok şeyler yazıldı. Yedi yüzyıldır Pirene dağlarında yaşayan insanlar bu hazineyi bir gün bulabilme düşünü besledi.
Bu düşler de Montsegur efsanesinin bir parçası artık.
Oksitanyalı bir ozan der ki:14

La Nueit de Montsegur
O lutz inagotabla
torna, torna renaisser
de las cendras dels morts.
L'oimbre que ten serada
lo punh del rei nafrat
desliure sa colomba.
Ah sönmeyen ışık
doğ yeniden,
yeniden ölülerin küllerinden.
Yaralı kralın avcunda
tuttuğu gölge oldu
beyaz güvercin.
Şatolar Bitti, Şövalyeler Taşlaştı
Montsegur'ün düşüşünden sonra Katharların elinde birkaç şato daha kalmıştı. Tek tek direnişlerle bir on yıl daha sürdürdüler varlıklarını. 1251 yılında mirasçı bırakmayarak ölen son Toulouse kontu VII. Raimpond'un ardından "Pembe Kent"in egemenliği Fransız Krallığı'na geçti. Halk, hâlâ Katharları yargılayıp yakan engizisyon mahkemelerine karşı birkaç kez ayaklandı, yargıçları öldürdü, kovdu. Ama her seferinde daha güçlüleri, daha acımasızları geliyordu. Ormanlara, mağaralara sığınan Katharlar, köpeklerle iz sürerek yakalanıyor; yüzlercesi kılıçtan geçirilip, elebaşıları yakılıyordu. Birçoğu, kendilerini bu mağaralarda açlığa mahkûm ederek intihar etti. 1255 yılında son iki şato, Queribus ve Puylaurens de düştü. 1321 yılında bilinen son Kusursuz Guillaume Belibaste'nin yakılmasıyla, Kathar öğretisi ve eylemi tarihin sayfalarına karıştı.
En güçlü senyörlerden basit çiftçilere, zengin burjuvalardan kendi halinde el emekçilerine varıncaya dek binlerce, binlerce insanı daha insanca, daha hakça, daha eşit ve soylu bir dünya için çatısı altına toplayan Katharizm, haksız kazançlarını ve kirli iktidarlarını yitirmek korkusuna düşen kilise zangoçlarına, yerleşik düzen yandaşlarına böylece yenildi.
Oysa Anadolu topraklarından Pirene Dağları'na, Ege Denizi'nden Atlantik Okyanusu'na; daha hakça bir düzen, daha onurlu bir insanlık için, kölesi olmayan bir dünyayı kucaklamak istemişlerdi.


Kathar Kalelerinden: Queribus.


Kathar Kalelerinden: Puylaurens.

Toulouse-Carcassone yolu üstündeki bir tepede Kathar şövalyelerini simgeleyen, ama daha çok 10 metre boyunda dev füzeleri andıran taş yontular.


Yontulara çıkan yol üstündeki tanıtıcı yazılar.

Bir gün yolunuz Akdeniz'in Pirene eteklerini dövdüğü eski Oksitanya, yeni Languedoc bölgesine düşerse eğer, Carcassonne-Toulouse yolu üstündeki tepelere dikkatle bakın. Uzaya fırlatılmaya hazır taş füzeler gibi dikilen dev heykeller, o yiğit Kathar Şövalyeleri'nin anısını yaşatmak için, deli Tramontane rüzgârlarına ve yağmura kafa tutmaktadırlar.

Ek:
Bir Avrupa Metropolü: Toulouse
Toulouse, ünlü çocuklarından caz ustası Claude Nouvvgaro'nun bir şarkısına adını veren bu "Pembe Kent", son yıllarda yeni bir ünlem ekledi adına: Beyin Kent. Fransa'nın AB içindeki ileri teknoloji metropolü haline gelen eski Oksitanya il merkezi, tam altı bin altın araştırmacıyı, biyoteknolojiden uzay araçlarına uzanan geniş bir bilim yelpazesinde, dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarına toplamayı başarmış. 21. yüzyıl Avrupası'nın teknolojik kutuplarında iki yeni odak yeşeriyor: Barcelona ve Toulouse. Bizim Katharların iki eski yandaşı, tarihleri kardeş iki kent. Soğuk kuzey ülkelerinin beyinleri fokurdayan bilimcileri, Akdeniz'in bu güzel metropollerine kapağı atabilmek için... fosfor yayma yarışındalar. Üstelik Toulouse'da Barcelona'nın başına dert olan çevre ve hava kirliliği de yok. Yirmi birinci yüzyılın elektronik endüstrisi, kara dumanlar çıkartarak çalışan bir üretim biçimi değil elbet. Tam tersine, Beyin Kent'in laboratuvarlarında temiz ve akıllı arabalar, biyolojik dengeyi bozan endüstri artıklarının zararsız hale getirilmesini amaçlayan EUREKA patentli su projesi üstünde çalışılıyor. Bütün bu projeler hep AB'nin ortak yapımları. Tüm teknolojik performanslarına rağmen günbatımına karşı iki tek "pastis"* (* Fransız Rakı'sı) atmak keyfini elden bırakmayan Toulouse'un, özellikle nükleer tıp ve mühendislik fakülteleri öne çıkan üniversitesi de eski ve ünlü. Bu üniversitenin en renkli geleneklerinden biri de Şubat sonlarındaki öğrenci karnavalı. Yüz binlerce gencin yirmi dört saat sokakta yaşadığı karnaval şenliklerinin gözde temalarından biri de "K-ta-re" adını taktıkları Kathar eğlenceleri. Sanki Katharların yüzyıllık hıncını alırmışçasına engizisyon yargıçlarının kuklaları ateşe atılıyor, Toulouse'dan yola çıkarılan bir Kathar meşalesi Montsegur'e dek koşturuluyor.


Karnavalın geçmişi tam üç yüzyıllık. On yedinci yüzyıldan bu yana kilisenin hışmına uğrayan, durmuş oturmuş burjuvazinin engellemeye çalıştığı bu "inançsız, ırksız ve sınırsız" şenlik, sonunda yirminci yüzyılın sonlarına doğru rahat bırakılmış, isteyen istediğini yapar olmuş.
Eski Oksitan soylularından günümüze kalan çok, ama çok büyük senyörlerden biri de kim biliyor musunuz? Paris kabarelerinin unutulmaz ressamı, Henri de TOULOUSE-LAUTREC.
Sakat bacaklarının eksikliğini ellerinin dehasında gideren Toulouse-Lautrec'in ülkesinde karnavallar, sanatçının özgün çizgilerini taşır biraz.

NOTLAR
1. Oc: "Ok" okunur. Oksitanya'nın kısaltılmışı. Ancak ilk anlamı "evet" demektir. Bugünkü "Languedoc" sözcüğü de "Oc dilini konuşanlar" anlamına geliyor.
2. Gazari: Katharizm'in on üçüncü ve on dördüncü yüzyıllar arasındaki silinişi ya da dönüşümünü inceleyen 20 numaralı "Cahier de Fanjeaux" yayınında, Balkanlar'daki Kathar, Bogomil mezhebinin Bosna Kilisesi olarak devamını araştıran Franjo Sanıjec adlı Yugoslav bilim adamı, yazısında Ankara Üniversitesi profesörlerinden Tayyib Okiç'in 1960 yılında yayınladığı ilk Osmanlı Vergi Defterleri'nden söz ediyor. Sayın Tayyib Okiç, bu defterlerdeki Hıristiyan mükelleflerle Bosna Kilisesi arasında bir devamlılık olduğunu da öne sürmüş. Ne var ki, görüşü, Franjo Sanıjec tarafından yeterli bilimsel kanıtlara dayanmadığı gerekçesiyle, kayda değer bulunmuyor.
Bizim işlediğimiz Şeyh Bedreddin ve Katharizm bağlantısıyla ilgili bir konu olmamakla birlikte, Balkan tarihine ilginç bir açıdan yaklaşan Sayın Tayyib Okiç'in çabalarını burada saygıyla anıyoruz.
3. Türkler genel olarak kuşattıkları topraklarda yaşayan insanları, dinlerini değiştirmeleri için zorlamamıştır. Ancak farklı dinlere farklı resmi, hukuki ya da mali haklar vermişlerdir. İspanyolların Güney Amerika'da gerçekleştirdikleri din değiştirme baskıları Türklerinkinin zıddıdır. Buna rağmen politik, ekonomik ya da kültürel nedenlerden çok sayıda insan din değiştirmiştir. Türkler, idari işler dışında, Türk dilini zorunlu kılmıyordu.
4. Stanford Shaw'un Osmanlı İmparatorluğu'yla Türkiye Tarihi isimli kitabı, Nicolas Vattin'in Osmanlı İmparatorluğu'nun 1362-1451 yılları arasındaki dönemi üzerine yazdıkları ve Robert Mantran'ın yönetimi altında yakın tarihte yayınlanmış yapıtların dışında.
5. Çok sayıdaki iyi tutulmuş olan Türk mali kayıtları, toprak sahipleri ve (Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan olarak ayrılmış) değişik toplumların refahı, bazı bölgelerin ekonomik durumu hakkında önemli bilgiler içermektedir. Ancak konumuzla ilgili hiçbir bilgi vermemektedir.

6. Bkz. Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, "Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler" ( Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1998, sayfa 185) adlı eserinde, Mine G.Kırıkkanat'ın "Gülün Öteki Adı" (1989 baskısı) kitabına atıfta bulunmakta ve: "Şeyh Bedreddin'in bu mezheplerin (Hurufi, Kalenderi, Bogomil ve Kathar) öğretilerinden nasıl ve hangi araçlarla haberdar oldukları kanaatimizce cevap verilmesi gereken önemli bir soru olmakla beraber, doğrudan teolojik anlamda bir temas söz konusu olmasa dahi, halkın yaşayış ve inançlarından bazı çıkarsamalar yapılabileceğini kabul etmemek için hiç bir sebep yoktur. Kaldı ki Şeyh Bedreddin'in Hıristiyanlık ve Grekçe bilgisi ona bu imkanı pekala sağlamış olabileceği gibi, Sakız Adası'ndaki rahiplerin biraz Türkçe, hatta Arapça konuşabildikleri de bilinmekte, dolayısıyla bir iletişim ortamının bulunmuş olması imkansız görünmemektedir. Onun bu öğretilerden dolaylı dolaysız haberdar olması bizce kuvvetli bir ihtimaldir," görüşünü belirtmektedir.
7. Evangiles de Marc, 10. 21 et de Matthieu, 19. 24
8. Latince (çev.n.): "Kral neyse, din odur."
9. 1900'e doğru İstanbul'da bayramlar sırasında, Sultan Abdülhamit'e sunulan tekbirlerde bu kural uygulanıyordu. Bkz. Prenses Ayşe Osmanoğlu, Avec mon pire Sultan Abdulhamid, de son palais â sa prison, L'Harmattan Yayınlan, Paris, 1991, s. 98.
10. Fransızcada hoşgörü "tolerance"dır ve genelevlere "maison de tolerance" da denir. Yazar burada bir kelime oyunu yapmıştı. -Çev.n.
11. 1992'de Papa II. Paul tarafından yayınlanan ve çoksatanlardan olan Principes adlı kitapta bu konu 839. ve 2104. paragraflarda ayrıntılı olarak açıklanmıştır. (Bu kitabın satışı, son on yılda milyonları aşmıştır.)
12. Latran'daki dördüncü din adamları meclisi (1205), yaklaşık on sekizinci yüzyıla kadar Müslümanlarla Yahudileri, genelde yuvarlak bir parçadan oluşan ayırt edici bir simge taşımaya mecbur kılmıştır. Müslüman ülkelerde de, özellikle Bağdat'ta aynı kurallar şart koşulmuş, ama asla uygulanmamıştır. Bazı Yahudiler Fransa'yı bu yüzden terk etmiş, Papalığa bağlı olan Carpentras'a sığınmış ve orada iyi karşılanmışlardır; buraya gelenlere de Papanın Yahudileri denilirmiş... Cachitisme de l'Egtise catholique adlı eserin 597. ve 598. paragraflarında, Yahudiler hakkında bir tanımlama yapılır. Papa II. Jean Paul 1997'deki Saray Bosna gezisinde bir kez daha Antisemitizme karşı bir propaganda yapmıştır ve İsa'nın aslında Yahudi kökenli olduğunun altını çizmiştir. insanların iyi arzulara ulaşmaları yüzyıllar almıştır...
13. Kilise; "sapkınları", Katharları, Jean d'Arc'ı ve daha birçoklarını, kişinin kanını akıtmadan öldürmek amacıyla bir çeşit "saygı" ve "arındırma" kuramına uygun olarak yakmıştır. Osmanlıların benzer bir düşüncesi vardı: 1793'te XVI. Louis'nin idam edildiği haberi geldiğinde çok şaşırmışlardı. Bir hükümdarın öldürülmüş olmasına değil, kafasının kesilmiş olmasına; çünkü bir hükümdar, onların kurallarına göre temiz bir biçimde boğularak öldürülmeliydi. Fransızlar bir kez daha doğru davranışlara karşı gelmişlerdi.
14. Bkz. İnternet sitesi "Le Centre d'etudes cathares/Rene Nelli"
KAYNAKÇA
Anthologie de la Poesie Turque Contemporaine (Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi), Jean Pincuie ve Levent Yılmaz, Publisud, 1991.
Avec Mon Pere le Sultan Abdulhamid, de son Pakds a sa Prison (Sarayında ve Hapishanede Babam Sultan Abdülhamit ile), Prenses Ayşe Osmanoğlu, çev. ]acques Jeulin, L'Harmattan, 1991.
Cahiers d'Histoire (Tarih Defterleri), "Katharlar özel sayısı", S. 70, 1988.
Camaval â Touiouse (Toulouse'de Karnaval), Clause Sicre.
Catechisme de l'Eglise Catholique (Katolik Kilisesinin Kataşizmi), Mame/Plon, Paris, 1992.
Centre d'Etudes Cathares Reni Nelli (Rene Nelli Kathar Araştırmaları), İnternet sitesi
"Derviches des Balkans, Disparations et Renaissances" (Balkanlar'da Sûfîler, Yok Oluşlar ve Yeniden Doğuşlar), Yeni Anadolu, S. 4,ty
"Effacement du Catharisme" ("Katharizmin Silinişi"), Cahiers de Fanjeaux (Fanjeaux Defterleri), S. 20, ty.
Encyclopaedia Universalis
Encycbpâdie de l'îslam, Paris, G.-P. Maisonneuve & Larose, 1991.
First Encyclopaedia of islam 1913-1936, E. J. Brill, 1987.
Gad Nassi, "Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı", Nazım Hikmet, Toplum ve Tarih, 1983.
Grande Encyclopâdk Larousse, Paris, 1984 (10 cilt).
Guide Blue de la Twquie (Türkiye'nin Mavi Rehberi), Hachette, ty-
Gidide en Tene Cathare, Jean-Yves Tournie, ty.
Hayat Ansiklopedisi
Histoire de l'Empire Byzantin (Bizans İmparatorluğu Tarihi), A. A. Vasiliev, Picard, Paris, 1932.
Histoire de l'Empire Ottoman (Osmanlı İmparatorluğu Tarihi), ed. Robert Mantran, Fayard, 1989.
Histoire de l'Empire Ottoman Depuis son Origine Jusqu'â nos Jours (Kökeninden Günümüze Osmanlı İmparatorluğu Tarihi), Joseph von Hammer-Purgstall, Paris, 1835-1843; çev. Mehmet Ata, İstanbul, 1911.
Histoire des Turcs d'Asie Centrale (Orta Asya Türklerinin Tarihi), W. Barthold, Maisonneuve, Paris, 1945.
11 Millenio Bizantino (Bizans'ın Bin Yılı), Hans Georg Beck (Almanca'dan İtalyanca'ya çevrildi), Editions Salerno, Roma, 1981.
istanbul Touristique, Ernest Mamboury, Çituri Biraderler, İstanbul, 1951.
inönü Ansiklopedisi
islam Ansiklopedisi
Journal Le Monde (Le Monde)
La Bible de Jerusalem (Kudüs'ün Kutsal Kitabı), Editions du Cerf, 1994-
La Coran (Kuran), çev. d'Edouard Montet, Payot, 1944.
La Philosophie du Catharisme (Katharizm Felsefesi), Rene' Nelli, Payot, ty.
La Religion Cathare (Kathar Dini), Michel Roquebert.
Le Drame Albigeois et l'Vniti Française (Fransız Birliği ve Albi-geois Dramı), J. Madaule, Gallimard, 1973.
L'Epopie Cathare (Kathar Destanı), 4 cilt, Michel Roquebert, Editions Privat, ty.
Le Livre Secret des Cathares (Katharların Gizli Kitabı), Edina Bozoky, Beauchesne, 1980.
"Le Midi Pyrene"en" ("Orta Pireneler"), Beaut&s de France (Fransa'nın Güzellikleri), Larousse.
Le Phenomine Cathare (Kathar Fenomeni), Rene Nelli, Privat, 1964.
Les Cathares: Histoire et SpirituaUtğ (Katharlar: Tarih ve Ruhbilim), Philippe Roy, Editions Dervy, 1993.
Les Citis Chamelles ou l'Histoire de Roger de Montbum (Charnelles Kentleri ya da Roger de Montburn Tarihi), Zoe" Oldenbourg, Gallimard, 1983.
Montsdgur, Georges Serres, ty.
Montsigur, les Cendres de la Liberti (Montsegur, Özgürlüğün Külleri), Michel Roquebert, Privat, 1981.
Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler, Prof. Dr.Ahmet Yaşar Ocak, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1988.
Protestants du Midi (Güney Fransa Protestanları), Janine Garrison, Bibliotheque historique Privat, Paris, 1991.
Türklerin Tarihi, Doğan Avcıoğlu, C. 4, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1983.
Un Etrange Voyage (Uzun Yolculuk), Nazım Hikmet, Editions La Decouverte, 1980.
Varidat, Şeyh Bedreddin.

'Kathar Şövalyelerini tanıdığımız zaman, insanlığın soyağacında Şeyh Bedreddin'e ne kadar yakın bir dal oluşturduğunu düşünüyoruz, iki akımın da karanlığın cellatlarına boğdurulması, yazgılarındaki benzerliği vurguluyor.
Kathar Şövalyeleri kilisenin buyruğuyla odun ateşlerinde yakıldılar. Biliyoruz ki tarihin karanlığında yakılan her insan geleceğin aydınlığında bir kıvılcım oluşturmuştur ve her kanlı yenilgi daha sonraki dönüşümlerin tohumlarını toprağa serpmiştir...
Elinizde tuttuğunuz bir tarih kitabı değil, insanlığın damarlarında dolaşan özsuyun kaynaklarından birini size tanıtan bir öykü, roman ya da bir başka tür, ama kesinlikle masal değil; gerçekliğin soylu bir
Kathar Şövalyeleri'nin Türk okuruna Mine Saulnier'nin duyarlı kalemiyle tanıtılması, kitaba değerini veren ana niteliktir. Pirene Dağları'nın kuzeyinden başlayan insana dönük bir inanç akımının sosyal adaleti içeren toplumsal bir düzene dönüşmesi; sonra da Türkiye'nin ovasına, kasabasına ulaşan rüzgârlara karışması, tarihte ilginç sayfalar oluşturuyor..
Bu kitap, Oksitanya'daki odun ateşinde yakılan ya da Serez Çarşısı'nda asılan insanın serüvenidir. Her zaman yinelendiği gibi insan kolayca insanlaşamadı; bugün de önümüzdeki yol kısa değil."
İlhan Selçuk

-------------- son --------------
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
  • Büleklär
  • Gülün Öteki Adı - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3840
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2305
    22.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    34.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Gülün Öteki Adı - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3938
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2355
    23.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Gülün Öteki Adı - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 3934
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2315
    24.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Gülün Öteki Adı - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3524
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2223
    24.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.