Devlet - 11

Süzlärneñ gomumi sanı 3714
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2041
24.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
36.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
42.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
ads place
(52) Platon burada genel Hellen görüşünü temsil eder. Sokrates'in Symposion'un sonunda tragedya şairi Agathon'la komedya şairi Aristophanes'i, bir şairin hem tragedya, hem de komedya yazabilmesi gerektiğine kandırmaya çalışmasıyla yukardaki sözler arasında yalnızca görünüşte bir çelişki var: Symposion'da amacı, bu iki şiir türünü incelemek değil; Sokrates'i, trajik ile komik unsurları daha yüksek bir bütün halinde ruhunda birleştiren Sokrates'i canlandırmaktır. Aynı biçimde Platon kendisi de, diyaloglarında Sokrates'in yaşamının mimesisini yapmakla, tragedya ile komedyayı daha yüksek bir düzeyde birleştiren bu iki türü içine alan bir tür yaratmış olmak savındadır.
(53) Plutarkhos'un Solon'da anlattığı öykü, Attika anlayışının ciddiliğine örnek olan bu görüşün yalnızca Platon'a has olmadığını kanıtlar: Thespis oyunlarından birini temsil ettikten sonra, Solon ona dönerek, herkesin önünde yalancı oyunlar oynamaktan utanmıyor mu diye sormuş. Thespis de, şaka olsun diye böyle şeyler söylemekte, temsil etmekte bir kötülük olmadığı yanıtını verince, Solon öfkeyle sopasını yere vurarak demiş ki: "Bu şakayı översek, ona değer verirsek, onu yakında ekonomik yaşamımızda da göreceğiz.''
(54) Platon,ihtimal, önceden de bir kaç kez dizelerini alıntıladığı Aiskylos'un Niobe adlı tragedyasını düşünmektedir.
(55) Kuşkusuz Platon burada Euripides'in kadın kişiliklerini düşünüyor. Euripides'in kaybolan Aiolos adlı dramında kardeşi Makareus'tan gebe kalan Kanake sahnede doğum sancıları çekmektedir; bu durumda söylediği arya herhalde ünlenmiş olsa gerek ki İmparator Neron onu temsil etmekten pek hoşlanırmış.
(56) Köleler özellikle de komedyada önemli rol oynarlar. Fakat Euripides hukukun, toplumun baskısına, haksızlığına uğramış insan tiplerinden hepsine tragedyada yer vermiştir.
(57) Tragedyada sarhoşluğa örnek olarak yalnızca Euripides'in Alkestis dramındaki Herakles vardır. Fakat şunu da unutmamalı ki Alkestis tragedya değil de bir satyr oyununun yerini tutmaktadır.
(58) Tragedyada insanların çıldırdığı bazan görülür. Fakat Aiskhylos ile Sophokles çıldıranları sahneye çıkarmaz, ancak çıldırdıklarını başkalarına anlattırırlar (Orestes, Aias). Tek istisna Aiskhylos'un Prometheas'unda Io'dur. Yalnızca Euripides, Herakles ile Bakkhalar adlı tragedyalarında çıldırmış kişileri sahneye çıkarır (Herakles'te Herakles'in kendisi, Bakkhalar'da Pentheus ile Agaue).
(59) İlkçağ boyunca el işçiliğinin özgür adama yakışmadığı düşüncesi vardı. Platon da VI. kitapta el işlerinin insanda düşünce edimini körleştirdiğine işaret
eder. Düzenli, günlük bir işe bağlı olan adam felsefe için uygun değildir. Çünkü felsefeyle uğraşabilmesi için insanın boş vakti olmalıdır.
(60) Daha eski zamanlarda, örneğin Aiskhylos'un döneminde, müzik şairin sözlerine uyduğu, sözlerin yanında ikincil bir öğe olarak kaldığı halde, Euripides'in dramlarında ve çağdaşı olan dithyrambosta bağımsız gelişmiş, bu kez de sözler ona uymuştur. İlkçağ müziği hemen hemen büsbütün kaybolduğundan, bu gelişmeyi izlemek bizim için zordur. Fakat Euripides'in korolarında sözlerin müziğe uydurulduğunu hâlâ sezebiliriz. Bu esaslı yenilikle birlikte müzikte virtuozluk da önem kazanmış, Platon'un burada sözünü ettiği doğa seslerine müzikle öykünmeye girişilmiş, aynı zamanda da sazlarla müzik Platon'un abartılı bulduğu bir biçimde ön plana geçmiştir. Platon müziğin sözden ayrılmasını eleştirir, hele insan sesinden uzaklaşarak doğa seslerine öykünmeye girişilmesini ahlak düşüklüğünün bir kanıtı sayar. Yasalar adlı yapıtında da bu konuyu birçok kez ele alır (mes. II. kitap 669 c'de).
(61) Davranışlarda ve konuşmada sakinliği ve ağırbaşlılığı Aristo da (Eth. Nic. IV 8, 1125 a 12 v.d.) yüksek ruhluluğa (megalopsykhia) işaret olarak kabul eder.
(62) Başa merhem sürme, yün şeritlerden çelenk takma, tapınmada görülen davranışlardır. Platon bununla şairin tanrı etkisi altında bulunan tanrısal bir varlık olduğunu göstermek ister. Platon'u, devletinden çıkardığı şiirden ve müzikten zevk duymayan bir insan sanmamalıyız. Şairi reddetmek zorunda kalıyorsa da, onu, tanrı gibi tapınılmaya değer, yüksek bir varlık sayar. Diogenes Laertios'un anlattığına bakılırsa, Herakleitos şairlere karşı çok daha sert davranmış, demiş ki: Homeros yarışmalardan atılmaya, bastonla dövülmeye layıktır, Arkhilokhos da. (63) Şiir hakkındaki konuşmada Sokrates'i Adeimantos yanıtladığı halde, söz müziğe gelince, müzik bilgisi olduğundan Glaukon söze karışır.
(64) Belli ki Platon sözden ayrılmış bir müziği tanımıyor bile.
(65) Yunan ses sistemi için kitabın sonunda bulunan eke bak.
((66) Yunanlıların aulos dedikleri saz, flâvtaya yakın olduğundan aulos sözcüğünü flâvta diye çevirdik.
Aristo da (Politika VIII 6, 1341 a 17 v.d.) eğitim alanında aulosa bir yer verilmesini iki nedenden kabul etmez: Birincisi, aulos ahlaki (ethikon) değildir, dini cümbüşlere yakışır; ikincisi, aulos çalarken insan şarkı söyleyemez.
(67) Lyra ile kithara ilke bakımından birdir. Yalnız lyranın telleri eğri, kitharanınkiler ise düz bir göğüs tahtası üzerine gerilmişti. Lyra evde ve gençlerin müzik eğitiminde kullanılan küçük bir sazdı; halbuki kithara daha büyük ve daha sanatlı bir biçimde yapılmış olduğundan sanatçıların konserlerde, yarışmalarda kullandıkları sazdı.
(68) Aulos müziği, kamışı bol olan Phrygia'da meydana gelmiş ve aulos bestecisi Olypos'la 8'inci yüzyılda en yüksek gelişme noktasına varmıştır. Phrygia'dan Yunanistan'a gelmiş ve Dionysos ile Phrygialuı Ana Tanrı'nın kültünde sağlam bir yer edinmiştir. Aulos'un Yunanistan'da büyük bir direnişle karşılaştığı Marsyas mythosundan anlaşılır: Athene aulosu icat etmiş, fakat aulos çalarken yüzünün buruştuğunu, çirkinleştiğini görünce, onu atmış. Phrygia çobanı Marsyas aulosu bulmuş ve bu yeni sazına güvenerek kithara çalan Apollon ile bir müzik yarışmasına girişmiş. Yarışma Phrygia'da Kelainai yakınlarında olmuş. Marsyas kaybetmiş, tanrı da küstahlığının cezası olarak Marsyas'ın diri diri derisini yüzmüş. Bu efsanede Platon'da da görülen bir anlayış yansımaktadır: Pedagoji ve ahlaka önem veren akla dayanan Apolloncu eğilimlerin cümbüşlü dionysosçu eğilimlere direnci.
(69) Sokrates, tanrıların adını kirletmemek için köpek üzerine yemin ediyor. Söylendiğine göre Rhadamanthys bile insanlara, yeminlerinde sıradan eşya ve hayvan adları kullanmayı öğütlemişti: Örneğin "kaz hakkı için'' gibi. (Bu deyim Yunanca'da "Zeus hakkı için'' deyimine benzer).
(70) II. kitap.
(71) Ritimlerin üçe ayrılması kısa heceleri bir, uzun heceleri de iki saymak ilkesine dayanır. Böylece şu ritim türleri ortaya çıkar: 1) Genos ison, 2:2 oranına dayanır. Daktylos (¯)- spondeios (??) ve anapaistos(-) bu genostandır. 2) Genos hemiolion, 3:2 veya 2:3 oranına dayanır. Paion (¯), kretikos (¯), bakkheios (¯) bu türdendir. 3) Genos diplosion, 2:1 oranına dayanır. Bu türde trokhaios ile iambos'tan başka bir de ionikos vezinleri vardır (¯ veya ¯).
(72) Platon'un bu dört türden ne amaçladığı belli değildir.
(73) Perikles döneminde yaşamış, Perikles'in dostu ünlü müzikçi. Damon ritim ve melodinin akışının insanın ruhsal durumuyla ilintili olduğuna inanırdı. Yani o da Platon gibi müziğin ahlak üzerindeki etkisine önem verirdi. Platon ondan büyük bir saygıyla sözeder. Az önce sona eren değişik müzik makamlarının insan ruhu üstündeki etkisine ilişkin bölüm büyük olasılıkla Damon' dan esinlenmiştir.
(74) Platon bu sözleri kasten bir az karışık söyler. Platon'un yapıtlarındaki Sokrates çok kez teknik sorunları ele almaktan çekinir. (Örneğin, ileride beden eğitimini ele alan bölümünde olduğu gibi.) Platon, müzik kuramına ilgi duymakla yetinmemiş bu alanda derin bilgiye sahip olmuştu. Atinalı Drakon, Akragaslı Megyllas gibi dönemin en ünlü müzikçilerinin derslerini dinlemişti (ayrıca Platon'un, Pitagorasçılarla ilişki içinde olduğu da anlaşılıyor).
Platon'un bu bölümde Damon'dan aktardığı bilgilerden şunu anlamak gerekiyor. Enhoplios'un şeması eşit olmayan müzik öğelerinden oluşuyor (Damon ona katışık synthetos diyor). Damon, Daktylostan büyük olasılıkla 71 numaralı açıklamada değindiğimiz "genos ison" denen vezinleri anlıyor. Bu türde heroos denilen vezin, bizim "daktylos" veya "sponde os" dediğimiz± vezindir; heroos, geniş isonda en görkemli, en soylu sayılan vezindir; Platon bu nedenle salt ondan sözediyor. Daktylos ile spondeios vezinleri iki eşit ve ölçü bakımından katışık vezinlerdir. Yani "arsis'' ile "thesis''te eşit zaman ölçüleri vardır. Arsis ile thesis, ritim tutulurken elin veya ayağın kalkıp inmesine denir. Yunan metriğinde kullanılan bu deyimlere çevirimizde biz de yer verdik; çünkü Platon'un burada kullandığı "yukarı'' ve "aşağı'' terimlerinin olduğu gibi aktarılması anlamsız olacaktı.
(75) Türkçeye tam olarak çevrilmesi olanaksız, Yunanca euskhemosyne ve askhemosyne sözcüklerini, "uygunluk'' ve "uygunsuzluk'' sözcükleri ile karşılamaya çalıştık..
(76) Bu tümceyi iyi anlamak için Platon'un kullandığı euetheiu sözcüğünün Yunanca hem "iyi huyluluk'' hem de "saflık'' anlamına geldiğini bilmek gerekiyor.
(77) Platon burada heykeltıraş Polykleitos'un oranlardan söz eden "Kanon'' adlı yapıtını düşünmektedir.
(78) Arkaik ve klasik çağın sanatı, Platon'un burada söz ettiği eğitici etkiyi gerçekten göstermiştir. Olympia'ya gelip te zafer kazanmış Yunanlıların heykellerini gören her gençte Hellen insanlığına örnek olan bu kahramanlara benzemek arzusu her halde uyanırdı. Sanatın bu eğitici etkisini yurdunun her köşesinde örnek olacak değerde sanat yapıtlarına raslayan Atinalı herkesten çok duymuştur. Thukydides bile Perikles'e Atina'nın paideusis tes Hellados, yani "Hellas'ın eğitildiği yer'' dedirtiyor; bu deyişe sanatla eğitim de dahildir. Platon'da çok rasladığımız bir düşünce, güzelin iyiyle akraba olduğu düşüncesi burada da görülüyor. Büyük Hippias'ta güzele "iyinin babası'' deniyor.
(79) Anlam zenginliği ve yalınlığı bakımından dünyanın hiçbir dilinde tam karşılığı olmayan logos sözünü "akıl yürütme'' diye çevirdik. "Logos gelince''sözleriyle Platon belli bir düşünceyi anlatır: VI. ve VII. kitaplardaki, matematik yoluyla olanın tanınmasıyla, ideaların seyredilmesiyle sonuçlanan fels•efe eğitimini kasteder. II. ve III. kitaplarda söz konusu edilen müzik eğitimi daha logos sayılamaz, ancak felsefe eğitimi için gerekli bir basamaktır.
(80) II. kitapta olduğu gibi burada da Platon karışık bir düşünce yürütmeyi bir benzetmeyle açıklıyor, harflerin öğrenilmesine benzetiyor.
(81) Şimdiye kadar hep yaptığımız gibi burada da Yunanca tekhne kelimesini "sanat'' diye çeviriyoruz.
(82) Yalnızca ruh güzelliğiyle vücut güzelliğinin birleşmesi doyurucu olabilir. Bu görüş yalnızca Platon'a değil, bütün Hellen dünyasına hastır. Gerçi Platon bir kaç satır sonra bu iki güzellik arasında seçmek zorunda kalınırsa vücut güzelliğinden vazgeçilebileceğine karar verir. Fakat bu seçmeyi nasıl anlattığına dikkat etmeli: vücut güzelliğinden yoksun olmak herhalde bir eksikliktir, zor bağışlanabilir. Sokrates'in çirkin oluşu herhalde Platon'u düşündüren ve üzen bir sorundu; fakat Symposion'da Alkibiades'in söylediği sözlerle bu sorunu dahice çözümlemiştir.
(83) Platon Yasalar'da oğlancılık üzerine görüşlerini daha açık bir biçimde belirtmiştir. Kadın-erkek arasında aşk doğa yasalarına uygundur; çünkü soyu sürdürmek amacını güder. Fakat erkeklerin veya kadınların aralarında sevişmeleri doğa yasalarına aykırıdır. İnsanı bu doğa dışı aşka sürükleyen etken şehvet düşkünlüğü olmuştur. Demek Platon oğlancılığı kati bir anlatımla reddetmiştir. Fakat öte yandan erkeklerin aralarında sevişmesi Hellen yaşamında önemli bir etken olmuştur, hatta bazı devletlerde ona izin vermekle kalınmaz, askerlik ve devlet işleri için ondan yararlanılır, ahlak ve eğitimde önemli bir etken sayılırdı; yaşça büyük olan, küçüğün eğitiminden, yetişmesinden sorumluydu. Platon bu bakımdan yani felsefeye dayanan, güzeli ve iyiyi amaçlayan bir ilişki olarak, şehveti ve duyumculuğu dışta bırakmak koşuluyla, erkekler arasında sevgiye izin verir. İçtenliklerinin bir anlatımı olarak öpüşmelerine izin verir. Eros'un felsefi önemi Symposion'da Diotima'nın sözleriyle açıklanmıştır.
(84) Sonradan ayrıntılı biçimde ele alınan bir soruna yani genellikle düşünüldüğü gibi sporun bedene değil, ruha yaradığı düşüncesine burada da değinilir. Platon bu konuda Demokritos ile aynı düşüncededir. Demokritos der ki: "İnsanlara bedenden çok ruha önem vermek yakışır. Çünkü ruhun üstünlüğü bedenin zayıflıklarını etkisiz kılar, oysa us gücü olmaksızın bedenin güçlü olması ruha hiçbir bakımdan üstünlük vermez.''
(85) 398 e.
(86) Siracusa en iyi yemek yenen kent sayılırdı, Platon bunu 7'inci mektubunda şöyle anlatır: "İtalya ve Sicilya'ya (geldiğim zaman) bu ülkelerde "bahtlı'' denen yaşamı -İtalya ve Siracusa usullerine göre ardı arkası kesilmeyen şölenlerle dolu o yaşamı- hiç beğenmedim. Herkes karnını günde iki kez tıka basa dolduruyordu; gece kimse yalnız yatmıyor; herkes böyle bir yaşayışın açmış olduğu yolda yürüyüp gidiyordu.''
(87) Korinthos kentinde Aphrodite Melainis Tapınağı vardı. Bu tanrıçanın hizmetçileri ilk çağ dünyasında hetaira olarak ün kazanmışlardı.
(88) Tapındıkları tanrı, Apollon'un oğlu, hekimliğin yaratıcısı Asklepios olduğu için hekimlere Asklepiad, yani Asklepios oğulları denirdi.
(89) Platon burada ya bizim metinlerimizden ayrılan bir İlyada metni kullanmış veya daha büyük bir olasılıkla İlyada'nın bu parçasını yanlış anımsıyor. Homeros'un metnine göre İlyada XI 624 ve 638'de Nestor'un hizmetçisi Hekamede bu güçlü içkiyi Eurypylos için değil, Makhaon için hazırlar. Platon'un burada yanılması mümkündü, çünkü az önce (575 v.d.) Eurypylos'un bir okla yaralandığı anlatılır.
(90) Asklepios'un oğulları Makhaon ve Podaleirios kardeşler Troia'da Yunanlıların hekimleridir; her ikisinin adı İlyada XI 833'te geçer.
(91) Homeros, İlyada XI 844 v.d'da hekimlikten anlayan iki kahramanın biri, Makhaon yaralı olduğu, öteki de savaştan daha geri dönmediği için, Patroklos'un, Eurypylos'un baldırından oku çıkardığı anlatılır.
(92) Platon'un 1. kitapta da sözünü ettiği Selymbria'lı Herodikos 420 yıllarında, insanın sağlıksız olsa da ilaç kullanmadan yaşayabilmesini sağlayan bir tedavi yöntemi bulmuştur. Herodikos gezmeleri, güreşmeleri, hamamda terlemeyi ve vücudunu ovdurmayı özellikle öğütlerdi. Fakat bu tedaviye uymak için o kadar kendine bakmak gerekiyordu ki hasta bütün vaktini buna ayırmalı, başka her işten elini eteğini çekmeliydi. Platon başka birçok kimse gibi tedaviyi bu yüzden eleştirir..
(93) Miletli Phokylides İ.Ö. 6. yüzyılın ortalarında yaşamıştır. Platon'un burada andığı dizeler gibi vezinli biçimlere bürünmüş ve halka seslenen daha birçok özdeyiş, yaşama kuralı yazmıştır. İnsanın, ahlâkını, huylarını düzeltmeye koyulmadan önce geçimini sağlaması gerektiği düşüncesi filozofların daima savaştıkları bir düşüncedir. Horatius'un ünlü bir dizesinde de bu düşünce yer alır. (Mektuplar 1, 1, 53): o cives, cives, quaerenda pecunia primum, virtus post nummos, "ey yurttaşlar, önce parayı sağlamalı, erdem paradan sonra gelir'' ( bu sözleri Roma Forumundaki sarraflara söyletir). Platon bu sorun üzerinde tartışmaya girişmekten kaçındığını kendi söyler, çünkü tümcenin olumlu yanını, yani erdeme ulaşmak gerektiği düşüncesini ön planda görür. Bu parçadaki alayı sezmemek mümkün değildir; Platon felsefe düşmanlarının elinden silahlarını alıp kendilerine karşı kullanıyor. Az önce eleştirilen Homeros'un şimdi doğru dürüst hekimliğe tanık olarak gösterilmesi de alaycıdır.
(94) Homeros, İlyada IV 218. Makhaon'un Menelaos'un yarasını nasıl tedavi ettiğini anlatır.
(95) Yani Hekamede'nin Makhaon'a içirdiği güçlü içki, Yunanca kykeôn. Bak. not 89.
(96) Phrygia kralı Midas'ın zenginliği dillere destan olmuştu.
(97) Aiskhylos, Agamemnon 1022. Euripides, Alkestis 3 v, d.
(98) Pythia 3, 55 v.d.
(99) s. 21-22.
(100) Hekimlerle yargıçlar arasında Sokrates'in ilerde göstereceği temel bir fark vardır. Fark şurada da görülür ki ideal devlette yargıçlara bekçilerin gereksinimi yoktur, oysa hekimler bir bakımdan gereklidir. - Platon yargıçlık mesleğine değer vermemekle özellikle Atina'daki mahkemelerin durumunu eleştirir. Atina'da kurayla yargıç seçilmek yurttaşların hem siyasal, hem de parasal durumlarında önemli bir etkendi.
(101) Soylu adamın neden böyle göründüğünü Platon VII. kitapta idealar kuramıyla açıklar.
(102) Platon şüphesiz burada Sokrates'in dâvasını hatırlıyor. Sokrates'i yargılayan yargıçların soylu bir adamı anlamakta ne kadar becerisiz olduklarını o zaman ortaya çıkarmıştı.
(103) Platon'un kurduğu ideal devletin bir çok bakımdan Sparta devletini anımsattığı bilinir. Burada da benzerlik vardır. Sparta'da bir çocuk doğduğu zaman devlet görevlileri vücudunu, sağlığını inceler, büyütülmesine ya da atılmasına karar verirlerdi. Pausanieas'ın bir sözü Platon'un buradaki düşüncelerini anımsatır: "En iyi hekimler hastaların çürümesine olanak vermeyen, onları olabildiği kadar çabuk gömen hekimlerdir.''
(104) Bu görüş Platon'un II. kitaptaki sözleriyle çelişkilidir: Yıllardan beri bulunmuş olan yetiştirmeden daha iyisini bulmak zordur, değil mi? Bu da, tabii, beden için spor, ruh için müziktir. Fakat çelişki yalnızca görünüştedir. Eğitim üzerine tüm akıl yürütmenin temelinde geleneğe uygun görüş vardır. Ama sorun felsefe yoluyla akıl yürütülürken çok kez olduğu gibi burada da halk görüşlerinin düzeltilmeye gereksinimi olduğu anlaşılır. Halk görüşlerine ve geleneğe uygun olarak oluşturulmuş olan kurum, yani müzikle spora dayanan eğitim iyidir ve duraksamaksızın kabul olunabilir; yalnızca doğru ve iyi olduğunun yeniden kanıtlanması gerekir. Bazı bilginlerin kabul ettiği gibi, Platon'un burada Sokrates'le bir tartışmaya girdiğini düşünmek hoştur.
(105) İki karşıt eğilim, yani haşinlikle yumuşaklık arasında denge kurmak, Platon'a göre eğitimin ana görevidir. Bu iki niteliğin doğal bir biçimde bir canlıda nasıl bir araya gelebildiği II. kitapta köpek örneğiyle gösterilmiştir. Platon eğitimin bu amacından çok söz eder. Hatta Platon'a göre devlet adamının görevi de bu iki karşıt doğa eğilimlerinin uyumlu bir biçimde birleşmesini sağlamaktır. Bu iş için devlet adamı eğitimden, bir de bu amacı güden evlenme yasalarından yararlanabilir. Politikos'da Platon devlet adamının bu etkinliğini bir dokumacı ustasının işine benzetir: doğanın iki karşıt eğilimini, gözüpeklikle usu birleştirerek ikisini de kapsayan sağlam bir kumaş gibi birbirine dokur.
(106) II. kitap.
(107) Homeros, İlyada XVIII 588, Apollon, Hektor'u Menelaos'tan kaçtığı için ayıplarken Menelaos için yumuşak bir asker der.
(108) Önceleri şiir ve şarkı tanrıları sayılan Musalar sonradan bütün düşünce etkinliklerinin koruyucuları olarak tanınmıştır. Bu yüzden şiirle uğraşmak kadar felsefe ve bilimle uğraşmak da Musa ile ilişkide olmak sayılır.
(109) Platon'un bu sözcükle ne demek istediği kolayca anlaşılamaz. Yasalar'da sözü geçen genç kız ve erkeklerin eğitimini gözeten yüksek bir devlet orunu oluşturmak istediğini düşünenler olmuştur. Fakat kurduğumuz devletin korunması gerekiyorsa sözlerinden, devletin iyiliği için çok önemli bir rol oynayan yüksek bir orun oluşturulması gerektiği anlaşılır. Gerçekten de Politikos 308 v. d'de türlü doğa eğilimleri arasında dengeyi sağlamak görevi krallık ya da siyaset sanatına düşen bir görev olarak gösterilir. Üstelik Platon VI. kitapta da buradaki sözlerine gönderme yapar; fakat VI. kitapta görevi anayasayı gözetmek, anayasayı yasacıların (yani Sokrates ile konuştuklarının) kararlaştırdığı biçimde korumak olan bir orundan söz edilir. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç şudur: burada Platon asıl devlet yöneticisi olan filozofu kastetmektedir. Fakat bu ilk kitaplar ancak bir giriş niteliğinde olduğu için burada onun görevlerini, konumunu ve niteliğini incelemesine olanak yoktur. Bu sorunları ancak bütün devlet yapısını kurduktan sonra ele alabilir.
(110) Platon asıl konu için ikincil önemde tektük sorunların sözünü etmeye girişmiyor. Not. 74'e de bak.
(111) Bu düşünce Thukydides'in Perikles'e söylettiği düşünceye benzer.
(112) Hiç kimsenin gerçek yalana yani gerçek üzerinde yanılmaya razı olmayacağı düşüncesi Platon'a özgü bir görüştür. II. kitabın sonundaki gerçekten ayrılma hakkındaki sözlere bak.
(113) Bekçilere uygulanan denemeler de üçe ayrılmıştır. Bunlar besbelli ki bekçilerin yalnızca askerlik ve devlet işlerinde yararlık gösterip göstermemelerini değil, başka niteliklerini de sınayan denemelerdir. Belki Platon burada da bazı Sparta göreneklerini göz önüne getirmektedir. Yasalar'da da bu gibi denemelerin sözü geçer, örneğin insanın şarap içtiği zaman nasıl davrandığına dikkat edilmesi.
(114) Yani görkemli, karanlık, zor anlaşılır bir dille.
(115) Bu denemeleri kim yapacak, başaranları kim seçecek, söylenmiyor; söylenemez de; çünkü asıl devlet henüz kurulmuş değildir. Ancak yeni kuruluşunda ilke olan düşünce, yani önderlerin filozof ya da filozofların önder olması gerektiği ilkesi açığa vurulduktan sonradır ki bu sorun ele alınabilir. VI. kitaba bak.
(116) Bundan sonra Platon asker sınıfından olan kimselere yardımcılar (epikuroi ve boethoi) diyor. Fakat bekçi (phylaks) deyimi önderlerle (arkhontes) yardımcıların topluluğu için kullandığı genel bir addır.
(117) s. 17.
(118) Platon burada Kadmos efsanesine ilişkin, ekilen ejder dişlerinden doğan insanlar motifini ele alıp kendi hedefleri için kullanmaktadır. Yunanlılar Kadmos'u Fenikeli saydıkları için, Platon bu masala Fenike masalı diyor.
(119) Örneğin Atinalıların efsanevi ataları Erekhtheus da toprağın bir oğlu sayılırdı.
(120) Platon, bu efsane de ötekiler gibi belki bir gün insanların inandığı bir efsane olacak demek istiyor.
(121) Glaukon bekçilerin eğitimi bitti sanıyor, oysa, Sokrates müzikle idmanın gerçek eğitime, yani felsefe eğitimine, ancak bir hazırlık olduğunu, bu zor işin, anlatılması da en güç olan sorunun daha ele alınmadığını bilir. Platon bu sözlerle, VI. ve VII. kitaptaki önder-filozofların eğitimi konusuna göndermede bulunmaktadır.
(122) Devletin iyiliğini sağlayan bu mal mülk ortaklığı sorunu da ancak bir giriş niteliğindedir. Ancak V. kitapta kadın ve çocuk ortaklığı söz konusu olduğunda, gerçek anlamı ortaya çıkar.

DEVLET IV

(1) III. kitabın sonunda, koruyucuların hiçbir özel malı olmaması gerektiğinden söz açıldığını anımsayalım.
(2) Yunanca polis (devlet-kent, medine) sözcüğünü, Türkçe bir tek karşılığı olmadığı için, çok kez "kent'', bazan da "devlet'' sözcüğüyle karşıladık.
(3) Adeimantos'un karşı çıkışı, Thrasymakhos'un 1. kitapta ileri sürdüğü "bir hükümdar kendi çıkarını göz önünde tutarak hüküm sürer'' düşüncesine dayanıyor.
(4) Aristoteles, Platon'un devletine karşı yaptığı sert eleştiride, bu yer için şunları söyler: "Bundan başka, koruyucuları mutluluktan yoksun bırakır, ama yasa yazar bütün kenti mutlu etmeli der. Fakat, büyük çoğunluk ya da bütün yurttaşlar, hatta birkaçı mutlu değilse, şehrin mutlu olması mümkün değildir. Çünkü mutlu olmak çift sayılarla aynı türe girmez; bir bütün, onu oluşturan kısımları çift olmasa bile, çift olabilir, ama mutlu olmakta durum böyle değildir. Ama koruyucular mutlu olmaz da kim olur? Kesinlikle, zanaatçılarla işçi kitlesi değil.'' Bu eleştiri, Aristoteles'in Platon'dan temelde ayrılan ahlaki ve siyasi görüşlerine dayanır. Platon sonradan koruyucuların îkişisel mutlulukları sorununu ele alır ve yalnızca kendi yarattığı kentin her yönden eksiksiz bir mutluluk sayılacağı sonucuna varır. Burada bu konuya girişmekten çekiniyor. Bir tek sınıfı değil, bütün kentin mutluluğunu göz önünde tuttuğunu VII. kitapta da yineler. - Bu tümce, Perikles'in Thukydides tarafından bildirilen düşüncesine şaşılacak derecede yakındır: "Ama, kent bir bütün olarak sağlam bir durumda bulunursa, ayrı ayrı her bir bireyiyle mutlu olduğu, ama bir bütün olarak mahvolduğu zamankinden daha çok bireylere yararlı olur.''
(5) İlk üç kitapta Yunanca dikaiosyne karşılığı olarak kullanılan "doğruluk, hakseverlik'' yerine bu kitapta her zaman "adalet'' sözcüğünü kullandık.
(6) Bu derhal yapılmaz, ancak VIII. kitapta yapılacak. Çünkü konuşmaya katılanlar, V. kitabın başında Sokrates'i başladığı düşünce dizisini bırakmaya ve eğitim, ortak mülkiyet sorunlarına dönmeye zorlayacaklardır. V., VI., VII. kitaplardaki konudan görünüşte sapış aslında bütün yapıtın en yüksek noktasına, yani filozofların eğitimleri üzerine düşüncelere götürür. IV. kitabın sonunda yarıda bırakılan sorunlar ancak VIII. kitabın başında ele alınır.
(7) Yunanlılarda, heykellerin saçlarını, gözlerini, dudaklarını, giysilerini boyamak âdeti vardı.
(8) Bu seslenişle başlayan sözlerin sonu "onların elinde olur''dur. Demek, heykelin boyanmasını eleştiren kişi devlet düzenini eleştiren kişiyle aynı oluyor.
(9) İlk üç kitapta Yunanca Phylaks sözcüğünü "bekçi'' ile karşılamıştık. Bundan böyle bu sözcük için "koruyucu'' karşılığını daha uygun bulduk.
(10) Yunanca metinde biraz belirsiz kalan bu tümceyi hemen hemen mütercimler gibi çevirmeyi uygun bulduk. Fakat bu tümceye başka bir anlam da verilebilir: "öte yandan kendi başlarına iyi durumda olmak ve mutlu olmak fırsatı da onların elinde olur'' ya da: "Öte yandan kent iyi bir durumda ve mutlu olursa, bundan yalnızca onlar yararlanacaklar.''
(11) Metinde bulunan georgus sözcüğünde, metne uygun bir anlam bulamadık, bunun için Platon'la derinden uğraşan olan bazı bilginlerin önerisine uyarak, bu sözcüğü leorgus kabul edip çeviriyi ona göre yaptık.
(12) Platon, kent ya da kentler oyunu denen bir tür tavla oyununu söylemek istiyor. Bu oyun hakkında kesin bir şey bilmediğimiz için Platon'un deyişinden çok bir şey anlamıyoruz.
(13) III. kitap s. 55.
(14) Platon burada çok kez kullanılan bir deyime işaret ediyor.
(15) (16) Odysseia I 351/2, elimizdeki Odysseia metninden biraz ayrıdır.
(17) Damon için III. kitap s. 35, açıklama 73'e bak.
(18) Platon burada hiç kuşkusuz Atina'daki ahlaki, sosyal ve siyasal durumun gelişmesini kastediyor.
(19) Yani şimdi oynadıkları oyunlardan yasaya daha uygun.
(20) Platon burada ve bütün bu parçada çok nefret ettiği ve zamanında tamamıyla gerileme durumunda olan Atina demokrasisini kastediyor. Gerçekten Atina'da devletin genel düzenini değiştirmek isteyenlere karşı yasalÍar vardı. Öte yandan özel kişileri yüceltmek için yasalar yapılırdı. Demagoglar bu alanda halka dalkavukluk etmek fırsatını bulurlardı.
(21) Platon burada Herakles'in on iki başarısını söylemek istiyor. Hydra, büyük bir bataklık canavarıymış. Argos'un güneyinde bulunan Lerna bataklığında yaşarmış, sayısız başı varmış, bu başlardan biri ölümsüzmüş. Herakles bütün başları kesiyor, ama kesilen bir başın yerine iki baş çıkıyor. Canavarın yeniden baş oluşturan gövdelerini kızgın ağaçlarla yakıyor, ölümsüz başın üzerine de büyük bir kaya parçası atıyor. Hydra'nın zehirine oklarını daldırıyor; bu yüzden oklarıyla açtığı yaralar iyileşmezmiş.
(22) Delphoi, Yunanistan'ın dini merkezi idi. Apollonsa, dinle ilgili her işte yol gösterirdi.
(23) Bütün Avrupa dillerine girmiş olan Yunanca daimon sözcüğünü, Türkçe karşılığı olmadığı için aynen aldık. Bu sözcük, tanrı (Yunanca theos) sözcüğünün yanında bulunduğu zaman, ikinci derecede gelen tanrısal varlık anlamındadır.
(24) Yunanca heros. Yararlıkları yüzünden ölümden sonra tanrılaştırılmış ve tanrı gibi saygı gören kimselere denir.
(25) Burada Delphoi'daki Apollon'un kutsal konik taşı (omyhalos) kastediliyor. Omphalos beyaz mermerden ya da taştan bir koniydi ve dünyanın merkezi sayılırdı. İki yanına konmuş olan iki altın kartal, efsaneye göre, Zeus tarafından dünyanın doğu ve batı uçlarından atılıp bu yerde birleşen iki kartalı hatırlatırdı. Omphalos genellikle sikkeler üzerinde ve özellikle Apollon'un oturduğu yer olarak gösterilirdi.
(26) Thrasymakhos'un, Glaukon'un ve Adeimantos'un adaletli ve adaletsiz insan hakkındaki tartışmalarda oynadıkları rolleri anımsayalım.
(27) II. kitap.
(28) Bunlar Ana erdemler denilen dört erdemdir, yani bütün öteki erdemler bu dört erdemden çıkar. Bundan sonraki tartışmalar, bu dörtlü erdem dizgesinin, Platon'un devlet düzeniyle çok sıkı iliişkide olduğunu gösterecektir.
(29) Burada kullanılan yöntem, matematikte kullanılan kanıtlama yöntemine benzer.
(30) "Doğru kararlar veren'' deyişiyle Yunanca eubulos sözcüğünü çevirmekten çok tanımladık. Eubulia özellikle siyasal bir erdemdir. Bu yüzden Thrasymakhos da, tam anlamıyla adaletsizliğin ne olduğunu anlatırken bu sözcüğü kullanıyor. Oradaki çeviri (işini bilen) metnin çevirdiğimiz kısmına uymadığı için baştaki çevirimizden ayrıldık.
(31) III. kitap, 414 b.
(32) Burada, Sokrates'in yukarıda "gariplik'' sözüyle neyi kastettiği sonunda anlaşılıyor. "Gariplik'' şundan ileri geliyor: Kentin yalnızca en küçük parçası bilge olduğu halde, bütün kente bilge deniyor. Bilgelik (sophia), Platon'un burada anlattığı biçimde, phronesis ile aynı anlamdadır. Bilgelik terimi burada metafizikle (yani idea kuramıyla) değil, sırf siyasetle ilgilidir, kentin bütününün iyiliği için düşünce yürüten erdemden başka bir şey değildir.
(33) Yunanca khalestraioin Makedonya'da Khalastra gölünün kıyısında bulunan ve sabun yerine kullanılan doğal bir sodadan söz ediliyor.
(34) Biz, "sürekli'' anlamına gelen, Stobaios'un kabul ettiği momimon sözcüğünü kabul edip ona göre çevirdik.
(35) Buna benzer bir düşünce gözüpeklik hakkındaki Lakhes dialoğunda vardır (196 vd). Lakhes'e göre "gözüpeklikten başka ad'' "atılganlık'' (Yunanca thrasytes) olurdu.
(36) Yani bireysel gözüpekliğe ve filozofun, eğitimle aşılanmış kanıya değil, bilgiye (epistemeye) dayanan gözüpekliğine karşıt gözüpeklik.
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Devlet - 12
  • Büleklär
  • Devlet - 01
    Süzlärneñ gomumi sanı 3906
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1877
    31.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 02
    Süzlärneñ gomumi sanı 3956
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1568
    32.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    53.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 03
    Süzlärneñ gomumi sanı 4000
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1630
    32.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    46.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    54.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 04
    Süzlärneñ gomumi sanı 3927
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1857
    30.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 05
    Süzlärneñ gomumi sanı 3707
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1902
    28.9 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.2 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 06
    Süzlärneñ gomumi sanı 3791
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1875
    29.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 07
    Süzlärneñ gomumi sanı 3855
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1855
    29.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 08
    Süzlärneñ gomumi sanı 3954
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1845
    30.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 09
    Süzlärneñ gomumi sanı 4120
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1688
    31.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 3916
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1682
    29.6 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.3 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 11
    Süzlärneñ gomumi sanı 3714
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2041
    24.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    36.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Devlet - 12
    Süzlärneñ gomumi sanı 398
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 289
    35.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    44.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.8 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.