Menekşe Yakınlığı

ÖNCESİZ

 
önce seni gördüm
seni sevdim
adını öğrendim adını
Nisan yağmuru gibi yaşamıma girdin
birden bire
birden bire yaşamıma girişini sevdim
ne kötü ki
gidişin de birden bire oldu

 
birçok yaşanmamış varken yaşamıma girdin
Nisan yağmurunun
bahara kattığı güzelliği yaşamıma kattın
geride birçok yaşanmamış bırakarak
gün batımında beni terk ettin
yaşamak istediklerimi
güzel bir insanla yaşamayı kurarken
bana nazlanmanı sevdim
sana şımarmayı
düşlerimi sana kurmayı sevdimm
düşlerimin sende kırıldığını sevdim
düşlerimin geri dönmesini
sana düş kurmayı
sevdiğimle sevdim
bir fırtına sonrası gelişin
gidişinin habercisiymiş
bilemedim
baharla gelip kışa kalmamak için
sonbaharda sararan yapraklarla birlikte
aceleyle
gitmeni hiç istememiştim oysa

 
geldin
ben önce seni sevdim
adını öğrendim adını
geldiğin gibi gittin
gidişine üzüldüm ama
ben gidişini de sevdim

 
Ankara, 5 Eylül 1996

 
ŞAFAK BEKLEYENLERE

 
Siz hiç şafak beklediniz mi
yalnız bir dostunuzla
Şafağın yeni umutlara gebe olduğunu
dinlediniz mi hiç büyüklerinizden
Yeni bir günün başlangıcı değil sadece
Şafak
Yeniden doğduğunun habercisi güneşin
Bir yerlerde bir güneşin battığının
Şafak bekleyemeyecek birinin
beklediği şafağın geldiğinin

 
O da sizler gibi umutla beklerdi
çok uzaktı beklediği zaman
Ne kadar uzak olsa da
Küt küt atardı yüreği
Yeni bir aşka başlayacaktı
İlk kez çıkacaktı bir kızla
-sevgilim- diyecekti
Elini tutacak
öpecekti
Güzel gözlerine bakıp aydınlıklara çıkacaktı
Yurdunun
Halkının yarınlarını görecekti
Bir savaşta en önde olacağının heyacanıydı
Beklerken şafağı içinde hissettiği
Halkı için bayrağını taşıyacaktı
emeğin
alın terinin
Şafağın halkına yeni umutlar getireceğini
içinde duyardı
Uyuyamazdı
Görmek isterdi bu anı
tarihe tanık olmak

 
Ve şimdi o
En uzun şafağını bekliyor
bekliyordu
Belki son şafağını
-Sonlar başlangıçtır
belki ilk şafağımı
İçi yine kıpır kıpırdı
Yeni bir sevgiliyi kucaklayacak
kelepçeli elleriyle
Heyecanlı yüreğini beyaz gömleği
üç metre ucuz patıskadan
kolsuz beyaz gömleği
altında duyumsuyordu
Kendini önemsiyordu
haklıydı
Tek başınaydı
en öndeydi
ve dahası
Halk savaşının bayrağını
sonsuzluğa taşıyandı

 
Kişiliğini yitirmedi
Savaşını bırakmadı
Direndi
yine direndi
ve yeniden direndi
Geldi çıktı sehpaya
bir kahraman edasıyla
O bir kahramandı
Halkının savaşına omuz verendi
Halkının savaşında bayrağı en önde taşıyandı
Düşmana kurşunu en amansız sıkandı
Ve başını bu yola koyandı

 
Başını kaldırıp gökyüzüne baktı
baharın günlerinde
şafak erken gelirdi
ölümde
Ve güneşi görmeye izin yoktu son bir kere
Başı yukarda son kez düşündü
şafağı karşıladığı yerleri
Atatürk Bulvarını...
İşçi mahallelerini gecekonduları
Ortadoğu yurtlarından çıplak tepeleri
bizim olan evleri
bizim olan tepeleri
Oralarda bu şafağı bekleyenlerin umutlarını
kendisinin bir zamanlar yaptığını

 
Döndü bugüne
Bu şafağı beklediğini söyledi
çok zamandır
Ölüm için iyi bir gün
serin bir şafak
Mavi sularında denizin
Göğü delen çamların
insana verdiği serinlik

 
Düşünceli gördüm onu
Yıllarca halkının emeğini alacağı
bir şafak bekledi
Sevda tadında görebileceği bir şafak
Göremedi
ona yanıyor
-Belki bu şafaktır-
yüzü aydınlandı gülümsedi
Umutlarının doruğundaki
Bu mutlu şafağı göremeyecek
-Göreceğim
biz halkımızla yaşarız
halkımızla görürüz güzellikleri
halkımızla göğüsleriz zorlukları

 
Ve bir şafakta emeğin tarihine
tanık olmak isterken
Bir ölümü
bir insanlık suçunu yaşarken
En kara tarihede tanıklık etti
Sen genç dostum
Halkımızla yaşayacaksın

 
Senin halk savaşının bayrağını
Sonsuzluğa taşıdığın o şafakta
güneş
Umudunun habercisi değildi
Beklediğin
Umut ettiğin müjdeyi halkın için
O şafakta da getirmedi
Geleceği anı
inan kahraman edalım
Halkımızıı gözleriyle göreceksin
En önden
en coşkulu
ve en hasretli

 
Ben nasıl bir şafak bekliyorum
Bu insanlık suçunu gördükten
İnsanlık suçu ile şafakların
O temiz
o saf
o umut dolu yüzü kirletilirken
Onu en mutlu zamandan
En acınacak ana getirirlerken
Fransız Devrimcilerini ülkelerinin şafağında asarak
Allende'yi ülkesinin şafağında
ülkesi için umut kurduğu şafaklarda
bir darağacında umutlarını kırarak
Ve 70'lerin Türkiye'sinde 80'lerin
Darağaçları kurulurken gençler için
bu ülke toprağında yeşeren
meyva dolan
Şafaklar karartılarak
insanlar ezilerek gelinen ana
Umut bağlamaktan çok
şafaklara
Ağlarım
İçten ağlarım
Yine de şafaklara umut bağlarım

 
Ben nasıl bir şafak bekliyorum
Bir son mu
bir başlangıç mı
Her son birşeylerin başlangıcı
Her başlangıcın birşeylerin sonu olduğu gibi
Umutların sonunun
ve umutların başlangıcının
aynı şafakta olduğu gibi

 
Siz hiç şafak beklediniz mi
Gözleriniz dağın ardından güneşin
ilk ışıklarını sezerken
Bir dostunuzla umutlarını paylaştınız mı
Beliren bir şafakta
Şafağın yeni umutlara gebe olduğunu
dinlediniz mi hiç büyüklerinizden
Derler ya
"Gün doğmadan neler doğar"

 
Rize, 22 Temmuz 1990

 
ADINI KOYAMADIĞIM ŞİİR:

 
Yarı loş yarı karanlık çatı katımda
Çalışmalarımdan başımı kaldırıp
Şehre tepeden şöyle bir baktım
Düşündüm
Kimi!
Çocukları
Dünyanın umudu çocukları
Geleceğin insanlığın umudu çocukları

 
Ya onların umudu kimler?
Düşündüm de
Onlar şimdi
Yumuşak, sıcak yataklarında uyuyorlar
Doğru ya
Gecenin bir yarısında ne yapacaklar
Benim gibi yazıpta ne olacak
Yazdıkların birşeyleri değiştirmedikten sonra
İnsanlığın onurunu koruyamayıp
İnsanlığı, çocukları mutlu kılamadıktan sonra
Boş mu yazıyorum yoksa?
Evet ya da hayır!
Sonuç, nicedir bunu düşünüyorum
Dün akşam da bunları düşünmüştüm
Belki ondan önceki akşamda
Daha öncekilerde de!
Masamda ki, duvarda ki resimlere bakarak
Çocuklar tel örgüler arasında!
Orada yalnız inançlarıyla
Bu dünyanın nimetlerinden yararlanmak
isterlermiş gibi bakıyorlar
umutla, gözleri parlayarak
Ve iki siyah çocuk!
Masamın üstündeki resimde
Kara Afrika'nın umutsuzluğunu ve kaderini yaşıyorlar
Ve bizlere taşıyorlar
Hüzünlü gözlerle, umutsuz gözlerle bakıyorlar
Ama içlerinde gizli cevheri gizleyerek

 
Pencereden dışarıya açılan bunlar!
Bunları düzeltmek için çatı katına sığındım
Ama bunun savaşı pencerenin dışında, bilirim
Niçin mi çıkmıyorum?
Belki korkuyorum olamaz mı?
-Olur elbet
Ya çocuklar!...

 
Rize, Eylül 1989

 
BENİ ANLAMAYAN DOSTUMA

çağla'ya

 
Adını yazmıyorum ama
beni anlamayan dostum
Sen kendini bilirsin

 
Bir gün belki anlarsın beni
Ben olmasam da sen ardımdan söyle
-Haklıymışsın, de
Ben duyarım
Ben ki seni görmeden
gözlerimin önünde hep hayalinle yaşadım
Ben ki seni işitmeden
kulağımda hep sesin yankılandı
Şimdi beni anacaksın da
ben duymayacağım
Olur mu
olur mu hiç
Söylenmeyeni duyan
söyleneni duymaz mı
Aslında üzgün değilim
beni anlamadığın için
Belki şuç bende
yeter derecede anlatamadım
Ya da
yanlış insan seçtim

 
Yanlış insan seçmiş olsam da
üzgün değilim
Seni tanımış olmak bana yeter
Üzüdüğüm tek şey kendimi sana anlatamamam
Üzüldüğüm tek şey
-haklıymışsın, dediğinde
üzüleceğin olman

 
O zaman filozofu anımsa
"Pişman olacağın şeyi yapıp
sonra pişman olma"
diyen filozofu
Üzüleceğim tek şey pişman olacağın

 
Ve o zaman senin üzüleceğin
geç kalmış olman
filozofun haklı olması
geçmişe dönememen
Sana bugünden söyleyeceğim
üzüleceğini bildiğim halde
üzülmemen olacak

 
Ben hiç pişman değilim
güzel bir insanı tanımaktan
Hiç pişman olmayacağım
beni anlamasalar da
güzel insanları tanıyacak olmaktan
Dileğim
birgün
bu gerçeği de görmen

 
Hoşçakal anılarımda kalacak güzel insan
Hoşçakal beni anlayamayan
ne ilk
ne de sonuncu insan
Hoşçakal
Hoşçakal demeden önce
güzelim demek istediğim
güzel insan
hoşçakal

 
Ankara, 24 Aralık 1993

 
SONSUZLUK

 
Ağlamak istiyorum ağlayamıyorum
Kendi içimde kalmışım
kapalı
kendime ulaşamıyorum
Her yanım açık ama ben
hapsedilmişim
Mavi gökle sınırlı
sonsuz bir evrende
Yalnız bedenimle kaplı tenimin içinde

 
Ankara, Ocak 1992

 
YOL GEÇİT VERMEZ

 
herkes bu yolda
çınar olamaz
kilometretaşı olamaz
örneğin her insan
kimileri çakıltaşı
kimileri harcı kumu olacak bu yolun
kimileri alanlarda
bir çiçek
bir heykel
bir korkuluk belki

 
herkes çınar olmak için diretmesin
kilometretaşı olmak için
birilerimizin de çakıl kum beton olması gerek
herkes çınar olursa yol geçit vermez
herkes kilometretaşı olursa
hedefe ulaşıldı sanılır
geri dönülür
ama bir çakıl olmazsa yol geçit vermez
eğer çakıllar çok olmazsa
harç eksik olursa
yol sağlam olmaz
o yol ki bizi hedefe ulaştıracak olan yoldur
onun için
yolu sağlam kuralım
hedefi hep önümüzde tutalım
kimileri çınar
kimileri çakıl olsun
çınarlar çok olursa yol geçit vermez
bir eksik çakıl geçitin önünü tıkar
ben kendi adıma
istemeyenlerin yerine bile
çakıl olurum
yolunu yapmak için hedefin
ve o yolla ulaşmak için hedefe
amacımız bu değil mi
öyle ya da böyle
o hedefe ulaşmak
çakıl olmak istemeyenler
engel olmasınlar yeter
hem de anımsasınlar engellerin nasıl aşıldığını
her engel gibi onların da aşılacağını unutmasınlar

 
bu yolda herkes çınar olamaz
kilometretaşı olamaz
örneğin her insan
kimimiz çınar
kimimiz çakıl olup
bizi hedefe taşıyacak yolu kuracağız
sonra
önümüze çıkan engelleri aşarak
sağlam adımlarla hedefe yürüyeceğiz
bir çakıltaşı bile olsak
hedefe ulaşmanın onurunu yaşayacağız
birileri insanları yarı yolda bırakmanın onursuzluğunu yaşarken

 
Ankara, 1 Eylül 1995

 
YAŞAM SEVMEKTİR İNSAN GİBİ

seda'ya

 
bağlanmak korkusu yok artık üstümde
bu yükten kurtuldum
kurtulamadığım bu yükten dolayı
istemeden kurtulduğum nice güzellikten sonra
yitirmemek için yenilerini
şimdi herzamankinden çok bağlanmak istiyorum
sevda tadında
umut tadında
yaşam tadında bağlanmak
yitirdiklerimi geri almak coşkusuyla
sana bağlanmak
sevdana
umuduna
umutsuzluğuna ortak olmak
yanlızlığimda
yanımda sıcaklığıni
teninin ve umudunun
hissetmek istiyorum
dokunmak
ellerimin arasında
tutmak istiyorum
yaşamı
sevinçli günlerimizde
sevinçle
üzüntülü günlerimizde
üzgün
ama yitirmeden umudumuzu
omuz omuza verip
dolaşmak yağmur sonrası
baharında
sokakların
dallarda yeşeren
bizim umudumuz
yapraklara bakarak

 
kaldırımları kaplayan
içimizden yitip giden
sararmışlıklara
bir tekme de biz atarak
ve çocuklar gibi şen
kucaklamak dünyayı
kahkahayla
coşkuyla
heyecanla hiç bitmeyecek

 
ve koyun koyuna paylaşmak yaşamı
bütün yorgun günlerin sonunda
doğacak güneşi
ortak düşlerimizle
yeşeren umutlarımızla
güneşin temizliğinde karşılamak
yanımda
yeni bir güne merhaba diyen
gülen gözlerle
seni görmek

 
işte bütün bunlar için
bu ben
ve
bunlar var artık
o ben neden bunları yapamadı
bırakın bu da orada kalsın
o ben gibi
ama aşık olmak zor işmiş
anlıyor musun
yaşam zorlukları aşmaktır
anlıyor musun tek umudum yaşam sevmektir
sevmek hiç birşey beklemeden
çocuk saflığında sevmek
insan yüceliğinde
sevmek
sevmek
anlıyor musun
ve beni gerçekten anlıyor musun
anlıyor musun tek umudum
sende
bunu bil yeter
umudumun kır çiçeği
kardelenim

 
Ankara, Şubat 1995

 
YAŞAMDAN AYRILMAYA HAZIRIM

 
Ölmekten korkmuyorum
Ölmekten korkmuyorum ama
bu yılanlara
bu çiyanlara karşı
verdiğimiz savaşta
dostlarımı yalnız bırakmaktan korkuyorum
Ölmekten değil ama
bu onurlu savaşın zaferini
görememekten korkuyorum
o coşkulu
mutluluk dolu günde
halkımın sevincini paylaşamamaktan
korkuyorum

 
Yine de mutluyum
Savaşı sürdüren yoldaşlarımı
zaferini paylaşacak halkımın
bırakıyorum geride
Hiç korkum yok ama
beklenilen zaferin gelmemesinden

 
Ankara, 21 Kasım 1994

 
YALNIZLIK ŞEHRİNDEN

devrim'e

 
sen
beni bu şehirde yalnız bırakıp gittin ama
dostluğunu hep yanımda duyuyorum
ve unutma dostluğum hep seninledir
bütün doğallığı
içtenliği
ve beni tanıdığın gibi
bu kocaman yalnızlık şehrinde
hem de betimleyemediğim şu kötü günlerimde
tek neşe kaynağım seni de yitirince
iki gün bile dayanamaz oldum ama
bana yakışanın
senin yakıştırmanla
direnmek
direnç göstermek
zorluklara yenilmeden onlari aşmak
olduğunu anımsadım
senin dostluğuna gerçekten layik olmak için
en azından bunu yapmam gerektiğine
kendim için olmazsa bile
senin için
karar verdim
senin sorunlarına belki çözüm olamadım
sana ulaşamadığımdan
biz bu kadar uzak mıydık
bunu da öğrenmiş oldum böylece
güzelim inan bütün içtenliğimle
sorununu paylaşmak
olabilirsem çözüm olmak istedim
öyle laf olsun diye söylenenlerden değil bunlar
zaten sen beni bilirsin
ya da bildiğini sanıyorum
gerçekten çok üzgünüm
nedeni ben olmasam da
senin bu şehirden üzgün ayrıldığını
bilmekten
bu yalızlık şehri inan senin yokluğunu hissedecek
o şen ve hiç dinmeyen kahkahanı
dudaklarından eksilmeyen tebessümünü arayacak
ben de
bu da bir soruna yanıt oldu böylece
bu yalnızlık şehri sensiz bir o kadar daha yalnızlaşacak
içinde ki binler için değilse bile
bu bir tek kalp için
bir daha bu yalnızlık şehrinden
sorunlarından kaçmak için
ayrılmaya karar verdiğinde
bir kere düşün
yine de gitmeye karar verirsen
sorununu çöz öyle git
döndüğünde seni karşılayan o olmasın diye
sorunlardan kaçmakla kurtulamazsın
bunlar sana dost sözleridir güzelim

 
Ankara, 27 Haziran 1995

 
DOSTA SON SESLENİŞ

Dostluklarından her zaman
onur duyduğum ve duyacağım dostlarıma

 
Dostluklardır insanı ayakta tutan
Ona yaşama gücü
Zorlukları aşma gücü
Yarınlara ulaşma umudu veren
Ve bizlerin gereksinimi var dostluklara
Suya gereksinimi olduğu gibi çiçeğin
Aydınlığa gereksinimi olduğu gibi umutların

 
Benim gereksinimim var dostluklara ve dostluğuna
Şaraba
ekmeğe
ışığa
ve umuda olandan fazla

 
Dostluklara ve dostluğuna bunca önem
şaraba verdiğimdendir
Yıllar sonra azalan değil artan olduğu için güzelliği
Sevgiye önem verdiğimin nedenidir
Bölüşüldükçe dostlarla
artan tek güzellik oluşu dünyada

Yüreğimde seviler taşıyorum
dostlar ve beni sevenler için
Hep güzellikler
mutlu yarınlar
güzele ulaşılan günler
Yaşanmaları için birlikte ya da ayrı
Ve istediğim bir şey yok
Gülen bir yüz
insanları seven bir yürek
ve beni unutmaman
en azından kısa bir süre için
Şarabını yudumlarken
Sevdayı yaşamın doruğunda içinde duyarken
Yurdumun güzelliklerinde beni anımsa
en azından olsa bile
İnsanları düşünürken
Taşların arasında güneşi görmeye çalışan
doğa parçası beni de anımsa bir parça
dostlukla
Ve Türkiye'mi
sensiz elleri düşünürken
Sensiz ellerde bir başına bıraktığını da bir düşün

 
Ulaşmak istediğin
Yarın için umut kurduğun
yurdun
dostların
ve kendin için
Kurduğun umutları yaşamın doruğunda
mutluluklar içinde
Ülkenin şafağında
karşılaman
görmen
ve yaşaman dileğiyle

 
Tüm yaşamın düşlediğin gibi
Yaşamın bir düş gibi olsun

 
Ankara, 7 Temmuz 1993

 
ULAŞILAMAYANA MEKTUP

 
Bir kaçışın ezgisi değil bunlar
öyle olsa
ayrılık türküleri çalardı
Bir korkunun
bir yalnızlığın sözleri de değil
Bütün bu duydukların
belli ki
uzakta bir yerlerde
bir gönüle
bir sevgiye
bir dosta
ulaşamamanın sevgisizliğidir
Sevdanın yürekte dokuduğu
kırmızı gülün
solduğu anda
Sana ulaşmanin istemidir
Anlama bütün bunları
sevginden kaçış
dostluğundan kopuş
Bütün bunlar sana ulaşmadır
Bütün bunlar dostluğunadır
Ve bütün bunlar
insanın insanı
bir bahar gibi
bir güneş gibi
ve gökkuşağının renkleri gibi
ayrı ayrı
ve hepsini ayrı bir doyumla
sevmenin ulaşmasıdır
Güzelim bu sana ulaşmanın türküsüdür

 
Bir insan olarak benden
bir umut olarak sana
sevdalarım
sevdalı yarınım

 
Ankara, 4 Haziran 1993

 
DOSTA ÖĞÜTLER

 
Ezilmiş bir insan görürsen
adını Özgür koy
Ezilmişliğin içinde özgürce yaşayan
ezilmişlikte özgür olan

 
Bir savaşın içinde
sonunu bekleyen bir çocuk görürsen
Adını Barış koy
çok beklemeden gülsün diye

 
Güneşli bir bahar günü
Kırlarda bir kız görürsen
koşan çiçek toplayan
Onu Burcu diye çağır
Çiçeklerden güzel koktuğunu anlasın diye

 
Ve dostum
Kavgamızda bitkin düşenleri
Umut diye çağır
Yarının umudu güç verir onlara
savaşma azmi
Onlar bilir yarının bizim olduğunu

 
Ankara, 25 Temmuz 1990

 
-GREVİN ANISINA-
ZONGULDAK MADEN İŞÇİLERİNE

 
Umut dolu yürekleriniz yer altında körelmesin
İnanın o sevginizdir ki yeryüzünü aydınlatan
Unutmayın işçi dostlar
Sizin gücünüz sizin yarınınız olacak
Savaşarak aldığınız kazanacağınız mevziler

 
Aşağıda yalnızsınız yukarıda kenetlenmiş yüreklerle
Yürüyün yollar sizin olsun
Haykırın haksızlığı
bütün sözcükler sizin olsun
Savaşın bütün alanlar sizindir
Ama dönmeyin dönmeyin hakkınızı almadan
Çocukların umutlarını kırmayın
Geri dönmeyin
Ne olursunuz umutsuzluğa kapılmayın

 
Yaşamımın umutsuzluğu umutlarında çözülecek
Sevgilerin tadı yaşanmışlıkta belirecek
İnsanlığın yarınları güneşle değil
Senin savaşımınla doğacak
kendini bulacak
Ve senin gücünün doruğunda olan yaşam
halka taşınacak

 
ODTÜ, Aralık 1990

 
RÜZGAR ÖLÜSÜ

 
Ölümü rüzgara bırakın
Rüzgar eser bazen şiddetli
alıp götürür beni uzaklara düşümde
Rüzgar bazen çok durgun
yaşarken duymadığım melodiyi fısıldar

 
Rüzgara bırakın beni ki
Doğayla bir bütün canlılarla kardeş olayım
Zaten yaşa mıyormuyuz
kardeş olmak için doğayla
Yaşamda ulaşamadığım kardeşliğe
Doğayla
Düşümde ulaşayım ölüm ulaşsın

 
Ölüm yapamadıklarımı yapsın
benimle kardeş olsun
Ben ben olamazken
O ben oldu rüzgar altında
Rüzgar
bizi ayıran bizi birleştiren
kardeşliği yok eden kardeşliği kuran

 
Rüzgar hey rüzgar
Birleştir beni ölümle ayır beni ölümden
Ben sözünde durmayan bir neyim
Bilmiyorum
belki ölüm belki yaşamım
belki hiç biriyim
ama ben senin bir parçanım

 
Rize, 14 Nisan 1988

 
BENİMLE...

B.Ortaçgil'in Benimle Oynar Mısın
şarkısı üzerine

 
Dilerim hep bir oyun arkadaşın olur
Arkadaşsız kalınca üzülme
Duygularına kulak ver
bir yerlerde
sana herzaman eşlik edecek
bir oyun arkadaşı bulacaksın
-benimle oynar mısın diye soran gözlerle

 
Ankara, 30 Mayıs 1995

 
ADINI ÖYKÜ KOYDUM

o'na

 
Adını bilmiyorum
Neyi sevip neyi sevmediğini de
Usundan ve içinden neler geçirdiğini de
Bu kadar çok bilinmeyen içinde
Bildiğim tek birşey var
o da
seni sevdiğim
adın ne olursa olsun
usundan ve içinden neler geçirirsen geçir

 
Adını bile bilmiyorum ama bir adın olmalı
seni herkesin çağırdığından farklı olmalı
Usumda seni imgelerle anlatmaktansa
Düşündüm sana Öykü demeye karar verdim
senin adın bundan sonra Öykü olsun
bundan sonra sen
güzel olan ne varsa onun öyküsü ol
Birgün gerçek adını öğrenirsem
Seni yine Öykü diye çağırmama
izin verirsin değil mi
birgün biryerlerde
senin
ya da benim
ya da
bir başkasının öyküsünü yaşarken tanışırız
olur olur
dünya hali
belli mi olur
ben o zaman
kırk yıllık dostmuşuz gibi
sana
öykü diye sesleneceğim
şaşırmayasın diye şimdiden anımsatıyorum
anlaştık

 
Neyin öyküsü ol
Senin kadar güzel bir günde
parkta oynayan güzel çocukların
gelecek güzel yarınlarının öyküsü ol
Omuz omuza verip
tüm engelleri aşarak
sevgiye ulaşılacağına inananların öyküsü ol
Neyin öyküsü ol
Bizim sevgimizin öyküsü ol yetmez mi

 
Benim usumda sen
ulaşamamanın değil
ulaşma isteminin öyküsüsün
ayrılığın değil bir arada olmanın
Peki biz neden ulaşamıyoruz birbirimize
neden ayrıyız o zaman
bir yerlerde bir sorun var ama...

 
Ankara, 1 Ekim 1995

 
BİRŞEY İSTEMEK

 
ne istiyorum biliyor musun
bir başımı alıp bu diyardan çekip gitmeyi
beni kimsenin bulamayacağı
nerede olduğumu kimsenin bilemeyeceği
bir diyarı güzelliğe gitmek istiyorum

 
belki kendimden kaçışdır
bir o kadar da kendimi bulmak
özünü sorarsan
tek başıma da gitmek istemiyorum
kiminle gitmek istediğimi de bilmiyorum
bildiğim tek şey var
içim daralıyor
bu şehirden
bu havadan uzaklaşmak istiyorum
şehirden ilk ayrılan otobüse binip
arkadaş
bana son durağa bir bilet deyip
nereye gittiğimi otobüsten inince öğreneceğim
bir yerlere gitmek istiyorum
oralarda kalmama bile gerek yok
bir deniz havası
ya da dağ havası
olmadı bozkır havası
alıp
aynı otobüsle geri dönerim
"Abi, sen bizimle yeni gelmedin mi" diye soran çocuğa
evet demek var
"kafayı yemiş" diyecek
varsın desin
bilmiyor ki bu yolculuğun beni kurtaracağını

 
yine aynı şehre döneceğim
ama biraz değişmiş bulacağıma eminim
ne dersiniz...

 
Ankara, 6 Ekim 1995

 
BİRGÜN

 
birgün
yolun düşerse o diyara
eski günleri bir an anımsa
gez
dolaş
sonra bir çeşme başında otur
iki kadeh kendin için
bir tane de benim için iç
eski güzel günlerimizin anısına deyip
ulu çınarı da tanık tut
hep yıllar sonra
o topraklara birlikte dönmeyi düşlemez miydik

 
birlikte kurduğumuz düşleri canlandır usunda
geriye kalanları düşün
bu diyardan göçüp gidenleri yadet
kaç kişiydik
kimler kaldı
neler düşledik neler oldu
birgün
güneşin doğduğu yerlere gidersen
hele bir de
başakların yeşerdiği zaman gidersen
önce güneşin doğuşunu izle
öyle bir izle ki
hiçbir rengini
hiçbir demini kaçırma
senin gözlerinle izleyeceğiz
doğuşunu güneşin
benim yerime de kokla Anadolumun güzel toprağını
benim yerime de yüzünde hisset
başakları nazlı bir gelin gibi sallayan rüzgarı
ve o temiz havasıyla doldur ciğerlerini
hepsini hemen kullanma
bir nefeslik de bana getir
sen orada benim özlemli olduğum ne varsa
hepsini yaşayacaksın
doya doya yaşa
kendin için yaşa
ama ne olur
eski güzel günlerin anısına benim için de

 
gez
dolaş
sonra çeşme başına dön
soğuk akan kaynak suyundan önce kendin için
sonra benim için kana kana iç
çölde susuz kalmış gezginin suyu buluş sevinciyle
başaklar arasında otur bir zaman
sonra
sonra son demlerini al
ve yüzünü dön
güneşin battığı yere
günü güneşin batışıyla bitir
ama o güzelliği
bedeninin her hücresinde hissederek yaşa
bir daha bulamaya bilirsin

 
birgün yolun düşmese bile
o diyara mutlaka git
kendin için olmazsa bile
bizim için git
bizim için olmazsa bile
eski güzel günlerimiz için git
yaşadıklarımız
düşlediklerimiz için
anılarımızı yaşatmak için en azından
ama mutlaka git
bir sen kaldın
o diyarları dünya gözü ile bir daha görebilecek

 
ne mutlu sana ki
yıllar sonra birlikte dönmeyi kurduğumuz toprakları
son bir kere bile olsa sen göreceksin
ne mutlu sana
senin yerinde olmak için neler vermezdim neler

 
Hoşcakal güzel dostum
birgün
mutlaka görüşeceğiz
görüşemezsek bile
düşlediklerimizde
usumuzda
anılarımızda zaten hep birlikteyiz
hoşcakal güzel dostum

 
Ankara, 10 Ekim 1995

 
DÜŞ HIRSIZI

 
Ne olduğunu
üç tekerlekli bisikletin
askerlik sonrası çalışmaya başladığım
fabrikadan
hırsızlık yaptım diye
kovulduğumda öğrenmiştim

 
Çocukların düşlerini çalıyormuşum

 
Ankara, Mart 1996

 
GÖZLERİM BİRİLERİNİ ARIYOR

 
Boş sokaklarda gözlerim hep birilerini arıyor
Neden boş sokaklarda
ayrıldığımızda sokaklar boş muydu
şafağın boş sokakları mıydı
yoksa gecenin boşluğu mu
Onun her an çıkıp gelerek
boşluğu dolduracağını mı umut ediyorum
kimbilir
Yoksa sokakların boşluğunda
içimde ki boşluğu mu görüyorum

 
Sokaklar bomboş uzayıp gidiyor
Gözlerim hep birilerini arıyor
Kalbim bomboş bir zamandır
Gözlerim hep birilerini arıyor

 
Ankara, 3 Nisan 1996

 
SİYAH BEYAZ ÖYKÜLER

 
siyah
kirlenme ise
beyaz da
kirlenmenin habercisi

 
beyaz
temizlikse
siyah da
yüzü ağartılacak olandır

 
siyah
Afrika ise
utanması gerekendir
beyaz

 
beyaz
Türkiyemse
sokaklarında yaşananlar siyahtır
beyaz o insanlarsa
siyah
yöneticilerin vicdanıdır

 
Ankara, Şubat 1996

 
HADİ DÖNSENE

 
o kadar uğraştım
gülen yüzde
ağlamanın nasıl durduğunu merakımdan
seni ağlatamadım
oysa
sen gidişinle beni ağlattın
ne vardı sanki gidecek
bunu bilerek mi yaptın
benim yaptıklarıma inat mı
beni ağlatmak için mi
tamam
başardın
o halde hadi dönsene
neden uzaklardasın yine
söz
seni ağlatmak için uğraşmayacağım
eğer tek neden buysa

 
Ankara, 3 Haziran 1996

 
KENDİMLE HESAPLAŞMAM

 
beni buralara bağlayan ne
bir umut mu
yeşerecek bir dal mı
beni buralara bağlayan ne
neden kopamıyorum bu yurttan
bataklığın içine batar gibi
her kaldığım zamanda
daha kötü bağlanıyorum
kurtulamıyorum
beni bu yurda bağlayan ne
bir dostlarım geliyor aklıma bir sevdiklerim
bunca çirkefe
bunca iğrençliğe karşın
beni bu yurda sıkı sıkıya bağlı tutan
bir dostlarım geliyor aklıma bir sevdiklerim
bir de bu yaşlı kalbi vatanı çağırıyor
ölümü yaklaşan filleri atalarının çağırdığı gibi
ah bu kalbim
getirdi beni buraya
nereye götürecek
olmaz bu kadar duygu yüklü
olmaz bu kadar duygusal
olmaz mı
olmazdı be dostum
bu kalp olmasaydı
nasıl yaşardım bunca güzelliği
bir tek yurdundan kopmak için
onca güzelliği nasıl bir yana itersin
itemezsin bilirim
fare olamayacağını da
batıyorsa bu ülke
kalan son nefer sen olmalısın
sana öyle diyor geleneğin
bulacaksın doğru olanı
kalbini çağıran yurdunun topraklarına kulak ver
neden kopamadığım orada yatıyor

 
Ankara, 29 Mart 1996

 
YALNIZ SANA

Müjgan'a

Ama ben en çok şeyi
En kısa zamanda sana söyledim...
Yalnız sana. Ö. Asaf

 
Gözlerimi sensiz bir Ankara sabahına açıyorum
Ağzımda acı bir tütün tadı
Başımda akşamdan kalma bir ağrı
Dilimde yarı acı yarı tatlı bir ıslık

 
Gözlerimi sensiz bir Ankara sabahına açıyorum
Havada sıkıcı kurşuni bir ağırlık
İçimde boğucu bir karanlık
Birazdan yağmur yağacak

 
Gözlerimi sensiz bir Ankara sabahına açarken
Sonbahar gelmiş kapıya dayanmış
İlkbahar gelmiş aşkı getirmiş kaç yazar
Ben sana özlemli kaldıktan sonra

 
Ankara, 22 Ağustos 1997

 
ARANMA

 
gelip de kapımı çaldığında
ben yoksam
bulama diye değil

 
gelip de kapımı çaldığında
ya istediğin yerde olacağım
ya da düşlediğim yerde
ama düşündüğün yerde olmayacağım

 
gelip de kapımı çaldığında
ben yoksam
geç kalmışsın
gelmek istersen benimle
kapıyı çalmadan önce gel
düşlediğim yere

 
isterdim düşündüğün yerde olmayı
nerede olduğumu bil diye
ama olmayacağım

 
Ankara, Haziran 1996

 
UNUTUNCA UĞRAŞMA ANIMSAMAYA

 
unutacaksın
biliyorum
bunun için seni suçlamam
bir fazla gün anımsanmak
bir gün önce unutulmak neyi değiştirir
beni unutma demeyeceğim
ama beni unutma

 
sevdiğim dizeleri bensiz okuyunca
bahar yüzün olsun
beni anımsadığın
sevdiğim ezgiler kulağına ulaştığında
ıslıkla onlara eşlik etmenin adı olsun beni anımsadığın
beni anımsa demeyeceğim
ama beni anımsa

 
birlikte yürüdüğümüz sokaklarda
tek başına yürüdüğünde
sana eşlik eden yalnızlığın olsun beni sana anımsatan
yalnızlığınla kurduğun dostluğun
saçlarını okşamasını ben söylemeyeceğim melteme
ama saçlarını okşamayı sevdiğim olsun beni sana anımsatan
yağmurda sırılsıklam ıslanınca
bedenindeki üşüme olsun beni sana anımsatan
üşüyen bedenini ısıtanın yokluğu
yorgun günlerin akşamında
cansız bir eve girdiğinde
duyduğun içindeki boşluk
beni sana anımsatsın
içindeki boşluğu dolduracak birinin istemi
güneşin ilk ışıklarıyla uyandığında
özlemini duyduğun beni anımsatan olsun sana

 
usumda bunlarla varlığın
yazmam ondandır

 
beni unutma demeyeceğim
ama beni anımsa
beni anımsa demeyeceğim
ama beni unutma

 
Ankara, 2 Haziran 1996

 
YAP BOZMA

 
Yapboz tahtana
en son beni koy
son parça olduğundan
bütüne anlam veren

 
Yap
ama bozma

 
Yap boz tahtana en son beni koy
sürdürüyorsa ben olmayı bir parça
Ve ilk beni çıkar
güzü beklerken sararmamak için
hep yeşil kalmak için

 
Rize, 28 Ağustos 1997

 
YARINLAR SENİN İÇİN

 
unutma
iki gözüm umudum
yarınlar senin için güzel olacak
güneş hep doğacak
bulutlar ak kalacak biz kızıla boyanırken
bizim kızıllığımız
yarının aklığı olacak
inan
yarınlar senin için güzel olacak
iki gözüm
yoksa bu savaş boşuna mı

 
Ankara, 4 Nisan 1996

 
BEN ÖLÜNCE

 
bir menekşe gibi yaşadığıma inanırsanız
ben ölünce başucuma
bir menekşe dikin
dünyaya kattığım renkte açsın çiçekleri
sulamaya gelmeyin
o menekşe oraya dikimişse
benim sevgim onu büyütür

 
ben ölünce başucuma
bir menekşe dikin
benim bıraktığım yerden yaşamımı
o sürdürsün diye
benim kattığım rengi
o katsın diye dünyaya

 
bir menekşe gibi
yaşadığıma inanırsanız yapın bunları
vasiyetim saymayın
uygularınıza
sevginize inanıyorum

 
Ankara, 3 Haziran 1996

 
BEN ÖLÜNCE II

 
bir menekşe gibi yaşadığıma inanırsanız
ben ölünce başucuma
bir menekşe dikin
gönlünüzde edindiğim renkte açsın çiçekleri

 
ben ölünce
başucuma bir menekşe
güneşin doğduğu yeri gösteren
dallarıyla
bir çınar dikin
ayaklarımın uzandığı yere

 
menekşe yaşadıklarım olsun
çınar
bir ömür boyu ulaşmak istediğim
yaşamda ulaşamadığım
ölmüşlüğümde ulaşacağım olsun
çınar
yaşarken önümde tuttuğum hedef olsun
ben olmasam da
birilerinin ulaşacağı olsun

 
Ankara, 1 Ağustos 1996

 
BAHARLARI BUNCA SEVMEM

 
baharları
ölüm erken geldiği için mi
bunca sevmem
idamlık şuç işlemediğimden
karabasanlarla uyanmayacağımdan mı
şafak vakti uykumun bölünmeyeceğini
bildiğimden mi
beklediğim utku sesinin en erken
geleceğinden mi
baharları bunca sevmem

 
baharları bunca sevmem
demir parmaklılar arasındaki dost insanların
göremedikleri güzellikleri
iğde kokusuyla onlara taşıdığından mı
mezarlarındaki dost insanların
gönüllerini ferahlatmak
onlara savaşan dostlarından
haber götürmek için
seherde tatlı tatlı ruzgarlar estiğinden mi
baharları bunca sevmem

 
en çok da bir bahar sabahı
sana ulaşmayı düşlediğimden

 
Ankara, 29 Mayıs 1996

 
AKLAR

 
Saçlarımdaki akları sevdiğinden değil
ağarması
isterdim öyle olsun
yokluğunun boşluğundan besbelli

 
Ankara, 3 haziran 1996

 
SORMADAN YAŞIYORUM

 
güzel bir insanın adını sormaktan
daha doğal ne olabilir ki
benden yanıt beklersin
neden sorusuna

 
hem unutma
yeni insanların yeni muhabbetler
yeni muhabbetlerin yeni demler olduğunu
yaşamıyor muyuz demlenmek için
bu dünyada
şarapla demlenişimizle aynı değil mi
insandan aldığımız dem

 
neden arama
doğallığın dışında
insana yabancı olmayan bir yabanın
güzel bir insanın adını
öğrenme isteğinde

 
neden arama
bırak da herşey doğallığında sürsün
bırak da başaklarla eş salınsın saçların
bırak da sözlerle kısıtlamayalım konuşmayı
bırak da yeni bir insan tanıyayım
demimiz kıvamında olsun diye

 
Ankara, 29 Haziran 1997

 
BOZKIRDA YOLLAR

 
Yolda olmanın tadını
ayrılığın hüznünü
paylaşamayalım diye mi insanlarla
yolları ıssız bozkırlardan geçirmeleri

 
boşuna bu çaba
bozkır rüzgarı taşıyor onu
en uzak köşesine ovanın

 
Ankara, 24 Ağustos 1996

 
USTA

Ustam Deniz'e

 
Ben ustalığı
yirmiüçümde
üç yaşında
bir çocuktan aldım
sizin vereceğiniz
ustalığı neyleyeyim

 
Ankara, 5 Kasım 1997

 
DEVRİM OYUNU

 
Devrimcilik bir oyun gibidir
zamanı gelince herkes oynar
oyun bozanlar dışarda kalır
içindeki çocuğu öldürenler
oyun dışı kalırlar birer birer
kimileri
oyun bozanlarla aynı yerden izlerler
kimileri mızıkçıların safından
bir yerinde çocuk kalanlar
bu oyunu hep sürdürür
inadına inadına
oyun bozanlara inat
mızıkçılara inat

 
Devrimcilik bir oyun gibidir
değiştirebileceğini düşünebilmeli insan
dünyanın düzenini
oyunun kurallarını değiştirebileceği gibi

 
Ankara, 20 Ağustos 1996

 
MENEKŞE YAKINLIĞI

 
sen
hep bana en yakın olan yerde olacaksın
bana verdiğin her yer
bir menekşenin
yaprakları altında
duyduğum mutluluğu verecek bana

 
Ankara, Temmuz 1996

 
ELLERİM

 
ellerim bir çocuk gibidir
görünce seni
gizlenecek yer ararlar
al tut onları
küçük
pamuk ellerinle
ısıt

 
aslında senden istedikleri budur
isteyip söyleyemedikleri

 
Ankara, 18 Haziran 1996

 
ÇIPLAK YALINLIK

 
Çıplak geldik
Kefensiz gideceğiz
Sözün özü
geldiğimiz gibi gideceğiz

 
Çıplak geldik
Kefensiz gideceğiz belki

 
Ankara, 20 Ağustos 1997