Beyaz Kale - 10

Süzlärneñ gomumi sanı 1914
Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1315
26.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
38.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
45.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
Şu diyeceklerimi, kitaplarını, onları sevip okşayarak yazacak kadar akıllı yazarlar bilirler: Kimi romanlar vardır, yazarlarını ne kadar mutlu eden, yerli yerinde bir 'son'la biterlerse bitsinler, kahramanları, yayımlanan kitap dışında serüvenlerine yazarın hayallerinde devam ederler. 19. yüzyıl yazarlarından bazıları bu hayalleri 2. ve 3. ciltlerde anlatmayı denemişlerdir. Kurulmuş bir dünyayı yeniden kurmanın tuzaklarına düşmek istemeyen başkalarıysa, sanki kitabın sürüp gidebilecek bu yeni ve tehlikeli yaşamını bitirmek için, romanlarının sonuna kahramanlarının olası geleceklerini aceleacele tüketen bir bölüm eklerler, okuruz: "Yıllar sonraDorethea iki kızıylaAlkingstone'daki çiftliğe geri döndü..." "Razarov'unişleri sonunda düzeldi, artık iyi bir geliri var, vb." Bir de başka tür kitaplar vardır, bunlar yazarlarının hayalindeki yeni yaşamlarını kahramanlarının yeni serüvenleri aracılığıyla değil, düpedüzkitaplann kendi hikâyeleri yüzünden sürdürürler. Kitap, yazarın aklına doluşan yeni düşünceler, imgeler, sorular, kaçırılmış bazı fırsatlar,okuyuculann , yakın dostların tepkileri, anılar ve başka bazı tasarılar yüzünden yazarın kafasında değişir durur. Sonunda, yazarın kafasındaki kitap imgesi, kitapçı dükkânlarında satılan ve yazarın niyet ettiği kitaptan bambaşka bir şey olmaya başlayınca, yazar elinden kaçıp gitmekte olan bu yeni ucubeye onu nasıl ortaya çıkarttığını hatırlatmak ister.
Beyaz Kale'nin hayâletimsi ilk hayâli, sanırım Cevdet Bey ve Oğulları bittiği zaman aklımda vardı: Birgeceyansı , mavi sokaklardan çağrılı olduğu saraya yürüyen bir kâhin. Kitabın adı da buydu o zamanlar. İyi niyetle, 'bilim'le işe başlayan Kâhin'im, pek bir heyecanla karşılanmayan bu bilgisini Saray'a kabul ettirebilmek için hiç de sevmediği, ama astronomi merakı yüzünden kolayca öğrendiği müneccimlik sanatını önce istemeyerek uyguluyor, sonra da kehânetlerinin getirdiği güç ve iktidarla başı dönünce dolaplar çevirmeye başlıyordu. Gerisini bilmiyordum. O sıralarda, aklıma gelip duran bu 'tarihî' konulardan çekindiğim, kendimin de, başkalarının da sıksık sorduğu şu sorudan tedirgin olduğum için, düşünceyle onu harekete geçirebilecek kadar ilgilenmedim: Niye tarihî romanlar yazıyorsunuz?
Daha önce, 23 yaşımdayken, üç tarihî hikâye yazmıştım, Cevdet Bey için de 'tarihî' diyorlardı; bu sorunun cevabı sanki benim edebî zevklerimle değil de ruhsal eğilimlerimle ilgili olmalıydı : Küçükken, sekiz yaşındayken, diye sanki açıklamam gerekiyordu, her şeyin birbirini tekrar ettiği ve radyonun hep aynı zırıltıları çaldığı bizim kattan karanlık mobilyaların kararttığı babaannemin katına çıktığım bir gün, Amerika'dan hiç dönmeyen doktor amcamın tozlu tıp kitapları ve sararmış eski gazeteler arasında Reşat Ekrem Koçu'nun hazırladığı büyük ve resimli bir kitap geçti elime. Böylece her gün saatlerce tozu alınan karanlık apartman katında tozlar gölgeler gibi gene birikirken, ben, fuhşa alet oldukları düşünüldüğü içinAzapkapı'daki maymuncu dükkânlarından alınarak ağaçlara asılan biçare maymunların hikâyesini okurdum. Öfkeli çamaşırmakinasıyla birlikte herkesin bir kaynar su ve arapsabunu öfkesine kapıldığı çamaşır günlerinde bir deliğe sıkışır, vebaya yakalanarak cezalanan Melek Girmez Sokağı'nın fahişelerinin karakalem resimlerine bakardım. Koridordaki sarkaçlı saatler yeni bir saat başını sabırla beklerken, ben sabırsız bir korkuyla, kolları bacakları kırılarak bir topun ağzına yerleştirilip bir gülle gibi göğe fırlatılarak idam edilen suçlunun hikâyesine dalardım. Yazdığım ilk tarihî hikâyelerden birini okuyan bir eleştirmen, benim günün önemli sorunlarından kaçmak için tarihe sığındığımı söylemiş.
Doğrusu bu düşünce, Sessiz Ev'i bitirdikten sonra, gene gözümün önünde tarihî hayaller cirit atmaya başlayınca, bana doğru gözüktü. Uzun romanlar arasında kısa bir şey yazayım, diyordum, hikâyenin ön plânda olduğu, yazarken beni dinlendirecek, eğlendirecek birnuvel . Böylece Kâhin'im için bilim ve astronomi kitaplarına keyifle gömüldüm. AdnanAdıvar'ın o eğlenceli ve eşsiz Osmanlı Türklerinde İlim'i bana aradığım atmosferin renklerini verdi (Evliya Çelebi'nin de bayıldığı tuhaf hayvan hikâyelerini anlatanAcaibül Mahlûkat türünden kitaplar, başka kitaplardan değiştirilerek uyarlanmış coğrafya risalelerinin olmayan ülkeleri vb.)ArthurKoestler'inUykudagezerler'deki Kepler yorumu (Niye benim ben?), Leonardo da Vinci'ninçocuksuluğu ve inanılmaz bir silâh yapma tutkusu (ötekilere yetişmek ve onlara derslerini vermek için yanıp tutuşanların vazgeçilmez hayâli), Kâtip Çelebi'nin çaresiz kitap kurtluğu (çevrelerinde acılarını ve nazlarım paylaşacak kimse olmadığı zamanlar daha da hüzünlü bir güzelliğe bürünen bu hastaları sevgiyle selâmlıyorum), kahramanlarıma ister istemez bulaştı. Ünlü Osmanlı astronomuTakiyüddin'i bana tanıtan Prof. SüheylÜnver'in İstanbul Rasathanesi adlı kitabında varlığını öğrendiğimTakiyüddin'in kuyruklu yıldız hakkında Padişah'a takdim ettiği, bugün kayıp olanmuhtırai ilmiyeyi kahramanıma buldurup yorumlatmayı tasarlarken astronomiyle astroloji arasındaki sınırın belirsizliğini biliyordum. Bir başka kitapta ise astroloji konusunda şöyle yazıyordu: "Bir düzenin yıkılacağı tahminini yürütmek o düzeni devirmek için fena bir yol sayılmaz." Bütün siyasetçiler gibiBaşmüneccim Hüseyin Efendi'nin de bu kehânet ilkesini can havliyle uygulamaya çalıştığını, daha sonralarıNaima tarihinde okudum.
Hikâyemin renklerini bir yanda biriktirmekten başka pek de kesin bir amacı olmayan bu okumalardan yorulduğumda elimde, dünya edebiyatında, özellikle bizim edebiyat ve hayatımızda çok görülen bir tema vardı: İyilik yapmak, başkalarına yararlı olmak için yanıp tutuşan bir kahraman! Okuyucuların kahramanların yarısına diş bileyerek, yarısına da hayranlıkla gözyaşı dökerek okudukları o romanlardaiyilik dolu bu iyi kahramanı kötüler haince engeller. Daha iyi romanlardaysa iyilerin, yavaşyavaş karşı çıktıkları kötülükler tarafından yutulduğunu, değiştirildiğini okuruz.Kimbilir , belki ben de buna benzer bir şeyler yazacaktım, ama 'iyiliğin', kahramanı harekete geçiren bütün o bilgi ve buluş heyecanının kaynağını bulamıyordum bir türlü. Belki de, insanların kendilerini, okudukları kitaplarla değil, işittikleri sözler ve başkalarına duydukları hayranlıklarla değiştirdiği bir ülkede yaşadığımız için, kâhinimin, bilimi 'Batı'dan gelen birisinden öğrenmesine karar verdim. O uzak ülkelerden gemiler dolusu gelen köleler bu iş için biçilmiş kaftandı.Hegel'i hatırlatan o efendi köle ilişkisi işte böyle çıktı ortaya. Hocamla, kölesinin birbirlerine her şeyi anlatacaklarını, birbirlerini eğiteceklerini düşünüyordum, uzunuzun konuşmaları gerekiyordu, onları karanlık şehrin içinde, bir odadabaşbaşa kuruyordum. Bu ikili arasındaki ruhsal ilişki ve gerilim bir anda hikâyemin temel noktası oluverdi. Biriktirdiğim renklerle allayıp pulladığım bu hayâl ve hikâye parçacıklarının kahramanlarına, kitabımdaki dünyanın sayfaları arasında onları gezindirecek birer gövde de bulmaya karar verdiğim zaman Hoca ile İtalyan kölesini görsel olarak öyle pek fazla birbirlerindenayıramadığımıfarkettim . Belki de hayâl gücümün bir anlık tutukluğundan, böylece, bir özdeşlik düşüncesi doğdu. Bu noktadan sonra edebiyat tarihi denilen hazinenin o ünlü, ikizler, benzerler, birbirlerinin yerine geçen çiftler temasına atlayabilmek için benim öyle çok fazla hayâl kurmam gerekmediğini, edebiyatıseverek tanıyan okuyucularım hemen karar vereceklerdir.
Böylece hikâyem, kendi iç mantığının zorlamalarınınya da benim hayâl gücümün tembelliği yüzünden beni de heyecanlandıran bambaşka bir biçim alıverdi. Kendinden hoşnut olmadığı, müzisyen olmak istediği için öykündüğü Mozart'ın adını kendi adına ekleyiveren E.T.A.Hoffmann'ın çift teması üzerine kurulu kitaplarının farkındaydım tabii, Edgar Ailen Poe'nun sinir bozucu hikâyelerinin de, son bölümde, Slav köylerindeki saralı papaz efsanesiyle selâmladığım Dostoyevski'nin Öteki adıyla çevrilen isyan ettirici romanının da. Beyaz Kale yayımlandıktan sonra bu listeyi daha ne kadar uzatabilirim diye eşelendiğim bir Amerikan Üniversitesinin Kütüphanesinde, edebiyatta, buikizbenzer temasıyla kimlerin neler yaptığım biraz okuduktan sonra boğulur gibi oldum. Böyle durumlarda ferahlamak için insanın kendinden çıkardıklarını hatırlaması belki en iyisidir. Ortaokuldayken biyoloji hocamız sınıfımızın çirkin ikizlerini birbirindenayırtetmekle övünürdü, ama sözlü sınavlarda biri ötekinin yerine geçerdi onların. ÖnceŞarlo'nun Büyük Diktatör filminin taklitlerini görüp sevdim, sonraysa aslını görüp sevmedim. Küçükken, bir resimli romanın sürekli kılık değiştirenBinbirsurat adlı kahramanına hayrandım: Benim yerimegeçseydi ne yapardı acaba? Amatör bir psikologun yerinegeçerek belki de söylerdi: Aslında bütün yazarlar bir başkası olmak isterler; Dr.Jekyll veMr .Hyde ' daHoffmann'dan çok Robert LouisStevenson'un kendi ruhsal durumunun yansımaları vardır:
Gündüz vatandaş, gece yazar! Belki yerime geçen benzerim okurlarıma benim ikizler burcundan olduğumu hatırlatmaya da kalkışırdı, ama böyle şeylere inanmadığını bir yerde okuduğumu söyleyerek onu sustururdum ben. Bu karışıklığın kitabımı bulup ona önsöz yazan Faruk' tan sonra, kitabın sonunda bir de benim konuşmaya kalkışmamdan çıkan karışıklığa benzediğini haklı olarak bazı okuyucularım söyleyeceklerdir. Amacımız açıklık olduğuna göre, açıklamaya çalışayım.
Beyaz Kale'nin elyazmasını, İtalyan kölenin mi, Osmanlı Hoca'nın mı yazdığını ben de bilmiyorum. Sessiz Ev'in kahramanlarından tarihçi Faruk'a duyduğum yakınlığı, Beyaz Kale'yi yazarken karşıma çıkan bazı teknik zorluklardan (okuyucu için gerekli bazı açıklamalar, zorunlu bazı tarihsel bilgileri aktarmak vb.) sakınmak için kullanmaya karar verdim. Onun aracılığıyla çözdüğüm bir üslûp ve teknik sorunu : Kahramanlardan birinin öğüdünü tutarak kitabı sonuna kadar okumayan bazı okuyucular, (yazardan çok kahramanına inanmak bizim roman geleneğimizin önemlihalkalarmdandır ) bir Türk'ün bir İtalyan'ın ağzından kitap yazmasının sakıncalarındansözettiler . Kitabımın ilk ve son bölümlerinde selâmladığım Cervantes de zamanında aynı endişelere kapılmış olmalı ki, Arap tarihçi CideHameteBenengeli (SeyyitHamitbin Engeli )'ninbir elyazmasından yararlanarak yazdığı DonKişot'u kendisinemaletmek için boş yere kelime oyunlarına başvurur. Sessiz Ev'i bilenlerin hatırlayacağı Gebze arşivinde bulduğu elyazmasını Faruk da tıpkı Cervantes gibi vatandaşlarının diline aktarırken başka kitaplardan da metne bir şeyler eklemiş olmalı. Bu arada tıpkı Faruk gibi benim de arşivlerde çalıştığımı, kütüphanelerin tozlu raflarında elyazmaları arasında eşelendiğimi düşünen okurlarıma, Faruk'un yaptığı işleri üzerime almak istemediğimi belirtmek isterim. Benim yaptığım, yalnızca Faruk'un bulduğu bazı ayrıntılardan yararlanmak oldu. Onları, ilk tarihî hikâyelerimi yazarken severek okuduğumStendhal'in İtalya Hikâyeleri'nden öğrendiğim o eski, bulunmuş elyazması yöntemiyle Faruk'a yazdırdığım giriş bölümüne serpiştirdim. Böylece hem belki, bir başka zaman yazacağım öteki tarihî hikâyelerim için Faruk'u —tıpkı dedesiSelâhattin Bey'e yaptırdığım gibi— hizmetimde çalıştırmaya alıştırıyordum, hem de okuyucuyu damdan düşer gibi bir kostümlü baloya sokmanın —tarihî romanın en zor yeri— tehlikelerinden kurtuluyordum.
Hikâyemi, yalnızca tarihsel olarak uygun düştüğüya da renkli ve civcivli bir dönem olduğu için değil, aynı zamanda kahramanlarınıNaima , Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi'nin yazdıklarından yararlanabilsinler diye 17. yüzyılın ortalarına oturtmaya karar verdim, ama daha önceki ve sonraki yüzyıllarda yaşanmış birçok küçük hayat parçacığı da, seyahatnameler aracılığıyla kitabıma sızdı. İyi niyetli, iyimser İtalyan'ımı Hoca'nın kölesi yapabilmek için (gemiyle esir düşme ve sahte hekimlik günleri) bir yüzyıl önce tıpkı Cervantes gibi Türklere esir düşen adsız bir İspanyol'un İkinciFilip'e sunduğu bir kitaptan yararlandım. Cervantes'le aynı yıllarda Osmanlı gemilerinde kürek köleliği yapan Baron W.Wratislaw'ın zindan günleri kölemin hücre hayatına örneklik etti. İstanbul'a onlardan kırk yıl önce gelen bir Fransız'ın,Busbecq'in mektuplarından veba günlerini (alelade bir çıban bile veba korkusu verirdi!) ve İstanbul adalarına sığınan Hıristiyanları yazarken yararlandım. Fişek gösterisine, kimi İstanbul manzaraları ve gece eğlencelerine (AntoineGallant,LadyMontagu , Baron deTott ) padişahın sevgili aslanlarına veaslanhanesine (Ahmet Refik), ordunun Lehistan seferine (Ahmet Ağa'nın Viyana Kuşatması Günlüğü, çocuk padişahın kimi rüyalarına (Babaannemin evindeki kütüphanede okuduğum Reşat Ekrem Koçu'nun aynı malzemeyle yazdığı başka bir kitap: Tarihimizde Garip Vakalar), İstanbul'un başıboş köpeklerine, vebaya karşı alınabilecek önlemlere (HelmutvonMoltke'ninTürkiye Mektupları), kitaba adını veren Beyaz Kale'ye (TadeutzTrevanian'ınTransilvanya'daYolculuklar adlı gravürlü kitabında kalenin tarihçesinden başka kütüphanesindeki, bir barbarla bir Fransız romancısının yer değiştirmesine ilişkin bir romandan da söz ediliyor) ilişkin bazı ayrıntıları da hikâyemingeçtiği dönemin değil, başka bazı devirlerin tanıklarından derledim.
Üzerlerine ölü toprağı serpilmiş nice uykulu ülkeyi yaşanılır kılan kitap kurtlarının dakeşfedemiyeceği ve kitabı bir ikizimin yazabileceği bir kitap olmaktan çıkaran noktalardan bir ikisi: Edirne'deki Beyazıt Camii külliyesindeki tımarhanenin ve hastalar için çalınan sihirli müziğin tanığı tabiî ki Evliya Çelebi'dir,ama bu güzelim yapıyı basan çamuru, bulutlu ve kimsesiz bir bahar sabahı karımla ben ürpererek ve hüzünle gördük. Padişahı heyecanlandıran leyleği de. Avcı Mehmet'in gördüğü ve kahramanlarımın yorumladığı rüyalardan bazılarını aslında ben düşledim (eli çuvallı karanlık adamlar). Tıpkı İtalyan köleme çocukluğunda yapıldığı gibi benim de yeni elbisemi, üstünü başını paraladığı içinağbime giydirdiler, ama kitaptaki gibi kırmızı değil, mavi beyazdı. Soğuk kış sabahlarında benle kardeşimi götürdüğü bir gezintinin dönüşünde annem bize bir yiyecek alırsa (helva değil, acıbadem kurabiyesi) Hoca'nın annesi gibi söylerdi: "Kimse görmeden şunları yiyiverelim." Kitaptaki kırmızı saçlı cücenin, çocukluğumuzun klâsiği Kırmızı Saçlı Çocuk'laya da yazdığını ve yazacağım kitapların cüceleriyle ilgisi yoktur: 1972 yılında Beşiktaş çarşısında gördüm. Hoca'nın tasarladığı, uzun bir süre kurulup ayarlanmadan namaz saatlerini gösterecek bir saat yapma düşüncesinin benim ergenlik hayâllerimden biri olduğunu sanırdım, yanılmışım. Hâlâ gerçekleştirilmemesine şaştığım bu tasarıyla çok ilgilenen çıktı; birisi de Japonların böyle bir kol saati yaptıklarını söyledi, ama görmedim.
Belki sırası gelmiştir: İnsanoğlunu, kültürleri birbirlerindenayırmak için yapılmış ve yapılabilecek olası sınıflamalardan biri olanDoğuBatı ayırımının gerçekliğe ne kadar uygun düştüğü, tabiî ki Beyaz Kale'nin konusu değildir. Kötü bir üslûp ve sıradan gözlem ve heyecanlarla kaleme aldığı o giriş yazısıyla Faruk'un hiçbir okuyucuyu kandıramayacağı düşünüldüğünde, yalnız kitap kahramanlarının değil, kitap okuyucularının daDoğuBatı ayrımıyla ilgilenir görünmeleri şaşırtıcıdır. Tabiî şunu da eklemek gerek: Bu ayrımın heyecanıyla yüzyıllardır yapılmış onca gözlem, yazılmış onca sayfa ve inanılmış onca kuruntu olmasaydı bu hikâye de kendini ayakta tutacak renklerin birçoğunu bulamazdı. Vebanın,DoğuBatı ayrımı için bir turnusol kâğıdı gibi kullanılması da eski bir düşüncedir. Baron deTott , anılarının bir yerinde şöyle der: "Veba bir Türk'ü öldürür, birfrenge ıstırap çektirir!" Böyle bir gözlem, benim için bir saçmalıkya da bir bilgelik kırıntısı değil, yalnızca, sırlarının birazını vermeye çalıştığım bir kurgu serüveni sırasında yararlanılabilecek bir renktir. Belki yazarına sevdiği bir geçmişi ve kitabı hatırlatmaya yarayabilir, ama renklerin nasıl bulunduğu vebiraraya getirildiği anlatmakla bitmez.
Temmuz 1986
Sez Törek ädäbiyättän 1 tekst ukıdıgız.
  • Büleklär
  • Beyaz Kale - 1
    Süzlärneñ gomumi sanı 3697
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2158
    27.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 2
    Süzlärneñ gomumi sanı 3762
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2068
    29.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.9 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 3
    Süzlärneñ gomumi sanı 3701
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2047
    29.2 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    42.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    50.2 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 4
    Süzlärneñ gomumi sanı 3807
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1985
    29.0 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.5 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.4 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 5
    Süzlärneñ gomumi sanı 3807
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2101
    28.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    41.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.7 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 6
    Süzlärneñ gomumi sanı 3715
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2115
    26.3 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.0 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.3 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 7
    Süzlärneñ gomumi sanı 3645
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2053
    26.8 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 8
    Süzlärneñ gomumi sanı 3749
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2064
    27.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    39.7 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    48.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 9
    Süzlärneñ gomumi sanı 3751
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 2045
    28.1 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    40.6 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    47.5 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.
  • Beyaz Kale - 10
    Süzlärneñ gomumi sanı 1914
    Unikal süzlärneñ gomumi sanı 1315
    26.5 süzlär 2000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    38.4 süzlär 5000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    45.1 süzlär 8000 iñ yış oçrıy torgan süzlärgä kerä.
    Härber sızık iñ yış oçrıy torgan 1000 süzlärneñ protsentnı kürsätä.