Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 03

Süzlärneñ gomumi sanı 4000
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2185
28.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
40.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
47.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
Amaaan, ne var ki, ben zaten bıkmışım büyük şehirlerden, her yere gidip her işi yaparım artık, ne fark eder, Yıldız Tilbe ve Modern Talking çalmasın yeter.
27 Haziran 2001
Savaş Süzal'ın Amerika'daki en son tıp gelişmelerini aktardığı küçük bir köşesi var. Ne harika ki çoğu zaman hamile kadınlarla ilgili bilgiler veriyor. Bugünkü yazısında, hamile kadınların dinlediği müziğin, sevdiği rengin bebeği etkilediğinin kesinleşmesinden sonra, uzmanların şimdi de tat alma duyusunun anne karnında oluştuğunu söylediğini belirtiyor. Amerikan Pediatri Dergisi'nde yayınlanan bir araştırmaya göre hamileliğin son döneminde ve emzirme sırasında annenin aldığı besinler bebeklerin damak tadını oluşturuyorlarmış. Hamileliğin son döneminde belirli sayıda anneye havuç suyu içirmişler ve de görmüşler ki havuç suyu içen annelerin bebekleri de bunu severek içmiş.
Üniversitede okurken bir hocamız hamileyken sürekli klasik müzik dinlediğini ve daha sonra bebeğinin ağladığı her an gidip teybe bu müziklerden birini koyduğunu ve de bebeğinin klasik müziği duyar duymaz ağlamayı kestiğini söylemişti. Eh, oldukça etkilenmiştik. Hocamızın daha önceleri öğrendiği; kendinde ve bebeğinde denediği bu duruma göre hamileyken yaptığınız eylemler çocuğunuza bıraktığınız şeylermiş. Bir arkadaşımın annesi de hamileyken sürekli rakamlarla uğraştığını ve arkadaşımın bu yüzden matematik zekâsının yüksek olduğunu söylemişti. Eğer bu bilgi doğruysa; çok acayip nesiller yetiştirmek olası. Dişimizi sıkıp dokuz ay boyunca en doğru besinlerle beslensek, en ileri düzeyde sanatsal faaliyetlere katılsak, sanatın bir dalıyla uğraşsak hiç değilse, bol bol kitap okusak, stresten uzak dursak, anlayışlı bir birey olmak için özen göstersek fena mı olur? Bu şekilde entelektüel seviyesi yüksek, mutlu nesiller yetişir belki.
Bir de kendi yapamadığımız şeyleri çocuklarımız yapsın diye tutturmamız var. Örneğin kaba saba babaların piyano çalmaya çalışan çocukları var, hayatında doğayla iç içe olmamış anne babaların çocuklarıysa ne tezattır ki at binmeye kılıç kuşanmaya çalışıyor. Bir de abartıp hiç olmayacak şeyleri çocuklarına zorla yaptırmaya çalışanlar var, eskrim dersleri, beyin olimpiyatları, felsefe kursları falan. Çok
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 28
açması durumlar. İnsani olan bir yanı elbette var, çocuğunuz güzelliklerle tanışsın istiyorsunuz, eyvallah, ama bunu yaparken kendi olamadığınız her şeyi sırf göremediğiniz bir bencillikten onda görmeye çalışıyorsunuz, siz olamadıysanız o nasıl olsun, bırakınız kendi yolunu kendi çizsin.
Benim annem babam beni asla hiçbir kursa gitmem için zorlamadı ve işte bu yüzden bale, kayak, scuba diving, tenis, hipnoterapi, folklor, keman, İtalyanca, Fransızca, fotoğraf kurslarına gittim ben. Bu anlamda annem ve babamın çektiklerini başka hiçbir anne ve baba çekmemiştir. Şu kursa gideceğim, peki evlâdım, iyi düşündün mü, evet, bu kez sebat edecek misin, elbette. Tamam o zaman. Paletler, ayakkabılar, raketler, çizmeler, kemanlar, keman yayları, notalar, kitaplar, kasetler, makineler, filmler, yabancı ülkeler, vizeler, paralar, paralar... Haklarını ödeyemem.
En son hevesim olan scuba diving araç gerecim fosforlu bir bavulun içinde durmakta, içinde ince düşünen annemin daldıktan sonra giyeyim diye arayıp tarayıp bulduğu fosforlu polarımla birlikte. Neyse bari tek yıldızlı balık adam olmayı başardım, oradan yırtıyorum. Ama yaz gelip de geçmesine karşın aradan geçen onca zamandan sonra yeni bir dalışa katılacak cesaretim yok. Ben böyleyim işte, bir zaman sonra her şeyi unutmuşumdur duygusuna kapılıyorum. Hele scuba diving gibi ciddi bir hobi için bu kaygıyı duymamak işten değil. Her şeye yeniden başlamak da şimdilik pek çekici görünmüyor.
Yani diyeceğim, ben hiçbir yönlendirme olmadan yapacağımı yaptım, zorlanınca da yan çizdim. İnsanın canının asla ve asla kursa gitmek istemediği zamanları iyi bilirim. Dışarıda çocuklar oynamaktadır ve siz gıy gıy gıy diye doğru notaları çıkarmak zorundasınızdır. Öğretmenin verdiği ödevi yapmamış, parçayı çalışmamışsınızdırya da hâlâ şuradan şuraya doğru düzgün kayamamaktasınızdır. Birden isyan eder, çekip gitmek ve bu faslı kapatmak istersiniz. Anne babalar bu duruma genellikle itiraz ederler, sırf siz bir şeyler öğrenesiniz, "onların düştüğü duruma düşmeyesiniz" diye paralar saçtıklarını ve bu noktadan sonra bırakmanızın olanaksız olduğunu söylerler. İşte benim annem ve babam bir de bu noktada ayrılırlar diğer ebeveynlerden; onlarda teklif var ısrar yoktur.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 29
Paraların saçıldığı kafalarına kakılan duygusal çocuklarda ayakları geri geri giderken o kurslara, içlerinden bin lanet okumaktadırlar. Her gidişte içlerinden bir şey daha eksilir, her gidişte yapmaya, öğrenmeye çalıştıkları şeyden biraz daha nefret ederler. En sonunda kurs biter -ki her şeyin bir sonu vardır-, yarım yamalak öğrenilenler anne babanın ısrarıyla önce bir icraya dönüştürülür -bakalım paralarının karşılığı var mı?-, ve sonra aferin evlâdımlar, alkışlar. Sonra her şey biter. Çocuklar nadiren severler yapabildikleri ve başka bir sürü çocuğun yapamadığı şeyi. Bazıları seneler sonra bir başkasının evinde bir piyano görür, bir dürtüyle gidip, anımsamaya çalıştıkları ama sevip sevmediklerine emin olamadıkları bir şeyle karşılaşmış gibi bir duyguyla üstünde parmaklarını gezdirirler. Biri bunu derhâl görür, "Aaa, piyano çaldığını bilmiyordum. Hadi n'oolur bize bir şey çal" der. Beklenmeyen bu n'oolur'lar yakıcı bir duyguya dönüşür, acaba yapabilir miyim, bunca yıl sonra gerçekten çalabilir miyim... Israrlara dayanamayanlar oturur, birkaç notayı yanlış basarak en fazla akıllarında yer edeni çalarlar. Dinleyenler tanıdıkları birinin bir özelliğini yeni öğrenmiş olmanın coşkusuyla şaşkındırlar, "devam et" derler, "devam et"...
28 Haziran 2001
1.73 boyundayım ve de 58 kiloyum ama galiba artık kilo almaya son vermem gerekiyor çünkü son bir haftadır kısık sesle hamile misin diye soranların sayısında bir artış var. Hamile değilken durum böyleyse hamile olduktan sonra ne olur bilmiyorum.
Nurdan ile Ömür bugün nikâh için tarih aldılar, 22 Eylül. Nurdan "Boş ver nikâha gelmeyin, nasıl olsa on dakikada olup bitiyor, akşama yemeğe gelirsiniz" dedi. "Olur mu, geleceğim ve de ağlayacağım, çok duygulandırıyor imza sahneleri beni" dedim. O da "Hamile olursan eğer, koparsın artık" dedi. "Eh" dedim, "koparım ve belki de bayılırım"
Bilemiyorum ki nasıl bir hamileliğim olacak, atıp tutuyorum. Ya çok duygusal ve çekilmez biri olursam? En istemediğim şey bu. Ya deliler gibi kilo alırsam ve o kiloları sonra veremezsem? Neyse; herhalde her kadın aynı endişeleri zaman zaman duyuyordun
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 30
29 Haziran 2001
Yaşlılara çocukluklarında uslu uslu durmaları, büyüdüklerinde ise asla arkalarına dönüp bakmamaları öğütlenmiş. Şimdi çevremizde birçok sıkıcı insan olması ve ama aradan sıyrılanlara "adama bak ya, aynı bizim kafadan" diye hayranlıkla bakmamız bu yüzden. Oysa işte biz o öğütlerden fazlasıyla payımıza düşeni alamamış olacağız ki bugün iş yerinde yaklaşık yarım saat boyunca, üç tane otuz yaşında insan tıp oyunu oynadık, birbirimizin iç hattını, cep telefonlarını çaldırdık, arayanların telefonlarına çıkmadık, hem de ne için? Bir dondurma!
3 Temmuz 2001
Birmingham Üniversitesi basit bir doğurganlık testi geliştirmiş. Gelecek yıl piyasaya sürülecek olan ve evlerde uygulayabileceğimiz bu test sayesinde doğurganlık ve kısırlık sorunları erken teşhis edilebilecek ve kısırlığın önüne geçme şansı doğacakmış. Erkeklerin uygulayacağı test aktif sperm oranını ölçerken, kadınlarınki 'follicle stimulating hormone (FSH)' adı verilen hormonu ve böylelikle kadının yumurtalıklarındaki yumurta sayısını ölçüyormuş.
Alâ.
9 Temmuz 2001
İlk tümce şöyle; "Bu tatil eşinizle baş başa geçireceğiniz son tatil olabilir." İrkiltici. Henüz doğmamış olan biri size meydan okuyor, "geleceğim ve bütün plânlarınızı alt üst edeceğim ona göre!"
Öyle arabaya atlayıp nereden başlasak, nerelerde konaklasak, kafamıza göre takılırız, ne var diye bir şey yok. Yani en azından bir beş altı yıl yok.
Hamile ve de ısrarlıysanız tatile çıkarken uymanız gereken kurallar varmış. Opr. Dr. Murat Taşdemir'in Milliyet Gazetesi'nde yaptığı uyarılar şöyle:
Aşırı sıcak ve yüksek rakımlı bölgeler size uygun değil. (Tatil anlayışınızı toptan değiştirin, kışın kayak yapmayın, yazın güneşe çıkmayın, dalmayın, hoplamayın, zıplamayın)
Seyahatlerde sık görülen, anne ve bebeğin sağlığını etkileyen mikrobik ishale karşı sadece kapalı suları tercih edin ve buz
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kullanmayın. (Bu durumda kapalı sulardan oluşturduğumuz buzları kullanabilir miyiz yoksa hiç mi buz yok anlamadım.)
Dışarıda hazırlanmış salata, az pişmiş et ve mayonezli ürünlerden kaçının. Bol sıvı alın ve lifli besinler tüketin. (Yani dışarıda hazırlanmış köfte, patates kızartması falan okey mi? Bol sıvıyı anladım ama buzsuz herhalde. Lifli besinlere gelince hâlâ onların ne olduğunu tam bilmiyorum. Burada National Geographic diye çağırdığımız Ersel var, hani geçen gün tıp oynadığımız. Doktor o, hem de her şeye yetiştirecek bir cevabı var, nedir dedim lifli besinler, mesela portakal, mesela kepek ekmeği dedi. Eee yeterli değil bu cevap benim için. Daha? dedim, bütün faydalı şeyler., dedi)
Gideceğiniz bölgede acil bir durumda hangi sağlık kuruluşlarına başvurabileceğinizi öğrenip telefonlarını alın. (Ayy, insan her an doğum yapacakmış gibi heyecanlanıyor bu maddeyi okuyunca. Yani diyor ki sayın Taşdemir, Olimpos'ta Kadir'in Pansiyonu'na falan gitmeyin hamileyken)
Rahat, ince, hava alan giysiler ve alçak topuklu ayakkabıları tercih edin. (Peki ya kışın hamileysek ve de tatile gitmek istiyorsak? Zaten pek öyle tercih olmuyor bildiğim kadarıyla ayakkabı seçiminde, gözleri yaşlı, ayakları şiş, kocalarının ayakkabılarını giyen kadınlar tanıyorum, bildiğim kadarıyla erkek ayakkabıları pek topuklu olmuyor.)
Tatilde sürekli gezmek yerine sık sık dinlenin. (Hani tura katılıp mecburen saçma sapan yerleri gezmek zorunda kalabilir ve çok yorulabilirsiniz diye söylenmiş en çok)
Yolculuk boyunca tuvalete gitmeyi ertelemeyin. (Bence bu uyarıyı hamile eşi olan erkeklere yapmaları lâzım çünkü kadınlar yollarda asla tuvaletlerini erteleme taraftarı değildirler, tuvaletleri erteletenler hep kocalardır, Galip hariç, o bütün benzin istasyonlarında benim için durur.)
Eğer otomobille seyahat ediyorsanız saatte bir mola verin. (Bu maddeyi de baba adaylarının okuması lâzım)
Sırtınızı ve boynunuzu yastıkla destekleyin, emniyet kemerinizi karnınızı sıkmayacak şekle gevşek takın. (Makûl)
Yanınızda hafif ve besleyici yiyecek, meyve suyu bulundurun. (Çiş molaları ve her bir saatte durarak zaten canından bezdirdiğiniz kocanızı daha da sıkıntıya sokmayın. Arabanın içinde ne varsa onu yiyerek, sesinizi kesin)
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 32
Uçağın kanat hizasındaki bölümünü ve koridor tarafını tercih edin. (Koridor tarafında oturmazsanız tuvalete gitmek zorlaşır ama kanat hizasındaki bölümün faydasını bilmiyorum, ay ne ayıp)
10 Temmuz 2001
Sabahın erken saatinde Galip iş için Antalya'ya gitti. Annem beni dokuzda arayarak uyanıp uyanmadığımı kontrol etti. Niçin? Çünkü Galip otobüse binmeden önce aramış ve anneme aynen şunları söylemiş;
"Ben her gece Ece'nin çalar saatini kontrol ediyorum ama dün gece unuttum. Çalmayabilir ve o da uyanamayabilir. Ben de birazdan otobüse bineceğimden telefonum kapalı olacak. Lütfen onu arayıp uyanıp uyanmadığına bakar mısınız?"
Başka kimin aklına gelir?
11 Temmuz 2001
Sabah bir bel ağrısı, halbuki hazırda bekleyen bir hamilelik testim vardı, yarın sabah ilk iş uygulayacaktım. Gerek kalmadı. Regl! Bu arada öğrendim ki, hamilelik testleri reglin olması gereken ilk günden itibaren geçerlilik kazanıyor ve yüzde doksan doğru sonuç veriyorlarmış. Şimdi test rafa kalktı, bir ay sonra bakılacak. Oysa sanıyordum ki hop diye hamile kalabilirim, yanılmışım. Demek ki Elvin 29 Martta gelmek istemiyor, nisan sonu, mayıs başında onunla tanışma olasılığı üstünde durabiliriz artık, annesi gibi mayıslara düşkün bir çocuk olması hiç de fena bir fikir değil aslında. Belki ona bir ikinci ad daha koyarız; Mayıs.
Dün Galip Antalya'da, annem yazlık, abim kendi evindeyken babamla yemeğe gittik. Nefis Meksika bifteği, salata... Tüp bebeklerden konuşuyorduk, babam sordu, "Siz test yaptırdınız mı?", "Ne testi?" dedim, "Çocuğunuzun olup olmayacağı testi" dedi. "lııh" dedim, "bekleyip görme yolunu seçtik."
Bir alışveriş merkezinin içindeydik. Baba kız son sürat alışveriş yapmaya bayıldığımızdan hızlı hızlı vitrinlere göz atıp yürüyorduk. Beğendiğim bir ayakkabıyı gösterdim ona, beni hemen içeri sokup ayakkabıyı giydirtip kasaya yürüdü. Bir yandan da sesli sesli konuşuyor, "Babayla alışverişe gitmek ne güzel değil mi? Eskiden bol
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 33
bol seninle çıkar bir şeyler alırdık. Evlendiğinden beri yapamıyoruz..." "Niye?" dedim, "buradayım ya işte..." "İlginç bir ayakkabı ama güzel" diyor babam, "Arkasını yapmayı unutmuşlar, seneye de moda olsun diye bağcıklarını yok edebilirler ya da önünü kesebilirler." Kasadaki kız gülüyor, babam komiktir. "Önünü keserler dedim de, sen bir türlü bizim fişi kesemedin" diyor sonra. Sabırsız müşteriler olarak "Sen kese dur, biz biraz daha dolaşıp gelelim" diyoruz görevli kıza. Böyleyiz işte ikimiz de, bir mağazanın içinde üç dakikadan daha fazla duramıyoruz.
Bu arada arkadaşlarına da akşam beraber yemeğe çıktığımızı söylemiş. Kesinlikle iyi bir gece geçirdik, Rusya'dan gelen balmumu heykellerin bulunduğu sergiyi gezdik, çeşit çeşit çikolata aldık, oradan buradan konuştuk ve sonra eve döndük.
Galip'in de fark ettiği bir şey var, babamın hiç unutamadığı. Ne zaman konu geçmişten açılsa babam hep lise son sınıfta okul servisiyle gitmek yerine, yaklaşık beş dakika süren onun arabasıyla beni okula bırakışından ve o yılın ne kadar güzel bir yıl olduğundan söz eder. Sabahları bana kahvaltı hazırlayıp, çayı yaptıktan sonra beni uyandırmasını, birlikte gazetelere göz attıktan sonra onun beni okula bırakmasını sevgiyle anımsar ve her defasında bunu anlatır bizlere ve diğer dinleyenlere, onun için 88-89 okul sezonu en güzel geçen zamanlardan biridir. Ben o bunları anlatırken hem sevinir, hem de üzülürüm. Sözünü ettiğimiz şey yalnızca dokuz ay boyunca bir saati birlikte geçirmek, oysa çok daha geniş zamanlara yayılmalı birlikte geçirilen zamanlar.
İki gündür gazetelerde ve internet sitelerinde yayınlanan bir haber var; bahsetmemek olmaz, önemli bir gelişme çünkü. Olay sperm olmadan bebek sahibi olmakla ilgili, hayli ürkütücü, hele internetteki erkek sitelerine ve erkek magazin dergilerinde denilenlere bakılırsa.
Avustralyalı bilim adamları farelerde sperm olmadan yumurta döllemeyi başarmışlar ve böylece erkeklere gereksinim duymayan Amazon ırkının da sürebileceğini kanıtlamışlar. BBC'nin haberine göre, Melbourne'deki Monarch Üniversitesi'nden Dr. Orly Lacham-Kaplan spermsiz bebek tekniğini geliştirmiş.
Bu teknikte vücuttaki herhangi bir hücrenin genetik materyaliyle tıpkı spermle döllenmiş gibi embriyo yaratılmış. Şimdiye kadar spermsiz bir döllenme yaratılamamasının nedeni elbette ki
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kromozomlar, çünkü beden hücrelerinde çift dize kromozom varken spermde tek dize kromozom var.
Özel bir yöntemle beden hücresine ait kromozomlar bölünerek sperme benzetilmiş ve döllenme bu şekilde denenmiş. Bu yumurtadan canlı ve sağlıklı bebeklerin dünyaya gelip gelmeyeceği ise henüz bilinmiyor, bunu zaman gösterecek. Önümüzdeki altı-sekiz ay içerisinde bu yöntemin işe yarayıp yaramadığı anlaşılacak ve de spermsiz bebek tekniğiyle ilgili bütün sorulara yanıtlar bulunacak.
Bu tekniği bulmanın amacı elbette erkeklere gereksinim duymayan bir dünya yaratmak değil. Düşünsenize, içgüdüsel olarak çocuk sahibi olmak, döllemek gibi durumları içlerinde barındıran erkekler fark etmeseler de, sırf bu yüzden kendilerini çok güçlü hissediyorlar. Ellerinden döllemeyi alırsanız dünya tuhaf olmaz mı, dengeler bozulmaz mı? Bu yeni buluşta çocuk sahibi olmayan erkeklere yardımcı olmak amacı güdülüyormuş. Aynı zamanda bu yöntem lezbiyen çiftlerin de bir babaya gereksinim duymadan evlât edinmelerine yardımcı olmayı vaat ediyormuş.
Sıkı durun, bir kadının yumurtasının başka bir kadının hücresiyle döllendirilmesi durumunda XX döllenmesi gerçekleşeceğinden doğacak tüm bebekler kız olacak! Dehşet ki ne dehşet. İki kadın bir erkeğe gereksinim duymadan çocuk sahibi olacaklar, bu kültürle doğan ve yetişen çocuklar da kız olacak ve hayat tamamıyla kadınların elinde olacak. Bilim-kurgudan farksız.
Gelecekte bu kozu kullanmaya kalkacak kadınların sayısında bir artış olacaktır çünkü kadınlar kozları severler ve eğer erkeklere çok kızarlarsa erkekleri bir çırpıda yok etme yoluna gidebilirler.
12 Temmuz 2001
Haber şöyle; Amerika'da mesleklerinin zirvesinde oldukları biranda hamile kalarak işlerinden ayrı kalmak istemeyen kadınlar, 60 bin dolar ödeyerek taşıyıcı anne tutmaya başlamışlar. Pek çok kadın; partneri tarafından döllenmiş yumurtalarını taşıyıcı annelere enjekte ettirmek için kliniklere gidiyormuş. Hamilelik stresi yaşamayan anneler (ben buna sadece stres demezdim, hiç bir şey yaşamamak daha doğru bir tanımlama) 9 ay sonra kendi hücrelerinden meydana gelen bir bebek sahibi oluyorlarmış. Talep öyle fazlaymış ki artık sırf taşıyıcı anne kiralayan şirketler kurulmaya başlanmış.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 35
Dünya akıl almaz bir hâl alıyor, teknoloji sınırları zorluyor. Sırf kariyer için bunu yapabilecek kadınlar dünyada illâ ki var ama belki başka nedenlerden dolayı da taşıyıcı anne kavramına sıcak bakanlar olabilir; örneğin sağlık durumu hamile kalmaya uygun olmayan kadınlar, bünyesi zayıf kadınlar, önemli bir hastalığı olan kadınlar, korkan kadınlar...
Aslında ne öyküler çıkar bu durumdan.. Hadi kariyeriniz, sağlığınız falan, 60 bin doları da verebilecek gücünüz var, bir de taşıyıcı anne bulundu. Yazılması gereken öykünün baş kahramanı taşıyıcı anne olmalı, neden taşıyıcı olmuş, ne kadar para alacak bu işten, dokuz ay boyunca başka birinin çocuğunun doğmasını beklerken neler hisseder, çocuğu doğurduğu anda biraz olsun onu kendi çocuğu gibi hissetmez mi, bu işi kaç defa yapabilir, ailesi ne der, hamileyken bütün gün ne yapar, ne yer, ne içer, kliniğe ne zamanlarda uğrar, kariyerinin peşinden koştuğu için hiçbir şeye zaman ayırmayan anneyle görüşür mü, buluşur mu, telefonlaşır mı, sonradan arada bir çocuğu ziyarete gider mi, anne hamileliğin nasıl bir şey olduğunu bilmeden, eline çocuğu verildiğinde onu gerçekten sahiplenebilir mi kolayca? Kesinlikle konusu taşıyıcı anneler olan bir öykü yazmak lâzım.
Bugün anneleri, babaları ve bebeklerini ilgilendiren birçok haber var gazetelerde. Ya eskiden de bu kadar çoktular ama ben fark etmiyordum ya da ben bu günlüğü yazmaya başladığımdan beri birtakım güçler bana yardımcı oluyorlar.
Örneğin erkekler için yeni bir doğum kontrol yöntemi geliştirilmiş. Derinin altına yerleştirilen iki hormon plâkası üç yıl boyunca korunma sağlıyormuş. Günlük kullanımdan kaçan erkekler yani tembeller ve ihmalkârlar için geliştirilmiş bu yöntem. Erkekler kondomdan ve diğer korunma yöntemlerinden nefret ederler ama razı edebilirseniz eğer, hele de çocuk istemiyorsanız bu yöntemle en azından üç yıl boyunca sorunsuz bir şekilde yaşayabilirsiniz. Yöntemin yaygın uygulamasına 2005 yılında geçilecekmiş.
Eh şu anda görünen bir de dezavantajı var ilacın ki bence hiçbir erkek bunu duyduktan sonra bu plakaları kullanmak için gönüllü olmayacak ve iş yine kadınlara düşecektir. Şöyle ki; sperm üretimini önleyen bu yöntemi uygulayan erkeklerin seks güçlerini korumak için testesteron iğneleri yaptırmaları gerekiyormuş.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 36
Bir de şüpheci babalara müjdeli bir haber; İsveçli firma DNA- Test Sweden ile Avustralyalı firma DNA Solutions internet üzerinden verdiği hizmetle çocuklarının kendilerine ait olup olmadığından şüphelenen babalar için DNA testi yapıyormuş. Saç örneğinizi postayla bu firmalardan birine göndermeniz ve beklemeye başlamanız gerekiyor. Sonuç elektronik postayla size bildiriliyor. Eş ve çocuğun onayının alınmadan yapılan bu testler anlaşılan yakın zamanlarda bir de etik tartışmaya yol açacak. Kocasının elektronik postalarını okuyan ya da internette kocasının hangi sitelerde dolaştığını bilen kadınlar kavga çıkarmaya başlayacak. Yeni çağların kavgaları belli ki bu yönde olacak, "Demek benden gizli saç örneği gönderdin ve seni aldattığımı düşünüyorsun ha? Şimdi ben de internetten bir dedektif tutup seni takip ettireyim, soy kütüğünü araştırayım, eski sevgililerinin sitelerini hack ettireyim bari..."
Başka bir haber; şişman bebekler büyüyünce de şişman oluyorlar... Aman dikkat, ay aç kaldı yavrucağız falan diyip bebeklere ha bire yemek yedirmemek lâzım. İleride şişmanlığa bağlı olarak; şeker, koroner kalp hastalıkları, hipertansiyon, hiperlipidemi gibi birçok sorunla karşılaşma riski de artıyormuş. İnek sütü, pirinç unu ve şekerle hazırlanan mamaları yiyen çocuklar genellikle şişman oluyorlarmış.
9 Eylül Üniversitesi'nden Prof. Doktor Benal Büyükgediz'in dediğine göre beyin gelişiminin tamamlandığı ilk üç yıl içinde bebeğin beslenmesi büyük bir önem taşıyormuş. Anne sütü şişmanlığa karşı çocukları koruyan önemli bir faktörmüş ve ek gıda verilmesinin erken başlatılması şişmanlığa neden oluyormuş. Erken nedir, ne zamandır peki? 6 aydan önce bebeğe ek gıda verilmemeliymiş.
Bir tane daha; daha önce öğretmenimden örnek vererek yazdığım bir konu bu. Anne karnındaki bebekler altıncı aydan itibaren dış dünyadaki sesleri hafızalarında tutmaya başlıyorlar ve annelerinin dinlediği şarkıları bir yıl sonra anımsıyorlarmış. Öğretmenimin de yaptığı ve bize önerdiği gibi bir kez daha söyleniyor ki, klasik müzik gibi yavaş ritimli parçaların hamilelik döneminde dinlenmesi bebeklerin beyin gelişimi açısından faydalı. Yapılan deneyle, hamilelik döneminde klasik müzik dinleyen kadınların çocukları bir yıl sonra parçaları anımsarken, pop müzik parçaları dinleyen çocukların çoğu parçaları anımsamamışlar.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Günün son haberi Sağlık Bakanlığı'ndan. Bakanlık çalışan annelere "iş yerinizde sütünüzü sağın, serin yerde saklayın" önerisinde bulunmuş. Amerika'da kariyer yapan kadınlar taşıyıcı anneler bulurken bizim memlekette kariyerden değil ama parasal nedenlerden dolayı bebek doğduğu anda bile çalışan kadınlar sütlerini sağıp saklama durumundalar. Bizdeki gelişme bu kadar işte. Sağlık Bakanlığı anne sütünün buzdolabında 24 saat canlılığını koruduğunu söylemiş. Birde internet sitesine sahip olan bakanlığın web sayfalarında annelere ilginç öneriler varmış, girip bir bakmak lâzım.
16 Temmuz 2001
Üşenmedim baktım siteye, o kadar solgun, didaktik geldi ki vazgeçtim, yani artık "sütünüzü sağın" gibi önerilerden daha fazlasını aktarma şansım yok.
Galip'in Avustralya'ya birlikte gittiği ama hâlâ orada olan en yakın arkadaşı Cem'in sevgilisi tam da benim doğum günümde harika bir kız çocuğu doğurdu, adını Tia koymuşlar. Böylesi güzel bir isme sahip olan bir çocuğun kendi de güzeldir herhalde, onları eylül ayında görmeyi umuyoruz.
Halûk Cemlerin bir iki ay sonra gelmeleri haberinden sonra artık dört aylık bir bebek sahibi olan deneyimli bir baba olarak dün dedi ki; "Sorun bakalım hangi bebek mamasını kullanıyorlarmış, burada yoksa eğer kullandıkları mamadan, yanlarında getirmeyi unutmasınlar." Galip, baba olduktan sonra bütün konuşmaların nasıl da değiştiğinin farkına vardığını söylüyordun. Akşam her zaman olduğu gibi balkonda oturmuş Halûk'la içkilerini içerken hep bu tür şeyler konuşmuşlar, Emir'e alınan oyuncak inekten, artık ağzına aldığı yemekleri püskürttüğünden, yerlerde sürünmeye başladığından, yatağında kendi kendine dönebildiğinden... Oysa bundan altı ay önce bebekler hariç dünyadaki her şeyden konuşuyorlardı; ralliler, arabalar, yemekler, özellikle balıklar ve mangalda pişen diğer her şey, tatiller, işler, paralar ve kim bilir daha neler neler...
17 Temmuz 2001
Sanırım bebeklerle ilgili haberleri hafta sonuna doğru yayınlıyorlar. Her şeyin ardında bir neden, öküzün ardında buzağı arıyorsanız, medya devlerinin devletle gizli bir işbirliği içerisinde olduğuna
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 38
inanabilirsiniz. Belki sahip olduğumuz genç nesil yeterli değildir, daha da genç olmamız için hafta sonuna şirin mi şirin bebeklerin fotoğraflarının bulunduğu haberlerden koymakla çiftleri teşvik ediyorlardır, hadi ama ne duruyorsunuz, önünüzde koca bir hafta sonu var gibilerden.
Bu fotoğrafları görünce aklıma o nefret ettiğim genç kadın tipleri geldi; bunlar gazetelerde gördükleri bütün bebeklerin fotoğraflarını keser, işyerlerindeki dolaplarının kapaklarına yapıştırırlar. Ben bu bebek resimlerini gördüğümde her daim gayri ihtiyari titrer ve o kadınlardan ve dolaplarından hemen uzaklaşırım. Nedir yani, hangisidir bu eylemin sonucu: a)Çok yalnızım, derhâl evlenmek ve bir çocuk doğurmak istiyorum b) Bir erkek arkadaşım bile yok, olsaydı evleneceğimize dair hayâller kurabilirdim ama ne yapalım, bari olmayan gelecek düşlerimi ertelemek yerine şu şirin yavru resimlerine bakayım c) Kıskancım kıskanç. Birileri çocuk doğurmuş ve üstelik bu çocuklar dünya tatlısı, ben ise ileride bana ne olacağını, çocuğum olup olmayacağını, olsa bile bu kadar şirin olmayacağını kesinlikle bilmiyorum, ama ümit işte, bir şeyi kırk kere istersen olurmuş, belki baka baka benim de bir tane olur d) Bu fotoğraflara bakan adamlardan biri belki de ne kadar evcimen ve çocuk sahibi olmaya meraklı olduğumu anlar ve kim bilir? e) Anlamıyor musunuz, yalnızlıktan çıldırmak üzereyim, f) Daha önce başka kadınların dolaplarında görmüştüm, işe de yeni başladım, zorunlu galiba bu bebek resmi yapıştırma işi, bari bir iki tane de ben yapıştırayım da kimse bir şey demesin g) Maksat kızlar arası muhabbet olsun, işte canım sıkılmasın. Biri "ay, ne şeker şey böyle" der, lâf lâfı açar, konu sıkıntısı çekmeyiz.
Benim asla arkadaş olamayacağım kadın tipi işte bu. Kesinlikle hayatlarında bir eksiklik olan ama bunu hep yanlış şeylerle doldurmaya çalışan, bir türlü doğru uğraşları ve arkadaşları edinememiş bir profil. Bana uymayan.
Her şeyin bir deja-vu durumu oluşu, yalnızca hayatın içine bir anda giriveren şeylerle değişir gibi oluyor, o kadar. Doğum haberleri, ölümler, evlenmek üzere olup da perde bakmaya gitmeler ve sistire yaptırmalar hariç. Nurdan bugün 99 yılında yazdığı bir yazıyı getirdi işe, hepimizi benim odamın içinde topladı, her zamanki gibi çaylarımızı söyledik ve dinlemeye başladık. Bundan iki yıl önce sıradan bir iş
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 39
gününde yaptıklarımızın bugün ya da dün yaptıklarımızdan hiçbir farkı yok. Bir iki insan işten ayrılmış, bir ikisi işe girmiş, birileri gürültü oluyor diye söylenmiş, aynı kişinin elinde telefon varmış, aynı kişi espri yapıyormuş ve biz gülüyormuşuz, çay söylemişiz, ben kayıt yapıyormuşum, birileri istifa edeceğim diye yanındakine şaka yapıyormuş. Ve bugün, aradan iki yıl sonra aynı şeylere gülüp aynı şeylere üzülüyoruz. Kafanızı bu olan bitene yorarsanız tuhaf bir durum ama biraz da ferahlatıcı bir hâl. Hiçbir şeyin değişmemişliği insana aynı zamanda güvenli sularda olduğu hissini de veriyor.
18 Temmuz 2001
Kuzen Sinan öğleden sonra "baba oldum" demek için aradı. O heyecanlı, ben heyecanlı. Demek artık bir de Egemen'imiz var, tanıdığım bütün Egemenler çok yaramazdı, ama ona söylemedim. Küçük kuzen Bahadır aradı arkasından, hadi hastaneye birlikte gidelim diye. Yolumuz uzundu, onun amca oluşundan, lenslerden, okulundan, müzikten, internetten konuştuk, "peki ben neyi oluyorum Egemen'in" dedim ona, "babasının kuzeni" dedi Bahadır. Gittiğimizde Sinan'ın gözlerinde harika bir pırıltı vardı, "bu benim doğan en yakın akrabam" dedim ona, o da "benim de" dedi gülerek. Melissa kollarına bağlı serumlarla, temmuzun sıcağına ve kesilen elektriklerden ve gelen konuklardan dolayı kumasız bir havasızlığa teslim olmuş, sarı bir yüzle yatıyor ama kendini iyi hissettiğini, yalnızca biraz ağrısı olduğunu ama bunu önemli bulmadığını söylüyordu. Egemen uykuya teslim olmuş bir biçimde ona ayrılan minik bir yatakta sarı şapkası ve eldivenleriyle minicik yatıyordu. Çenesi, fotoğraflarından anımsadığım kadarıyla aynı Sinan'ın bebekliğindeki gibiydi, gözleri Melissa gibi çekikti, tırnakları biçimli, parmakları uzundu. 3 kilo 900 gram doğmuştu, hemşirenin bıraktığı kağıdın ad soy ad kısmında Bebek Balban yazıyordu, 57 santim, kan grubu henüz bilinmiyor. Klima bir süre sonra çalıştı, oda serinledi, herkes rahatladı. Melissa'nın anne ve babası bir süreliğine dışarı çıktı. Melissa aradan üç saat geçtiğini ve bebeğin mama saatinin geldiğini söyledi. Teyzem ki artık o bir babaanne olmuştu, ne tuhaf, ona yardım etti. Sinan ile ben uzun süre birbirimize sarıldık, sonra odanın önündeki cam kenarı koltuklarına kurularak anne ve baba olmanın nasıl bir şey olduğunu konuştuk. Sinan, kendi
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
çocukluğunu ne yazık ki ilkokula kadar anımsamadığını söyledi. Annesinin onu doğurup, büyütürken, beslerken neler çektiğini anlayamamış. Bu yüzden de hamileliği boyunca Melissa'yı videoya kaydetmiş, ileride çocukların annelerinin onlar için ne fedakârlıklara katlandıklarını bilmeleri iyi olurmuş. "Şimdi bütün roller değişti" diyor, "biz küçükken Çağrı ile (ortanca kuzenim) eve hırsız gelmesinden çok korkardık ve her korktuğumuzda hemen babamı uyandırırdık. Bugün her şey değişti, artık babamı hırsız var diye uyandıramam, artık baba olan benim"
19 Temmuz 2001
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 04
  • Büleklär
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3991
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2222
    31.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 4078
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2261
    28.7 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4000
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2185
    28.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 4076
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2285
    29.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 4043
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2132
    28.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3982
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2027
    29.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3867
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2123
    29.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3968
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2119
    29.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3862
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2126
    28.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    39.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3985
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2129
    28.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3964
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2034
    29.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Ece'nin Hamilelik Günlüğü - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 1389
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 814
    40.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    52.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    57.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.