Bizans - 5

Süzlärneñ gomumi sanı 1616
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 948
35.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
47.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
55.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
italki
  Giovanni ağır yaralıdır, acele uydurulmuş bir sedye üstünde dört askeri tarafından getirilir. Cenevizlilerin kılıklarında kanlı çarpışmaların izleri görülür. Çok bitkin ve öfkeden gözleri dönmüş bir durumda gelirler. İçlerinden birçoğu yaralıdır ve sahnenin boyunca yaralarını sarmaya uğraşırlar.
  PATRİK. - Giovanni, Tanrı'nı seversen çekil git buradan. Senin yüzünden yetişir başımıza gelenler.
  GIOVANNI, Folko'ya. - Koş bak saray bahçesine, yol açık mı ve imparatorluk limanında Ceneviz kalyonları bekliyor mu? Ceneviz amirali sağsa orada bulacaksın!
  (Folko, arkadan soldan koşarak gider.)
  SPIRIDION. - Yiğit ve soylu Giovanni, Aziz Laurentius adına yalvarırım, yaralı erlerinle çekil git, Sultan burada silahlı kimse görmesin.
  GIOVANNI. - Gidiyorum. Bizans için savaştım, fakat Konstantin'le birlikte kentin ruhu uçup gitti.
  THOMAS. - İmparatorun öldüğü doğru demek?
  GIOVANNI. - Görmek istersen savaş alanında en yüksek ölü yığınını ara bul. Konstantin orada, yüzü yıldızlara çekilmiş olarak ve elinde, pagan ölülerinden kendine mezar hazırladığı kılıcıyla yatmaktadır.
  SPIRIDION. - Kuzum Giovanni, şu ağır yaranı sardırsana.
  GIOVANNI. - Yaram o kadar ağır ki, sardırmaya değmez. Zaten sabaha karşı Konstantin efendime kavuşacağım. Ama bu yara yine de seninki kadar ağır değildir, başmabeyinci efendi, çünkü ben senden bir gece fazla yaşayacağım.
  SPIRIDION. - Sayıklıyor musun?
  GIOVANNI. - Ölümün yakınlığı gözümdeki perdeyi kaldırdı. Şimdi görüyorum ki, birliklerimizi tüketen Türk değil, gizemli, korkunç, insan dilinde adı olmayan biridir... Evet bu, kubbenin üstünde dev adımlarıyla gezinen, bastığı toprağı inleten, sarayları tuzla buz eden biri... Ve o nereye bakarsa orada insanların vücudundan bütün rütbe ve nişanlar, bütün süslü paçavralar dökülmekte, bu titreşen çıplak ruhlar kara bir uçuruma sürüklenmektedir. (Spiridion'a.) Alnında... bir damga... kara bir damga... senin de... hepiniz damgalısınız. Ey titreşen çıplak ruhlar, hazır olun, sonunuz gelmiştir, hiçbiriniz için kurtuluş yok! Hiçbiriniz için! İmparator Konstantin sizi mahkûm ediyor, bilmiş olun!
  THOMAS. - Ölü Konstantin bize ne yapabilir ki?
  GIOVANNI. - Siz hepiniz ölmüş imparatorun kölelerisiniz ve öbür dünyadan sizi çağırdı mı, hepiniz de ardından gitmek zorundasınız. Onun üflediği borunun sesini duyunca itişe kakışa o kara uçuruma koşacaksınız.
  IRENE. - Şu çirkin sesli kargayı susturacak bir Bizans erkeği yok mu orada?
  NERIO, saflıkla. - Yok, hanımım, Bizans'ta erkek olanlar şimdi siperlerde yatıyor.
  GIOVANNI. - Şunu da bilin ki, Konstantin Şehzade Ahmet'in kellesini vurdurdu. Bunun üzerine sultan kentte ne kadar canlı varsa, küçük büyük hepsini boğduracağına peygamber adına ant içmiş.
  (Hepsi, korkudan donup kalarak bakışırlar.)
  SPIRIDION. - Demek öyleyse... öyleyse demek, hepimizin işi bitik.
  ZENOBIA. - Konstantin'in öcü.
  HEPSİ, Irene'den başka. - Bu, korkunç bu! Bizi kim kurtarır? Kaçalım! (Telaşlı bir uğultuyla, ellerini uğuşturarak ileri geri dolaşırlar.)
  GIOVANNI. - Ölü imparatorun gücüne inanıyor musunuz şimdi? Sizi çağıran sesini duyuyor musunuz artık?
  PATRİK. - Yok yok, Tanrı'nın sonsuz iyiliği bu kadar korkunç bir boğazlaşmaya razı olamaz!
  GIOVANNI. - Sıçan sürüsü evin temelini kendi üzerine çökünceye kadar kemirmiş. Şimdi de korku içinde: Tanrı, bir mucize yarat! diye öterek sızlanıyorlar. Tanrı sıçanların hatırı için mucize göstermez!
  OLGA, umutsuzlukla. - Ya kadınlar? Kadınlar da mı?
  GIOVANNI. - O ufacık dişlerinizle devletin temelini siz de erkekleriniz kadar hırsla kemirdiniz. Bizans'ın kemiklerinden iliğini emdiniz, ona yiğit delikanlılar yerine açgözlü yaban arıları, eldeğmemiş kızlar yerine inançsız kuklalar verdiniz. Açık söylüyorum: sizin hoppalığınız, bu ulus için, erkeklerinizin alçaklığı kadar kötülük doğurdu.
  XVIII. SAHNE
 
  Öncekiler, MURZAFOS.
 
  MURZAFOS, arkadan sağdan koşarak gelir. - Ortalık bir ana baba günü. Mehmet Ayasofya'da... Kiliseye yirmi bin insan kapanmış, Tanrı'nın mucizesini bekliyordu... Kanlı ifrit koca tunç kapıyı kırdırmış, hepsini satırdan geçiriyor.
  OLGA. - Kadınları da mı? Çocukları da mı?
  MURZAFOS. - Susalım! Koca kubbenin binlerce kişinin ölüm hırıltısından nasıl inlediğini duyuyor musunuz?
  (Herkes soluğunu tutarak kulak verir. Uzaktan boğuk bir inilti duyulur.)
  BİRÇOK KİŞİ. - Tanrım, sen esirge bizi!
 
  XIX. SAHNE
 
  Öncekiler, FOLKO.
 
  FOLKO, soldan koşup gelerek Giovanni'ye. - Efendim, komutanım, müjde! Yol Haliç'e kadar açık ve kıyıda yedi Ceneviz kalyonu duruyor... Türk denizcilerinin hepsi yağmadan paylarını almak için kıyıya çıkmışlar, Hellespontos yolunu (1) gözeten yok!
  GIOVANNI. - Meryem Anamız sizlerin yurt "piazza"sını görmenizi dilemiş. Haydi yiğitlerim, ileri! Beni de alın, düşman eline geçmesini şanınıza yediremiyorsanız, değersiz bir bayrak parçası gibi götürün gemiye!
  OLGA. - Giovanni, yiğitsen kurtar beni!
italki
  HALK VE BÜYÜK BEYLERDEN BİRÇOĞU - Kurtar bizi!
  GIOVANNI. - Kurtaramam. Sizler onun kullarısınız ve ben onun öc alıcı ruhuna karşı gelemem. (Askerlerine.) İleri erlerim! Yurdunuza yırtık bayrakla fakat lekesiz onurunuzla dönüyorsunuz.Ganimet olarak bu savaşta şunu öğrenmiş oldunuz: her ulus kendi mezarını kazdığı zaman ölür. (Askerleriyle arkadan soldan kaybolur.)
  HALK. - Gemilere! Gemilere! (Cenevizlilerin ardından umutsuzca koşarlar.)
  ÜCRETLİ ASKERLER, bunların artçıları dönerek mızraklarını halka çevirirler. - Geri! Geri!
  (Halk dalga halinde gerileyerek sahneye dağılır. Cenevizliler çekilip gittikten sonra sahnenin gerisinde ağır bir kapının gümleyerek kapandığı duyulur.)
 
  XX. SAHNE
 
  Giovanni ve ücretliler dışında, öncekiler.
 
  KORAKS, geçip gidenlerin ardından bakar. - Büyük tunç kapıyı üstümüzden kilitlediler. Ağır kol demirlerini de vurdular! (İlerleyerek.) Hepimiz bittik!
  HALK. - İşimiz bitti!
  IRENE. - Kimse bitmiş değildir, yalnızca korkak olan. Bunu ben söylüyorum, Irene!
  KORAKS. - Şanlı imparatoriçe, kurtar bizi!
  HALK, Irene'nin çevresini alır. - Kurtar bizi, kutsal Irene!
 
  XXI. SAHNE
 
  Öncekiler, DUKAS, halk.
 
  DUKAS, kalabalık bir ayaktakımıyla arkadan sağdan koşarak gelir. - Bizans'ta korkunç, tüyler ürpertici işler oluyor!
  PATRİK. - Sultan nerede kaldı?
  DUKAS. - Sultan kudurmuş bir kaplan gibi kan içinde yıkanıyor... onun buyruğu üzerine yeniçeriler imparatorla imparatoriçenin ölülerini kalkanların üstüne kaldırmışlar, şimdi boru sesleri, alevli meşaleler arasında, korkunç bir cenaze alayı halinde kenti dolaşıyorlar... Sultan yağız bir atın üstünde, o acayip katafalkın yanından gidiyor ve kızgın bir keyifle Konstantin'in ölüsünü seyrediyor. Önünde bin zenci cellat yürüyor ve imparatorla imparatoriçenin soluk ölüleri önünde yığın yığın insan kurban ediliyor...
  PATRİK. - İmparatoriçenin ölüsü önünde mi?
  DUKAS. - Sen daha o korkunç haberi bilmiyor musun? İmparator elinde kılıçla ölmüş; imparatoriçe de, eski Yunan kadınları gibi, eşinin ölüsü üzerinde yüreğine hançer saplamış...
  IRENE. - Neler söylüyor o deli?
  DUKAS, Irene'yi yeni görür ve birden duraklar. - Sen buradasın ve yaşıyorsun ha? Bu korkunç gecede ne ürkünç hayaletler görünüyor! Ben seni ölü olarak görmüştüm...
  YENİ GELENLERDEN BİRİ. - Ben de görmüştüm, soluk yüzünle...
  BAŞKA BİRİ. - Beyaz urbalar içinde...
  BİR ÜÇÜNCÜSÜ. - Başında tacınla...
  IRENE, gözlerini önüne dikerek. - Soluk benzimle, ölü olarak, başımda tacımla...
  ZENOBIA, o zamana kadar altın kapıda buyruklar vermekteydi - İmparatoriçem, güçlü ol! Hepimizin canı senin elindedir.
  IRENE, yukarıdaki gibi. - Kocamın ölüsü üstünde hançerle... eski Yunan kadınları gibi...
  ZENOBIA. - Güler yüzünle, imparatoriçenin bahçesinde açan gülleri sunmakla öfkeli sultanı yine sen yatıştırırsın ancak.
 
  XXII. SAHNE
 
  Öncekiler, dört odalık.
 
  Altın kapı açılır. Pembeler giyinmiş dört odalık büyük bir altın sepet içinde, açmış güller getirirler.
  IRENE, kendini toplayarak zorlu bir ağırbaşlılıkla. - Ben Irene'yim. Dünya tarihinin kefesine bir avuç gül atar, Bizans'ın yazgısını değiştiririm. Nerede benim sultanım? (Gülleri avuçlayarak kucağına doldurur.)
 
  XXIII. SAHNE
 
  Öncekiler, LEONIDAS.
 
  LEONIDAS, arkadan girer. Yüzü soluk ve çatıktır, bütün tavırlarında bir duygusuzluk vardır.
  SPIRIDION. - Leonidas geliyor işte!
  HEPSİ, çevresini alırlar, umut ve heyecanla. - Leonidas!
  IRENE. - İmparatoriçenin mektubunu sultana verdin mi?
  LEONIDAS. - Hıristiyanlar, ölüme hazır olun!
  OLGA. - Ben ölmek istemiyorum... (Bayılır ve tahtın basamağına yığılır.)
  SPIRIDION, umutsuzluk içinde. - Acıma yok mu, bağışlama yok mu?
  LEONIDAS. - İmparator Konstantin'le imparatoriçeyi getiriyorlar.
  IRENE. - İmparatoriçe karşında ya, sersem.
  LEONIDAS. - İmparatoriçe ölmüştür ve eğer sen yaşıyorsan imparatoriçe değilsin. Mehmet cenaze alayının yanında gidiyor ve geçtiği yerde, önüne lâl rengi halı serilmiş gibi kan akıyor, alevler başının üstünde kızıl bir sayvan şeklinde yükseliyor; insanlar imparatorun yüzünü görmemek için cenazenin önünde yerlere kapanıyorlar ve ölümü böylece bekliyorlar... Ölünün yüzü o kadar parlak, o kadar korkunç ki, Bizanslı kişi bakmaya korkar... ben gördüm ve yaşamımdan iğrendim... (Duvara yaslanır ve sonuna kadar put gibi kalır.)
  (Dışarda kızıl dalgalı alevler gözükür. Uzaktan, derinden yükselen tek sesli ve garip bir ölüm havası duyulur. Alevlerle çalgı sesi perdenin sonuna kadar gittikçe gürleşir.)
  THOMAS. - Gecenin karanlıklarından ne korkunç sesler geliyor.
  (Thomas, patrik, Notaras, Spiridion ve daha birçoğu meraktan ürpererek pencereye yaklaşırlar.)
  IRENE, bitkinliğini göstermemeye çalışarak, zorlama bir pervasızlıkla. - Zafer arabamın önüne koşmak için bir ejder dilemiştim! İşte geliyor,bastığı yerde toprak gümlüyor, soluğu gökleri ateşe bürüyor...Şimdi kendisine eş olarak titreyen bir kadın mı bulsun burada? Hayır. Irene titremez. İsterse yüz bin kişi kurban gitsin, bu kırandan, bu tükenişten yepyeni bir yaşamın güneşi doğacaktır. (Nedimelere.) Çalgı! Çalgı! Fatihi selamlayın!
  (Harpalar çalınır.)
  PATRİK, büyük bir korkuyla geriler. - Konstantin'i getiriyorlar.
  THOMAS, pencereden çekilir. - Bakamıyorum!
  NOTARAS, ilerleyerek. - Mucize! Korkunç mucize! Sağlığında küçük olan adam bir deve dönüşmüş!
  SPIRIDION, ilerleyerek. - Günahkârız, çok günahkârız. (Dizlerinin üstüne düşer.)
  (Harpa çalanlar dururlar. Dışarda yas havası gittikçe yükselir.)
  IRENE. - Çalın! duymayayım bu sesleri!
  ZENOBIA. - Konstantin'in gelmesini beklemeyeceğim, onu görmek istemiyorum. (Koynundan küçük bir şişe çıkararak ağzına diker, sendeler ve oturup ölümle pençeleşmeye başlar.)
  NOTARAS. - Kaçalım! Bu yana! (Altın kapıya koşar, ötekilerin çoğu ardından gider.)
  (Altın kapıyı açarlar, sonra büyük bir korkuyla duraklarlar. Kapının yanında iki zenci cellat durmaktadır, ikisi de dev yapılı. Başlarında kızıl sarık, sırtlarında kızıl urba, kolları ve göğüsleri çıplaktır. İkisi de geniş ağızlı kocaman satırlarına yaslanmış, dimdik durur ve salona bakarlar. Notaras'la yanındakiler bu kez sahnenin gerisine çekilmek isterler. O zaman kemerli geçidin her bir direğinin ardından birer cellat çıkar. Bunlar da kımıldanmadan satırlarına dayanmaktadırlar ve kaçmak isteyenlerin yolları kesilmiştir. Kalabalık, sessiz bir ürkü içinde tahta doğru geriler ve orada büyülenmiş bir durumda cellatlara bakarak kalabalık bir öbek oluştururlar.)
  DEMETER, korkudan kekeleyerek. - Hıristiyanlar, dua edelim!
  PATRİK. - Hayır! Dinsizi kızdırmayalım!
 
  XXIV. SAHNE
 
  Öncekiler, HALİL.
 
  Halil arkadan sağdan girer, direklerin altında, ortada durur.
  Hepsi, Irene'nin ve Leonidas'ın dışında, diz çökerler.
  HALİL. - Konstantin geliyor, Bizans'ın büyük imparatorunu getiriyorlar!
  HEPSİ, ağır bir koro halinde. - Saygı ve selam büyük Konstantin'e.
  IRENE, hırçın bir tavırla ortaya gelir, sert fakat kararsız bir sesle. - Yenilene esenlik, yenene onur. İmparatoriçe Irene'nin boyun eğeceği Mehmet nerede kaldı?
  HALİL. - Mehmet geliyor, fakat o sarayın eşiğinden içeri ayağını basınca burada tek bir canlı görmek istemiyor.
  IRENE, gülleri yere atar. - Ah, Konstantin! Efendim, Konstantin! (Kendiliğinden olduğu yere yığılır.)
  (Halil cellatlara işaret eder. Onlar hep birden satırlarını kaldırarak ileri doğru bir adım atarlar. Herkes sessiz bir ölüm korkusu içinde, yerlere kadar eğilir.)
 
  (Perde kapanır.)
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
  • Büleklär
  • Bizans - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 4043
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2138
    28.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.0 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Bizans - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 4096
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1973
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.6 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Bizans - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 4085
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2127
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.8 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    49.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Bizans - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3993
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1995
    30.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    43.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.9 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Bizans - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 1616
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 948
    35.4 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    55.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.