Bizans - 1

Süzlärneñ gomumi sanı 4043
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2138
28.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
41.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
48.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
italki
  BİZANS
 
  Bu kitabın hazırlanmasında Bizans'ın MEB Macar Klasikleri dizisinde yayınlanan ilk baskısı temel alınmış ve çeviri dili günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.
 
  Yayına hazırlayan : Egemen Berköz
  Dizgi : Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.
  Baskı : Çağdaş Matbaacılık Yayıncılık Ltd. Şti.
  Haziran 1999
 
  FERENC HERCZEG
 
  BİZANS
 
  Macarca'dan çeviren:
  Sadrettin KARATAY
 
  75. yıl coşkusuyla...
 
 
  Hümanizma ruhunu anlama ve duymada ilk aşama, insan varlığının en somut anlatımı olan sanat yapıtlarının benimsenmesidir. Sanat dalları içinde edebiyat, bu anlatımın düşünce öğeleri en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir ulusun, diğer ulusların edebiyatlarını kendi dilinde, daha doğrusu kendi düşüncesinde yinelemesi; zekâ ve anlama gücünü o yapıtlar oranında artırması, canlandırması ve yeniden yaratması demektir. İşte çeviri etkinliğini, biz, bu bakımdan önemli ve uygarlık davamız için etkili saymaktayız. Zekâsının her yüzünü bu türlü yapıtların her türlüsüne döndürebilmiş uluslarda düşüncenin en silinmez aracı olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyatın, bütün kitlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir etkisi vardır. Bu etkinin birey ve toplum üzerinde aynı olması, zamanda ve mekânda bütün sınırları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi ulusun kitaplığı bu yönde zenginse o ulus, uygarlık dünyasında daha yüksek bir düşünce düzeyinde demektir. Bu bakımdan çeviri etkinliğini sistemli ve dikkatli bir biçimde yönetmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen Türk aydınlarıa şükran duyuyorum. Onların çabalarıyla beş yıl içinde, hiç değilse, devlet eliyle yüz ciltlik, özel girişimlerin çabası ve yine devletin yardımıyla, onun dört beş katı büyük olmak üzere zengin bir çeviri kitaplığımız olacaktır. Özellikle Türk dilinin bu emeklerden elde edeceği büyük yararı düşünüp de şimdiden çeviri etkinliğine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okurunun elinde değildir. 23 Haziran 1941.
  Milli Eğitim Bakanı
  Hasan Âli Yücel
 
  SUNUŞ
 
  Cumhuriyet'le başlayan Türk Aydınlanma Devrimi'nde, dünya klasiklerinin Hasan Âli Yücel öncülüğünde dilimize çevrilmesinin, kuşkusuz önemli payı vardır.
  Cumhuriyet gazetesi olarak, Cumhuriyetimizin 75. yılında, bu etkinliği yineleyerek, Türk okuruna bir "Aydınlanma Kitaplığı'' kazandırmak istedik.
  Bu çerçevede, 1940'lı yıllardan başlayarak Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayınlanan dünya klasiklerini okurlarımıza sunmaya başladık.
  Büyük ilgi gören bu etkinliği Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayınlanmamış -ancak Aydınlanma Devrimi yarıda kalmasaydı yayınlanacağına kesinlikle inandığımız- dünya klasiklerini de katarak sürdürüyoruz.
  Cumhuriyet
 
  ÖNSÖZ
 
  Macar klasikleri arasında okurlarımızın yabancısı olmayan F. Herczeg'in Bizans adlı tragedyasını Macar eleştirmenleri ve kamuoyu onun en yüksek yapıtı saymakta ve bir çağı canlandırma bakımından bu yapıta Macar yazınının en iyi tarihsel tragedyası olan ''Bank Ban''ın yanında yer vermektedir.
  F. Herczeg "Bizans" adlı oyununda tek bir günün, koca bir imparatorluğun son gününün şafağıyla batışı arasına dünya ölçüsünde bir tarihsel tragedyayı sığdırmıştır.
  Tanınmış Macar yazın tarihçisi J. Horvath, F. Herczeg üzerine yazdığı bir incelemesinde bu tragedyanın ana hatlarını şöyle çizmektedir:
  29 Mayıs 1453. Bu, Bizans İmparatorluğu'nun çöktüğü gündür. Sultan Mehmet Bizans'ı kuşatmıştır; kentin alın yazısı artık bellidir. Bu kaçınılmaz tehlike karşısında kahramanlığa yükselen imparator Konstantin az sayıda, fakat kendisine bağlı kalan yabancı ücretli askerleriyle bütün gücünü harcayarak kuşatıcılara karşı koymakta, halkı ve Bizanslı askerleriyse korkak bir kayıtsızlık içinde başlarına geleceği beklemektedir; devletin ileri gelenleri imparatorun kahramanlık taslayışıyla alay ederler; onlar artık daha çok sultandan yanadırlar ve her şeyi ondan beklerler. İmparatoriçenin kendisi bile kadınlık silahlarıyla Fatih'e boyun eğdireceği düşlemiyle kendini avutmaktadır... Bütün bunlardan imparatorun haberi yoktur, o halkına güvenmekte, onun yurtseverliğine ve son tehlikenin onu kahraman yapacağına inanmaktadır. Onun için son anda büyük bir düş kırıklığına uğrar. Sultanın elçileri onun ve ardından gitmek isteyenlerin özgürce gidebileceğini bildirirler, fakat ona bağlı ancak iki kişi çıkar: ücretli askerlerin sadık komutanıyla kendisine âşık olan Yunanlı kız Herma. Konstantin dehşet içinde gerçekle yüz yüze gelir ve Bizans'ı ölüme mahkûm eder: ''Biz Tanrı'nın izniyle Bizans'ın son imparatoru Konstantin, dünyaya bildiririz ki, ulusumuzu mahkemeye çektik ve adalet adına Bizans'ı cellat satırıyla ölüme mahkûm eyledik. Edirneli Mehmet celladımız olsun.'' Konstantin şehit düşer, Bizans kan içinde yüzmektedir ve bu tarihsel kargaşada üzerlerine düşen onurlu görevi yerine getirmeyenler o kan denizi içinde imparatoriçeyle birlikte boğulurlar. O korkunç anlarda imparator: ''Ölürsem," diyor, "mezar taşıma şu sözler yazılsın: Bizans'ın son imparatoru burada yatıyor. Kör olduğu sürece yaşadı. Bir gün gözleri açılınca duyduğu tiksinti onu öldürdü.''
  Horvath'ın bu kısa tanıtmasının, yapıtın tasarlanışındaki görkemi gereği kadar duyurduğu kanısındayız. Doğal olarak oyunu dikkatle okuyanlar, hele II. perdedeki, Türk elçilerinin göründüğü, imparatorun ölüme hazırlandığı sahnelerde pek çok başka güzellikler de bulacaklardır. Bu sahneler, başka bir Macar yazın tarihçisinin dediği gibi, içinde parıltılı düşünce cevherleri yuvarlanan bir altın çağlayandır.
  Yapıt Türkçe'ye Sadrettin Karatay tarafından çevrilmiştir. Çeviri yalnızca aslına bağlı değil; aynı zamanda, Herczeg'deki deyiş güzelliklerini de Türk okuruna sunmaktadır.
 
  T. Halasi Kun
 
 
  BİZANS
  (Bizanc)
 
 
  KİŞİLER
 
  KONSTANTIN, Bizans imparatoru.
  IRENE, Bizans imparatoriçesi.
  DEMETER, Büyük-prens (grand-duc).
  THOMAS, Büyük-prens (grand-duc).
  OLGA, Büyük-prenses (grande-duchesse).
  PATRİK
  LUKAS NOTARAS, Başkomutan (caesar).
  SPIRIDION, Başmabeyinci.
  LEONIDAS, Sparta fahri beyi.
  LASKARIS, Amiral.
  LIZANDER, Saray şairi.
  KRATES, Saray yargıcı.
  ZENOBIA, İmparatoriçenin başnedimesi.
  GIUSTINIANI GIOVANNI, Cenevizli ücretli askerlerin komutanı.
  HERMA.
  AHMET HAN, Türk elçisi.
  LALA HALİL, Türk elçisi.
  ANNA, Nedime.
  ZOE, Nedime.
  MATTEO, Cenevizli ücretli asker.
  FOLKO, Cenevizli ücretli asker.
  NERIO, Cenevizli ücretli asker.
  DUKAS, Demagog.
  KORAKS, Halk yazarı.
  MURZAFOS
  BEZİRGÂN
 
  Büyük-prensin çocukları; nedimler ve nedimeler; papazlar; Cenevizli ücretli askerler; saray korumanları; odalıklar; saray hademeleri; Bizans halkından erkekler, kadınlar; Türk cellatları.
 
 
  Olay Bizans'ta, imparatorun taht salonunda, 1453 yılı Mayısının 29'uncu günü geçer.
 
 
  BİRİNCİ PERDE
 
  Bizans imparatorluk sarayında taht salonu. Bütün göz kamaştırıcılığına, resmiliğine ve görkemine karşın salon donuk bir etki yapmaktadır. Duvarlar ve duvar direkleri alttan mermerle, üstten altın zeminli mozaik resimlerle kaplı. Bunlar Bizans sanatının ilk çağlarından kalma din konulu, soğuk resimlerdir. Salonun arka duvarında görünen büyük kemerli üç kapı bir basamak yüksekteki sıra kemerli bir geçite açılır. Geçitin ilerki duvarında bulunan üç büyük pencereden kent görülmektedir. Kentin görünümü, hepsinin üstünde tepesindeki çifte altın haçıyla Ayasofya'nın büyük kubbesi egemen olan birçok kubbenin, revağın, saray çatısının acayip bir biçimde birbirine girmiş labirentidir. Salonun sağındaki altın yaldızlı bir tunç kapı imparator ailesinin oturma dairelerine açılmaktadır. Altın kapıya mermer bir basamakla çıkılır. Taht kürsüsü salonun sol yanında. Kürsünün sağını solunu altından yapılmış birer aslan süslemektedir. Taht kürsüsündeki lâl renkli iki iskemleden biri (imparatoriçeninki) ötekinden biraz küçüktür. Kürsünün lâl perdesine süslü biçemli altın kartallar işlenmiştir. Salonun sol yanında, kapı sütunlarının önünde, içlerinde balmumları yanan büyük şamdanlar vardır. Salonun öteki eşyası: I. perdede, altın kapının yanında bir koltuk; II. perdede, imparator ailesine özgü lâl renkli arkalıksız birçok iskemle; III. perdede, yaldızlı küçük bir yazı masasıdır. Dört ayaklı olan bu küçük masanın üzerinde gömme bir mürekkep boynuzu ve lâl rengi kaz tüyü kalemler.
  Sabah güneşi vurmaktadır. Sahne bir süre boş. Uzaktan uzağa boğuk savaş uğultusu ve top sesleri.
 
  I. SAHNE
 
  FOLKO, sonra MATTEO, NERIO ve birçok ücretli Ceneviz askeri.
 
  Arkadan sağdan ağır yaralı Matteo'yu getirirler.
  FOLKO. - Buraya, buraya!
  NERIO. - Yere koyalım, yoksa elimizde ölür.
  FOLKO, kaputunu yere serer. - Buraya!
  (Matteo, acılı hırıltılar çıkarır.)
  NERIO, ona doğru eğilerek. - Matteo, efendim, nasılsın?
  MATTEO. - Susuzum!
  FOLKO. - İşte mataram. Refosco var içinde, yurdumuzdan gelme! (İçirir.)
  NERIO, çevresine bakınır. - Bir cerrah olsa, bir de ot minder...
  FOLKO. - Susss! Konuşmak istiyor!
  MATTEO, Folko'nun elini tutar. - Bir gün sen de sıfırı tüketirsen, dilerim yanında sana bir yudum şarap verecek bir omuzdaşın bulunsun.
  FOLKO. - Nasılsın, yüzbaşım?
italki
  MATTEO. - Gemisinin nerede, cennette mi, cehennemde mi demirleyeceğini bilmeyen bir yolcu gibiyim... Ver elini, yiğit Nerio...
 
  II. SAHNE
 
  Öncekiler, SPIRIDION.
 
  SPIRIDION, başmabeyinci üniformasıyla altın kapıdan girer. - Ne saygısız ayaktakımı bu? Ücretli Ceneviz sürüsü arsızlığıyla kutsal saraya da sokuluyor artık. (Arkaya seslenir.) Saray korumanları! Heeey, korumanlar!
  FOLKO. - Bizans köpeği nasıl ürüyor, duyuyor musun?
  NERIO. - Kes sesini, o büyük bir bey!
  FOLKO. - Bey de olsa imparatordan büyük değil ya! (Spiridion'a.) Yaralı yiğitlerimize sarayda bakmamızı İmparator Konstantin buyurdu, anladın mı? İmparator Konstantin!
 
  III. SAHNE
 
  Öncekiler, parlak silahlı birkaç saray korumanı.
 
  SPIRIDON. - İmparator ha? Yalnız öyle kısaca imparator, öyle mi? Ne diye Konstantin sağdıcım demiyorsun ulu, kutsal imparatora? (Korumanlara.) Hükümdara saygısızlık gösteren şu sürüyü kovun çıkarın; ulu imparatoriçe her an gelebilir, sarayın müzik çalışma saati yaklaşıyor...
  FOLKO, yaklaşan korumanlara. - Çekilin, bre süslü paçavralar!
  NERIO, Matteo'nun üzerine eğilir. - Efendim, Matteo!.. Soluk almıyor! Ölmüş!
  FOLKO. - Yiğit Matteo!
  SPIRIDION. - Götürün, götürün, kanı döşemeyi kirletecek!
  FOLKO, arkadaşları ölüyü kaldırıp götürürlerken. - Beş altın için canını sattı... İmparator hâlâ da borçlu kendisine... Haydin bakalım.
  (Spiridion'dan başkası hep çıkar.)
  (Savaş uğultusu kesilir.)
 
  IV. SAHNE
 
  SPIRIDION, sonra LASKARIS.
 
  SPIRIDION. - Ne kaba ulus! (Korkarak.) Acıyıcı Tanrım, bu arada belki küçük kabul başlamıştır bile! (Altın kapının anahtar deliğinden içeriye kulak verir.)
  LASKARIS, arkadan girer. - Yine mi ölü? Off! İnsan artık ölüden başka bir şey göremiyor kentte... (Spridion'un farkına varır.) Devletli başmabeyinci efendimiz.
  SPIRIDION. - Ooo, benim değerli genç dostum Laskaris! Yeni rütben kutlu olsun, imparatorluk amirali!
  LASKARIS, kayıtsızca gülerek. - Vaftiz babam, büyük-prens, ille bir memurluk almamı istedi ve ben, ömrümde Haliç tombazlarından başka gemiye binmiş adam değilsem de, dünden beri amiralim.
  SPIRIDION. - Giysinin biçimi çok güzel, hem sana pek yakışmış. Soruma darılma ama, surlardan mı geliyorsun?
  LASKARIS. - Bugün gidemedim, biraz keyifsizim.
  SPIRIDION. - Beni meraka düşürüyorsun.
  LASKARİS. - Ciddî bir şeyim yok ama, doktorum dinlenmemi ve hacamat yaptırmamı salık verdi.
  SPIRIDION. - Aman vücudunun değerini bil! Surlarda neler oluyor, haberin var mı?
  LASKARIS. - Amcam Başkomutan Caesar'la demin görüşmüştüm. O dün komutanlıktan çekilmiş, Ceneviz ücretli askerlerine imparatorun fazla yüz vermesine dayanamamış... Her şey bitti! diyor.
  SPIRIDION. - Mehmet daha kente girmedi ya?
  LASKARIS. - Henüz girmedi, devletlim. Cenevizliler umutsuzca yaptıkları son bir atılışla dinsizi durdurdular. Ama ellerine ne geçecek? Bu kanlı bozgun ancak Mehmet'in saldırganlık hırsını arttırmıştır ve Bizans artık fazla saldırıya dayanamaz.
  LASKARIS. - Öyle... görüş sorunu...
  (Uzaktan bir kadın korosunun ilâhi çağrışı duyulur.)
  SPIRIDION, kulak vererek. - Ne acıklı çığlık bu!
  LASKARIS. - Bir şey değil! Ulu imparatorun buyruğuyla rahibeler Mucizeci Meryem'in çevresini sarmışlar!
  (Saray pencerelerinin altında bir erkek sesi: ''Kahrolsun zorba Konstantin! Hoş geldin Ulu Mehmet!'' Büyük bir kalabalık: ''Yaşasın Mehmet!'' İlâhi sesini bastırır ve sustururlar.)
  LASKARIS. - Anlaşılan yine katolik düşmanı parti gösteri yapıyor... Mehmet'i alkışlıyorlar.
  SPIRIDION. - Halk vergisini Mehmet'e ya da Konstantin'e vermesinin ve Türk sultanının ya da Bizans imparatorunun ayakları altında çiğnenmesinin kendisi için bir olduğunu düşünür... Halk için hepsi birdir... Ya senin için, genç dostum?
  LASKARIS. - Ya senin için, devletli efendim?
  SPIRIDION. - Görüş sorunu! (Birbirlerine bakarak gülümserler.) Kutsal imparatordan ne haber?
  LASKARIS. - Sur üzerinde savaşıyor, fakat askeri yok.
  SPIRIDION. - Acınacak durumdur böyle güçsüz direnme!
  LASKARIS. - Belki biraz gülünçtür de. Bizans alaylarının çoğu darmadağın kaçıştı. Askerler hep başı bozuk urbası giyiyor, silahlarını toprağa gömüp meyhanelere üşüşüyor, gecenin ne doğuracağını orada bekliyorlar. İmparatorun buyruğunu artık yalnızca bir avuç Cenevizli dinliyor.
  SPIRIDION. - Cenevizli para için her şeyini verir!
  LASKARIS. - Zaten kutsal imparator aklına şu tuhaf düşünceyi koymuş: biz imparatorluk denizcileri Cenevizli zındıklarla bir safta, surlar üstünde dövüşecekmişiz. Biz gerçi deniz savaşına can atarız ama, haşmetlinin artık ne denizi ne gemisi yokmuş, buna kim ne diyebilir? Söz aramızda, son zamanlarda zevksiz bir insan olduğunu gösteren ulu imparator, şimdi eski çağlardaki kahramanlara öykünerek sur üzerinde dövüşken bir koç gibi dolaşmaktan çocukça hoşlanıyor. Bizden beklediği de, salt gelecekte bir gün, açlıktan soluğu kokan bir tarihçi onun için: ''Konstantin bir kahramandı!'' yazacak diye kendimizi parçalatmamız ve kentin yıkıntıları altına gömülmemizdir! Bugünkü uygarlık çağında böyle bir şeyin olabileceğine insan inanamıyor.
  SPIRIDION. - Yüz binlerin canını ve bir dünya kentinin yazgısını tehlikeye sürüklemek, aslında parlak bir zekâya sahip olan Konstantin için acınacak bir sapıklıktır. Çünkü, bir de mantığın ne dediğine bakalım! Bizans bizim yurdumuz, yani oturduğumuz yerdir. İçinde yaşamamıza yarar. Demek ki, kent, yaşama amacına hizmet eden bir araçtan başka bir şey değildir. Amacı araca, halkı kente, yaşamı yurda feda etmek, bu mantığı tokatlamaktır. Çünkü Mehmet kendisine boyun eğenlere karşı yüce yüreklidir, fakat inatçı ve boş savunmalarla hırslandırılırsa hıncı öldürücüdür.
  LASKARIS. - Hem bu iş yalnızca ücretli askerlerin ve halkın yaşamıyla ilgili olsa neyse. Ama insan en kibar Bizans ailelerinin de tehlikede olduklarını düşünecek olursa...
 
  V. SAHNE
 
  Öncekiler, MURZAFOS, bezirgân.
 
  MURZAFOS, bezirgânla arkadan girer, derince eğilerek selam verir. - Ey parlak yüzlü, yüce yürekli Spiridion efendimiz, kerem et, beni dinle!
  SPIRIDION. - Kutsal saray koltuk meyhanesi mi oldu ki, böyle ayaktakımı dilediği gibi girip çıkıyor? Heeey, korumanlar!
  MURZAFOS. - Devletli efendim, ilgini esirgeme, bir yol yüzüme bak, beni tanımak iyiliğini yap. Ben senin en bağlı, en güçsüz kulun Murzafos'um.
  SPIRIDION. - Evet, sen bezirgânlar loncasının kâhyasısın. Burada işin ne senin?
  MURZAFOS. - Devletlimin yüce sarayına bir dizi inci götürmek cesaretinde bulundum, su içinde beş yüz altın değeri olan bir dizi inci. Ve şimdi katına yüz sürerek onu değersiz bir armağan diye kabul etmeni yalvarmaya geldim, yüce yürekli efendim.
  SPIRIDION, Laskaris'e. - İzninle, resmî iş. (Murzafos'a.) Açık konuş!
  MURZAFOS. - Biz yoksul, fakat namuslu Bizans bezirgânları güçlü ve kutsal imparatorumuzun -Tanrı ömrünü artırsın-, askerlerin geri kalan ücretlerini ödeyebilmek için şanlı tacının elmaslarını satmak istediğini haber aldık. Bunu duyunca, en derin saygımızla katına yüz sürüp yalvarıyoruz: bu alışverişte azıcık kazanç varsa bundan tanrısız Frenk yararlanacağına dinine bağlı ve imparatoruna tapan yerli bezirgânlık yararlansın.
  SPIRIDION. - İmparator tacının elmaslarını satın almak istiyorsunuz, öyle mi? Peki, o kadar paranız var mı? Hani savaş vergisini verememiştiniz ya?
  MURZAFOS. - Paramız yok, efendim! Hele benim hiçbir şeyim kalmadı. Fakat ülke tüccarlığının onurunu kurtarmak için beş yüz kişi varını yoğunu ortaya koydu.
  SPIRIDION. - Eh, inci dizisi sahiden güzelse... sonra yanına beş kese de altın koyarsanız o zaman bu işi konuşabiliriz.
  MURZAFOS, ürkerek. - Beş kese mi? Devletli başhaznedar efendimiz Venediklilerden yalnızca dört kese istemiş.
  SPIRIDION. - Öyleyse ona git, dostum, eline ne geçeceğini anlarsın.
  MURZAFOS, bezirgânla konuşur. - Haydudun diri diri derimizi yüzmek istiyeceğini söylememiş miydim; ama verelim, zaten incilerin yarısı yalancı... (Spiridion'a.) Bu iş oldu, ey yüzü nurlu, yüce yürekli efendimiz!
  SPIRIDION. - Haydi gidin, namuslu adamlar, konağımda bekleyin beni.
  (Murzafos'la bezirgân arkadan sağdan çıkarlar.)
 
  VI. SAHNE
 
  SPIRIDION ve LASKARIS.
 
  SPIRIDION. - Sen gençsin, fakat zekân keskindir ve ben senin düşüncene büyük değer veririm. Talihsiz imparatorun kendisini ve yurdumuzu yıkıma sürüklemesine seyirci kalamıyacağımızda birleştik, değil mi? Şu bungun durumumuzda senin için yapılacak şey nedir?
  LASKARIS. - Ben ne yaptığımı biliyorum ve bunu gizlemem de. Kapıcılar kâhyası olan eniştem artık ne derse desin, ben gece kentten kaçıp Türk olacağım. Orda bütün dönmelere kollarını açıyorlar ve ben parçalanmış bir amiral olmaktansa sağlam bir dönme olmaya razıyım.
  SPIRIDION. - Gücenme ama, senin yurduna karşı birtakım görevlerin var...
  LASKARIS. - Yani ne demek istiyorsun?
  SPIRIDION. - Demek istiyorum ki, güçlerini bir araya toplayarak, başgösteren tehlikeyi önlemek istiyen kibar yurtseverlerle el ele vermek görevindir.
  LASKARIS. - Kimmiş onlar? Neredelermiş?
  SPIRIDION. - Kentte sürü ile dolaşan yiğit denizcilerini güneş batarken silah başına çağır ve onları Yedikule köşküne, Altınkapı'ya (1) götür. Orada yandaşlarını tanımış olursun.
  LASKARIS. - İyi ama, denizcilerim gitmezler ki!
  SPIRIDION. - İşin içyüzünü öğrenirlerse pekâlâ giderler. En kibar tabakanın belli başlı kişilerini, ayrıca soylu bir büyük prensle birlikte beni de orada bulacaksın. İmparator her vakitki gibi kapı nöbetçilerini denetlemeye gelince haşmetliyi kelepçeye vurup coşkun boru sesleri arasında Mehmet'in karargâhına götüreceğiz.
  LASKARIS. - Yaman düşünce! Erkekçe düşünce!
  SPIRIDION. - Böylece yurdumuzu büsbütün yok olmaktan kurtaracağımız gibi Haşmetli Konstantin'i de kurtarmış olacağız. Onu ölüme sürükleyecek olan kılıcı elinden çekip alacağımız bu hayırlı zorlayış için inan ki zamanla kendisi de şükran duyacaktır. Gelecek misin?
  LASKARIS. - Askerlik onurum üzerine söz veriyorum. Denizcilerimin bağlılıklarına da kefil olurum. Fakat ne olur, ulu sultana benim için bir iki iyi söz söyleyiver.
  SPIRIDION. - Bilirsin ki, sana hizmette bulunabilmeyi mutluluk sayarım...
  (Dışardan yine gösteri çığlıkları duyulur: ''Yaşasın Mehmet! Kahrolsun Konstantin!'')
 
  VII. SAHNE
 
  Öncekiler. DEMETER,. sonra PATRİK.
 
  DEMETER, arkadan soldan koşarak gelir ve pencereden eğilir. - Ha ha! Halk Mehmet'i alkışlıyor! Yaman halk bu! İyi halk! Demeter seni çok sever, ey halk! (Pencereden öpücükler saçarak.) Ha ha!
  LASKARIS, Spiridion'la tahtın yanına sinerek. - Kimdir o dem çeken ölüm kuşu?
  SPIRIDION. - Suss! Tanımıyor musun? Soylu Büyük-prens Demeter Hazretleri o, imparatorun ikiz kardeşi.
  LASKARIS. - Ha, şu kaçık Demeter mi? Ben onun tövbe etmiş olarak manastırda yaşadığını sanıyordum.
  SPIRIDION. - Bizans üzerine kara bulutlar çökeli mezarından çıktı ve şimdi kötülükten hoşlanan bir hayalet gibi tahtın çevresinde dönüp duruyor.
  (Pencerenin altında gülüşmeler duyulur: ''Yaşasın Demeter!'')
  PATRİK. - Ne işlersin, soylu çocuğum?
  DEMETER. - Duyuyor musun, pederim, duyuyor musun? Halk Demeter'i alkışlıyor, Konstantin'i değil! Ne mutlu Demeter'e, ne mutlu! (Birdenbire uslanarak.) Yoksa günahlı bir sevinç mi bu benimki? Bunun için Tanrı bana azap verir mi?
  PATRİK. - Yüreğin rahat olsun soylu oğlum. Sevincinde dünyanın kötü zevkinden bir parça olsa da, bu kadarcık en dindar olanda da bulunur ve bunun sonucundan Kilise, o Kutsal Ana seni kurtarır.
  (Eliyle onu kutsar.)
  DEMETER. - Çünkü ben dindarım, değil mi pederim? Ben uykusuz sabahladım ve kendimi kırbaçladım. Hem sonra ne kadar tapındım! Sabahtan akşama kadar hep: ''Ey Tanrı, ey korkunç, öc alıcı Tanrı, korkunç bir fırtına yolla da şu Konstantin'in büyüklenen başındaki tacı alsın götürsün!'' diye yalvardım.
  PATRİK. - Tanrı da senin duanı kabul etti, çünkü Konstantin kutsal kiliseyi ayak altına aldı ve ilençli başzındıkla, Roma papasıyla dostluk kurdu... Tanrı senin ödülünü verecektir. Sultan Mehmet her ne kadar şimdiki durumda pagan ise de Bizans kilisesine karşı iyi niyeti var ve benim öğütlerimi saygıyla tutuyor. Ben ona, seni fethedilen Bizans'a despota yapmasını salık verdim ve sen hükümdar olacaksın.
  DEMETER, onun elini öper. - Ah pederim, seni ne kadar seviyorum ve yüce Mehmet'i nasıl seveceğim!
  PATRİK. - Buna karşılık sultan benden tek bir şey, benim manastırımdan geçilen Ksilokerkos kapısını (1) yeniçerilerine açmamı istiyor.
  DEMETER. - Aç, aç o kapıyı! Al içeriye yeniçerileri!
  PATRİK. - Ben görevimi bilirim, oğlum!
  DEMETER. - Despota olursam katolikleri yaktıracağım ve Konstantin'in bütün dostlarının gözlerini oyduracağım.
  PATRİK. - Bilirim dindar yüreğini, çocuğum, bilirim! (Demeter'le altın kapıdan çıkarlar.)
 
  VIII. SAHNE
 
  SPIRIDION, LASKARIS.
 
  LASKARIS, her ikisi de gidenlerin ardından derince eğildikten sonra. - İşittin mi, devletlim? İşittin mi?
  SPIRIDION. - Onlardan önce davranmamız gerek, yoksa bütün onur ve kazanç papaz partisindedir. Her şey bu akşam Mehmet'in saldırıp saldırmayacağına bağlı. Saldırırsa onlar kapıyı açacaklar, saldırmazsa biz imparatoru yakalayacağız.
  LASKARIS. - Sen patrik efendimiz hazretlerinin gözündesin, saygılı bir kulu olarak beni kendisine salık vermeni rica edeceğim..
 
  IX. SAHNE
 
  Öncekiler, ZENOBIA.
 
  ZENOBIA, altın kapıdan girer. - Müzik çalışmasına çağrılan hanımlar nerede kaldılar? Ya Saray Şairi Lizander nerede kaldı?
  SPIRIDION. - Selam sana sayın Bayan Zenobia! Dostum Laskaris'in seni selamlamasına izin ver.
  ZENOBIA. - Soylu baylar, iyi haber getiriyorum. Haşmetli imparatoriçenin buyruğuyla Prinkipo'da (1) parlak bir saltanat şenliği düzenliyoruz.
  LASKARIS. - Adada mı? Orası çoktan Türklerin elinde ya!
  ZENOBIA, soğuk bakışlarla onu süzerek. - Kutsal imparatoriçe buyruk verdi.
  SPIRIDION, usulca Laskaris'e - Zorba paganın varlığından yüce imparatorluk sarayının resmen haberi olamayacağını bilmen gerek. (Zenobia'ya) Tanrısal imparatoriçe salonlarında mı eğleniyorlar?
  ZENOBIA. - Tanrısal augusta beyaz taraçada dinleniyorlar. Kendisine Hindistan'dan getirilen uslu kaplanıyla vakit geçiriyorlar.
  SPIRIDION. - Kıskanılacak hayvan doğrusu.
  LASKARIS. - Onu okşarken Sultan diye çağırdığı doğru mu?
  ZENOBIA, baştan aşağı süzerek. - Bilmiyorum.
  LASKARIS. - Ona altın kafes yapıldığını kapı kâhyası eniştemden duydum. Olur a, bugün tanrısal imparatoriçenin sevgilisi o, fakat bir kez usandı mı, onu da boğdurur.
  ZENOBIA. - Boşboğazın ağzını tıkamak görenektir, fakat o kaplan boşboğaz değil ki! (İğneli bir dille:) Sen saraya yeni mi geldin?
  SPIRIDION, anlamlı bir tavırla. - Vaftiz babası, soylu Büyük Prens Hazretleri onu saraya dün tanıttılar...
  ZENOBIA, iltifatla.- Ya?.. Hoş geldin, efendim!
 
  X. SAHNE
 
  Öncekiler, IRENE, iki odalık.
 
  İki odalık altın kapıdan girer. Uzun saplı tavus tüyü yelpaze getirirler. Biri Zenobia'ya doğru telaşlı bir davranışta bulunur, sonra ikisi de kapının yanına diz çökerler.
 
  ZENOBIA, kısık bir sesle. - Kutsal imparatoriçe! (Girenin önünde hepsi diz büker.)
  IRENE, altın kapıdan girerek sinirli bir sabırsızlıkla salonun öbür ucuna kadar gider. Oradakilere bakmaksızın seslenir. - Zenobia, sor bakalım şunlara, surlardan ne haber?
  SPIRIDION. - Haşmetli imparatoriçemin kutsal katında bulunmama ve konuşmama izin varsa onurlu bir haber sunayım. Azgın paganlar korkunç bir saldırıya hazırlanmışlardı, fakat imparatorumuzun kutsal yüzünü sur üzerinde görünce bu tanrısal görünüşten ezilmiş bir durumda, fakat yine de hayranlık içinde diz çökmüş ve kanlı silahlarını ellerinden düşürmüşler.
  LASKARIS. - Yenilmez Konstantin'in kutsal adına hamdolsun!
  IRENE, Zenobia'ya. - İmparatorun daha kaç askeri kalmış?
  SPIRIDION. - Haşmetlinin çayırdaki otun sayısı kadar savaşçısı var.
  LASKARIS. - Ormandaki ağaçların yaprakları kadar.
  SPIRIDION. - Çöldeki kum taneleri kadar. Hem her birinin yüreğini Hektor yiğitliği tutuşturmakta.
  LASKARIS. - Her birinin pazısını Akhilles gücü şişirmekte.
  SPIRIDION. - Ortada dönen haberlere göre asi Mehmet giriştiği işin tanrısızlık ve budalalık olduğunu anlayarak kendine geldiğinden şimdi Konstantin'in önünde bir köle gibi boyun eğecekmiş!
  ZENOBIA, Irene'nin yüzünden okuyarak. - Verdiğiniz hoş haberler için teşekkür, efendiler! (Uzaklaşmalarını işaret eder.) Spiridion, çabuk saray şairini bul!
  SPIRIDION. - Taptığım imparatoriçenin hizmetine Merkür'ün kanadında koşarım. (Arkadaki Laskaris'e) Öyleyse, akşama!
  LASKARIS, elini verir - Orada olacağım. (Biri sağdan, öteki soldan çıkarlar.)
  XI. SAHNE
 
  IRENE ZENOBIA.
 
  IRENE. - Ne dersin bu mert efendilere?
  ZENOBIA. - Gerçekten mert efendiler.
  IRENE. - Bir parça dar düşünceliler, değil mi?
  ZENOBIA. - Benim tapılan imparatoriçemin gözleri tevekkeli o kadar parlak değil, derinlikleri de görüyor.
  IRENE. - Belki pek öyle dar görüşlü de değil, daha ziyade kurnazlar. Hileci haydutlar.
  ZENOBIA, üzgün. - Kötülük çok zaman saflığın kuzu postuna bürünür.
  IRENE. - Yahut da yaltaklığın köpek postuna! Öyle değil mi?
  ZENOBIA, şaşkın bir susmadan sonra. - Gönlün rahat değil, haşmetli kadınım.
  IRENE. - Burada, altın zindanının içinde, ormanda erkeğinin homurtulu çağrışını duyan bir dişi kaplan gibiyim... (Dışarıdan uzak bir top sesi.) İşitiyor musun? Bu uluyan benim yavuz kaplanım, değil mi?
  ZENOBIA. - Mehmet'in büyük topu Romanos Kapısı önünde gümlüyor.
  IRENE, elini kente doğru uzatarak. - Bak, nedir orada parlayan?
  ZENOBIA. - Ayasofya'nın çifte haçı.
  IRENE. - Başkilisenin tepesinde haç var, öyle mi? Bu gece garip şeyler göründü bana. Düşümde burada salonda oturmuş, Bizans üzerindeki ağır fırtına bulutlarının tembel geçişini seyrediyordum. Kubbelere sürünecek kadar alçaktan geçiyorlardı. Kenti kör bir duman sarmıştı, yalnızca Ayasofya'nın tepesi gizemli ve hüzünlü bir ışıkla parlıyordu. Kubbenin üstünde, haçın olduğu yere korkunç ve haşmetli bir ejder çökmüştü. O kadar büyüktü ki bu ejder, pençeleriyle bütün kubbeyi sarmıştı, yılan vücuduysa kilise alanına kadar kıvrılıyordu. Bu harika ifritin lâl rengi kanatları vardı, göğsünde de altın pullar parıldıyordu... Kim yorabilir benim bu düşümü?
  ZENOBIA, yavaşça, fakat kesin olarak. - Ben!
  IRENE, onu süzerek. - Haydi, benim sevgili Pithia'm, söyle bakalım, doğruluktan ayrılmadan hoşuma gidebilirsen sana bir altın sehpa armağan edeceğim.
  ZENOBIA. - Haçın yerinde ejderin bulunuşu Hıristiyan imparatorun saltanatının yıkılacağını gösterir, çünkü bu saltanat ücretli bir ordunun gücü üzerine kurulmuştur ve gücün düşmanı ise daha büyük güçtür. Ama imparatoriçenin gücü güzelliğidir ve yeryüzünde onunkinden büyük güç yoktur.
  IRENE. - Sürdür!
  ZENOBIA. - Mehmet güce karşı savaş açmışsa da güzellik önünde boyun eğmektedir.
  IRENE. - Bıktım senin o Dodona deyişinden. (1) Açık konuş biraz!
  ZENOBIA, bir mektup uzatır. - Bu mektubun dili açıktır işte!
  IRENE. - Kim yollamış onu?
  ZENOBIA. - Sultan.
  IRENE. - Hele şükür! (Mektubu koklar.) Ne sıcak, mis kokuyor. (Açar.)
  ZENOBIA. - İki yıl önce Türk olan kardeşim getirdi. Ekmek satıcısı olarak sokulmuş kente.
  IRENE, mektubu okur. - En dilber düşmanıma! Sultan Mehmet, Konstantin'in kentine amansız bir fatih gibi girecektir. Mehmet, imparator sarayındaki hazinelerden çok imparatoriçenin bahçesinde açan güllerin özlemini çekiyor. (Zenobia'ya seslenir.) Zenobia, bu pagan pek kendini beğenmiş!
  ZENOBIA. - Onu hoş görmelisin, haşmetli kadınım. Savaş patırtıları arasında yetişmiş, saray eğitimini pek üzerine mal etmemiştir. Genç, ateşli, askerce serttir o, fakat bunun yanında sevecen, mert yürekli ve sevdalı yaratılıştadır.
  IRENE, üzünce kapılarak. - Hareminde yüz kadın var diyorlar, öyle mi?
  ZENOBIA. - Odalıklarının sayısı yüz artacak demektir, haşmetli kadınım.
  IRENE, okur. - ''Irene'nin hoşlandıkları, son saldırı anında imparatoriçenin sarayına çekilsinler, Mehmet'in sözü onları koruyacaktır.''
  ZENOBIA. - Bun öğrenmemiz kötü olmadı!
  IRENE. - Onu ilk kez bundan iki yıl önce gördüm. Boğazda bir gezinti yapıyorduk. Asya kıyılarının tatlı sularına yakın... Altın çektirmede imparatorun yanında oturuyordum... Utçular ut çalıyorlardı ve ben şimdi nasılsam o zaman da öyle tasalı ve bungundum... Kıyıdaki selviler arasından birden bire parlak bir atlı kafilesi gözüktü... Oydu. Mehmet, yirmi kadar pagan şehzade kardeşiyle... Arap küheylanlarının üstünde soylu bir rahatlık ve şahane bir kurumla, eldivenli yumruklarında birer doğanla oturuyorlardı... İpek tüylü kaplanların, oyunu da yaman ve şahane olan korkunç güzellikteki bir kafilesiydi bu... Sonra alevli gözleri, kendisine Bizans imparatoru dedirten yanımdaki soluk yüzlü adama ilişince, cüceyi süzen devin gözündeki alayla parladı... Çalgımız, kartal yaklaşırken serçe cıvıltısını nasıl keserse öyle sustu ve biz sıkıcı bir sessizlik içinde yolumuzu sürdürdük... Üstümüzde gökyüzü kanlıydı ve ateşli bulutların geçişi boğazın sularını da kan rengine boyamıştı...
  ZENOBIA. - Anımsıyorum, imparatoriçem! Bizanslı erkeklerin yüzleri soluktu, fakat kadınların yüzleri alev saçıyordu!
  IRENE. - O günden beri çevremde dönüştüren sünger yürekli kuklalar nasıl canımı sıkıyorlar! Yetişir! Lizander nerede?
  ZENOBIA. - Hemen gelecek, haşmetli kadınım, onunla birlikte yargıç Krates de gelecek. Yaralı askerlere yardım için düzenlediğimiz eğlencenin programını hazırlamışlar... (Gülümseyerek) Eğlence adada mı olacak?
  IRENE. - Koca çocuklar için uydurulmuş bir masal o! Eğlence burada olacak!
  ZENOBIA. - Kutsal sarayda mı?
  IRENE - Evet. Sultan Mehmet kente girerse.
  ZENOBIA, şaşarak. - Nasıl?
  IRENE. - Halkı eğlendirmeye yarayan boş oyunları sevmediğimi bilirsin, fakat Mehmet'i kitara sesleri arasında karşılayacağım. Bizans kan ve ateş içinde boğulsa ve ölüm halindeki on bin kişinin hırıltısını duysam, ben yine eğleneceğim... O erkekler erkeği, kadınlar kadınının kendisini nasıl selamladığını görsün.
  (Zenobia diz çöker)
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
Çirattagı - Bizans - 2
  • Büleklär
  • Bizans - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 4043
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2138
    28.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Bizans - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 4096
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1973
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Bizans - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 4085
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2127
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Bizans - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3993
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1995
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Bizans - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 1616
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 948
    35.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.