Türkmenler ve Irak

                                                   İÇİNDEKİLER  

Birinci Bölüm: Türkmenler Kimdir?

_ Türkmenlerin aslı

_ Türkmen isminin aslı ve anlamı

İkinci Bölüm: Vatandaşlık

_ Irak devletinin vatandaşlık olgusu

_ Irak,ın Cemiyeti- Akvam,a girişi

_ Cumhuriyet rejiminin Etnik Gruplara bakışı

_ Türkmenlerin Devlete bakışı

Üçüncü Bölüm: Uluslararası Sözleşmeler

_ Uluslararası Sözleşmelerin Genel Hak ve hürriyetlere bakışı

_ Azınlıkların Korunması

_ İNSAN HAKLARI VE AZINLIKLARIN KORUNMASI

KONUSUNDA IRAK,IN UYGULAMALARI

Dördüncü Bölüm: Türkmenlerin Siyasi Mücadelesi

_ Irak Türkmenlerinin Siyasi Mücadele Tarihi

_ 1959 Kerkük Katliamı

_ Birinci Türkmen Öğretmenler Kongresi

_ Türkmen Kardaşlık Ocağı,nın Kuruluşu

_ 1963 Darbesinden Sonra cereyan eden Olaylar

_ Arif Hükmü

_ Irak Türkmenlerinin Kültürel Haklarının Kabulü

_ Türkmen Liderlerin İdam edilişi

_ İkinci Körfez Savaşı

Beşinci Bölüm: Türkmenlerin Adedi

Altıncı Bölüm: Türkmen Bölgelerinin Etnik Konumu

Yedinci Bölüm: Irak Türkmenlerinin Dünya Görüşü

_ Irak Türkmnlerinin Siyasi Çizgisi

_ Siyasi Hareketin Kaynağı

_ Türk Devleti Ve Türk Siyasi eğilimlerle İlişkiler

_ Irak,ın Geleceğine Bakış

_ Irak İçinde Örgütlenme

_ Irak Dışında Sosyo_Politik Örgütler

Ekler:

1- 1948 Yılı İnsan Hakları Bildirgesi

2- Milli Azınlıklara mensup Bireylere Dönük 1992 Beyannamesi

3- İlk Türkmen Öğretmenler Kongresi Sonuç Bildirisi, 1960

Kaynaklar:

SUNUŞ

Irak Türkleri

BİRİNCİ CİHAN HARBİ'nden sonra, Misak-ı Mili'ye dahil olmasına rağmen,

Türkiye hudutları dışında kalması önlenememiş Musul bölgesinde yaşamakta olan

Türklerin karşılaştıkları zorluklarla çok fazla ilgilenmediğimiz bir vakıadır. Bidayette

İngilizlerin, daha sonra da Irak hükümetlerinin, bu bölge Türklerinin, Türkiye

Türkleri ile bir ilgisi bulunmadığı iddialarını kuvvetlendirmek maksadıyla, onlara

ısrarla ' Türk' yerine 'Türkmen' deyişleri karşısında, Türkiye'de genç nesilerin bu

konuda doğru bilgilere sahip olmadıkları dahi söylenebilir.

Uzun senelerdir yakından tanıdığım kıymetli dost Erşat Hürmüzlü, bu soydaşlarımızın

yıllardır neler çektiklerini, her türlü zorluğa göğüs gererek geçmişlerini ve

kimliklerini nasıl muhafaza ettiklerini, olayların içinde yaşamış bir kişi olarak canlı

bir üslupla bizlere aktarmaktadır.

Irak'ta yeni bir düzen kurulması konusunun gündeme geldiği bu günlerde bu kitap,

Irak Türklerinin haklarının korunmasında şimdiye dek gereğince yerine

getiremediğimiz bir görevi bize hatırlatmaktadır.

Bütün Türklerin okumalarını ümit ve temenni ettğim böyle bir eseri bizlere

kazandırdığı için Sayın Hürmüzlü'ye kendi hesabıma teşekkür ederim.

Kamuran GÜRÜN

ÖNSÖZ

Irak hükümetleri Türkmen konusunu her zaman gündem

dışında tutmak için özel bir özen göstermiştir.Türkmenlerin en

doğal haklardan yoksun olarak yaşamlarını sürdürmelerine ve

geçici anayasalarda onlara hiç değinilmemeye dikkat edilmiştir.

Bu anayasalar ve resmi açıklamalar Araplara ve Kürtlere değnir

belirgin çelişki ortaya çıkınca da ,öteki azınlıklar, olarak

geçiştirilme yoluna gidilmiştir.

Aslında bu tutum uluslararası suskunluğun bir uzantısı olarak

alışagelmiştir. Irak,ın yapılanmasında büyük rol oynayan

ingilizler özel olarak Türkmenleri gündem dışı tutmaya onları

her zaman politik çerçevenin dışında ve azınlık haklarından bile

mahrum olarak yaşatma yolunu çizmiştir.

Arap ülkelerinin tutumu da bundan pek farklı olmamıştır. Arap

ülkelerinin toplu olarak ilan ettikleri Azınlık haklarına dönük

teahhütleri ve kararları Türkmenler konusunda işlerlik

kazanmamış ve Arap ülkelerindeki sivil toplum örgütleri dahil

hiç bir cihetin Türkmenleri dinleme veya onlarla bir diyaloğa

girme girişimi hiç bir zaman kaydedilmemiştir.

Türkmenlerin de bu konuda aksaklıkları ve sorumlulukları

inkar edilemez. Irak Türkmenleri Arap dünyasına ve

uluslararası camiaya kendilerini tanıtma çabaları çok yüzeysel

olmuş doyurucu olmaktan uzak kalmıştır. Irak Türkmenleri

konusunda Türkçe olarak çok kıymetli araştırmalar ve yayınlar

Irak Türkmenlerinin tarihi yerleşim bölgeleri kültür akımları

edebiyat ve folklorları konularını konu edinmiş ancak bu

çalışmalar ne Arapçaya ne İngilizceye ne de öteki dünya

dilerine çevrilmiş ve bu eserler hakkında uluslararası bilim

kurumlarına veya politika merkezlerine ulaştırılmamıştır.

Aslında İngilizce ve Arapça olan bu çalışmayı bugün Türk

kamuoyuna sunarken Irak Türkmenlerinin geleceğini kaygı ile

izleyen bilim çevrelerine ufak bir uğraşla da olsa ışık tutmaya

çalışmak istedik.Bu çalışmaların ileride Türkiyede bilim

çevreleri tarafından daha da genişletilerek yapılması ümidini

korumaktayız.

Erşat Hürmüzlü

2003

BİRİNCİ BÖLÜM

TÜRKMENLER KİMDİR

Türkmenler Orta Asyadan göç eden Oğuzlardır. Çoğu

tarihçilere göre islamiyeti kabul ettikten sonra Türkmen ismini

alan bu Türk kavmi islam ülkelerine yayılmış kurduğu devlet

ve beyliklerle bu ülkelerin kaderini çizmiş ve tarihinde çok

belirgin bir rol oynamıştır.

Türkmenler Orta Asyad,an göç eden Oğuzlar olup bir kısmı

kırsal alanda diğer kısmı ise şehirlerde yaşamakta idi.

Bunlardan konar-göçer olanlar Maveraünnehir ve Hürasan

bölgelerine yakın yerlerde bulunurlardı.

Oğuz boylarının ana vatanlarından yaptıkları göç bir hamlede

medana gelmemiş birbirini takibeden göçler uzun yıllar

sürmüştür.Tarihçilerin görüşüne göre doğudan Maveraünnehir

bölgesine göç eden Selçukluların yanında Osmanlı hanedanının

mensup olduğu Kayı-Han aşireti de yer almış ve bir müddet

orada kalmıştır. Daha sonra Sultan Gazneli Mahmut,un emri ile

Horasan ve Merv,e göç ederek Mohan,da oturmaya karar

kılmışlardır.

Oğuzların tarihi çok eskilere dayanır. Orhun Abidelerinin

kitabelerine göre o dönemde Oğuzların Türk kavimleri arasında

önemli yeri olduğu anlaşılmaktadır.Bu kitapbeler Göktürk

yurdunun kuzeyinde yaşayan Oğuzlara temas etmektedir.Oğuz

boyları diğer bir Türk boyu olan Kırgızların baskısına maruz

kalana kadar Anayurtları olan Orta Asya,da

yaşadılar.Kırgızların tehdidi üzerine Oğuzlar Uygurlarla

beraber anayurtlarını terketmek zorunda kaldılar.

Tarihi kaynakların çoğu 24 Oğuz boyunun efsanevi kimliği ile

ile Türkler tarafından çok sevilen Oğuz Hana,a intisap ettiğine

işaret etmektedir. Bilindiği üzere Oğuz Han milattan önce ilk

Türk impratorluğunu kuran Mete Han,ın resmi lakabıdır. Oğuz

boyları da Oğuz han,ın 24 torununa mensuptur.Selçuklu ailesi

de Kınık boyuna mensuptur.

İslam enseklopedisi,ne göre Türkmenler Orta Asyada oturan bir

Türk kavmidir.El- Biruni Kaşgarlı ve diğer eski müellifler

uygarlıkta ileri giden yerleşik Oğuzlarla Karluklar ve tarımla

uğraşan Halaçlara Türkmen adını vermişlerdir.

Abul-Fevz Muhammed Emin Bağdadi Türklerin Yafes oğlu

Kumer oğlu Türk,e intisap ettiklerini yazar. Partold ise Hazar

denizinden Çin hududuna yayılan Türk boylarının Türkmen

Oğuz Karluk ve Dokuz-Oğuz olduğunu söyler. Partold Tarihte

en büyük iki Türk impratorluğu olan Selçuklu ve Osmanlı

impratorluklarının bu Türkmenlerin eseri olduğunu yazar.

TürkmenlerinIrak,a girişleri birbirini izleyen çeşitli dönemlerde

gerçekleşmiş böylece sayıları çoğalarak önemleri artmıştır.

Emevilerin ve Abbasilerin ordularında görev verdikleri

Türkmenlerden çok faydalandıkları bilinmektedir.

Türkmenler Orta Doğuda büyük ve etkin rol

oynamışlardır.Mütakip Haçlı seferlerin yenilgiye uğramasında

büyük roleri olmuş Abbasi ordusunun bel kemiğini teşkil etmiş

ve Halife Mutasim zamanında Ankara civarındaki

Ammurya,nın fethinde etkin rolleri olmuştur.

Birçok tarihçinin Türk göçleri konusunda değişik görüşlere

sahip olmalarına rağmen Irak,a ardarda yapılan Türk göçlerine

işaret etiklerini görüyoruz.Irak,lı tarihçi Abdurazzak el-Hasani

de Türkmen boylarının birbirini takip eden devrelerde Irak,a

yaptıkları göçlere temas etmiş ve bugün Kürt bölgesini Arap

bölgesinden ayıran yerlerde yaşayanlara Türk ve Türkmen adı

verildiğini yazmıştır.Bunlar Kuzeybatıdan uzanan bölge

üzerinde yayılmaktadırlar.Bu bölge Musul,da Telafer,den

başlamak üzere Kerkük vilayetinde bulunan Altunköprü ve

Tuzhurmatu Kızlarbat ve Diyale vilayetine bağlı Mendeli,ye

kadar olan sahayı kapsamaktadır.

Türkmenlerin Irak,a yerleşmelerinin birinci dönemi Irak, ayak

bastıkları Hicri 54 yılına kadar uzanır. Bu dönem Ubeydullah

bin Ziyad,ın ikibin Türkmeni getirip Basra,ya yerleştirmesiyle

başlar.Abbasiler de savaş ve çarpışmalardaki kudret ve

maharetlerinden dolayı Türkmenlerden yararlanmışlardır.İleri

sürüldüğüne göre Halife el-Mansur ilk hilafet döneminde

Türkmenleri istihdam etmiştir.Özelikle Halife el- Mut,asım,ın

Türkmenlere büyük güven beslediği için göçlerin ardı

kesilmemiştir.

Bu ilk dönem ilişki kurma ve deneme devresi olarak

Türkmenlerin bu ülkeye yerleşme fikrini benimsemeleri ve

uygun bir ortam yaratması bakımından zemin hazırladığı

söylenebilir.

İkinci ve en önemli dönem Selçuklu devresinde sürüp giden

göçlerle olmuştur. Sultan Tuğrul Bey,in 25 Ocak 1055 yılında

Bağdat,a girişi ve Halife el-Kaim,in saltanatı kendisine

bırakmasıyla binlerce Türkmen de Irak,a girmiş arkasından

öbek öbek Türkmenler Irak topraklarına yerleşmeye

başlamıştır.

Selçuklular Türkmenlerin yoğun bir şekilde Irak,a gelmelerine

vesile olmuş ancak bu Türkmenler inzivaya çekilmeyerek

Iraktaki kavimlerle içiçe yaşamaya başlamış ve parçalanmakta

olan İslam alemini tekrar bayrakları altında birleştirmeye

başlayarak bu topraklarda uzun bir dönem için istikrarı

sağlamıştır.

Selçuklular Irak topraklarında özgür bir devlet kurdukları gibi

Musul Zengi Atabeğleri büyük bir beylik, Erbil Atabeğleri de

Musul, Erbil, Şehrizur, Hakkari, Harran, Sincar ve Tikrit,de

hüküm süren birer beylik kurmuşlardır.

İvakiler , İvaiyye,Kerkük ve Şehrizur,da ayrı bir devlet kurduğu

gibi Karakoyunlu ve Akkoyunlular da kendi devletlerini

kurmuşlardır.

Türkmenlerin Irak,a yerleşmelerinin üçüncü dönemi destekleme

ve besleme dönemi olarak Osmanlı impratorluğu zamanında

gerçekleşmiş 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman ve 1638,de

Sultan Dördüncü Murat zamanında kalabalık Türkmen

toplulukları Irak,da bulunan soydaşlarına iltihak etmişlerdir.

Türkmen İsminin Aslı Ve Anlamı

Selçuklu fütuhatını müteakip Anadolu ve Irak,ta yerleşen daha

sonra Irak,ı vatan olarak benimseyen Türk boylarına Türkmen

adı verilmiştir.Tarihçiler Türkmen kelimesinin anlamı

konusunda belirli bir görüş üzerinde birleşmemekle birlikte

Türkmenlerin Türk boylarından biri olduğu hususunda görüş

birliğine varmışlardır.

Bildiğimiz kadarı ile ,Türkmen, kelimesi Herth,in Alman

Baverya İlimler Akademisi Kongresinde işaret ettiği gibi ilk

olarak VIII. Yüzyılda,Tong-tin, Anseklopedisi,nde Çince

yazılışı ile ,Tokumenk, biçiminde geçmektedir.

Mukaddesi,nin eserinde geçen coğrafya kaynaklarında(El-

Mektebe el-Coğrafiyye cilt 3 s.274 vd.) ilk olarak TÜRKMEN

kelimesi zikredilmişse de bunun hangi manaya geldiği

belirtilmemiştir.Ancak Kaşgarlı,nın da işaret etiği gibi bu a

Oğuzlardan başka Karluklara da verilmiştir.

Fars tarihçiler ise Türkmen adını Hicri 5. yüzyıl(Miladi

11.yüzyıl)dan beri Gerdizi,nin eserlerinde geçtiği gibi Farsça

çoğul yapılarak ,Türkmanen, biçiminde kullanmışlardır. Ebul-

Fazl el-Beyhaki de Türkmen kelimesini Oğuz-Arapça Ghez-

karşılığında kullanılmıştır.

Rus şarkiyatçı Barthold,a göre Türkmen kelimesinin aslı ve

kaynağı hala bilinmemektedir.Zaten bu husus araştırıcı ve

tarihçilerin kararsızlığından da belli olmaktadır.

Bu yüzden Türkmen kelimesinin kökeni ve anlamını tarihi

kaynaklara dayanarak izah eden ve bizce önem kesbeden bazı

görüşleri sıralıyacağız:

1- Bazı tarihçilere göre ,Türkmen, deyimi ,Türk, ve

Farsça,Manend, kelimelerinin birleşerek ,Türk,e benzer,

anlamına gelen,Türkmanend,den doğmuştur.Bu görüşü

benimseyenlere göre müslümanlığı kabul eden Türkler bu

adla anılmışlardır. Dorblue,nun ileri sürdüğüne göre

Horasan yakınlarına göçeden Oğuz Han,a mensup bazı

boylar kendileine mahsus lehçelerini korumuşlardır. Bu

yüzden Horasanlılar tarafından kendilerine ,Türkmanend

= Türk,e benzer, adı verilmiştir.

2- Prof. Dr. Faruk Sümer,in de benimsediği başka bir görüşe

göre Türkmen adı XI. Yüzyıldan itibaren İslam ülkeleri ile

kurulan ticari ilişkiler sonucunda çoğunlukla İslam dinine

giren Oğuz boylarına verilmiştir. Bu tarihten iki yüzyıl

sonraki dönemden itibaren Türkmen sözü Oğuz

kelimesinin yerini alarak yaygınlaşmıştır.

Türk tarihçisi Yılmaz Öztuna,ya göre Türkmen adı

Müslümanlar tarafından ,İslamiyeti kabul eden Türkler,

anlamında Oğuzlar için kulanılmıştır.Ancak XI.

Yüzyıldan itibaren Türkmen sözü Oğuz kelimesi ile

beraber eş anlamda kulanılmış ve bu ad göçebe Oğuz

boylarına veilmiştir.

3- İbn-i Kesir ve Mehmet Neşri gibi yazarlara göre ise

Türkmen sözünün ,Türk, ve ,İman, kelimelerinden

meydana gelmiş bileşik bir deyim olduğu da

düşünülebilir.

4- Ebul-Fida,ya göre Horasan ve Maveraünnehir bölgesinde

yaşayan Türklerin müslüman olanlarına Türkmen

denilmiştir.İslam dinini benimseyen bu Türklere Araplar

arasına karıştıkları bunlarla henüz müslüman olmamış

Türkler arasında tercümanlık etmekle tanındıkları için

önceleri ,Tercüman, adı verilmiştir. Böylece ,Tercüman,

kelimesi ağızlarda zamanla ,Türkman, biçimine

dönüşmüştür.

5- Deguignes,ye göre Selçuklu Türkleri İran Suriye ve

Anadolu,yu ele geçiren birçok Türk boyları yanında

Kumanlar da bulunuyordu. Kıpçak bölgesinden akıp gelen

Kumanlar iki bölüğe ayrılmışlardır.Bunlardan bir bölüğü

İslam impratorluüu ile Erminya ve Horasan sınırına

dayanan Maveraünnehir bölgesine yayılmışlardır. Diğer

Arap tarihçilerinin Ğuz dediği ve öbür bölüğü oluşturan

Uzlar ise Avrupa,ya doğru yönelmişlerdir. Deguignes,ye

göre Turkuman(sonradan Türkmen,e dönüşmüştür)

kelimesi adı geçen Kuman boyundan kaynaklanmıştır.

6- Necip Asım ise Türkmen sözünün Türk insanı veya Türk

savaşçısını ifade eden(Türk + man) kelimelerinden

oluştuğunu ileri sürmüştür.

7- Önem kazanan diğer bir görüş de J.Deny tarafından ileri

sürülmüştür. Türk gramerine dayanılarak ele alınan bu

görüşte ,men, veya ,man, takısının yücelik ululuk veya

sonsuz çoğunluk ifade ettiği üzerinde durulmuştur.

Kısacası birleşik bir kelime olan ,Türkmen,in asil veya saf

kan Türk insanını ifade etiği savunulmuştur.

8- Buna benzer bir görüşü de Türk müeliflerinden Hüseyin

Hüsametin ileri sürmüştür.Bu da ,man, takısının yücelik

veya büyüklüğü ifade ettiğini böylece ,Türkmen,

kelimesinin büyük veya yüce Türk anlamına geldiğini

benimsemiştir.

9- ,Osmanlı Türkiyesi, adlı eserinde Claude Cahen Türkmen

kelimesinin Türklerin İslamlaşma döneminde ortaya

çıktığını ve böylece müslüman olan göçebe Türkleri bu

kelime ile henüz müslüman olmayan ve yerleşik düzende

yaşayan medeni Türklerden ayırdedebilmek için

kulanıldığını söylemektedir.

10- Türkmen kelimesi hakkında ortaya atılan çeşitli görüş ve

düşüncelerin bulunmasına rağmen biz Prof. Dr. İbrahim

Kafesoğlu,nun bize daha sağlıklı görülen görüğüne

katılıyoruz. Kafesoğlu Türkmen deyiminin yine dil

gramerine dayanarak ortaya çıkış ihtimalleri üzerinde

durmuş ve bu durumda Türkmen tabirinin ancak halis asil

büyük üstün sağlam.Türk manasına gelebileceğini

benimsemiştir. Biz de bu görüşün doğruluğuna

inanıyoruz.

Aslında özetlemek gerekirse Türkmenler Orta Doğu Anadolu

ve Kafkaslarda yaşayan Oğuzlara verilen isimdir. Zaman zaman

siyasi çevreler Türkiye Türkleri ile hudut aşırı yaşayan Türkleri

ayırmak için özel bir çaba harcamışsa da bu bir yeniliği

getirmemiştir. Zaten şu anda Türkiyede yaşayan Türkler de

Türkmen Oğuz boylarına mensuptur.

İKİNCİ BÖLÜM

VATANDAŞLIK

Irak Devleti,nin Vatandaşlık faktörüne bakışı

Irak devletinin vatandaşa ve vatandaşlık faktörüne bakışı ilk kurulduğu günden

Anayasaları ile belirginlik kazanmıştır.Irak,ın ilk anayasası Kral Faysal,ın onayından

sonra 21 Mart 1925 yılında yayınlanmıştı.

Aslında ilk anayasanın taslağı 1921 yılında ve daha Irak bir devlet olarak teşekkül

etmeden manda rejimi tarafından hazırlanmış,dil, din, ırk, mezhep ayrımı olmadan

bütün vatandaşların eşit olduğunu içermişti. Bu prensip müteakip bütün Anayasalarda

da kaleme alınsa da maddeler arasında çelişkiye düşmekten kurtulamamıştır.Yüksek

Komiser Persi Cox kendi başkanlığında bir ihtisas komisyonu kurarak Anayasa

taslağını hazırlatarak geçici Irak Hükümetine göstermeden dahi İngilterede

Müstemlekeler Bakanlığına göndermişi. Bakanlık bazı düzeltmeler yapıp geri

gönderince ikinci bir komisyon kurulup buna bazı İngiliz memurlar dışında Naci

Süveydi Sason Huskayl ve Rüstem Haydar da alınmıştı. Komisyon bazı konular

hakkında çekinceler kaydetmiş Kral,ın hükümeti denetlemesi prensibi yerine yasama

meclisinin bu yetkiyi almasını önermişti. Müstemlekeler bakanlığı bu düzltmeleri

kabul etmiş ve kesin taslak ortaya çıkmıştı.

Irak halkının okuyup algılaması için Anayasa taslağı İngilizce yanında Irak,ın üç ana

halkının lisanı olan ArapçaKürtçe ve Türkçe olarak yayınlanmıştı.

Bütün bu geçikmelerden sonra Anayasanın kesin taslağı Haziran 1924 tarihinde

kurucu meclise gönderilmiş, oradaki özel bir komisyon tarafından son düzenlemeler

yapılıp 123 madde olarak tamamlanmış ve 10 Temmuz 1924 tarihinde Genel Kurul,a

sevkedilmiş ve onaylanmıştı. Ancak Irak- İngiltere antlaşmasının önce meclisten

geçirilmesi ve Hudutla Petrol konularındaki bazı düzenlemelerin yapılabilinmesi için

Anayasanın ilanı geçiktirildi. Bu bağlamda taslakta 114. madde ile 1914 yılından

itibaren İngilizlerin çıkardıkları kararlar ve daha sonra Kral Faysal tarafından

yayınlanan kararların geçerli olması karara bağlandı.

Irak anayasasına iki tadil getirildi. İlki 29 Temmuz 1925 yılında olup Kral,ın yurt

dışına çıkması ve Parlemento üyelerinin özlük hakları ile , ikincisi ise 27 Ekim 1943

tarihinde 50 madde ile olup bazı hükümlerin değiştirilmesi ve bazı gramer hatalarının

düzeltilmesi ile ilgili idi. Bu tadilden sonra Anayasa 125 maddeye çıkarılmış ve sıkı

yönetim şle ilgili olan 120. maddeye ikinci fıkra ilave edilmiştir. Bu son düzenlemeler

Milet Meclisinin Af ilan edemiyeceği konuların yanında ve başka ülkelerde kabul

gören Anayasal örflerin bir Anayasa prensibi olarak kabul edilmesi, ancak bunun

Milet Meclisi ve Senato tarafından ortak bir oturumda kabul edilmesi şartını

getirmişti.

Bu düzenlemelerle 18. maddedeki Vatandaşlık Hakları ele alınıp Iraklıların genel

olarak eşit olması prensibine açıklık getirerek bunun medeni ve siyasi haklar

olduğunu belirterek Iraklılar arasında hiç bir sebep veya gerekçeyle ayrım

yapılamıyacağını hükme bağlamıştı. Bu düzenlemeyle 18. madde şöyle

değiştirilmiştir:

" Iraklılar medeni ve siyasi haklarını kullanmakta ve üzerlerine düşen görev ve

yükümlülüklerde eşittirler. Aralarında köken, dil,din gerekçesiyle ayrım yapılamaz

sivil ve askeri görev ve memuriyetler özel kanunlarla getirilen istisnalar hariç

yabancılara verilmeyerek yalnız Irak vatandaşlarına verilir"

6.madde Devletin Vatandaşlık faktörüne bakışının en çarpıcı prensibini getirerek

şöyle düzenlenmiştir:

" Iraklılar milliyet,din veya dilleri ayrı olsa da hukuk önünde eşit olarak farksızdırlar."

Anayasanın 16. maddesi bu prensipleri perçinleştirerek:

" Bütün topluluklar Kanunlarla belirlenmiş programlarla uyum içinde kendi

lisanlarında eğitim yapmak için okul açma ve bunları koruma hakkına sahiptirler."

1920 yılında kurulan Irak Seçim Komitesi ilk toplantısını 6 Ağustos 1920 yılında

yapıp Kurucu Meclis,in seçilmesi için gerekeçek kanunu görüşmeye başlamış ve bu

kpmitede Kerkük,ü iki Türkmen üye olan İzzet Paşa Kerküklü ile Hasanfendizade

Hayrulah Efendi temsil etmişti. Ancak kurucu meclisin seçilmesi için alınan karar

Kral faysal,ın tahta çıkarılması işini halletmek için ertelendi.

Irak,a uygulanan Manda kararnamesinin 8. maddesi de Irakta din ve dil yüzünden

ayrım yapılamıyacağı ve Irakta ana lisanlarla eğitim yaoıledilmesi prensipleri yer

almıştı. Bu maddede hiç bir topluluğun kendi lisanıyla eğitim hakkının

gasbedilemiyeceği garantisine yer verildi.

Irak hükümetleri bu güvenceleri her zaman tekrarlamıştır. Örneğin Kral Birinci

Faysal 23 Ağustos 1923 tarihinde tahta çıkışı nedeniyle yaptığı konuşmada din,köken

ve lisandan ötürü kimseye ayrım yapılmaması güvencesini vermiş ve bu hakların

arkasında olduğunu açıklamışt. Irak ile İngiltere arasında yapılan 1922 antlaşması 3.

maddesiyle Irak Kralının Iraklılar arasında her hangi bir gerekçeyle ayrım

yapılmamasının teahüdünü içermiştir. Kral Faysal bu prensiplere bağlı kalarak 11

Haziran 1935 tarihinde yaptığı konuşmada yerel lisanlarla eğitim ve yargı haklarına

değinerek:

" Kürt olsun, Arap olsun, Türk olsun her vatandaş kendi lisanıyla eğitim görmelidir"

demişti.

Irak,ın Cemiyet-i Akvam,a Girişi

İngilterenin Irak üzerindeki mandasının bitimi ve Irak,ın Cemiyet-i Akvam,a girişinin

bir şartı istikrarlı bir hükümetin yanında bazı olmazsa olmaz şartlardı. Şartnamenin

ikinci maddesi milli ve dini azınlıkların korunmasıyla ilgiliydi. Cemiyet ile daimi

manda komitesi arasında geçen uzun müzakerelerden sonra 28 Ocak 1932 yılında

Cemiyet-i Akvam konseyi manda komitesi önerileri ve Irak hükümetinin çıkarması

gereken teahüt bildirisinin metnini onayladı.

Bu önerilen bildiri Millet Meclisi ve Senato tarafından incelenip Anayasayla uyumlu

olduğu saptandı ve 5 Mayıs 1932 tarihinde ortak bir oturumda hükümete bildirinin

çıkarılması yetkisi verildi. Bildirinin som metni Cemiyet-i Akvama sunulunca 19

Mayıs tarihinde onayı alındı ve 30 Mayıs 1932 tarihinde Başbakan Nuri Sait Bağdatta

bildiriyi resmi bir şekilde açıkladı.

Bildiri ve teahüdün 9. ve 10. maddeleri Kürtler ve Türkmenlerin bazı mili haklarının

korunması, Kürtçe ve Türkçenin Arapçanın yanında resmi lisan olarak tanınması ve

Kerkük ile Kifri,ye Türkmen çoğunluklu şehirler olarak işaret etmesine rağmen

Kürtler ve Türkmenler tarafından fazla ilgi ile karşılanmadı. Bunun nedeni teahüdün

bunları azınlık olarak görmesi ve Irak,ın karar mekanizmasında kendilerine ciddi bir

yer verilmemesinin etkin olmasıydı.

Bu teahütlerin uygulaması olarak 74 sayılı yerel Lisanlar kanunu çıkarılarak

Türkmenlerin bulunduğu bölgelerde eğitimin Türkçe yapılması ve bu bölgelerdeki

mahkemelerde Türkçenin kulanılması kararlaştırıldı.

Cumhuriyet Döneminin Milli Topluluklara Bakışı

14 Temmuz 1958 sabahı yapılan askeri darbe mevcut Irak hükümetini devirdi. Peşin

bir karar olmamakla birlikte darbe heyecanına kapılan bazıları genç Kral İkinci

Faysal,ı, veliahdini ve kraliyet ailesinin bazı fertlerini katlederek olayları daha da

alevlendirdi. Irak ordusunu otuzlu ve kırklı yıllarda saran intikam hırsı 1941 yılında

Reşit Ali Geylani hareketine katılan 4 büyük subayı idam ederek Bağdatta savunma

bakanlığı girişinde asan Veli-Aht ve küçük Kral’a vasi olan Abdul-İlah’ın bu

hareketini anımsamaya sevketmiş ve bu darbedede kendini göstererek Başbakanın,

bazı bakanların ve bazı işadamlarının hünharca öldürülmeleriyle sonuçlanmıştı.

Darbenin birinci deklarasyonunda verilen vaitler ve güvencelerden ümitlenen kitleler

yeni hareketi desteklemeye ve darbeye milli ihtilal hareketi adını vermeye başladı.

Hemen hemen bütün vilayetlerden geniş çaplı heyetler Bağdada gelerek karargah

olarak kullanılan Savunma bakanlığı binasını ziyaret edip destek olmaya başladı. Bu

heyetlerin arasında Kürtler ve Türkmenler de vardı.

Yeni iktidar 27 Temmuz 1958 tarihinde geçici bir anayasa çıkararak ilk defa olarak

vatandaşlık eşitliğini iptal ederek üçüncü maddesinde şu hükme yer verdi:

" Irak,ın varlığı bütün vatandaşların işbirliği, haklarının korunması ve hürriyetlerinin

güvenceye alınması esasları üzerine kurulur. Araplar ve Kürtler bu vatanda ortaktırlar

ve Irak,ın birliği çerçevesi içerisinde mili hakları korunur".

Görüldüğü gibi "milli hakları" denince Arapların ve Kürtlerin mili haklarından

bahsedilmektedir. Bu çerçevede Kürtler korunacak bir azınlık olarak değil ilk defa

olarak sadece onlar "ortak" olrak kabul edilerek hak eşitliği ve milliyet,din ve dil

sebebiyle ayrım yapılamıyacağı prensibinden geri adım atıldı.Buna karşı Irak

Türkmenleri ilk defa olarak bir azınlık statüsüne indirilerek isimlerinden dahi

bahsedilmemişti.

Buna rağmen ve açık bir çelişki olarak, geçici anayasa iptal edilen kanun-i

esasinin"Anayasanın" 9. maddesini aynen tekrarlıyarak:

" Hak ve genel görevler bakımından vatandaşlar kanun önünde eşitirler. Aralarında

köken, asılö dil,din veya inanç dolayısıyla ayrım yapılamaz" hükmüne yer verilmişti.

8 Şubat 1963 tarihinde yapılan yeni bir darbe yapılıp Devrim Komuta Konseyi hem

yasama hem yürütme görevini üstlenince yeni hükmü düzenlemek ve ortaya çıkan

boşluğu doldurmak için 29 Nisan 1963 tarihinde 25 numaralı Devrim Komuta

Konseyi kararı yeni düzenlemeler getirmiş, ancak vatandaşlık haklarına değinmiyerek

sadece Konseyin ve Cumhurbaşkanının yetkilerini ele almışti. Bu karar geçici

anayasayı iptal etmemişti.

18 Ekim 1963 de yapılan üçüncü bir darbeyle rejim değişmiş ve yeni hükümet 29

Nisanda karar alıp 10 Mayıs 1964 tarihinde yayınladığı geçici anayasayla eskisini

değiştirmiştir. Bu anayasa 6 defa tadil edilmi, 8 Eylul 1965 tarihinde ve Kürt

meselesinin çözüme kavuşturulması çabalarından ve 29 haziran beyanından sonra ele

alınan ikinci düzeltmeyle genellemeyi ortadan kaldırarak 19. düzeltilmiş maddesinde

şu hükme yer vermişti:

" Iraklılar hak ve genel görevlerde eşittirler, köken,asıl,dil,din veya herhangi bir

sebeple aralarında ayrım yapılamaz. Bu anayasa bir mili ve kardeş birliği içinde olan

Irak halkının kapsamı içinde Kürtlerin mili haklarını kabul eder"."Tadilin birinci

maddesi"

Böylece bu anayasa hakların eşitliği ilkesine tekrar geri dönmüş, ancak Kürt

realitesini de kabul ettiğini içermişti. Görüldüğü gibi genel kural hiç bir ferdi veya

topluluğu dışlamamaktadır.

En son ve yine geçici olan anayasa Arap Sosyalist Baas Partisini iktidara getiren ve 17

Temmuz 1968 tarihinde gerçekleştirilen saray darbesinden sonra ve ayni ayın 30unda

darbeyi yapanların bir bölümünün tasfiye edilmesinden sonra 21 Eylul 1968 tarihinde

yayınlanmış ve eski anayasalrda bulunmayan yeni prensipler getirmişti. Mesela

birinci madde Irak Miletinin Arap milletinin bir parçası olup hedefinin Arap birliğini

gerçekleştirmek olduğu ve hükümetin bu hedef istikametinde çalışacağı kuralına yer

vermişti.

Mili haklar konusuna gelince 21. madde şu hükmü getirmiştir:

" Iraklılar hak ve genel görevlerde eşit olup aralarında köken,ırkdil veya din sebebiyle

ayrım yapılamaz, Arap ve Kürtler dahil olmak üzere hep birlikte Vatanın varlığını

korurlar ve milli hakları Irakın toprak bütünlüğü içinde güvence altına alınır"

Böylece"Arap ve Kürtler dahil" bütün Iraklıların mili hakları kabul görerek açıklık

getirilmese de öbür etnik guruplar istisnaya tabi tutulmadı.

Görüldüğü gibi Cumhuriyet döneminde çıkarılan bütün geçici anayasalar ilk

Anayasada yer bulan çok önemli bir prensüpten vazgeçerek mili lisanlarla özel okul

açma hakkını içermeyerek eğitimin devlet tarafından düzenlenen bir hak olduğunu

içermeye başladı.

Türkmenlerin Devlete bakışı

Irak Türkmenleri hükümetlerle devlet arasında ayrım yapmasını bilmişlerdir. 1920

yılında İngiliz işgaline karşı alevlenen ayaklanmaya fiilen katılmaları ve

ayaklanmanın ilk kıvılcımlarının Telaferden başlaması, hatta bazı tarihçilerin Telafer

hareketinin bu ayaklanmaya ilk esas teşkil etiğini yazmaları yanında Milli hükmün

tesisinden sonra İsyana yeltenmemişlerdir.

Irak hükümetlerinin kuruluş şekilerine ciddi itiraz ve çekinceleri olması ise tabi bir

reaksyondu. Bu bağlamda Kerkük şehri Faysal,ın Kral olarak tahta çıkarılması için

yapılan referandumu boykot etmişlerdi. Kralın tahta çıkış merasimine Kerküklülerden

kimse katılmamış, hata tümü Türkmen olan sanayi lisesi öğrencileri Kral,ın Kerkük,e

ziyaretini büyük gösterilerle protesto etmiş bunun akebinde bu okul uzun seneler tatil

edilmişti.

Müteakip hükümetler zamanında da Türkmenler hep baskı altında tutulmuş, hiç hak

etmedikleri mesnetsiz yorum ve suçlamalarla eziyete tabi tutulmuşlardır. Buna karşın

Türkmenleri barışçı ve kaba kuvvete dayanmayan mücadele ve direnişleri hep

süregelmiştir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER

Uluslarası Sözleşmelerin Genel Hak ve Hürriyetlere

bakışı

İnsan Hakları Evrensel Beyyanamesi Demokratik rejimlerle Dikta rejimleri arasındaki

görüşün ve tatbikatın en önemli ölçüsüdür.

" İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir

kabul etmez haklarının tanınması hususunun" hürriyetin" adaletin ve dünya barışının

temel olması, başlangıcı Beyannemenin ırk,dil,köken veya din özelliğinden ötürü

ayrım yapılmsına kesin olarak karşı olduğunu ortaya koymaktadır.

Bütün uluslararası ahit ve sözleşmeler bu prensiplere sadık klmıştır.Ancak Irak dahil

bir çok ülke bu sözleşmelerin altına imzasını atmakla beraber içeriğine tam ters

davranarak insan haklarını hiçe saymıştır. Aslında bu ülkeler bu anlaşmaları imzalar

imzalamaz bu prensiplere ters düşen kanun ve uygulamalarının artık geçersiz olması

gerektiğini bilmekte ve bu gibi yasalardan bir an önce kurtulmanın yolunu aramanın

üzerlerine bir yükümlülük olduğunu, bu davranışta bulunmazlarsa yetkililerin

uluslararası hukuk nezdinde sorumlu konuma düşeceklerini bilmekteler.

İnsan hakları asırlar boyunca insanlık ailesinin bir kaygı kaynağı olmuştur.1215

yılında İngilterede ilan edilen Büyük Belge bütün özgür insanlara ve vereselerine

temel hürrüyetlerin verilmesini içermekte idi. Arkasından insan haklarının kabulünü

öngören Amerika tecrübesi ve 1789 Fransız ihtilalinin insanlar arasındaki eşitliği

kabul eden prensipleri ve İstanbulda Gülhane Hat-i Hümayunu bu hakların bir

güvencesi olmuştur.

Irak Türkmenleri insan haklarının güvence altına aldığı en doğal insan haklarından

mahrum bırakılmışlar, uluslararası teahütlerin koruduğu hemen hemen hiç bir hakka

mazhar olmamışlar ve bu mahrumiyete devlete başkaldırdıkları veya isyana

kalkıştıkları için değil sırf Türkmen oldukları için maruz kalmışlardır.

Bu bölümde az olsun çok olsun insan topluluklarının hakkettikleri temel haklara ve

Irakta bu haklardan sadece Türkmenler değil, Araplar dahil bütün vatandaşların

mahrum kalışına uluslararası sözleşmeleri inceleyerek değineceğiz.

Uluslararsı camia dikta rejimlerinin yaptığı ve yapacağı tahribatı ve iç savaşlarla

silahlı münazaaların doğuracağı sonuçları göz önüne alarak Birleşmiş Milletler Genel

Kurulu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini kabul etmeden bir gün önce 9 Aralık

1948 tarihinde 260 A-D3 numaralı kararıyla Toplu kıyımın önlenmesi ve

cezalandırılmasını 12 Ocak 1951 yürürlük tarihi esasıyla kabul etmiş ve bunu Kurulun

ana sözleşmesinin 13. maddesine dayandırmıştı.

Bu karara göre herhangi bir etnik ,milli veya dini grubun sırf bu gruba ait oldukları

için katledilmeleri veya bedeni eziyete ve tacize maruz bıraklılmalarını toplu kıyım

fili olarak görmüş bunu yapan iktidar mensupları, bürokrat veya normal fertlerin

cezalandırılması öngörülmüştür.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ:

İnsan hakları Evrensel Beyannamesi 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler

Genel Kurulu,nun 217 A-D3 numaralı kararıyla çıkmış ve zulüm ve kahra

başkaldırmanın alternatif olmaması için insan haklarının kanun güvencesine

alınmasını istemişti.

Birinci Madde bütün insanların hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğduklarını,

akıl ve vicdana sahip olduklarını ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket

etmek durumunda olduklarını içerir. İkinci Madde daha da açıklayıcı olarak herkesin,

ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir inanç, mili veya sosyal

köken, servet, doğuş veya herhangidiğer bir fark gözetmeksizin bu Beyannamede ilan

bütün haklardan yararlanması gerektiğini hükme bağlamaktadır. Beyanname ayrıca

insanların yaşadıkları topraklardaki siyasi ve kanuni rejim dolayısıyla özgür" manda

altında olan veya otonomiye sahip olmayan bölgelerde olsalar dahi bu haklardan

mahrum edilemiyeceklerini kabul etmektedir.

Beyannamenin önemli prensiplerinden biri 7. Maddeyle getirilen hükümdür. Bu

hükme göre herkes kanun önünde eşittir ve kanun korumasından yararlanmalıdır.

İnsanların bu hükümlere aykırı her türlü ayrımcı davranışa veya böyle bir ayrımı

gerçekleştirmek için yapılacak olan kışkırtmalara karşı korunmalıdır.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi öteki bütün uluslararası antlaşmaların bel

kemiğini teşkil etmektedir.Bu beyanname 19. Maddesinde yer alan hükümlerle İnsan

Hakları örgütlerine ışık tutmuştur:

" Her ferdin fikirlerini benimseme ve açıklama hürriyetine sahiptir.Bu hak

fikirlerinden ötürü rahatsız edilmek" ülke sınırlarına bakılmaksızın bilgi ve fikirleri

her vasıta ile aramak" elde etmek ve yaymak hakkına sahiptir."

Beyanname her ferdin ülkesinin genel meselelerini direkt veya serbestçe seçilen

temsilciler aracılığıyla idare etmek hakkına sahip olduğunu da içermektedir.

Beyannamede önemli kabullerden biri de iktidarların ancak mili iradeyi yansıtma

durumunda olacağı ve bu iradenin serbest ve peryodik gizli oylamalarla tecelli

edeceği, ayrıca çalışma, sendikalaşma, dinlenme hakkı, Anne ve çocuk hakları, eğitim

ve kültürel hayata katkı haklarına yer verilmesi hususlarıdır.

Beyannamenin 28. Maddesi herkesin bu Beyannamede belirtilen ve güvence altına

alınan hak ve hürriyetlerin tam uygulanmasını sağlayacak bir sosyal ve uluslararası

nizama sahip olma hakkından da bahsetmektedir.

Bu Beyanname 30 maddeden olup her zaman ve her yerde temel hak ve hürriyetlerin

savunması için bir güvence olmuştur.

1963 yılı Birleşmiş Milletler Irkçılıkla mücadele Beyannamesi:

Birleşmiş Miletler genel Kurulu 20 Kasım 1963 tarihinde aldığı 904-D18 numaralı

kararıyla bütün ırkçılık uygulamalarını ortadan kaldırmayı kabul etti.

Beyanname insanların haysiyetinin kabulü ve insan haklarıyla temel hürriyetlerin

korunması prensibine işaret etmekle insanların haysiyet ve haklarda eşit olarak

doğduklarının altını çizdi. Buna göre her insan beyannamede güvence altına alınan

temel hak ve hürriyeten ırk, renk ve mili köken ayrımı yapılmadan yayarlanabilir.

Bu beyannameye göre ırkçılık veya ırk üstünlüğü prensibine dayalı her türlü inancın

bilimsel yönden yanlış olduğu, sosyal yönden tehlikeli ve zalim olduğu tesbit edildi.

Ayrıca bu beyanname Birleşmiş milletlerin dünynın bazı ülkelerinde hala mevcut olan

ırkçılık uygulamalarından duyduğu endişeyi dile getirmiş bu gibi uygulamaların

bazen yasalar ve idari uygulamalrala devam ettiğine dikkat çekmiştir.Beyanname ile

Birleşmiş Miletler acil bir şekilde ırkçı uygulamaların ortadan kaldırılmsı için

titizlikle uğraşacağını belirtmiştir.

Bu Beyanname insanlar arasında ırk, renk veya etnik köken yüzünden ayrım

yapılmasının insanlık haysiyetine saldırı olduğunu ve bunun Birleşmiş Milletler

tüzüğüne ve İnsan hakları Evrensel Beyannamesine aykırı olduğu için kınanması

gerektiğini hükme bağlamıştır.

Bu Beyanname ile bütün devletlerin, müesseselerin, cemaat ve fertlerin temel hak ve

hürriyetler konusunda ve insanlara yapılan uygulamalarda ırk, renk veya etnik köken

yüzünden ayrımcılık yapamıyacağı veya böyle bir ayrımı teşvik edici faaliyetler

içinde yer alamıyacağını belirtmiştir.

Beyannamenin 3. maddesi ırk veya etnik köken yüzünden ayrım yapılmasının

yasaklanması için gereken önlemlerin alınması gerektiğini ve böyle bir ayrımın özel

olarak medeni haklar, vatandaşlık, eğitim, din, meslek ve konut konularında olmaması

gerektiğini ele almaktadır. 4. madde ise bütün ülkelerin bu bağlamdaki politikaların

gözden geçirilmesini ve böyle uygulamaların ortadan kaldırılmasını öngören yasal

düzenlemeleri yapmak durumunda olmasını hükme bağlamaktadır.

5. madde de ırk ayrımı ve bundan kaynaklanan ırkçı izalasyon politikalarının bir an

önce bitirilmesini istemekte" 6. madde ise ırk, renk veya milli kökenin vatandaşlık

haklarına gölge düşürülmesine yol açmaması ve insanların siyasi haklarını

kulanımaktan aciz kalmamalarının temini için gereken önlemlerin alınmasını şart

koşmuştur.

Bu Beyanname bir de her hangi bir ırk ayrımı durumunda vatandaşların bağımsız

yargı organlarına müracaat edebileceklerini belirtmek yanında her hangi bir ırk

üstünlüğü veya imtiyazının propogandasını yapan örgütlerin ve uygulamaların

kınanmasını talep etmiştir.

Birleşmiş Milletler kararıyla bütün Irkçılık uygulamalarına son verilmesi

Evrensel Beyannamesi:

Bu Beyanname Birleşmiş Miletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli ve 2106

XX numaralı olan ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürlüğe geçmsi öngörülen kararıyla kabul

edildi. Bu Beyanname de eskisi gibi insan haysiyetinin korunması ve özgür olarak

yaşama hakkına sahip olduğunu ırk, renk, cinsiyet, dil veya din dolayısıyla ayrıma

tabi tutulamıyacağını ve bu gibi uygulamaların yasaklanmasını kararlaştırmıştır.

Beyanname bütün dünya ülkelerinden böyle bir uygulamayı yapmamalarını ve

yaşatmamalarını istemekle bu gibi ayrım politikalarını özendiren uygulamalardan da

kaçınmalarını talep etmektedir.

Bilindiği gibi bu beyanname Irak hükümeti tarafından da onaylanınca Irak hükümeti

Irak Türkmenlerinin kültürel haklarının kabulüne sebep olmuş, ancak Irak

hükümetinin ırkçı asimilasyon politikaları yüzünden bir sene gibi kısa bir müddet

içinde geri lınmış ve yürürlükten kaldırılmıştır.

Uluslararası Medeni, Politik, Ekonomik, Sosyal Ve Kültürel Haklar Antlaşması:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 16 Aralık 1966 tarihinde 220A ve 2200 D-21 nolu

kararlarla iki ahit,e de imza atmıştır. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar ahdi

tüzüğün 27. maddesine göre ve 3 Ocak 1976 da uygulanmak üzere, ikincisi ise

Medeni ve Politik haklar konusunda olup 49. madde gereğince ve 23 Mart 1976

tarihinde uygulamak üzere çıkarılmıştı.

Her iki antlaşma bütün halkların kendi kaderlerini belirlemeleri hakkını ve antlaşmada

taraf olan bütün ülkelerin bu temel haklara saygı göstermesi ve koruması gerektiğini

içermektedir. Ayrıca ırk, renk, cinsiyet, dil, din veya politik olsun olmasın fikir

hürriyeti bu antlaşmalarla güvence altına alınmıştı.

Antlaşmaların 19.maddesi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde olduğu gibi

insanların kendi fikirlerini benimsemelerini ve bunu açıklamakta her hangi bir baskıya

maruz kalmamaları gerektiğini içermektedir. 20. madde ise ırkçı görüşlerle her hangi

bir mili veya dini topluluğa nefret göstermek veya nefrete teşvik etmekle düşmanlık

ve kaba kuvvete davetin yasaklanmasını öngörmüştür.

Irk Ayrımını yasaklayan 1973 yılı Uluslararası Antlaşması:

Bu antlaşma Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 30 Kasım 1973 tarihli 3068 D-28

kararıyla 18 Temmuz 1976 uygulama tarihli olarak tüzüğün 15. maddesi gereğince

karara bağlanmış ve imzaya açılmıştır.

Bu antlaşmanın birinci maddesine göre antlaşmayı imzalayacak ülkeler ırk ayrımının

bir insanlık suçu olduğunu ilan etmekte ve ırk ayrımı ve ırkçılık babında olan

uygulama ve politikaların ikinci maddede belirtildiği şekliyle uluslararası hukuka ve

Birleşmiş Milletler tüzüğne ters düştüğünü açıklamakta ve barış ile uluslararası

güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü kabul etmektedir. Bu antlaşmayı kabul eden

ülkeler ırk ayrımı yapan örgüt ve fertlerin de suç işlediklerini kabul etiklerini

belirtmektedir.

İkinci madde bu suçları sıralıyarak bunların arasında etnik gruplara bağlı fert veya

cemaatlerin hayat ve şahsi hürriyetlerine kastedilmesi, öldürülmeleri, eziyete maruz

bırakılmaları, zorunlu biçimde kötü koşularda ölüme terkedilmeleri, ülkenin siyasi,

sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına katılımlarının önlenmesi, çalışma ve eğitimden

mahrum bırakılmaları, ülkeyi terketme veya ülkeye geri dönmelerinin önlenmesi ve

fikirlerini açıklamaları konularını saymıştır.

6. madde de üye devletlerin ırk ayrımını yasaklama ve bu uygulamaları cezalandırma

doğrultusundaki Güvenlik Konseyi kararlarını kabul etmeyi teahüt ettiklerini

içermektedir. 19 maddeden oluşan bu antlaşma vatandaşların ayrıma tabi tutulmadan

haklarını kullanmakta güvence altına alındıklarının diğer bir temeli de tesis etmiştir.

1978 Yılı Irk ve Irkçılık Beyannamesi:

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü genel kurulu da 27 Ekim 1978

tarihinde ve 20. devresi sonunda ırk ve ırkçılıkla ilgili bir beyanname yayınlayarak

bütün halk ve insan topluluklarının medeniyete katkıda bulunduğunu belirterek İnsan

Hakları Evrensel Beyannamede ve Irkçılığı ve Irk Ayrımını yasaklayan belgelere

rağmen bu bağlamda bir çok uygulamalar olduğundan kaygılı olduğunu gösterdi. Bu

Beyanname dünyada hala ırkçı uygulamaların varolmasının endişe ile izle izlendiğini

ve bu uygulamaların derhal ve vakit geçirmeksizin kınanması gerektiğini izah eti.

Örgüt, beyannamede bu gibi uygulamaların yeni uluslararası düzene uygun olmaması

yanında İnsan Haklarına bir saldırı olacağını ve bu uygulamaların aynen toplu kıyım

cinayetleri gibi cezalandırılması gerektiğini tesbit etti.

Beyannamenin 6. maddesi insan haklarının korunmasında en büyük rolün devletlere

düştüğünü ve ırk ayrımını kökünden yok etmek için yasal ve idari önlemler almak

drumunda olduğunu ifade etti. 9. madde ise bütün insanların ve halkların ırk, renk ve

köken farklılıklarına bakılmadan haysiyet ve haklarda eşit olduğunu tekrarlayarak

buna karşı olan uygulamaların devletler hukukuna aykırı olduğunu belirti.

Bu beyanname 10 maddeden oluşarak ilan edildi ve insan haklarını savunan örgütlerin

destek ve beğenisini kazandı.

1981 Yılı Aşırılık ve Din-İnanç esaslarına göre ayrımcılığı yasaklayan

Beyanname:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 25 Ekim 1981 tarihinde bu beyannameyi 36.55

numaralı kararıyla ilan edip bütün insanlık ailesindeki eşitlik ve haysiyet kavramlarına

yer vererek fikir, vicdan ve inanç hürriyetini güvence altına alarak bu konularda ayrım

yapmayı kınadı. Beyanname ibadet etme ve dini toplantılar yapmak dahil hayır

kurumlarının korunması ve eğitimin serbest bırakılmasınıistedi.

8 maddeden oluşan bu beyanname fikir ve inanç hürriyetinin korunması ve etnik veya

dini sebeplerle ayrım yapmanın yok edilmesi yolunda Birleşmiş Milletler prensipleri

Ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi,nin getirdiği fikirleri kuvvetle destekledi.

UNESCO örgütünün Beşeri gen ve insan hakları Evrensel Beyannamesi:

Birleşmiş Milletlere bağlı UNESCO mrgütü 11 Kasım 1997 tarihinde bu

beyannameyi yayınlayarak insan ailesinin genetik özeliklerinin korunması ve insan

haysiyetine aykırı olan deney ve araştırmaların caiz olmadığını vurgulayarak insanlara

genetik özelliklerinden dolayı hakaret etme veya ayrım yapmanın ve bu gibi

toplulukların temel hak ve hürriyetlerinin gasbedilmesinin mümkün olamıyacağını

açıkladı.

İslami İnsan Hakları Beyannamesi:

1999 yılında İslam Konferansı Örgütünün Dışişleri bakanları Kahirede yaptıkları

toplantıda bir İslami İnsan Hakları Beyannamesi yayınladılar. Bu beyannamenin

birinci maddesi insanlığın aslında bir aile olduğu ve insani haysiyet ve görevlerle

yükümlülüklerde eşit olduğunu, insanlar arasında ırk, renk, dil, cinsiyet, dini inanç ve

siyasi görüşlerinden ötürü ayrım yapılmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.

Ayrıca beyanname kadınlar ve erkeklerin haysiyet, hak ve görevlerde eşit olduklarını

ilan ederek her insanın nefsi, dini ehli ve fikir hürriyetinin güvenceye alınmış bir

şekilde yaşama hakkına sahip olduğunu, ülkesinin kaderinde söz sahibi olması

gerektiğini vurguladı.

2001 Yılı Irkçılığa karşı Kahire Beyannamesi:

19-22 Temmuz 2001 tarihinde ırkçılığa karşı evrensel konferans hazırlıkları

çerçevesinde Bölgesel Arap hazırlık Kongresi, Kahire Beyannamesiyle bütün ırkçı

söylem ve uygulamaları kınayarak kültürel ve dini ayrıcalık ve çoğunlukların

korunmasını istedi.

Beyannameni ikinci bölümü Arap hükümetlerinin mili, etnik, kültürel, dini ve

mezhebi azınlıkların korunmasında pek başarılı olmamaları yüzünden ayni ülkelerde

yaşayan insanlar arasında ekonomik, kültürel ve sosyal dengesizliklerin oluşumuna

sebep oldukları ve bunun doğal neticesi olarak iç savaşlar ve çatışmaların meydane

geldiğine dikkati çekti. Bu uygulamalar tabi ki beraberinde geniş ölçülerde insan

hakları ihlallerini de getirerek düşmanlıkların körüklenmesine ve barışın yara

almasına sebep olmuştur.

Kongre ayrıca başta tam eşitlik olmak üzere insan haklarının korunması ve güvenceye

alınmasıyla siyasi, kültürel, ırki ve dini çoğulculuğun korunması ve vatandaşlık

haklarının teminat altına alınması prensibine de yer verdi. Çıkarılan beyanname bütün

dayatma ve sindirme politikalarını ve Arap ülkelerinde azınlıklara saldırıyı kınadı,

ayrıca toplu kıyım ve zorunlu göç ve özgürlükleri yoka saymanın kabul edilemiyecek

olduğunu açıklayarak azınlıkların korunması ve Birleşmiş Miletler Azınlık Hakları

Bildirgesindeki haklarını tam olarak kullanmalarına yardımcı olunmasını istedi.

2001 Durban"Güney Afrika" ırkçılıkla mücadele konferansı:

Irkçılık ve yabancılara nefret edilmesiyle mücadele edilmesi evrensel kongresi 31

Ağustos- 7 Eylul 2001 tarihinde Güney Afrikanın Durban kentinde yapıldı. Ortadoğu

münazallarının ve anti samism tartışmalarının geniş fikir ayrılıkları gölgesi altında

yapılan kongre ara çözümler bularak iki beyannameyi benimsedi. İlk beyanname bir

prensipler deklarasyonu öteki ise 160 katılımcı ülkenin kabul ettiği ırkçılıkla

mücadele beyannamesi idi.

AZINLIKLARIN KORUNMASI

Türkmenler ve Kürtler kendilerine verilen AZINLIK vasfını hiç sevmemişler ve

Irak,ın genel prespektifi içinde esas konuma sahip miletler olduklarını

hissetmişlerdir. Bu sebepten dolayı Irak,ın manda rejiminden kurtulup Cemiyet-i

Akvama girişini temin etmek için verdiği teahüdü de bundan dolayı çok hoşnut olarak

karşılamımışlardı.

Ancak Irakta en büyük topluluğun Araplar olduğunu kabul etmek lazım. Hal böyle

iken öteki milli topluluklar da haliyle azınlık olarak kabul edileceklerdi.

Kürtler bu konumu hafifletmek için çaba göstermiş ve kendilerinden geçici

anayasalarda Vatanın Ortakları olarak bahsettirmeyi başarmışlarsa da anaysanın öteki

maddeleri vatandaşlar arasında milliyet, dil veya kökenden ötürü ayrım

yapılamıyacağını hükme başlamıştır. Böylece temel hak ve hürriyetlerde doğal olarak

ekseriyetle azınlık arasında bir fark doğmayacaktı.

Ancak medeni insanlık camiası çoğunluğun azınlığa musallat olması ihtimalini ve

çoğunluk tarafından olmasa da politikacılar tarafından siyasi gerekçeler ve inanç

nedeniyle azınlıkların mağdur duruma düşürülebileceği imkanını görerek azınlıkların

korunması ve ırk ayrımı ile toplu kıyımların uluslararası cinayet olarak kabul edilmesi

cihetine gitmiştir.

Mili Azınlıklara mensup bireylerin haklarına yönelik 1992 Beyannamesi:

Birleşmiş Miletler Genel Kurulu 18 Aralık 1992 tarihinde aldığı 47-135 numaralı

kararıyla Milli ve Etnik Azınlıklar ile Dini ve Lisan Azınlıklarıa mensup şahısların

haklarını garantiye alan Beyannameyi kabul etmiş ve açıklamıştır. Etnik, dini ve milli

azınlıklara mensup şahısların hakları konusundaki Uluslararası Ahit,in 27.

maddesinden ilham alarak birinci maddesinde bütün ülkelerin azınlıkları korumayla

yükümlü olduklarına karar vermiştir. Bu karara göre azınlıkların etnik konumları,

kültürel , dini ve milli kimlikleri korunacak ve bu kimlikler desteklenecekti.

İkinci madde milli, etnik ve dini azınlıklara mensup şahısların kendi kültür varlıklarını

yaşamaya hakkı olduğunu ve açık olsun gizli olsun kendi lisanlarını kullanmakta

serbest olduklarını hükme bağlamış, ayrıca ülkenin kültürel etkinlikleri, dini sosyal ve

ekonomik hayatına katkıda bulunmaları uygun bulunmuştur.

Bu beyannamenin en önemli prensiplerinden biri de azınlıklara mensup şahısların

mili ve bölgesel platformlarda kendi azınlıklarını ilgilendiren kararlarda rol

oynamaları, katkıda bulunmaları ve kendi bölgeleriyle ilgili kararlara katılımlarının

sağlanması olayıdır. Bu azınlıklar bahsi geçen beyannameye göre kendilerine özgü

konseyler teşkil ediğ bunları devam etirebileceklerdi.

Zaman zaman hükümetler veya bazı teorisyenlerin milli azınlıkların başka ülkelerdeki

mili topluluklarla olan ilişkileri polemik haline dönüştürülmüştü. Bu gibi

bağlantıların esas vatanlarındaki fikir mozaiğini ve kültürel hareketi zenginleştireceği

gözardı edilmişti.

İşte bu beyanname bu polemiğe son noktayı koyup önemli ve bağlayıcı bir hüküm

getirerek ikinci maddenin beşinci fıkrasında şu hükme yer vermişti:

" Azınlıklara mensup olan şahıslar cemaatlerinin başka fertleriyle ve başka azınlıklara

mensup şahıslarla ilişki ve serbest iletişim kurma hakkına sahiptirler.Ayrıca ayrım

yapılmadan ayni mili, etnik, dini bağları veya lisan bağlarını paylaşan öteki devletler

vatandaşlarıyla hudut aşırı ilişkiye girmekte serbestirler."

Mili, dini veya etnik azınlıklara mensup şahısların haklarını koruyan

beyannamenin etkin konfirmasyonu:

Birleşmiş Milletler Genel kurulu 12 Aralık 1997 tarihinde 52-123 numaralı kararıyla

adı geçen beyannamenin konfirme edilmesini ve azınlıklara mensup şahısların temel

hak ve hürriyetlerini serbestçe ve etkili biçimde kullanmalarının teminini hükme

bağladı. Buna göre etnik, milli ve dini azınlıklar kanun önünde eşit olarak serbest

olacaklar ve bu ayrıcalıklarından dolayı kendilerine her hangi bir ayrım

yapılmayacaktır.

Karar bütün ülkeleri bu hakların korunması için gereken önlemleri almaya ve iradeyi

kulanmaya çağırdı.

Görüldüğü gibi bu beyanname devletlerde yasama veya yürütme organlarının bu

haklara aykırı olarak hareket edebilecekleri ihtimali veya bir azınlığın öbür azınlığa

musallat olabileceği ihtimalini görmüş ve beşinci maddesinde insan haklarının

korunması, tolerans ve anlaşmanın hakim kılınması prensibinin hem hükümetler hem

d birbirleri arasında azınlıkların görevi olduğunu hükme bağlamıştır.

Mili Azınlıkların Korunması hakkında Genel Çerçeve anlaşması-1994:

Bu anlaşma Kasım 1994 tarihinde Strasburg,da Avrupa Konseyi tarafından

açıklanmış, Avrupa Konseyine üye ülkelerle 9Ekim 1993 yılı Viyanna

beyannamesine göre anlaşmayı onaylayacak ülkeleri hükümlerine bağlamıştı.

Bilindiği gibi bu beyanname Avrupa devlet ve hükümet başkanları tarafından

onaylanmış ve bu ülkelerde yaşayan azınlıkların korunması yükümlülüğünü

getirmişti.

Anlaşmaya göre milli azınlıkların temel hak ve hürriyetlerinin korunması uluslararası

güvenceye alınan insan hakların bölünmez bir parçasıdır. Bu bağlamda azınlık

mensupları kültürel ve sosyal haklarını hiç bir engel olmadan kullanacaklardır.

Devletler azınlık mensupları dahil bütün vatandaşları eşit olarak görecek ve dil veya

ırk özeliği nedeniyle ayrım yapılmadan eşitlik sağlanacaktır. Azınlıklarla Çoğunluk

mensupları arasında ekonomik, sosyal ve siyasi fırsatlar da eşit olacaktır.

Bu anlaşma insani ilişkilerde temel unsurun karşılıklı saygı olduğunu ve anlayış ve

toleransın doğru diyaloglar için hayırlı vesile olacağını kabul etmiştir.

İNSAN HAKLARI VE AZINLIKLARIN KORUNMASI

KONUSUNDA IRAK,IN UYGULAMALARI

Irak hükümetleri bütün bu uluslararsı anlaşma ve ahitlerde güvenceye alınan ve İnsan

Hakları Evrensel Beyannamesi ile kabul edilen temel hak ve hürriyetlerin hemen

hemen hepsini hiçe saymış ve Türkmenler dahil bütün toplulukların temel haklarını

gasbetmiştir.

Uluslararası Af örgütü veya İnsan Hakları Organizasyonları ile İnsan Hakları Gözetim

Komisyonlarının yanında Birleşmiş Milletlerce teşkil edilen tahkikat ve Araştırma

komitelerinin raporlarına bakacak olursak Irak hükümetlerinin bu bağlamda işledikleri

cinayetlerin vehameti açık bir şekilde göze çarpacaktır.

Amerika Birleşik Devletlerin Dışişleri Bakanlığının 1999 yılı raporu, Irak

hükümetinin akıl almaz uygulamalarını ve bu arada Kerkük,de Araplaştırma ve

asimilasyon politikasını gözler önüne sermektedir. Bu rapor konutlara zor kullanılarak

girilmesi, Türkmen ve Kürtlerin ana topraklarından uzaklaştırılmaları ve azınlıkları

yurtlarını terk etmeye mecbur etmek için çocukların rehin tutulmaları konularına

açıklık getirmektedir.

İkinci Körfez savaşından sonra insan hakları komisyonları ve insan haklarını

araştırmak için görevlendirilen özel raportörün raporları yılar boyu bu uygulamaları

tesbit etmiş olduğu gibi 2001 yılı Irakta İnsan Hakları durum raporu da Irak

hükümetini insan haklarına saygılı olmaya ve milli ve dini azınlıkların temel haklarına

olan ihlalerini durdurmaya çağırmıştı. Bu arada rapor derhal Kürt, Asuri Ve

Türkmenlere karşı yapılan mezalimin durdurulmasını, Kerkük ve Hanekinden olan

zorunlu göçlerin ve güneydeki Ahvar bölgesindeki sulu arazi sakinlerine karşı

uygulanan politikaların değiştirilmesini önemle talep etmişti.

2002 yılı raporu da insan hakları ihlalerini ve Türkmenlerle öteki milletlerin

çektikleri eziyetleri detaylı olarak açıklamış, zorunlu göç, Altu Köprü ve

Tuz Hurmatu gibi Türkmen şehirleri etrafında milli konumu değiştirmek

için iskan bölgeleri tesisi ve Türkmen şehirleri, köyleri ve semtlerinin

isimlerinin değiştirilmesi konularına dikkat eçkmişti.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Türkmenlerin Siyasi Mücadelesi

Irak Türkmenlerinin Siyasi Mücadele Tarihi

Irakta ilk ulusal hükümetler kurulduğunda etnik katılıma yer verildi. Bu bağlamda 25

Ekim 1920 tarihinde Bağdat eşrafı reisi Aburrahman el-Geylani başkanlığında ilk

geçici hükümet kurulunca Türkmenlerden İzzet Üaşa Kerküklü Milli Eğitim ve sağlık

bakanlığına atandı. Kerküklü daha sonra 29 Ocak 1921 de kurulan ikinci hükümete

bayındırlık bakanı olarak atandı, ancak Nisan 1922 tarihinde istifa ederek

Türkmenlerle Irak hükümetleri arasındaki uçurumun başlangıcına şahit oldu.

Kerküklü,den sonra oldum olası Irak hükümetlerine hiç bir Türkmen bakan alınmadı.

Kerkük ve öteki Türkmen bölgelerinde milli ruhun şahlanmasını önlemek için İngiliz

kuvvetleri bir mesaj ulaştırmak isteyerek lejyoner Tiyari kuvvetlerini de alet ederek 4

Mayıs 1924 sabahı Kerkük,ün büyük çarşısında bir kavga çıkararak olayları başlattı.

İngiliz kuvvetleri bu kavgadan sonra kışlalarına çekilip tekrar büyük kuvvetlerle şehre

dönmüş ve Tiyarilere de serbest hareket emri vererek yağma ve saldırılara başlayarak

Türkmenleri evlerine kadar takip ederek ailelerinin gözü önünde katletmeye

başladılar.

Irak polis kuvvetleri araya girerek sokağa çıkma yasağı ilan etti Bunun başlıca sebebi

hükümet çevrelerini yüzlerce Türkmenin köylerden şehir merkezine yöneldiğini ve

soydaşlarını korumaya ve destek vermeye kararlı olduklarını görmesi idi. Bunu

önleyen hükümet güçleri uçaklarla Türkçe kaleme alınan bildiriler atarak ehaliyi

sükünete çağırdı. Milli infial karşısında zararları tesbit etmek için bir komite kuran

hükümet, zarar görenlere adil tazminat verileceğini vadeti. Gerçekten de Irak

hükümeti zarar gören veya hadiselerde hayatını kaybedenlerin ailelerine dağıtılmak

üzere bir miktar nakit tahsis etse de o zamanın yetkilileri ve Belediye Başkanı bu

tahsisatın çok az bir miktarını dağıtarak geriye kalanı zimmetlerine geçirdiler.

Bu kasvet Türkmenleri sindirmeye yetmeyince ve hükümet güçleri bazı aydın kişiler

ve öğretmenlerin Türkmenleri temel haklarını savunmaya çağırdıkların görünce

bunlardan bir kısmını ürgüne göndererek özel olarak Basra ve Nasiriye gibi güney

vilayetlerine tayin ederek buralarda iskan etmeye mecbur etti. Bu vilayetlerin uzaklığı

ve oradan Kerkük,e ulaşmanın zor olduğunu hesaplayan hükümet olayların durulması

ve sakinleşmesini bir süre bekledikten sonra bunların tekrar Kerkük,e dönmelerine

izin verdi. Ancak bunlardan bir bir kısmı zaten daha önceden istifa ederek Kerkük,e

kendi imkanlarıyla dönmüşlerdi.

Hükümet bu uygulamayı 1936 yılında yaşanan olaylardan ve Reşit Ali Geylani,nin

1941 yılındaki ayaklanması hadiselerinden sonra da yapmış, özel olarak

öğretmenlerin uzak vilayetlere tayinini çıkarmıştı. Bu tayin edilenlerin başında milli

ruhu körükleyen ve Yerel Lisanlar kanunun doğru bir şekilde uygulanmasını

isteyenler öğretmenler geliyordu.

12 Temmuz 1946 tarihinde Irak polisi Kerkük,ün Gavurbağı denilen bahçelerinde

miting yapan ve bu mevkide aileleri ve çocuklarıyla birlikte toplanan Irak Petrol

Şirketi işçileri üzerine ateş açarak bir çok ölü ve yaralı bırakarak çekildi. Kerkük,de

yayılan infial ve kızgınlık üzerine Irak hükümeti bir tahkikat komisyonu kurarak işten

çıkarılan işçilerin tekrar işlerine dönmelerini kararlaştırdı ve olaylara sebep olanlardan

bir kısmını tutukladı. Ancak tutuklanan polislerin hepsi düzmece bazı yargılamalardan

sonra serbest bırakıldı.

1950 yılında Irak hükümeti Kerkük ve öteki Türkmen bölgelerindeki eğitim

müdürlüklerine gönderdiği genelgede Türkçe tedrisatın durdurulması ve Türkçe ders

açıklamalarının azaltılmasını istemişti. Bölgedeki kültürel tesislerin sindirilmesi

çabaları içinde 1954 yılında Tuz Hurmatu,da Türkçe kitap ve dergilerin dağıtımını

sağlayan kitabevi yakıldı.

1957 yılında nüfus sayımı yapılmadan hükümet çevreleri Kerkük, Erbil ve başka

Türkmen bölgelerinde Türkmen mevcudiyetini ve dürüst bir saım isteyenleri

sindirmek için bazı tutuklamalar yaparak genelikle Türkmenlerin oturdukları

kahveler gözetim altına alınarak Türkmen ailelerin korkması ve nüfus sonuçlarının

çarpıtılması istendi.

1958 Temmuzunda yapılan darbden sonra Irakta cumhuriyet kurulmuş ve bundan

ümitlenen Türkmenler artık bütün vatandaşların eşit olarak temel hak ve hürriyetleini

kulanacak bir konuma geleceğini beklemişlerdi.Bu arada Türkmen aydınlarından bir

ekip bu ümidi yansıtarak çıkardıkları haftalık gazeteye " Beşir" ismini vermişlerdi. 23

Eylul 1958 tarihinden yayın hayatına giren bu gazete 17 Mart 1959 tarihinde

yayınlanan 26. sayısını çıkardıktan sonra resmi bir kararla kapatıldı.

Darbeden iki hafta sonra bir Türkmen heyeti Bağdat,da yeni idareyi kutlamaya gitti.

Bu heyete Kerkük, Erbil, Musul, Telafer, Tuz Hurmatu, Kifri ve öteki Türkmen ilçe

ve kasabalarından katılan bir çok Türkmen vatandaş katıldı. Geceleri sokağa çıkma

yasağı uygulamasının devam etmesine rağmen özel izin alınarak gece yola çıkan

kafile yüzlerce arabayla sabah erken Bağdat,a vararak "Yeni Bağdat" bölgesinde

belirlenen bir noktada bekleyerek sokağa çıkma saatlerinin sona ermesini ve halk

lideri Ata Hayrullah,ı beklemeye koyuldu. Türkmen lider, heyete Mühendislik

fakültesi önünde belirli bir yere kadar öncülük eti. O noktada Bağdat,da bulunan

Türkmenlerin de katılımı sağlanarak, dövizler ve pankartlar açılarak yeni hükümetin

karargahı olan savunma bakanlığı binasına yönelmeye başlandı. Darbenin lideri

Başbakan Abdul-Kerim Kasım heyeti karşılayarak bakanlığın büyük salonunda bir

konuşma yaparak Iraktaki bütün milletlerin kardeşçe yaşamalarından bahisle

Türkmenlerin de artık temel hak ve hürriyetlerine kavuşacaklarının müjdesini verdi!

Ancak özel olarak Kerkük,de Türkmenleri kışkırtmak için türlü çabalar sarfedilmeye

başlamış ve bu sinsi politika uygulanmaya başlamıştı. Türkmen kahve ve

kıraathanelerine saldırıların ardı arkası kesilmiyor ve Türkmen aydınları taciz

ediliyordu. Şehrin korunmasıyla görevli askeri cihetlerin karşı koymasına rağmen

Kerküke ziyaretine izin verilen Mustafa Barzani,nin ziyareti esnasında üzücü olaylar

yaşanarak İnzibat Amiri Hidayet Arslan 25 Ekim 1958 tarihinde bir kalp krizi sonucu

hayatını kaybeti. Sevilen bir Türkmen şahsiyeti olan Arslan,ın vefatı Türkmenler

arasında büyük üzüntü ve kızgınlık yaratarak şiddet olayları ve çatışmaların

başlamasına yol açtı. Cenaze sırasında yaşanan gösteriler üzerine askeri güçler bazı

göstericileri ve öğrencileri tutuklayarak olayları bastırmaya kalkıştı. Arslanın

ölümünün kırkıncı gününde yaoılan anma töreni de onbinlerce Türkmenin katıldığı bir

gövde gösterisine dönüştü.Bağdat radyosu Türkmence Kısmının açılışı Türkmen Milli

haklarının bir dönüm noktası oldu. 1 Şubat 1959 da Türkmen Bayan spikerin "Burası

Irak cumhuriyeti Radyosu.Türkmence Kısmı" anonsu yüzbinlerce Türkmenin

coşkulu tezahuratıyla karşılandı. Bu yayın ilkin yarım saat olarak başlatıldı, sonraları

ört sate kadar uzatıldıysa da Baas rejimi döneminde azaltılmaya ve o çok değerli

edebi ve kültürel içeriğinden yoksun bırakılmaya terk edildi. Televizyonda da

Türkmence yayın Kültürel hakların kabulünden sonra genişletildiyse de gitgide

azaltılarak anlamsız bir konuma sokuldu.

Öğrenci Birlikleri seçimleri de Irakta başgösteren komünist yayılmacılığının önüne

bir set germişti. Kerkük,de yapılan ilk orta ve lise okularının Talebe Birliği

seçimlerinde bütün sandalyeleri Türkmenler kazanınca hükümet çevrelerini bir telaş

sardı. Haliyle bütün okuların Talebe birliği başkanlarının yanında Genel başkan da

Türkmenler arasından seçilmişti. Arkasından Öğretmenler sendikası seçimleri geldi

ve bu seçimlerde Bütün Irak vilayetlerinde Komünist listeler kazanmışken sadece iki

vilayet direnmiş ve komünizme teslim olmamıştı: Kerkük ve Ramadi. Kerkük listesini

Türkmenler, Ramadi,yi ise Milliyetçi Araplar kazanmıştı.

Türkmen kadını da komünist dalgaya gögüs germe de geri kalmamıştı, Komünist

eğilimli Irak Kadınları Genel Birliği listeleri bütün vilayetlerde kazanırken Kerkük

buna geçit vermemiş ve komünist propoganda ve eğilimlere prim verilmemişti.

Belediyeler Bakanı Nezihe Düleymi Kerkük,e yaptığı ziyarete Kerkük kadınlarıyla

toplanmak istemiş, ancak duyduklarından kızgınlık duyarak toplantıyı apar topar

terketmiş ve yoldaşlarına Kerkükte parti sloganlarını yerleştiremedikleri için

çıkışmıştı.

Buna karşın Komünizm dalgasına karşı koyan Cumhuriyet Kadınları Örgütü büyük

ilgi görmüş ve Kerkük,deki sorumluları yoğun katılımı nedeniyle dehşete

düşürmüştü.Bu örgüt yıllar boyu çok büyük hizmetlere imza atarak Kerkül,de ve civar

köylerde aileler ve öğrencilere unutulmaz hizmetler götürmüştü.

Bu arada Türkmenlere karşı düzenlenen antrikaların ardı arkası kesilmiyordu.

Kerkük,de etnik yapının değiştirlmesi ümidini güden güçler Bağdattaki merkezi

idareye türlü itham ve isnatlar ulaştırmaya devam ediyordu. Bu bağlamda

Türkmenlerin ileri gelenlerinin evlerine baskınlar düzenliyerek sözde ruhsatsız

silahları aramak üzere bir teftiş kurulu görevlendirildi.

Bir kaç subaydan oluşan Kurul, 26 Aralık 1958 tarihinde Kerkük,e uçakla vardı. Ayni

tarihli Genel Askeri Hükümdar,ın 393 numaralı telgrafı gizli tutulan bazı evlere

baskın düzenleneceğini bildiriyor, ancak Kerkük,de askeri ve sivil idareler bunların

hangisi olduğu konusunda bilgilendirilmiyorlardı. Ancak bazı sivilerin bundan

haberdar oldukları aşikardı. Nitekim 40 kişilik bir Türkmen karşıtı topluluk bu evlere

Kurul dahi gelmeden önce gelmiş ve çevrelerinde toplanmıştı. Bunlar kapıları kırarak

veya bahçe duvarlarından atlayarak bu evlere girmişti. Kurul ile birlikte gelen polis

komiseri daha sonra verdiği raporda 42 kişinin ismini vererek bunların yaptıkları

tahribattan bahseti.

Aranan evler, ilk üçü Türkmen olan İbrahim Neftçi, Emekli Albay Ata Hayrullah,

Emekli Doktor Albay İhsan Hayrulah ve anti komünist Asuri bir General olan Şlimon

Hoşaba,nın evleri idi. Arananlar bulunmayınca evlerden bir kaç mutfak bıçağı ve Ata

hayrullah ve İhsan hayrulah,ın evlerinden iki kayıtlı ve ruhsatlı tabanca alınmıştı.

Bunlar çok kötü şartlarda Bağdat,a götürülerek gözetim altına alındılar. Emniyet

Genel Müdürlüğünde gerçekler hemen ortaya çıkınca tutuklular hemen salıverildi ve

Kerkük,e döndüler. Bunları karşılamak için de hemen hemen bütün Kerkük sokaklara

döküldü.

1959 Kerkük Katliamı

Musulda 1959 General Şevvaf,ın ayaklanmasından sonra Kerkük,de ikinci tümen

komutanı olan General Nazım Tabakçalı görevinden alınmış" yerine komünist

gruplara yakınlığı ile tanınan General Davut Canabi atandı. Canabi, Kerkük,e ayak

basar basmaz Türkçe yayınlanan gazetelerin çıkışını yasakladı. Böylece Beşir" Afak

ve Belediyenin Türkçe olarak yayınladığı "Kerkük" gazetesinin yayınına son verildi.

Bu gazetelerin başyazarları ve idarecileri işe onlarca avukat, doktor ve işadamının

sürgüne gönderilmesi ve güney vilayetlerinde göz hapsinde tutulmaları kararlaştırıldı.

Bu plan uygulandıktan sonra Canabi,nin özel emriyle sadece Türkmenlere ait konut

ve iş yerlerine baskınlar düzenlenerek silah araması yapıldı. En ufak bir silah

parçasının bulunduğu evlerin aile reisleri hemen tutuklanarak sürgüne veya hapse

gönderildi. Böylece Türkmenlerin tamamen silahtan arındırılmaları ve kendilerini

savunacak en ufak bir imkana sahip olmamaları temin edildi.

1959 Haziranında komünist dalgası biraz geriler gibi oldu, daha doğrusu insanlara

böyle geldi. Bu kapsamda Kerkük,den sürgüne gönderilen Türkmenler geri gelmeye

başladılar. Tasarlanan plandan ve kendilerini tam bir ay sonra beklemekte olan

akibetten habersizdiler.

Bazı Kürt yayınları ve gizli bildirileri Türkmenlerin ve Arapların kışkırtılmalarını

açıkça istemekteydi. Bu bildiri ve yayınların bir bölümü emniyet müdürlüklerinin

eline de geçmekte geçikmedi. Bunlar gereken raporlar eşliğinde Başbakan Abdul-

Kerim Kasım ve Genel Askeri Hükümdar,a iletildiyse de göz ardı edilip üzerinde

durulmadı.

Bu arada General Canabi bir toplantıya katılmak üzere Bağdat,a çağırılmıştı.

Toplantıdan sonra kendisinin Kerkük,e dönmesine izin verilmemesi Türkmenler

nezdindeki ümitleri artırdı. Komünist Ve Particiler "Kürdüstan demokrat partisi"

mensupları buna içerlemiş, hata Cenabi,nin geri dönmesini isteyen heyetlerin

Bağdat,a akın etiği görülmüştü. Ancak Kasım bu talebi reddederek tümenin

komutasını General Mahmut Abdul-Razzak,a teslim etmeyi kararlaştırdı.

14 Temmuz 1959 tarihinde Darbenin ilk yıldönümü münasebetiyle kutlama

hazırlıkları yapılıyordu. Türkmenlerin bürokrat ve mesleki sendikalar mensuplarından

olan doktorlar, Avukatlar, memurlar ve işçiler bir hazırlık komitesinin düzenlediği

resmi geçite katılacaktı. Şehrin etnik konumu dolayısıyla bu resmi geçite de

katılanların çoğunluğu haliyle Türkmenlerden oluşuyordu.

Resmi geçit,e katılmamakta olan Türkmen vatandaşların esnafı, gençleri ve

öğrencileri bir halk gösterisi düzenleyerek resmi kutlamaları zenginleştirmek istediler.

Resmi yürüyüşe katılanlar Büyük Çarşının giriş noktasındaki eski köprüye varıp

Korya semtinde Atlas caddesi istikametin doğru köprüden geçmeye başladılar. Bu

arada halk yürüyüşü de Mecidiye caddesinin sonlarına varmış, tam polis

müdürlüğünün önündeki meydandan kıvrılıp Atlas caddesine geçecek ve resmi

yürüyüşe katılmaya hazırlanıyordu. Tam bu zamanlamada ve resmi yürüyüşün

öncüleri Garbiye Orta okulu hizasını geçip 14 Temmuz kahvesinin önüne gelmişti ki

bir el ateş edildi, arkasından hemen otomatik silahların ateş kustuğu duyuldu. Ve

sonradan planlanmış olduğu sabit olduğu üzere elerinde döviz taşıyanların bir kısmı

dövizleri yere atarak otomatik silahlarını çıkararak ateş etmeye başladılar. İlk beş

dakika içinde 14 Temmuz kahvesi basıldı. O arada olup bitenlerden habersiz olarak

kutlamalara katılanlara su ve içecek dağıtmı ikramını yapan kahve sahibi ve

Kerkük1ün has evlatlarından olan Osman Hıdır hunharca katledildi.

Hemen sokağa çıkma yasağı anonsları devreye sokularak insanların evlerine

kapanmaları sağlandı. Ancak sokağa çıkma yasağına tabi olmayan ölüm ekipleri

sokakları dolaşıyor ve ölüm saçıyordu. Tam orta çağlarda yaşanan bir manzaraya

uygun olarak şehir üç gün boyunca yağmaya tabi tutuldu. Bu arada daha önceden

tesbit edilen evlere yıldırım baskılar düzenlenerek Türkmenlerin lider kadrosunun

tasfiyesi planı işleme kondu.

Bir sene önce Bağdat,da yaşanan facia tekrar yaşanıyor, Türkmenlerin aydın

kesiminden ve memleket ruhuyla kalbi çarpan esnaf ve gençlerden ele geçen emen

akla alınmaz yöntemlerle öldürülüyor, onunla da kalmayıp cesetleri sokaklarda

sürüklenerek arabaların arkasına takılıyor veya elektirik direklerine asılıyordu.

Türkmenlere ait bütün işyerleri kundaklanarak yağma ediliyor, başta Atlas ve

Alemeyn sinamaları olarak sinama binaları havan toplarıyla çökertiliyordu.

Şehrin etrafına çember vurulmuş şehre giriş-çıkışlar yasaklanarak dışarıdan bir

yardım veya desteğin gelmesi önleniyordu. Ancak bu kuşatmayı yaran Emekli

General Abdullah Abdurrahman Bağdada ulaşmayı başarıyor ve bu çileli Şehrin

perişan halini bütün çıplağıyla Başbakan Kasıma anlatıyordu.

Sonradan yazılan kitaplardan anlaşıldığına göre İkinci Tümen Komutanı General

Mahmut Abdul-Razzak da bu kuşatmadan nasibini almış göz hapsinde tutuluyordu,

bir ara Başbakanı arayıp yardım istemiş, Kasım da bir piyade alayı göndereceğini

vadetmişti. Ancak bu yardım katliamın üçüncü gününün sonunda ve planlanan

uygulama bittikten sonra ulaşabildi.

Kerkükte hüküm süren belirsizlikler arasında her tarafta yangınlar yükseliyordu. Bu

arada Tümen komutanlığı Petrol Şirketini arıyarak yardım istemiş, ancak gönderilen

itfaiye araçları da yakılarak görevlerini tamamlamaktan alıkonmuşlardı.

Tümen Komutanlığı başka bir girişimde bulunmuş ve hastane müdürlüğünü arıyarak

sürüklenip Tümen Komutanlığı binası yakınında asılan cesetlerin indirilmesi ve

defnedilmesini talep etmiş, ancak gönderilen ambulanslar da kundaklanarak bu

uğraşları önlenmiş, böylece asılı cesetler Temmuz sıcağında üç gün boyunca asılı

kalmıştı.

Bağdatan gönderilen askeri kuvvetler Kerkük,e girip çoğu Kürtlerden oluşan

Dördüncü alay askerlerin silahları alınınca katliamı yapanlar emellerine ulaşmışlar

arkalarında 25 şehit ve resmi kaynaklara göre 130 yaralı bırakmışlardı.

Bu Katliamda şehit olanlar:

1- Emekli Albay Ata Hayrullah

2- Emekli Doktor Albay İhsan Hayrulah

3- Kasım Neftçi

4- Selahatin Avcı

5- Mehmet Avcı

6- Cahit Fahrettin

7- Osman Hıdır

8- Emel Fuat

9- Cihat Fuat

10- Nihat Fuat

11- Nurettin Aziz

12- Abdullah Beyatlı

13- İbrahim Ramazan

14- Abdulhalik İsmail

15- Hasip Ali

16- Cuma Kanber

17- Kazım Abbas Bektaş

18- Şakir Zeynel

19- Hacı Necim Muhammed

20- Enver Abbas

21- Adil Abdulhamit

22- Züheyr İzzet

23- Fethullah Yunus

24- Kemal abdulsamat

25- Seyit Gani Nakip

Bağdatan gönderilen özel bir araştırma komisyonu çalışmasını bitirerek çok acil bir

raporla durumu Bağdat,a bildirince Abdul-Kerim Kasım 19 Temmuz 1959 tarihinde

Mar-Yusuf Klisesğnğn açılış törenlerinde bir konuşma yaparak Kerkük,de yapılan

mezalimi anlattı ve bu vatanda Türkmenler, Kürtler ve Arapların kardeş olduğunu

söyleyerek, "ne zaman birbirimize zulmetme huyundan vazgeçeceğiz?" diye yakındı!

Kasım, 29 Temmuz 1959 tarihinde bir basın toplantısı düzenleyerek gazetecilere

Kerkük katliamından kalan toplu mezarların, cesetleri toplu olarak çukurlara

yuvarlayan buldozerlerin, ve Tümen komutanlığının bitişiğinde elektirik direklerinde

çürümeye terkedilen cesetlerin fotoğraflarını göstererek bunların Barbarların ve

Hülego,nun yaptıklarından geri kalmadığını söyledi.Kasım şöyle devam etti: "inanın

ne zamanında Hülego bu vahşeti yaptı, ne de siyonistler." Sorarım size, bunu

yapanların demokratik örgütler olduklarını iddia etmeleri ne kadar gerçekçidir?"

Kasım, gerçekten masum ve şoka uğramış olarak vasıflandırdığı Türkmen

vatandaşlara başsağlığı dileyerek bu cinayetlerden sorumlu olanlardan hesap

sorulacağı sözünü verdi. Kasım bu konuşmasından bir kaç gün sonra Bağdat

Radyosunun yeni bir üstüdyosunun açılışı münasebetiyle yaptığı konuşmada yeni

üstüdyo son zamanlarda çok mağduriyete uğramış olan Türkmenlere destek

anlamında "Türkmen Üstüdyosu" isminin verilmesini istedi.

Bunun üzerine Abdul-Kerim Kasım, Askeri Harekat müdürü Kurmay Tuğ General

Abdurrahman Abdul-Settar başkanlığında bir tahkikat komisyonu kurdurdu.

Komisyon bütün görgü tanıklarının ifadesine başvurdu.İkinci Tümenin birinci kurmay

subayı İsmail Hammudi el- Cenabi başta olmak üzere bütün tanıklar olayların kasıtlı

olarak Türkmenler aleyhinde cereyan etiğini ve Türkmenlerin herhangi bir

provokasyonunun söz konusu olmadığını açıkça belirtiler.Bu kahraman subay bir de

yapılmış olan uyarıları ve bu uyarılara kulak asılmadığını üzüntüyle ifade etti. Ne var

ki bu subyın verdiği ifade ileride Tüm Generalliğe terfi etme sırası gelince terfiine

engel oldu, istifa edince de hemen istifası kabul edildi ve Avukatlık mesleğine

yöneldi.

Bir müddet sonra Kasım bu tutumunu değiştirerek 7 Ekim 1959 tarihinde uğradığı

suikastın akabinde komünist ve partilileri temize çıkarmaya çalışarak el-Selam

hastanesinde yaptığı basın toplantısında bunları aklamaya ve Kerkük olaylarından

sorumlu olarak Birleşik Arap Cumhuriyeti ve Baasçıları sorumlu tutmaya başladı!.

Daha sonra cinayetin sorumlularından çoğu askeri sıkıyöetim mahkemeleri önüne

çıkarıldı, bir çoğunun cinayetlere katıldıkları sabit oldu ve 28 kişi idam, kendilerine

yardım ve yataklık eden bir çoğu da bir kaç senelik hapis cezasına çarptırıldılar.

Ancak bu hükümler uygulanmadan bekletildi. 1963 Baasçıların ilk darbesi olunca

bunlar hakkında idam hükmü verilen bütün hükümlüleri infaz ettiler.zaten darbenin

ilk günlerinde 11 Şubat tarihinde de General Davut Cenabi de idam edildi.

1960 yılında Bağdat üniversitesinde Mili Cephe teşekkül ederek üniversitenin Talebe

Birliği çalışmalarına ve hükümet yanlıları karşısında söz ve eylem birliğinin tesisini

geliştirdi. Bu Cephe Arap Sosyalist Baas Partisi, Arap Milliyetçiler Hareketi,

Müslüman Kardeşle Hareketi, İstiklal Partisi Ve Türkmen Öğrenciler Birliği,nin

öncülüğünde kuruldu. Cephe seçimlere ortak bir listeyle girerek çok iyi sonuçlar elde

eti. Talebe birliğinde Türkmenler de üç üye ile temsil edildi.

Türkmen Öğretmenlerinin Birinci Yerel Kurultayı

Türkmen Öğretmenleri Birinci Kurultayı 28 Ağustos 1960 tarihinde Kerkük,de Atlas

sinamasında toplanarak 30 Ağustosa kadar devam etti. Kurultay Maarif bakanı İsmail

el-Arif ve Kerkük Öğretmenler sendikası başkanı Hakkı Hürmüzlü,nün birer

konuşmasıyla açıldı. Kurultaya Kerkükten bir çok bayan ve erkek öğretmen katıldığı

gibi Telafer, Musul, Erbil, Altun Köprü, Tavuk, Tuz Hurmatu, Kifri,

Karatepe,Kızlarbat, Hanekin, Mendeli ve Bedreden olmak üzere geniş heyetler

katıldı.

Kurultayda çok önemli konular tartışıldığı gibi bir çok tebliğ sunuldu.Türkmenlerin

Anayas ile güvence altına alınan temel haklarının savunculuğunu yapan bu kurultay

bir çok çalışma komisyonuna dağılarak Ders kitapları ve programlar, Resmi ve özel

okullar, okuma yazma seferberliği, yüksek tahsil ve burslar ve telif-tercüme

komisyonları olarak çalışmalarını başlatı.

Bu komisyonların aldığı tavsiye kararlarıın başında ilk okullarda tedrisatın

Türkmence yapılması ve bunu temin etmek için öğretmenlerin yetiştirilmesi, bu

lisanda ders kitaplarının hazırlatılması, yetşkinler için okuma yazma seferberliğine

dönük özel kitapların hazırlanması, köylerde özel eğitim kuumarının açılması,

Türkmen öğrencilere üniversitelerde kafi derecede kontenjanlar ayrılması, yabancı

ülkelere burslu olarak gönderilmeleri, öğretmen açığının kapatılması, Türkmence

kitap yayınlamak üzere özel basımevlerinin kurulması, Türkmence yayınların

özendirilmesi Kerkük Öğretmenler sendikası tarafından Arapça-Türkmence bir

derginin çıkarılması ve Arapça eğitimin tamimi ve güçlendirilmesi konuları geliyordu.

İlk Türkmen Öğretmenler Kurultayı çalışmaları ve kararları çok çoşkulu bir beğeniyle

karşılandı, alında daha sonra çıkarılan Kültürel Haklar kararlarına da bir temel teşkil

eti.

Çeşitli Türkmen bölgelerinden gelen öğretmenler Kerkük,de büyük bir sevgiyle

ağırlandı ve toplumun bütün kesimleri tarafından destek buldu. Bu bağlamda Bağdat

üniversitesinde yüksek tahsil gören Türkmen öğrencilerle Kerkük liselerinin talebe

birliği ortaklaşa bir resepsyon vererek heyet başkanları ve çalışma komisyonları

üyelerini ağırladı.

Türkmen Kardeşlik Ocağı,nın Kurulması

1960 yılı Irak Türkmenlerinin politik ve kültürel hayatında bir dönüm noktası oldu.

Türkmen toplumunun bütün kesimleri Türkmen sesini yükseltmek ve tek bir çatı

altında toplanmak için Türkmen Kardeşlik Ocağı,nın kurulmasını sağladı. Bağdat,ın

İvaziyye semtinde çalışmalarına başlayan bu ocak Türkmen vicdanının sesini ve

kültürel hareketin yükselişini temsil ederek geniş kitlelere mesajlarını vermeye

başladı.

Irak Türkmenlerinin mili ve kültürel hareketinin en parlak kilometre taşını Mayıs

1961 tarihinde yayın hayatına geçen Kardaşlık dergisi teşkil etti. Aslında bu dergi

bütün Irak sathında büyük bir mevki edindi, nitekim Irak,ın en tanınmış şair ve

edebiyatçıları bu dergiye katkıda bulundular. Dergi tarihi arştırmalar, folklor

araştırmaları ve fikir tartıçmalarını yanında edebiyata da büyük yer verdi. Kardaşlık,

1977 yılına kadar özgür ve ağırbaşlı konumuyla yayının sürdürdü. Ancak bu tarihten

sonra ülkenin en yüksek yasama ve yürütme organı olan Devrim Komuta Konseyi bir

karar çıkararak demokratik seçimle işbaşına gelen Türkmen Kardeşlik Ocağı,nın

yönetim kurulunu feshederek idareyi cahil ve kukla bir ekibe teslim etti.

Türkmen Kardeşlik Ocağı Erbilde bir şube açarak bu şehirdeki Türkmenlere fikir ve

kültür hayatlarını daha serbestçe teneffüs etme imkanını sağladığı gibi Musul,da da

bir başka şube açarak Musul ve havalisindeki Türkmenlerin bir cazibe merkezini

oluşturdu. Bu şube Telafer aydınları ve gençlerinin yanında Musul havalisi

bölgelerinin Türkmenleri tarafından kültürel ve sosyal çalışmalarla zenginleştirildi.

Ocak,ın kalıcı hizmetlerinden biri de yüksek tahsili kolaylaştırmak için bütün

Türkmen bölgelerinden gelen öğrencilere açık olan öğrenci yurdu, idi. Bu yurt bir çok

öğrenci yetiştirerek daha sonra Irak bürokrasisinde yükselen kıymetli elemanlar

yetiştirdi.

Ancak bu dönemde Türkmenlerin direncini kırmak için baskıların ardı arkası

kesilmedi.1961 yılı sonunda bazı öğretmen ve memurlar tekrar güney vilayetlerine

sürüldü ve Bağdat radyosu-Türkmence bölümünde çalışanlar örfi idare tahkik

komisyonlarına havale edildi. Bağdat üniversitesi Türkmen öğrencileri 1962 yılı

sonunda başlatılan öğrenci boykotuna katıldılar. Bu boykot 8 şubat 1963 tarihinde

Kasım rejimini deviren darbenin gerçekleştiği güne kadar sürdü. Bu tarihte Kasım

devrilerek yüzeysel bir yargılamadan sonra idama mahkum edildi ve hükmü de Radyo

evinde Türkmen üstüdyosunun karşısındaki üstüdyoda infaz edildi.

1963 Darbesi sonrasındaki Gelişmeler

1963 şubatında Kasım,ı deviren darbe Türkmenler için yeni bir ümit oldu. Darbenin

üzerinden bir ay geçmişti ki 8 Mart 1963 sabahı bir yürüyüş yapıldı. Bağdata yapılan

bu yürüyüşe Türkmenler belki tarihlerinin en büyük katılımıyla yaklaşık elli bin

kişiyle katıldılar.

Ancak yeni hüküm de ırkçı eğilimini saklamakta gecikmedi. Bu arada Veziriye

semtinde eski Kraliyet divanında konuşlanan Devrim Komuta konseyi temel hak ve

hürriyetlerinin talibi olan bir Türkmen heyetini kabul etti.

Bu toplantıda heyet üyelerinden biri Türkmenlerin yıllar boyu bu ülkeye gösterdikleri

sadakat ve yaptıkları hizmetlerle ordunun Refik Arif, Mustafa Ragip ve Ömer Ali gibi

gözde komutanlarla çok değerli bürokratlar, hukukçular, doktorlar ve aydınlar

yetiştirdiklerine rağmen nasıl olup da müteakip kabinelere hiç bir Türkmen

alınmadığını sorarak ortaya büyük bir soru işaretini yerleştirdi. Komuta konseyi

başkan yardımcısı konuyu değiştirmek isteyince de ayni üye Türkmenlerin bakanlar

kurluna mutlaka katılmaları gerektiğini ve bunun Kanalizasyondan sorumlu bir

bakanlık olsa dahi Türkmenlerden esirgenmemesini hiddetle istemesi soğuk bir hava

estirdi.

Bağdat üniversitesi yüksek tahsil gençliği de bir ciddi sorumluluk örneği göstererek

darbre öncesi yapılan bağlantıların kolayca unutulmamasını isteyerek öğrenci

birlikleri seçimlerinde hükümet yanlılarının münferit bir şekilde hareket ederek öteki

mili grupları dışlamalarının doğru olamıyacağını ifade etiler.

Baasçıar ve Milliyetçi Arap hareketi uzlaşma ve birleşmeyi kabul etmeyince Bağdat

üniversitesi Türkmen öğrencilerini temsil eden bir heyet Irak talebe birliği başkanı

Mikdat el-Ani,yi ziyaret ederek milli grupların bir araya gelmesi mümkün

olmayacaksa Türkmen öğrencilerin ülke genelinde seçimlere katılmayacaklarını

bildirdiler. Gerçekten de 1963 yılında Türkmen öğrenciler hem Bağdat

üniversitesindeki seçimi hem de vilayetlerdeki lise seçimlerini boykot ederek ilk

boykot eylemlerini gerçekleştirdiler.

Arif Dönemi

1963 sonlarında 9 aylık ilk Baas hükmü bitip Cumhurbaşkanı Abdusselam Arif,in

yaptığı bir zorunlu değişiklikle iktidara tümüyle el koymasının ardından orantılı

olarak bir sükunet devresi yaşandı. Abdusselam Arif bir uçak kazasında hayatını

kaybedince yerine geçen kardeşi General Abdurrahman Arif zamanında da

vatandaşlar biraz soluklandı.

1966 yılında Şakir sabir zabit Türkçe ve Arapça yayınlanan "Irak" isimli haftalık bir

gazete çıkarmaya başladı.Bir ara Türkmen Kardeşlik Ocağı üyelerinden bazı gençlein

yardımıyla çıkan bu gazete 1967 sonbaharında yayınına ara verdi.

Bu arada Türkmen bölgelerinde sosyal ve kültürel etkinlikler filizlenmeye başladı.

Kerkükde Kızılay derneği bir sosyal dayanışma hamlesi başlatırken Yoksul

Öğrencilere Yardım Derneği de Irak içinde ve dışında bir çok öğrenciyi yetiştirmek

için ciddi bir plan uygulamaya başladı.Bu arada el-Sevre (Devrim) kulübü de hem

spor yeteneklerini kucaklamaya hem de gençlerin özlenen şekilde yetişmelerine

katkıda bulunmaya çalıştı.

Bu arada Kerkük,de bazı hukukçular, doktorlar, eczacılar, öğretmenler, mühendisler

ve edebiyatçılardan oluşan bir aydınlar gurubu 1968 başlarında İçişleri Bakanlığına

müracaat ederek Türkmen Kardeşlik Ocağı doğrultusunda "Kerkük Kültür Kulübü"

isminde bir dernek kurmak için onay istediler. Kulübün iç tüzüğü kültürel etkinliklere

katılarak gazete ve dergiler çıkaracağını, köylere ve köylülere tarım ve veteriner

hizmetlerin yanında sağlık taramaları çalışmalarına katılacağını ve Kerkük,de müzik

ekipleri, tiyatro çalışmaları ve benzeri etkinliklerle ailelere nezih bir ortam

yaratacağını öne sürerek büyük hizmetlere talip olduğunu bildiriyordu.

İçişleri bakanlığı kuruculardan bir kaç değişiklik isteyerek kanunlar çerçevesinde

işlemleri tamamlamaya çalışırken Bağdat,da yine siyasi rejim değişerek dördüncü

darbe Arap sosyalist Baas partisini tekrar hükme çıkardı.

Böylece de kulübün kurucu heyeti içişleri bakanı salih Mehdi Ammaş,dan ret yazısını

aldı. İçişleri bakanlığı reddetme gerekçesi olarak dernekler kanunun kurulacak

derneklerin açıkladığı gayelerinin arkasında genel emniyet ve asayiş kurallarını

bozma tehlikesi güden gizli emelleri olan teşkilatlara izin verilemiyeceğini içeren

maddesine dayanmıştı.

Kurucular bunun çok yanlış bir isnat olduğu gerekçesşyle bakanın kararına temyiz

mahkemesi nezdinde itiraz etseler de, talepleri temyiz dilekçesinin bütün kurucular

tarafından imzalanmadığı gibi şekli bir gerekçeyle reddedildi.

1968 Baas Dönemi

Kerkük şehri yine 6 Ocak 1969 tarihinde tutuklamalara sahne oldu. Türkmenlere

muhalefet edenlerin akibetini göstermek mesajı olarak bu sefer şehrin büyük

tüccarları ve işadamları tutuklanmıştı.

1970 yılında Irak hükümeti, rejim aleyhine darbe hazırlığı içinde olan bir şebekeyi ele

geçirdiğini açıkladı. Ancak hiç bir yargılama yapılmadan ve kimsenin savunması

alınmadan bir çok aydın kişi ve siyasetçi idam edildi. Bunların arasında Kerkük’ün

yetişmiş evlatlarından biri olan Nizamettin Arif ve mesleğinde hızla yükselmekte olan

Türkmen kökenli subay Nejdet Asker Mahmut da vardı.

Ne acıdır ki bir kaç gün sonra, hükümet çevreleri bir isim benzerliği sebebiyle bu

genç subayın aslında istenen kişi olmayıp yanlışlıkla idam edildiğini ve bütün özlük

haklarının iade edildiğini açıkladı. Ancak hata çok geç anlaşılmış ve genç subay

arkasında gözü yaşlı bir aile ve hemşehriler kitlesi bırakarak ebediyete intikal etmişti.

1971 yılında da bazı gençler ve esnaf, Türkmenlere yapılan gayri adil uygulamaları

içeren ve Türkiyede yayınlanan bir bülteni dağıtıkları gerekçesiyle tutuklanarak uzun

süre tahkikata tabi tutuldular.

Irak Türkmenlerinin Kültürel haklarının Kabulü

Irakta Devrim Komuta konseyi 1970 yılı 89 numaralı kararıyla Türkmen

vatandaşların kültürel haklarını kullanabileceklerini bildirdi. Kararın metni şöyle:

Devrim Komuta Konseyi Kararaı

Vatandaşların, ülkeye hizmetlerini artırmanın, milli birliği koruma ve mücadele

azmini derinleştirmenin, onların ancak meşru haklarına kavuşmaları ile sağlanacağına

inanan 17 Temmuz devrimi, Türkmen azınlığının yaşadığı bölgelerde, kültürel

haklarını kullanmasını uygun görmüştür. Bundan dolayı Devrim Komuta Konseyi

24.1.1970 tarihli oturumunda:

1- İlkokullarda Türkmen dili okuturulmasına,

2- Bu dille öğretim yapan bütün okullard açıklma usullerinin Türkmen diliyle

yapılmasına,

3- Türkmence öğretimi hususunda Terbiye ve Talim Bakanlığı"na bağlı bir

müdürlüğün kurulmasına,

4- Türkmen edebiyatı, şair ve yazarlarının, kendilerine mahsus bir birlik

kurmalarına imkan verilmesine, eserlerini bastırabilmeleri için yardım

edilmesine, dil bakımından istidat ve yeteneklerini artırma fırsatı verilmesine ve

bu birliğin Irak Edebiyatçılar Birliği"ne bağlanmasına,

5- Kültür ve Tanıtma Bakanlığı,na bağlı olarak, bir Türkmen Kültür Müdürlüğü

kurulmasına,

6- Türkmence haftalık bir gazete ve aylık bir dergi çıkarılmasına,

7- Kerkük televizyonundaki Türkmence yayınların artırılmasına,

Kara vermiştir.

Irak gazeteleri Türmen vatandaşlara kültürel hakların " verilmesi" nden bahsetmeye

başlamışlardı ki Türkmenler kendi bildiri vr dövizlerinde kültürel hakların"

tanınması,ndan bahsetmekte israrlı oldular. Türkmenler zaten böyle bir hakları

olduğundan bunun verilmesinden bahsetmenin mümkün olamıyacağını

savunuyorlardı.

Çoğu kitleler Irak hükümetinin neden bu zamanlamayı seçtiğinden habersizdi.

Aslında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Aralık 1965 tarihinde ırkçılık ve ırk

ayrımı uygulamalarının yok edilmesi hususunu karara bağlamış, 4 Ocak 1969 da

uygulamaya konan uluslararası belgeyi hazırlamış ve üye ülkelerin imzasına açmıştı.

Ancak haliyle onaylama işlemi yasama organları tarafından kabul edilmedikçe

mümkün olamıyacaktı. Irak,da da yasama görevini de üstlenen Devrim Komuta

Konseyi bu belgeyi 14 Ocak 1970 tarihinde onayladı, bu onaylamada iki çekince

vardı. Birisi rutin bir kayıt olup bu belgeye imza koymanın İsrail,i tanıma anlamına

gelemiyeceği, ikincisi de 22. maddenin Irak için geçerli olmaması, bu şekilde de

Uluslararası Adalet Divanı,nca bağlayıcı olan uluslararası yargılama uygulamalarına

tabi olamayacağı konusu idi.

Bu onayından bir hafta sonra Devrim Komuta Konseyi Türkmenlerin Kültürel

Haklarının tanınması kararını çıkararak bir suretini de Birleşmiş Milletler

dökümanları arasına geçecek şekilde ulaştırdı. Böylece Irak rejimi vatandaşlar

arasında ayrım yaptığı isnatlarından ve suçlamalarından arınmak istiyordu. Bu

kararın akabinde Süryanice konuşanların kültürel hakları ve Kürtlerle ilgili olan 11

Mart kararları da çıkmıştı.

Türkmenlerin Kültürel haklarının kabulünden sonra Eğitim müdürlükleri öğrenci

velileri arasında yaptığı anketle Türkmence tedrisat yapacak olan okulları saptamaya

başladı. Sonuçta Kerkükte 124 okulun 104 ü ve Tuz Hurmatu, Kifri, Altun Köprü ve

başka Türkmen bölgelerin ezici çoğunluğu Türkmence tedrisatı seçti. Okulların

isimini yeniden belirlemek için bir komite toplandı ve ders kitaplarını hazırlamak

için seçkin bir eğitim heyeti seçildi.

Kültürel haklar bir yılını doldurmadan Irak rejimi bu hakların geri alınması

adımlarını atmaya başlamıştı bile. Eğitim müdürlüklerine Türkmence tedrisattan

çekilip Arapçayı seçmek için bir dilekçe dağıtılması talimatı verildi. Veliler tehdit

altında bu dilekçeleri imzalamaya zorlandı, imzalamak istemeyenlerin bunun

sonucuna katlanacakları ima ediliyordu.Karardaki Türkmence tedrisat ve Türkmen

kültür müdürlüğü açılması kararları da deforme edilerek yarı cahil hükümet

yanlılarına veriliyor, hata edbiyatçılar Birliği,nin kurulması kararı devlet tarafından

uygulamaya konuyor ve Türkmenlerin seçkin edebiyatçıları uzaklaştırılarak hükümet

kararıyla kimin edebiyatçı olacağı kararlaştırılıyordu!

Türkmenler, Kültürel hakların "Meşru sahiplerine iade edilmesi" sloganını

benimsemiş tüm toplantılarda, öğrenci etkinliklerinde tekrarlıyordu. Bu sloganı

savunan dövizler Kerkük sokaklarına asılıyor, ancak hemen emniyet güçleri

tarafından yok ediliyordu.

24 Ocak 1971 akşamı Türkmen Kardeşlik Ocağı Kerkükte Kültürel hakların birinci

yıldönümünü kutlamaya karar verdi. Bu münasbetle Selahatin sinemasında bir gece

düzenlendi ve gecenin geliri Yoksul Öğrencilere yardım derneğine tahsis edildi. Bu

geceye hükümet ve parti yetkili ve sorumluları davetliydi ve yine Kültürel Hakların

meşru sahiplerine iadesi işleniyordu.

Türkmence okuların ardarda kapatılması ve öteki hakların ucubeye dönüştürülmesi

üzerine Kerkük öğrencileri 2 Kasım 1971 tarihinde dersleri boykot direnişine

başlayarak hemen hemen bütün okullarda tedrisatı felce uğratı. Öğretmenler

sendikası da bir duyuru yayınlayarak boykotu destekledi. Bunun üzerine hükümet

çevreleri büyük bir infial göstererek boykotun elebaşlıları olarak kabul etiği bir çok

genci ve Öğretmenler sendikası yönetim kurulunun bütün üyelerini tutukladı.

Gözetim altına alınanlar ağır işkencelere maruz kaldıkları gibi emniyet ekipleri

Kekükte sevilen bir tiyatro sanatçısının hayatına kıyarak yıkıcı eylem yapacağı

iddiasında bulundu.

Böylece ulusal dayanışmanın son tuğlası da yerinden kayıyor ve Irak rejimi

Türkmenler tarafından hiç bir şekilde artık kabul göremiyeceğinin çizgisini

çiziyordu. Bu hadiselerden bir kaç ay sonra Kerkükte seçkin bazı aydın kişiler ve

milliyetçi öğrenciler tutuklanarak Bağdada sevkedildiler. Siyasi şubede ağır

işkencelere tabi tutulan bu gençler bir ay sonra ve hiç bir yargılama yapılmadan

salıverildiler.

İşin tuhafı Irak Devrim Komuta Konseyi 2001 yılı 35 numaralı kararını çıkararak

Birleşmiş Miletlerin 47-111 nolu ve 16 Aralık 1992 tarihli kararıyla onaylanan ve

üye ülkeler tarafından Ocak 1992 tarihindeki 14. toplantıda karara bağlanan

ırkçılığın bütün şekillerini yok etme antlaşmasını 8. maddesinin tadili anlaşmasına

katılmayı kabul etmişti!

Aslında Türkmenlerin Kültürel ve Mili hakları ilk Anayasa ile ve Cemiyet-i

Akvam,a verilen teahütle güvence alınmış bir siyasi sözleşmeydi. Ancak

uygulamalar her zaman içaçıcı olmamıştı. Bu bağlamda Henry Foster "Yeni Irak,ın

oluşumu" kitabının ikinci cildinde Irak devleti kurulduğunda Türkmen bölgelerinde

13 resmi türkçe okulun bulunduğunu yazar. 20. yüzyıl ise Baas rejimin gölgesinde

sona ererken hiç bir resmi veya özel okul yoktu, ayrıca öğrenciler ve öğretmenler

kendi lisanlarıyla konuşmaktan bile alıkonuluyorlardı.

Tutuklamalar Devam Ediyor

1973 yılında Irak rejimi bazı aydı gençleri tekrar tutukladı. Bunlar daha önce 1971

yılında tutuklanmışlar ve haklarında yapılan takibata bir suçları sabit olmayınca

salıverilmişlerdi. Salıverilenlerin birisi evi arandığında ruhsatlı bir tabancasına

elkonmuştu. Bu tabancayı geri almak için müracaat edilince eski dosyalara bakan

emniyet güçleri salıverilenlerin hepsini tekrar tutuklayarak askeri bir mahkemeye

sevketti. Svunma kabul etmeyen mahkeme hepsini yedi yıl ağır hapis cezasına

çarptırarak Bağdat yakınındaki Abu Gurayb hapishanesine kapatı. İki yıl sonra ve

genel bir af çıkınca bunda yararlanan Türkmenler de evlerine döndüler.

Bu arada tutuklamaların ardı arkası kesilmiyordu. Tutuklarının çoğu Devrim özel

mahkemelerine sevkedilerek hiç bir savunmaları alınmadan kiminin idamına kiminin

de uzun seneler hapsine karar veriliyordu.

Türkmen Liderlerin İdamı

25 Mart 1979 tarihinde Türkmenlerin lider kadrosundan olan bazılarının aniden

tutuklandıkları haberi alındı. Bunların başında Genç Türkmen Lideri Nejdet Koçak,

emekli General Abulah Abdurrahman geliyordu. Bunlardan bir kaç gün önce yine

aydın Türkmen liderlerinden Dr. Riza Demirci ve İşadamı Adil Şerif tutuklanmıştı.

9 ay boyunca tutuklulardan haber alınamadı, bu süreden sonra tutukluların ailelerine

idam edilmeden önce son defa kendileriyle görüşebilecekleri haberi geldi. Bunların

hiç bir savunma veya normal yargılamaları yapılmadan ve hiç bir avukatla

görüşmelerine müsaade edilmeden Devrim mahkemesine çıkarıldıkları ve orada

Koçak,Abdurrahman ve Şerif,in idamlarına karar verildiği öğrenildi.

Liderler 16 Ocak 1980 tarihinde idam edilerek Kerkük ve bütün Türkmen bölgelerini

yasa boğdular. Böylece Baas rejimi Irak devleti kurulalı bir ilke imza atıyor ve

Türkmenler arasından gerekçesiz idamlar kapısını açıyordu. Bundan sonra onlarca

şehit, Baas,ın gaddar uygulamalarıyla sehpalara gönderildi veya Dr. Demirci,nin

konusunda olduğu gibi işkence uygulanırken hayatını kaybederek cesedi dahi ailesine

teslim edilmedi.

Bundan sonra Türkmenlerle rejim arasında son köprüler de atılmış oldu. Artık

Türkmenler ne resmi görevlere talip oluyor, ne de sivil toplum örgütlerinde veya

derneklerde yer alıyordu.Bunun akabinde bu rejimle yaşamanın mümkün

olamayacağını gören bir çok aydın, genç ve esnaf kendi seçtikleri mecburi sürgüne

yöneldiler.

Bu mezalim ve birinci körfez savaşı sırasında Irak,ın uygulamalarına karşı

uluslararası suskunluk Baas rejimini daha da cesaretlendirmiş ve Türkmen aydınları

ve gençlerinin büyük bir kesimi tutuklanarak Devrim Mahkemesine sevkedilerek

çıkarılan idam kararlarıyla tasfiyeye maruz tutuldu. Bir kısmı ise tutuklandıktan sonra

izine rastlanmayarak yokedildi.

Baas rejimi İran ile olan savaşı fırsat bilerek mislüman Türkmen gençlerini de hedef

alarak Şia mezhebine bağlı olan tutukladığı her Türkmen genci öteki miletlere

mensup olanlar gibi İslami Dave partisine üye olma ithamıyla kıyıma uğratarak

topraklarına ve prensüplerine bağlı olan yüzlerce dürüst Türkmen gencin hayatına

kıydı.

İkinci Körfez Savaşı

Irak,ın Baas rejimi Kuvet,e saldırarak ülkey. Anlaşılması güç olan bir savaşa sokarak

Kuveyt,in kurtarılması çatışmalarında cephelere sürülen bir çok Türkmen asker ve

subayının hayatlarını kaybetmelerine sebep oldu. Bunlardan büyük bir bölümü zorla

yedek hizmete alınıp bu anlamsız savaşta katledilenlerdi.

Bu savaşın en acı sonuçlarından biri belki de Irak ordusunun en parlak subayı olan ve

yüzlerce genç subayın ve kurmayın yetiştirilmesinde öncülük yapan Kurmay

Tümgeneral İsmet Sabir,in şehit edilmesiydi. Sabir, Kuveyt,ten askeri literatüre

geçecek bir planla Irak ordusunun bazı seçkin bölüklerini hiç bir zarara uğramadan

cepheden çekmiş rejimin başını da ateşli bir tartışmadan sonra vatana ihanetle

suçlayarak doğruları söylemiş ve Saddam Hüseyin tarafından idam edilmişti.

Irak rejimi bu savaşta hezimete uğrayıp Irak,ın kuzeyinde ve güneyinde ayaklanma

olunca rejim kuvvetleri Kürt kuvvetlerinin Kerkük,e girişi ve Türkmenlerin bir çok

semti ele geçişrmelerinin ardından şehre tekrar girerek önüne geleni altüst etmeye

başladı. 27 Mart 1991 yılında ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılmasından ve Tuz

Hurmatu, Tavuk ve Taze Hurmatunun yolda tahribata uğratılmasından sonra Irak

ordusu ve Cumhuriyet Muhafızları güçleri Kerkük,ün kuzeybatısınada ve 45

kilometre uzaklıktaki Altun Köprü ,ye girerek Kerkük,den ve öteki kasabalardan

kaçmış olanları takible şehirde hareket halindeki her canlıya ateş açmaya başladılar,

Ramazan ayının özelliğine de aldırmadan evlere baskın düzenlemeye başlayan askeri

güçler buldukları bütün erkekleri belirli olmayan bir noktaya sevketmeye başladılar.

28 Mart 1991 günü topplama kamplarına gönderilenlerden hiç bir haber alınamadı.

Bu hadiseden bir kaç hafta sonra yüz kişiden fazlanın cesetlerinin atılmış olduğu toplu

mezarlara rastlandı. Aralarında Altun köprüğ ehalisi olduğu gibi Kerkük Ve Taze

Hurmatu,dan hedefsiz bombardumanlardan kaçmış olan vatandaşların da bulunduğu

102 ceset bulundu.Yaşları 10 yılla 66 yıl arasında olan bunların arasında yaşlı, çocuk

ve hata özürlüler de vardı. Bunların kimlikleri şöyle:

Kerküklüler:

1- Ahmet Enver Abdulah 2- Turan Ahmet Enver

3- Atila Ahmet Enver 4- Tarık Bayez Hurşit

5- Adnan bayez Hurşit 6- Adil Bayez Hurşit

7- Şehap Ahmet Farac 8- Cemal ahmet Farac

9- Eyyup Salah Sait 10- Abbas salah Sait

11- Nevzat Kadir Abdurrahman 12- Eyad Kadir Abdurrahman

13- Mehmet Reşit Veli 14- İmat Muhammed Reşit

15- İsam Osman Cemil 16- Salah Sait Salih

17-Fazıl Cihat Fettah 18- Nihat Abdulkerim Ali

19- Cebbar Sıddık 20- Halil Fethi Muhammed

21- Celil Fethi Muhammed 22- Şükür Hamdi Muhammed

23- Nizameddin Şükür Hamdi 24- Mustafa Süleyman İskender

25- Hüseyin Ali Ahmet 26- Mahmut Attar

27- Muazzam Osman Ali 28- Atila Nasih Bezirgan

29- Şahin Nasih Bezirgan 30- Nuretin Terzi

31- Nurettin Terzi,in oğlu “ismine 32- Nurettin Terzi,nin ikinci oğlu

ulaşamadık” “ ismine ulaşamadık”

33- Osman Cemil 34- Zeynelabidin Fazıl

35- Hasip Müşir Riza 36- Abdurrahman Müşir Riza

37- Selam Reşit 38- Nizam Reşit

39- Mahmut Reşit 40- Cüneyt Seyit Behçet

41- Cemil Süleyman Abbas 42- Kemal Sabir Ahmet

43- Sezer Cuma Yasin 44- Şamil Abdurrahim

45- Kabil Abbas Burhan 46- Rüştü Halil

47- Nezar Mehdi 48- Ercüment Geylan Muhammed

49- Abdulmecit Abdulkerim 50- Oğuz Semi Emin

51- Celil Fethi Muhammed 52- Yıldırım Kerim

53- İskender Ali 54- Orhan Hamit Abdurrahman

55- Yaşar Hamit Abdurrahman

Taze Hurmatu,lular:

56- Haydar Gaydan 57- Ali Ekber Süleyman

58- Hüseyin Ali Ekber Süleyman 59- Zeynelabidin İbrahim

60- Aziz Tacil 61- Hamit Garip

62- Ali Hüseyin Abbas Malı 63- Necat Taki

64-Cemal Şükür Saki 65- Abdullah Kahya

66- Ali abdullah Kahya 67- İsmail Şükür Silav

68- Zenelabidin Ekber Naccar 69- Haşim Haydar Behram

70- Cevdet Haydar Behram

Altun Köprülü,ler:

71- Çetin Ahmet Behçet 72- Mansur Mazlum Nuri

73- Cengiz Mazlum Nuri 74- Nuri Mazlum Nuri

75- Mehmet Halit Mendan 76- Adnan Halit Mendan

77- Melik Faysal Süleyman 78- Şalan Faysal Süleyman

79- Abdusselam Reşit Hasan 80- Kasım Mehmet Tevfik

81- Haşim Mehmet Tevfik 82- Saddam Reşit hasan

83- İhsan Mahmut Veli 84- Erdsal İhsan Mahmut

85- İhsan ali Feyzullah 86- Ali İhsan Riza

87- Haşim Ali İhsan Riza 88- Ömer Hurşit Salih

89-Amir Ömer Hurşit 90- Adil Ömer Hurşit

91- Sabah Ahmet Hamdi 92- Aziz Ali sait

93- Erşet Hurşit Reşit 94- Settar Abdurrahman aziz

95- Saip Tatar Kadir 96- Necip sait salih

97- Hazım Enver Abdullah 98- Zaim İsmail Hasan

99- Suut Hatap Osman 100- Amir Mithat İzzet

101-İsam Mithat İzzet 102- Hani Mithat İzzet

Ayrıca Tavuk bucağı da ordu firarilerini takip bahanesiyle tutuklama ve

kovalamacalara sahne oldu ve bir çok genç herhangi bir gerekçe gösterilmeden

tutuklama kamplarına sevkedildi.

Irak hükümeti "Irki Temizleme" politikasını hızlandırarak Türkmen bölgelerinin etnik

konumunu değiştirmeye kalkıştığı gibi kürt bölgelerinin de hüvviyet değiştirmesi

girişimlerine başladı. Bu bağlamda yeni yerleşim bölgeleri ihdas edilerek güney

vilayetlerden araplar Kerkük,e ve civarına yerleştirildi, bunlara büyük nakit

yardımları yapılarak gayrimenkul almaları ve ev yapmaları teşvik edildi.

Bunun karşısında Türkmenlerin mülk edinmeleri, Arap Olmayanlara mülk satmaları

ve hata hükümete ait işyerlerini kiralamaları yasaklandı. Türkmenler türlü tehdit ve

özendirmeler altında nüfus dairelerine gidip etnik kökenlerini Arap olarak

değiştirmeye zorlandı, tarım arazilerine el konularak arap vatandaşlara dağıtıldı, kamu

alanlarında kendi ana lisanlarıyla konuşmaları yasaklandı, hükümet dairelerine memur

plarak atanmaları yasaklandı, mevcut olanların bir bölümü güney vilayetlere atandı ve

Irak dışına göç edenlerin mülklerine el konuldu.

Yabancı ülkelerin emniyet bölgesi olarak üçuşa yasak bölgelerin bulunduğu ve 36.

paralelin üstü olan araziye girmemesi güvencesi de zaman zaman işlemeyerek Irak

güçleri Kürdüstan Demokratik partisi ile anlaşarak Kürdüstan Yurtseverler Birliği

partisi güçlerini Erbil,den çıkarmak için bu şehre dalış yaptı.

Yurtseverler birliği Erbilde çıkarılarak şehir KDP,ye teslim edildi, ancak bu hizmetin

karşılığı bölgede bulunan aktif Türkmenlerin kellesiydi. Emniyetli olduğu söylenen

bu bölgede buluna Türkmen aydınları gafil avlanarak Türkmen siyasi partileri ve

örgütlerinde çalışan lider kadrosu tutuklanarak Irak güçleri çekilince Bağdat,a

sevkedildiler ve o zamandan sonra kendilerinden hiç bir haber alınamadı.

Bu ihanet ve kalleşlik çemberi içinde tutuklanan Türkmenler şunlardı:

1- Aydın Şakir Iraklı

2- Mehmet Reşit Mehdi Tuzlu

3- Ferhat Kasım Kerküklü

4- 4- Eyad Vahit sadullah

5- 5- Ali Hasan Hüseyin

6- Abdurrahman Ömer kadir Bakkal

7- Ali Efzal Abdullah Yayçılı

8- Ahmet Nurettin Kayacı

9- Mikail Şehbaz Samat

10- Tarık Fait Nurettin

11- Sirvan Ahmet Abdulkadir

12- Munim Mehmet Emin

13- Halit İbrahim Ahmet

14- İbrahim Abdurrahman

15- Mazin Faruk

16- Necmettin Nurettin

17- Şakir Şükür Zenelabidin

18- Neşet Faysal Abdullah

19- Şirzad Yusuf Aziz

20- Şahin Yunus Mahmut

21- Hacir Abdulgani Şehap

22- Abdurrahman Kadir Mahmut

23- Halit Abdulah

24- Nusret Halit Abdullah

25- Yılmaz Halit Muhiddin

26- Ayad Ahmet

27- Abdurrahman Kaleli

Bunların çoğunluğu Kerkük ve Erbil şehri evlatlarıydı.

ŞEREF LİSTESİ

Türkmen vatandaşlardan yüzlercesi hayatlarını ya Kötü isimli Devrim Mahkemesi

zalim kararlarıyla idam sehpalarında, yahut işkence altında ve yahut da gizli

yöntemlerle faili mechu suikastlarla kaybettiler.

Bu kapsamda isimlerine ulaştığımız şehitlerin şeref listesi aşağıya alınmıştır.

İsimlerine ve ölüm gerekçelerine ulaşamadığımız bir çok başkalrı da vardır, eminiz.

Ancak tevsik edemediğimiz kişilerin isimleri buraya alınmayarak sadece Türkmen

partileri ve derneklerinde ve Irak Türkmenleri İslami Birliğinin dökümantasyon

merkezinde kaydı bulunanlar alınmıştır.

1- İbrahim İsmail Aşur 2-

İbrahim Ahmet Hurşit

3- İbrahim Ekber Necef 4- İbrahim Çoban Bakır

5- İbrahim Hamza 6- İbrahim Şükür

7- İbrahim Şükür Tevfik 8- İbrahim Ali Merdan

9- İhsan Hilmi Hamid 10- İhsan Abdurrahman

11- İhsan Kemal Mehdi 12- İhsan Mehmet Ali Haydar

13- İhsan Haşim Aziz 14- Ahmet Hasan Mehmet

15- Ahmet Nurrettin Kayacı 16- Ercan Yavuz Mehmet

17- İsmail İbrahim Mehmet 18- İsmail Beyati

19- İsmail Hasan Sabir 20- İsmail Ali Fazıl

21- İsmail Fazıl Şerif 22- İsmail Mustafa Ahmet

23- Ekrem Hurşit 24- Ekrem Sultan Mehdi

25- Ekrem Kerim Kasap 26- Ekrem Mahmut Şüca

27- Emir Ahmet Efendi 28- Emir Kerim Ali

29- Enver Abdulkirim Abdulsamat 30- Enver Mehmet Ali Saki

31- Enver Mahmut Nefteci 32- Aydın Mustafa

33- Aynur Hamit Mustafa 34- Ayhan Ahmet

35- İbrahim Ekber 36- İbrahim Piryadi

37- Atilla Ahmet Nimet 38- İhsan Asgar Zeynel

39- İhsan Hilmi 40- İhsan Fazıl

41- İhsan Kemal 42- İhsan Mehmet Ali

43- Ahmet Asgar Finiş 44- Ahmet Beşirli

45- Ahmet Beyati 46- Ahmet Hasan Ekber

47- Ahmet Reşit Beyatlı 48- Ahmet Reşit Ali

49- Ahmet Süleyman Kasap 50- Ahmet Şahkulu

51- Ahmet Arab 52- Ahmet Aziz Cemil

53- Ahmet Ali Iryan 54- Ahmet Kanber

55- Ahmet Mehmet Ahmet 56- Ahmet Mehmet Ali

57- Ahmet Mehmet Ali Kahya 58- Ahmet Mustafa Ahmet

59- Ahmet Veli Bektaş 60- Esat Faruk Kayacı

61- İsmail İbrahim 62- İsmail Ahmet

63- İsmail Ali 64- Asgar Hamit Hurşit

65- Asgar Abit Mehmet 66- Ekber Zeynelabidin

67- Ekber Abit 68- Ekber Aladdin

69- Ekber Ali 70- Ekber Ali Behram

71- Ekber Ali Merdan 72- Ekrem Ömer Taha

73- Enver Mehmet Ali 74- Aydın İbrahim Ali

75- Adyın Şengül 76- Bakır Cuma Kazım

77- Burhan Ekber Ali 78- Burhan Tevfik Ali

79- Burhan Suphi Tevfik 80- Burhan İzzettin Nimet

81- Belkis Hamit Abdulah 82- Behatin Eşref Süleyman

83- Behattin Kocava 84- Tahsin Ahmet

85- Tahsin Asgar 86- Tahsin Beşirli

87- Tahsin Korkmaz 88- Casım Ahmet Şahkulu

89- Casım Cuma Kara Ali Beyati 90- Casım Dara

91- Casım Mehmet Ali Haydar 92- Casım Mehmet Ferhan

93- Casım Nurettin 94- Cercis Mehmet Nurettin

95- Cafer Ahmet 96- Cafer Beyati

97- Cafer Cevat Kazim 98- Cafer Riza Arafat

99- Cafer Kazım Musa 100- Celil İbrahim Kanber

101- Celil İbrahim 102- Celil Demirci

103- Celil Ömer Kümbetli 104- Celil Fatih

105- Celil Mehdi Kazancı 106- Cemal Ahmet Farac

107- Cemal Ekber 108- Cemal Cebbar Kuyucu

109- Cemal Mehmet Sadık 110- Cemal Mehemt Kerim

111- Cemal Nalbent 112- Cuma Pamukçu

113- Cuma Hasan 114- Cuma Hasan Hayri

115- Cuma Saki 116- Cuma Şenin

117- Cuma Kazım Selman 118- Cuma Kemal Beyatlı

119- Cengiz Paşaoğlu 120- Cengiz Kahraman Veli

121- Cengiz Mehmet 122- Cihat Fazıl Tavuklu

123- Cihat Fahretin Mehmet 124- Cevat Zeynelabidin Musa

125- Cevad Kanber 126- Cevat Hadi Ali

127- Cevdet Avcı 128- Cevdet Kemal Dayı Ali

129- Hacı Mehdi Boyacı 130- Habip Kerem Nuri

131- Habib Mubarek Fetah 132- Hasan Baki

133- Hasan Hüseyin 134- Hasan Zekeriya Mirza

135- Hasan Şakir 136- Hasan Şükür Mustafa

137- Hasan Abbas 138- Hasan Abbas Beahlul

139- Hasan Arap 140- Hasan Ali Bahlül

141- Hasan Ali Uryan 142- Hasan Ali Kurevi

143- Hasan Ali Kenit 144- Hasan Gurap

145- Hasan Mehmet Yunus 146- Hasan Mustafa Dülfikar

147- Hasan Neccar 148- Hasan Nasrattin Kerim

149- Hasan Veheb Elmulla 150- Hüseyin Ahmet Paşa

151- Hüseyin Beyati 152- Hüseyin Hasan

153- Hüseyin Hasan Süleyman 154- Hüseyin Hasan Sabır

155- Hüseyin Haydar 156- Hüseyin Haydar Halil

157- Hüseyin Haydar Abbas 158- Hüseyin Hurşit Kahya

159- Hüseyin Zeynelabidin 160- Hüseyin Safi Sultan

161- Hüseyin Tavuklu 162- Hüseyin Aşur

163- Hüseyin Asker Gani 164- Hüseyin Ali Ahmet

165- Hüseyin Ali Davut 166- Hüseyin Ali Demerci

167- Hüseyin Ali Riza 168- Hüseyin Ali Şakir

169- Hüseyin Ali Abbas 170- Hüseyin Ali Merdan

171- Hüseyin Ali Maruf 172- Hüseyin Ali Hadi Rauf

173- Hüseyin Fazıl 174- Hüseyin Fazıl Sadık

175- Hüseyin Fazıl Abbas 176- Hüseyin Kasım

177- Hüseyin Kalender 178- Hüseyin Koryalı

179- Hüseyin Mehmet Ali 180- Hüseyin Mertazi

181- Hüseyin Yunus 182- Hakkı Mehdi Ali

183- Hilmi Hurşit 184- Hamdi Hurşit Abbas

185- Hamdi Hurşit Mehmet Ali 186- Hamza Ahmet

187- Hamza Ahmet Beyati 188- Hamza Abbas

189- Hamza Kumbetli 190- Haydar Ahmet Şahkulu

191- Haydar Abdurrahman 192- Haydar Kadir Hıdır

193- Haydar Kasim Beşiri 194- Haydar Kamber

195- Haydar Kanber Kahya 196- Haydar Kerim Beşiri

197- Halit Sait Akkoyunlu 198- Halit Şengül

199- Halit Osman 200- Hatice Muhsin Elvehap

201- Kazgel Hüseyin 202- Hıdır Beşerli

203- Hıdır Ali Merdan 204- Halef Hasan Sabır

205- Halil İbrahim Abbas 206- Halil İbrahim Laz

207- Halil Al Muhamed Yunus Telaferi 208- Halil İhsan Taki

209- Halil Hasan Taki 210- Halil Şükür Anbaki

211- Halil Fatih 212- Halil Fahri Ali

213- Hurşit Veli Beşeri 214- Dülfükar Haydar Beşeri

215- Ruşdi Reşat Muhtar 216- Riza Hasan Aşur

217- Riza Raşid Mehmet 218- Riza Kasım Hamu Beyati

219- Riza Murtaza 220- Raad Abbas Mecit

221- Remzi Mehmet 222- Ramazan Cemil Kerim

223- Zeki Mehmet Ali 224- Zaman Mehdi Mevlut

225- Zehra Bektaş 226- Halil Telaferi,nin eşi

227- Zeynelabidin Hayrullah 228- Zeynelabidin Şükür

229- Zeynelabidin Sabır 230- Zeynelabidin Sabır Ahmet

231- Zeynep Tisinli 232- Sakine Kamber

233- Salim İbrahim 234- Salim Hasan Taki

235- Sami Abdulvehap Beyati 236- Settar Beyraktar

237- Sedat Ali Nasih 238- Sertip Hüseyin

239- Sercan Şakir Çaycı 240- Sefil Gaip Mehdi

241- Sefil Mehdi Gaip 242- Sekran Fazıl Cafer

243- Selman Reşit 244- Selman Reşit İbrahim

245- Selim Hasan Taki 246- Selim Hamdi Baki

247- Semin Ahmet İsmail 248- Semin Hayrullah

249- Semin Didar Veli 250- Semin Abdurrahman Beyati

251- Sinan Mehmet 252- Seyit Cafer

253- Seyit Hüseyin 254- Seyit Aşur

255- Seyit Mehmet 256- Seyit Mehmet Salihi

257- Sirvan Celal 258- Seyfetin Ali Haşim

259- Şahin Tazali 260- Şeref Hasan Ağa

261- Şükür Hasan Asker 262- Şükür Halil Cuma

263- Şükür Mahmut Şevket 264- Şükrü Mehmet

265- Şükrü Mahmut Şükür 266- Şükür Mahmut Beyati

267- Şehap Ahmet 268- Şehap Mehmet Hüseyin

269- Şehit Muharrem 270- Şirzat Ahmet Sait

271- Şirvan Süleyman Sait 272- Sabır Mehdi Musa

273- Salih Yunus Ali 274- Sabah Beşiri

275- Sabah Mehemt Emin 276- Sabah Mehmet Ceddu

277- Sabah Mevlid Mehmet 278- Suphi Bakir

279- Suphi Baki 280- Suphi Fazıl

281- Suphi Yahya Kazım 282- Sefa Hasan

283- Sefa Hasan Ali 284- Sefa Saki Veli

285- Salahaddin Abduşa 286- Salahattin Necim Hatat

287- Salah Terzi 288- Salah Hasan

289- Salah Hasan Salih 290- Salah Kayacı

291- Salah Mehmet Cudu 292- Salah Nurettin

293- Zıya Kasım Ali 294- Ziya Kasap Oğlu

295- Tarık Mehmet Abdullah 296- Tarık Musa Tevfik

297- Talip Cuma 298- Talip Mulla Hadi

299- Talip Mula Hadi Çaycı 300- Tahir Şakir Şeyhlerzade

301- Tahir Şakir Kasap 302- Taha Numan Müslim

303- Adil Ahmet Demirci 304- Adil Kasım

305- Adil Kasım Ağa 306- Adil Kumbetli

307- Aşur Hasan Heneş 308- Aşur Mehdi

309- Aşur Nazim Tazeli 310- Asi Abbas Hasan

311- Abbas Ekber Kanber 312- Abbas Tevfik Çoban

313- Abbas Celal 314- Abbas Cemal

315- Abbas Reşit Ortay 316- Abbas Riza

317- Abbas Saki Hıdır 318- Abbas Semin

319- Abbas Şükür Safer Beyati 320- Abbas Suphi Tevfik

321- Abbas Ali Ekber 322- Abbas Ali Şükür

323- Abbas Ali Naccar 324- Abbas Fazıl

325- Abbas Fazıl Sadık 326- Abbas Mehmet

327- Abbas Mustafa 328- Abbas Mehdi Riza Bender

329- Abbas Nazlı 330- Abbas Vehap

331- Abdulemir Abbas Mustafa 332- Abdulemir Ali Hadi Ruüf

333- Abdulemir Fazıl Sadık 334- Abdulemir Kazım Tevfik

335- Abdulemir Mehmet Mevlut 336- Abdulemir Hasan Ağa

337- Abdulemir Hüseyin 338- Abdulemir Abbas

339- Abdulhasan HacHüseyin 340- Abdulhüseyin Aziz Şevket

341- Abdulhüseyin Kalendir Şehbaz 342- Abdulhüseyin Mela İbrahim

343- Abdulhüseyin Mehdi Mevlit 344- Abdullhamit Andurrahman

345- Abdullhalik Ahmet Kevter 346- Abdulhalak Hüseyin

347- Abdullhalik Aziz Haydar 348- Abdurrahman Mehmet

349- Abdurrazak Ahmet Şahkulu 350- Abdurrazak Abbas Ali

351- Abdussecad Mehmet Ali 352- Abdussamet Tisinli

353- Abdulemir Ali Hadi 354- Abdulazim Ekber

355- Abdullazim Hacigalip 356- Abdullazim Zaman

357- Abdullgafur Mühsin Abbas 358- Abdulgafur Abdullhalik

359- Abdullkerim Alah Verdi 360- Abdullkerim Haci Aziz

361- Abdullkerim Zeynelabidin 362- Abdullkerim Sefer

363- Abdullkerim Aziz Haydar 364- Abdullkerim Kasım

365- Abdullkerim Mustafa Mehmet 366- Abdullatif Ahmet Kevser

367- Abdullah Ahmet 368- Abdulah Ağme

369- Abdullah Tahsin 370- Abdulah Tahsin Beşirli

371- Abdullah Arap 372- Abdulah Aziz Beg

373- Abdullah Ali İbrahim 374- Abdullah Ali Şükür

375- Abdullah Mümin İbrahim 376- Abdulmecid Hüseyin Tisinli

377- Abdulnasır Refik Kazım 378- Abdulhadi Kerim Kasım

379- Abdulvehap Haydar İmamlı 380- Abdulvehap Mehmet Hüseyin

381- Abdullah Mehmet 382- Adnan Halil İbrahim

383- Adnan Sabır Mehdi 384- Adnan Saygın Hasan

385- Adnan Adil Merdan 386- Adnan Kemal Kanber

387- Adnan Muhsin Al Vehap 388- İrfan Halil

389- İzzettin Celil Abdullhamit 390- İzzetin İsmail Tuzlu

391- İzzet Saki 392- Aziz Haydar

393- Aziz Reşit Riza 394- Aziz Adil Şerif

395- Asker Ahmet Şahkulu 396- Asker Taki Bekir

397- Asker Hasan Ali 398- İsam Ömer Celil Sarıkahya

399- Alattin Hüseyin 400- Alattin Abdulsamad

401- Ali Ekber Rauf 402- Ali Asgar Hasan Taki

403- Ali Asgar Şükür 404- Ali Asgar Musevi

405- Ali Asgar Musa Kazım 406- Ali Ekber Tisinli

407- Ali Ekber Hıdır Beyati 408- Ali Ekber Rauf

409- Ali Ekber Zeynelabidin 410- Ali Ekber Kencav

411- Ali Ekber Kevser 412- Ali Ekber Yusuf

413- Ali İlyas 414- Ali Bakır

415- Ali Bakır Kazım 416- Ali Beşirli

417- Ali Taki 418- Ali Hasan Hüseyin

419- Ali Hüseyin 420- Ali Hüseyin Beşirli

421- Ali Hüseyin Mamasi 422- Ali Hüseyin Mehmet

423- Ali Hilmi 424- Ali Hilmi Hamit

425- Ali Reşit 426- Ali Riza Muhtar

427- Ali Semin Ahmet 428- Ali Seyit Muhsin

429- Ali Sadık 430- Ali Tuzlu

431- Ali Abbas Saatçi 432- Ali Abdullah Hıdır

433- Ali Abdullvehap 434- Ali Asker

435- Ali Fazıl Beyati 436- Ali Fazıl Musa

437- Ali Kasım Tazeli 438- Ali Kanber Halil

439- Ali Kazım 440-Ali Kazım Tisinli

441- Ali Kazım Hurmatulu 442- Ali Kerim Sefer Beyatlı

443- Ali Kemal 444- Ali Kemal Hasan

445- Ali mehmet Veli 446- Ali Murat hüseyin

447- Ali Merdan Hüseyin Tisinli 448- Ali Merdan Reşit

449- Ali Merdan Şükür 450- Ali Musa

451- Ali hadi Çardaklı 452- Ali Hadi Rauf

453- Ali Vehap ahmet 454- Ali Yayçılı

455- İmat Mehmet Merdan 456- Ömer Esat

457- Ömer Mula Şakir 458- İmran Hıdır Ali Merdan

459- İmran Asi Musa 460- Avnettin Hüseyin Sabir

461- İsa Riza Ekber 462- İsa Musa

463- Gaip Ahmet Havi 464- Gaaip amehmet Ali Beşirli

465- Gazi Naccar 466- Fuat Ramazan kerim

467- Fuat İzzet Celil 468- Fuat Kazım Nedim

469- Faik Tazeli 470- Faik Fuat İsmail

471- Faik Musa Tevfik 472- Fatih Şakir Kazım

473- Faruk Namık 474- Fazıl Allah Verdi Sefer

475- Fazıl Süleyman 476- Fazıl Şükür Anbeki

477- Fazıl Abbas Mustafa 478- Fazıl Asker Mehmet

479- Fazıl Ali 480- Fazıl Kamber

481- Fazıl Mehmet Rahim 482- Fettah Gaip Süleyman

483- Ferhat Nasrettin Ali 484- Felah Cuma Süleyman

485- Felah Şükür Abdulah 486- Faysal Beyatlı

487- Faysal Mehmet Hüseyin 488- Kasım Ahmet Şahkulu

489- Kasım Hasan Ağa 490- Kasım Hasan Tazeli

491- Kasım Hasan Kenid 492- Kasım Hamdi

493- Kasım Abbas Veli 494- Kasım Fazıl

495- Kasım Kanber Ali 496- Kasım Kanber Vahit

497- Kasım Kazım Süleyman 498- Kasım Mehmet

499- Kasım Mehmet İbrahim 500- Kasım Mahmut Kanber

501- Kasım Mehdi Mecit 502- Kasım Necef Hüseyin

503- Kazım Abbas 504- Kazım Abbas Yusuf

505- Kazım Yusuf 506- Kerim Zeynelabidin

507- Kerim Zeynelabidin Mehdi 508- Kerim Sefer Beyatlı

509- Kemal Terzi 510- Kemal Cuma Behram

511- Kemal Cuma Yasin 512- Kemal Abdulsamat Tisinli

513- kemal Kanber 514- Kemal Kanber Çayırlı

515- Kemal Mustafa 516- Lebüp Salih Nurettin

517- Mumin Hacı Vahit 518- Müeyyet hamzalı

519- Malik Hamit 520- Mahir Oktay

521- Mecit Semin kuravi 522- Muhsin Hasan

523- Muhsin Hüseyin Ferhan 524- Muhsin Süleyman

525- Muhsin Ali 526- Muhsin Ali Hadi Rauf

527- Muhsin Fazıl 528- Muhsin Fazıl Culhacı

529- Muhsin Ferhan 530- Muhsin Maksut Cuma

531- Muhsin Maksut Ali 532- Mehmet Emin Cevat Kazım

533- Mehmet Ahmet Demirci 534- Mehmet Ahmet Şahkulu

535- Mehmet Uzun Şükür 536- Mehmet Taki Ahmet

537- Mehmet Taki Ahmet Muhammet 538- Mehmet Cafer Terzi

539- Mehmet Cafer sadık Hayyat 540- Mehmet hasan Taki

541- Mehmet Hüseyin 542- Mehmet Hüseyin Beşirli

543- Mehmet Hüseyin Mehmet Selim 544- Mehmet Hammu

545- Mehmet Reşit Mehmet 546- Mehmet Riza Mehmet

547- Mehmet Zühtü İbrahim 548- Mehmet Semin

549- Mehmet Seyit Hüseyin 550- Mehmet Sivid Bezirgan

551- Mehmet Şakir 552- Mehmet Şevket Kanber

553- Mehmet Abbas 554- Mehmet Abdulah Ali

555- Mehmet Abdullah 556- Mehmet Ali Cuma

557- Mehmet Ali Hurşit Abbas 558- Mehmet Ali Abbas

559- Mehmet Gani Mübarek 560- Mehmet Fatih Saatçi

561- Mehmet Fazıl Hurşit 562- Mehmet fazıl abbas

563- Mehmet Kasım salih 564- Mehmet Korkmaz

565- Mehmet Mahmut Ahmet 566- Mehmet Murtaza

567- Mehmet Murtaza Davut 568- Mehmet Nuri Hamit Şelal

569- Mehmet veli 570- Mehmet Veli Bektaş

571- Mahmut Allah Verdi sefer 572- Mahmut Beyatlı

573- Mahmut Cafer Terzi 574- Mahmut Reşit

575- Mahmut Saki 576- Mahmut Tavuklu

577- Mithat hüseyin Kanber 578- Murat salih Mehmet

579- Muslim Hamdi 580- Mustafa Ahmet Beyatlı

581- Mustafa Hacı Paşa 582- Mustafa Hüseyin

583- Mustafa Ali 584- Mustafa Ali Mehdi Ağa

585- Mustafa Kazım Ahmet 586- Mustafa Kazım selman

587- Mustafa Mehmet Abbas 588- Muzaffer Beşirli

589- Muzaffer Zeynelabidin 590- Muzaffer Fatih

591- Miktat Cebbar Kuyucu 592- Mula Hamat

593- Mümtaz Ekrem ali 594- Mümtaz Ekrem Abbas

595- Münir Cuma Şenin 596- Mehdi İbrahim Ali

597- Mehdi Boyağcı 598- Mehdi hamit Hurşit

599- Mehdi Şeyh İbrahim 600- Mehdi Merdan Derman

601- Mehdi Musa 602- Musa Tisinli

603- Musa Cuma Behram 604- Musa Riza Mehmet

605- Musa Kazım 606- Musa Kazım selman

607- Musa Mirza 608- Mutlu abbas

609- Muvaffak hacı Şükür 610- nasih Abbas

611- Nazım İbrahim Semin 612- Nazım Mehmet Ali

613- Nazım Mendelavi 614- Nafi yasin Doğramacı

615- Necat İsmail Hasan 616- Necat Ahmet Semin

617- Necat İsmail 618- Necat Celil Paşa

619- Necat Hasan 620- Necat Şükrü

621- Necat Kasım 622- Necat Mehmet Koryalı

623- Necat Musa Kazım 624- Necati İsmail

625- Necah mehmet Emin 626- Necdet İbrahim kerim

627- Necdet Şehbaz 628- Necdt Şehbaz Abbas

629- Necdet Asker Mahmut 630- Necef Tisinli

631- Necef Tuzlu 632- Necmettin Çayırlı

633- Necmetin Halaf 634- Necmettin Halaf Mehdi

635- Necmetin Tahir 636- Nezar Resul cafer

637- Neşet Mithat 638- Neşet Mithat Altuncu

639- Nasrullah hadi Mehmet 640- Nidal Hüseyin Ali

641- Nizam Abdulhüseyin 642- Nizam Abdulhüseyin Mehmet

643- Nihat fazıl Tavuklu 644- Nihat Mehmet

645- Nuretin Süleyman Ağa 646- Nurettin Sıddık

647- Nuri Kerim Kasım 648- Nevzat İbrahim Cuma

649- Niyzi Sıddık kasap 650- Haşim İsmail Kanit

651- Haşim beşirli 652- haşim hamdi Baki

653- Haşim Riza 654- Haşim Zeynelabidin

655- Haşim Abbas 656- Haşim Ali Kara

657- haşim Gaip Mehdi 658- Haşim Kadir Hıdır

659- Haşim Mehmet Beyatlı 660- Hicran ali Kemal Mehmet

661- Vefi Naki Hayyat 662- Velit Aziz

663- Vehap Mehdi Asker 664- Yasin Mehmet Sıddık

665- Yahya Zekeriya 666- Yaşar halil İbrahim

667- Yaşar Halil Kanber 668- Yaşar İzzetin Tuzlu

669- Yaşar Mehdi Tuzlu 670- Yaşar Namık Hüseyin

671- Yücel Musa İsmail 672- Yusuf Refik

673- Yusuf Şerif Kazım 674- Yusuf Mehmet Beyati

675- Yüksel Veli Ali

BEŞİNCİ BÖLÜM

Türkmenlerin Nüfusu

Irak Türkmenlerinin gerçek sayısı çok çelişkili tartışmalara sahne olmuştur. Rejim

çıkarlarıyla petrol gelirlerine göz dikenler ve ırkçı emellerle bu bölgeleri yutmak

isteyen talepler ayni hanede birleşerek Türkmenlerin Irak,ta çok az sayılı önemsiz bir

azınlık olarak gösterme çabasını sürdürdüler.

Irak,ta Türkmenler arasından çıkan ve şiir, edebiyat, lisan, bilim, spor dalarında,

ayrıca askeri alanlarda ve havacılıkta çok ciddi elemanlar yetiştiren bu topluluğun

nasıl olur da yok denecek kadar bir azınlık arasından çıktığı çelişkisini kimse

gündeme getirmek istemedi.

Türkmenlerin nüfusu konusuna değinecek olursak bilindiği gibi Irak hükümetlerinin

bu hususta 1957 sayımında telaffuz etiği en düşük rakam 136 800 kişi olarak

gösterilmişti. Bu rakamın ne kadar anlamsız olduğu ve gerçekleri yansıtmadığı ortada

olduğu gibi bir çok yazar ve araştırmacı tarafından kaleme alınmış, hatta devlet

tarafından da ifade edilmişti.

Bu çarpıtmanın en bariz örneği olarak Lozan antlaşmasından önce İngiltere ile

Türkiye arasında cereyan eden müzakerelerde ortaya çıkmıştı. Bilindiği gibi İngizlerin

başdelegesi Lord Curzon Musul vilayetinde Türkmenlerin adedini az göstermekte

akıl almaz yöntemlere başvuruyordu. Curzon İngilizlerin bölgeyi karış karış dolaşan

İngiliz subaylar tarafından 1920 yılında yapılmış olan çok dikkatli ve sağlam sayım

sonuçlarına sahip olduklarını iddia ederek, vilayetin her tarafını dolaştıklarını ve her

şehrin, köyün ve mahallenin kayıtlarını tuttuklarını ileri sürmüştü. Türk tarafınınn

delegasyon başkanı İsmet Paşa sunduğu belgelerle Musul vilayetinde sadece

Türkmenlerin 146 960 kişiye ulaştıklarını tevsik etmeye çalışırken, Lord Curzon bu

sayının belirtmiş olduğu gerekçelerle ancak 66 000 olduğunda ısrarlı olmuştu.

Lord Curzon,un rakamlarını alıp buna Musul vilayeti dışında yaşayan, mesela Diyala

ilçelerinde ve merkezi hükümetin karagahı olan Bağdat,da yaşayanlar için buna %10

yani sadece 6000 kişinin azıcık üstünde bir rakamı ilave edersek ve nüfus artışı için o

zaman kabul edilmiş olan ellili yılara kadar %3.4 ve 1950 den sonra %3.2 oranını

hesaplarsak Lord Curzon,un kabullerine göre Türkmenlerin 1957 yılı sayısının 254

676 olması gerekirdi. Tam adedi saklamakta en çok çıkarı olanların rakamını ele

alsak dahi bu rakamla sonuçlanan nüfus, nasıl oluyor da Irak hükümeti tarafından 136

800 olarak kayde alınıyordu?. Bunu dikkatli gözlerin hepsi anlamakta güçlük çekti.

Lord Curzon,un rakamlarını olduğu gibi alırsak bu adedin 2002 sonunda 884 710

olması gerekir. Peki nasıl oluyordu bazıları bu maksatlı literatürlerinde Türkmenlerin

250 000 kişiyi aşmayacaklarını iddia edebiliyor: Burada sormak gerekiyor, acaba

Türkmenler yüzbinlerce kişiyi kaybettikleri bir toplu soykırımına mı uğradılar?

Bugün Irakta herkes mesela katıksız Türkmen olan Telafer ilçe merkezinde 250 000

Türkmenin yaşadığını ve bunlara Musul civarındaki köylerde barınan ve sayıları

yaklaşık olarak 50 000 kişi olan vatandaşları da ilave edersek bu rakamları telaffuz

edenlerin gerekçesini anlamakta güçlük çekilir. Kaldı ki mesela Kerkük, Erbil, Kifri,

Tuzhurmatu, Tavuk, Tazehurmatu, Altun Köprü, Karatepe, Hanekin ve Mendelideki

Türkmenlerin durumunu ve konumunu da ilave edersek çok açık bir şekilde bu

mesnetsiz rakamların ne anlama geldiği ortaya çıkar.

İngiltere hükümetleri ve bunların paralelindeki belirli amaçlarla bölgeye yerleştirilen

politikacı, yazar ve gazeteciler kendi rakamlarıyla çelişkili olsa dahi elerinden

geldiğince bu rakamları minimale indirmeyi hep sürdürdüler.

Manda idaresi zamanında Irakta bir kaç sene yaşayan Luid Dolberan,ın " Mandadan

Özgürlüğe dek Irak" jitabına bakacak olursak, Manda rejiminin sona erdiği 1932

yılında Türkmenlerin adedi 60 000 kişidir. Dolberan, Türkmenlerin adedini az

göstermekle yükümlü olan Lord Curzon,un 1920 yılı için verdiği 66 000 adedinden de

az gösterdiği Türkmenlere acaba ne oldu da başkaları, mesela Araplar, Kürtler ve

hiristiyanlar çoşalırken bunlar hep nüfus kaybetti diye kendisine hiç sorma lüzumu

hissetmedi mi?

Nüfus konusuna girmeden önce bizce çok önemli bir hususun altını çizmek

gerekmektedir. Gördüğümüz kadarıyla Irak,ta yaşayan Kürt vatandaşlar olsun, resmi

hükümet olsun Türkmenlerin sayısını saklamaya çalışmakla büyük bir yanılgıya

düşmüşlerdir. Belki bazı Türkmen aydınları da kendilerini ve Türkmen halkının

haklarını savunmak adına aynı yanılgının ters tarafına takılmışlardır.

Aslında herhangi bir vatandaşın veya etnik toplumun hakkı çoğunluk veya

azınlık hesabına göre yapılmamalıdır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Irak anayasaları hiç

bir zaman bir üstün ırk ve azınlıklar prensibini kabul etmemiş, tersine dini, dili ve

kökeni ne olursa olsun bütün vatandaşları eşit ve milli haklarını kullanmaya ehil

olarak görmüştür. Artık herkesin bildiği gibi bu konu anayasal hak konusu olmaktan

çıkmış, uluslararası kubullerde ve insan hakları bildirgesinde olduğu gibi Birleşmiş

miletler Genel Kurulu,nun çeşitli karar ve belgelerinde de açık olarak hükme

bağlanmıştır. Buna göre konuyu inceleyecek olursak, Kürt aydınlarının abartılı bir

şekilde Türkmenlerin nüfusunu az göstermeye kalkışmaları karşısında kabul ettikleri

bir kaç yüz bin nüfusu da, şu anda Birleşmiş Miletlere üye özgür bazı devletlerin

nüfusunun altında değildir. Bu gibi ülkelere Arap Körfezi,nde, Avrupa ve Afrika,da

da rahatlıkla rastlamak mümkün olduğu gibi son zamanlarda eşit konumlarda Avrupa

Birliğine üye olan ve nüfusu yüzbinleri aşmayan ülkelerin Almanya, İtalya ve Fransa

gibi yoğun nüfus kitlelerine sahip olan ülkelerle aynı yetki ve yükümlülüklere sahip

oldukları görülmektedir.

Bunların 1958 darbesinden sonra Irak hükümetinin düzelterek verdiği rakamlara da

hiç bakmadıkları veya görmek istemedikleri anlaşılmaktadır. Irak hükümeti bu rakamı

1959 yılında 567 000 olarak ilan etmişti.

Gerçeğe yakın rakamlara, Irak,ın nüfus artışı yüzdeleri olarak ellili, altmışlı ve

yetmişli yıllarda %3.2, seksenli yıllarda %2.6, doksanlı yılların başlarında %2.4 ve

1993 yılından beri %2.3 olarak kabul edilerek, Arap Sosyal ve Ekonomik Geliştirme

Fonu, Arap Para Fonu ve Petrol ihraç eden Arap Ülkeleri Teşkilatı verilerine

dayanarak ulaşılmmak belki yaklaşık olarak mümkün olur. Bu verileri ele alığımızda

görüldüğü gibi Irakta Tüm Türkmenlerin sayısı 2 038 662 olarak görülmektedir.

Kültürel düzey farkları ve sosyal koşulrdan dolayı bu üremenin ters istikamette artış

gösterebileceğini dikkate alırsak bu adedi şimdi 2 milyon olarak kabul etmek sonucu

doğuyor.

ALTINCI BÖLÜM

Türkmen Bölgelerinin Etnik Konumu

Kerkük ve Erb,l bölgelerinin etnik konumu meselesi bir çok tartışmaya yol açtığı gibi,

maalesef zaman zaman üzücü şiddet olaylarının da vuku bulmasına sebap olmuştur.

Irak,ta Kürt kökenli bazı politikacıları ve aydınları Kerkük,te hiç bir zaman Türkmen

çoğunluğun bulunmadığını ispat etmek için amansız bir çaba harcamışlar ve bu

istikamete Musul Meselesi çekişmeleri sırasında tanzim edilen İngiliz kaynaklı

yayınlara veya bizzat Kürtlerin yazdıkları kitaplara dayanmışlardır.

Malesef Kerkük bölgesindeki Petrol kaynakları bu çatıçmanın sebi olmuştur. Kürt

siyasi hareketleri Kerkük petrolu olmadan ciddi bir oluşumlarının

gerçekleçemiyeceğini varsaymış ve Kerkük,e yoğun göçü teşvik etmiştir.

Araplaştırma politikası da bunun antitezini teşkil etmiş ve petrol kaynaklarını sağlama

ve emniyete almak için Kerkük,ün Araplaştırılması zarureti kanaatine varan Irak

Hükümetleri bir de sanal bir korkuyla Türkmenlerden malesef hep kuşku duymuş ve

tezelden bu bölgeyi Araplaştırmaya kalkışmışlardı. Kerkük,ün ismini dahi Arapça

Milileştirme anlamına gelen ve Petrol kaynaklarının millileştirilmesi kararına

gönderme yapan ,Al- Tamim, olarak değiştirmiştir. Bu arada Kerkük,e bağlı bir çok

Türkmen ilçesinin idari bağlantısı Kerkük,den koparılarak Arap çoğunluklu

vilayetlere verildi. Bunu takiben Kerkük ve öteki Türkmen bölgelerindeki Türkmen

köy ve kasabaların ismi Arapça isimlerle değiştirildi.

Kürt yazarların çoğu da bilimsel bir araştırma olarak takdim etikleri Şemsetin

Sami,nin Kamusü,l-A,lâm adlı eserini kaynak gösterecek, bunun önemli bir Osmanlı

tarih ve coğrafya ansiklopedisi olduğunu ve bu eserde Kerkük nüfusunun dötte

üçünün Kürt, geriye kalanının da Türk ve Arap olduğunun tesbit edildiğini

savunmuşlardır. Dr.Nuri Talabani de Kerkük Bölgesi ve Etnik Konumunun

Değiştirilmesi Çabaları adlı eserinde bu yolu benimsemiş ve bölgenin tarihi geçmişi

ve coğrafyası hakkında Türk, Arap, Kürt veya batı kaynaklı; objektifliği ve

bilimselliği ile tanınan eserlerden feyz aldığını yazarak, Osmanlı ansiklopedisi

Kamusü,l-Alâm,ın yazarı Türk tarihçisi ve yüz yıl önce Kerkük bölgesini ziyaret

ederek çok sağlam bilgiler tesbit etiğini ve her halde de Kürtlerden yana olduğnunu

söylenemeyeceğini ifade etmiştir.

Biz burada Kerkük bölgesinin etnik konumunu irdelemeden önce Kerkük,teki

nüfusun dörte üçünün Kürt olduğunu yazan “tarihçi ve seyyah” Şemsetin Sami,yi

tanıtmak ve Kürt yazarları tarafından en önemli ispat vesilesi olarak kabul edilen

bilgilerinin ne kadar sağlam (!) ve ne kadar bilimsel (!) olduğunu açıklamak isteriz.

Aslına bakılırsa Şemsettin Sami, Türk değil Arnavuttur. 1266 Hicri yılında

Arnavutluk,ta doğmuş, orta öğrenimini Yanya,da görmüş, Türkçe, Farsça ve

Arapça,yı sonradan özel öğretmenlerden evinde çalışarak öğrenmiş, arkasından

İstanbul,a göç ederek, Sabah gazetesini çıkarmaya başlamıştır.

Şemsetin Sami daha sonra hikâye yazarlığına soyunmuş, yazdığı hikâyeler

arasında Osmanlı geleneklerine ters düşen ve evlilik müessesesini tezyif eden

Mu,aşakat-i Tal,at ve Fitnat, bunun ardından da Zahak Diktatörüne Karşı Demirci

Kava İhtilâli hikâyesini yayınladığı için, suçlu bulunarak mahkum edilmiş ve

Trablus,a sürgüne gönderilmiştir! Sürgünden dönünce lügat ve informatif antolojiler

yayınlamaya başlamıştır.

Yine önemli gerçeklerden biri de Şemsettin Sami,nin hiç bir zaman bir gezgin

ve seyyah olmayışıdır. Kerkük,ü de, hakkında yazdığı Bağdat,ı da görmediği, İslam

Ansiklopedisi tarafından açıkça beyan edilmiş, Kamusü,l-Alâm,daki maddeleri

Bouilet,in Dictionnaire et de Geographie Universald,Histoire eserlerinden; Osmanlı

ve Şark vilayetleri hakkındaki maddelerin de, bazı Arap ve Acem kaynakları ile kimi

salnamelerden ve tetkik edilmemiş raporlardan aldığı açıkça bildirilmiştir(12).

Verdiği bilgilerin bilimsel, gerçekçi ve doğru olduğunu kabul etmemiz gerekirse

Bağdat,ın da tam bir Türk şehri olduğunu kabul etmemiz gerekir. Çünkü Ş. Sami aynı

eserinde, Bağdat,ta halk tarafından konuşulan birinci lisanın Türkçe, ikinci derecede

ise Arapça olduğunu da tesbit etiğini yazmaktadır.

Irak,ta Türkmen Aşiretleri:

Iraklı araştırmacı Tamir Abdulmuhsin el-Amiri 9 ciltlik ,Irak Aşiretleri

Anseklopedisi, eserinde Oral-Altay lisan grubuna bağlı olan Türkmenlerin el-

Tamim,Kerkük, Ninava,Musul, Diyala ve Erbil ile bu şehirlere bağlı bazı ilçe,

kasaba ve köylerde yaşadığını yazarak çeşitli aşiretlerine yer verdi. Bunların arasında:

1-Beyat Aşireti

2- Kara Ulus Aşireti

3- Kanber Ağa Aşireti

4- Çayırlı Aşireti

5- Bent Ali Aşireti

6- İlhanlı Aşireti

7- Celili Aşireti

8- Demirci Aşireti

9- Şah Seven Aşireti

10- Deliveli Aşireti

11- Marağa Aşireti

12- Gülbanı Aşireti

13- Yakubi Aşireti

14- Dakira Aşireti

15- Saraylı Aşireti

16- Vendavi Aşireti

17- Pir Nedir,Pir Nezar, Aşireti

18- Ferhatlılar Aşireti

19- Seyitler Aşireti

20- İlhanlılar Aşireti

21- Tatran Aşireti

22- Hatlan Aşireti

23- Kasaplılar Aşireti

24- Hasekli Aşireti

25- Kahyalar,Muratlı, Aşireti

26- Safuk Aşireti

27- Şeyhler Aşireti

28- çeçen aşireti

Beyat aşiretinin Oğuz kabilelerinden biri olarak ve Oğuz Han,ın altı oğlundan biri

olan Gün Han oğlu Beyat,a mensup bir boy olarak gösteren eser şimdiki Beyatlıların

Sadiye , Şehraban, Mendeli, Zarbatiya,Kazanıya,Mansuriye, Bedre, Hanekin,

Karatepe ve Kifride yaşadıklarını ancak yoğun olarak daha çok Tuz Hurmatu ile

Karatepe arasında ve kerkük merkezinde yaşadıklarını belirtmektedir.

El-Amiri Beyat boyunun Bastamlı, Karanaz, Biravcılı ve Hasdereli olarak budunları

olarak göstermektedir.

Anseklopedi Telaferde ve çevresindeki bütün aşiretlerin Türkmence konuştuğunu

kaydederek bu bölgedeki aşiretleri şöyle sıralıyor:

1- Ali Han Beg Aşireti

2- Pir Nedir Aşireti

3- Hamat Aşireti

4- Ferhat Aşireti

5- Davudi Aşireti

6- Hala ve Al Harbu Aşireti

Tuz Hurmatu aşiretlerini de Beyatlılar yanında şöyle sıralıyor:

1- Bender Aşireti

2- Çayır Aşireti

3- Kanbe Ağa Aşireti

4- Kara Nas Aşireti

5- Assafi Aşireti

Tavuk aşiretleri arasında da Celili, İlhanlı, Demirci ve Şeyhler aşiretleri

zikredilmektedir.

Şebekler:

Dr. Suphi Saatçi, Tarihi Gelişim içinde Irak,ta Türk Varlığı, eserinde Musul ve

çevresinde yaşayan Şebek aşireti hakkında Iraklı araştırmacı ,Ahmet hamit el-

Sarraf,,ın verdşğş bilgilere ilavelerde bulunmuştur. Şebeklerin nüfusu 1989 yılı

itibarıyla 40-50 bin etrafında veriliyordu, böylece şu anda 75 bin,den az olmamalrı

gerekiyor. Yerleşim bölgeleri ve köyleri arasında : Abbasiya, Elbeg, Arpacı, Babinit,

Basahra, Başika, Bavize, Bazoya, Baybuğ, Bedne, Bilavat, Bisan, Bisatlı, Hiluhan,

Çinici, Deraviş, Gökçeli, Haraba Sultan, Hazen Bent, Hıdır İlyas, Karakoyun,

Karaşor, Karatepe, akratepe şebek, Kara yatak, Kaziye, Kibirli, KehrizKör Gariban,

Minare şebek, Ömer kayacı, Nebi Yunus, Selamiye, Şemsiyat, Şeyh emir, Şirin han,

Tel yara, Tercile, Tez harap, Topzava, yarımca, Yengi Bastamlı ve Zehre hatun.

Holandanın Amesterdam Üniversitesinde felsefe profesörü olan Michell Leezberg

başka Şebek köylerine de işaret ediyor. Bunların arasında Kani kervan, Karkaşan,

Müftiye, Kahrava, Şeyh şeli, Şavuklu, Tirava, Toprak ziyaret, Hazne ve Orta harap

zikredilmektedir.

Malesef Şebekler de öbür Türkmen köylüleri gibi zorunlu göçe tabi tutuldu. Bu

kapsamda Irak kuvvetleri Şebeklerden üç bin aileyi ikinci körfez savaşından sonra

Harir ovası, Şaklava,nın kuzeyi, Baziyan ve Çemçemal kuzeyine sürdü. Dr.

Leezberg, ,Şebek Ve Kakailer, adlı eserinde Karmeli, Gulami Ve Sarraf,ın Şebeklerin

Türkmen hüviyetini teyit etiklerini söylüyor ve Birleşik Amerikanın İthaca

şehrindeki Cornel Üniversitesinde 1988 yılında basılan M. Musa,nın şebeklerin

Anadoludan göç eden Türkmenler olduklarını ve Şebeklerin geleneksel kitapları olan

,Buyruk, ve ,Menakip, kitaplarının da Türkmence yazdığını tesbit ettiğini

yazmaktadır.

İnanırlığı şüphe götürmeyen bütün ciddi kaynaklar, Kerkük bölgesinin

gerçekte bir Türkmen bölgesi olduğunu, ancak son zamanlarda Kürtleştirme veya

Araplaştırma çabalarının etnik konumunu etkilemeye başladığını açıkça ifade ederler.

Biz burada bilimsel yönden ciddiyeti ve tutarlılığı belli olan onlarca Türk ve Türkmen

kaynaklarının hiç birine işaret etmeden, sadece Türkmenlerin dışındaki yazarların

tanıklıklarına baş vurmayı uygun gördük.

Herhangi bir kaynağa değinmeden önce, bu gerçeğin bizzat Irak hükümeti

tarafından bahsi geçen ve 28 Ocak 1932 tarihinde Milletler Cemiyeti Konseyince

kurulan komite tarafından hazırlandığı şekliyle Millet Meclisinin 5 Mayıs 1932

oturumunda onayladığı ve 30 Mayıs tarihinde açıkladığı deklarasayonun dokuzuncu

maddesinde Kifri ve Kerkük ilçesinde (Kerkük şehri) çoğunluğun Türkmen olduğu ve

bu bölgede Arapça,nın yanında Türkçe ve Kürtçe,nin resmi dil kabul edildiği hükme

bağlanmıştır. O zaman Türkçe,ye karşı hassasiyetin bulunduğu dönem ve ortamda

Irak hükümetinin böyle bir taahhüdü kayda değer olmayan bir azınlığa vermiş

olabileceğini kimse düşünemez.

Konuyu inceleyenler, üst üste gelen Irak hükümetleri ve kabinelerinin Arap,

Kürt, Türkmen dokusunu hep kabul etiklerini iyice bilirler. 1921 yılında ilk anayasa

taslağı Arapça, Kürtçe, Türkçe ve İngilizce olarak bastırıldığı gibi İngiliz Yüce

Temsilcisi 4 Mayıs 1924 tarihinde bir grup Tiyari Levi askerinin Kerkük,te yaptığı

katliamdan sonra, yalnız Kerkük,te yayınlanması gerektiği için bildirisini sadece

Türkçe olarak bastırmıştı. Tarihçi Abdurrazak Al-Hasani bu konuyu ele alırken o

zaman Kerkük,te konuşulan lisanın Türkçe olduğunu açıklamaktadır.

1925 yılında kabul edilen Irak Anayasası Arapça ve Kürtçe,nin yanında

Türkçe olarak da basılmıştı ve 1931 yılında yayınlanan 74 numaralı Mahallî Lisanlar

yasası, başta Kerkük ve Erbil olmak üzere, Türkmenlerin coğunlukta olduğu

bölgelerde muhakemelerin Türkçe olarak yapılmasını hükme bağladığı gibi,

Türkmenlerin tahsil gördüğü okularda da tedrisatnı kendi dileriyle olmasını ön

görmüştü. Bu hak ve güvenceler öteki temel insan hakları gibi, daha sonra gelen

hükümetler tarafından rafa kaldırılmış ve bu konuda en korkunç insan hakları

ihlallerinden birisi, dünya kamu oyunun gözü önünde yaşanmıştı. O zamanlar Irak

hükümetlerinin bu gerçeği kabul etiklerinin en bariz örneği olarak, Kerkük,te

Belediye başkanlığı tarafından neşrolunan tek resmi yayın organı olan Kerkük

gazetesinin Türkçe ve Arapça olarak yayınlanmış olduğunu gösterebiliriz.

Araştırmacı yazar Sati Al-Hisri Irak,ta Hatıralarım adlı eserinde 1921 yılında,

o dönemin Eğitim Bakanlığı başmüşaviri görevinde bulunan İngiliz yüzbaşı N.Varel

ile olan ihtilafı ve çarpışmasını ve Eğitim Müdürü muavinliği görevini reddettiğini

açıklarken, Varel,in kendisine:

-Kerkük,e git, orada Eğitim Müdürlüğü görevini sana verelim, orada Türkçe

konuşulur, sen de Türkçe biliyorsun, dediğini hatırlatıyor. Varel bu önerisini Kraliyet

Sarayı Başkanı Rüstem Haydar,a da tekrarlamış ve Al-Hisri,den Türkçe konuşulan

Kerkük,te yararlı olabileciğini söylemişti.

Irak’ın yeni tarihi üzerine pek çok araştırması ve eseri bulunan Hayri Emin

Ömeri de, Irak tahtı üzerine yaşanan tartışma ve çatışmaları anlatırken Kerkük,te

çoğunluğun Türkmen olduğunu yazmaktadır.

Ayrıca 1920 ayaklanması liderlerinden olan Ferik Mizher Al-Firaun, Irak,ın

etnik konumuna değinirken, Arap olmayan azınlıkların ülkenin kuzeyinde sakin

olduğunu, bunlardan Kürtlerin Süleymaniye ve Erbil,de, Türklerin Kerkük ilinde ve

az sayıda Ermeni, Asurî ve Nasturi,nin Musul ilinde bulunduklarını ifade etmektedir.

Bir başka yazar, Abdulmecit Hasip Al-Kaysi,ye bakacak olursak, 1 Haziran

2000 tarihinde Londra,da çıkan el-Hayat gazetesinde Asuriler adlı kitabı hakkında

yayınlanan bir eleştiriye verdiği cevapta, kendisini tanıtırken Irak,ın siyasi tarihiyle

ilgilenmesinin eli yılı bulduğunu ifade eden bu yazar, adı geçen kitabında Kerkük,ün

bir Türkmen şehri olup, halkının Türk ırkından olduğunu ve kuvvetli Kürt

kabilelerinin onlara yakın oturduğunu yazmaktadır.

Irak,ın etnik yapısı ve mozaik konumunu anlatan başka bir yazar da Seyyar

Al-Jamil, kendi kitabında “Türkmenler ise Irak,ın kuzeyinde belirli yerleşim

bölgelerinde yaşarlar. Yoğunlukla Diclenin doğusunda Kerkük ve batısında Telaferi

yerleşim mekanı olarak tutmuşlardır. Bu topluluk Irak,ın bazı bölgelerinde

hükümranlık kuran Türkmen devletlerinin bir bölümüdür” diye yazmaktadır.

Munzir Musuli ise “ Kürdüstanda siyasi ve partizan hayat” adlı eserinde

Amerikalı gazeteci William Egilton Jr,ın “1946 Mahabad Cumhuriyeti” kitabından

alıntı yaparak Kerkük,ün bir tartışma konusu olabileceğini ve sanki eşit olarak

Türkmen ve Kürtler arasında paylaşılmış olduğunu, ancak petrol yataklarının

bulunduğu batı ve kuzey-batı bölgelerinin Türkmen ve Arap köylerinden oluştuğunu

yazmaktadır.

Dr. Mecit Khudduri’Cumhuriyet Döneminde Ira’ adlı kitabında Kerkük’ Altun Köprü

ve Telafer’e temas ederken buraların Türkmenlerce meskun olduğunu yazar.

Tanınmış Sosyolog Dr. Ali el-Verdi Irakta Türkmenlerin yoğunlukla bulundukları

bölgelere temasla bunların Araplarla Kürtleri ayırmakta olan düz bir çizgi üzerindeki

şehir ve kasabalarda yaşadıklarına temas etmektedir.

Dr. Kasım el-Cümeyli de Dr. İzzet Öztoprak tarafından yayına hazırlanan ‘Irak ve

Kemalizm Hareketi’ adlı kitabında İngiliz yetkili Henry Dubbs’in 1923 tarihinde

Kerkük ve havalisinde Türkmenlerin Faysal’ın krallığı için yapılacağı oylamayı

boykot etme niyetlerinin duyulması üzerine Kerkük’ü ziyaret ettiğini, Türkmenlerin

önde gelenleriyle görüşüp İngilizlerin Türkmenlerin Mili ve Kültürel haklarını

tanımaya hazır olduğunu iletiğini bildirir.

Abbas el-Azzavi de Münşi Bağdadi’nin Farsçadan tercüme etiği seyahat kitabında

İranlı bir sorumlunun Kerkükten geçtiğini ve bu şehrin çoğunluğunun Türklerden

oluştuğunu yazmaktadır.

Dr. Fazıl El-Ensari, Irak Sakinleri isimli demografik çalışmasında Türkmenlerin

Irakta üçüncü etnik gurup olduğunu Telaferden Mendeli’ye uzanan hatta Araplarla

Kürtleri ayırdıklarını ve Kerkükte en büyük yoğunluklarının bulunduğunu

yazmaktadır.

Iraklı yazar Mir Basri ‘Yeni Irak’ın edebiyat yıldızları’ adlı eserinde Irakta gelişen

edebiyattan bahisle Kürtlerin Süleymaniye bölgesinde edebi eserler vermelerine

karşın Kerkük’de Türkmen edebiyatının yaygın olduğunu yazarak Fuzuli, Fazli,

Rizai,Ahdi , Şemsi ve Hüseyni ile başlayan edebiyat dalgasının sadece Türkmen

edebiyatı ile geliştiğini ve Hicri Dede, Hıdır Lütfü, Naci Hürmüzlü, Mehmet Sadık ve

Ahmet Faiz ile doruğa çıktığını, Kürt asılı Şeyh Rıza Talebani’nin de Türkçe yazmak

durumunda olduğunu bildirmektedir.

Dr. Cemil Musa Naccar ‘ Bağdat Vilayetinde Osmanlı İdaresi’ adlı eserinde

Türkmenlerin kökenlerine ve geleneklerine bağlı olan ve Bağdat’tan bahsederken

vilayetin kuzeybatısında yaşayarak Kızlarbat, Hanekin, Şehraban, Mansuriye, Deli

Abbas, kazaniye ve Mendeli’de yaşadıklarını, ancak ayrıca Musul vilayetinin bir çok

şehir ve kasabalarında da yoğun bir şekilde yaşadıklarını bildirmektedir.

Mısırlı yazar Dr. Hasan Bekir Ahmet ise “Arap –Türk ilişkilerinin bugünü ve

geleceği” ismindeki kitabında Irak Türkmenlerinin nüfusunu 2 ile 2.5 milyon tahmin

etmektedir.

Stephen Hemsly Longrigg İ Irak,ın yeni tarihinde dört yüzyılİ adlı eserinde

Türkmenlerin yerleşim bölgelerini anlatarak şöyle demektedir: Türkmenlerin eski

göçler kalıntıları Telaferde ve uzun bir çizgi olarak Musul yolunda Deli Abbasdan

Büyük Zaba kadar uzanmaktadır. Güzel Kerkük şehri ise son iki asırda pek

değişmemiştir. Ve büyük yol üzerindeki Türkmen köylerinin konumuö hatta yağmur

sularına dayalı tarımla uğraşan çeşitli köylerin konumu da hiç değişmemiştir.Türk

kanının hakim olduğu bölgelerde ve Türkçenin ve Türk akımının bariz bir şekilde

görüldüğü yerlerde her zaman Türk ağırlığı görülmüştür. Longrigg bu kapsamda

Kerkük’ü anlatırken lisanının Türkçe olduğunu söylemektedir.

Longrigg,in başka bir kitabı, Türkmenlerin feodal olmayan ve tarımla uğraşan

köylerde sakin olduklarını, başlıca Kerkük, Altın Köprü, Erbil ve Kifride, ayrıca

Karatepe, Tuz Hurmatu, Tavuk ve Bağdat - Musul yolunda yoğunluk kazandıklarını,

bir de Musul - Sincar yolu ortasında olan Telaferde bulunduklarını yazmaktadır.

Longriggi, Musul meselesinin çözüme kavuşmasından sonra Kerkük ve Kifride

olduğu gibi buralara bağlı olan köylerde de Türkmenlerin bir problem

yaratmadıklarını ve kendilerine oldukça fayda sağlayan mistik tutumlarını

bırakmadıklarını yazılmaktadır.

İngiliz yazar Sarah Garaham Brown, Kerkük bölgesinin Araplaştırılması ve

Türkmenlerle Kürtlerin bölgeden göçe zorlanması çabalarının ikinci Körfez

Savaşı,ndan çok önce başladığına temas etmekte, David MacDowal ise, Musul

şehrinin Arap çoğunluğuna sahip olmasına rağmen Bağdad,a uzanan yol üzerindeki

bütün şehir ve köylerde Türkçe konuşan Türkmenlerin sakin olduğunu yazmaktadır.

Vladimir Minorsky, “İhtilaflı bölge” adlı yazısında, Musul meselesine değinirken hiç

şüphe götürmüyecek bir şekilde İpek Yolulu adlı tarihi yol boyunca Türkmenlerin

çoğunlukta olduklarını ve Telafer, Erbil, Altın Köprü, Kerkük, Taze Hurmatu, Tavuk,

Tuz Hurmatu, Kifri ve Karatepede çoğunluğu teşkil etiklerini tesbit etmektedir.

İngilterenin Göç ve Tabiyet idaresi,nin yayınladığı insan hakları raporu Türkmenlerin

yoğun olarak Kerkük,de, ayrıca Musul, Erbil ve Diyala,da yaşadıklarını , bunların

bazı kaynaklarca üçyüz bin kişi oldukları, ancak gerçek adedein iki milyondan az

olamayacağını bildirmektedir.Rapor Türkmenlerin temel hak ve hürriyetlerinden

yoksun olarak yaşadıklarına temas etmektedir.Renhard Fischer ise Berlin

Ün.versitesinden Master diplomasını almak için sunduğu, Irak Türkmenleri, tez

araştırmasında Irakta en önemli Türkmen yerleşim bölgesinin Kerkük olduğunu, bu

şehrin sadece bir kültür merkezleri olmakla kalmayıp Türkmenlerin en yoğun

nüfusunu içerdiğini yazıyor.

Objektif yazıları ve araştırmalarıyla tanınan yazar Said Aburish, İntikam politikaları

adlı kitabında Kerkük’ün konumuna temasla şöyle diyor: Araplar ve Kürtler kendi

açılarından şehrin kendilerine ait olduğunu iddia etseler de gerçek olan şehrin

çoğunluğunu Türkmenler teşkil etmektedir.

W.R. Hay , Kürdüstanda İki Yıl, adlı eserinde 1918-1920 arasında siyasi memur

olarak yaşadığı Irakta Küçük Zab nehri güneyinde en önemli iki şehrin Kerkük ve

Süleymaniye olduğunu, Süleymaniye Kürt şehri iken Kerkük ve erbil,in Türkmenlerle

meskun olduğunu yazmaktadır. Hay bu kitapta Kerkük,de çoğunluğun Türkmen

olduğunu ve bu şehrin onların ana yerleşim bölgeleri olduğunu da yazıyor.

Siyasi literatürde bakılırsa, 1958 darbesinden sonra, merkezi Kerkük,te olan

İkinci Tümen Komutanı Tümgeneral Nazım Tabakçalı,nın hatıralarını içeren kitaptan

alınan belgelerde, o zamanki siyasi otoritenin konuya nasıl baktığı da ortaya

çıkmaktadır. Şöyle ki, Tabakçalı, Genel Askeri Hakime sunduğu raporda, “Kerkük,te,

Krütlerle Kerkük vilayetinde çoğunluğu oluşturan Türkmenler arasındaki etnik

çatışmanın çok belirgin bir durumda ortaya çıktığını”, belirtmiştir.

Tabakçalı ikinci bir raporunda da, 2-5 Şubat 1959,da toplanan Birinci

Öğretmenler Sendikası Kurultayı,nın kararlarını eleştirirken, Kerkük,te Kürtlerin hiç

bir şekilde çoğunluğu oluşturmadıklarını, aksine azınlık konumunda olduklarını ifade

etmektedir.

Resmi İngiliz belgelerine de bakılınca Dışişleri bakanlığının 371/134255

numaralı belgesine rastlıyoruz. Bu belgede İngilterenin Bağdat Büyükelçiliğinin

Doğu dairesine gönderdiği bir telegrafta Kerküklülerin genellikle Türkçe

konuştuklarına işaret ettiği gözlenmektedir.

İngiltere Dışişleri Bakanlığının 371/134212 numaralı bir belgesinde de 12

Ağustos 1958 tarihli ve 1286 numaralı gizli telegrafında da Kerküklülerin genelikle

Türkçe konuştukları açıkça ifade edilmektedir.

Konuyu gerçekten araştıranlar her halde Hanna Batatu,nun Irak hakkındaki

kitabının üçüncü cildinde yer alan şu ifadelere rastlamışlardır:

Bir Petrol merkezi olan Kerkük, Bağdat,ın 180 mil (280 km) kuzeyindedir.

Çok yakın zamanlara kadar kelimenin tam anlamıyla bir Türk şehri iken, Kürtler

yavaş yavaş yakın köylerden bu şehre göç etmeye başladılar. Petrol sanayiinin

gelişmesinden sonra bu göç hız kazanmaya başladı ve 1959 yılına gelince, Kürtler

şehrin üçte birini teşkil etmeye, Türkmenlerin sayısı ise yandan biraz fazlaya inmeye

yüz tuttu. Erbil gibi başka Türk şehirleri de aynı olaya şahit oldu. Erbil büyük bir

şekilde Kürtleşmeye başladı ve değişiklik barışçı bir şekilde cereyan eti. Kerkük,teki

durum ise farklıydı; oradaki halk daha dirençli olarak, Türkiye ile sıkı kültürel

bağlarını koruyup, etnik hüviyetlerini daha şuurlu olarak perçinleştirdiler.

Enseklopedik bilgilere başvuracak olursak Cambrıdge Ün.versitesi yayını olan

Dünyanın yerel Mimarisi Enseklopedisi eserinin Kerkük Maddesi, Kerkükte

çoğunluğun Türkmen olduğunu ve ırakta Türkmen nüfusunun 2.5 milyonun altında

olmadığını yazıyor.

Son olarak, kimsenin objektifliğinden şüphe etmediği Encyclopedia

Britannica,nın da, tartışma götürmeyecek şekilde Kerkük,ün bir Türkmen şehri

olduğunu, ancak şehirde Arapça ve Kürtçe konuşan insanların da bulunduğunu

vurgulamasına işaret etmek yerinde olacaktır. Bu ansiklopedinin düzeltilmiş yeni

baskılarına bakacak olursak, Kerkük,ün etnik yapısına temas edildiğinde yine

Türkmenlerin ön planda olduğunu görmüş oluruz.

Erbil:

Erbil’in eski bir şehir olduğu tarihi belgelerle sabittir. Hatta bazı kaynaklar Babil,den

dahi eski olduğunu yazar.Tarihi kitabelede Urbilum olarak geçmektedir. Erbil

Sümerler, Akatlar, Kutiler,3.Ur sülalesive Babillileri görmüş bir şehir olup çivi

kitabelerinde Ülke hanımının evi anlamına gelen Akaşan kalama olarak geçtiği Taha

Bakır ve “Fuat Sefer,in Eski Medeniyetler Rehberi kitabında tesbit

edilmektedir.Asurlular zamanında Senharip Erbilde bazı sulama projeleri

gerçekleştirmişti,Bizanslar ve Sasaniler şehri ele geçirmiş ve Türkmen beylerinden

Zeyneddin Ali Küçük burada bir Türkmen beyliği kurmuştu. Bundan sonra Erbil

Muzaffereddin Abu Sait Göbürü,nün hükmüne geçmiş ve altın çağını yaşamıştı.

Erbil ayrıca Celairliler, Karakoyunlu beylerinden Şah Muhammed ve Esba emiri

kardeşinin hükmüne girdiği gibi Akkoyunlular tarafından da yönetilmişti. 1637

yılında Osmanlı idaresine geçen erbil İngilizlerin Irakı işgaline kadar Osmanlı

hükmünde kalmıştı.

Erbil Molla Efendi gibi bilginler, yakup Ağa, Rezzak ağa, Garibi,Şeyh Sait Efendi

Haşim Nahit Erbil ve Tevfik Celal Orhan gibi şair ve edebiyatçılar yetiştirmiştir.

Araştırmacı Yazar,Hanna Batatu, Yukarıda bahsedilen Irak,3. Kitap(

Komünistler,Baasçılar Ve Özgür Subaylar, eserinde şehir merkezşnşn tam Türkmen

olduğu Erbil,in uğradığı Kürt göçüne temas ediyor ve bu şehri kürtleştirmek için

yapılan çabalardan bahsetmektedir.

Ancak Erbil hala bir Türkmen şehri görünümünü vermekte, özel olarak kalesi ayni

hissi vermekte ve asil aileleri hala Türkmen geleneklerine sadık olarak

yaşamaktadır.Erbil Türkmen kültür hayatını zenginleştiren bir çok sanatçı,edebiyatçı

ve şarkıcı yetiştirmiştir.

Erbilde Türkmenlerin kendi hüviyettlerini korumaları bir çoğunu rahatsız

etmiştir.Onun için yerli yersiz Türkmenlerin Erbilde sonradan gelme bir topluluk

olduğunu veya çok az olduğunu söylemekte ısrarlılar.

Irak kabinesinde Kuzey Bölgesi işleri bakanlığını , daha sonra Irak,ın Prag

büyükelçiliğini yapan Muhsin Dizayi Londrada yayınlanan el_Zaman gazetesinde

tefrika olarak çıkan,Yaşadığım olaylar, ismindeki Arapça kitabında bir olay

nakletmektedir. Dizayi,ye göre o zamanların Erbil valisi Halit Abdulhalim kulüplere

uğrar, konuşmalara kulak asarmış. Bir defasında aralarında İsmail yakubi,Cevdet

Ahmet Naci ve başkalarının bulunduğu bir gurubun aralarında Türkmence

konuştuklarını duymuş, isimlerini yazmış ve ertesi gün vilayet makamına gelmelerini

rica etmiş.Bunlar geldiğinde o zaman tanınan Türkmen Kültürel haklara işaretle bu

adıma destek vermelerini ve ocaklar, dernekler kurmalarını önererek kendilerine

yardımcı olacağını ifade etmiş. Dizayi bunların güldüğünü ve arada bir yanlış anlama

olduğunu , çünkü, hepsinin Kürt olduğunu söylediklerini yazıyor.

Dizayi Erbilde asil aile fertlerinin Türkmence konuşmayı adet etiklerini yazarken

neden bir gurup Kürdün kendi aralarında ve özel görüşmelerinde Türkmence

konuştuklarını izah etmemektedir. Kaldı ki bu bağlamda işaret ettiği asil ailelerin

ismini verirken Avcılı ve Doğramacı gibi ailelerden bahisle bunların da Kürt

olduğunu söylemekte bir mahzur görmemiştir!

YEDİNCİ BÖLÜM

Irak Türkmenlerinin Dünya Görüşü

Irak Türkleri, Türkmenler adıyla anılarak Irak’ta belirli bir yer tutmuş olan bir

topluluktur. Irak devletinin demokratik ve hukuk devleti oluşu istikametinde önemli

bir düzeyde uğraş vermiş ve vatandaşlık duygusunu ciddi bir şekilde iktisap ederek

Irak topluluklarıyla kaynaşmıştır.

Yakın tarihimize bakılırsa, Irak Türkmenlerinin Irak’ta yaşayan öbür etnik ve dini

topluluklarla bir ihtilafı veya kavgası olmamıştır. Cumhuriyet dönemine kadar, bazı

dış etkili hadiseler dışında, Aaplar, Kürtler, Aşurlular, Ermeniler ve hatta Yezidiler

gibi azınlık topluluklarıyla dahi hiç bir çatışması olmamıştır. Dikkat edilirse,

Ortadoğuda istikrar ve düzenin sarsıldığı elili yıllardan sonra da, Irak Türkmenleri

bazı kanlı çatışmalarda hep savunmada olmuş, hiç bir zaman toprak, hukuk veya

nüfuz için saldırgan taraf olmamışlardır.

Kanımızca bu sosyo-politik çizgi, Türkmenlerin hem coğrafî konumundan, hem de

tarih boyunca hükme susamış bir topluluk değil, merhamet ve adalet dağıtan bir

miletin devamı oluşlarından kaynaklanmaktadır.

Siyasi terbiye dediğimiz bu son yüzyılın etkisi, Irak Türkmenleri üzerinde bariz

çizgisini belirlemiş ve dürüst kadroların beklenti ve davranışlarını etkin bir şekilde

damgalamıştır. Son 50 yıl içinde Irak Türkmenlerinin barındıkları bölgelerde

filizlenen miliyetçi akım, zaman zaman törpülenmiş, aşırılıkları ve siyasi

tutarsızlıkları bertaraf ederek kabul görmüş bir çizgi haline gelmiştir.

Zaman zaman Türkmenlerin kurdukları veya kurmaya çalıştıkları politik ve sosyal

örgütler, öğrenci teşekkülleri , ruhsatlı dernek ve ocaklar bu çizginin yaşatılması ve

miliyetçi kadronun genişlemesi ile fikirlerinin bier sonraki nesilere aktarılmasında

büyük rol oynamışlardır. Herkesin gördüğü gibi bu çizgi dürüst, idealist,inançlı ve

sadık insanlarımızın bir araya gelmesini her zaman sağlamıştır. Ve yine görülyor ki

bu çizginin dürüst ve temiz güzergahından şu veya bu sebepten dolayı ayrılmıış

olanlar, geniş halk kitleleri tarafından kabul görmemişlerdir.

Irak vatandaşı olarak, kendi topraklarında özgür, haysiyet ve şerefleri korunmuş,

mili, kültürel ve politik hakları güvenceye alınmış bir topluluk olarak yaşamak

isteyen Türkmenler, vatan edindikleri topraklara nasıl bakmışlar, haklarını hangi ölçü

ve çizgilerde istemişler ve bu toprakların geleceği için neler düşünmüşlerdir. Bu

çalışma bütün bunları 6 ana başlık altında özetlemektedir.

1- TÜRKMENLERİN SİYASI İZGİSİ

Irak Türkmenleri, siyasi mücadelelerinde barışçı yolu seçmişlerdir. Silahlı

mücadeleye itibar etmeyen, mantık ve kültürel düzey baskısıyla mücadeleyi seçmiş

olan bu topluluk, bir kaç hissi istisna dışında kaba kuvvete dayalı kavgacı ve

saldırgan politkadan yana tercih koymamışlardır. Bu sebepden dolayıdır ki geleneksel

Ortadoğu direniş örgütleri benzeri teşekküller fazla bir dağılım kaydetmemiş, ancak

Bağdat, Musul ve Erbil’de yasal bir kuruluş olarak sosyo-politik uğraş veren Türkmen

Kardeşlik Ocağı insanlarını hemen bünyesine almış, bazen yeraltı teşkilatlarının bile

maruz kalamayacağı tehlikeleri ve riski göze alarak, bu Ocaklarda çalışmaya talip

olanlar her zaman bulunmuş ve rekabet etmişlerdir.

Aslında dünyada cereyan eden siyasi mücadeleler incelenirse, kaba kuvvete baş

vurmmayan ciddi siyasi kuruluşların her zaman daha çok başarıya ulaştıklarını

görmek mümkündür. Burada bir karşılaştırma yapmak gerekirse örnek olarak Filistin

direnişi, İrlanda gizli ordusu, Bader-Mayinhof örgütü, Kızıl Tugaylar, Kızıl Khamir

hareketi, Zafar ayaklanması, Bask mücadelesi, Irak Kürtlerinin ayaklanması, hata bu

bağlamda Barzani-Talabani mücadelesi ve PKK hareketi canlı misaller olarak

gösterilebilir. Bütün bu hareketler, askeri güce dayalı çözümler aradıklarında ancak

kan ve hüsran elde etmişler, bunların karşısında Afrika mili konseyi hareketi,

Hindistan bağımsızlık mücadelesi, Hümeyni akımı, Doğu blokunun çöküşü ve son

Oslo anlaşmaları, siyasi gücün ve idealizmin ne kadar sarsılmaz bir kuvvet olduğunu

ve geç de olsa sonuca ulaştırdığını açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Bu çizgiden hareket ederek diyebiliriz ki, Irak Türkmenlerinin en önemli vazifeleri

İnsan yetiştirmek, idealizmi güçlendirmek ve siyasi söylemlerinin dürüst ve mili bir

çizgide devamını garanti altına almaktır. Türkmenler, barışçı yollardan siyasi ve

sosyal hareketler halinde haklarını savunacak ve ideolojik çizginin belirlediği

hedeflere yılmadan koşacaktır. Nihai hedefler gerçekleşinceye kadar bayrağı teslim

alacak dürüst, idealist ve inançlı miliyetçilerin yetiştirilmesi bir zaruret olduğu gibi,

ondan sonra da miletin bu kazançlarını koruyacak ayni kitle ve ekiplerin

yetiştirilmeye devam etmesi de kaçınılmaz bir zaruretir.

2- SİYASİ HAREKETİN KAYNAĞI

Siyasi hareketin kaynağı ve bel kemiği, kendi içinden olmalıdır. Örgütlenme, Siyasi

arenaya çıkış, yetiştirme ve bilinçlendirme bizim hareketin içinden başlayarak

başkalarının hayati yardımına muhtaç kılınmamalıdır.

Dünya koşullarının değiştiğini ve siyasi güçler için dış destekler aramanın doğal ve

zaruri olduğunu savunan hareketler istisnasız olarak dış mihrakların etki alanına

girmişlerdir. Bu gibi destekleri aramanın, ve sonradan bunlara bağımlı olmanın ne

denli tehlikeli sonuçlar doğuracağını, o destekler çekilince bu hareketler bir anda

uykudan uyanır gibi açık bir şekilde görmüşlerdir.

Onun için siyasi ve kültürel hareketlerin özü iç kaynaklı olup, inanan ve bu davaya

gönül vermiş olan insanların maddi ve manevi katkılarıyla filizlenmeli, dış yardım

ancak karşılıksız ve ayni ideolojiyi paylaşan gurupların sampatisinden kaynaklandığı

oranda kabul görmelidir. Güvenirliliği ne derecede olursa olsun, her hangi dış

mihraka bağlanmak, miliyetçi ve idealist insanları bürokratik memurlar haline

dönüştürerek, üzerlerinde bir onay merci,nin oluşunu hissettirdiği için kabul

edilmemeli, red edilmelidir.

3-TÜRK DEVLETİYLE VE TÜRK SİYASİ HAREKETLERİYLE İLİŞKİLER

Irak Türkmenlerinin Türkiye devleti veya Türkiyede siyasi hareketlerle olan ilişkileri

de zaman zaman Türkmenlerin içinde ve karşıt gruplarda söz konusu edilmektedir.

Irak Türkmenlerinin bir hususu çok iyi algılaması ve savunması elzemdir. O da

Türkiye ile veya Türkiye’deki siyasi güçlerle olan ilişkileri, utanılacak veya

saklanması gerekecek bir olgu değildir. Bu hususun savunması bugüne kadar

gerektiği kadar yapılmamıştır.

Etnik hususiyetlere bölünmüş bir dünyada yaşadığımız için,Türkmenlerin Türk

topluluklarına ve özel olarak engin bir kültür ve ideoloji hazinesi olan Türkiyeye

bakışı, gayet doğal olarak sevgi, bağlılık, etkilenme ve etkileme bağlamında olacaktır.

Arap halkları birbirlerini ne kadar arar, kültür hazinelerinden faydalanır, hissi

bağlarını bir kardeşlik çizgisine getirmek isterse, Sırplar, Ruslar,Kürtler, Acemler, ve

Fransızlar bunu ne kadar yapıyorsa, Irak Türkmenleri de ayni şekilde düşünmesi, en

tabi hakkı ve sevinç kaynağıdır.

Türkmenler, Irak’ta yaşayan bir topluluk olarak, demokratik ve gerçek bir hukuk

devleti kurulduğunda, onun bölünmez bir parçası olarak, Irak yasalarına, siyasi çizgisi

ve istikametine bağlı olup sahip çıksalar da , bu demokratik ve hukuk devleti olan

vatanda da, etnik hususiyetlerinden kaynaklanan bu kültürel alış-verişten hiç, ama hiç

gocunmamalı, hatta kültürünü zenginleştirecek ve katkıda bulunacak bir etken olarak

buna sahip çıkıp destek olmalıdır.

Zaman zaman Irak Türkmenlerine türlü isnat ve suçlamaları yöneltenler,Bu konuda

uluslararası antlaşmalar ve ahitlere bir göz atsalar bu meselenin uluslararası camia

tarafından dikkate alındığını göreceklerdir.Birleşmiş Milletler genel kurulu 18 Aralık

1992 tarihinde 47-135 numaralı kararıyla Etnik ve Mili veya Dini azınlıklara mensup

şahısların hakların beyannamesinde , içinde azınlıklar bulunan ülkelere bu azınlıkları

ve milli özelliklerini koruma ve güvence altına alma yükümlülüğünü

getirmektedir.Beyannamenin ikinci maddesinin beşinci fıkrası azınlıklara mensup

şahısların şu haklarını güvence altına almaktadır:

1- Cemaatlerinin öteki fertleriyle serbest ve sağlam ilişkiler kurmaları ve bu ilişkileri

korumaları.

2- Başka azınlıklarla ilişki kurmaları ve bu ilişkileri korumaları.

3- Milli ve Etnik veya dini ilişkilerle bağlı oldukları başka ülkelerin vatandaşlarıyla

hudut aşırı ilişki kurmaları.

Türkmenlerin Türkiyedeki kardeş ve soydaşlarına da bunu açık bir şekilde anlatıp, bu

hususiyetten doğan kültürel alış-verişin hızlandırılmasını tavsiye etmek ve bunun

altyapısını bugünden oluşturmak zaruretine dikkat çekmelidirler.

4- IRAK’IN GELECEĞİNE BAKIŞ

Irak Türkmenleri, üniter bir Irak devletinin, ırk, din, dil ve mezhep ayrımı

yapılmayan, çoğulcu demokratik ,parlemanter, insan haklarına saygılı bir çizgi içinde

yeniden yapılanmasından yanadır. Bu hukuk devleti içinde Irak Türkmenleri, ülkenin

üçüncü büyük etnik halkı olarak yerlerini almalı, Irak’ın parlak geleceği ve dünya

devletleri arasında saygın yerini alması için vatandaşlık görevlerini yapmalıdırlar.

Din, mezhep ve halklar olarak bir mozaikten oluşan Irak devletinin en büyük

güvencesi yerli yönetimlerin güçlendirilmesi, yerli hususiyetlere saygı gösterilmesi ve

kantonlar esasına göre devlet hizmetlerinin eşit olarak bireylere ulaştırılmasıdır.

Irak Türkmenleri bunu isteye dursun, yeniden yapılanma süreci başlarken Irak

halkları etnik esaslar üzerine kurulu otonom veya federatif bir çözümden yana tavır

takınır, Irak’ın geleceği için bu çözümün daha hayırlı olacağına kanaat getirirlerse,

Irak Türkmenlerine ayni hakların otomatik olarak doğacağı ve Irak Türkmenlerinin

hiç bir etnik guruba tabi olarak yaşamak istemiyecekleri bilinmeli ve dikkate

alınmalıdır.

Bu görüşün şimdiden Irak’ta yaşayan bütün toplulukların temsilcilerine ve Irak’ın

kaderinde söz sahibi olmak isteyen dış kaynaklara da anlatılması,bu hususta yayın,

bildiri, görüşmeler, televizyon ve medya aracılığıyla açık oturumlar ve panelerin

yapılması bir zaruret halini almıştır.

5- IRAK İÇİNDE ÖRGÜTLENME

Davanın özü ve kaynağı, Irak toprakları içinde yaşayan milli topluluk

tarafından oluşturulduğuna göre, görev ve örgütlenme zaruretinin de Irak

toprakları içinde yaşayan halkımızın baş meselesi olduğu muhakkaktır.

Gelecekte hedeflenen demokratik, özgür, insan haklarına saygılı uygar bir ülke

olarak görmek istenen Irak’ta, Türkmenlerin örgütlenmesi medeni çizgiler

içinde politik, kültürel ve sosyal yönlerden olacaktır. Irak Türkmenlerinin

doğal haklarını koruyan ve savunan siyasi ve kültürel teşekküller demokratik

bir platformda çalışmaya başlayacaktır.

Ancak yaşadığmız şartlarda, zulüm ve istibdat altında yaşayan öbür Irak

halkları gibi Irak Türkmenleri de bu doğal haklardan mahrum yaşadılar.

Muhalefetin Irak dışına kaydığı ve totaliter baskı rejiminin hüküm sürdüğü

sıralarda medeni çizgilerde bahsi geçen teşekküllerin çalışmasının doğal

olarak imkansız, azından çok zor olduğu meydanda idi.

Sınırlı biçimde yeraltı çalışmalarının yapıldığı bu ortamda bütün siyasi ve etnik

kitleler ayni kaderi paylaşmakta idiler. Onun için ciddi bir Türkmen teşekkülünün

hakiki anlamda milli davalarına sahip çıkıp bu çizgileri savunması imkan dışına

çıkmıştı. Bunun alternatifi, iki ana öğede görüldü: Davayı yaşatma ve Çözülmeme.

Davayı yaşatmak, gizli faaliyetlerle de mümkün olduğu gibi imkan dahilinde olan

sınırlı imkanlardan faydalanmak yoluyla olmakta idi. Buna göre imkanların müsait

olduğu ölçüde halk konseyleri toplantılarında, Irak Türkmenleri temsilcilerinin bir

kısmı her tehlikeyi göze alarak Türkmenlerin benlik sorununu dile getirmekte ve Irak

Türkmenlerinin birinci sınıf vatandaş olarak yaşama haklarını savunmaktan geri

kalmadılar.

Sınırlı bile olsa, bu çalışmalara vakıf olan halk kitleleri ve gençlik, bir inanç tazeleme

hamlesine girerek davayı yaşatmak için küçük guruplar halinde iletişimi sağlayarak

memleket sorunlarının tartışıldığı bazı ekip çalışmalarını yapmaktadırlar.

Dışarıda olan muhalefet ve direniş guruplarının en büyük sorumluluğu bu kitlelere

moral pompalamak ve hissi bağları devam etirmek olmuştu. Yurt içindeki kitlelerin

en önemli görevlerinden biri de dayanışmayı sağlamak , korumak ve çözülmeye engel

olmaktır. Bunu en iyi şekilde yaptıklarını da söyleyebiliriz.

Irak Türkmenlerinin tarihi, bu konunun her zaman başarıyla işlendiğini ve çözülmeye

hiç bir zaman fırsat verilmediğini göstermiştir. Toprağa ve davaya sahip olan halkımız

çözülmeye engel olmak için hiç bir zaman isyan hareketlerine katılmamıştır. 1991

ayaklanması sırasında görüldüğü gibi Türkiye ve Iran’a göç eden Kürtlerin oranı

toplam nüfuslarına göre yüzde yirmi beş veya otuza yakın olmuşken

Türkmenlerin,Kerkük,Altın Köprü ve Erbil başta olmak üzere en kanlı saldırıların

yaşandığı yerlerden dahi göç eden nüfus oranı yüzde biri aşmamıştır.

Bu kenetlenme ve çözülmeme şuuruna sahip kalındığı müddetçe Irak’ta yaşadığımız

topraklardan atılmamız imkânsızdır. Yurt topraklarında alınan en önemli karar, Irak'ı

kurtarma operasyonunun ufukta olduğu günlerde ortaya çıkmış ve hiç kimsenin şartlar

ne olursa olsun yaşadığı topraklardan ayrılmaması yönünde olmuş ve firesiz

uygulanmıştır.

Irak'ın kurtuluşundan sonra ve umutla baktığımız ve beklediğimiz demokratik

ortamda siyasi hareket varlığını ortaya koymalıdır.

Irak Türkmenlerinin hakiki siyasi örgütlenmesi 1950 yıllarında, sonradan Kerkük

katliamında şehit edilen Ata Hayrulah tarafından filizlenmiş ve 1960 yılında

Türkmen Kardeşlik Ocağı'nın kurulmasıyla ilk defa olarak kültürel bir kisve

altında siyasalaşmıştır.

Öğrenci birlikleri, esnaf örgütleri,öğretmen teşkilatları ve gençlik hareketleri bir

yonca yaprağı gibi ayni söyleme bağlanmış ve yürütülmüştür. O günden sonra bu

çizgiyi temsil eden dernekler,folklor ekipleri, öğrenci örgütleri ve sonradan siyasi

partiler ve Türkmen cephesi bu çizginin genel hattını yürütmüşlerdir. Bugün siyasi

sahada bir çok tartışma ve ihtilaf görülse de Türkmenler arasında nihai

hedeflerden veya çizgiden sapma görülmemiştir. Kürtler ana dört gruba ayrılarak

zaman zaman aralarında silahlı çatışmalara dahi girmişlerse de Tüğrkmenler

arasında en ufak bir fikri olmayan kavga yaşanmamıştır.

Ancak milli çizgide olan insanlar her zaman dış bağımlılığa karşı gelmişler ve

camia olarak rüştlerini ispat ederek, ancak ayni ideolojiyi paylaşan ve kaytsız

şartsız olan yardımların kabul edileceğini benimsemişlerdir. Bu konuda da

Türkmenler Irak Kürtlerinden değişik bir çizgide olmuş ve Kürtler gibi İranlılar,

Suriyeliler, İngilizler, Amerikalılar ve İsrailliler tarafından kulanılmamışlar, hatta

mili bahanelerle böyle bir talep te hemen hemen hiç bir zaman gündeme

gelmemiştir.

Irak Türkmenlerinin yurt içinde olan camia ve örgütler, yurt topraklarında azami

bir dayanışmanın hüküm sürdüğü, kültürel takviye faaliyetlerinin devam ettiği ve

dayanışmanın sağlandığını göstermektedir.

Düşünülen çözüm yurt sathında söylem birliğini tesis etmek ve çatlak seslere

fırsat vermemek için demokratik çizgiler dahilinde derhal Türkmen Kardeşlik

Ocağının 18. kurultayının toplanması ve siyasi harekete geçtiğini ilan etmesidir.

Bu çözüm üç ana sebepten dolayı önemlidir:

1- Irak Türkmenleri siyasi hareketinin doksanlı yıların eseri olmayıp 1960

yılından beri faaliyete geçtiğini gerçekçi bir şekilde ilan edecektir.

2- Irak Türkmenleri hareketinin Irak topraklarından kaynaklandığını, itham

edildiği gibi yurt dışına bağımlı olmadığını ve halkın içinden siyasi bir hareket

olarak gerçekleştiğini gösterecektir.

3- Bu örgütlenmede Irak Türkmenlerinin milli çizgisini yaşatan ve savunabilecek

geniş kitlelerin söz sahibi olarak bayrağı taşıması sağlanacaktır.

6- Yurt Dışı Örgütlenme

Yurt dışında bulunan ve milli çizgiyi benimseyen Türkmenler

ciddi,ağırbaşlı,temsil ehliyetine sahip ve birlikteliği sağlayabilecek örgütlerle

dayanışma içinde olup görevlerinin bittiği fikrine kapılmamalıdır.Asıl siyasi

mücadele bugünden sonra başlamakta ve önem kazanmaktadır. Şimdiye kadar

elde edilen kazanımlar olumlu bir şekilde milli harekete yansıtılmalı ve dünya

kamuoyıuna daha çok hitap etme imkanları sağlanmalıdır.

Çalışmaların özüne bakılırsa, Irak Türkmenlerinin bahsi geçen siyasi çizgilerine

paralel olarak sosyo-politik çalışmaların hız kazanması ve bütün faaliyetlerin temel

taşını oluşturması gerekmektedir.

Dürüst ve idealist kadroların bulunmadığı veya milli çizgimizin gölgesine sığınmış

bazı ekiplerin bu karışık ortamda şahsi çıkar peşine düşerek bir mevki edinme

çabasına girmeleri sürpriz olmuyor. Bütün milletler tarihinde bu gibi oportunist

eylemler görülmüş,ancak idealist ve milli hareketler tarafından zamanı gelince

dışlanmıştır. Önemli olan bu konuların polemik haline dönüşmemesi ve hakiki

çizginin yaşatılmasıdır.

Kanaatimizce bu uğraş devam etmesi Irak toprakları dışında ciddi sosyo-politik

dernek ve ocakların kurulması ve öncü rolünü oynamasıyla mümkün kılınabilir.

Kültürel ve tarihi araştırma enistitülerinin kurulması, sanat, folklor, edebiyat ve

kültür hazinelerimizin korunması ve yaşatılması için çeşitli ocak ve derneklerin

kurulması, yaşatılması ve geliştirilmesi şartır.

Ancak bütün bu çalışmaları bir çizgide toplamak her şeyden önemli ve hayatidir. Fikir

ihtilaflarının dert edilmemesi ve demokratik medeni çizgilerde uğraş veren bütün

idealistlerin bir araya toplanması bir konsensus gerektirmektedir. Tepeden inme veya

figüranlarla takviye edilmiş yapay örgütlenmelerin başarısız olduğu ne kadar doğru

ise, dağınıklığın ve ekip çalışmasından uzak durmanın o kadar tehlikeli ve yanlış

olduğu da aşikârdır.

Siyasi partiler dışında, insan hakları komiteleri, yayın organları, araştırma vakıfları

kurulabilir. Aranan tek şart, ayni havayı teneffüs etmek ve ayni siyasi söylemde

birleşmek olacaktır.

Bu konuda en önemli olan husus söylem birliğidir. Bu birlik ve birliktelik bir

performanstır. Bunu söyleyip de uygulamayanlara her zaman rastlanır. Bu fikri sadece

savunmak yetmez, bunu yaşamak da lazım. Irak Türkmenleri politikalarını iyice

belirleyip buna ters düşmeyecek davranışlarda bulunmalıdır, söylem birliği budur ve

Irakta siyasi yapılanma olsun veya geciksin bu hizmeti yerine getirmeye devam

etmelidir.

EKLER

EK 1

İnsan hakları evrensel beyannamesi

10 Aralık 1948

Önsöz

İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve

devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin

ve dünya barışının temeli olmasına,

İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesinin insanlık vicdanını

isyana sevkeden vahşiliklere sebep olmuş bulunmasına, dehşetten ve

yoksuluktan kurtulmuş insanların, içinde söz ve inanma hürriyetlerine

sahip olacakları bir dünyanın kurulması en yüksek amaçları oralak ilan

edilmiş bulunmasına,

İnsanin zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur

kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı

bir zaruret olmasına,

Uluslararasında dostça ilişkiler geliştirilmesini teşvik etmenin esaslı bir

zaruret olmasına,

Birleşmiş Miletler halklarının, Antlaşmada, insanın ana haklarına, insan

şahsının haysiyet ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan

imanlarını bir kere daha ilan etmiş olmalarına ve sosyal ilerlemeyi

kolaylaştırmaya, daha geniş bir hürriyet içerisinde daha iyi hayat şartları

kurmaya karar verdiklerini beyan etmiş bulunmalarına,

Üye devletlerin, Birleşmiş Miletler Teşkilatı ile işbirliği ederek insan

haklarına ve ana hürriyetlerine bütün dünyada gerçekten saygı

gösterilmesinin teminini taahhüt etmiş olmalarına,

Bu haklar ve hürriyetlerin herkesçe aynı şekilde anlaşılmasının

yukarıdaki taahhüdün yerine getirilmesi için son derece önemli

bulunmasına göre,

Birleşmiş Miletler Genel Kurulu,

İnsanlık topluluğunun bütün fertleriyle uzuvlarının bu beyannameyi

daima gözönünde tutarak

öğretim ve eğitim yoluyla bu haklar ve hürriyetlere saygıyı geliştirmeye,

gittikçe artan mili ve miletlerarası tedbirlerle gerek bizzat üye devletler

ahalisi gerekse bu devletlerin idaresi altındaki ülkeler ahalisi arasında bu

hakların dünyaca filen tanınmasını ve tatbik edilmesini sağlamaya

gayret etmeleri amacıyla bütün halklar ve miletler için ulaşılacak ortak

ideal olarak işbu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ilan eder.

Madde 1

Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve

vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket

etmelidirler.

Madde 2

Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide,

mili veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark

gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve

bütün hürriyetlerden istifade edebilir.

Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında

bulunan, gayri muhtar veya sair bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke

uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu memleket veya

ülkenin siyasi, hukuki veya miletlerarası statüsü bakımından hiçbir

ayrılık gözetilmeyecektir.

Madde 3

Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.

Madde 4

Hiç kimse kölelik veya kuluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle

ticareti her türlü şekliyle yasaktır.

Madde 5

Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayrinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya

muamelelere tabi tutulamaz.

Madde 6

Herkes her nerede olursa olsun hukuk kişiliğinin tanınması hakkını

haizdir.

Madde 7

Kanun önünde herkes eşitir ve farksız olarak kanunun eşit

korumasından istifade hakkını haizdir. Herkesin işbu Beyannameye

aykırı her türlü ayırdedici muameleye karşı ve böyle bir ayırdedici

muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı

vardır.

Madde 8

Her şahsın kendine anayasa veya kanun ile tanınan ana haklara aykırı

muamelelere karşı fili netice verecek şekilde mili mahkemelere

müracaat hakkı vardır.

Madde 9

Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulanamaz veya sürülemez.

Madde 10

Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezai mahiyette

herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde ve açık olarak görülmesi

hakkına sahiptir.

Madde 11

1. Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli

bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile

kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.

2. Hiç kimse işlendikleri sırada mili veya miletlerarası hukuka göre

suç teşkil etmeyen filerden veya ihmalerden ötürü mahkum

edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan

cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez.

Madde 12

Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususlarında keyfi

karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz bırakılamaz.

Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı

vardır.

Madde 13

1. Herkes herhangi bir devletin sınırları dahilinde serbestçe dolaşma

ve yerleşme hakkına haizdir.

2. Herkes, kendi memleketi de dahil, herhangi bir memleketi

terketmek ve memleketine dönmek hakkına haizdir.

Madde 14

1. Herkes zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak

kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi

görmek hakkını haizdir.

2. Bu hak, gerçekten adi bir cürüme veya Birleşmiş Miletler prensip

ve amaçlarına aykırı faaliyetlere müstenit kovuşturmalar halinde

ileri sürülemez.

Madde 15

1. Her ferdin bir uyrukluk hakkı vardır.

2. Hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan ve uyrukluğunu değiştirmek

hakkından mahrum edilemez.

Madde 16

1. Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, uyrukluk veya din

bakımından hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın evlenmek ve aile

kurmak hakkına haizdir. Her erkek ve kadın evlenme konusunda,

evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları haizdir.

2. Evlenme akdi ancak müstakbel eşlerin serbest ve tam rızasıyla

yapılır.

3. Aile, cemiyetin tabi ve temel unsurudur, cemiyet ve devlet

tarafından korunmak hakkını haizdir.

Madde 17

1. Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi

olmak hakkını haizdir.

2. Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.

Madde 18

Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya

kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya

topluca, açık olarak veya özel surete, öğretim, tatbikat, ibadet ve

ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir.

Madde 19

Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak

fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis

olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya

yaymak hakkını içerir.

Madde 20

1. Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe

katılma serbestisine maliktir.

2. Hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz.

Madde 21

1. Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler

vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını

haizdir.

2. Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını

haizdir.

3. Halkın iradesi kamu otoritesinin esasıdır; bu irade, gizli şekilde

veya serbestliği sağlayacak muadil bir usul ile cereyan edecek,

genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak olan devri ve dürüst

seçimlerle ifade edilir.

Madde 22

Her şahsın, cemiyetin bir üyesi olmak itibariyle, sosyal güvenliğe hakkı

vardır; haysiyeti için ve şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan

ekonomik, sosyal ve kültürel hakların mili gayret ve miletlerarası işbirliği

yoluyla ve her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip olarak

gerçekleştirilmesine hakkı vardır.

Madde 23

1. Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli

çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

2. Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit

ücrete hakkı vardır.

3. çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine

uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma

vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı

vardır.

4. Herkesin menfaatlerinin korunmasi için sendikalar kurmaya ve

bunlara katılmaya hakkı vardır.

Madde 24

Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul

surete sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatilere hakkı

vardır.

Madde 25

1. Her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim,

mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere

sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve

işsizlik, hastalık, sakatlık, duluk, ihtiyarlık veya geçim

imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer halerde

güvenliğe hakkı vardır.

2. Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir.

Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal

korunmadan faydalanırlar.

Madde 26

1. Her şahsın öğrenim hakkı vardır. Öğrenim hiç olmazsa ilk ve

temel safhalarında parasızdır. İlk öğretim mecburidir. Teknik ve

mesleki öğretimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim,

liyakatlerine göre herkese tam eşitlikle açık olmalıdır.

2. Öğretim insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklarıyla

ana hürriyetlerine saygının kuvvetlenmesini hedef almalıdır.

Öğretim bütün miletler, ırk ve din grupları arasında anlayış,

hoşgörü ve dostluğu teşvik etmeli ve Birleşmiş Miletlerin barışın

idamesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.

3. Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını

öncelikle haizdirler.

Madde 27

1. Herkes, topluluğun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel

sanatları tatmak, ilim sahasındaki ilerleyişe iştirak etmek ve

bundan faydalanmak hakkını haizdir.

2. Herkesin yaratığı, her türlü bilim, edebiyat veya sanat

eserlerinden mütevelit manevi ve maddi menfaatlerin

korunmasına hakkı vardır.

Madde 28

Herkesin, işbu Beyannamede ilan edilen hak ve hürriyetlerin tam tatbikini

sağlayacak bir sosyal ve uluslararsı nizama hakkı vardır.

Madde 29

1. Her şahsın, şahsiyetinin serbest ve tam gelişmesi ancak bir

topluluk içinde mümkündür ve şahsın bu topluluğa karşı görevleri

vardır.

2. Herkes, haklarının ve hürriyetlerinin kulanılmasında, sadece,

başkalarının haklarının ve hürriyetlerinin gereğince tanınması ve

bunlara saygı gösterilmesi amacıyla ve ancak demokratik bir

cemiyete ahlâkın, kamu düzeninin ve genel refahın haklı

icaplarını yerine getirmek maksadıyla kanunla belirlenmiş

sınırlamalara tabi tutulabilir.

3. Bu hak ve hürriyetler hiçbir veçhile Birleşmiş Miletlerin amaç ve

prensiplerine aykırı olarak kulanılamaz.

Madde 30

İşbu Beyannamenin hiçbir hükmü, herhangi bir devlete, zümreye ya da

ferde, bu Beyannamede ilan olunan hak ve hürriyetleri yoketmeye

yönelik bir faaliyete girişme ya da eylemde bulunma hakkını verir şekilde

yorumlanamaz.

EK 2

Mili Azınlıklara Mensup Bireylere Mensup

Bireylere Dönük 1992 Beyannamesi

Karar Numarası: 47-135

Tarih: 18 Aralık 1992

Birleşmiş Milletler genel Kurulu

Genel Kurul, Birleşmiş Milletlerin tüzüğünde ilan etiği temel hedeflerden biri olan

insan hakları ve temel hak ve hürriyetlerin korunması ve ırk,cinsiyetüdil veya din

dolayısıyla ayrım yapılamayacağı prensibine refere ederek insanların temel hakları ve

insan değeri ve haysiyetine inancını tekrarlamakla, tüzükte yer verilen prensiplerle

İnsan Hakları evrensel Beyannamede, ırklara karşı soykırımın önlenmesi ve

cezalandırılması sözleşmesi, Irk ayrımının bütün şekillerinin önlenmesi sözleşmesi,

Medeni ve siyasi haklar uluslaerarası ahdi,Ekonomik-sosyal ve kültürel haklarla ilgili

uluslararası teahüdü, din ve inanç esasına göre işlenen ayrım ve aşırılıkla mücadele

sözleşmesi,çocuk hakları sözleşmesi ve uluslararası ile bölgesel antlaşma ve

sözleşmelere dayanarak ve uluslararsı medeni ve siyasi haklar antlaşmasının etnik

veya mili ve dini azınlıklara mensup bireylerin hakları ile ilgili 27. maddesini göz

önünde bulundurarak, milli, etnik ve dini azınlıkların korunması ve desteklenmesinin

yaşadıkları ülkelerde sosyal ve siyasi istikrar ve huzuru pekiştireceüine inandığı

içinve bu azınlıkları koruma ve desteklemenin toplumların gelişmesi ve hukuk düzeni

içinde demokratik uygulama olacağını kabule, bu uygulamanın halklar ve milletleri

birbirine daha da yaklaştıracağına inandığı için, Birleşmiş Miletlerin azınlıkları

korumada büyük rol oynayacağnın bilinci içinde ve şu ana kadar gerçekleşen

sonuçları inceleyerek ve insan hakları, ayrımcılığı önleme ve azınlıkları koruma alt

komisyonu çalışmaları ve insan hakları ile ilgili öteki kurul ve kurumlrın çalışmalarını

inceleyerekve hükümet çevreleriyle sivil toplu örgütlerinin çalışmalarını

değerlendirerek ve uluslararası teahütlerin daha da desteklenmesi zaruretine inanarak

mili, etnik, dini ve lisana dönük azınlıklar konusunda şu beyannameyi ilan eder.

Madde 1:

Her ülke kendi sınırları içinde azınlıkları ve bunların etnik ve milli özelikleri,

kültürel,dini ve lisan hüviyetlerini korunmakla yükümlüdür. Bu hüviyetin gelişmesi

için gereken adımları atmalıdır.

Madde 2:

1- Mili, etnik ve dini azınlıklara mensup bireyler , ki burada artık bunlara azınlık

mensupları denecektir, kendi kültürleri, özel dinlerinin ibadet gereksinimlerini,

kendi lisanlarının kulanımını açık ve gizli şekilde kulanmakta serbesttirler. Hiç bir

ayrım yapılmadan ve müdaheleye uğramadan bu haklardan yararlanabilirler.

2- Azınlık mensupları kültürel,dini,sosyal,ekonomik ve genel hayata fiili olarak

katılma hakkına sahiptirler.

3- Azınlık mensupları ulusal ve bölgesel çapta yaşadıkları bölgelerde mensup

oldukları azınlığı ilgilendiren kararlara katılmak ve ulusal yasalara aykırı olmamak

kaydıyla iştirak etmek hakkına sahiptirler.

4- Azınlık mensupları kendi birliklerini kurabilir ve koruyabilirler.

5-Azınlık mensupları cemmatlerinin öteki fertleriyle sebest ve sağlam ilişkiler

kurma ve bu ilişkileri koruma hakkına sahip oldukları gibi öteki azınlıklarla da bu

ilişkilere girebilirler.Ayrıca milli,etnik ilişkiler veya din, lisan ilişkileri olan öteki

ülke vatandaşlarıyla sınır aşırı ilişkiler kurma hakkına sahüotirler. Bu hususta

kendilerine bir ayrım yapılamaz.

Madde 3:

1- Azınlık mensupları bu beyannamede bahsedilen haklar dahil bütün

haklarını gerek bireysel gerekse de toplu olarak hiç bir ayrım

yapılmadan kulanabilirler.

2- Azınlık mensupları bu hakları kullanmak veya kullanmamaktan dolayı

zarara uğratılamaz.

Madde 4:

1- Devletler gerektirdiği takdirde Azınlık mensuplarının bütün temel insan hak

ve hürriyetlerinden yararlanması için gereken önlemleri almakla yükümlüdür.

Bu hakları kanun önünde eşit olarak ve ayrım yapılmadan kullanırlar.

2- Devletler azınlık mensuplarının kendi özel benliklerini açıklama ve

kültürlerini, dillerini, dinlerini, adet ve geleneklerini kanunlara ve uluslararası

normlara aykırılık teşkil etmemesi şartıyla geliştirmelerine yardımcı olur.

3- Devletler Azınlık mensuplarının kendi ana dillerini öğrenme veya kendi ana

dillerinde eğitim alabilme fırsatını bulmaları için gereken imkanları sağlar.

4- Devletler, uygun olduğu kadar,eğitim alanında azınlıkların tarihi,

dili,gelenekleri ve kültürünü öğretmek için imkan sağlar ve azınlık

mensuplarının tüm toplumun kültürüne vakıf olması imkanını temin eder.

5- Devletler Azınlık mensuplarını ekonomik gelişmeye ve ilerlemeye katkıda

bulunmaları için gereken tedbirleri alır.

Madde 5:

1- Ulusal politikalar ve programlar Azınlık mensuplarının meşru beklentileri göz

önünde tutularak uygulanır.

2- Devletlerarası işbirliği ve yardımlaşma programları planlanırken ve

uygulanırken Azınlık mensuplarının meşru talepleri de dikkate alınır.

Madde 6:

Devletler kendi aralarında Azınlık larla işlgili bilgi alışverişi konusunda

yardımlaşır ve karşılıklı güvenin tesisi için bilgi ve birikim alışverişi yaparlar.

Madde 7:

Devletler, bu beyannamede belirtilen hakların korunması konusunda yardımlaşma

ve işbirliği içinde olur.

Madde 8:

1- Bu beyannamede devletlerin azınlık mensuplarına tanınan hakları kullanmaya

engel olacak ve uluslararası teahütlerini yerine getirmeyi engelleyen

hükümler içermemektedir.

2- Bu beyannamede belirtilen hakların kulanımı bitin şahısların insan hakları ve

temel hak ve hürriyetlerden faydalanmasına engel olamaz.

3- Bu beyannamede belirtilen hakların kulanımı prensipte insan hakları evrensel

beyannamesinde güvence altına alınmış olan eşitlik prensibine aykırı değildir.

4- Bu beyannamenin herhangi bir bölümünün tefsiri Birleşmiş Milletlerin

devletler egemenliği ve sınır güvenliği ile siyasi özgürlük maksatları ve

prensiplerine aykırılık teşkil edemez.

Madde 9: Bütün ihtisas birimleri ve Birleşmiş Milletler organları bu beyannamede zikredilen

prensip ve hakların icrası için gerekeni yapar.

EK 3

İlk Türkmen Öğretmenler Kongresi Sonuç Bildirisi, 1960

Çeşitli alt komisyonlar halinde çalışan kongre, aşağıdaki kararları almıştır:

Program ve kitap Komisyonunun kararları:

1- Kongre, Eğitim Bakanlığı’nın Türkmence eğitim için kararlaştıracağı genel programlaın

uygulanmasını destekler. İhtiyaçlar ve yerel şartların da gözönünde tutularak

programların hazırlanmasında uzman Türkmenlerden yayarlanmasının uygun olacağını

şfade eder.

2- Kongre, bütün öğretim dönemlerinde Arapça öğretimin sürdürülmesi ve mevcut ders

kitaplarının kulanılmasını destekler. Ancak ilk okullarda drslerin Türkmence olarak

anlatılması gereğine dikkat çeker.

3- Kongre, öğrencilerimizin Arapça’yı iyice öğrenmelerini temin etmek için şu anda bu

lisana ayrılmış olan saatlerin azaltılmaması gereğini açıklar ve bu dili, Türkme

bölgelerinde öğretecek öğretmenlerin ehliyetli elemanlar arasından seçilmesini arzular.

4- Kongre, Arapça okuma kitaplarının ilk öğrenim süresince kesintisiz kullanılmasını

destekler. Türkmencenin ise ilk okul ikinci sınıftan başlaması nın gerekli olduğuna

inandığını ifadeyle aşağıdaki hususların dikkate alıması gerektiğini belirtmek ister:

a) İlk okul ikinci sınıfta Türkmence öğrenimi için temel bir ders kitabının

hazırlanması ve öğretime önümüzdeki 1960-1961 ders yılından başlanması

gerekir.

b) Üç,dört,beş ve altıncı sınıflar için ardarda kitapların hazırlanmasına devam

edilmelidir.

c) Türkmence öğretim saatlerinin aşağıda gösterildiğigibi uygulanmalıdır:

- İkinci sınıf Haftada 4 saat

- Üçüncü sınıf = 3 saat

- Dördüncü sınıf = 3 saat

- Beşinci sınıf = 2 saat

- Altıncı sınıf = 2 saat

d) Kongre, bu ders saatlerinin ayarlanması için gerekecek olan düzenlemeler, bazı

derslerin kaldırılması veya ilave edilmesi bakımından, öğrenimin 1960-1961 ders

yılından başlatılması önerimiz çerçevesinde Eğitim bakanlığına bırakmakla

birlikte hayat bilgisi derslerinden haftada iki ssat ve beden eğitimi ile resim

derslerinden haftada birer saat kısılmasını tavsiye eder.

5- Türkmencenin ilk okullarda öğretilmesini gerçekleştirmek için kongre aşağıdaki tavsiye

kararlarını almıştır:

a) Türkmence eğitimi ve ders usullerinin erkek ve bayan öğretmen okulları

programları arasına alınması, ancak Türkmen olmayan öğretmen okulları

öğrencilerinin bu derslerden muaf tutulmaları.

b) Şu anda hizmette olan Türkmen öğretmenler için öğretim usuleri kurslarının

açılması.

Resmi ve Özel okullar komisyonu kararları:

1- Türkmence alfabe, gramer, imla ve kompozisyon kitaplarının hazırlanmasında eski

Türkçe harfleri çerçevesinden çıkılmayacaktır.

2- Kongre, yetişkinlere okuma yazma seferberliğinde Türkmenlerin hem Türkmence

hem de Arapça öğrenim görmelerini teklif eder. Böylece Türkmenler kendi dilleri

yanında Arapça da öğrenmiş olurlar.

3- Kongre, Eğitim Bakanlığında Türkmence öğrenimi kontrol edecek ve Türkmenlerden

oluşacak bir komisyonun kurulmasını tavsiye eder.

Okuma yazma seferberliği komisyonu kararları:

1- Kongre, okur yazar olmayanlara da kültür aşılamak üzere Türkmen bölgelerinde

okuma yazma seferberliğini uygulamak üzere kitaplar hazırlanmalıdır. Kongre ayrıca

okuma yazmayı yetişkin çağda öğrenenlerin kültür hazinesini geliştirmek için bir seri

kitabın hazırlanması gereğini ifade eder.

2- Kongre , okuma yazma seferberliğinde başarı gösteren öğretmenlerin

ödüllendirilmelerini ve kendilerini daha da geliştirmeleri için yurt dışına burslu

olarak gönderilmeleini önerir.

3- Kongre, türkmenlerin sağlık ve sosyal bilgi ve birikimlerini artırmak için külür

merkezleri açılmasını önerir.

4- Kongre, yetişkinlerin okuma yazma kampanyalarını katılımlarının özendirilmesini

tavsiye eder.

Yüksek öğrenim ve Dış Burslar Komisyonu kararları:

1- Kongre, Eğitim bakanlığı’nın Türkmen öğrencilerin, Türkmen bölgelerinin sağlık,

sosyal hizmetler ve teknik alanlardaki gereksinimlerini gözönünde tutularak

Bağdat’ta üniversiteye alınmalarını temin etmesini talep ve rica eder.

2- Kongre, yeteri kadar Türkmen öğrencinin yurt dışına burslu olarak gönderilmeleri ve

öğrenci mübadelesi programlarından faydalandırılmalarını tavsiye eder.

3- Kongre, orta okul ve liselerde öğretmen açığının kapatılması, okulların laboratuvar

gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını tavsiye eder.

Telif, Tercüme ve Yayın Komisyonu Kararları:

1- Kongre, eğitim konusunun Eğitim bakanlığı görevleri arasında olduğuna göre Irak’ta

kültür birliğinin pekiştirilmeswi için bu konunun bu Bakanlığın yetkisi içinde

kalmasını ön görür.

2- Kongre, Türkmence eğitimin kontrolü için Eğitim Bakanlığında uzman ve yetenekli

Türkmenlerden oluşan bir komisyonun kurulması öneriler.

3- Kongre, İlk Öğretmen ve memleketin lideri General Abdulkerim Kasım’ın öğretim

alanlarındaki yol gösterici fikirlerini takdirle karşılayarak faydalanmayı öngörür.

4- Kongre, Eğitim Bakanlığına, Türkmence kitap, dergi, ve broşürler basacak

Türkmence harfli bir basımevinin kurulmasını tavsiye eder.

5- Kongre, Türkmen öğretmenlerin kültür düzeylerinin yükseltilmesi için öğretmenler

sendikasının haftalık ve aylık birer Türkmence derginin çıkarılması için ilgili

makamların onayını rica eder.

6- Kongre, yetenekli Türkmen edebiyatçı, şair ve yazarların eserlerinin yayınlanması

için destek olunmasını ve teşvik edilmesini tavsiye eder.

7- Kongre, Türkmen bölgelerinde okuma yazma seferberliğinde kullanılmak üzere bir

kitabın hazırlanmasını önerir.

8- Kongre, Irak Türkmenlerinin tarihi ve yerleşim bölgeleri coğrafyasının okutulması ve

bu konularda ihtisas sahibi Türkmenler tarafından yapılan etüd ve araştırmalardan

Eğitim bakanlığınca yararlanılmasını tavsiye eder.

9- Kongre, Türkmence imla konusunu inceleyecek ve Türkmence ders kitapları, marşlar

ve şarkıları hazırlayacak ihtisas sahibi Türkmen öğretmenlerin listesi Öğretmenler

Sendikası tarafından hazırlanacak ve Eğitim Bakanlığının dikkatine sunulacak.

10- Kongre, Türkmen çocuk eğitimi edebiyatınının özendirilmesi ve geliştirilmesini

tavsiye eder.

11- Kongre, Türkmenlerin yeteneklerini geliştirmek ve yayınlarına yer vermek üzere

Bağdat Üniversitesi, Irak Bilim Kurumu ve Güzel Sanaatlar Enistitüsünden

yararlanmayı tavsiye eder.

Kaynaklar

Belgeler:

1- Birleçmiş Miletler Genel Kurulu dökümanları ve kararları.

2- Uluslararası Güvenlik Konseyi kararları

3- İnsan Hakları gözetim komitesi raporları

4- İslam Konferansı Örgütü dökümanları

5- Arap Birliği dökümanları ve kararları

6- Avrupa Konseyi kararları

7- İngiltere Göç ve Milletler müdürlüğü'nün İnsan Hakları ve Milli topluluklar

raporu.

8- Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri bakanlığının İnsan Hakları raporları

9- Türkmen Öğretmeneri kongresinin 1960 sonuç bildirisi.

10- 21 Mart 1925 Irak'ın ilk Kanun-i Esasisi"Anayasası" ve tadilatı

11- 27 Temmuz 1958 Irak geçici anayasası

12- 1963 yılı 25 numaralı Devrim Komuta Konseyi kanunu

13- 10 Mayıs 1964 Irak geçici anayasası

14- 21 Eylul 1968 Irak geçici anayasası

Arapça ve Arapçaya çevrilmiş Kaynaklar:

1- Parthold, Tarih-ül Türk Fi Asya el-Vusta "Orta Asyada Türk Tarihi", Anglo-

Mısır Kitabevi, 1958 ve yeni baskı, Mısır Genel Kitap Heyeti, Kahire,1966

2- Ahmet Şenşavi ve arkadaşları, İslam Anseklopedisi, cilt 5

3- Şakir Sabir Zabit,Mucez Tarih-ül el-Türkman fil İrak " Irak'ta Türkmen

Tarihinin Özeti", Bağdat, 1962

4- Hama Sahibi Sultan Müeyet İmaddedin İsmail, Takvimil Büldan, Sultaniye

Basımevi, 1840, Paris

5- Abdurrazzalk el- Hasani, el-İrak Kadimen ve Hadisen" Eski ve Yeni Irak",

İrfan Basımevi, Sayda, 1956

6- Dr. Fazıl Hüseyin,Müşkilat el-Musul "Musul Meselesi ", Rabita Basımevi,

Bağdat, 1955

7- Avukat Abbas Azzavi Tarih-ül İrak Beyne İhtilaleyn", İki İşgal Arasında Irak,

Tefayyuz Basımevi, Bağdat, 1939

8- Al-Tabari,Tarih-ül Ümem vel-Muluk "Ümmetler ve Kralar Tarihi", 4.Cilt,

İstikama Basımevi, Kahire,1939

9- Ahmet Hamit el-Sarraf, El-Şebek "Şebekler", Maarif Basımevi, Bağdat, 1954

10- Dr. Muhammed Enis, El-Devle el-Osmaniyye ve el-Şark-ül Arabi"Osmanlı

devleti ve Arapların Doğu Kesimi", Anglo- Mısır Kitapevi,Kahire

11- Dr. Hüseyin Emin,Tarihül İrak fil Asr-il Selcuki" "Irak Selçuklu Tarihi", İrşat

Basımevi, Bağdat, 1965

12- Abdı Gani el-Mellah, Tarihül Hareke el-Dimokratiyye Fil İrak "Irakta

Demokratik Hareket Tarihi", Arap Yayıncılık, Beyrut

13- Dr. Kazım Nima, El-Melik Faysal el-Evvel Vel İngiliz Vel İstiklal""Kral

Birinci Faysal , İngilizler Ve Bağımsızlık", Arap Enseklopediler Yayınevi,

Beyrut, 1988

14- Abdurrazzak el- Hasani, Tarihül Vezarat il-İrakkiye "Irak Kabineleri Tarihi",

Genel Kültür İşleri Yayınevi, Bağdat 1988

15- Layth Abdulhasan el-Zubaidi, Sevret 14 Temmuz 1958 Fil İrak "Irakta 14

Temmuz 1958 İhtilali", Yakdha Kitapevi, Bağdat,1981

16- Dr. Kazım Habip, El-Ma'sat vel Mehzele Fi İrak-ül Yevm "Bugünkü Irakta

Trajedi ve Komedi", Künuz Yayınevi, Beyrut,1999

17- Dr. Nuri Talebani, Mantikat Kerkük ve Muhavalt Tağyir Vakiiha el-Kavmi

"Kerkü Bölgesi ve Etnik Konumunu Değiştirme Çabaları", 1999

18- Muhammed Cemil el-Ruzbeyani, Bağdat, El- Cennet-ül Amire "Bağdat –

Mamur Cennet", tercüme ve yorum, Bilim Kurumu Yayını, Bağdat, 1988

19- Sati el-Hısri, Muzekkerati fil İrak "Irakta hatıralarım", Talia Yayınevi, Beyrut,

1968

20- Dr. Velit Hamdi, el- Kurd ve Kurdustan fil vesaik-il Biritaniyye "İngiltere

dökümanlarından Kürtler ve Kürdüstan", Sicil el-Arap Basımevi, 1992

21- Dr. Aziz Haj, El- Kadiyye el-Kurdiye fil İşrinat "Yirmili Yılarda Kürt

Sorunu", Arap Araştırmalar ve Yayınlar Müessesesi, 1984

22- Avni Fersah, El- Akalliyat fil Tarih-il Arabi "Arap tarihinde Azınlıklar",

Riyad el-Reis Reis Yayınevi,Londra, 1994

23- Hayri Emin el-Ömeri, Hikayat-ün Siyasiyye Fi Tarih-il İrak-il Hadis "Yeni

Irak Tarihinden Siyasi Hikayeler", Afak Arabiya Yayın ve Dağıtım Evi,

Bağdat

24- Ferik Mizhir el-Firaun, El Hakaik-ül Nasi'a Fil Sevrel İrakiyye Senet 1920 Ve

Netaicüha "1920 Yılı Irak İhtilalinin Parlak Gerçekleri ve sonuçları", Belağ

Müessesesi, Necah Kitabevi, Bağdat, 1995

25- Abdulmecit Hasip el-Kaysi, Hevamiş Ala Tarihül İrak-il Siyasi Al-Hadis- El-

Asuriyyun "Yeni Siyasi Irak Tarihinden Dipnotlar- Asuriler", Uluslararsı

Anseklopediler Yayınevi, Londra , 1999

26- Seyyar el-Jamil, Züema Ve Efendiyye- el-Paşavat-ül Osmaniyyun ve el-

Nahdaviyyun el-Arap "Liderler ve Efendiler- Osmanlı Paşaları ve Arap

Kalkınmacılar", Ahliya Yayınevi, Amman-Ürdün, 1999

27- Munzir el-Musuli,El- Hayat-ül Siyasiyye Vel Hizbiyye Fi Kurdustan -Rüyatün

Arabiyye Lil-Kaddiyye El-Kurdiyye "Kürdüstanda Politika ve Particilik

Hayatı- Kürt Sorununa Arap Açısından Bakış", Riyad el-Reis Yayınevi,

Londra, 1991

28- Stephen Hemsley Longrigg, Arbaat Kurun Min Tarih-il İrak-il Hadis "Yeni

Irak Tarihinden Dört Asır", Tercüme: Cafer el-Hayyat, Şerif Al-Radi

Yayınları, Kum-İran, 1968

29- Stephen Hemsley Longrigg, Al-İrak Al-Hadis Min Senet 1900 İla1950 "1900-

1950 Arsı Yeni Irak", Tercüme ve yorum: Selim Taha el-Tikriti, el-Fecir

Yayınları, Bağdat, 1988

30- Casim Muhlis, Zikrayat Nazım el-Tabakçali ve Müzekkerat el-Muhami Casim

Muhlis "Nazım Tabakçalı'nın Anıları ve Avukat Casim Muhlis'ın Hatıraları",

Asriya Kitabevi, Sayda-beyrut, 1969

31- Hanna Batatu, Al-Irak, El-Kitab-ül Evvel, Altabakat El-İctima’iyye vel

herekat el-sevriyye min el-ahdil Osmani hatta kiyam-il cumhuriyye Irak-

1.kitap, “Osmanlı devrinden cumhuriyete dek sosyal kesitler ve ihtilal

hareketleri”, Arap Araştırmalar Yayınevi, Beyrut,1990

32- Hanna Batatu, Al-İrak- el-Kitab-ül Salis, El-Şiyu'iyyun vel-Baasiyyun vel

Zubbat-ül Ahrar " Irak-3.kitap- Komünistler, Baasçılar ve Özgür Subaylar",

Arap Araştırmalar Yayınevi, Beyrut, 1992

33- Dr. Saddedin İbrahim, Teammülat-ün Fi Meselet-il Akalliyat "Azınlık

Meselesine Bir Bakış", Suat el-sabah Yayınevi, Kahire, 1992

34- Lord Luid Dulberan, Al-İrak Min-el İntidap ile-l İstiklal 1914-1932 "1914-

1932 Arsında Manda'dan Bağımsızlığa Irak", Arap Anseklopediler Yayınevi

Tercümesi, Beyrut, 2002

35- Henry Fooster, Neşet-ül İrak-il Hadis "Yeni Irak'ın Kalkınması", Tercüme ve

yorum: Selim Taha el-Tikriti, 1. ve 2. cilt, el-Fecir Yayınevi, Bağdat, 1989

36- Muhammed Hamdi el- Caferi, Biritaniya Vel İrak, Hikbatün Min Al-Sir'a

1914-1958 " İngiltere ve Irak- 1914-1958 Arası Çekişme Dönemi", Genel

kültür İşleri Yayınevi, Bağdat,2000

37- Tamir Abdulmuhsin el-Amiri, Mevsuetül Aşair-il İrakkiye " Irak Aşiretleri

Anseklopedisi"– 9 cilt, Bağdat , 1995

38- Abdurrazzak el-Hasani, Ahdas-ün Asartuha "Yaşadığım Olaylar", Genel

Kültür İşleri Yayınevi, Bağdat,1992

39- Savunma Bakanlığı, Muhakemet Nazım el-Tabakçali ve Cemaatühü "Nazım

Tabakçalı ve Cemaatinin Yargılanması", cilt 18 ve 19, Hükümet Basımevi,

Bağdat, 1962

40- Savunma Bakanlığı, Muhakemet Abdurrahman el-Samerrai ve Ömer Ali

"Abdurrahman el-Samerai ve Ömer Ali'nin Yargılanması", cilt 9, Hükümet

Basımevi, Bağdat, 1960

41- Halil İbrahim Hüseyin, Mevsuat 14 Temmuz "14 Temmuz Enseklopedisi",

Hürriyet Basımevi, Beşşar Kitabevi Yayınları, Bağdat, 1987

42- Emekli General Halil İbrahim Hasan, Al-İrak Fil Vesaik-il Biritaniyy 1958-

1959 "1958-1959 Arası İngiliz Dökümanlarında Irak", Hikme yayınları,

Bağdat 2000

43- Ziyat Kopoürlü, Al-Kiya-il Türki Fil İrak “ Irak’ta Türk Varlığı”,Örnel

Limited,Ankara,1996

44- Dr. Mecit Hıdduri, Al-İrak-ül Cumhuri "Cumhuriyet Olarak Irak", Şerif Radi

Yayınları, Kum-İran, 1968

45- Dr. Muhammed Fethi el-Şair, Al-Ekrad Fi Ahdi İmadeddin el-Zengi

"İmadetin Zengi Zamanında Kürtler", Munufiye Üniversitesi, Port Sait-Mısır,

1991

46- Dr. Abdulnaim Muhammed Hüseyin ,İran Vel İrak Fil Asr-il Selcuki

"Selçuklu Döneminde Irak ve İran", Mısır Kitapevi, Kahire, 1982

47- Dr. Ali el-Verdi, Dirasetün Fi Tabiat-ül Mectem'a el-İraki " Irak Toplumunun

Araştırılması", Haydariya Kitapevi, Bağdat, 1996

48- Dr. Muhammed Muzaffer el-Adhami, Al- Meclis-ül Tesisi el-İraki " Irak

Kurucu Meclisi", Genel Kültür İşleri Yayınevi, Bağdat, 1998

49- Dr. Nuri Abdulhamit el-Ani ve Arkadaşları, Tarih-ül Vezarat-ül İrakiyye Fil

Ahdi-l Cumhuri "Cumhuriyet Döneminde Irak Kabineleri Tarihi", Hikma

Yayınevi, Bağdat, 2001

50- Taha Bakır ve Fuat Sefer, Delil Vatan Al-Hadarat Al- Kadime “Eski

Medeniyetler Diyarı Rehberi” Kültür ve Enformasyon Bakanlığı, Bağdat,1965

51- Irak Türkmenleri İslam Birliği, el- Şüheda el-Türkman “Türkmen Şehitler”,

1979-1991 arası Irak Türkmenlerinin çağdaş siyasi tarihinden sayfalar”, El-

Delil Yayın ve Dağıtım Evi,1999

52- Basil Yusuf Basil, Siyadetül Düvel Fi Da’u el-Himaya el-Davliyye Li-Hukuk-

ul İnsan “Uluslararası İnsan Hakları Koruması ışığında Devletler Egemenliği”

İmarat Stratejik Araştırmalar Merkezi, Abu Dhabi,2001

53- Dr. Cemil Musa el-Neccar, El-İdare El-Osmaniyye Fi Vilayet Bağdat “Bağdat

Vilayetinde Osmanlı İdares”i, Medbuli Kitabevi,Kahire,1991

54- Hasan Bekir Ahmet, El- İlakat El-Arabiyye El-Türkiyye Benel Hadır Vel

Müstakbel “Zamanımızda ve Gelecekte Arap-Türk İlişkileri” ,İmarat Stratejik

Araştırmalar Merkezi,Abu Dhabi,2000

55- Fazıl El-Ensari,Sükkan-ıl Irak “ Irak Sakinleri”, Atlas Yayınevi,Şam, 1970

56- Fazıl El-Ensari, Müşkilat El-Sükkan- Numudec el-Kutr-ul Iraki “Nüfus

problemleri-Irak Örneği”, Kültür ve Enformasyon Bakanlığı Basımevi,

Şam,1980

57- Mir Basri, A’lam-ül Edeb Fil Irak-ıl Hadis, “ Yeni Irak’da Edebiyat

Yıldızları”, Hikme Yayınevi, Londra,1994

Türkçe Ve Türkçe’ye Çevrilmiş Kaynaklar:

1- Caferoğlu, Ahmet, Türkmenler, Türk Kültürü Dergisi-Sayı 2-Ankar- Haziran

1964

2- Dukini ,Hun-Türk-Moğol ve sair Tatarlar- -Tanin matbaası-İstanbul-1924

3- Sümer, Faruk, Oğuzlar-Türkmenler ,Ankara Üniversitesi matbaası- Ankara

1967

4- Öztuna , Yılmaz ,Türkiye Tarihi, İstanbul-1963

5- Kafesoğlu, İbrahim, Türkmen isminin anlamı, Kardaşlık Dergisi-sayı7-8-

Bağdat-1971

6- Toğan, Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, Akgün

matbaası,İstanbul,1946

7- Turan, Osman, Selçuklular tarihi ve Türk İslam medeniyeti, Türk Kültürü

Araştırma Enstitüsü,ankara,1965

8- Namık Kemal , Osmanlı Tarihi, Mahmut bey matbaası,İstanbul,1326

9- Orkun , Hüseyn Namık ,Türk Tarihi, Ahmet Sait matbaası, Ankara,1946

10- Köymen, Mehmet Altay, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Ayyıldız matbaası,

Ankara-1963

11- Kurtuluş , Baki, Osmanlı Padişahları, Balkanoğlu matbaası, Ankara, 1962

12- Saatçi, Suphi, Tarihi Gelişim içinde Irak'ta Türk varlığı, Tarihi Araştırmalar

ve Dokümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı, İstanbul, 1996

13- Tümtürk, İsmet, Fuzulü Dergisi, sayı 5, İstanbul,1958

14- Misak-ı Milli ve Türk Dış Politikasında Musul, Atatürk Araştırma

Merkezi,Basım ciltevi,Ankara,1998

15- Al-Jumaily, Qassam Kh, Irak ve Kemalizm Hareketi (1919-1923), Atatürk

Araştırma Merkezi, Ankara,1999

16- Marufoğlu, Sinan,Osmanlı döneminde Kuzey Irak, Eren yayıncılık, İstanbul,

1998

17- Demirci, Fazıl, Irak Türklerinin Dünü-Bugünü, Türk Tarih Kurumu

Basımevi,Ankara,1991

18- Demirci, Nefi, Dünden Bugüne Kerkük,Renk Ofset,İstanbul,1990

19- Sami, Şemsetin, Kamusu’l A’lam, cilt 2 ve 5, Mihran Matbaası, İstanbul,

1306-1314

İngilizce Kaynaklar:

1-Reflection on the Mosul Problem-Middle Asia publication, volume 4-13 London,

1926

2- Longrigg, Stephen hemsley, Iraq,1900 To 1950, A political, social and economic

history, Oxford University press, London-Newyork-Toronto, Billing and sons

ltd.,1956

3- Brown, Sarah Graham, Sanctioning Saddam, The Politics of Intervention in Iraq, ,

I.B.Tauris, New York, 1999

4- McDowell , David, A Modern History of the Kurds, I.B.Tauris, New York, 1996

5- Minorsky, Vladimir F., The Mosul Issue,Translated by Salem Shaheen, Kurdish

researches Center publications, Istanbul, 1998

6- Encyclopedia Britannica, volume 13, printed in U.S.A 1995

7- McCarthy, Justin, The Otoman Turks, ,Addison Wesley Longman Inc.USA,1997

8- Macfie, A.L, The End Of The Ottoman empire 1908-1923,., Longman,

London,1998

9- Paul Oliver, Encyclopedia Of Vernacular Architecture Of the World, Cambrıdge

University Press, Cambridge,1977

10- Hay, W.R., Two Years in Kurdistan, London, 1920

11- Said K.Aburishö Saddam Hussein- The politics of Revenge,

Bloomsbury Publishing plc, London,2001

Almanca Kaynaklar:

1- Herth , Sitzungsberichte der Bayerischen Akademie der Vissenschaft,.

2- Beyati , Dr.Mehdi,Anfa nge der prosaliteratur bei den Irak Tukmenen, Meinz, 1970

3- Fıscher, Reınhard, Die Turkmenen im Irak, Des Grades Eınes Magister Artium,

Üniversitat Berlin.