Küçük Ağa

TARIK BUĞRA


Bu romandan ilk defa rahmetli Peyami Safa beye bahsetmiştim. Rejans lokantasında idik. Arkamızdaki
masada genç bir çift yüksek sesle Fransızca konuşuyordu. Fakat artık Fransızca'nın mânâsı başka idi. Tıpkı
İngilizce'nin, Rumca'nın, Ermenice'nin ve başka dil erin olduğu gibi.
1919, 1920, 1921, 1922, 1923, ve I960!..
Değişen yalnız yabancı dil erin, yabancıların mânâsı değildi, artık her şey değişmişti: Mutfaklar değişmiş,
gardroplar değişmiş, edebiyat, mimari, takvim ölçüler ve bütün ölçüler değişmiş, insan değişmişti.
Fakat bu koca bir dünyanın değişmesi, bir mil etin ölüm geçidindeki 4 yıl süren eşsiz macerasından sonra
olacaktı. Bense işte bu macerayı anlatmak istiyordum. Rahmetli ustamız — <Bu bir epope olur> demişti.
Fakat hayır; ben bir destan yazmak niyetinde değildim. Bunun tam aksine bir roman, romanlardan bir roman
yazmaya çalışacaktım. Doğru • Başta «Nutuk» olmak üzere o hem yürek paralayıcı,. hem alın ağartıcı devre
ait kitapların hemen hepsini tekrar tekrar okumuştum. Fakat bu uzun çalışmalar o 4 yılın grafiğini çizmek için
değildi. Ben bütün bu eserlerde birtakım kırıntılar arıyordum; Küçük Ağa'nm niçin ve nasıl Küçük Ağa
olduğunu aydınlatacak kırıntılar. Bunları bulduğumu sanıyorum. Eğer elde ettiğim malzemeyi iyi
kullanabildiysem şu roman gerçek bir romandır.
Küçük Ağa'nm macerası çağdaşlarından en az yarısının macerası, Küçük Ağa'nm insan gücüne göre çok ağır
ve ezici olan tereddütü çağının trajedisidir. Burada bu trajediden kısaca bahsetmeliyim.
Bu mil et. her zaman olduğu gibi o devirde de vatan sevgisini, devlet şuurunu dini ile içice duyardı. Her savaş
bir cihad olagelmişti. Vatan, mil et sembol eri din sembolü ile birleşiyordu.- Bir tek bayrak ta üç kutsal ık. Bu
milletin kaderi, bu milletin tu kendisi yüzyıllar boyunca işte bu bayraktı.
Ve bu bayrağı halife-yi rû-yi zemin, şâh-ı cihan açardı. Taçlar, tahtlar devirmek, ülkeye ülkeler katmak için
açardı. Hayatı bu gelenek düzenlerdi.
Ancak bu gelenekle var olabileceğine inanan bu mil et bir gün bir başka bayrak altına çağrıldı. Bayrak bir
başka bayrak, bayrağı açan el bir başka «i di. Fakat bu bayrak da ata ocağı için diyor, vatan için diyordu.
Kurtuluş ümidi, 6 asırlık yaşama geleneğinin karşısında idi. Hiç bir milletin tarihi bu kadar trajik bir çelişme
görmemiştir. Bu çelişmede doğru yolu seçmek bir fazilet işi olmaktan çıkıyor, herkesten beklenemiyecek bir
görüş üstünlüğü gerektiriyordu. Buna karşılık yanılanlan suçlandıramazdınız, zira menekşe, rengi mor olduğu
için ne kadar suçlu ise. bu insanlar da yanılmaları yüzünden ancak o kadar suçlu idiler.
Bu kurtuluş ümidi ile o 6 asırlık gelenek arasın daki büyük çelişme, hattâ mağlûbiyet ve istilâdan da koyu
bir trajediye sebep oldu. Bu roman işte bunu iddia etmekte ve bu trajediyi anlatmaya çalışmak tadır. 24
yaşındaki "İstanbullu Hoca> Küçük Ağa ki-siliği ile ikinci defa doğarken, insanoğlunun kolay kolay
katlanamıyacağı bu kahredici trajedinin kah ramanlanndan sadece birisi oluyordu. Kurtuluş Savaşı boyunca
böyle ikinci doğumlar çok, pek çok ol muştur. Küçük Ağa kendi macerasında bu benzerle rini de anlatabilirse,
okuyucularım baba ve dedele rini, cephe kahramanlıklarından çok, işte bu trunk çelişmede çektikleri acılar
için rahmetle anacaklardır. Tank BUĞRA