Dinde Siyasal Islam Tekeli - 02

Süzlärneñ gomumi sanı 3620
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2048
24.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
37.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
44.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
Allah'ın elçisi olduğudur.
İslamiyetin tartışma konusu yapılmasında ve köktendinciliğin
yaygınlaşmasında, peygamberin sünneti ile ilgili yorumların büyük payı
vardır. Peygamberin, Kuran'ı açıklamak ve yorumlamak konusunda yaptığı
açıklamaları ve bu açıklamalardan günümüze gelen doğru, yanlış aktarımları
Kuran'a alternatif bir ölçü olarak takdim edenler, köktendinciliğin,
gelişmesinde önemli pay sahibi olmuşlardır. Söz konusu yaklaşım, dinde
ciddi görüş aynlıklarının ortaya çıkmasına yol açarken, peygamberi de
tanrılaştırarak Kuran'daki anlatımlara ters düşen bir düşünce ekolü
geliştirmiştir. Zira Kuran, peygamberin de bir insan olduğunu ve hata
yapabileceğini açıkça insanlara aktarmaktadır.
Peygamberi ikaz eden ayetler, hem onun da yanlış yapabileceğini
vurgulamakta, hem de vahyin dışında, peygamberin kendi görüşü ile hareket
ettiğini ortaya koymaktadır.(age.s.68) Örneğin Abese suresinin 1-12. ayetleri
Hz. Muhammedin, söz dinleyip, arınmak, verilen öğütlerden yararlanmak
üzere gelen kör bir adama surat asıp, arınmak istemeyen kibirli bir
zenginle uğraşmasını kınayan ayetlerdir. Enfal suresinin 67-68.
ayetlerinde Peygamberin Bedir savaşında alınan esirleri, Ebubekirin
düşüncesine uyarak fidye karşılığı serbest bırakması eleştirilmektedir.
Tevbe suresinin 43. ayetinde ise Tebuk seferine katılmak istemeyen ve
mazeret ileri sürerek izin alanlara, Peygamberin izin vermesinin
yanlışlığı Allah seni affetsin, doğru söyleyenler sana iyice belli olup,
yalan söyleyenleri bilmezden önce niçin onlara izin verdin? diyerek
belirtilmektedir. Ahzab suresinin 37. ayeti ise, peygamberin evlatlığı
olan Zeyd'in, karısı Zeynep'ten ayrılmak istemesi üzerine Peygamberin
bunu önlemeye çalışması sırasında içinden Zeynep'le evlenmek geçtiği halde,
bunu açığa vurmamasından söz etmektedir. Allah'ın nimet verdiği; senin de
kendisine nimet verdiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork
diyordun, ama Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun; insanlardan
çekiniyordun. Oysa asıl çekinmene layık olan Allah idi. Zeyd o kadından
muradını alıp da ondan ayrılınca biz onu sana nikahladık ki evlatlıkları,
eşiyle ilişkilerini kestikleri zaman onların eşleriyle evlenmek hususunda
müminlere bir güçlük olmasın Bu ve benzeri ayetler Allah'ın elçisinin
de insan olduğunu ve hata yapabileceğini, ancak hatalarının Allah tarafından
düzeltildiğini ortaya koymaktadır. Bu ifadelerin Kuran'da yer alması,
Peygamberin gelecekte tanrılaştırılmasını önlemeye yönelik tedbirler olarak
kabul edilebilir. Ancak bunca uyarıya rağmen, Peygamberin sünneti, üstelik
zamanımıza aktarılanların kuşku götürür doğruluğuna rağmen, Kuran ayetlerine
neredeyse eş değer bir önemle uygulanmaya çalışılmaktadır.
Çağın değişen koşulları, Peygamberin yaşadığı döneme göre kıyaslanamaz
farklılıklara sahiptir. Bu koşullarda, Peygamber olsaydı acaba ne yapardı?
tarzındaki sorulara verilecek cevapların hiçbir şekilde bağlayıcı
ve doğru olması mümkün değildir. Zira bu sorulara verilecek cevaplar,
20.yy. insanının akıl yürütmesi ile oluşacak cevaplardır. Bu cevaplar,
üretenlerin kendi zihinlerinin ürünüdür. Çoğunlukla da 14. yüzyıl öncesinin
şartlarıyla koşullandırılmış zihinlerin malıdır. Aynca kimsenin de kendisini
Peygamber yerine koyup, üstelik de çağları geriye doğru devirerek,
güncel sorunlara kısır bir görüşle çözüm üretmeye hakkı yoktur. Çünkü
hiç kimse, Allah'ın kendisine Elçi olarak seçtiği bir Zat'ın 20.yy.
da yaşasaydı, ne karar vereceğini bilmek gücüne sahip olamaz. Bunu yapmaya
yeltenenlerin, köktendinci bir anlayışla dini kendi tekellerine
alarak, insanlara hükmetme arzularını tatminden başka bir amaçları olduğunu
kabul etmek mümkün değildir.
Çağdaş Dünya-Din Olgusu
Dini öğretilerin tümünde insanın manevi gelişimi için gerekli olan temel
ahlak kuralları bulunmaktadır. Bu kurallar tüm dinlerde aynıdır.
Erdemli bir insanın tanımını yapan bu kurallar artık tümüyle insanlığa mal
olduğu gibi, tartışmasız doğrular olarak da kabul görmektedir. Hatta
dine ve Tanrı'ya inanmayanların dahi bu temel ahlak normlarını reddetmeleri
sözkonusu değildir. Bu yönü ile din ile çağdaş dünya arasında hiçbir
uyumsuzluktan ve çatışmadan söz edilemez.
Ancak dini öğreti içinde yer alan sosyal kurallar, toplumsal
yapıdaki değişime paralel olarak tartışılmaya ihtiyaç göstermektedir.
Hıristiyanların kutsal kitabı olan İncil, sadece ahlaki ilkelere yer vermiş,
toplum düzenine ilişkin hiçbir kural getirmemiştir. Yine İsa Peygamber'e
yaşarken sorulan sorulardan ve onun verdiği cevaplardan da din ile yönetimin
birbirinden tamamen ayrı tutulduğu anlaşılmaktadır. Ancak Tevrat ve Kuran
için aynı durum sözkonusu değildir. Her ikisi de siyasal din niteliğinde
olup, dinin devlet işlerini de düzenlediği açıkça ifade edilmektedir.
Bu nedenle Batı, geçmişteki çarpıtılmış ruhban sınıfı hegemonyasını kırıp,
ortaçağ bağnazlığını bilimin ışığı ile aştıktan sonra, laiklik konusunda
hiçbir ciddi sorun yaşamamıştır.
Türkiye dışındaki İslam ülkelerinin ise İslam devletini benimsemiş
oldukları için, laiklikle ilgili bir sorunları bulunmamaktadır. Bu
nedenle Türkiye tipik bir model teşkil etmektedir; laik olan tek müslüman
ülkedir. Dolayısıyla da İslamın en fazla tartışıldığı ülke konumundadır:
Bu, asla sonu gelmeyecek olan kısır bir tartışmadır. Zira Kuran'daki
İslamı bütünü ile kabul ederek Siyasal İslamla mücadele etmek mümkün
değildir. Günümüzde sergilenen tablo ise, Kuran'ı bütünüyle kabul
ettiklerini zanneden, ona kendilerince yorumlar bulmaya çalışan ve
en müslüman olduklarını iddia eden laik düşünce taraftarlarının Siyasal
İslamla sürdürdükleri mücadeleden nasıl yenik çıktıklarını gösteren çok
sayıda örnekle doludur. Dinle, dinin kuralları ve oyun alanı içinde
mücadeleye kalkışanların, laiklik konusunda bir zafere ulaşmalarını
beklemek boşuna olacaktır.
Bu nedenle Türkiye'de din olgusunun ve bununla bağlantılı olarak
Siyasal İslamın tartışmaya açılmasına ihtiyaç vardır. Buna kalkışanları
nasıl bir akıbetin beklediği ise bir sır değildir. Ancak, gerçek bir
aydınlanma çağının başlayabilmesi için cesarete, işbirliğine muhtaç
olduğumuz da göz ardı edilemez bir gerçektir.
Bu tartışmanın amacı, insanların inanç özgürlüğüne müdahale amacı
taşımamaktadır. Çünkü ülkenin içinde bulunduğu koşullarda birey için en
büyük sorun, dini inancını ifade etmekte değil, inanç sistemini
tartışmakta ve bunu ifade etmekte özgür bırakılmamasıdır. Demokrasinin
inanç sistemlerine tanıdığı özgürlüğü, sistemleri tartışanlara da tanımasını
istemek ise demokrasinin gereği değil midir?
Dinler ve Köktendinciler
Dinler ortaya çıktığından beri, köktenciler de vardır. Köktendinciliği
sadece İslamiyete özgü bir hal saymak çok yanlış olur. Çünkü köktendinci
akımların en güçlü olanları Hıristiyanlık aleminde yaşanmıştır. Benzeri
akımlara İsrail de de sıkça tanık olunmaktadır. İsrail Başbakanı İshak
Rabin'in öldürülmesi, köktendinci hareketin varlığını gösteren en önemli
delillerden sayılmaktadır. Hıristiyanlık ise orta çağ boyunca kökten
dinciliğin sayısız örneklerini yaşamıştır. Bilimi dinin tekeline alan
kilise, dünyanın hareket ettiğini savunan Bruno'yu dini öğretilere aykırı
olan bu iddiası sebebiyle ateşte yakmış, dünyanın güneş etrafında döndüğünü
ileri süren Galile ise engizisyon mahkemesinin kararı ile dokuz yıl bir
kulübede hapse mahkum edilmiştir. Her yeni buluş ve düşüncenin kanıtını
dinde arayan bu anlayış, Avrupa'nın orta çağ karanlığını yaşamasına sebep
olmuştur.
Köktendinci akımlar; insanlığın gelişimi ile ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara
cevap verecek her türlü yenileşme hareketine, dini kaynaklardan yanıt aramayı
esas aldıkları için, çağdaşlaşma ile daima çatışmak zorunda kalmışlardır.
Köktendincilik, Kutsal Vahye dayalı dini öğretilerin insan aklının üstünde
ve her türlü çağdaş ihtiyaca cevap verebilecek gizli ve açık şifreleri
taşıdığına inanan bir inancın ürünüdür. Vahyin ürünü olan her kelime, her
kalıp, her türlü yorumun dışında, olduğu gibi kabul edilmesi ve uyulması
gereken hükümler olarak kabul edilir. Ancak İslamcıların köktendinciliğinde
hedef, yalnızca şeriata dönüş değildir. Siyasal ve sosyal yaşamın, ilk
müslüman toplumun yapısına uygun biçimde yani Peygamber ve dört halife devri
olan Asr-ı Saadete göre yeniden yapılandırılmasını gerektirir. Dine bağlılık,
bu bağlılıktaki titizlik, her emre kılı kırk yararak uyma, uymayanları
cezalandırma köktendinci akımların temel felsefesini oluşturur. Böylece
köktendinciler, daima en dindar olduklarını ve dinin mutlak koruyuculuğu
görevini üstlendiklerini iddia edegelmişlerdir. Çoğu kez bir köktendinci
için savaşılması gereken asıl hedefi, farklı dine inananlar değil, kendisi
ile aynı dine inanıp da, dine farklı yorumlar getirdiği düşünenler teşkil
etmektedir. Çünkü dini çağdaşlaştırarak, günün ihtiyaçlarına uygun biçimde
yorumlamak, dini tahrif etmek anlamına gelmektedir ki, bu kabul edilmesi
mümkün bir durum değildir. Üstelik dini, günün şartlarına göre yorumlamak,
Allah sözü olan Kitabın özünden saptırılması olarak kabul edilmektedir ki,
bunu yapanlar, kendilerini Allah yerine koyup, O'nun sözlerini değiştirmeye
cüret edenler, bir başka ifade ile Allah'a şirk koşanlardır.
İslamda ilk köktendinci hareketler Sıffın savaşı ile başlamıştır. Hz.
Ali ile Muaviye arasındaki savaşta, Muaviye askerlerine mızraklarının
ucuna Kuran sayfalarını geçirmelerini söylemiş ve Ali'nin ordusunu,
Kuran'a uymaya davet etmiştir. Hz. Ali, bu eylemin bir anlamı olmadığını,
savaşmaya devam etmeleri gerektiğini askerlerine söylediği halde,
ordunun içinden bir grup, buna karşı koymuştur. Bu grup, Kurralar dır.
Kurralar, Kuran'daki hükümleri düşünmeden, boyuna Kuran okuyan,
vakitlerini ancak namaz kılmakla geçiren bir hafızlar topluluğudur.
Kurralar isimlerini ilk defa Ebu Bekir zamanında yalancı peygamber
Museylime ile yapılan savaşta duyurmuşlar ve o savaşta önemli ölçüde zaiyat
vermişlerdir. Kuran'ı ezbere bilen insanların savaşlarda ölmesinden endişe
duyan Ömer'in ısrarı ile Ebu Bekir ilk yazılı Kuran'ı oluşturmuştur. Hz.
Osman ise Kuran mushaflarını yeniden tanzim ettirip çoğalttırmıştır.(age,s.85)
İşte Ali'nin ordusunun dağılmasında rol oynayan Kurralar, İslamdaki
ilk köktendincilerdir. Böylece Peygamber zamanında Kuran'ı ezberlemekle
başlayıp, yavaş, yavaş aşırı dindarlığa dönüşen bir akım, Hz. Osman
zamanında yobazlığa dönüşüyor, Sıffın savaşında ise, yüzyılların kaderini
etkileyecek bir boyuta ulaşıyordu. Kurraların bu başkaldırısında
köktendinci eğilimlerinin yanısıra, giderek azalan sosyal statülerini
siyasal bir hareketle güçlendirme eğiliminin de yattığı kuşku götürmez bir
gerçektir. Halife Osman'ın Kuran'ı yazılı hale getirip çoğaltması,
Kurralara olan ihtiyacı azaltmış, onlar da siyasal bir hareketle eski
statülerini yeniden kazanmak için eyleme geçmişlerdir. Haricilik hareketi,
köktendincilerin öncülüğündeki ilk muhalefet hareketi olarak İslam
tarihindeki yerini almıştır.
Hariciliğin köktendinci bir zihniyetin ürünü olduğunu gösteren ilginç
olayı aktarmakta, bu mezhebin dine bakışını anlamak açısından yarar vardır.
Basra'dan çıkan Hariciliğin bir bölüğü, Nehrevan'a gelirken, merkep
üstünde bir kadının gelmekte olduğunu, yanında da kocasının yürüdüğünü
görürler. Kadın hamiledir ve doğurması yakın görünmektedir. Adama
kim olduğu sorulur. O da Ashap'dan Habbab'ın oğlu Abdullah
olduğunu söyler. Bunun üzerine kendilerine bir hadis söylemesini isterler.
Konuşma devam eder. Daha sonra adama Halife Ebu Bekir, Ömer, Osman
hakkında ne düşündüğü sorulur. Hepsi için iyi şeyler söyler. Ali hakkındaki
görüşü istendiğinde de Abdullah, Ali'nin hepsinden daha alim, takva
sahibi ve basiret sahibi olduğu cevabını verir. Bu cevaptan hoşlanmayan
Hariciler Abdullah'ı öldürmeye karar verirler. Onu ve karısını bir
hurma ağacının altına sürüklerler. Bu sırada ağaçtan bir hurma düşer.
Haricilerden birisi, bu hurmayı alıp, ağzına atar. Bir diğeri, hemen
arkadaşını uyarır. Çünkü hurmayı sahibi helal etmeden ya da para vermeden
almıştır. Hurma hemen ağızdan çıkarılır. O sırada bulundukları yere bir
Hıristiyana ait bir domuz gelir. Haricilerden biri bir kılıç sallayarak
domuzu öldürür. Diğerleri ona, bu yaptığının fesat çıkarmak olduğunu
söylerler ve hemen domuzun sahibi bulunup, parası verilir. Bu örnekler,
Haricilerin Kurandaki emirlere nasıl itina ile uyduklarına örnektir. Ancak
olay burada bitmemektedir. Çünkü Abdullah, müslüman olduğunu ve İslamda bir
kötülük yapmadığını söylemesine rağmen koyun gibi yatırılıp boğazlanır.
Karısının da karnı deşilir. Ağaçtan düşen hurmayı sahibinin izni olmadan
yemeyen, domuzun bedelini ödeyen bu köktendinciler, kendi dindaşlarını
hem de sahabeden bir müslümanı ve onun hamile karısını acımasızca öldürmekte
bir sakınca görmemişlerdir.(Önder Güngör; age,s.82-83) Bu örnek, Kuran'ı
ezbere bilmek, ve emirlerine aynen uymanın, dar görüşlülüğe engel olamadığını ve insan
hayatı gibi en kutsal değerlerin, hatta Kuran'da büyük önem verilen
din kardeşliğinin bile bu kısır düşünce sistemi içinde nasıl kolayca feda
edilebildiğini göstermektedir. Köktendinciliğin dine verdiği büyük
zararı da açıkça ortaya koymaktadır.
Köktendinci akımların günümüzdeki izdüşümlerinde de benzeri motifleri
bulmak mümkündür. Türk toplumunun 20. yy. daki köktendincileri,
hayatın her aşamasına dinin egemen olmasını isterken kuşkusuz dinin
sahibi olarak kendilerini görmektedirler. Dinin siyasal ve sosyal
yaşama hakimiyeti, köktendincilerin de iktidara hakimiyeti anlamına
gelmektedir.
Ancak iktidar sözkonusu olduğunda cevaplanması gereken pekçok soru
vardır. Köktendinci bir iktidarın çağdaş toplumun ihtiyaçları konusundaki
çözümleri neler olacaktır? Akit Gazetesi yazarlarından Faruk Köse, İslam
Devleti Kurulamaz başlıklı yazısında(Akit Gazetesi, 14 Mart.1997) bu
konudaki zorlukları ve İslami kesimin yeterince hazırlıklı olmadığını, ince bir serzenişle şöyle
dile getiriyor: İslam Devletine giden yolda vazgeçilmez ve olmazsa
olmaz üç esas vardır. Bunlardan birincisi, şahıslar etrafında değil,
ilkeler, prensipler ve müesseseler etrafında bir araya gelmektir. Bunları
belirleyip, tespit ettik mi? İkincisi lüzumlu eleman yetiştirmek, kadro
hazırlamaktır. Hangi kadroları kurabildik? Üçüncüsü gerçekleştirilecek
İslami Devlete ulaştırabilecek nitelikte yapılanmaktır. Devlete göre mi
yapılandık?
Dilerseniz bu hususu biraz açalım. İslam fıkhı ve hukuku inceden
inceye araştırıldı mı? Değişik kitapların değişik yerlerinde varolan
hukuk kaideleri konularına göre ayrı ayrı ve her konuya dahil hükümler de
kendi içinde sistematik olarak düzenlenmek suretiyle tedvin ve tasnif
edildi mi?
İslam hukuku şahıs, aile, miras, borçlar, alacaklar, haklar,
ticaret, sözleşmeler, tüzel kişiler, kurumlar, ceza, mükafat vb. bütün
hususlarıyla sistemli birer hukuk külliyatı olarak hazırlandı mı? Mesela
İslam hukukuna göre İslami Ceza Kanunu hazırlandı mı? İslam Devletine giden
yolda gerek duyulacak şeri ilkeler, prensipler, müesseseler tespit,
tayin ve tedvin edildi mi? Sağlıklı bir şekilde müesseseleşildi mi?...
Görülen odur ki İslam Devletini kurmaktan belki daha zor olan yönetmektir.
Ancak bu zorluğun sebebi elbet ki köktendinci yaklaşım olmaktadır. Zamanın
ihtiyaçlarına cevap vermeyen bir sistemden, zorlama yorumlarla yeni ve
köklerine tamamen bağlı bir sistem üretmek nasıl mümkün olabilir ki? Böyle
bir sistemin üretilebilirliğini iddia edenlerin karşısında, her zaman
sistemin dinin özüne, Peygamber dönemindeki uygulamalara uygun olmadığını
iddia eden başka köktendinci grupların olması kaçınılmazdır.
Köktendinci zihniyetin bu konudaki rahatsızlığı, gazete sütunlarına da
yansımaktadır. İşte Akit Gazetesi yazarlarından Mustafa Kaplan bir
okuyucusunun düşüncelerine katıldığını ifade ederek, rahatsızlığını şöyle
dile getiriyor: Rasulullah sana geliyor! Evet yarın zaman ve mekan
kavramı ortadan kalksa ve birisi size böyle söylese ne olur? Evimize,
efendimiz, şefaatçimiz gelse, evimizden neler kaldırırız? diye bir soru
ile başlıyor yazısına. Sonra devam ediyor, Ömründe hiç oturmadığı ceviz
koltuktarı mı, yatağını sermek için çabalarken yaylı sünger yatakları mı
kaldırırız? Köşede asılı duran babamızın resmini mi, büfedeki kristal
bardakları mı?...İşlerimizi sorsa, fabrikamıza aldığımız kredinin düşük
faizli olduğunu nasıl izah ederiz?...Okuduğumuz dergiyi, gazeteyi ona
gönül rahatlığı ile gösterebilir miyiz? Eş ve çocuklarımızın onun
hanımlarına benzediğini söyleyebilir miyiz? Ya da sakal bırakmamamızın
sebebini izah edebilir miyiz? ...Onunla yemeğe otursak, ömründe üç çesit
yemeği bir arada yememiş olan Allah'ın Habibine, Getirin buzdolabındaki
katıkları dese, ne cevap veririz?. Namazlarımızı kılarken O önümüzde
durduğunda, ayağımızda kotla, kısa kollu gömlekle ya da başımızda baba,
şapkası gibi takkeyle namaza dahil olmaya kalksak, bizi cemaatine alır
mı?...(Akit Gazetesi, 20 Mart 1997) Yazar bu soruların ardından peygamberin Sünnet-i Seniyyesinden
uzakta yaşamasının acısını hissettiğini anlatıyor.
Bu anlatım çağdaş yaşamın her türlü imkan ve kolaylığının sadece
Peygamber döneminde olmadığı için dine aykırı olduğu mesajını vermekte ve
köktendinciliğin boyutlarını anlamaya yardımcı olmaktadır.
İnsanın toplumsal yaşamını olduğu kadar özel yaşamını da en küçük
ayrıntısına varana dek düzenlemeye talip olanlar, Kuran'da yer
almayan, insanın özgür iradesine terkedilen alanları da kontrole almak
konusunda özel bir gayretkeşlik içindedirler. Bu zorlama dinselleştirme
gayretlerine birkaç örnekle açıklık kazandırmak yararlı olacaktır. Aşağıdaki
örneklerle, halkın özgür iradesinin dini kullananlarca nasıl engellenmeye
çalışıldığına özellikle dikkati çekmek ve köktendinci düşünce sistemine
açıklık getirmek amaçlanmıştır.
Bir okuyucu Akit Gazetesinde Fıkıh yazarı Yusuf Kerimoğluna soruyor:
İslam dininde müziğin hükmü nedir?....Mübah olan müzik çeşidi var mıdır?
Cevap: İslam dinide müziğin hükmü nedir sualine tek bir cevap verebilmemin
imkanı yoktur. Zira müçtehid imamlar, farklı delillere dayanarak değişik
içtihadları gündeme getirmişlerdir. Bunlardan herhangi birisini tek başına
islamın hükmü ilan etmek doğru değildir. Önce Hanefi fukahasının müzik
konusunda ortaya koyduğu hükümleri izah etmeye gayret edelim.
Resul-i Ekrem (SAV)'in çalgı aletlerini kendi arzusuyla dinlemesi
ben-i adem için ma'siyettir. Onun ile zevklenmek, küfran-ı nimettir.
hadisi şerifini esas alan Hanefi fukahası Müzik çalmak ve isteyerek
dinlemek caiz değildir hükmünü Zahirur rivaye olarak benimsemiştir.
Cihada teşvik için vurulan kös, düğünlerde çalınan zilleri olmayan
tef(müzik olarak değil ilan olarak belirlendiği için) istisna kabul edilmiştir.
Başkasına dinletmek ve rızkını o yoldan temin etmek caiz değildir. Feteva-ı
Hindiyye'de Bir mükellef, davul zurna çalarak, bunun karşılığında mal
alsa, bu kazancı helal olmaz. Teganni ederek (şarkı-türkü söyleyerek)
kazandığı parayı borcuna veren kimsenin alacaklısı, bunu kabul edemez.
hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Merginani bir değnek çubuğunun yere düzenli, şekilde
vurulmasından çıkan sesin dahi müzik hükmünde olduğunu ve bundan
zevklenmenin caiz olmayacağını belirtmektedir. İmam-ı Yusufa Tef çalmanın
hükmü nedir? suali sorulmuş, bunun üzerine: Düğün merasiminde çalışma
caizdir. Ayrıca bir kadın ağlayan çocuğunun susması için tef çalarsa, zararı
yoktur. Bu mekruh da değildir. Ancak tef ile beraber şarkı-türkü söylerse bu
kerihtir. (iğrençtir). Bayram gününde tef çalmakta bir beis yoktur.
cevabını vermiştir. İmam-ı Şafşi ve İmam-ı Malik, Düğün merasimlerinde
çalınan musikinin ve bayram eğlencelerinin caiz olduğunu esas almışlardır.
İmam-ı Gazali İhya isimli meşhur eserinde, müzik hakkında varid olan
bütün ihtilafları zikrettikten sonra, Müziğin tek bir hükme bağlanamayacağını,
durumuna göre haram, mektuh, mübah ve müstehab olabileceğini kaydetmektedir...
İslam uleması Güftesi İslami hükümlerin reddini, kaderin inkarını ve
fesadın yayılmasını teşvik ediyorsa, icra edilmesi caiz olmaz hükmünde
müttefiktirler. Konu Elfaz-ı Küfr açısından değerlendirilmiştir. Bugün
güftesi elfaz-ı küfr (dinden çıkmaya sebep olan sözler) içinde mütalaa
edilebilecek çok şarkı ve türkü vardır.....
Bu örnek, müzik dinleme ve icra etmenin dini açıdan ne kadar farklı
ve karmaşık yorumlara açık olduğunu ortaya koymaktadır. Kuran'da bu
konuda herhangi bir hüküm olmamasına rağmen, köktendinciliğin, insan
ruhunun gelişmesi, sanatın ilerlemesi açısından son derece önemli olan
müzik gibi bir konuda bile nasıl kısıtlayıcı bir tavır aldığını ortaya
koymaktadır. Elbette burada sorulması unutulan bir soru vardır. Onu
da biz soralım. Müziğin kaynağı doğanın ta kendisi değil midir? Rüzgarın
sesi, ağaçların hışırtısı, kuşların nağmeleri, yağmur damlacıklarının sesini
dinlemek, dinen caiz midir?
Bir başka örnek, ilkinden daha da garip. Yine Akit Gazetesinin
okuyucu köşesi olan Sizin Köşeniz(Akit Gazetesi, 15. Mart. 1997)
bölümünde yer aldığı için, okuyuculardan özür dileyerek, aktarıyorum:
Yazının başlığı: Yaşar Nuri ve ayakta bevl! Yazan İsmail Kurtaran
adlı bir okur.
Yazının ana konusunu teşkil ettiği için bevl kelimesinin lügat anlamını
da açıklayalım. Bevl: idrar yapma
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün 7.3.1997 günü ATV'de katıldığı bir
programda, şu ifadeleri kullandı; Ayakta bevl yapmak günahtır diyorlar,
bunun dinle ne alakası var? ve buna benzer birçok ifadeler kullandı...
Kitaplarda def-i hacetten bahsederken ayakta bevl yapmanın mekruh olduğu
ifade edilmektedir. Bununla alakalı bilgi fıkıh kitaplarında
hatta kitapların taharet bölümünde hususiyle kitapların ibtidasında
zikredilmektedir.
Ayakta bevl yapma ve bevlden kaçınma hususunda bazı hadis-i Şerifleri
hatırlatmak istiyorum.
1.İdrardan korununuz, çünkü kabir azabının hemen hepsi bevldendir.
2.İdrardan çok iyi korununuz, çünkü kulun kabirde ilk önce hesaba
çekileceği husus bevldir.
3.Muhakkak ki sizden biriniz, kabirde azab edilir. Şüphesiz bevl
ettiği zaman istintar etmezdi denilir. İstintar, idrarın son damlasını
çıkarmak için çaba harcamaktır.
Özürsüz olarak ayakta idrar yapmak mekruhtur. Bu hususta Peygamberimiz,
şöyle buyurur: Hz. Ayşe: Kendisine Kuran nazil olmaya başladığından beri..
Resulullah ayakta bevl etmemiştir.
Yine İmam-ı Ahmed'in Tirmizi'nin (cilt 1,225. sayfa) Nesai'nin 307
nolu hadis ve İbn-i Mace'nin tahriş ettiği hadiste de Ayşe demiştir ki,
Size Nebiyyi Azam'ın ayakta bevl ettiğini kim haber verirse ona inanmayın.
mutlaka oturarak abdest bozardı.
4.Abdullah İbni Mesud'un şöyle dediği rivayet olunmuştur: Şüphesiz
ayakta abdest bozman da cefadandır.
5.Peygamberimiz ayakta idrar yapmayı yasakladı.
Bazı alimler de ayakta idrar yapmayı caiz görmüşlerdir, ayakta idrar
yapmaya ruhsat vermişlerdir. Dayandıkları isnad, Şu hadisi
şeriftir: Hz. Huzeyf'dan bir gün Peygamber bir kavimin çöplüğüne vardı ve
oraya ayakta bevl etti.
Ayakta idrar yapmayı mekruh gören ulema bu hadisi şerif karşısında
şu tevili yapmıştır.
A.Kadı İyaz'ın beyanına göre; uzun zaman oturan Efendimiz'i bevl
sıkıştırmış, uzağa gidememiş hemen ayakta bevlini yapmıştır.
B.Rasulullah dizindeki veya belindeki bir hastalıktan dolayı
idrarını ayakta yapmıştır. (Zira Araplarda bu şekilde yapılan idrarın bel
ağrılarına iyi geleceği kanaati yaygındı)
C.Çöplükte müsait bir yer bulamamıştır.
D.Bir ihtimal de ayakta küçük abdest bozmanın caiz olduğunu göstermek
için yapmıştır.
Bu hadis-i şeriflerden çıkarılan neticeye göre ayakta idrar yapmak
mekruhtur. Fakat bu mekruhiyet, kerahati tahrimiye olmayıp, kerahati
tenzihiyedir.
Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki; ayakta veya oturarak bevl yapmanın
dinle alakası çoktur...
Bu örnekle ilgili yorumu okuyucuya bırakıyorum. Ancak yukarıdaki
konularda bile bir fikir birliğine varmayı zorunlu gören, buna
ulaşmak için de büyük emek harcayan köktendinci zihniyetin, çağdaş sorunları
din aracılığı ile nasıl çözüme ulaştıracağını sorarak, Türk insanının hakkı
olsa gerek.
Elbet ki köktendinciler her zaman bu kadar masum konularla uğraşmıyorlar.
Ancak zihniyeti tanımak için, bu masum örneklere atıf yapmak gerekmiştir.
İnsanların tuvalet alışkanlıklarına dahi karışma ihtiyacı duyan bir
zihniyetin nasıl bir sistemin müjdecisi olduğu ortadadır.
Köktendinci zihniyetin bir diğer örneği ise Türk kamuoyuna mal olmuş
bir olaydır. RP. milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan, sarıkla namaza
gitmenin 80 kere daha fazla sevap teşkil ettiği konusunda halkı
bilgilendirmiştir. İslamın ibadet anlayışı ile tezat teşkil eden ve Diyanet
İşlerinin de itirazına yol açan bu açıklama, köktendinci anlayışa tam bir
örnek teşkil etmektedir. Halkın bir bölümü ise, Peygamberin de namazı
sarıkla kıldığını ve bu sebeple sarıkla namaz kılmanın sünnet olduğunu
TV kameraları önünde söylemekte ancak sevabın kaç kat arttığı konusunda
Ceylan'la anlaşamamaktadırlar. Hatta namaza yürüyerek gitmekle, bir taşıta
binerek gitmenin sevaba katkısı da irdelenen konular arasında yer almaktadır.
Bu anlayışın, dinin amacına ya da insanın imanına ve ahlakına ne gibi bir
katkısı olduğu ise, tartışma dışıdır.
Köktendinci harekete gösterilen tepkinin, bilinçsiz bir tepki
olmadığı da açıktır. Din adına iktidara talip olanların, ülkeyi nasıl bir
maceraya sürüklemek istedikleri, fıkıh karmaşasına boğulmuş bir sistemden,
nasıl bir yönetim yaratmayı amaçladıkları ve özel hayatın hangi noktalarına
kadar dini tekel uygulamayı planladıkları düşünülmesi gereken ciddi
sorulardır.
Dinler tarihi boyunca yaşanan pekçok olaydan da görülebileceği gibi,
köktendincilik, dipsiz bir kuyu gibidir. Her İslami hareket ve
yorumun kaışısında daha köktenci bir hareket bulması kaçınılmazdır.
Dolayısıyla köktendinci düşünceler, sadece din devletine karşı olanlar için
değil, Siyasal İslamı yaşama geçirmek isteyenler için de büyük bir tehdit
oluşturmaktadırlar. Şeriata dayalı bir devlet düzenine karşı çıkıp, yine din
ve Allah adına daha katı bir anlayışla yönetime talip olmak isteğinin önü
alınamaz.
Tarihin her döneminde dinin özünü hayata geçirmeye talip olan yeni
köktendinci gruplara raslamak kaçınılmazdır. Çünkü İslam dini, doğruluğu
kuşku götürecek kadar geniş, sahih olduğu tartışılır nitelikteki bir
hadis kaynağına sahiptir: İslamda otorite kabul edilen en önemli
hadis yazarlarından olan Buhari, Sahih-i Buhari diye bilinen eserini
yazarken, 600.000 hadis toplamış, ancak bunların 7275'ini değerlendirmiştir.
Bir diğer önemli hadis kitabı olan Sahih-i Müslim'in yazan Müslim bin
Haccac ise, topladığı 300.000 hadisten sadece 4000'ini kitabına almıştır.
Ahmednin Hanbel ise Müsned isimli hadis kitabı için 750.000 hadis
toplamış, bunlardan 40.000 ini seçerek kullanmıştır. Ebu Bekir ve Ömer'in
döneminde hadis yasağı konulmuş ve yazılı hadisler toplanıp yaktırılmış
ancak Emevi Halifesi Ömer bin Abdülaziz döneminde yeniden hadis toplama
işlemi başlatılmıştır.(Önder Güngör; age, s.100) Acaba Peygambere en yakın kişiler olan Ebu Bekir
ve Ömer hadisleri neden yaktırmışlardır? Bu kararı almalarındaki sebebin,
sahih olmayan hadislerin, gelecekte dini yozlaştırmasından duydukları
endişe olduğu muhakkaktır.
Ayrıca Hz. Peygamber, peygamberliğinin ilk yıllarında kendi sözlerinin
yazılıp, toplanmasını yasaklamıştır. Sebep açıktır: O, yalnız Kuran
vahiylerinin yazılmasını, ezberlenmesini ve korunmasını esas alıyordu.
Kendi sözleriyle Kuran ayetleri arasında korunması gereken farkı
sahabilerin bildiklerinden kuşkusu olmamakla beraber, ilk zamanlarda
dikkatleri yalnız Kuran üzerinde toplamak için böyle bir yol seçmiştir.
Daha sonra, vahyin gelen ayetleri yerleşmiş bir tavır ve metodla, mükemmel
biçimde zaptedildiği için, başta konan yasak kaldırılmıştır.(Yaşar Nuri
Öztürk; 500 Soruda İslam, İstanbul, 1989, s.143)
Ancak peygamberin sözü olduğundan kuşku duyulmayan ve mütevatir denilen
hadislerin sayısı çok azdır. Lafzı ve manasıyla mütevatir sayılan
hadislerin sayısı 20'ye kadar inmektedir... Mütevatir dışında kalan hadislere,
İslam bilginleri haber-i vahit, yani tek kişiden nakledilen haber demişlerdir...
Bunlar ancak günlük hayatın pratik meselelerinde uygulamaya esas alınabilir.
Ne var ki bu konu da başlangıçtan beri tartışılmıştır. Kısacası hadis alanı
hayli söz götüren bir alandır. Yüzlerce, binlerce hadis uydurulmuştur. (24. age,s. l42)
Bu uydurma hadislerin köktendinciliğin kaynağını oluşturduğu, şüphe götürmez
biçimde açıktır.
İslam alemi uydurma hadislerin yanısıra, dar görüşlülükle kısır yorumlara
açık bir sünnet anlayışına sahip kitleleri de içinde barındırmaktadır.
Peygamberin davranışlarından, hal ve tavırlarından günümüze aktarılan
bilgilerin, ne kadar doğru olduğu da en az sözlerinde ki aktarımlar kadar
kuşkuya açıktır. Bu nedenlerle, Kuran'la sınırlı kalamayan ve bireysel
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Dinde Siyasal Islam Tekeli - 03
  • Büleklär
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3609
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1937
    24.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3620
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2048
    24.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    37.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 3560
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1977
    23.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3529
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1965
    22.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.1 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3649
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1914
    25.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    37.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3629
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1958
    26.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    37.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3562
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1858
    22.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    33.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3510
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1895
    22.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    33.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 3594
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1891
    23.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    34.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3619
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1932
    24.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3590
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1902
    24.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    35.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Dinde Siyasal Islam Tekeli - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 128
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 109
    35.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    60.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.