Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 04

Süzlärneñ gomumi sanı 4076
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2285
29.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Otuz bin hamile kadın üzerinde yapılmış bir deney; düşük dozda aspirin kullanımının hamilelik dönemine çok büyük bir faydası varmış. Erken ve ölü doğumları hayli engelleyen, yüksek tansiyonu düşüren düşük dozda aspirin kullanımının tabii ki uzman doktor kontrolünde olması gerekiyormuş, ancak verilen haberde düşük dozun ne kadar düşük olduğundan söz etmemişler.
Bu arada ben boşu boşuna taze hamilelik haberleri için gazeteleri tırım tırım tarıyormuşum,. İnternetteki ntvmsnbc.com adresinde en son haberler tarih sırasına göre dizi dizi dizilmiş, bizleri bekliyorlarmış. Sağlık bölümünde "anne bebek sağlığı"na tuşlayıp, en son gelişmelere anında ulaşma fırsatı var.
Londra'dan 29 ocak tarihli bir haber; çok heyecanlı bir gelişme olmasına karşın, hâlâ anne olmanın zamanın gelip gelmediği konusunda tereddütler içinde olduğum bir dönem olduğundan bir okuyup sonra da unuttuğum bir şeydi bu, şimdi yazabilirim. Bilindiği üzere, hamilelik dönemindeki ultrason görüntüleri bebeğin anne karnındaki hâlinin çok kaba bir tasviridir, gerçi öyle bile olsa heyecan veridir, Haluk örneğin Emir'in Hande'nin karnındaki görüntülerini "bakın Emir'in fotoğrafına" diye bize heyecanla gösteriyordu, daha sonra da kendilerine ait web sitesine bile koydu bu fotoğrafları...
Doktorlara çok ciddi fiziksel bozukluklar ya da bebeğin ters mi düz mü olduğuyla ilgili bilgi veren ultrasondan daha önemli, her anne babayı çıldırtacak bir gelişme artık söz konusu. Zafer Arapkirli'nin bildirdiğine göre, Siemens tarafından üretilen ve bazı ülkelerde denenmeye başlanan yeni bir görüntü tarayıcı cihaz sayesinde bebeklerin neredeyse fotoğrafa yakın görüntüsü ekrana geliyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Kağıda da basılabilen bu fotoğraflarla çocuğunuzun nasıl bir görüntüye sahip olduğunu onu daha gerçek dünyanın içinde, yanı başınızda görmeden öğrenmek artık mümkün. Tabii bununla birlikte; doğmamış çocuklarda oluşmuş tümörler, dudak veya benzeri bölgelerdeki arızalar, omurga bozuklukları bile doğumdan önce belirlenecek ve önlemler alınabilecek.
Düşük dozda aspirinle pek çok doğum sorunun önüne geçerken, hamilelik boyunca balık yağı yiyerek zeki, çevik çocuklar doğurmak da mümkün. Somon, sardalye ve ringa balığında bol miktarda bulunan yağ asitleri ana rahmindeki bebeğin zihinsel gelişimine hayli olumlu bir katkı yapıyormuş. Yapılan deneyle, annesi balık yağıyla beslenen çocukların diğerlerine göre kavrama yeteneklerinin gelişmiş olduğu ve çabuk öğrendikleri tespit edilmiş. Haftada iki üç kere balık yağı almak yeterliymiş.
En iyisi buzdolabının üzerine bir not yapıştırıp bütün bunları kısa kısa yazmak, unutma balık yağı, unutma düşük doz aspirin, unutma şu, unutma bu... Bilmem, çok fazla kafayı takınca da iyi olmayabilir tabii ama sağlıklı beslenmekte ve bilinçli birer ebeveyn adayı olmakta elbette fayda var.
Alın, buradan yakın, yine geldik Sağlık Bakanlığı'nın önerilerine, işte anne adaylarına beslenme önerileri, buzdolabı notları artarak devam ediyor...
Her öğün c vitamini tüketin.
Her gün en az bir su bardağı süt, yoğurt ayran için veya iki kibrit kutusu kadar peynir veya bir iki yemek kaşığı çökelek yiyin. (Çökelek mi yiyelim?)
Mercimek-bulgur karışımı yemekleri sık sık yiyip (benim bildiğim ikisinin karışmış hâli bir tek mercimek köftesinde var, o da her gün yenmez ki), yanında portakal, mandalina, domates, maydanoz (yemem, yemem, yemem, asla yemem, muadili yok mu?), yeşil biber, taze soğan gibi c vitamininden zengin sebze ve meyveleri tüketin, (ilk maddede bu faslı kapatmamış mıydık?)
Yemekle birlikte çay ve kahve içmeyin. Yemek yedikten bir iki saat sonra için. (içmek şart mı?)
Hamile kaldığınızda ağırlığınız normal ise her ay bir-bir buçuk kilo alacak şekilde yediklerinizi ayarlayın. (Bu bana, yine dün Galip yokken
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
babamla yediğimiz yemekteki garsonun dediklerini anımsattı. Yıllar yılı kibrit çöpüne ve Avrupalı mankenlere -annemin arkadaşları tarafından onların gençliğinde pek meşhur olan Twiggy'e, benim yaşıtlarım tarafından ise Uma Thurman ve Suzanne Vega'ya benzetildikten sonra, Galip ile evlenmeden üç ay önce kilo almaya başladım ve o zamanlar 43 ile 47 arasında gezinmekte olan kilom bugünlerde 60'a çıktı. 1.73 boy ile artık minimuma değil de şişmanlığa doğru sınırda görünen bu kilom beni uzun zamandır tanıyanlar için hayli şaşırtıcı bir durum, mesela abim beni her görüşünde "şişko patata" demeye başladı... Neyse dün babamla yemekteyken ben başlangıç diye nitelenen bir iki şeyden azar azar yedim, babam ise yemiyorum diye üzülerek, Galip'e telefon açtı, "Baksana sen olmayınca Ece'nin boğazından bir şey geçmiyor" dedi ona. O sırada garson babamın dediklerini duydu ve "Doğan abi üzülmeyin, kızınızın kilosu iyi, diyet yapması normal" dedi. Otuz yaşımı aştım, hayatımda biri ilk kez diyet yaptığımı sandığı için hayli heyecanlandım. Tersi diyetlerden söz etmiyorum, defalarca beslenme uzmanlarına kilo almam için götürüldüm, bir tanesi her öğüne birkaç dilim ekmek, hiç unutmuyorum öğle yemeklerine de beş altı dolma ile bir koca tabak pilav yazmıştı, ben de durum böyle olunca asla ve asla kilo alamadım. Beş altı dolma yesem zaten kilo alırdım, o beslenme uzmanından özellikle nefret ettim. Ve işte nasıl olduğunu bilmiyorum, kimsenin yesene kızım, evladım, yavrum, sevgilim, karıcığım demesine fırsat vermeden bir yıl içinde kilo aldım. Belki de Galip bana hiç "Ama yemiyorsun sen.." deyip yüzünü buruşturmadığı içindir. Nice eski sevgilim "seni şişmanlatacağım" diye beni çıldırtmıştı, ben de onların yanında hiçbir şey yemeyerek kendimce intikam almışım herhalde.)
Çok zayıfsanız biraz daha kilo alın. (Demesi kolay... Herkese ne yediğine hiç karışmayan ama meyveleri soyup, buzlukta soğuttuktan sonra şık bir servisle önünüze koyan Galip gibi bir koca diliyorum)
Şişmansanız şekerli, unlu, yağlı yiyeceklerden kaçının. (Bunu da demesi kolay, şişmansanız zaten bunları sevdiğiniz için bu kilodasınız. Dikkat edebilirsiniz yedikleriniz ama nereye kadar?)
Sebzeleri iyice yıkayın.
Boşaldıktan sonra deterjan ve ilaç kavanozlarına yiyecek ve içecek koymayın. (Demek koyanlar var, neyse ki hamilelik boyunca
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kazandıkları bu alışkanlıkları ileride sürdürmeyi başarabilme şansları davar..)
Protein tüketin ki bacak ve göz şişmelerinden kurtulun, güneşe çıkın ki D vitamini alın.
Bütün bu uyarılar hoş. Sizi sizin kadar düşünen birilerinin varlığını öğrenince hem işin ciddiyetinin farkına varıyor, hem de yeni şeyler öğreniyorsunuz.
Çukurova Üniversitesi'nden Doç. Dr. Cüneyt Evrüke diyor ki; sağlıklı bebek dünyaya getirmek için anne adaylarının hamilelik öncesinde bir dizi kan testi yaptırması gerekiyor ama bu konu genelde ihmâl ediliyormuş. Anne adayının kan grubunun RH negatif, babanınkinin de pozitif olduğu durumlarda kan uyuşmazlığı ortaya çıkıyor ve bu da bir dizi sorunun beraberinde getiriyormuş.
Bir de benim çok korktuğum ve sırf bu yüzden canım köpekleri uzaktan sevmek zorunda kaldığım bir durum var; toksoplazma... Anne adayları için en önemli sorunlarından biri insanlara kedilerden ya da köpeklerden geçen ya da çiğ et tüketiminden kaynaklanan toksoplazma denilen parazit. Evrüke diyor ki; "Bir anne adayı hamileliği sırasında toksoplazma parazit ile enfekte olursa ve enfeksiyon anne karnındaki bebeğe geçerse hamileliğin ilk üç ayında düşük doğuma neden olabilir ya da yeni doğanda tahripkâr etkiler bırakabilir. Hatta, bebekte körlüğe kadar varan olumsuz sonuçlara yol açabilir."
Bu arada çiğ et tüketmemek ve özellikle çiğ köfteden uzak durmak gerekiyor.
31 Temmuz 2001
Dokuz günlük sessiz bir tatilde altı kitap okuyarak işe geri döndüm. Yazlık evdeydim, annemin ve Emine teyzenin ben sabah uyanır uyanmaz hazırladığı kahvaltılar, deniz, havuz ve güneş, yine hazırlanıp önüme konan öğle ve akşam yemekleri. Ayda ve Ata da oradaydı, Ata gün geçtikçe büyüyor. Artık çorabını ağzına sokuyor, dişleri çok kaşınıyormuş da.
Tatil hiç bitmesin istedim ve üç aylık yaz tatilleri olan çocukları kıskandım. Ayda ile düşünüp durduk ve ne akılsızmışız dedik, niçin öğretmen olmayı düşünememiştik, yaz tatili, kış tatili, aşı tatili, kazan dairesi patladı tatili, kaloriferler yanmıyor tatili, şehir is içinde, sokağa
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
çıkmak tehlikeli ve yasaktır tatili, kardan yollar kapandı tatili... Eh tabi, artık otuz yaşında olduğumuza göre olan olmuş.
28 temmuz gecesi birinci evlilik yıldönümümüzü kutladık, gazeteye şu yazıyı yazdım;
Bir yıl sonra
Yağmur yağdı, kar yağmadı, rüzgâr çıktı, zaman geçti, deniz duruldu, gece oldu, hilâller, dolunaylar, güneşler geldi geçti. Geceyle gündüz eşitlendi, günler kısaldı, uzadı, sokaklar doldu taştı, pazarlar kuruldu, yeni giysiler alındı, yemekler yendi, sinemalara gidildi, dünya biraz daha kirlendi, yeni zamlar oldu, perdeler, çamaşırlar yıkandı, buzdolabı birkaç kez temizlendi, bir apartman toplantısı yapıldı, bir doğum günü daha kutlandı, bebekler doğdu, bir yılbaşı, yeni birkaç arkadaş, okunmuş on altı kitap daha eklendi, kalemler, yazılar, defterler geçti, eskiyenler atıldı, çöpler birikti, atıldı, tüketildi, üretildi. Ne mi oldu? Bir yıl geçti. Biz evleneli bir yıl oldu.
Bir gün, aaa on beş yıl olmuş da denecek, biliyorum. Gümüş ve altın yıldönümlerine ulaşana kadar geçirilmesi gereken pek çok evre var. Örneğin birinci yıl kağıt yılı, böylesine çabucak geçen bir yıl için birbirinize almanız gereken hediyenin hayli zahmetsiz olması gerektiği düşünülmüş. Tüy kadar hafif, basit, ucuz.
İkinci yıla pamuk, üçe deri, dörde meyve ve çiçek, beşe tahta. Onuncu yılda alüminyum, on beşte kristal; yirmide porselen, yirmi beşte gümüş, otuzda inci, kırk beşte safir, ellide altın, altmışta pırlanta..
Gittikçe ağırlaşan ve fiyatı da artan nesnelerle ifade edilen yıldönümlerinde zoraki hediyelerden uzak geçirilmesi gereken koca bir gün var önümüzde. Belki baş başa bir yemek, geçen yıl bugün hangi saatte ne olduğunu anımsamaya çalışmak, o heyecanı tekrar yaşamak için anlatıp durmak, fotoğraflara ve video görüntülerine bakmak, "hava ne kadar da sıcaktı o gün" demek, birlikte geçireceğimiz tüm hayatın bu bir yıl kadar güzel, mutlu geçmesini dilemek, yeniden birbirimize karşı hep anlayışlı olacağımıza dair söz vermek.
Sahi hava ne sıcaktı ama neyse ki yıldızların altında ve de denizin yanındaydık. Sevdiğimiz tüm insanlar bizimle birlikteydi, güzel müzikler çalıyordu arkadaşlarımız, dans ediyor, gülüyor, eğleniyor,
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
birbirimize "evet" diyor, tüm bir yaşamın o günkü kadar mutlu, neşeli, sağlıklı geçmesini diliyorduk. Sonra ver elini balayı. Bence insanın her yıl bir balayına, şımarmaya, şımartılmaya ve her şeye yeniden başlıyormuş gibi hissetmeye gereksinimi var. Bir yerlere gidiyor ve iki kişilik bir hayat yaşıyorsunuz, işleri güçleri hiç önemsemediğiniz güzel bir iki hafta. Sonra o günlere ait fotoğraflara bakıyorsunuz, sağlıklı yüzlerinize, daha sonra hiç görmediğiniz o mekânlara.
Dediğim gibi, en iyisi her yıl aynı tarihlerde yeni bir balayına çıkmak. En olmadı, o günü en keyifli hâle getirmeye çalışmak.
Biz öyle yapacağız.
Yazıyı Alain de Botton'un Romantik Hareket isimli kitabından bir kaç tümceyle bitiriyorum.
"Sensiz yitik bir insan olduğumu, her ne kadar öyle görünmek istesem de aslında bağımsız bir kişi olmadığımı, tam aksine, yaşamın akışı ya da anlamı üzerine hiçbir ipucu yakalayamamış bir sürüngen olduğumu söylersem, yani sana ihtiyaç duyduğumu itiraf edersem, duygusal açıdan soyunmuş olurum. Karşında ağlarsam, "başkaları bunları duyarsa mahvolurum" diyerek ve her şeyin aramızda kalacağına güvenerek sana yığınla şey anlatırsam, partilerde etrafa mavi boncuk dağıtmaktan vazgeçersem ve önem verdiğim tek insanın sen olduğunu söylersem, dahice biçimlendirilmiş bir "yıkılmadım ayaktayım" kisvesinden soyunmuş olurum. İşte o zaman bir sirk numarasındaki gibi bir tahtaya mıhlanmışımdır, karşımdakine kendi irademle bir yığın bıçak vermişimdir, tenime teğet geçen bıçak atışları karşısında korunmasızımdır...Artık zayıfımdır ve gecenin üçünde telâşlı yüzümle çıkarım karşına; akşam yemeğinde yüksekten attığım iyimser felsefeden ve yüksek sesli değerlendirmelerden eser kalmamıştır artık. Günlük yaşamın özenilecek ve kendinden emin fotoğraflarından biri değilim; elimde korkularımla ve kuşkularımla yüklü çok ayrıntılı bir katalog var; bütün bunlara karşın beni sevmeye devam edebileceğin riskine alıştırdım kendimi."
Karides, kalamar, polaraid bir anı, çingene kemanları, şampanya, dostlar, disko, düğün şarkıları cd'si eşliğinde dans, düğün fotoğraflarına bakma, bir pasta, bir mum, bir dilek.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
1 Ağustos 2001
Nurdan'ın ablası bir pantolon dikiyormuş, bütün hamile kadınlara bu pantolondan armağan olarak götürüyormuş. Pantolonun kemer bölümünün yan taraflarında kuşağa benzeyen bir parça varmış, hamileliğinin boyutlarına göre beldeki bu parçayı sıkıyor veya genişletiyormuş giyenler. Ne hoş bir şey! Nurdan hamile olunca sana da o pantolondan getireceğim diyor, valla iyi fikir.
Geçen gün gerçekten artık yaşlanmaya başladığımızın, artık çocuk değil de çocuklara sinirlenebilen tarafta olduğumuzun farkına vardım. Evimizin pencere demirlerini kale yaparak futbol oynayan çocuklar ne kadar ikaz etsek de oynamayı kesmiyorlardı. Demire çarpan top sesi dünyanın en gerilimli seslerinden biri. O demir parçasına çarpan top aynı zamanda beynimi de zangırdatıyor ve çocukların kale yaptığı yer yatak odamızın camının demiri. O sırada uyumuyordum ama her top çarpışında vücudum biraz daha elektriklenmeye ve biraz daha gerilmeye başladı. Dayanamadım, balkona çıktım ve hayatımda ilk kez şöyle dedim; "Şimdi gelip o topu keseceğim!". Bunu bizim çocuklara anlatınca Ömür, "bu lafı en son 20 yıl önce duymuştum" dedi. Artık toplar eskisi gibi zor bulunan ve özenle saklanan nesneler değilmiş, köşe başı topla doluymuş ve kessem bile gidip yenisini alabilirlermiş. Beni şaşırtan topların artık kolay bulunabilir nesneler olması olmadı, ben çocukluğumda en sinir olduğum tümceyi söyleyen kişi olduğuma sinirlendim, ileride de mızmız mıy mıy, her şeyden şikayet eden bir ihtiyar mı olacağım ne?
9 Ağustos 2001
Hiçbir şey yok. Hafta sonu Geyve'deydik, Galip, Halûk, ben. Hande Emir ve annesiyle birlikte Bodrum'daydı. "Bir gün mutlu olmak istiyorsan sarhoş ol, bir hafta mutlu olmak istiyorsan seyahat et, bir yıl mutlu olmak istiyorsan sevgili bul, bir ömür boyu mutlu olmak istiyorsan bahçeyle uğraş" demiş birileri ama arada neler demiş onu unuttum.
Geyve'de köye kuşbakışı bakan bir evde; horoz, eşek sesleri arasında tüm hafta sonu bahçeyle uğraştık. Çapa yaptık, tohumlar attık, onları suladık. Toprağın çapalanırken çıkardığı sessizliğin içindeki o sakin ses bana müthiş bir terapi gibi geldi. Çocuğumu
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
doğurmak ve bahçeler içinde oturmak, tüm gün bahçeyle ilgilenmek, akşam serinliğinde sulamak, çocuğumu öylece sessizliğin içinde büyütmek ve büyüdükçe de ne kadar huzurlu bir çocuk yetiştirdiğime tanıklık etmek ve kendimi tebrik etmek istedim.
Bir hamak istedim, gölgelerin içine kurulu, sessiz sessiz sallanırken Elvin'e masallar okumak ya da uydurmak, onun saçlarını taramak, çiçekler, meyveler toplamak üzere akşam üstleri el ele dolaşmak, ona böcekleri, solucanları, kaplumbağaları anlatmak ve göstermek istedim. Geyve değildi istediğim, Geyve yalnızca göz kırpıyordu düşlerime. Bir kere hava çok sıcaktı ve çok sinek vardı. Yine de hiçbir şey yapmadan, hiçbir kaygı duymadan koskoca iki gün geçirmiştik işte. Saate bile bakmadan, telefona uzanmadan, açtığımız radyo kanalındaki djden ve çalan şarkılardan gürültü kirliliği yapıyor diye hemen vazgeçtiğimiz, televizyonu bozuk olan bir evde, saatler boyu bulabildiğimiz gazeteleri satır satır okuyarak, demli çaylar, nescafe frappeler içerek geçen iki tam gün.
Galiple Haluk pazar sabahı, saatlerini altıya kurarak balık tutmaya gidiyorlar, bir önceki gece kasabadan olta almışlar, biri 5 metre uzayabilen bir kamış, diğeri de çocukluğumuzda elimize tutuşturulan misinalardan. Bir de üstünde "sazan hamuru" yazan bir yem almışlar, tanesine 250 bin lira verdikleri. Bildiğimiz hamurun nemli hâli, kendilerini de iyi biliyorlar, "Biz sazanız ya, o yüzden aldık" diyorlar. Ben de temiz havanın etkisiyle, asla pazar günleri yapmayacağım bir şey yapıyor ve dokuzda kalkıyorum. Demlenmiş bir çay ve evin içinde bulduğum, kendi irademle asla satın almayacağım bir kitap; "Spinoza Felsefesi Öğrenen Hırsız".
Edebiyata bundan 20 yıl önce polisiye romanlar okuyarak, hatta günde bir tanesini devirerek başlamışlığım bile var aslında. Sonra da ilk romanımı yazmaya başlamıştım, on üç yaşındaydım ve kahraman Muzip Bey'in kızları çizgili defterimin dördüncü sayfasında öldürülüyor ve "uçan kuşu bile vurabilen" Muzip bey sadece on üçüncü sayfada katilleri buluyordu. Ama işte o kadar.
Aradan geçen bunca yılda herhalde dört beş tane daha polisiye kitap okudum, ta ki Spinoza Felsefesi Bilen Hırsız sözcükleri mutfak rafından bana "beni oku" diye bağırana kadar. Yanımda getirdiğim hayli kalın bir roman olmasına karşın, büyük bir iştahla pazar sabahımı
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
bu polisiye kitaba ayırdım. Çay üstüne çay içtim ve kitabın neredeyse sonlarına geldiğimde çocuklar hâlâ yoktu, cep telefonları kapalıydı, merak etmeye başladım. Neyse ellerinde siyah bir torbayla döndüklerinde kitap bitmiş, çay ve açlık midemi bulandırmaya başlamıştı, öğlene geliyordu.
İki balık tuttuklarını söylediler gülerek, "iyi" deyip geçtim. 11 köy yumurtasından oluşan bir omlet yedikten sonra keyfimiz yerine geldi; "İnanmıyorum o balıkları sizin tuttuğunuza" dedim gülerek. "Akşam yemeğinde mangalda pişerlerken anlatırız" dediler. Sonra bahçe işleri.
Galip ısrarlarıma dayanamayarak geçtiğimiz günlerde bana ip aldı, hem de sayaçlı, yani kaç defa atladığınızı görebiliyorsunuz. Tam ip atlayacaktım ki Halûk, "Eğer hamile olup olmadığını bilmiyorsan sakın atlama" dedi, haklıydı. "Bebeğin anne karnındaki ilk üç ayı çok önemli, dikkat etmelisin"....
İp atlama hayalimin suya düşmüş olması mı daha kötüydü, yoksa bütün bu konuşmalardan sonra regl olmak mı? Doyasıya ip atlayabilirdim öğleden sonra ama hamile kalmak için bir ay daha beklemek gerekecekti.
İp atlamak için çok sıcaktı. Öğle yemeğini atlayıp da akşam üstü balıklar mangalda usul usul pişerlerken balık tutma maceralarını anlattılar. Misinaları savurduklarında ağaçlara taktırmışlar, tam çözdüklerinde de hepsini tekrar tekrar birbirine dolamışlar. Biri yanlarından geçerken manalı manalı "Rast gele" deyip gülünce, "burada balık var değil mi?" diye sormuşlar, adam da "görmüyor musunuz su bulanık, daha yukarı çıkın" demiş. Bizimkiler de adamın sözünü dinlemişler ama balık tutmayı başaramamışlar. Gidip iki balık almışlar yaklaşık altı saatlik maceralarının sonunda. Balık tutma faslı da böylece kapanmış.
10 Ağustos 2001
Dün Nicholas Cage'in Aile Babası filmini izledik. Parayla elde edilebilecek her şeyi olan bir adam, eğer kariyerini feda edip çok sevdiği sevgilisiyle evlenmiş olsaydı durum ne olurdu?
Herkesin aklından geçebilecek bir durum, acaba öyle olsaydı ne olurdu, böyle olsa ne olurdu?
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Nicholas Cage bir sabah çocuk ağlamaları duyarak uyanıyor; steril, feng shui hayatından uzak, karmakarışık, düzen yoksunu bir odada, eski sevgilisinin kolları arasında, onun 13 yıllık eşi olarak... Bu yeni hayatı yaşadıkça kariyerini noktalayarak nasıl bir kaybedene dönüştüğünü görüyor, iş yaşamında en tepelere gelmiş bir adam, sevgilisi ile evli olduğu hayatında küçük bir dükkânda perakende lastik satıyor.. Gardırobundaki giysilerden, arkadaşlarından, gittiği bowling salonundan, arabasından utanıyor. Çoğunluğun bu standartlarda veya daha altında yaşadığını düşünürseniz, filmin biz sıradan izleyicileri bir yerde yakalayıp, doğru olanın bizim hayatımız olduğunu ve içimizi ferah tutmamız gerektiği kaçınılmaz oluyor, ne de izlediğimiz film Hollywood'dan çıkma.
Ben küçümsemiyorum Hollywood filmlerini, çoğunlukla sıradan insanlara verdiği umutları, mucizelerin bir gün gerçekleşebileceği fikrini aşılamasını, sinemadan gülümseyerek çıkmayı ve hatta izlediğim filmleri sıradanlığı nedeniyle unutup, başka zamanlarda tekrar izlerken küçük ayrıntıları anımsayıp sevinmeyi de seviyorum. Filmlerin sonunu tahmin etmeyi de, tanıdığım yüzleri tekrar tekrar başka filmlerde izlemeyi de...
Mesela Nicholas Cage'i amcalarımdan daha fazla görmüşümdür hayatımda, onun mimiklerini, üzgün adamı oynarken kaşlarını ne şekle soktuğunu, gözlerinin rengini bilirim...
Neyse; filmdeki en ilginç şeylerden biri bence Jack'in (Nicholas Cage) kızı Annie'nin, oğlu Joshua'nm bezini temizlemek zoruna kaldığı sırada babasını izleyişi ve bir şeylerin yanlış olduğunu sezinleyip "Sen benim babam değilsin değil mi?" demesiydi. Annie'ye göre Jack bir uzaylıydı ve babasının yerini almıştı. Bence nefis bir ayrıntıydı bu; karısı bile onda bir değişiklik olduğunu fark edemezken, küçücük bir çocuk derhâl durumu anlıyor. Çocukların hayata bakışlarının yalınlığında gizli olay; öyle temiz ve pozitif veya negatif diye bakıyorlar ki olaya, siyah var, beyaz var ama gri yok. Birisi ya babasıdır ya da değil... Ve sonra olayı kabullenip, Jack'e her şeyi tekrar tekrar öğretmeye başlıyor, burası benim okulum, 17.30'da gelip beni alman gerekli, sen Ed'in yerinde çalışıyorsun, Joshua'yı şuraya bırakman gerekiyor...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Filmin sonunda gereksinim duyduğumuz mesajı, kafamıza vurula vurula alıyoruz elbette. Paran olabilir ama bir ailen yoksa o hayat neye yarar?
Evlenin ve çocuk sahibi olun yoksa yalnız başınıza kayak yapmak zorunda kalırsınız.
Çocuk sahibi olmak; evet, buna varım. Babam daha iki gece önce "Annen söyleyemedi, artık bir çocuk sahibi olmanız iyi olmaz mı?" dedi. Babam hep böyle yapar, bir şey söylemek istediğinde mutlaka annemi de sözün içine katar, istediği şeyleri bir aracı vasıtasıyla söylemek sanırım sözcükleri daha büyük bir gönül rahatlığıyla kullanmasını sağlıyor. Ben de; "Düşünüyoruz ya zaten, bunu daha önce de konuşmuştuk" dedim.
Babam çocukluğunda ona ne alınamadıysa hepsini bize alırdı çocukken, şimdi aynısını torunlarına yapmak istiyor. Alınabilecek ne varsa almak, mutlu etmek, mutlu etmek, mutlu etmek, sevinçleri gözlerden görmek, sarılmak, öpülmek.
Annem hafta sonu bizi barbunya fasulyesi yemeye çağırıyor; dediğine göre son zamanların en güzel barbunyasını yapmış...
Dokuz günlük tatilde okuduğum kitaplardan biri de Gail Parent'm çok satanlar arasına girmiş, tesadüfen karşılaştığım bir kitabıydı, "Sheila Levine Öldü ama New York'ta Yaşıyor". 30 yaşına gelmiş Yahudi, şişman bir kızın doğduğu andan itibaren evlenmek üzere yetiştirilmesi sonucunda, okullar falan bitip, gerçek hayatın içindeki o anlamsızlığa sürüklenince intihar etmeye karar vermesi ve geride kalanlara yazdığı mektuptan ibaret.
İnsan otuzunda ve evli olunca, yer yer gülümseyerek okuyor kitabı elbette ama otuzunda olup da hâlâ bekâr olanlara hayretle bakılan bir toplumdayız hâlâ. Dolayısıyla eminim bütün kadınlar kitabı içinden "seni çok iyi anlıyorum" diyerek, hem de bir çırpıda okuyacaklardır. Bekâr kalmak, şimdi o durumda olan arkadaşlarımın yakınmalarına ve Sheila Levine'in itiraflarına göre yalnız kalmakla eş değer. Yirmili yıllarınızın başında herkesle eşit konumdayken, yani herkes bekârken istediğinizi yapıyor, istediğiniz kişilerle istediğiniz zaman buluşuyorsunuz. Otuzlu yaşlarınızdaysanız eğer, çevrenizdeki herkes neredeyse evli ve daima yapılacak plânları oluyor, eğer arzu ediyorsanız siz bu plânların içine dahil oluyorsunuz. Gerçi hiçbir
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
bekârın bu plânlardan hoşlandıklarını sanmıyorum. Evli ve çocuklu insanlar geçmişteki o çılgın tempo - yemeğe git, oradan bara, derken diskoya, oradan da çorbacıya- vaziyetinde değiller, önce sesin fazla olmadığı bir yere yemeğe, mümkünse çocukların oynayabileceği yeşil bir alanı da barındıran bir yere gitmek ve ardından da eve gidip ayaklarını koltuğa uzatmak için yanıp tutuşuyorlar.
Bunu Sheila Levine de söylüyor, bekâr arkadaşlarım da. Çoğu; "hepiniz artık evlisiniz ve benim canım çok sıkılıyor" der, telefon ettiklerinde eskiden hiç yapmadıkları bir şeyi yapar ve "rahatsız etmiyorum ya?" diye sorarlar korkarak, oysa yirmi yıllık bir arkadaşlıkta daha önce hiç böyle başlanmamıştır telefon konuşmalarına. Sheila gibi kentin (ve civar kentlerin) en popüler mekânlarını bilir, konserleri, önemli etkinlikleri kaçırmazlar. Hoşlanmadıkları şey evli olmamak değildir; yalnızca bekârlara hayatı zindan eden o kıstırılmışlık duygusundan nefret ederler.
Ben de bundan bir iki yıl önce bekârlardan biriydim ve bu kıstırılmışlık duygusunu gayet iyi anımsıyorum. Enerjiniz boldur ve hafta sonları gece oldu mu kendinizi mutlaka sokaklara, bilinmeye atmak istersiniz. Evli olunca ise hafta sonunu biraz daha uyumakla taçlandırırsınız. Evlilik enerjiyi mi azaltıyor, yoksa insanın kendisine ait bir evin sahibi olması dışarıya çıkmasını mı engelliyor bilmiyorum. Ben de mümkün olduğunca bekâr arkadaşlarımla buluşmaya gayret ederdim, evli arkadaşlarla sokağa çıkmanın can sıkıcı olabilme ihtimâli insanın içine işleyen bir derttir çünkü.
Evli insanlarla sürprizlere açık olamazsınız, her yere gitmek, her maceraya peşinizden gelmek istemezler, daha çok birbirlerine zaman ayırır, kendi özel dillerinde konuşur ve size eskiden olduğundan daha farklı davranırlar. Üstelik bu tip buluşmalarda yanında bir partner olmayan tek kişi siz olursunuz ve onların size acıma ya da sizi gereğinden fazla eğlendirmeye çalışmalarıyla baş etmeye çalışır ve yorulursunuz. Sanki sizde bir şey eksikmiş gibi davranır, bir yandan da size gıpta ettiklerini, çünkü sizin hayatınızı yaşadığınızı, onlarınsa hayatın artık gerçekten içinde olduklarını ve zor yanlarıyla tanıştıklarını söylerler. Bütün bunların üstüne, konuyu dönüp dolaştırıp sizin neden hâlâ evlenmediğinize getirirler, eski defterlerinizi açar, "şu sana göreydi aslında" derler, "belki de iyi bir evlilik yapabilirdin, bu hiç sana
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
göre değildi, iyi ki evlenmedin onunla, biz zaten onu hiç sevmemiştik ama sen üzülme diye söylememiştik"...
Sonra seni tanıştırmak istediğimiz biri var derler, içgüdüsel olarak bütün evliler bütün bekâr arkadaşlarını evli görmek için yanıp tutuşmaktadırlar, bunun nedeni belli değildir ama bu böyledir. Zaman zaman uygun olduklarını düşündükleri adayları bir araya getirmek için özel bir çaba sarf eder ve çeşitli vesileler yaratırlar. Böyle durumlarda genellikle kız, evli kadının bekâr kalmış arkadaşlarından biri olur, erkek de evli erkeğin asla evlenmeyi düşünmeyen ama ailesinin ve arkadaşlarının ısrarını kıramayan bir arkadaşı.
İki tarafa da "bak, ikinizi bu amaçla tanıştırdığımı bilmiyor tamam mı?" denir, iki taraf da "tamam" der ama gerçeği bilir.
Çoğunlukla yanlış kişiler yanlış zamanlarda bir araya gelmiş olur ve evli arkadaşların arkadaşıyla yenen bir yemeğin sıkıcılığından öteye geçmez bu bir araya getirme çabaları. Buluşturulan çift çoğunlukla "burada ne işim var?" diye kendini sorgulamaktadır, "sahi, bu kadar mı vahim durumdayım?". Yine de saygı duyarak evli arkadaşa, sorular sorulur, sözlü anketler yapılır, en sevdiğin kitap, en son hangi filmi izledin, nerede çalışıyorsun, spor yapar mısın, hafta sonları nerelere gidersin?
Bekâr bir arkadaşım -ki herkese bir kitap yazdığımı ve iyi satacağından emin olduğunu söylüyor-, böylesi bir buluşmada eli yüzü düzgün, hoş bir kızla bir araya geliyor. Üniversite mezunu, oturup kalkmayı bilen, hoş sohbet bir kız (bu onun tabiri). Bu iştah açıcı girişten sonra sıra anket sorularına geldiğinde arkadaşım kızın çalışmadığını öğreniyor. Eh, olabilir. Peki bunca boşlukta ne yaptığını soruyor, "hiçbir şey" diyor kız, çok güzel yemek yapıyormuş ama. Buyurun bir başka Sheila Levine. Tam olarak bunun için yetiştirilmiş. İyi yemek yapsın, evi temizlesin ve kocasını kapının önünde beklesin, zil çalınca ona terliklerini getirsin! Arkadaşım soruyor, hiçbir şey yaparken başka bir şey yapabiliyor musun, mesela kitap okuyor musun? Kız "hayır" diyor, pek sevmiyormuş kitap okumayı. Eh, Türkiye'de Çetin Altan'ın haftada bir söylediğine göre her 7500 kişiye bir kitap düşüyormuş, demek ki kız o 7500'ün arasında yok. Peki diyor arkadaşım, evden pek çıkmıyor musun, hayır... Hazır evdeyken ilgilendiğin bir şey var mı, mesela bilgisayar, internet, lıh, hiç ilgisini
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
çekmiyormuş. Peki, spor yapıyor musun, hayır. Kuaför bari? Hayır, hayır, hayır. Nasıl oldu da kuaföre kadar geldin diye soruyorum arkadaşıma, durup dururken sormadım tabi, konu açıldı, arada bir yerlerde sordum diyor. Duyunca ben de pes dedim açıkçası, hiçbir şey yapmayan bir kadın olsaydım, param da var ise, en azından spor salonundan ve de kuaförden çıkmazdım. Arkadaşım, bütün bu duyduklarından ve çevresindekilerin "nesini beğenmiyorsun, okumuş, harika bir kız" sözlerinden sonra çılgına dönüyor, "Ben de bir anormallik mi var?" diyor önce, "herkes harika bir evlilik adayı olduğunu söylüyor kızın, sahiden böyle biriyle mi evlenmem gerekiyor?"
Sonra kendi kendine yanıtları veriyor; "Benim evlilikten anladığım söküğü dikilmiş çoraplar, güzel bir sofra, ütülü gömlekler falan değil ki. Ben eve geldiğimde hazır bir yemek falan da istemiyorum. Ben eve heyecanla gelmek, hayatımı paylaştığım kadını yine görebilecek olmaktan mutluluk duymak, sürprizler yapmak ve bana da sürprizler yapılmasını istiyorum. Ben, bir tatil planı yapmak, hesaplar kitaplarla uğraşmak değil, evli olsam bile çılgınlıklar yapmak, canımız isteğinde istediğimiz yere gidebilmek istiyorum. Ben çok şey mi istiyorum?". "Hayır" dedim ben de ona, "aslında en doğru olanı istiyorsun".
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 05
  • Büleklär
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3991
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2222
    31.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 4078
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2261
    28.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4000
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2185
    28.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 4076
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2285
    29.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 4043
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2132
    28.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3982
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2027
    29.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3867
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2123
    29.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3968
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2119
    29.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3862
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2126
    28.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    39.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3985
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2129
    28.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3964
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2034
    29.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 1389
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 814
    40.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.