Cinayetler Oteli

 CİNAYETLER OTELİ

 

 

 

    TÜRKÇESİ: Gönül Suveren

 

 

 
 

BERTRAM OTELİNDEKİLER:

 

 

Jane Marple  İhtiyar bir kız. Cinayetlerin esrarını çözmekte ustaydı.

 

Selina Hazy Yaşlıbir lady. Oteldekileri tanıdığını sanıyordu

 

Derek Luscombe Bekâr bir albay. Vasiliğin güçbirş ey olduğundan emindi

 

Miss Gorringe Otelin danışma memuru. Bertram'mş erefine leke sürülmesini istemiyor­du.

 

Bay Humfries Otelin müdürü. Dahaç ok bir diplo­mata benziyordu.

 

Henry Otelin metrdoteli. Tipik bir yaşlıuşak­tı.

 

Bess Sedgvvick  Sarışın bir kadın. Serüven dolu bir yaşamıvardı.

 

ElvirâBlake Bess Sedgvvick'in kızı. Annesini iki yaşından beri görmemişti

 

LadislausMalinovvski Gençbir otomobil yarışçısı. Kadınlar yüzünden adıkötüyeçı kmıştı

 

Piskopos Pennyfather Dalgın bir adam. Tarihleri birbirine karıştırıyordu

 

MichaelGorman Otelin kapıcısı. Cesur bir İrlandalıydı

 

Rose ShelsonOda hizmetçisi. Pembe yanaklı, şirin bir kızdı

 

 

BAŞMÜFETTİŞDAVYŞU SORULARI YANITLAMAK ZORUNDAYDI:

 

19 Kasım gecesi ne olmuştu? Malinovvşki'nin otelle ne ilgisi vardı? Elvira neden kaçparasıolduğunuöğ renmek istiyordu? Bertram Otelinde neler oluyordu?

Miss Marple odasının kapısından baktığızaman kimi görmüş­tü?

Lady Sedgvvick kapıcıyınereden tanıyordu? Humfries polislerden nedenç ekiniyordu? Elvira kimden veya neden korkuyordu? Neden Lady Selina herkesi tanıdıklarına benzetiyordu? Piskopos Pennyfather neredeydi?

 

 

 

BAŞMÜFETTİŞDAVY'NİN ELİNDEŞUİPUÇLARI VARDI:

 

Ballygovvlan adında bir yer...

İki yarışarabası...

Bir tren soygunu...

Bir tabanca...

Bir yargıç...

Bir piskopos...

Bir kutuç ikolata...

Birİ rlandalı...

İkiİ talyan...

 

 

 

BİR

 

 

Bertram Oteli, Londra'da, Picadilly yakınında, sakin ve gös­terişsiz bir sokaktaydı. Yıllarö nce yapılmışolmasına karşın, hâlâ1840'da ilk açıldığızamanki gibiydi. Kibar, iddiasız, sakin ve pahalı. Burada yıllardan beri piskoposlar, kardinaller, taşrada otu­ran yaşlı, asil kadınlar, ayrıca pahalı,ö zel okullarından tatili geçir­mekü zere evlerine dönmekte olan kızlar kalırdı.

Londra'da bir kızın yalnız başına kalabileceği pek az otel var­dı. Ama Bertram gerçektenç ok emin bir yerdi.

Bertram Otelinin kapısında ilk bakışta mareşal gibi giyinmişbir adam sizi saygıyla selamlardı.İ riyarıbir erkeğe yakışacak kadar genişolan göğsünüsüsleyen sırma kordonlarıve madalya kurdelelerini hemen farkederdiniz. Taksiden inerken sizi büyük bir ilgiyle karşılar, merdivenlerden dikkatleçı kararak, sessizce iki tarafa da açılan kapılardan içeri sokardı.

Hole adımınızıatar atmaz kendiniziç oktan tarihe karışmışbir dünyada bulurdunuz. Yani KralVII. Edvvard devrininİ ngilte­re'sinde...

Tabii artık otelde kalorifer vardıama bu pek dikkatiç ekmez­di. Ortadaki büyük salonun ikişö minesi eskiden de olduğu gibi,

 

daima yakılırdı. Bunların yanındaki pirinçten yapılmışolan büyük kömür kapları, sanki hâlâEdvvard devrinin hizmetçileri tarafından parlatılıyormuşgibiışı lışı l parlardı. Kadife ve pelüşeşyalar salo­na zengin ve rahat bir hava verirdi.

Şimdiç ay zamanıolduğu için büyük salon bir hayli kalabalık­tı. Bertram'da akşamüzeriç aylarıgerçekten harika olurdu.Ç ay servisini Henry yönetirdi.İ riyarı, dikkatiç eken bir adamdı.Ç ok­tan ortadan kaybolmuşolan o eski kusursuz uşaklarıhatırlatan nazik ve terbiyeli bir hali vardı. Asıl işi, Henry'nin yönetimi altında ince yapılıdelikanlılar görüyorlardı. Armalıbüyük gümüştepsiler ve antika gümüşçaydanlıklar göz doldurmaktaydı.Ç ay takımlarıhakiki Rochingham veya Davenport değilse bile onlardan farksız­dı.Ç ayın kendisine de diyecek yoktu doğrusu. Hint, Seylan, Dar-jeeling veya Lepsang'dı. Yenecekş eylere gelince... Canınızınç ektiğiniı smarlayabiliyordunuz ve... hemen getiriyorlardı.

Kasımın on yedisiydi o gün. Leicestershire'dan gelmişolan Lady Selina Hazy, yaşlıkadınlaraö zgübir iştahla yağlıçörek yiyordu. Altmışbesindeydi Lady Selina. Bu zevkli işe dalmışolmakla birlikte,İç kapıların her açılışındaç abucak başınıkaldırıp bakıyordu.

Bu yüzden Albay Derek Luscombe'in içeri girdiğini ilk o gör­dü. Gülümseyerek, adama başıyla selam verdi. Luscombe daha ilk bakışta asker olduğu anlaşılan dimdik, yaşlıca bir adamdı. Boynuna dürbününüasmıştı. Ağır ağır ihtiyar kadının yanına gel­di.

«Merhaba Selina. Londra'ya ne yapmaya geldin böyle?»Kadının yanına oturdu.

Lady Selina,« Dişçimi görmeye,»diye cevap verdi.« Gelmiş­ken doktora da gideyim dedim. Artrozum arttı.»

 

«Doktor birş ey yapabildi mi bari?»

Lady Selina isteksizce karşılık verdi.« Yaptısanırım.İ lginçbir adam o. Hiçbeklemediğim andaü zerime atılarak başımısağa sola döndürüverdi.»Yaşlıkadın usulca başınıoynattı.« Yıl­lardan beri ilk kez sağomzumunü zerinden arkama bakabiliyo­rum.»

Bunu kanıtlamayaç alışırken birdenbire hayretle bağırdı.« A, a. Bu Jane Marple olmalı. Ben onun yıllarö nceö ldüğünüsanı­yordum. Yüz yaşında var galiba.»

Albay Luscombe böylece tekrar dirilmişolan Jane Marple'a bir göz attıama bu konu kendisini pek ilgilendirmemişti.Çü nküinsan Bertram Otelinde yıllarö nceö ldüğüsanılan ihtiyar kadınlar­la sık sık karşılaşırdı.

Lady Selina konuşmasınısürdürdü.« Sen herhalde yarışlara gittin, Derek.»

«Sorma.Ç ok kaybettim. Seçtiğim at sonuncu geldi.»Lus­combe ayağa kalktı.« Gidip oda işini halledeyim.»

Salondan resepsiyona doğru gitti. Geçerken masalara yer­leşmişolan müşterilere bakıyordu. Kimdi bütün bu adamlar?İ ki piskopos... Chislehamton rahibi. Köşede bir piskopos daha. Lus­combe, yaşlıSelina burada nasıl kalabiliyor, diye düşündü. Kadı­nın yıllık geliri o kadar az ki.

Resepsiyonda Miss Gorringe onu nezaketle karşıladı. Müşte­rilerin hepsini de tanır ve kimseyi kolay kolay unutmazdı. Kılıksız olmasına karşın insanda saygıuyandırırdı. Sarımsısaçlarıkıvırcık­tı. Daima siyah ipek elbiseler giyer, iri göğsününü stüne minyatür-lübir iğne iliştirirdi.

Miss Gorringe gülümsedi.« Size on dört numaralıodayıvere­ceğiz. Hatırladığıma göre geçen sefer de on dört numaralıoda­da kalmışve memnun olmuştunuz, Albay Luscombe.»

 

«Bütün bunlarıaklınızda nasıl tutabiliyorsunuz, Miss Gorrin-ge? Doğrusu bunaş aşıyorum.»

«Eski dostlarımızırahat ettirmek bizim görevimiz.»

«Buraya gelince kendimi geçmişgünlerin tatlıanılarına dön­müşsayıyorum. Otelde hiçbirş ey değişmemişgibi.»

Yandaki kapının açıldığınıgörünce durakladı. Bay Humfries bürosundançı karak nezaketle albayıselamladı. Bay Humfries elli yaşlarında,ç ok kibar bir adamdı. Diplomat hali vardıonda.İ stendiği zaman maçlardan, dışsiyasetten söz eder, Kral ailesine ait hikâyeler anlatır, Amerikalılaraİ ngiltere'de ne kadar az kalırlar­sa kalsınlar görmeleri gereken yerler hakkında fikir verirdi.Ü ste­lik bu yakın ilgisi karşısındakinin gururunu okşardı. Humfries, Bertram Otelinin müdürümüydü, yoksa sahibi mi? Luscombe bunu bilmiyordu ama onun Bertram'in sahibi olduğunu sanıyor­du.İ ki adam kısaca yarışlardan söz ettiler. Aklıbirazö nceki konu­ya takılmışolan Albay Luscombe dayanamayarak açıkça,« Söyle­yin, Humfries,»dedi.« Bütün bu ihtiyarlar burada nasıl kalabiliyor­lar?»

Bay Humfries'in yüzünde muzip bir anlam belirdi.« Bunun cevabıbasit. Aslında Bertram onlar içinç ok pahalıbir otel. Ama...»

«Ama onlardan az para alıyorsunuz.Ö yle mi?»

«Eh hemen hemen. Tabii onlar kendilerineö zel olarak ucuz­luk yapıldığının farkında değiller, farkına varsalar bile bunu eski müşterimiz olduğu için yaptığımızısanıyorlar.»

«Ama... ya siz? Siz zarara girmiyor musunuz? Bütün bunla­rın sizin için ne yararıvar?»

«Bu dahaç ok bir atmosfer meselesi... Buü lkeye gelen yabancılarö zellikle Amerikalılar...çü nküasıl paralıonlar... Ne

 

diyordum? Yabancılarü lkelerine dönünce, 'Londra'da harika bir yer var,' demekten hoşlanıyorlar. 'Bertram adında bir otel.İ nsan oraya girer girmez .yüz yılö ncesine döndüğünüsanıyor. Tam anlamıyla eskiİ ngiltere havasıvar orada. Ya müşteriler? Ola­ğanüstü!İ htiyar düşesler, generaller, piskoposlar. Otelü stelik sıcak, yemekler de nefis'.»

Luscombe düşünceli bir tavırla konuştu.« Bütün bu insan­lar... ihtiyar asilzadeler, eski ailelerin fakirleşmiştorunları... bütün bunlar otelin havasınıetkiliyor demek?»

Bay Humfries başınısalladı.« Evet... Doğrusu bunu başka birinin düşünmemişolmasınaş aşıyorum. Tabii ben Bertram'ıhemen hemen bu halde buldum. Sadece otelin restore edilmesi gerekirdi. Bir hayli pahalıya maloldu. Otelin Edvvard devrini hatır­latan bir havası, buna karşılık, hepimizin artık gayet olağan karşı­ladığımodern tesisleri olmalıydı.»

Luscombe,« Bu işbir hayli güçolmalı!»diye cevâp verdi.« Ama ilgiç ekici.»Sonra dönüp asansöre doğru gitti.İ lerlerken, Lady Selina Hazy'nin arkadaşıJane bilmem kimle oturduğunu farketti.

Lady Selina,« Sen hâlâo sevimli St. Mary Mead'de mi oturu­yorsun?»diyordu.« Ne kadar hoşve sakin bir köydür orası. Herş ey yine eskisi gibi herhalde.»

«Şey, pek de-değil.»Miss Marple yeni yapılan kooperatif evlerini, belediye binasına eklenen yapıyı, anayoldaki dükkânla­rın vitrinlerini düşünüyordu.İç iniç ekti.« Galiba insanın değişiklik­leri hoşkarşılamasılazım.»

Lady Selina dalgın dalgın,«İ lerleme...»dedi.« Tabii bazen ben yapılanş eylerin 'ilerleme'yle bir ilgisi olmadığınıda düşünü­yorum...»Sözünüyarıda keserekö nlerinden geçen yaşlıca, yakı-

 

şıklıbir rahibe baktı.« Medmenhavv Piskoposu. Ne kadar harika bir insan...»

Lady Selina konuşmasınısürdürürken arada sırada susup tanıdıklarına selam veriyordu.Ç ok zaman yanıldığı, selamladıkla­rının tanıdığıkişiler olmadığıanlaşılıyordu.

Lady Selina,« Londra'ya her gelişinde burada mıkalıyorsun, Jane?»diye sordu.« Ne garip değil mi? Seni dahaö nce burada hiçgörmedim.»

«Yok, yok. Burada kalmıyorum. Bertram'a param yetişmez. Zaten son zamanlarda Londra'ya fazla geldiğim yok... Bu sefer buraya indim.Çü nküyeğenimin karısıJoan VVesnt benim hoşça vakit geçirmemi istiyordu. Anlayacağın bu bir armağan.»

Astında Joan kocasına,« ZavallıJane Teyze için birş eyler yapmalıyız,»demişti.« Acaba Bournamouth'da bir iki hafta kal­mak ister mi?»

Raymond West,« Bu fikrini beğendim,»diye cevap vermişti. Gençadam ihtiyar teyzesiniç ok sever, onu hoşnut etmek için elinden geleni yapardı.« Jane Teyze, Antiller'de geçirdiği tatilden pek memnun kalmış. Ama ne yazık ki, orada bir cinayet olayına karışmış. Onun yaşında böyleş eyler hiçde hoşdeğil.»

Ne var ki, Miss Marple'a Bournamouth'da bir iki hafta geçir­mesini teklif edince,' yaşlıkadın bir an duraklamışsonra da,«Ç ok,ç ok iyisin, yavrum.»demişti.« Ama ben...»Tekrar durakla­mıştı.« Ben aslında Londra'da Bertram Otelinde kalmak ister­dim.»

«Bertram Otelinde mi?»

Miss Marple anlatmaya girişmişti.« Vaktiyle o otelde bir defa kalmıştım. On dört yaşındaydım o zaman. Amcam ve yengemle.

 

Amcam Ely Piskoposuydu... O oteli hiçbir zaman unutmadım. Eğer orada kalabilirsem... Bir hafta bana yeter de artar bile.»

Joan başınısallamıştı.«İ stiyorsan oraya gidebilirsin tabii.»Sonra daş efkatle eklemişti.« Herhalde oteliç ok değişmişbula­caksın. Sakın düşkırıklığına uğrama.»

Oysa Bertram Oteli hiçdeğişmemişti. Yine eskisi gibiydi. Miss Marpie'a sorarsanız inanılacakş ey değildi bu. Hatta ihtiyar kadının bu konuyu zaman zaman düşündüğüde oluyordu.

Evet, Bertram inanılmayacak kadar harika bir yerdi. Otele gelmeyi de, sırf eski anılarınıtazelemek, renklendirmek için istedi­ğini gayet iyi biliyordu. Bu sayede Jane Marple adlıo pembe beyaz, heyecanlıkız tekrar canlanmıştı... Birçok bakımdan o kadar gülünçbir kızdıki... Hiçde dengi olmayan o gençadamın adıneydi?.. Ah... Delikanlının adınıbile hatırlayamıyordu artık. Annesiç ok akıllılık etmişde bu arkadaşlığıbaşında engellemişti. Jane Marple ise tam bir hafta her gece hüngür hüngür ağlamıştı. Gençadamla yıllar sonra tekrar karşılaşmıştı. Gerçekten korkunçbir yaratıktıo. Evet, annesi akıllılık etmişti.

Şimdi durumç ok başkaydı... Zavallıgençler... Bazılarının anneleri vardı. Ama bu anneler kızlarının gülünçserüvenlere atıl­malarına, evlilikdışıçocuklar doğurmalarına,ç ok gençyaşta uygunsuz kimselerle evlenmelerine engel olamıyorlardı.Ç ok acıy­dıbu.

Selina Hazy'nin sözleri onu daldığıdüşüncelerden uyandır­dı.« A, o... Bu... evet, evet...ş uradaki kadın Lady Bess Sedg-wich! Doğrusu onun Bertram gibi bir yere geleceğini hiçsanmaz­dım.»

 

Bess Sedgwich'in adınıİngiltere'de duymamışolan yok gibiydi. Gazeteler tam otuz yıldan beri Bess Sedgvvich'in yaptığıgüzelş eyleri ve karıştığırezaletleri yazıyordu. Savaşsırasında uzun zaman Fransız DirenişÖrgütündeç alışmıştı. Onun altıAlman vurduğu da söyleniyordu. Yıllarö nce bir uçakla tek başı­na Atlantik'i aşmış... yarışarabalarıkullanmış... bir keresinde ikiç ocuğu yanan bir evden kurtarmış... birkaçdefa evlenip boşan­mıştı. Avrupa'nın ikinci enşı k kadınıolduğundan söz ediliyordu.

İşte bu yüzden Miss Marple onu büyük bir dikkat ve ilgiyle açık açık süzdü.

•Bertram Otelindenç okş ey beklemişti ama burada Bess Sedgvvich'le karşılaşacağıaklına bile gelmemişti. Birçokş eyle ilgilenen Lady Sedgwich'e lüks bir gece kulübünde veya kam­yonş oförlerinin yemek yediği bir aşçıdükkânında rastlamak ola­sıydı. Ama nedense kadın bu son derece ağırbaşlıkimselerin kal­dığıeski otele hiçyakışmıyordu.

Buna rağmen Lady Sedgvvich, Bertram Otele gelmişti işte. Zevkleç ay içip kahvaltıediyordu. Miss Marple oturduğu yerden kadınınö nündeki koskocaman tepsiyi görebiliyordu. Tabii herş eyi, kelimelerle anlatılmayacak kadar nazik olan Henryİ dare etmekteydi.

Miss Marple merakla bakarken, Bess Sedgvvich ayağa kalk­tı. Her zamanki gibi bütün gözler ona dikilmişti. Doğrusuı srarla bakılacak biriydi. Güzeldenç ok alımlıbir kadındıLady Sedg­vvich. Uçuk platin rengi ipek gibi saçlarıomuzlarına kadar iniyor­du. Kafasının ve yüzünün kemik yapısıkusursuzdu. Elbisesi o kadar basitti ki, Bertram'daki taşralıihtiyarcıklar bile buna bir hay­li para verilmişolduğunu anladılar.

Bess Sedgvvich asansöre doğru giderken, Selina Hazy'yi

başıyla selamladı.« Merhaba, Lady Selina. Sizinleç oktan beri görüşmedik.»

«Burada ne işin var, Bess?»

Bess Sedgvvich alaycıbir tavırla etrafına bakındı.« Biri bana buradanö vgüyle söz etti.Ç ok haklıymış. Demin içtiğimç ay nefis­ti.»

Gülümseyerek asansöre doğru ilerledi.                             —

Lady Selina mırıldandı.«İ lginçbir kız...»0 da Miss Marple gibi altmışından küçük kadınlardan kız diye söz ederdi.« Bess'i tâçocukluğundan beri tanırım. Kimse ona söz geçiremezdi. On altıyaşındaykenİ rlandalıbir seyisle kaçtı. Neyse tam zamanında yetişip geri getirdiler. Hoşbelki de tam zamanında yetişemedi­ler... Her neyse kızıhemen ihtiyar Ceniston'la evlendirdiler. Adam Bess'den tam otuz yaşbüyüktü. Son dereceç apkın, kart bir bekârdı. Bess içinçı ldırıyordu. Bu evlilik uzun sürmedi tabii. Bess, Johnnie Sedgwich'le kaçtı. Johnnie engelli yarışta attan düşüp boynunu kırmasaydı, belki bu evlilik uzun sürerdi... Bess, Johnnie'ninö lümünden sonra Ridgvvay Becker'le evlendi. Haniş u yatıolan Amerikalıyla. Adam kızıüçyılö nce boşadı. Duyduğu­ma göre, Bessş imdi otomobil yarışlarına meraklıbir gençle gezi­yormuş. DelikanlıPolonyalımıymışneymiş... Artık bilmiyorum onunla da evlenmişmi. Bess, Amerikalıdan boşandıktan sonra tekrar Sedgvvich adınıkullanmaya başladı.Ç ok acayip insanlarla geziyor.»

Miss Marple,« Acaba mutlu mu?»dedi.

O zamana kadar böyle birş ey düşünmemişolduğu anlaşı­lan Lady Selinaş aşırdı. Duraksayarak,« Herhalde bir hayli parası

 

var,»diye belirtti.« Nafaka filan alıyor olmalı. Sonraç oğunlukla peşinde bir... daha doğrusu bir sürü... adam oluyor. Buna rağ­men...»Durdu.

Miss Marple başınısalladı.« Evet. Ben de sanmıyorum.»

Eski kafalıihtiyar kadının bu sözlerine bazılarıgülebilirdi ama Lady Selina bunlardan değildi. Miss Marple devam etti.« Bence erkekler, onun için ihtiyaçtanç ok, bir macera.Ö yle değil mi?»

Miss Marple bir yandan da, bir kadın bir erkekle buluşmak için Bertram Oteline gelir miydi, diye düşünüyordu. Bertramö yle bir yer değil. Hoş, Bess Sedgwich gibi biri de Bertram'ıbu yüz­den seçmişolabilir.

Yaşlıkadın içiniç ekerek, köşedekiç alar saate baktıve ağır ağır ayağa kalktı. Yavaşyavaşasansöre doğru giderken Lady Selina da, gazete okuyan asker tavırlıyaşlıca bir adamın yanında durarak.« Sizi tekrar gördüğüme o kadar sevindim ki!Ş ey... siz General Arlington'sunuz değil mi?»

Ama yaşlıadam nezaketle General Arlington olmadığınısöy­ledi. Lady Selinaö zür dilediyse deö yle fazla utanıp sıkılmışgibi görünmüyordu. Bertram'ın loşluğu yüzünden birçok müşteri aynıhatayıyapıyordu. Ama buna kimsenin kızdığıyoktu. Tam tersine başka birine benzetilmeleriç ok hoşlarına gidiyordu.

Asansörün aşağıya inmesini bekleyen Miss Marple kendi kendine güldü. Selina böyleydi işte. Her zaman herkesi tanıdığınısanırdı.

Asansörün kapılarıaçıldı. Miss Marple biraz evvel yukarıçık­mışolan Bess Sedgvvich'in tekrar aşağıya inmişolduğunu göre­rekş aşaladı. Kadın dışarıçıktı. Sonra olduğu yerde kalakaldı.

 

Miss Marple'ın başınınü zerinden ileriye doğruö yleı srarla bakı­yordu ki, yaşlıkadın da ister istemez döndü.

Kapıcıdiğer uçtaki camlıkapılarıaçmışve salona iki kişi gir­mişti. Bunlardan biri başında kendine hiçyakışmayanç içekliş ap­kasıyla orta yaşlı, yüzünden korku ve endişe okunan bir kadındı. Diğeri ise on yedi, on sekiz yaşlarında, sapsarısaçlı, uzun boylu sade amaşı k elbiseler giymişgençbir kızdı.

Bess Sedgvvich birdenbire dönerek tekrar asansöre girdi. Miss Marple da arkasından ilerlerken, ona bakarakö zür diledi.

«Affedersiniz. Az kalsın sizeç arpıyordum.»Tatlı, dost ifadeli, yumuşak bir sesi vardı.« Tam dışarıçıkarken yukarda birş ey unuttuğumu hatırladım.»

Asansör görevlisi,«İ kinci kat,»dedi. Miss Marple, Lady Sedgwich'e gülümseyerek, başınısalladı. Sonra da asansörden inerek ağır ağır odasına doğru gitti. On sekiz numaralıodada kalı­yordu.     

Miss Marple, Lady Sedgvvich'in sözlerinin doğru olmadığınıbiliyordu. Lady Sedgvvich azö nce odasınaçı kmışardından da unuttuğu neyse onu almak için aşağıya inmişti. Veya belki de salonda biriyle buluşacaktı.Ö yleyse bile, asansör kapılarıaçıhr açılmaz gördüğüşey onu hemş aşırtmış, hem de sinirlendirmişti.

Derek Luscombe yeni gelen kadınla gençkızın yanlarına koştu.« Hoşgeldiniz, Bayan Carpenter. Nasılsınız?»Nazik bir tavırla kadının elini sıktıktan sonra kıza döndü.« Elvira... sevgili yavrum.»Gençkızın elleriniş efkatle avucunun içinde tutarak,« Gel,şö yle oturalım.»Kızla orta yaşlıkadınıgötürüp koltuklara oturttu.« Sizleri gördüğüme o kadar memnunum ki...»

Çok sıkıldığı, kendini zorlayarak konuştuğu o kadar belliydi ki. Kadınla gençkız da ona pek yardımcıolmuyorlardı. Elvira tatlı

.                                  

tatlıgülümsüyor, Bayan Carpenter ise eldivenlerini düzeltiyordu. Onun da sıkıldığıbelliydi.

«Yolculuğunuz iyi geçti mi?»

Elvira,« Evet,»diye cevap verdi.« Teşekkür ederim.»Bayan Carpenter söze karıştı.« Uçağımız beşdakika erken geldi.»

«Öyle mi? Güzel...Ç ok güzel...»Albay Luscombe kendini toplamayaç alışıyordu.« Burayıbeğeneceğinizi umarım. Ama kor­karım Bertram eski tarz bir otel. Müşterilerinç oğu yaşlı.Ö yle danslar, eğlenceler de yapılmıyor.»

Elvira etrafına bakınarak,« Herhalde,»dedi. Bertram'da dans edilemeyeceği daha ilk bakışta anlaşılıyordu.

Albay Luscombe, Bayan Carpenter'a döndü.« Belki odaları­nızıgörmek istersiniz. Miss Gorringe size yirmi sekizle, yirmi dokuz numaralıodalarıayırdığınısöyledi. Arada da banyo var­mış.»

Bayan Carpenter,« Ben gidip, bavullarıaçayım. Elvira, belki Albay Luscombe'le biraz dedikodu yapmak istersin...»diyerek ayağa kalktı.

Albay Luscombe, anlayışlıbir kadın, diye düşünüyordu. Konuşabilmemiz için bizi yalnız bırakıyor. Ama Elvira'yla hangi konuda dedikodu yapacağım? Kız,ç ok terbiyeli. Ayrıca ben gençlerle dostluk etmeye alışık değilim...

Hafifçeö ksürerek boğazınıtemizledi.«İ talya nasıldı?»

«Çok güzeldi efendim.»

«Ya gittiğin okul? Haniş u kontesin okulu? Kadının adıney­di?.. Oradaç ok sıkılmadın ya?»

«Kontesç ok sert biri. Ama ben böyleş eylere aldırmam.»

Derek Luscombe kıza baktı. Galiba bu cevap iki anlama geli­yordu.

 

Kekeleyerek,« Korkarım,»dedi.« Birbirimizi iyi tanımıyoruz. Oysa dost olmamız gerek. Ben senin yalnız vaftiz baban değil aynızamanda da vasinim... Benim gibi yaşlıbir adam için güçbir iş. Yani, benim gibi yaşlıbir adamın bir gençkızın neler istedi­ğini... daha doğrusu onun nelere ihtiyacıolduğunu bilmesi imkânsız... Kuzinlerin Melford'lara gelince... Onlarla oturmak hoşuna gidecek mi?»

«Ah, evet.Ö yle sanıyorum. Nancy'i seviyorum. Mildred Yen­ge iseç ok iyi bir kadın.»

«Pekâlâ...ö yleyse sorun yok.»

«Evet.Ş imdilik yok.»

Luscombe bu sözlere ne cevap vereceğini düşünürken, Elvi-ra konuşmaya başladı. Sorusu kısa ve açıktı.« Param var mıbenim?»

Luscombe bu soruyu nasıl cevaplayacağınıdüşündükten sonra,« Evet...»diye başınısalladı.« Bir hayli paran var. Daha doğrusu yirmi bir yaşına bastığın zaman paran olacak.Ş imdi paranıvarislerin idare ediyor.»

«Vasim sizsiniz değil mi?»

«Varislerinden biriyim ben... Seninüç vasin var, Elvira.»

«Benö lürsem ne olur?»

«Haydi, haydi, Elvira.Ö lecek değilsin. Neler saçmalıyorsun böyle.»

«Ölmek istemem doğrusu. Ama böyleş eyler belli olmuyor.Ö yle değil mi? Daha geçen hafta bir yolcu uçağıdüştüve içinde­kilerin hepsiö ldü. Ben sadeceö ldüğüm zaman paramın kime kalacağınımerak etmiştim.»

,  Albayö fkeyle,« Bu konuda hiçbir fikrim yok,»diye homur­dandı.« Neden soruyorsun?»

 

Elvira düşünceli bir tavırla ona baktı.«İ lginçbirş ey bu... Yani... birinin beniö ldürmesine değer mi?»

«Rica ederim, Elvira.Ç ok saçma bir konuşma bu. Böyleş ey­lerinü zerinde neden durduğunu anlayamıyorum.»

«Bilmem... Aklıma geliverdi işte. Evli olsaydım param kime kalırdı?»

«Herhalde kocan alırdı. Ama bu da babanın servetini sana bırakırken ileri sürdüğükoşullara bağlı... Ayrıca sen evli değilsin. Onun için böyleş eyler düşünmemelisin.»

Elvira sesiniçı karmadı. Derin düşüncelere dalmışgibiydi. Sonunda kendini toparlayarak,« Annemi hiçgörüyor musunuz?»diye sordu.

«Bazen. Ama pek sık değil. Sanırımş imdi seyahatte.»

«Beni görmek istemiyor mu?»

Gençkız güzel gözlerini albaya dikmişti. Luscombe ne söy­leyeceğini bilmiyordu. Böyle bir soruya ne cevap verilirdi? Bu sorunun karşılığıo kadar karışıktıki.Ü züntüyle içiniç ekti.« Bilmi­yorum. Ama sanıyorum... yani... bunu anlatmakç ok güç.Ş ey... Annen... herkesten farklıdır.»

Elvira hemen,« Biliyorum. Gazetelerde sık sık resmini görü­yorum. Hakkında yazılanlarıokuyorum.Ç ok güzel bir kadın değil mı? Harika bir insan,»dedi hayranlıkla.

«Evet, gerçekten güzel bir kadın.»Luscombe durdu, terod-dütle devam etti.« Ama insanın annesinin güzel bir kadın olmasıher zaman pek hoşbirş ey değildir.

Artık konuşmadan oturuyor ve dışdünyaya açılan kapıya doğru bakıyorlardı.

 

Birdenbire bu kapılar Bertram Otelinde görülmeyen bir sert­likle itildi ve gençbir adam hızla resepsiyona doğru gitti. Arkasın­da siyah deri bir ceket vardı,ö yle canlıydıki, bu yüzden bir an Bertram Oteli insana sanki bir müzeymişgibi gelebilirdi.

Gençadam Miss Gorringe'e doğru eğilerek,« Lady Sedg-wich burada mıkalıyor?»diye sordu.

Albay Luscombeş aşkınlıkla irkildi. BessŞ edgwich gerçek­ten buradaysa yandık, diye düşünüyordu. Usulca Elvira'ya bir göz attı. Ama hayranlıkla delikanlıya bakan kızın yüzünün ifadesi değişmedi. Sanki Elvira bu soruyu duymamıştıbile.

Miss Gorringe eskisi gibi tatlıtatlıgülümsemiyordu artık. Gözlerinde buz gibi bir ifadeyle gençadama baktı.« Evet. Bir iste­ğiniz mi var?»

«Evet. Kendisine bir not bırakmak istiyorum.»Deri ceketinin cebinden bir zarfçı kardı.«Ö ncelikle onun bu otelde kalıp kalma­dığınıanlamak istedim de.»

Elvira'yla Luscombe de dahil olmakü zere etrafta oturanlarıkayıtsız bir tavırla süzerken sesinde hafif bir hayret belirmişti. Miss Gorringe'in dikkatiniç ekmek istermişgibi sesini yükselte­rek,« Bu otelin telefon numarasıneydi?»diye sordu.« Regent 7842 miydi?»

Miss Gorringe,« Hayır,»dedi.« Mayfair 515.»

Gençadam başınısalladı. Sonra dönerek, hızla kapıya gitti.İç eri girerken yaptığıgibi kanatlarıolancaş iddetiyle iterek dışarıfırladı.

Galiba herkes rahatlayarak derin bir soluk almıştı. Yarıda kalan konuşmalarına nereden başlayacaklarınıda kestiremediler.

Elvira gülüyordu.« Onu tanıdınız değil mi?»Sesindeö fke var­dı.« Ladislaus Malinovvski.»

 

«A...Ş u genç...»Albay Luscombe bu adıbirkaçkez duy­muştu.« Yarışçıdeğil mi? Otomobil yarışlarına giriyor?»

«Evet.İ ki yıl arka arkaya dünyaş ampiyonu oldu. Geçen yıl geçirdiği kötübir kaza yüzünden kemikleri kırılmıştı. Sanırım artık tekrar araba kullanmaya başladı.»Dinlemek için başınıkaldırdı.« Tamam. Bu bindiği de bir yarışarabası.»

Gerçekten sokaktan duyulan motor homurtusu Bertram Ote­linin salonuna kadar sızmıştı. Albay Luscombe, Elvira'nın Ladisla-us Malinovvski'ye hayran olduğunu anlamıştı. Neyse, diye düşü­nüyordu. Kız hiçolmazsa antikaş arkıcılarıveya o uzun saçlıBeatle'larıbeğenmiyor...Ü stelik Malinovvski'yi seyre daldığıiçin Miss Gorringe'e ne söylediğini de duymadı. Eğer Bess Sedg-wich burada kalıyorsa...

Kapılar tekrar açıldı. Elvira da, Albay Luscombe de merakla döndüler ama Bertram Oteli eski halini almıştıartık.İç eriye beyaz saçlı, yaşlıbir rahip girdi. Adam bir an duraklayarak hafif bir hayretle etrafına bakmıyordu. Sanki nerede olduğunu, oraya nasıl geldiğini anlayamamıştı. Bu gibiş aşkınlıklara alışıktı, Pisko­pos Pennyfather. Böyleş eyler başınaç ok sık gelirdi.Ö zellikle trenlerde. Nereden geldiğini, nereye ve hangi nedenle gittiğini bir türlühatırlayamazdı. Hatta bir keresinde katedralde böyle birş ey olmuş, zavallıPiskopos Pennyfather, vaazıbitirdim mi, yok­sa hiçbaşlamadım mı, diye düşünüp durmuştu.

Yaşlıadamın birdenbire gözleri parladı. Nerede olduğunu hatırlamıştı. Bertram Otelindeydi tabii. Geceyi orada geçirecek, ertesi günüde... nereye gidecekti? Chadminster'e mi? Hayır, hayır. Oraya Chadminster'den gelmişti zaten. Bir yere gidecekti ama... nereye? Tamam, tamam. Lozan'daki konferansa katılacak-

 

ti. Gülümseyerek danışmaya yaklaştı. Miss Gorringe onu büyük bir sevinçve saygıyla karşıladı.

«Hoşgeldiniz, efendim. Sizi gördüğüme o kadar memnun oldum ki. Mektubunuzu aldık. Geçen sefer de aynıodada kalmış­tınız.»

«Teşekkür ederim, teşekkür ederim. O odayı... bakayım... evet... dört gün için istiyorum. Aslında Lozan'a gidiyorum ve buradan bir gün için ayrılmışolacağım. Sakın odayıbaşkasına vermeyin. Eşyalarımıbırakacak,İ sviçre'ye sadece küçük bir bavulla gideceğim... Odayıbana dört gün için verebilirsiniz değil mi?»

Miss Gorringe yaşlıadamın endişelerini giderdi. Piskopos Pennyfather rahatlamıştıartık. Bir, iki dakika sonra onu eşyalarıy­la birlikte on dokuz numaralıodayaçı karıyorlardı.

Yirmi sekiz numaralıodada Bayan Carpenter bavulundan gece için gerekli olanş eyleriçı karmaktaydı. Elvira'nın içeri girdi­ğini duyarak, başınıkaldırdı.« A, geldin mi, yavrum. Regent 7842'yi bulur musunuz?»

Elvira ifadesiz sesiyle, nazikçe cevap verdi.« Affedersiniz.Amaş imdi bavullarımıdüzeltip banyo yapmak istiyorum.»

Elvira aradaki banyoya girerek, kapıyıkapadı. Musluklarısonuna kadar açtı. Sonra kendi odasına giderek, yatağına,ü ze­rinde telefon duran komodinin yakınına oturdu. Birkaçdakika, belki biri gelir, diye etrafıdikkatle dinledikten sonra uzanıp, alma­cıkaldırdı.

«Alo? Yirmi dokuz numaralıodadan telefon ediyorum? Bavullarınıboşaltmana yardım etmemi ister misin?»

 

 

İKİ

Miss Marple ertesi gün erkenden uyanmıştı. Her zaman erken kalkardızaten. Doğrusu yatağıpek yumuşaktı. Kendine verilen odayıdaç ok beğeniyordu Miss Marple.

Yeni bir gün, diye mırıldandı. Bu düşünce kendisine yine her zamanki gibi büyük bir zevk vermişti. Yeni bir gün... Kimbilir bugün neler getirecekti.

Düşünceler kafasından ağır ağır geçiyordu.

Selina Hazy... Eski tip yağlıçörekler... Yağlıolduklarından zararlıydıbunlar ama...ç ok da lezzetliydiler...

Miss Marple herş eyi eski halinde bulacağınıbir an için bile düşünmemişti.Çü nküzamanın geçmesine engel olmak, saatleri durdurmak elinde değildi... Ama Bertram Otelinin sahipleri bunu yapabilmişlerdi. Herhaldeç ok pahalıya malolrnuştu bu...

Yaşlıkadın, otelç ok kâr getiriyor galiba... dedi kendi kendi­ne. Ben burada kalalıelli... hayır... hemen hemen altmışyıl oldu...Ş imdi bu otel bana gerçekmişgibi gelmiyor.Çü nkümodern hayata alıştım. 1966 yılında olduğumuzu da biliyorum. Evet, Bertram Oteliç ok ilginç. Bana sanki buradahiçde hoşolmayan birş ey varmışgibi geldi... Bütün o ihtiyarlar. Elli yıl

 

önce burada kaldığım zaman gördüklerime benziyorlar. O zamanlar bu tip yaşlılar normaldi. Amaş imdi değil. Artık bugü­nün ihtiyarlarıdünkülere benzemiyor.Ş imdiki yaşlıların yüzlerin­de başaçı kamayacak kadar yorgun olduklarıailevi sorunların neden olduğu bıkkınlık var. Veyaç alışkan ve becerikli izlenimini uyandırmak için sağa sola koşuyor, komitelerde görev alıyorlar. Bazılarısaçlannımaviye boyuyor. Bir kısmının elleri bulaşık deter­janındanç atlıyor...İş te bu yüzden bu oteldeki ihtiyarlar insana gerçekmişgibi gelmiyor. Ne var ki, işin tuhafıonların hepsi de gerçek,ö rneğin Selina Hazy... O gerçek işte.

Miss Marple küçük saatine baktı. Kahvaltızamanıgelmişti.

Otelin yönetmeliğini inceledi. Yemekleri telefonlaı smarlaya­bilirdiniz. Ya daü zerinde oda hizmetçisi yazıtızile basardınız.

Miss Marple zile uzandı.

Birkaçsaniye sonra kapıya hafifçe vuruldu ve eşikte yaşlıkadınınç ok hoşuna giden bir oda hizmetçisi belirdi. Gerçek bir oda hizmetçisiydi bu. Sırtına maviç izgili bir elbise giymişve başı­na da bir bone takmıştı. Tertemiz, kolalıbir kep. Köylükızlarınki-ne benzeyen, pembe yanaklıhizmetçi tatlıtatlıgülümsüyordu. Bu kızlarınereden buluyorlardıacaba?

Beşdakika sonra Miss Marple'in kahvaltısıgeldi. Büyük tep­side kocaman yuvarlak birç aydanlık, gümüşsu ibriği ve içi kay­mak gibi sütle dolu bir sütlük vardı. Kızarmışekmeğinü zerine konmuşolan yumurtanın görüntüsüinsanın içini açıyordu. Büyük yağparçasınınü zerine kabartma birç içek yapılmıştı. Gümüşkâselerde marmelat, bal veç ilek reçeli vardı. Taze ekmek mis gibi kokuyordu.

Miss Marple,« Hepsiç ok hoş,»dedi.

Oda hizmetçisi gülümsedi.« Beğendiğinize memnun oldum,

 

madam. Aşçımız kahvaltılaraö zellikle dikkat eder.»

Miss Marple kızıdikkatle süzdü.«Ç oktan beri mi burada­sın?»

«Buraya geleliüç yıl oldu madam.»

«Dahaö nce neredeç alışıyordun?»

«Eastborne'da bir oteldeydim. Yeni ve modern bir yerdi. Ama ben burasıgibi eski tarz yerleri tercih ediyorum.»

Miss Marpleç ayından bir yudum aldı. Sonra dalgın dalgın birş arkımırıldandığınıfarkederek, utangaçbir tavırla hizmetçiye baktı.« Eski birş arkıyıhatırladım da...İ nsan böyle yerlerde eskile­ri hatırlıyor.»

«Evet, madam. Burada kalan ladylerinç oğu aynışekilde düşünüyorlar sanırım.»

Miss Marple içiniç ekti.« Herhalde Bertram'a gelmelerinin bir nedeni de bu.»

Oda hizmetçisi dışarıçıktı. Kızın anılarından söz eden yaşlıkadınlara alışık olduğu belliydi.

Miss Marple odasındançı ktığızaman saat ona geliyordu. Yaşlıkadın alışverişle geçireceği bu güzel sabah için hazırlanmış­tı.Ş apka, eldiven,ç arşıya giderken aldığışık birç anta veş emsi­ye. Hava açıktıama yine de belli olmazdı.

Miss Marple koridorda bir iki adım atmıştıki, aynıanda ileri­deki bir odanın kapısıaniden açıldıve biri dışarıbaktı. Bess Sedgvvich'di bu. Telaşla başınıiçeriç ekerek, kapıyıçabucak kapadı.

Miss Marple merdivenlerden inerken, ilginç, diye düşünüyor­du. Sabahlarıasansör yerine merdivenlerden inmeyi tercih eder­di. Yaşlıkadın ağırlaştı, ağırlaştı... Ve sonunda durdu.

 

O sırada Albay Luscombe de odasındançı kmış, koridorda hızla ilerliyordu. Merdivenin başındaki kapıtekrar açıldıve Lady Sedgvvich'in sesi duyuldu.« Hah!.. Sonunda seni yakaladım. Sabahtan beri tetikte bekliyorum.İç eri gir de rahat rahat konuşa­lım.»

Albay Luscombe istemeye istemeye içeri girdi. Kadın sert bir hareketle kapıyıkapattı.

«Senin Bertram'da kaldığınıbilmiyordum, Bess. Yoksa Elvi-ra'yıburaya getirmezdim. Bilmem Elvira'nın otelde olduğundan haberin var mı?»

«Evet... Onu dün uzaktan gördüm.»

«Burasısana göre bir yer değil. Emin ol senin Bertram'a geleceğini bilmiyordum.»

Bess Sedgvvich, Luscombe'e baktı. Sonra da bir kahkaha attı. Gençkadın dışarıçıkmakü zere giyinmişti. Siyah tayyörüyle, zümrüt yeşili bluzuç okşı ktı. Son derecede canlıve neşeli görü­nüyordu.« Sevgili, Derek. Bu kadar endişelenmene gerek yok. Seni romantik bir buluşma hazırlamakla suçlamıyorum. Ana kız arasında romantik bir buluşma hazırlamakla. Bazen böylesi tesa­düfler olur.İ nsan en umulmadık yerde karşılaşır. Ama Elvira'yıburadan götürmelisin, Derek. Onu hemen götürmelisin.»

«Elvira gidiyor zaten. Onu buraya birkaçgece kalmasıiçin getirdim. Yarın Melford'lara yollayacağım.»Luscombe bir an dur­du, sonra bütün cesaretini toplayarak,« Buraya bak, Bess. Seni burada görünceç okş aşırdım. Ama... belki de bunu...ş ey... yani... kader böyle istemişolamaz mı? Yani... belki bu bir fırsat olacaktı. Aslında... kızın... kızın neler hissettiğini bilemezsin. Ama sen onun annesisin.»diye konuştu.

«O da benim kızım. Bununş imdiye kadar ikimize de bir yara-

 

n oldu mu?»Bess Sedgvvich ilerleyerek pencereye gitti. Orada bir an durdu. Sonra,« Senç ok iyisin, Derek,»diye mırıldandı.«Ö yle ilginçfikirlerin var ki. Yine de, zavallıDerek'ciğim, böyleş eyler olmaz.Ü stelik bu fikirler tehlikeli de.»

«Saçmalama, Bess. Neden tehlikeli olsun?»

«Çünküben tehlikeli bir kadınım. Evet, evet, evet. Ben her zaman tehlikeli bir insandım. Tehlikeye atılmak benim için bir tür alışkanlık oldu artık. Hayır buna tehlike denemez, dahaç ok bir alışkanlık. Beyaz zehir alışkanlığıgibi birş ey. Benim yaşantım başkalarıiçin tehlike kaynağıdır.İ natçılık etme artık, Derek. Kızıbana yaklaştırmayaç alışma. Melford'lara telefon et ve Elvira'yıoraya bugün götür. Bir gerekçe uydur. Acele bir işçıktığından söz et...»

Albay Luscombe tereddütle bıyığınıçekiştirdi.« Bence büyük bir hata yapıyorsun, Bess.»İçiniç ekti.« Elvira seni sordu. Ona seyahatte olduğunu söyledim.»

«Gerçekten on iki saat sonra yolculuğaçı kacağım. Onun için yalan söylemişsayılmazsın.»

Adama yaklaşarak yavaşçaç enesindenö ptü. Sonra kapıyıaçarak Albay Luscombe'i usulca dışarıitti. Kapıarkasından kapa­nırken adam yaşlıbir kadının merdivenin köşesini döndüğünüfar-ketti.İ htiyar kadınç antasınıkarıştırıyor ve kendi kendine söyleni­yordu.« Vah vah... Galiba odamda unuttum.»

Sanki Albay Luscombe'in farkında değilmişgibi yanından geçti. Fakat Luscombe merdivenlerden inerken Miss Marple'dan başkasıolmayan kadın oda kapısınınö nünde durarak, dikkatle adamın arkasından baktı. Sonra da kendi kendine,« Derek,»diye fısıldadı.« Ladynin beklediği oydu. Bunun sebebi nedir acaba?»

 

 

ÜÇ

Güzel bir kahvaltıyapmışolan Piskopos Pennyfather salon­da ilerledi.İ ki tarafa da açılan kapılardan geçerek dışarıçıktı.İ rlandalıkapıcıMichael Gorman onu saygıyla selamlayarak taksi­ye bindirdi.

O arada,« Nereye efendim?»diye sormayıda unutmamıştı.

Piskopos Pennyfather ani birü züntüyle içiniç ekti.« Eyvah... Sahi ben nereye gidecektim? Hım... Biraz düşüneyim bakayım.»

irlandalıkapıcıyla, Piskopos Pennyfather buö nemli konuyu tartışırlarken Square Sokağının trafiği birkaçdakika durdu. Sonunda Piskopos Pennyfather'a ilham geldi. Ve taksiş oförüne dönerek,« Müzeye gidelim,»dedi.

Araba ilerlerken,İ rlandalıkapıcıda neşeli bir gülümsemeyle arkalarından baktı... O sabah otele fazla giripçı kan olmadığıiçin, binanınö nünde ağır ağır ilerledi. Islıkla da usulca eski birş arkıyı çalıyordu.

Birdenbire Bertram'ın ilk katındaki pencerelerden biri hızla açıldıve bir kadın,« Micky!»diye bağırdı.« Demek sonunda bura­ya düştün? Bu otele nereden geldin?»

Adam hayretle döndü. Sonra da adeta donakaldı.

 

Pencereninö nünde Lady Sedgwich duruyordu. Pencereden başınıçekerek sabırsız bir tavırla sordu.« Beni tanımadın mı?»

Kapıcışaşkınş aşkın haykırdı.« A! Bizim küçük Bessie... Bu kadar yıl sonra karşılaşacağımız hiçaklıma gelmezdi. Küçük Bes-sie'cik.»

«Beniş imdiye kadar senden başka kimse Bessie diyeç ağır­madı. Ne iğrençisim bu...»Lady Sedgvvich bir an Michael Gor-man'ısüzdü.« Uzun yıllar boyunca ne yaptın, Micky?»

Micky fazla konuşmak istemiyordu anlaşılan.«Ş unu bunu... Senin gibi her gün gazetelere geçmedim. Maceralarınısık sık okuyorum.»

Bess Sedgvvich bir kahkaha attı.« Her neyse senin gibiç abu­cakçö kmedim. Senç ok içiyorsun... Her zamanö yleydin zaten. Ama buraya neden geldin? Benim asılöğ renmek istediğim bu.»

Michael Gorman içiniç ekti.«İş e ihtiyacım vardı. Savaşta bunlarıkazanmıştım...»Eliyle göğsündeki madalyalarıişaret etti.

«Evet, görüyorum.»Lady Sedgvvich düşünceli bir tavır takın­mıştı.« Sen gerçekten cesurdun... Dövüşmesiniç ok iyi bilirdin... Ama doğrusu ben senin...»Durakladı.

«Ne söyleyecektin, Bessie? Devam et.»

«Hiç, hiç... Seninle bu kadar yıl sonra karşılaşmamızç ok tuhaf.»

Micky mırıldandı.« Herhalde sen beni unuttun ama ben seni unutmadım. Hiçbir zaman unutmadım, küçük Bessie. Ne kadar da güzel bir kızdın. Küçücük, harika bir kızdın.»

Lady Sedgwich homurdandı.« Aptalın biriyim ben. Bunu iyi­ce anladım.»

«Bak bu doğru. Senin için aklıbaşında bir kız denemezdi. Eğer aklın olsaydıbenimle samimiyeti ilerletmezdin...»Bir an dur-

 

du.« Ata ne güzel binerdin. Hiçbirş eyden de korkmazdın. Hiçbirş eyden... Sonradan da korkuyu tatmadığından eminim... Uçak­lar. .. Yarışarabaları...»

Bess Sedgvvich güldü.« Neyse artık oturup mektuplarımıyazayım.»Başınıiçeriç ekerek, doğruldu.

Ama Micky konuşmaya son vermek niyetinde değildi. Perva­za dayanarak yumuşak bir sesle,« Bessie,»diye mırıldandı.« Ballygovvlan'i hiçbir zaman unutmadım. Bazen sana mektup yazmayıdüşündüğüm bile oldu...»

«Ne demek istediğini anlar gibiyim.»Bess Sedgvvich'in sesi sertleşmişti.« Eğerö yleyse sana biröğü tte bulunayım, Micky. Kendine gel. Başıma dert açma. Eğer böyle birş ey yapmaya kal­karsan seni bir köpek gibi vururum. Dahaö nce de birkaçkişiyi vurdum ve...»

«Ah! Ah! Beni gözünükırpmadanö ldüreceğin anlaşılıyor.»Adamın sesinde derin bir hayranlık vardı.« Ballygovvlan'de...»

Kadın onun sözünükesti.« Ballygovvlan'de dilini tutman için sana bol para verdiler.Ü stelik bu konudaç ok cömert davrandı­lar. Sen de parayıaldın.Ş imdi benden de sızdıracağınısanıyor­sanç ok yanılıyorsun.»

Kapıcıgülümsedi.« Pazar gazeteleri böyle ilginç, romantik hikâyelere bayılır.»

«Söylediğimi duydun.»

Micky güldü.«Ş aka ediyordum canım. Küçük Bessie'mi incitmeyi hiçistemem..•Dilimi tutacağımdan emin olabilirsin.»

Lady Sedgvvich,« Dilini tutmanıtavsiye ederim,»dedi.

Pencereyi kapayarak döndü. Bir anö nündeki masada duran yarım kalmışmektubuna baktı. Sonra bunu iyice buruştu­rarak, kâğıt sepetine attı. Sonra da birdenbire kapıya giderek,

 

dışarıfırladı. Etrafına bakmak gereğini bile duymamıştı.

Bertram'daki yazıodalarıiçinde birkaçkişi bulunduğu zaman bile boşmuşgibi dururdu.Ü zerinde gerekli herş ey bulu­nan iki yazımasasıpencereninö nüne konmuştu. Yandaü zerine dergiler konmuşalçak bir tabure vardı. Sağdakişö mineninö nün-deyse oldukça yüksek iki büyük koltuk duruyordu. Mektup yaz­mak için içeri girenlerinç oğu bu koltukların farkına bile varmaz­lardı. Sabahlarıoraya oturan da olmazdı.

Ama bu sabah nedense iki koltuk da doluydu. Bunlardan birinde yaşlıbir kadın, diğerinde ise gençbir kız oturuyordu...

Lady Sedgvvich dışarıfırladıktan sonra gençkız ayağa kalk­tı. Bir an kuşkuyla kadınınçı ktığıkapıya baktı. Sonra da ağır ağır o tarafa doğru yürüdü. Bu yüzübembeyaz kesilmişkız Elvira Bla-ke'di.

Elvira'nın karşısında oturan Miss Marple ise ancak beşdaki­ka kadar sonra yerinden kımıldadı. Yaşlıkadın giyindikten sonra daima biraz dinlenirdi. Eh, diye düşündü.İ yice dinlendim artık. Hatta biraz fazla bile oldu.Ş imdi gidip Londra'nın tadınıçıkarma­lı.

Otel kapısınınö nünde bekleyenİ rlandalıkapıcısanki sihir-bazmışgibi hemen bir taksi buluverdi. Miss Marple'ı büyük bir dikkat veö zenle arabaya bindirdi. Yaşlıkadın birdenbire Robin-son - Cleavers Mağazasına gitmeye karar verdi. Orada ucuz ketenç arşaf satıldığınıduymuştu.

Miss Marple taksiye bindiği sırada Lady Sedgvvich de Bay Humfries'in oda kapısınıvuruyordu. Sonra cevap beklemeden içeri girdi.

Bay Humfries hayretle başınıkaldırmıştı.

 

Lady Sedgwich nezaket kurallarına aldırmadan,«Ş u Michael Gorman denen adamıkim tuttu?»diye sordu.

Bay Humfries iyiceş aşalamıştı. Hafifçe kekeledi.« Parfitt işten ayrıldı. Onun yerine hemen birini bulmamız gerekiyordu. Michael Gorman'ıgözümüz tuttu. Savaşa girmişve oldukça başarıkazanmış... Tabii oö yle pek zeki bir adam sayılmaz. Bazen böylesi daha iyidir... Onun hakkında kötübirş ey mi bili­yorsunuz yoksa?»

«Hakkında bildiklerim yüzünden onu burada istemiyorum.»

Humfries mırıldandı.«İ stiyorsanız kovarız.»

Lady Sedgvvich ağır ağır cevap verdi.« Hayır... Hayır... Bunun için artıkç ok geç... Neyse...Ü zerinde durmaya değmez.»

 

 

 

DÖRT

Yarım saat sonra Elvira Blake, Onslow Meydanındaki 180 numaralıbinanın kapısından giriyordu. Pencereden onu gören arkadaşıBridget hemen aşağıkoşmuşve neşeyle kapıyıaçmıştı.

Elvira,« Merhaba, Bridget,»diyerek gülümsedi.« Hemen yukarıçıkalım.»

«Evet. Yoksa anneme yakalanırız. Ondan sonra elinden kur-tulabilirsen kurtul...»

İki kız merdivenleri ikişer ikişerçı ktılar. Ve böylece bir daki­ka sonra hole giren Bridget'in annesine de yakalanmamışoldu­lar.

Bridget arkadaşınıyatak odasına sokarak, kapıyısıkıca kapattı.

«Doğrusu annen olmadığıiçinç okş anslısın, Elvira... Annemç okş eker bir kadın ama... durmadan soru sorar... Nereye gidi* yorsun? Kimi gördün?.. Onlar Yorkshire'de oturan bilmemkimle-rin akrabasımıoluyor?.. Aslında ne gereksiz, ne saçmasapanş eyler bunlar.

Elvira dalgın dalgın cevap verdi.« Herhalde düşünecekş eyle­ri yok... Dinle Bridget. Yapmam gerekenç okö nemli birş ey

 

var... Bunu yapmamş art. Sen de bana yardım etmelisin.»

«Elimden gelirse ederim tabii. Sorun nedir? Bir erkekle mi ilgili bu?»

«Doğrusunu istersen erkekle filan ilgisi yok. Benim yirmi dört saat içinİ rlanda'ya gitmem lazım. Sen de vaziyeti idare ede­ceksin. Anladın mı?»

«İrlanda'ya mıgideceksin? Neden?»Bridget iyice meraklan-mıştt.

Elvira sabırsız bir tavırla başınısalladı.« Bunu sanaş imdi anlatamam, Bridget.Çü nküvaktim yok. Vasim Albay Luscom-be'le buluşup,öğ le yemeğimi onunla yiyeceğim. Sonra beni ara­bayla Melford'lara götürecek. Ben yirmi bir yaşıma basıp, reşit oluncaya kadar Melford'larla oturacağım.»

«Ya? Ne korkunç!»

«Fazla sıkıntıçekeceğimi sanmıyorum. Mildred Yengeç ok saf. Onu aldatmakö yle kolay ki. Zaten ders filan için Londra'ya geleceğim. Yani seninle bir sürüşey yapabileceğiz.»

Bridget kıkır kıkır güldü.« Bundan eminim.İ talya'da da epey kaçamak yaptık, değil mi?İ htiyar Makarna kendiniç ok akıllı,ç ok zeki sanıyordu. Aklımıza koyduğumuz zaman neler yapabileceği­mizden haberi yoktu.»

İki kız da yaptıklarıyaramazlıkları, kaçamaklarıhatırlayarak neşeyle güldüler.

Sonra Elvira,« Ama,»dedi.« O yaramazlıklar için saatlerö ncesi bir sürüplan yapmak zorunda kalırdık.»

Bridget ekledi.« Asla anlaşılmayacak yalanlar da uydurduk. E, Guido'dan haber var mı?»

Elvira,« Evet,»diye cevap verdi.«Ç ocuk bana upuzun bir mektup yazmış, sonra da sanki kız arkadaşımmışgibi altına

Ginevra, diye imza atmış...»Ciddileşti.« Bu kadar gevezelik yeter, Bridget. Artık sus da beni dinle. Fazla vaktim yok...Ş imdi iyi dinle. Yarın Londra'ya geleceğim. Dişçiyle randevum var.İş in bu tarafıkolay. Adama telefpn edip, gelmeyeceğimi söylerim. Ya da sen buradan onu ararsın.*.. Sonra yarınöğ leye doğru Mel-ford'lara telefon eder ve annenmişsin gibi konuşursun. Melford Yengeye, 'Dişçi Elvira'yıyarın da görmek istedi,' dersin. 'Onun için kendisini alıkoyduk. Bu gece burada kalacak.'»          ¦ "

«Bunu yapmakç ok kolay. Herhalde o zaman Melford Yen­gen, 'Ah ne naziksiniz. Size zahmet oldu,' diye cıvıldayacak.. Ama bana neyapacağınısöylemeyecek misin, Elvira...»

«Hayır, söyleyemem. Buç ok...ç okö nemli birş ey.»

Elvira'nın sesi o kadar değişmişti ki, Bridget hayretle ona baktı.« Ne o. Birş ey mi var, Elvira?»

Kız içiniç ekti.« Evet, var.Ü stelik buç ok gizli... Birş eyin doğ­ru olup olmadığınıanlamam gerek. Buna zorunluluk duyuyo­rum.»

Miss Marple, Robinson-Cleavers Mağazasında bir hayli hoşdakikalar geçirdi. Pahalıfakat nefisç arşaflardan başka, tutumlu­luğu bir tarafa bırakıp iyi cins bardak bezleri de aldı. Doğrusu son zamanlarda doğru dürüst bardak bezi bulmak bir sorun olmuştu.İ nsanaü zerinde kırmızıturplar ya daİ stakozlar olan tuhafş eyleri satmaya kalkıyorlardı. Bazen bu bardak bezi dene­meyecekş eylerinü zerinde Eyfel Kulesi veya Trafalgar Meydanıbile oluyordu. Miss Marpleç arşafların yollanmasıiçin St. Mary Mead köyündeki adresini de verdikten sonra mağazadançı ktı. Uygun bir otobüs bularak bir zamanlar teyzesininç ok sevdiği

 

Londra'nın o tenha köşesindeki küçük lokantaya yemek yemeye gitti. Tabii lokanta eskisi gibi değildi. Hatta tanınmayacak bir hale girmişti. Dahaışı klı, daha renkli bir yer olmuştu.

Miss Marple garsona siparişlerini verdikten sonra etrafına bakındıve usulca kaşlarınıkaldırdı.Ş u rastlantıdenenş ey ne tuhaftı. Bir günö ncesine kadar Lady Sedgwich'in yarışlarda, uça­ğının veya arabasının yanındaç ekilmişresimlerini gazetelerde görmüşama onunla hiçkarşılaşmamıştı. Bess Sedgvvich'i ilk kez otelde görmüştü.Ş imdi de,ç oğunlukla olduğu gibi, kadına bu umulmayacak yerde rastlamıştı. Siyah tayyörüve yeşil bluzuyla gerçektenç okşı k olan Bess Sedgvvich gençbir adamla birM masada başbaşa oturmuş, yemek yiyordu. Sırtına siyah bir deri ceket giymişolan delikanlının ince profili bir atmacanınkine benzi­yordu. Bess Sedgwich'le birbirlerine sokulmuş, heyecanlıheye­canlıbirş eyler konuşmaktaydılar.

Miss Marple, bir randevu mu bu, diye düşündü. DelikanlıBess Sedgvvich'ten on, on beşyaşküçük. Ama Lady Sedg-wich'in deç okç ekici ve hoşbir kadın olduğunu itiraf etmek gerek.

İMiss Marple gençadamıuzun uzun süzdükten sonra ondan pek hoşlanmadığına karar verdi. Kendi kendine, iyi bir insan değil, dedi. Ondan her kötülük umulur.

Yaşlıkadın yemeğini yerken bu rastlantının tuhaflığınıdüşün­düdurdu.

Merak ya da Miss Marple'in kendi deyimiyle 'başkalarının işleriyle yakından ilgilenmek,' yaşlıkadının en belirginö zelliklerin­den biriydi. Yemeği bittikten sonra eldivenleriniö zellikle masada

 

bırakarak, yerinden kalktıve kasaya gitti. Tabii o arada LadyŞ edgvvich'in oturduğu masanın yanından geçmeyi de unutmadı. Yemek parasınıdaö dedikten sonra 'birdenbire' eldivenlerini masasında unutmuş(!) olduğunu farkediverdi. Onlarıalmak için döndü. O arada 'ne yazık ki,'ç antasınıda düşürdü.Ç anta açıla­rak içindekiler etrafa saçıldı. Bir garson kadın bunlarıtoplamasıiçin onun yardımına koştu. Tabii bu yüzden Miss Marple titrek bir ihtiyar rolüyaptı. Paralarını, anahtarlarınıtitreyen ellerinden tek­rar tekrar düşürdü.

Bütün bu uğraşlarına karşılık fazla birş eyöğ renemedi.İş in garibi ilgisiniç ekmek istediği o iki kişi durmadan eşyalarınıdüşü­ren buş aşkın ve ihtiyar kadına bakmadılar bile.

Miss Marple otobüs beklerken, duyduğu birkaçcümleyi ezberledi.

«Hava haberleri nasıl?»

«Gayet iyi. Sis olmayacak.»

«Lozan'a gitmeye hazır mı?»

«Evet. Uçak 9.40'da kalkıyor.»

İlk seferinde bütün duyabildiği bundan ibaretti. Dönüşünde daha fazlaş eyler işitmişti.

Bess Sedgvvichş iddetle,« Dün neden oçı lgınlığıyaptın?»diye sormuştu.« Bertram Oteline niçin geldin? Senin otelinö nün­den bile geçmemen gerekir.»

«Merak etme, canım. Senin otelde kalıp kalmadığınısor­dum. Nasıl olsa herkes ne kadar samimi olduğumuzu biliyor.»

«Konu o değil... Benim Bertram'a gitmemin zararıyok. Ama sen bunu yapmazsın. Orada hemen dikkatiç ekersin. Sen budala­nın birisin zaten. Neden... neden? Oraya gelmenin sebebi nedir?

 

Buş ekilde hareket etmenin bir tek nedeni var. Ben seni iyi tanı­rım.»

«Sinirlenme, Bess.»

«O kadar da yalancısın ki.».  Miss Marple sadece bu kadarınıduyabilmişti.

Çok ilginç, diye düşündü.Ç ok ilginç.

 

 

 

BEŞ

19 Kasım gecesi Piskopos Pennyfather, Athenaeum Kulü­bünde erkenden yemek yedi. Sonra Lozan'a kalkan uçağa gitme zamanıgeldiğini düşünerek masasından kalktı.

Tam holden geçerken, eski arkadaşıDr. VVhittaker'la karşı­laştı. Adam neşeyle,« Merhaba, Pennyfather,»diyerek gülümse­di.« Lozan toplantısınasıl geçti dostum. Herhaldeİ sviçre'den yeni döndün.»

Piskopos Pennyfather başınısalladı.« Hayır, hayır. Daha git­medim ki döneyim.İ sviçre'ye bu akşam uçuyorum.»

«Ya?.. Anlıyorum.»VVhittaker'ın yüzünde hayret dolu bir ifa­de belirmişti.« Nedense ben toplantının bugün olduğunu sanıyor­dum.»

«Hayır, hayır. Ayın on dokuzunda.»

Piskopos Pennyfather dışarıçıktı. Arkasına bile bakmadıtabii.

Piskopos Pennyfather neşeyle ilerleyerek PalI Mall'dan taksi­ye bindi ve Kensington'daki havaalanına gitti.

Danışmaya yaklaşarak kadın memura biletini, pasaportunu

 

ve yolculuk için gerekli diğerş eyleri gösterdi. Kadın biletle pasa­portu tam damgalamakü zereyken, birdenbire durakladı.

«Özür dilerim, efendim. Bu galiba yanlışbilet.Ü zerinde 18 KasımÇ arşamba yazılı.»

«Bir yanlışlık yok ki. Yani...ş unu demek istiyorum. Bugünç arşamba. Ve kasımın da 18'i.»

«Affedersiniz, efendim. Ama bugün ayın on dokuzu.»

«On dokuzu mu?»Piskopos fena haldeü züldü.« O halde... ah... o halde Lozan'daki toplantıbugün yapıldı. Veç oktan sona erdi. Ah, ah... Yine herş eyi altüst ettim. Yine herş eyi altüst ettim.»

Piskopos Pennyfather elinde küçük bavulu,ü züntüyle Crom-well Yolunaçı ktı. Ne yapacağınıdüşünüyor, sorunuçö zümleme­yeç alışıyordu.Ş imdi gidip bir otel bulmalı... Hayır, hayır, buna gerek yok. Otelim var... Bertram'daki odayıdört gün için tutmuş­tum. Neyse kiş ansım varmış... Gidip danışmadan anahtarıiste­dim mi tamam... Birdenbire aklına birş ey geldi. Cebinde ağır birş ey mi vardı?

Elini cebine sokarak, kocaman, ağır bir anahtarçı kardı. Bunu tanımıştı. Sevinçle, on dokuz numaralıodamın anahtarı, dedi. Tamam.

Gelgelelimhemen geri dönmek hoşuna gitmiyordu.Ş imdi Lozan'da oturup ilgiç ekiciş eylerden söz edecektim. Olacakş ey mi bu?

Gözübir sinemanın kapısındaki afişe ilişti.Erika'nın Duvarla­rı.İş te buç ok iyi... Herhalde filmin konusunuİ ncil'den aldılar. Bakalım aslına ne kadar sadık kalmışlar.

Piskopos Pennyfather filmdenç ok hoşlandı. Ama bununİ ncil'deki hikâyeyle hiçbir ilgisi yoktu o da başka.

 

Erika'nın Duvarlarıfilmdeki gençkadının evlilik yeminlerinin bir simgesiydi. Anlaşılan bu duvarlar birkaçkere yıkıldıktan sonra güzel yıldız, uzun süreden beri gizlice sevdiği sert, gençle karşıla­şıyordu. Mutluç ift bu kez duvarlarıyıkılmayacak, zamanın aşın­dırmasına daha iyi karşıkoyacak birş ekilde yapmaya karar veri­yorlardı. Aslında yaşlıbir din adamının beğeneceği türden bir film değildi. Ama Piskopos Pennyfather filmdenç ok hoşlandı. Hayat hakkındaki bilgi ve tecrübesinin arttığına inanıyordu.

Geceç ok güzeldi. Piskopos Pennyfather oteline doğru yürü­dü. Tabiiö nce yanlışlıkla kendisini ters yöne götüren bir otobüse bindiyse de yanlışınıçabuk farketti.

Yaşlıadam Bertram Oteline geldiği zaman gece yarısıolmuştu. Otelde sanki herkes yatmak için odasınaç ekilmişgibi bir hava vardı. Asansör enü st katta olduğu için Piskopos Penny­father merdivenlerdençı ktı. Odanınö nüne gelince, cebinden anahtarınıçıkardı. Bunu kilide sokarak, kapıyıaçtı.

«Allah Allah! Hayal mi görüyorum? Ama kim?.. Neden...»Yaşlıadam havaya kalkmışolan koluç ok geçfarketti... Sonra kafasının içinde yıldızlar, havai fişek gibi patladı.

İrlanda postasısabaha karşıdaha da koyulaşan karanlığıyararak hızla ilerliyordu.

Arada sırada dizel lokomotif cadılarıbileü rkütecek bir sesçı karıyordu. Tren tam zamanında istasyonlara erişmişti. Saatte yüz kırk kilometreden fazla bir hızla gidiyordu.

Sonra birdenbire frenç ekildi... Tekerlekler raylarınü zerinde inlediler. Tren ağırlaştı... Ağırlaştı... Tren duraklarken pencereden

 

başınıçıkaran güvenlik memuru ilerideki kırmızıışıklarıgördü. O arada yolculardan bazılarıda uyanmışlardı.

Olanlardan endişelenen yaşlıkadın kompartımanın kapısınıaçarak dışarıkoridora baktı.İ leride vagonun kapılarından biri ara­lanmıştı.İ htiyar bir rahip trene biniyordu. Adamın bembeyaz gür saçlarıvardı: Kadın, herhalde ne olduğunu anlamak için trenden inmişti, diye düşündü.

Sonra koridorun ucundan biri,« Bir işaretinö nünde durduk,»dedi.

İhtiyar kadın kompartımanınaç ekilerek, tekrar uyumayaç alıştı.

Daha ilerde bir işaret kulübesindençı kmışolan bir adam elindeki feneri sallayarak koşuyordu. Ateşçi lokomotiften indi. Trenden atlamışolan güvenlik memuru da onun yanına gitti. O sırada lambalıadam da yaklaşmıştı. Soluk soluğaydı. Hem soluk almaya, hem de konuşmayaç alışıyordu.

«İleride büyük bir kaza oldu. Marşandiz raydançı ktı...»

Makinist lokomotifin penceresinden baktı. Sonra da diğerleri­ne katılmak için yere atladı.

Trenin sonunda ise başkaş eyler oluyordu. Yola tırmanan dört adam son vagonda, kendileri için açık bırakılmışolan kapı­dan içeri giriyorlardı.

Onlarıayrıayrıvagonlarda yolculuk yapan altıyolcu karşıla­dı. Adamlar, bu işin ustasıolduklarınıgösteren bir hızla posta vagonunu ellerine geçirdiler.

Sırtında, biletçlninklnden hiçayırt edilmeyenü niforma olan bir adam, duran trenin koridorlarında ilerleyerek sorularıcevap­landırdı.

 

«İleride hat kapanmış!»

«Ancak on dakika bekleriz. Daha fazla değil. O kadarö nemli birş ey yok.»

Adamın dostça tavrı, yolcuların endişelerini gideriyordu.

O arada makinist, ateşçi ve güvenlik memurunu iyice bağla­yıp, ağızlarınıtıkamışlardı.Ş imdi adamlar sessiz sedasız lokomo­tifin yanında yatıyorlardı.

Lambalıadam seslendi.« Bu tarafta herş ey tamam.»

Posta kompartımanındaki kasa hırsızlarıharekete geçmişler­di bile. Biraz sonra pencereden postaç antalarıyolun kenarında bekleyen adamlara atılıyordu.

Yolcular ise kompartımanlarında birbirlerineş ikâyet ediyor,« Artık trenler eskisi gibi değil,»diye başlarınısallıyorlardı.

Sonra içleriniç ekerek, yerlerine yerleşirken karanlıkların ara­sından bir egzoz gürültüsüduyuldu.                                     ,

Bir kadın,« A!»diye bağırdı.« Bu jet mi ne?»

Başka biri mırıldandı.« Hayır... Yarışarabasısanırım...»Gürültüuzaklaşarak kayboldu...

On iki kilometre ilerdeki Bedhompton Yolunda kamyonlar konvoy olmuşkuzeye doğru gidiyorlardı. Büyük, beyaz bir yarışarabasıyıldırım hızıyla yanlarından geçti.

On dakika sonra otomobil anayoldan sapıyordu.

B. Yokuşunun köşesindeki garajın kapısında« Kapalı»yazılıy­dı. Ama büyük kapılar beyaz araba içeri girdikten sonra tekrar kapandı.Üç adam, adeta delice bir hızlaç alıştılar. Arabanın pla­kalarıçıkarılarak, yerlerine yenileri takıldı.Ş oförç abucak ceketiy-

 

le kasketini değiştirdi.Ö nce beyaz süet ceket giymişti.Ş imdiyse siyah deriydi.

Arabayla tekrar dışarıçıktı. O ayrıldıktanüç dakika sonra bir rahibin kullandığıeski bir Morris Oxford, zangırdayarak caddeyeçı ktı. Köy yollarına sapa sapa ilerledi.

Daha sonra Morris Oxford'un birç itinö nünde durduğunu, yaşlıca bir adamın da bununü zerine eğilmişolduğunu gören bir kamyonetş oförühemen yavaşladı.

Şoför pencereden hemen başınıuzatarak,« Arıza mıvar?»diye sordu.« Yardım edebilir miyim?»

«Teşekkür ederim,ç ok naziksiniz. Farlarıma birş ey oldu.»

İkiş oför birbirlerine sokularak etrafıdinlediler.« Tamam... Etrafta kimse yok.»

iki tane Amerikan tipi, pahalıve lüks bavul Morris Oxford' dan alınarak kamyonete kondu.

Bir iki kilometre ileride, kaba bir toprak yola saptı. Aslında buradan zengin bir malikânenin arkasınaçı kılıyordu. Eskiden ahir olduğu anlaşılan genişgarajda büyük beyaz bir Mercedes araba duruyordu. Kamyonetinş oförübir anahtarla Mercedes'in bagajınıaçarak bavullarıoraya koydu. Kapağıda kapadıktan sonra tekrar kamyonete atlayarak uzaklaştı.

 

 

 

ALTI

Ertesi sabah Elvira Blake mavi göğe bakarak, güzel bir sabah, diye düşündü. Londra'nın güzel sabahlarından biri. Son­ra bir telefon kulübesine girerek, Onslovv Meydanındaki evin numarasınıçevirdi. Bridget'le konuşmak istiyordu.

«Alo?..»

«Ah, Elvira, sen misin?»Bridget'in sesi heyecanlıveü züntü­lüydü.« Mahvolduk...İş ler karıştı. Yengen Bayan Melford dün akşamüstüanneme telefon etmez mi?»

«Ne benim için mi?»

Bridget,« Evet,»diye inledi.«Öğ le vakti ona telefon ettiğim zaman rolümüçok iyi yaptım. Fakat yengen senin dişlerin için endişelenmiş. 'Ya ateşi varsa, ya birş ey olursa?' demişdurmuş. Sonunda dayanamayıp dişçiye telefon etmiş. Tabii o zaman senin oraya hiçgitmediğin ortayaçı kmış. Melford Mildred Yen­gen bununü zerine hemen annemi aramış. Telefona ben cevap verseydim işleri düzeltirdim belki. Ama ne yazık ki, annem telefo­nun hemen yanındaydı. Atılıp almacıda elinden alamazdım. Annem yengene burada olmadığınısöyledi. O zaman ne yapaca­ğımışaşırdım.»

 

«E, peki, ne yaptın?»

Bridget,« Sanki hiçbirş eyden haberim yokmuşgibi davran­dım,»dedi.« Sadece senin Wimbledon'da bazıtanıdıklara gitmek istediğini... daha doğrusuö yle sandığımısöyledim. Aklıma Wimb-ledon'dan başka bir yer gelmedi.»

Elvira içiniç ekti.« Ne yapalım... Neyse bir yalan uydururum.Ö rneğin... eski mürebbiyelerimden birinin VVimbledon da oturdu­ğunu söylerim. Yengem böyle etrafıtelaşa verince bütün işler karışmış...»

Bridget,«İ rlanda'ya gidebildin mi?»diye sordu.« Herş ey... yolunda mı?İ stediklerin oldu mu?»

Elvira homurdandı.«İ stediğimiöğ rendim. Birş eyin doğru olmadığınıumuyordum. Ne yazık ki, doğruymuş.Ş imdi... bu konuda... ne yapacağımıbilmiyorum.»

Bridget bağırdı.« Tehlikede misin, Elvira?»

«Sen de melodrama bayılırsın, Bridget... Sadece benim dik­katli davranmam gerek.İş te o kadar.Ç ok dikkatli davranmam.»

«Öyleyse hayatın tehlikede.»

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Elvira,« Galiba,»diye mırıldan­dı.« Benim hayalimç ok geniş...»

Elvira telefonu kapadıktan sonra santraldan başka birş ehir­den bir numarayıistedi. Karşıdan cevap gelir gelmez de ince, tit­rek bir sesle konuşmaya başladı.

«Alo? Mildred Yenge?.. Evet, evet benim... Ah,ç ok...ç okü zgünüm... Maddy'ciği görmeye gittim... Bizim yaşlımatmazeli hatırlıyorsunuz değil mi?.. Evet, bir mektup yazdım ama postaya vermeye unuttum... Mektup hâlâcebimde...Ş ey, evet. Fakat Maddyç ok hasta... Bakacak kimsesi de yok. Nasıl olduğunu

 

anlamak için oraya kadar gittim. Evet, Bridget'lere gidecektim. Ama Maddy sorunuçı kınca işdeğişti... Aldığınız haberi anlaya­madım... Herhalde başka bir hastayıbenimle karıştırdı... Geldi­ğim zaman herş eyi anlatırım. Evet, bu akşamüzeri... Ama ger­çektenç okü zgünüm, Mildred Yenge.Ş imdilik izninizle... Hoşça-kalın.»Elvira telefonu kapadıktan sonra,ö fke ve sıkıntıyla içiniç ekti.İ nsan herkese bu kadar yalan söylemek zorunda kalmasay-dıne iyi olurdu...

Telefon kulübesindençı ktı. Aynıanda gözügazetecinin elin­de tuttuğu gazeteye ilişti.İ ri puntolarla atılan başlık dikkatç eki­yordu.

 

BÜYÜK TREN SOYGUNU

HAYDUTLARİRLANDA POSTASINI

SOYDU

 

Egerton, Forbes ve VVilborough Hukuki DanışmaŞ irketinin bürosu Blomshury'de, henüz bir değişikliğe uğramamışolan o büyük ve gösterişli eski binalardan birindeydi. Bu hukuk bürosu neredeyse yüz yılö nce kurulmuştu.İ ngiltere'nin toprak sahibi asillerininç oğu buraya bağlıçalışan avukatların müvekkilleriydi ler. *::

Büronun kurucularından Egerton'un torunu olan Egerton elli iki yaşlarında bir adamdı. 0 da büyükbabasının, amcasının ve babasının eskiden yaptığıgibi birkaçailenin hukuk danışmanlığı­nıyapıyordu.

Avukat o sabah büyük ve zarif maun masasının başında otu­ruyor ve birazö nce içeri giren, uçuk sarısaçlı, zayıf bir kızıilgiy­le süzüyordu.

 

«Vay vay vay...Ç ok hoşbir sürpriz bu. Seni son gördüğüm zaman on bir yaşındaydın. Hım... Senİ talya'daydın değil mi? Son zamanlarda bütün kızların gittiği yerlerden birinde okuyor­dun.»

Elvira,« Evet,»diye cevap verdi.« Kontes Martinelli'nin oku-lundaydim. Oradan ayrıldım artık. Geleceğim hakkında bir karar verinceye kadar Kent'de Malford'ların yanında oturacağım.»Bir an duraksadıktan sonra da ekledi.« Yapmak istediğim herş eyiö nce sizin onaylamanız gerekmiyor mu?»

Egerton'un zekâdolu gözlerinde tuhaf bir ifade belirdi.« Ba­banın vasiyeti dolayısıyla ben de senin veli ve vasilerinden biri­yim. Onun için istediğin zaman gelip benimle konuşabilirsin. Seniü zen birş ey mi var?»                                                   g

«Hayır. Pek yok. Ama... doğrusunu isterseniz bana kimse birş ey söylemiyor. Kendim hakkında hiçbirş ey bilmiyorum... Yani...ö rneğin ne kadar param var...İ stersem bununla ne yapa­bilirim. Yakında yirmiye basacağım.»

«Doğru mu? O kadar oldu demek? Bunun farkında bile deği­lim. Pekâlâ... Kendin hakkında neler biliyorsun bakalım, Elvira? Ya ailen hakkında?»

«Babamın ben beşyaşındaykenö ldüğünü... Annemin ben iki yaşındayken babamıbırakıp kaçtığını... Annemi hatırlamıyo­rum bile. Babamıdaşö yle hayal meyal hatırlar gibiyim. Zatenç ok yaşlıydı. Ondanç ok korkardım,ö ldükten sonraö nce babası­nın teyzesine gittim. Teyze deö lünce Oerek Luscombe amca ve kız kardeşiyle oturmaya başladım. Sonra Oerek amcanın kardeşi evlenip Afrika'ya yerleşti. Ben deİ talya'ya gittim. Derek Amcaş imdi de beni Melford'ların yanına yerleştirdi. Onlar Derek Amca-

 

nın akrabasıoluyor. Mildred Yengeç ok iyi bir kadın. Benden küçük iki kızıvar.»

«Oradan memnun musun?..»

«Bunu henüz bilmiyorum.Çü nküoraya tam anlamıyla yerleş­mişdeğilim...»Elvira bir an durdu.« Ben asıl ne kadar param olduğunuöğ renmek istiyorum. Param...ç ok mu?»

Egerton iyice ciddileşmişti artık.

«E\/et,»diye cevap verdi.« Babanç ok zengin bir adamdı. Sen de onun tekç ocuğusun.Ö ldüğüzaman asalet unvanıve malikânesi bir kuzenine geçti. Ama baban kendi servetinin hepsi­ni sana bıraktı, Elvira. Senç ok zengin bir kızsın. Daha doğrusu yirmi birine bastığın zaman zengin olacaksın.»

rfElvira kaşlarınıkaldırdı.« Yaniş imdi zengin değil miyim?»

Egerton,«Ş imdi de zenginsin,»dedi.« Ama paranı, yirmi bir yaşına basıp r-eşit oluncaya veya evleninceye kadar istediğin gibi kullanamazsın. Yirmi birine girince yaklaşık olarak altıyüz, yedi yüz bin sterlinlik bir servetin olacak.»

Derin bir sessizlik oldu. Sonra Elvira birdenbire sordu.« Benö lürsem bu para kime kalır?»

«Şimdiki durumda en yakın akrabana kalır.»-

«Ya evlendikten sonraö lürsem? O zaman bu parayıkocam mıalır?»

«Evet.»

«Evlenmezsem, en yakın akrabam annem olduğuna göre parayıo alır... Ben annemi tanımıyorum bile...Ş ey o beni hiçgör­mek istemedi mi?»

Avukat,« Sanırım görmek istedi,»diye mırıldandı.« Ama ken­disi... bazıhareketleriyle... hayatınıaltüst ettiği için senin kendin-

 

den uzakta büyütülmenin daha iyi olacağınıdüşündü. Bunu senin iyiliğin için yaptıherhalde.»

Elvira ayağa kalktı.« Bütün bunlarıbana anlattığınız içinç ok teşekkür ederim.Ç ok naziksiniz.»Elini uzatarak,ş irinş irin ekle­di.«Ö nemli bir işinizi engellemediğimi umarım. Sizi rahatsız etme­dim ya?»

Oçı ktıktan sonra Egerton uzun süre kızın arkasından kapıya baktı. Sonra da telefona uzanarak Albay Luscombe'i aradı.

«Alo? Derek? Ben Richard Egerton. Birazö nce Elvira bura­daydı.»

«Elvira mı?»Derek Luscombe'in sesinden duyduklarındanç okş aşırdığıanlaşılıyordu.« Sana neden gelmiş? Başıdertte filan değil ya?»

«Hayır, hayır. Pek sanmıyorum. Aksine kızın... nasıl anlata­yım bilmem... hayatındanç ok memnunmuşhatta kendiyle gurur-lanıyormuşgibi bir hava vardı. Ekonomik durumunu iyiceöğ ren­mek istedi.»

Albay Luscombe telaşla,« Bunu ona söylemediğini umarım,»diye bağırdı.

«Neden? Gerçeği saklamaya ne gerek var!»

«Ne bileyim, bana bir kızın ilerde böyle bir servete konacağı­nıbilmesi pek iyi olmazmışgibi geliyor.»

«Bunu ona biz söylemezsek nasıl olsa başkasısöyler. Elvi-ra'nın herş eye hazır olmasıgerek. Para, sorumluluk demektir.»

«Evet ama kız hâlâçocuk denecek yaşta.»

«Doğrusu ben aynıgörüşte değilim... Sevgilisi kim? Elvira' nın bir sevgilisi var değil mi?»

Albay Luscombe soğuk soğuk,« Ne münasebet,»dedi.

 

«Yani biz onu gayet terbiyeli birş ekilde büyüttük. En ciddi ve sıkıokullara yolladık.İ talya'da da yine dikkatle seçilen bir yer­de kaldı. Eğer böyle birş ey olsaydıbunu hemen duyardım.»

«Bak dostum, ben araştırdım. Kızın bir sevgilisi var.Ü stelik bu bizim uygun bulmadığımız birisi.»

«Neden böyle söylüyorsun, Richard? Neden? Gençkızlar hakkında ne biliyorsun ki?»

Egerton alaylıbir tavırla güldü.« Bir hayliş ey biliyorum, dos­tum. Geçen yılkiüç müvekkilimi unutmadım. Bunlardan ikisi mah­kemece vesayet altına alındılar.Üçü ncüsüise annesiyle babasınızorlayarak onların onayınıaldıve sonu felaketle sonuçlanacak bir evlilik yaptı. Artık kızlar eskisi gibi değil.Ş artlar o kadar değiş­ti ki. Onlarıdoğru dürüst yetiştirmek gittikçe güçleşiyor. Sen Elvi-ra'ya göz kulak ol, Derek. Kız hakkında biraz araştırma yap. Bakalım amacınedir? Elvira'nın sorduklarıhiçhoşuma gitmedi doğrusu. Kızö ldüğüzaman parasının kime kalacağınıöğrenme­yi neden istiyordu?»

«Çok garip. Elvira bana da aynısoruyu sordu, Richard.»

«Öyle mi? Derek, sana söylüyorum, bir araştırma yap. Ben­ce Elvira'nın hiçhoşumuza gitmeyecek bir sevgilisi var... Bak sonradan söylemedin, deme.»

 

 

 

YEDİ

Piskopos Pennyfatherö nce kararlaştırıldığıgibi Londra'dan gelen 6.30 trenindençı kmayınca kâhyasıBayan Mc Crae biraz sinirlendi. Ama kadının kaygılandığısöylenemezdi. Böyleş eylere alışmıştıartık. Piskopostan bir haberçı kmasınıbeklemekten baş­ka yapılacak birş ey yoktu. Bir gün sonra Piskopos Pennyfat­her'in eski arkadaşıBaşdiyakos Simmons ziyarete gelecekti. Pis­kopos böyle görüşmeleri her zaman hatırlardı. Onun için ya ken­di gelirdi ya da bir telgraf.

Ama ertesi gün de yaşlıadamdan sesçı kmayınca Bayan Mc Crae tasalanmaya başladı.

Sonunda sessiz bir gün daha geçince kâhya kadın harekete geçmeye karar verdi.İ lk olarak Londra'ya Bertram Oteline tele­fon ederek, Miss Gorringe'le konuşmak istedi.

«Miss Gorringe, Piskopos Pennyfather hâlâotelde mi?»

Miss Gorringe,« Telefon etmeniz iyi oldu,»diye cevap verdi.« Piskoposun cuma veya cumartesi günüLozan'dan döneceğini sanıyorduk. Ama hiçbir haberçı kmadı. Tabii odasıdüne kadar tutuluydu. Gelgeldim dün de dönmedi.Ü stelik bir haber de gön-

 

dermedi. Eşyalarınınö nemli bir bölümühâlâodasında. Bavullarıne yapacağımıza bir türlükarar veremedik. Tabii...»Miss Gorrin-ge sözlerine endişeyle devam etti.« Piskoposun bazen... unutkan­lığının tuttuğunu biliyoruz.»

«Bazen mi? Bazen mi?»

Miss Gorringe,« Bizde zor durumdayız,»dedi.« Odasınıondan sonra gelecek başka bir müşteriye ayırmıştık. Ne yapaca­ğımızıbilmiyoruz...»

Bayan Mc Crae almacıyerine koyduktan sonra bir süre tele­fonun yanında oturdu.Ç ok endişelendiği belliydi. Piskoposun başına birş ey gelmesinden korkmuyordu. Yaşlıadam bir kaza geçirseydi kendisine mutlaka haber verirlerdi. Bundan emindi. Bayan Mc Crae kendi kendine, neyse, diye mırıldandı. Bu gece Başdiyakos Simmons geliyor. O ne yapılmasıgerektiğini bilir. Artık herş ey ona bağlı.

Bayan Mc Crae o akşam Başdiyakos Simmons'u endişeyle karşıladı.Ö zür dileyerek durumu anlattı. Adam soğukkanlılığınıkaybetmedi. O da piskoposun başına birş ey geldiğini düşünmü­yordu.

Her zamanki nazikliğiyle,«Ü zülmeyin, Bayan Mc Crae,»dedi.« Bizim dalgın Pennyfather'i ne yapar eder buluruz... Siz hiçendişelenmeyin.»

- Başdiyakos, Bayan Crae'nin hazırladığınefis yemeklerden sonra telefonun başına geçti. Masrafa aldırmıyor, sağısolu ara­yıp duruyordu.

Simmons tekrar Bertram Oteline telefon ederek olanların ayrıntılarınıelinden geldiği kadaröğ renmeyeç alıştı.

Piskopos Pennyfather 19 Kasım günüakşamüzeri otelden

 

ayrılmıştı. Bu kesinlikle biliniyordu. Yaşlıadam küçük bir bavul almış, diğer eşyalarınıodasında bırakmıştı. Piskopos Pennyfat-her otelden doğrudan doğruya havaalanına gitmişti. KapıcıMic-hael Gorman piskoposu bir taksiye bindirmişve onun isteğiü ze­rineş oföre kendisini Athenaeum Kulübüne götürmesini söylemiş­ti. Bertram Otelindekilerden yalnız kapıcıen son onu görmüştü. A, evet... Ufak bir ayrıntıvardı. Piskopos Pennyfather odasının anahtarınıresepsiyona bırakmayıunutmuş, yanına almıştı.

Başdiyakos telefonu kapadıktan sonra bu kez de Dr. VVeiss-garten'i aradı. VVeissgarten tanınmışbir din bilginiydi. Kuşkusuz onu da Lozan'daki toplantıya davet etmişlerdi.

Dr. VVeissgartenö fkeyle,« Pennyfather mi?»diye homurdan­dı.« Onun da toplantıya katılmasıgerekiyordu. Neden gelmedi bil­mem. Oysa kendisine sorduğum zaman bana mutlaka geleceği­ni söylemişti.Ü stelik bir haftaö nce olmuştu bu konuşma.»

«Yani... Pennyfather, Lozan'daki toplantıya gelmedi mi?»

«Deminden beri onu söylüyorum ya! Pennyfather'in toplantı­ya mutlaka katılmasıgerekiyordu!»

Başdiyakos Simmons kaygıyla almacıyerine bıraktı. Pisko­pos Pennyfather, Lozan'daki toplantıya katılmamıştı. Peki nereye gitmişti bu adam?

Simmons bir an düşündükten sonra bu sefer de havaalanınıaradı. Piskopos Pennyfather'in 18 Kasımda gece 9.40'da Lond­ra'dan kalkan Lozan uçağında yer ayırttığınısöylediler. Ama Pis­kopos uçağa binmemişti...

Başdiyakos biraz geride kaygıyla bekleyen ~ Bayan Mc Crae'ya döndü.« Eh... Yavaşyavaşbirş eyleröğ renmeye başliyo-ruz... Hım...Ş imdi... Pennyfather oteldençı kınca bir taksiye bine-

 

rek Athenaeurn Kulübüne gitmiş... En iyisiş imdi kulübüaramalı.»

Kulüpten Simmons'a kesin bilgi verdiler. Athenaeum'da iyi tanınan Piskopos Pennyfather, 19 Kasım akşamı7.3Ö'da orada yemek yemişti...

İşte o zaman başdiyakos o ana kadar gözünden kaçan birş eyin farkına vardı. Uçak bileti ayın 18'i için alınmıştı. Halbuki Pis­kopos Bertram Otelinden 19 Kasımda ayrılmıştı. Durum yavaşyavaşanlaşılıyordu. Başdiyakos Simmons kendi kendine, ihtiyar budala, diye mırıldandı. Bizimki tarihleri güzelce karıştırmış. Bun­dan eminim.

Şimdi adam derin derin düşünüyordu. Pennyfather otelden Athenaeum Kulübüne gitmiş. Orada yemek yiyipçı kmış. Herhal­de oradan da Kensington Havaalanına gitti. Sanırım orada kendi­sine biletinü zerinde bir günö ncesinin tarihi bulunduğunu söyle­diler. O zaman Pennyfather de katılmak istediği toplantınınç ok­tan sona ermişolduğunu anladı.

Başdiyakos Simmons, Bayan Mc Crae'ye dönerek bunlarıona da anlattı.

Bayan Mc Crae başınısalladı.« Herhaldeö yle oldu, efen­dim.»

Simmons,« Peki, Pennyfather ondan sonra ne yaptı?»diye sordu.

Bayan Mc Crae kendinden emin cevap verdi.« Oteline dön­dütabii. Eşyalarınıalmasıiçin Bertram'a dönmesi gerekirdi.»

Başdiyakos,« Doğru,»dedi.« Pekâlâ... Pennyfather küçük bavuluyla terminaldençı ktıve oteline geri döndü. Veya hiçolmazsa oteline gitmeye karar vererek yolaçı ktı. Ama... bizimki hiçbir zaman otele erişemedi.»Bir an durdu. Sonra da endişeyle

 

devam etti.« Yoksa... erişti mi? Onu otelde kimse görmemiş. O halde yolda Pennyfather'in başına ne geldi.»

«Eğer bir kaza geldiyse.»

«Evet, Bayan Mc Crae bu daö nemli tabii...Ü zerinde kimliği­ni tesbite yarayacak bir sürükâğıt olduğunu söylemiştiniz.»Durakladı. Sonra da endişeyle,« Galiba,»dedi.« Polise haber ver­mek zorunda kalacağız. En iyisi bu.»

Miss Marple, Londra'nın tadınıçıkarmakta hiçgüçlükç ekmi­yordu. Evi için bazışeyler almaya gitmediği zaman gençlik günle­rinden hatırladığıyerlere ve dükkânlara gidiyordu. Bunun asıl nedeni meraktı. Yaşlıkadın kendi kendine, orasıhâlâduruyor mu acaba, diye soruyordu. Bu gezintilerinç oğu eski anıların can­lanmasına, Miss Marple'ın tatlıdakikalar geçirmesine neden olu­yordu. Tabii yaşlıkadının hatırladığıbazıevler yıllara karşıkoya­mamışlardı.Ö rneğin, Thomas Amcanın konağıapartman haline sokulmuş, kuzeni Lady Muridevv'inki ise tamamıyla yıkılmıştı.

Miss Marpleı lık ve güneşli bir günde otobüse binerek Batter-sea Köprüsüne gitti. Yaşlıkadın hem bir zamanlar mürebbiyesi-nin oturduğu evi görerekç ocukluk günlerine dönmeyi, hem de Battersea Parkında dolaşmayıistiyordu.

Miss Marple mürebbiyesinin küçücük evinin yerini pırıl pırıl beton bir apartmanın almışolduğunu görünce içiniç ekerek Bat­tersea Parkına girdi. Yürümektenç ok hoşlanırdı. Ne yazık ki, son zamanlarda fazla yürüyemiyor,ç abucak yoruluyordu. Bu yüzden gölün kenarına birç ayhane yapılmışolduğunu görünceç ok sevindi.

Çayhane kalabalık değildi.İç erde arabalıbirkaçanne ve bir

 

ikiç ift vardı. Seviştikleri daha ilk bakışta belli olan genççiftler. Miss Marple bir tepsi alarak buna bir fincanç ayla, iki pasta koy­du. Tamç ay zamanıydı. Yaşlıkadınç ayınıiçip, pastalarıyedik­ten sonra iyice dinlendiğini hissetti. Neşeyle etrafına bakındı, son­ra da sandalyesinde dikleşti.

A... Tuhaf...Ç ok tuhaf bir rastlantıbu...Ö nce o lokantada karşılaştık.Ş imdi de burada. Ama... hayır. Bu uçuk sarısaçlıkız Bess Sedgvvich değil. Kız ondanç ok genç... A;ş imdi anladım. Lady Sedgwich'in kızıbu. Lady Selina'nın dostu Albay Luscom-be'le Bertram Oteline gelen gençkız. Ama yanındaki geçen gün lokantada Lady Sedgvvich'le yemek yerken gördüğüm delikanlı. Bundan hiçkuşkum yok. Aynıyakışıklıyüz... Aynıatmacanınkine benzeyen sert profil... Aynıhaşinlik ve vırtıcılık... Ve güçlü, erkek­siç ekicilik. Miss Marple hâlâdüşünüyordu. Kötübir genço. Hain... Ahlaksız... Bu durum hiçhoşuma gitmedi.Ö nce kızın annesiyle beraberdi,ş imdi de kızıyla... Ne anlama geliyor bu?

Herhalde iyi bir anlama gelmiyordu. Miss Marple bu iki buluşmanın da gizli olduğundan emindi.Ş imdi de iki gencin masada birbirlerine doğru eğilişlerini seyrediyordu. Neredeyse saçlarıbirbirine değecekti.Ö yle de heyecanlıkonuşuyorlardıki.

Miss Marple, gençkızın yüzü, dedi. Evet, kızâşı k. Ancak gençlerde görülebilecek birş ekilde, delicesine,ü mitsizceâşı k. Peki ama vasisi nasıl bir adam? Kızın Londra'da başıboşdolaş­masına ve bu pek hoşkarşılanmayan delikanlıyla gizlice buluş­masına nasıl göz yumuyor... Herhalde herkes kızın başka bir yer­de olduğunu sanıyor. Onun bir sürüyalan uydurduğu bir gerçek.

Miss Marple dışarıçıkarken iki gencin oturduğu masanınö nünden geçti.Şü pheç ekmemeyeç alışarak adımlarınıağırlaştır-

 

di. Gelgelelim gençlerç ok yavaşsesle konuşuyorlardı. Bu yüz­den onların ne söylediklerini anlayamadı. Delikanlıkonuşuyor, kız dinliyordu. Yüzünde de yarımemnun, yarıkorku dolu bir ifa­de vardı.

Miss Marple kendi kendine, acaba birlikte kaçmayımıdüşü­nüyorlar, diye sordu. Kızın henüz reşit olmadığıbelli.

Yaşlıkadınç ayhanenin yanındaki küçük araba parkına gitti. Buraya otomobiller bırakılmıştı. Miss Marple birkaçadım ilerledik­ten sonra bunlardan birinin yanında durdu. Arabalardan fazla anlamazdıama yeğenlerinden birinin yarışa meraklıolduğundan bu tip otomobiller hakkında bazışeyleröğ renmişti.Ş imdi yanın­da durduğu da bir yarışarabasıydı. Miss Marple bunu bir gün evvel Bertram Otelinin yakınında gördüğünühatırlıyordu. Otomo­bili yalnız uzunluğu, tuhaf biçimi ve kuvvetli görünüşünden dola­yıdeğil, numarasıyüzünden de hatırlıyordu.Çü nküüzerinde FAN 2266 yazılıplaka, ihtiyar kadınınç ağrışımla bazışeyleri hatır­lamasına neden olmuştu. FAN 2266, Miss Marple'ın aklına kuze­ni Fanny Godfrey'i getirmişti. ZavallıFanny kekemeydi.« B-b-b-b-benim, ik-ik-iki gözüm.»

Miss Marple arabanın numarasına baktı. FAN 2266. Evet, aynıotomobildi bu. Yaşlıkadın Battersea Köprüsünün diğer tara­fına geçip, ilk gördüğütaksiyiç evirirken derin derin düşünüyor­du.Ç ok endişeliydi.

Birş eyler yapmalıyım. Durumu düzeltmeliyim. Durakladı. Hangi durumu? Hem ne yapabilirim? Herş ey o kadar belirsiz ki...

Gazete satıcılarıhaykıracak son olaylarıhaber veriyorlardı. Miss Marple dalgın dalgın onlarıdinledi.

 

«Tren soygununda yeni gelişme!»

Miss Marple, aman, diye düşündü. Artık her gün ya bir ban­ka soyuluyor, ya bir tren ya da zırhlıbir kamyon... Bu adamlar da işi iyice azıttılar artık.

 

 

 

SEKİZ

Oldukça iriyarıolan BaşmüfettişFred Davy, kendi kendine birş arkımırıldanarak, Scotland Yard'da CinayetŞ ubesinin kori­dorunda dolaşıyordu. Onun bu huyunu herkesç ok iyi bilirdi. Bu yüzden diğerleri pek aldırmıyor sadece arada sırada aralarında,« Baba yine avaçı kmış,»diye fısıldaşıyoriardı.

Fred Davy'nin dolaşmasıgençMüfettişCampbell'in odasın­da sona erdi. Campbell kâğıt dolu bir masanın başına geçmişharıl harılç alışıyordu.

Fred Davy'i görünce, saygılıbir tavırla,« Günaydın, efen­dim,»dedi. Tabii başmüfettişyokken ondan 'Baba' diye söz ederdi. Ama bunu henüz Fred Davy'nin yüzüne söyleyecek kadar yükselmemişti.« Size ne gibi bir yardımda bulunabilirim.»

Başmüfettişbir sandalyeç ekerek oturdu.« Bir ortadan kay­bolma olayıvar değil mi? Bu bir otelde mi olmuşne? Neydi ora­nın adı? Bertram Oteli miydi?

Campbell,« Evet efendim,»diye cevap verdi.« Bertram Oteli. Yöneticileri veç alışanlarıoldukça kibar, sakin, eski tip bir yer ora­sı.»

 

Baba kaşlarınıkaldırdı.«Ö yle mi?..İş te buç ok ilginç.»

MüfettişCampbell, neden ilginçacaba, diye düşündü. Ama bunu açıkça soramadı.Çü nküİrlanda postasısoyulduğundan beri amirlerinin sinirleri iyice gerilmişti. Soyguncuların bu başarısı­nıhatırladıkçaö fkeleniyordu.

Baba sordu.« Kaybolan kim? Nasıl olmuşbu? Sebebi nedir?»

Campbell,« Kaybolan Piskopos Pennyfather adında biri efen­dim,»diyerek yaşlıadamıtarif etti.Öğ rendiklerini anlattı. Sonra da,« Onun sağsalimçı kageleceğinden eminim,»diye ekledi.« Ta­bii biz soruşturma yapıyoruz. Bu olay... siziç ok mu ilgilendiri­yor?»Gençadam merakınıgöstermemek için elinden geleni yapı­yordu.

Baba başınısalladı.« Hayır. Bu olay beni hiçilgilendirmiyor. Benim asıl dikkatimiç eken olayın tarihi. Bir de Bertram Oteli tabii. Eğer oraya gidiyorsan ben de gelebilir miyim? Buna bir iti­razın var mı? Merak etme, işine karışacak değilim. Ben sadece otelin nasıl bir yer olduğunu görmek istiyorum. Başdiyakos mu, piskopos mu neyse onun kaybolmasıiyi olmuş. Bizim için mükemmel bir fırsat bu. Biz oradayken bana, 'efendim' diye de hitap etme. Anladın mı? Sağa sola emirler ver. Ben de seni des­teklerim.»

MüfettişCampbell bu kez dayanamayarak,ç ok meraklandı­ğınısöyledi.« Oradaö nemli birş ey mi var, efendim? Yani başka bir olayla bağlantısıolan birş ey?»

Baba,« Henüz ortada bunu gösterecek bir delil yok,»diye cevap verdi.« Ama bizim mesleği bilirsin.İ nsan bazen... nasıl anlatayım bilmem ki?..İç güdüsüyle bazışeyleri seziyor. Neden-

 

se Bertram Oteli bana inanılmayacak kadar iyi ve sakin bir yer­mişgibi gelmiyor.»

Miss Gorringe iki polisi danışmanın arkasındaki ufak, olduk­ça biçimsiz odalardan birinde kabul etti.

MüfettişCampbell,« Tekrar zamanınızıaldığım içinö zür dile­rim, Miss Gorringe,»dedi gülümseyerek.« Sonuçta bize yardımaç alıştınız. Komiser VVedell'in sorduğu bütün sorulara cevap verdi­niz. Ben komiserin raporunu okudum ama siz yine de Piskopos Pennyfather'in kaybolmasıolayıhakkında bildiklerinizi bana da anlatırsanızç ok memnun olurum.»

Miss Gorringe,« Ben,»dedi.« Piskopos Pennyfather'in kay­bolduğuna olanak vermiyorum. Bana kalırsa o bir yerde belki eski bir dostuyla karşılaştıve onunla bir toplantıya, bir konferan­sa veya böyle birş eye gitti. Piskopos Pennyfather o kadar dal­gın bir adam ki.» >

«Bavullarıhâlâburada mı?»

«Evet, hâlâburada, Bay Campbell. Biz piskoposu Lozan'da sanıyorduk. O gece dönmeyince eşyalarıvaliz odasına koydur­duk.»

«Kendisini hiçgören yok mu?»

«Hayır. Piskoposu 19 Kasım gecesi saat altıbuçuktan sonra gören olmamış. Onu kapıcıo saatte taksiye bindirmiş.»

Baba o kalın ve sevecen sesiyle,« Piskoposun elinde sade­ce bir bavul vardıdeğil mi?»diye sordu.« Lacivert, ufak birç an­ta? O akşam gitti ve bir daha da gözükmedi. Anlıyorum.»

Miss Gorringe kalkıp tekrar işinin başına dönmek istiyormuş

 

gibi bir hareket yaptı.« Görüyorsunuz ya? Size yardım etmem mümkün değil.Çü nkübirş ey bilmiyorum.»

Baba,« Sizin bize yardım etmeniz mümkün değil,»dedi.« Ama belki bize yardım edebilecek biriçı kabilir...Ö rneğin oteldeç alışanlardan biri.»

«Kimsenin birş ey bildiğini sanmıyorum. Eğer birş ey görse­lerdi, hemen gelip bana habere/erirlerdi.»

Baba neşeyle elini salladı.« Belli olmaz. Böyleş eyler hiçbelli olmaz. Sonra müşterileri unutmayın.İç lerinde piskoposu tanıyan var mı?»

Miss Gorringe kaşlarınıçatarak düşündü.«Ş imdi burada yaş­lıbir kadın kalıyor. Kendisi taşradan geldi. Gençkızlığında da bir ara burada kalmış. Bana bunu uzun uzun anlattı. AdıMiss Marp-le, sanırım o Piskopos Pennyfather'i tanıyor.»

«İyi...İş e ondan başlayabiliriz. Sonra piskoposun masasına bakan garson var. Yoksa oraya başgarson mu bakıyordu?»

Miss Gorringe,« Tabii Henry'i unutmamak gerek,»diye mırıl­dandı.

Baba merakla sordu.« Henry de kim?»

Miss Gorringe bir an hayretle başmüfettişe baktı. Dünyada Henry'i tanımayan biri olabileceğini aklıalmıyordu sanki.

«Henry yıllardan beri burada,»dedi.« O geleli kaçyıl oldu, bunu ben bile bilmiyorum. Kendisi otele bu ağırbaşlıhavayıverenlerden biridir.»

, Birdenbire kapıaçılarak eşikte bütün haşmetiyle Bay Humfri-es belirdi.İ ki adamıgörünce hafifçe geriledi. Sonra da soru sorarcasına Miss Gorringe baktı.

Kadın telaşla,« Bu iki beyefendi Scotland Yard'dan geldiler,»diye atıldı.

 

Bay Humfries başınısalladı.« Ya... Evet, evet... Anlıyorum... Herhalde Piskopos Pennyfather konusu için geldiniz.Ç ok garip bir olay. Zavallıadamcağıza birş ey olmadığınıumarım.»Bay Humfries hayranlıkla ekledi.« Eski tip piskoposlardandır o.»

Miss Gorringe de gururla,« Bizim sürekli müşterilerimiz var­dır,»diyerek gülümsedi.« Onlar her yıl gelirler. Otelde bir sürüAmerikalıda kalıyor. Bostonlular. Washington'lular. Sessiz ve kibar insanlar.»

Baba sabırsızlıkla kımıldandı.« Söz ettiğiniz yaşlıhanımla görüşebilir miyiz? Adt Marple'dıdeğil mi? Miss Marple... Sonra Henry'yle de konuşmak isteriz.»

Bay Humfries,« Tabii, tabii,»diye mırıldandı.« Miss Marple, onu salondaş imdi gördüm.Şö mineninö nüne oturmuşyünö rü­yor. Kabarık beyaz saçlı, ihtiyar bir kadın. Eğer sizi onunla tanış­tırmamıarzu ederseniz...»

«Hayır, hayır. Biz bunu hallederiz.»Baba, MüfettişCamp-bell'e döndü.« Bu konuyla ben ilgileneyim mi efendim? Sizinç okö nemli bir randevunuz olduğunu biliyorum.»

Campbell hemen durumu anlayarak, rol yapmaya başladı.« Evet, evet. Miss Marple'dan fazla birş eyöğ reneceğini sanmıyo­rum ama bir kezş ansınıdene.»

Bay Humfries onlarıbaşıyla selamlayarak kendi odasına gir­di.« Miss Gorringe, lütfen bir dakika gelir misiniz?»

Miss Gorringe adamın peşinden koştu. Kapıyıarkasından sıkıca kapadı.

Bay Humfries sinirli sinirli odada bir aşağıbir yukarıdolaşı-

 

yordu. Sert bir sesle,«Ş imdi ne istiyorlar?»diye sordu.« Komiser VVedell gereken bütün sorularısordu.»

Miss Gorringe kuşkuyla ona baktı.« Belki de formalite icabıgeldiler. Bir, iki kişiyle konuşup gidecekler.»

«Sen hemen Henry'nin kulağınıbük. En ufak bir hata bile pahalıya malolur.»

Miss Gorringe hayretle adama baktı.« Ama... MüfettişCamp­bell...»

Humfries,« Benim MüfettişCampbell'e aldırdığım yok,»diye homurdandı.« Beni düşündüren onun yanındaki... O adam kim biliyor musun?»

«Kim?»

«BaşmüfettişFred Davy. Tilkilere kurnazlıköğ retecek bir adamdır. Burada ne işi var onun?İş te bunuöğ renmek isterdim.Ş irin ama aptal bir adam tavrıtakınmış, bir sürüsoru soruyor. Doğrusu bu durum hiçhoşuma gitmedi. Hiçgitmedi...»

Baba salonda usulca Miss Marple'ın yanındaki koltuğa otur­du.

«Affedersiniz, siz Miss Jane Marple' siniz değil mi?»

Miss Marpleö rgüsünden başınıkaldırarak gözlerini Başmü­fettişDavy'e dikti.« Evet... Ben Jane Marple'im.»

«Sizinle böyle konuştuğum için beni affedeceğinizi umarım. Aslında Scotland Yard'danım ben.»

«Öyle mi? Buradaö nemli bir olayçı kmamışolduğunu uma­rım»

Davy hemen o meşhur, 'babaca' tavırlarınıtakınarak, Miss

 

Marple'ın endişelerini gidermeyeç alıştı.« Merak etmeyin, Miss Marple.Ö yleö nemli bir sorun yok. Sadece dalgın bir rahiple ilgi­leniyoruz. Sanırım sizin dostunuzmuş. Piskopos Pennyfather'i kastediyorum.»

«A, onu mu? Piskopos Pennyfather geçenlerde buradaydı. Evet, kendisini yıllardan beri tanırım ama onunla fazla bir dostlu­ğum yoktur. Dediğiniz gibi Piskopos Pennyfather bu kez ne yap­tı?»

«Onun için 'kendi kendini kaybetti' diyebiliriz. Piskopos orta­da yok.»

Miss Marple,« Sahi mi?»diye bağırdı.« Bana Lozan'daki top­lantıya katılacağından söz etmişti... Yani zavallıadamcağız Lozan'a gitmemişmi?»

Baba içiniç ekti.« Gitmemişya.»

Miss Marple,« Ya,»dedi.« Herhalde tarihleri karıştırdı. Bana toplantının ayın on dokuzunda olduğunu söylediğini hatırlıyo­rum. Fakat belki ayın onunun yirmisi olduğunu sanmıştır. Ya da yirmisinin onu olduğunu... O sırada ben de böyle birş ey olduğu­na inanmıştım.»

Baba'nın yüzünde hayret dolu bir ifade belirmişti.

«Miss Marple, Piskopos Pennyfather'İn Lozan'a gitmediğini biliyormuşsunuz gibi bir tavırla konuşuyorsunuz.»

Miss Marple başınısalladı.« Onun ayın on dokuzunda, yani perşembe günüLozan'da olmadığınıbiliyorum. Piskopos o günüotelde geçirdi.İş te bu yüzden bana perşembe dedi ama herhalde cuma gününükastediyordu, diye düşündüm. Piskopos perşembe akşamıburadan ayrıldı. Bunu iyi biliyorum. Elinde küçük birç anta vardı. O zaman onun havaalanına gittiğine inan-

 

dım. Geriye döndüğünügörünce bu yüzdenç okş aşırdım.»

«Affedersiniz, 'geriye döndüğünügörünce,' demekle neyi kastettiniz?»

«Yani Piskopos Pennyfather tekrar otele dönmüştü.»Baba sakin ve dostça bir tavırla,«Ş u konuyu iyice anlaya­lım,»diyerek gülümsedi.« Siz o akşam o ihtiyar budalanın yani Piskopos Pennyfather'in elinde küçük bavuluyla otelden ayrıldığı­nıgördünüz... Daha sonra geri döndüğünüiddia ediyorsunuz. Ne zaman oldu bu? Adam ne zaman geri döndü?»

«Şey... Doğrusu bunu bilmiyorum. Piskoposun geri dönüşü­nügörmedim.»

Baba,« Ya,»dedi.« Ben onu gördüğünüzüsanıyordum.»Miss Marple,« Onu daha sonra gördüm,»diye cevap verdi.« Gece saatüç e .geliyordu. Beni birş ey uyandırdı. Londraö yle tuhaf gürültülerle dolu ki. Başucumdaki küçük saatime baktım.Üçü on geçiyordu. Bilmiyorum neden, birdenbire endişelendim. Hatta korktum. Bu yüzden kapımıaralayarak dışarıbaktım. Pisko­pos Pennyfather odasındançı kmıştı. Onun odasıbenimkinin yanındaydı. Sırtında paltosu, merdivenlerden iniyordu.»

«Piskopos Pennyfather geceüç te sırtında paltosu odasın­dançı ktıve merdivenlerden indi,ö yle mi?»

Miss Marple,« Evet,»dedi. Sonra da ekledi.« O zamanç ok tuhaf diye düşündüm.»

Baba uzun uzun yaşlıkadınısüzdü.« Miss Marple neden bunu dahaö nce başkalarına anlatmadınız?»

Miss Marple kısaca cevap verdi.« Kimse bana sormadıki.»Baba derin bir nefes aldı.« Doğru. Size böyle birş ey sormak kimsenin aklına gelmezdi. Sorun bu kadar basit işte.»Susarak'

 

düşünmeye başladı. Sonra tekrar Miss Marple'a döndü.« Aradan bir haftadan fazla bir zaman geçti. Piskopos Pennyfather'a yolda felçgelmedi. Adam yere yığılmadı. Bir kaza geçirdiği için hasta­neye de yatırmadılar. O halde... nerede bu adam? Banaö yle geli­yor ki...»Baba'nın kendi kendine konuşuyormuşgibi bir hali var­dı.« Bu adamın ortadan kaybolmasıgerekiyordu. Bu yüzden de kayıplara karıştı... Otelden gizlice gece yarısından sonra ayrıl­mak.»Birdenbire sert bir sesle sordu.« Bundan eminsiniz değil mi? Yani piskoposu rüyanızda görmediniz?»

Miss Marple kendinden emin cevap verdi.« Tamamıyla emi­nim.»

Baba içiniç ekerek ağır ağır ayağa kalktı.«Ş imdi gidip o oda­ya bakan hizmetçiyle biraz konuşayım.»

Baba, Rose Sheldon'u işbaşında buldu. Buş irin ve tertemiz kıza hayranlıkla baktı.

«Seni rahatsız ettiğim içinü zgünüm... Komiseri görüp, onun sorularınıcevaplandırdığınıbiliyorum. Ama ben de seninleş u ortadan kaybolan Piskopos Pennyfather hakkında konuşmak isti­yorum.»Baba cebinden defteriniçı kararak, sanki bazınotlara bakıyormuşgibi yaptı.« Piskoposu en son ne zaman görmüştü­nüz?»

«Perşembe sabahı, efendim. Yani ayın on dokuzunda. Bana o gece odasında yatmayacağınısöyledi. 'Belki yarın gece de gelemem,' dedi. Ben saat altıda tekrar işbaşıyaptığım zaman oçı kıp gitmişti. Daha doğrusu odasında değildi.İ ki bavulunu içeri­de bırakmıştı.

 

Baba,« Evet,»diye mırıldandı.« Tamam.»Komiserin bavulla­rın içine baktığınıama işe yarayacak bir ipucu bulamadığınıbili­yordu.« Piskopos Pennyfather gittiği için,»diye devam etti.« Her­halde ertesi günüonun odasına hiçgirmedin?»

«Hiçolur mu, efendim?»Rose hayretle ona bakıyordu.« Oda­yısildim ve toz aldım. Her gün bütün odalar süpürülür, efen­dim.»

«Peki, yatakta biri yatmışmıydı?»

Kız hayretle kaşlarınıkaldırdı.« Yatakta mı? Hayır, efendim.»

«Peki yatak karışık mıydı?Ö rtüler filan açılmışmıydı?»

Rose,« Hayır,»der gibi başınısalladı.

«Ya Banyo?»

«Banyodaı slak bir el havlusu vardı, efendim. Sanırım pisko­pos da bunu bir günö nce kullanmıştı.»

«Odada Piskopos Pennyfather'in gece geçvakit...Ö rneğinüç e doğru geldiğini, otele döndüğünügösterecek birş ey yok muydu?»

Roseş aşkınş aşkın ona bakakaldı. Baba birş eyler söylemek için ağzınıaçtı. Sonra tekrar kapadı. Kız ya Piskopos Pennyfat-her'in geri döndüğünübilmiyordu ya da usta bir aktristi.

Birdenbire Baba'nın aklına birş ey geldi.

«Peki ya adamın küçük bavulu ne oldu?»

«Affedersiniz, efendim. Ne demek istediğinizi anlayama­dım.»

«Piskoposunç antasınıkastediyorum.Şö yle ufak, lacivert bir bavulmuş. Herhalde gördün?»

«A, onu mu? Tabii gördüm, efendim. Sanırım piskopos yol­culuğaçı karken oç antayıalıp götürdü.»

 

«Ama Piskopos Pennyfather yolculuğaçı kmadı.İ sviçre'ye hiçgitmedi. Onun için lacivertç antayıda geride bırakmışolmalı. Veya gece otele tekrar döndüve küçük bavulu da diğerlerinin yanına bıraktı.»

«Evet... evet... sanırım... pek emin değilim... ama herhaldeö yle yaptı...»

Baba birdenbireö fkeyle, sana bu konuda talimat verilmedi değil mi, diye düşündü.Ş u ana kadar gayet sakindin. Kendinden emin bir sesle cevap veriyordun. Ama bu sorumş aşırmana, bocalamana neden oldu. Ne cevap vereceğini bilemedin. Baba­nın kafasında fikirler hızla birbirini kovalıyordu. Piskopos Penny­father elinde bavuluyla havaalanına gitmiş. Kendisini oradan geriç evirmişler. Bertram Oteline geri döndüyse, o zamanç antasıda yanındaydı. Ama Mlss Marple piskoposun odasındançı karak, aşağıya inişini anlatırken bundan hiçsöz etmedi.Ö yleyse adam küçükç antayı, odasında diğer bavulların yanında bırakmıştı. Ama bu, diğer bavullarla birlikte bavul odasına konmamış? Neden? Piskoposunİ sviçre'ye gittiğinin sanılmasıiçin mi?

Anlamsız yüzünden bu düşünceleri kesinlikle anlaşılmayan Baba soğuk bir tavırla Rose Sheldon'a teşekkür ederek aşağıya indi.

Salonu geçerek, iki tarafa da açılan kapılardan dışarıçıktı. Kaldırıma bir sürüAmerikan tipi bavul veç anta konmuştu. Bun­lar bir taksiye yerleştiriliyordu. Anlaşıldığına göre Bertram'da bir süre kalan AmerikalıBay ve Bayan Elmer Cabot, Paris'e Vendo-me Oteline gidiyorlardı.               '

Bavulların yanında duran Bayan Cabot kocasına otel hakkın­daki düşüncelerini anlatmaktaydı.

 

«Pendelbury'ler burayıövmekleç ok haklıymışlar, Elmer. Bu otel eskiİ ngiltere sanki. Gelecek yıl yine buraya gelip, kalmak isti­yorum.»

Kocasıalaylıbir tavırla güldü.« Bir milyon dolarımız olursa bunu yapabilirsin...»

BaşmüfettişDavy, Cabot'ların arabaya binerek uzaklaşmala­rınıseyretti.

O sırada kapıcıMichael Gorman yanına sokulmuştu.« Taksi ister misiniz?»

«Hayır, teşe"kkür ederim.»Baba ağır ağır Square Sokağın­dan ilerlemeye başladı, Derin derin düşünürken bir araba Ber-tram Otelininö nünde durdu. BaşmüfettişDavy ciddi bir tavırla başınıçevirerek, arabanın plakasına baktı. FAN 2266. Bu numara ona birş eyler hatırlatıyordu ama neyi? Ne kadar düşündüyse de aklına birş ey gelmedi.

Baba ağır ağır geri döndü. Tam kapınınö nüne geldiği sırada bir iki dakikaö nce içeriye girmişolan arabanın sahibi dışarıçıktı. Otomobille sahibi birbirlerineç ok yakışıyorlardıdoğrusu. Araba yarışiçin yapılmıştı. Zarif görünüşlü, uzun burunlu, bembeyaz birş eydi. Delikanlıda da aynızarif görünüşvardı. Sert hatlıyüzübir hayli yakışıklı, ince vücudu da atletikti.

Kapıcıarabanın kapısınısaygıyla açtı. Delikanlıotomobile atladı. Kapıcıya bahşişverdikten sonra müthişbir motor homurtu-suyla oradan ayrıldı.

Michael Gorman, Baba'ya döndü.« Onun kim olduğunu bili­yor musunuz? Ladislaus Malinovvski.İ ki yılö nce Grand Prix'i kazandı. Dünyaş ampiyonuydu. Ama geçen yıl kötübir kaza geçirdi. Artık tamamıyla iyileştiğini söylüyorlar.»

 

«Yoksa o da mıBertram'da kalıyor. Bu otel ona göre bir yer değil.»

Michael Gorman güldü.« DelikanlıBertram Otelinde kalmı­yor. Ama bir arkadaşı...»Kapıcıusulca göz kırptı.« Burada kalı­yor.»

Çizgili birö nlük takmışolan bir garson elinde lüks Amerikan bavullarıyla dışarıçıktı.

Baba kaldırımda durmuş, dalgın dalgın yerdekişı k bavula bakıyordu. Sonra birdenbire dönerek tekrar otele girdi.

Danışmaya giderek Miss Gorringe'e,« Otel defterine bakabi­lir miyim?»diye sordu.

Miss Gorringe otelden ayrılmakta olan Amerikalılarla meşgul­dü. Defteri kontuarınü zerinden usulca BaşmüfettişDavy'e doğru itti. Baba sayfalarıçevirmeye başladı.

Lady Seline Hazy-Little Cottage,

Merryfield Hants. Sir John Woodstock - Beanmont,

Cresent No. 5, Cheltenham. Lady Sedgwich-Hurstun House,

Northumberland. Bay ve Bayan Elver Cabot - Greenwich.

Connecticut, Amerika. Kontes Beauville - Les Sapius,

St. Germain an Laye, Fransa. Miss Jane Marple - St. Mary Mead,

Buch Benham. Albay Luscombe-Little Gren,

Suffolk.

 

Bayan Carpenter

Miss Elvira Blake

Piskopos Pennyfather-Chedminester,

Bay ve Bayan Rysville-Valley,

Forge, Pensylvania, Amerika. Barnstable Dükü- DooneŞatosu,

N. Devon.

Bu defter Bertram Otelinde kalanların nasıl kimseler olduğu­nu açıkça gösteriyordu.

Baba, bir formül olmalı, diye düşünüyordu. Bir plan.

Defteri kapatırken gözübir ada ilişti. Sir VVilliam Ludgrove.

Hakim Ludgrove'u birkaçayö nce bir banka soygunu sıra­sında oç evrede görmüşlerdi. Sonradan tanıkların yanıldığıanla­şılmıştı. Hakim Ludgrove... ve Piskopos Pennyfather...İ kisi de Bertram Otelinin devamlımüşterilerindendiler.

 

 

 

DOKUZ

Scotland Yard'ın Müdür YardımcısıSir Ronald Graves karşı­sında oturan iriyarıBaşmüfettişe baktı. Baba hafifçe gülümsüyor-du.

Sir Ronald,« Ladislaus Malinovvski, ha?»diye mırıldandı.« Olabilir... E, elinde delil var mı?»

«Hayır, yok. Tam buİş i yapabilecek bir tip.ö yle değil mi?»

«Evet. Gözünübudaktan sakınmayan,ç elik gibi sinirleri olan bir genç. Kadınlar yüzünden kötübirşö hreti var. Gelir kaynağıbilinmiyor. Hem burada, hem de dışarıda su gibi para harcıyor. Sık sık Avrupa'ya gidip geliyor. Onun bu gerçekten iyi organize edilmişsoygunlarıplanladığınımısanıyorsun?»

«Hayır, hayır. Malinovvski ustalıkla plan yapacak biri değil. Benceö nün daç eteyle bir ilgisi var... Bir kere bir Mercedes -Otto yarışarabasıkullanıyor.İ rlanda postasının soyulduğu sabah o arabaya benzer bir otomobil Bedhampton yakınlarında görülmüş. Tabii plaka numarasıdeğişikmişama biz böyleş eyle­re alışığız... Etrafta bu tip Mercedes - Otto araba fazla yok. Bir Lady Sedgvvich de var, bir de Lord Merrivale'de.»

 

«Çeteyi Malinovvski mi yönetiyor dersin?»

«Hayır. Bence elebaşıMalinovvski'denç ok daha akıllıbiri. Ama onun da bu soygunlarda parmağıvar. Dosyalarıkarıştırdım.Ö rneğin Midland - West London Bankasısoygununu ele alalım. Nedense bir rastlantısonucuüç kamyon yandaki sokağıtıkamış­tı. O işe karışan bir Mercedes - Otto araba da bu yüzden soygun yerinden uzaklaştı.»

«Otomobil sonradan yakalandı.»

«Evet. Sonradanş oförün soygunla bir ilgisi olmadığına ina­nıldıve adam serbest bırakıldı.Çü nküşahitler plaka numarasıkonusunda anlaşamamışlar plakanın FAM 3366 olduğunu iddia ediyorlardı. Malinovvski'nin beyaz otomobilinin numarasıise FAN 2266... Hep aynışey.»

«Sen bütün bu olaylarıBertram Oteline bağlamaktaı srar edi­yorsun demek?»

«Evet, efendim. Belki bu garip bir rastlantı. Belki de değil. Fakat Metropoliten Bankasısoygununu hatırlıyor musunuz? Halk­tan bize yardım etmelerini, soyguna katılan arabaların tariflerinin bildirilmesini istemiştik. Bir adliye memuru banka civarında CMG 256 numaralısiyah bir Morris Oxford gördüğünüve... arabayıHakim Ludgrave'ıh kullandığın"! haber vermişti. Tabiiş oför aslın­da Sir VVilliam Ludgrave değildi.Çü nkühakim o saatlerde mahke­mede, bir davaya bakıyordu. Gelgelelim hakim Ludgrave'ın da siyah Morris Oxford arabasıvardıve bunun numarasıda CMG 265'di. Yani plakalardaki iki rakamın yeri değişikti.»

Sir Ronald mırıldandı.« Affedersin, ne demek istediğini henüz anlayamadım...»

BaşmüfettişDavy,« Henüz anlaşılacak birş ey yok...»diye

 

cevap verdi,«ö yle değil mi? Ama soygun yerinde siyah bir Mor­ris Oxford'un görülmesi, plaka numarasındaki iki rakamın yerleri­nin değişik olmasıgarip bir rastlantı. Yaş oföre ne demeli? Adam, Hakim Ludgrave'a o kadar benziyormuşki, onu tanıyan adliye memuru bile aklanmış.»

«Affedersin, Davy. Ama hâlâne demek istediğini anlayama­dım.»

«Şunu da söylersem belki o zaman ne demek istediğimi anlarsınız. O soygun sırasında Hakim Ludgrave da Bertram Ote­linde kalıyormuş. Sizeş unu da hatırlatayım. Brighton'daki o meş­hur mücevher hırsızlığısırasında tanıklar olay yerinde yaşlıbir Amerikalıgördüklerine yemin etmişler. Adamın isminiş imdi unut­tum. Tabii sonradan Amerikalının o sırada Londra'da olduğu kanıtlanmış. Kendisi o gece bir davetteymişsanırım. Ve... Lond­ra'da Bertram Otollnde kalıyormuş.»

Sir Ronaldİ lgiyle dinliyordu.« Anlıyorum... Kesin olmamakla beraber... haklısın. Garip bir rastlantıbu.Ş imdi ne yapacaksın?»

«önce Bertram1in asıl sahibinin kim olduğunuöğ renmeyeç alışacağım. Bizimç ocuklar bazıbilgiler topladılar.»Davy elini cebine vurdu.« Hepsi burada. Kayıtlı, resmi birş irket. Sermaye, idare meclisiü yeleri falan filan. Ama ben gerçeğiöğ renmek isti­yorum. Otelin asıl sahibi kim?İ zin verirseniz, efendim,ö nemli biri­ni görmekİ stiyorum.»Duraksadıktan sonra bir isim söyledi.

Müdür yardımcısının yüzünde endişeli bir ifade belirdi.« Bil­mem ki... Ona yaklaşmaya pek cesaret edemeyiz.»

Kısa bir sessizlik oldu.İ ki adam birbirlerine baktılar. Baba' nın yüzünde sakin, sabırlıve biraz da aptalca bir ifade belirmişti.

Sir Ronald onun bu haliniç ok iyi bilirdi. Müdür yardımcısı

 

boyun eğmekten başkaç are bulamadı.« Sen zaten inatçıherifin birisindir, Davy... Pekâlâ, istediğin gibi hareket et. Avrupa'nın en iyi maliyecilerini parmağında oynatan adamıgör. Onu sıkıştır.»

BaşmüfettişDavy,« O otelin sahibini bilir,»diye cevap verdi.« Bilmiyorsa bile, masasındaki zillerden birine basmasıyeter. Veya bir yere telefon etmesi.,.»

Sir Ronaldı srar etti.« Ama Bertram Oteli iyi idare edilen bir yer. Müşterileri kibar ve saygın insanlar.Ö yle değil mi?»

«Öyle...Ö yle...İç erde kumar oynanmıyor, esrarç ekilmiyor. Katiller ya da kirli ayaklı, uzun saçlıdelikanlılar içeri alınmıyor. Sadece ciddi yaşlıkadınlar, taşralıaileler, Boston gibi seçkin yer­lerde oturan Amerikalılar, Bertram'da kalabiliyor. Buna rağmen bir kilisenin piskoposu gece saatinüçü nde usulca odasındançı karken görülmüş...»

Sir Ronald, Baba'nın sözünükesti.« Yoksa Piskopos Penny-father'den mi söz ediyorsun?»

«Evet, efendim. Onun kaybolduğu bildirildi. Bu sorunla Campbell ilgileniyor.»

«Öylemi...ş imdi de ben sana garip bir rastlantıdan söz ede­yim. Birazö nce, Bedhampton civarında soyulanİ rlanda postasıy-la ilgili olarak Piskopos Pennyfather'in adınıda söylediler. Tren, o sahte işaret yüzünden durduğunda, yolculardan bazılarıuya­nıp koridora bakmışlar. Chedminster'de oturan ve Piskopos Pennyfather'i tanıyan bir kadın onun kapıdan vagona bindiğini görmüş. Adamın ne olduğunu anlamak için dışarıçıktığınıve tek­rar trene döndüğünüsanmış. Piskoposun kaybolduğu bildirildiği için bunu da araştıracaktık.»

«Hım... Tren sabaha karşı5.30 durdurulmuş... Piskopos

 

Pennyfather iseüçü biraz geçe Bertram Otelinden ayrılmış. Evet... Olabilir bu. Herhalde adamısüratli bir otomobille...Ö rne­ğin bir yarışarabasıyla götürdüler...»

Sir Ronald başınısalladı.« Demek döndük dolaştık ve yine Ladislaus Malinovvski'ye geldik.»

BaşmüfettişDavy yarım saat sonra eski eşyalarla döşeli, ses­siz bir büroya giriyordu.

Masanın başında oturmakta olan iriyarıbir adam ayağa kal­karak elini uzattı.« BaşmüfettişDavy? Hoşgeldiniz. Buyurun otu­run.»

BaşmüfettişDavy o kalın ve ahenkli sesiyle,« Değerli zamanı­nızıalacağım içinö zür dilerim,»dedi.

Bay Robinson gülümsedi. Oldukçaş işman biriydi.Ç okşı k giyinmişti. Yüzüsarı, gözleri siyah ve mahzun, ağzıbüyük, dudaklarıda kalındı, ingilizcesi mükemmeldi, ingilizceyi aksansız konuşuyordu ama aslındaİ ngiliz değildi. Baba da, kendindenö nce başkalarının yaptığıgibi, Bay Robinson nereli acaba, diye düşündü.

Sonra da,« Bertram Otelinin sahibinin kim olduğunuöğ ren­mek istiyorum,»dedi.

Bay Robinson'un yüzündeki anlam değişmedi. Ne bu ismi biliyormuşgibi davrandı, ne deş aşırmışgibi. Yalnızca,« Herhal­de asıl sahibini merak ediyorsunuz,»diye mırıldandı.« Kâğıtü stündeki ismi değil.»Gülümsemesi alay doluydu.

«Eğer bunu bilen biri varsa, o da sizsiniz.»

«Aslında bilmiyorum. Ama benim bilgi alma yöntemlerim

 

çok etkilidir.»Bay Robinson masasındaki bir telefona uzandı.« Sonra bana Carlos'u bul.»Bir iki dakika bekledi. Ardından tek­rar konuşmaya başladı.« Carlos?»Garip bir dil kullanıyordu. Baba onun hangi dilden konuştuğunu bir türlüanlayamadı.

Bay Robinson almacıyerine bırakarak, BaşmüfettişDavy'e döndü. Nazik bir tavırla,« Fazla bekleyeceğimizi sanmıyorum,»dedi.« Bu konu ilgimiç ekti. Ben de zaman zaman Bertram Oteli hakkında bazışeyler düşündüm. Yani... ekonomik bakımdan ote­lin nasıl olup da kâr bıraktığınımerak ediyorum. Her neyse... Bu benimü stüme vazife değildi... Sonra...»Genişomuzlarınısilkti.« Londra'da personeli işinin ehli olan rahat bir otelin bulunmasıhoşuma gidiyordu. Yine de sık sık düşünüyorum.»

Masadaki telefonlardan biriç aldı. Bay Robinson tekrar telefo­na uzandı.« Alo? Eliniç abuk tuttun. Buna memnun oldum. Ah... Amsterdam... Evet... Teşekkür ederim...İ smin harflerini teker teker söyler misin?İ yi.»Dirseğinin altındaki not defterineç abu­cak birş eyler yazdı.

Sayfayıyırtarak, masanınü zerinden Baba'ya doğru uzatır­ken,« Bunun işinize yarayacağınıumarım,»dedi. BaşmüfettişDavy kâğıttaki ismi yüksek sesle okudu.« Antonio Capello.»

Robinson açıkladı.« Korsikalıdır. Dahaç ok Avrupa'da faali­yet gösterir. Yasalara karşıgelmez ama bir sürükirli işte parma­ğıvardır. Avrupa'daç alışır,İ ngiltere'ye pek ilişmez. Fakat bir kar­deşi var. Joseph Capello. Londra'da yaşıyor. Yiyecek işleri yapı­yor. Tabii başkaş eylere de burnunu soktuğu oluyor. Herhalde siz, Scotland Yard mensuplarıonun adınıduydunuz. Joseph Capelloç ok zengindir. Bir hayli malımülküvar ama bunlarıken­di adına almamış. Ama o ve ağabeysi Bertram Otelinin asıl sahip­leri.»

 

Baba, Bay Robinson'un yanından ayrılırken hayatından memnundu. Scotland Yard'dakiler Joseph Capello'yu tanıyorlar­dı. Londra'nın en nüfuzlu adamlarındandı. Birçok işe para yatırı-yordu. Gece kulüpleri, lokantalar, kumarhaneler, kulüpler... Oldukça seçkin yerler... Seçkin olmayan yerler... Adamın bütün bunların sahibi olduğu biliniyordu. Gelgelelim onunla bu yerler arasında resmi bir bağkurmak imkânsızdı. Bir anlaşmazlıkçı ktığızaman kesinlikle başka birinin başıbelaya giriyordu.Ç ok zekiy­di. Bertram Oteli de ona ve ağabeysine ait olduğuna göre...

BaşmüfettişDavy odasına döndüğüzaman masasında bir not buldu.

«Piskopos Pennyfather ortayaçıktı. Adam kendinde değil ama sağ. Kendisine Milton St. John'da arabaçarptığıve kaza­dan beyninin sarsıldığıanlaşılıyor.»

BaşmüfettişDavy hemen telefona uzandı. Kısa bir konuşma sonunda Piskopos Pennyfather'in Milten St. John'da yardımse­ver birç ift tarafından yol kenarında bulunduğunuöğ rendi. Yaşlıadam olanlarıhatırlamadığıiçin karıkoca bir arabanın onaç ar­pıp kaçtığına inanmışlardı.

BaşmüfettişDavy ertesi gün Pennyfather'i görmek için gerekli hazırlıklarıyaptı...

Baba, Scotland Yard'dan karanlık basarken ayrıldığında bir­denbire koyu bir sis bütün Londra'yısarmıştı. BaşmüfettişDavy yakasınıkaldırarak Piccadilly'den Square Sokağına saptı. Sanki gezintiyeçı kmışgibi ağır ağır yürüyordu. Birş eyin peşine düş­müşgibi görünmüyorsa da onu tanıyanlar durumunö yle olmadı­ğını... onun avınınü stüne atılmaya hazırlanan bir kedi gibi dolaştı­ğınıanlarlardı.

 

Siste Square Sokağıoldukça sessizdi. Piccadilly'den gelen trafik gürültüsüde iyice boğuklaşmıştı. Sis birçok otobüsün sefer­lerinin iptal edilmesine neden olmuştu. Sadece zaman zamanö zel arabalar kararlıbir iyimserlikle yollarına devam ediyorlardı.

Baba birçı kmaz sokağa girdi. Bunun sonuna kadar yürüdük­ten sonra tekrar döndü. Yine aynıkayıtsız tavırla bir sokağa sap­tı.İ lerledi. Bir köşeyi döndü. Aslında hiçbir amacıyokmuşgibi yürüyordu ama usul usul Bertram Otelininç evresinde bir daireç iziyordu. Babaçı kmaz sokağa park edilmişolan arabalarıince­ledi.Ö zellikle bir otomobil dikkatiniç ekti. Davy usulca,« Dernek^ tekrar buraya geldin, güzelim,»dedi. Numaraya bakarak başınısalladı.« Demek bu gece FAN 2266'sın.»Eğilip parmaklarınıpla­kaya sürdü. Yavaşça,«Ç ok ustaca bir iş,»diye fısıldadı.

Sonra doğrularak, yoluna devam etti. Ama Bertram Oteline elli metre kala tekrar durup, bir yarışarabasına daha hayranlıkla baktı.

«Sen deç ok güzelsin.. Plaka numaran geçen sefer gördüğü­mün eşi. Bana numaran hep aynıymışgibi geliyor. Tabii bunun anlamıdaş u...»Durakladısonra,« Yoksaö yle değil mi?»diye mırıldanarak başınıyukarıya kaldırdı. Belki de karanlık gökyüzü­ne bakıyordu. Kendi kendine, sis iyice arttı, dedi.

Bertram Otelininö nündeİ rlandalıkapıcıısınmak için kolları­nıbirö ne sallıyordu, bir arkaya.

BaşmüfettişDavy,«İ yi akşamlar,»dedi.

Michael Gorman,«İ yi akşamlar, efendim,»diye cevap verdi.« Ne kötühava değil mi?»

«Evet... Bence bu geceİş i olmayanlar sokağaçı kmayıpek istemeyecekler.»

 

Baba kapıcıya gülümseyerek otele girdi. Bu akşam salon o kadar kalabalık değildi. Adam, Miss Marple'ınşö mineninö nünde oturduğunu farketti. Yaşlıkadın da onun girdiğini görmüştü. Ama adamıtanımamazlıktan geldi. Baba resepsiyona doğru giderken Miss Gorringe her zamanki gibi defterlerinü zerine eğil­mişti.

Başmüfettişkadının kendisini görünce birazş aşırdığınıhis­setti. Yüzündekiş aşkınlık belirdiyse de kendisiniç abuk toparladıama Baba bunun farkına varmıştı.

«Beni tanıdınız mı, Miss Gorringe?»diye sordu.« Geçen gün MüfettişCampbell'le gelmiştim?»

Miss Gorringe başınısalladı,« Sizi hatırlamaz olur muyum BaşmüfettişDavy,öğ renmek istediğiniz başka birş ey daha mıvardı?»dedi.

«Defterinize tekrar bakmak istiyorum.İ zin verirseniz.»

«Tabii, buyurun.»Miss Gorringe defteri kontuardan ona doğ­ru itti.

Baba sayfalarıtek tek açarak göz atarken sanki bir tek ismi arıyormuşgibi bir hali vardı. Miss Gorringe'in deö yle sanmasınıistiyordu. Aslında durum böyle değildi. Baba'nın gençyaştaöğ rendiği ve bir sanat haline getirdiği bir yeteneği vardı. Hafızasıadeta bir fotoğraf gibiydi. Bir sayfaya bir kez bakmasıyeterliydi.İ simler ve adresler hemen kafasında yer ederdi. Adam bunlarıyir­mi dört hatta bazen kırk sekiz saat hatırlardı.

Baba başınısallayarak defteri kapattıve bunu Miss Gorrin­ge'e geri verdi.

Hafif bir sesle,« Herhalde Piskopos Pennyfather gelmedi,»dedi.

 

«Piskopos Pennyfather mi?»

«Onun tekrar ortayaçı ktığından haberiniz yok mu?»

«Yok. Hayır... Bunu bana kimse söylemedi. Adamcağız nere­de bulundu?»

«Londra dışında bir yerde. Piskopos Pennyfather bir araba kazasına uğramışsanırım. Bunu bize bildirmediler. Yardımsever birç ift onu bulmuşve sağlığıyla ilgilenmiş.»

«Ah... Buna o kadar sevindim ki. Doğrusu onun içinç ok endişeleniyordum.»

Baba,« Arkadaşlarıdaö yle,»diye mırıldandı.« Ben deş imdi deftere, piskoposun arkadaşlarından birinin burada kalıp kalmadı­ğınıanlamak için baktım. Başdiyakoz... Başdiyakoz... adınıhatır­layamıyorum. Ama görseydim tanırdım.»

Miss Gorringe ona yardımaç alıştı.« Başdiyakoz Tomlinson mu? Gelecek hafta Salzbuty'den gelecek.»

Davy,« Hayır,»dedi.« Tomlinson değil... Neyse...ü zerinde durmaya değmez...»

 

 

 

ON

O gece salonç ok sessizdi.

Bir kenarda ikiç ift oturuyordu. Uzun süredir evli olduklarıiçin birbirleriyle konuşmak gereğini duymuyorlardı. Bazen bir iki müşteri biraraya gelip sisten söz ediyor veya istedikleri yere nasıl gidebilecekleriniöğ renmek için sorular soruyorlardı.

BaşmüfettişDavy onların yanından geçerken hepsini teker teker süzdü. Acele etmeden, sanki hiçbir amacıyokmuşgibi bir tavırla ilerleyerek, istediği yere erişti.   «

«Demek hâlâburadasınız, Miss Marple,»dedi.« Bunaç ok memnun oldum.»

Miss Marple,« Yarın gidiyorum,»dedi gülümseyerek.« On beşgünlük tatilim sona eriyor.»

«Tatilinizi iyi geçirdiğinizi umarım.»

Miss Marple hemen cevap vermedi.« Bazıyönlerden... evet.»Durakladı.« Ama bazıyönlerden de... Ne dediğimi anlat­mak o kadar güçki...»

«Ateşe biraz fazla yaklaşmışsınız, Miss Marple. Burasıhayli sıcak.Ş u köşede oturmak istemez misiniz?»

 

Miss Marple gösterilen köşeye baktı, sonra da BaşmüfettişDavy'e,« Evet... Gerçekten iyi olur.»%

Baba uzanarak yaşlıkadının kalkmasına yardım etti. Miss Marple'mç antasıyla kitabınıtaşıdı. Beraberce sessiz köşedeki koltuklara yerleştiler.

Sonra da,« Bana söylemek istediğiniz birş ey mi var?»diye sordu.« Halinizden bu anlaşılıyor da...»

Miss Marple içiniç ekti.« Bunu açıkça belli ettiğimeü züldüm. Bilmiyorum bu konuda birş eyler söylemem doğru olur mu? Bana inanın, müfettişbey. Ben başkalarının işine burnumu sok­maktan hiçhoşlanmam. Böyleş eylere sinirlenirim. Bazıinsanlar iyi niyetle başkalarının işine karışırlar ama bu da yine kötüsonuçverir. Bazen insan birinin aptalca... hatta tehlikeli sayılabilecekş eyler yaptığınıgörür. Ama ona karışmaya hakkıvar mıdır? Ben­ce yoktur»

«Siz Piskopos Pennyfather'den mi söz ediyorsunuz?»

«Piskopos Pennyfather'den mi?»Miss Marple'in sesindenç okş aşırmışolduğunu anlamak mümkündü.« Hayır, hayır... Bu konunun onunla hiçbir ilgisi yok. Ben bir... bir kızdan söz ediyor­dum.»

«Bir kızdan mı? Bu konuda size yardım edebileceğimi mi düşünüyordunuz?»

Miss Marple,« Bilmiyorum,»dedi.« Emin olun bilmiyorum. Ama endişeliyim.Ç ok endişeliyim.»

Baba itiraz etmedi. Herkese güven veren bu iriyarıadam hiçkımıldamadan oturuyordu. Yaşlıkadın ona yardım etmek için elinden geleni yapmıştı.Ş imdi de Davy ona yardımaç alışacaktı. Buna hazırdı.

 

Miss Marple o tatlısesiyle,«İ nsan gazetelerdeç eşitli davalar hakkındaçı kan yazılarıokuyor,»diye mırıldandı.« Korunmaya ve ilgiye muhtaçgençlerden...ç ocuklardan ve kızlardan söz edili­yor... Bu hukuki bir terim sanırım. Ne var ki, tam anlamıyla gerçe­ği yansıtmıyor.»

«Sözünüettiğiniz kızın korunmaya ve ilgiye ihtiyacıolduğu­nu mu düşünüyorsunuz?»

«Evet. Evet,ö yle düşünüyorum.»

«Bu kız yalnız mı?»

Miss Marple,« Hayır, hayır,»dedi.« Tam tersiş ey... bilmem ki nasıl anlatayım.İ lk bakışta kızın iyice himaye edildiğini, ona hep ilgi gösterildiğini sanıyorsunuz... Kız bu otelde kalıyordu.»Miss Marple bir an durdu, sonra sözlerine devam etti.« Yanında bir kadın vardı. AdıBayan Carpenter'dısanırım.İ sminiöğ renmek için deftere baktım. Kızın adıElvira'ydı. Elvira Blake.»

Babaç abucak başınıkaldırarak Miss Marple'a baktı.

«Çok güzel bir kızdı. Gençti. Onu her zaman korumuşlardısanırım. Vasisi Albay Luscombe adında oldukça iyi bir adamdı. Oldukça yaşlıydı. Ve korkarımç ok masumdu.»

«Kız mı, vasisi mi?»

Miss Marple,« Kastettiğim vasisiydi,»diye cevap verdi.« Doğ­rusu kızıbilmiyorum. Ama onun tehlikede olduğundan eminim. Elvira Blake'e Batterson Parkında rastladım.Ç ayhanelerden birin­de bir gençle oturuyordu.»

Baba mırıldandı.« A, demek sorun bu. Herhalde onaylanma­yacak bir genç.Ş u uzun saçlılardan mı? Yoksa bir serseri mi?»

Miss Marple onun sözünükesti.«Ç ok yakışıklıbir genç... Yaşıkıza uygun sayılmaz. Otuzunda var sanırım. Kadınlarıçeken

 

bir erkek. Ama yüzünden ne kadar kötübir yaratık olduğu belli. Kocaman bir yarışarabasıkullanıyor.»

Baba büyük bir ilgiyle,« Herhalde arabanın numarasınıhatır­lamıyorsunuz?»diye sordu.

«Tam tersi hatırlıyorum. FAN 2266.»Miss Marpİe açıkladı.« Kekeme bir kuzenim vardı. Numarayıo yüzden hatırladım.»

BaşmüfettişDavyş aşkınlıkla yaşlıkadına bakarken. Miss Marple,« O gencin kim olduğunu biliyor musunuz?»diye sordu.

Baba ağır ağır,« Evet,»dedi.« Biliyorum... Fransızla Polonya­lımelezi. AdıLadislaus Malinovvski. Tanınmışbir otomobil yarışçı-sıdır. Onun hakkındaki düşüncelerinizde tamamiyle haklısınız. Kadınlar konusunda kötübirşö hreti var. Malinovvski gençbir kız için uygun bir arkadaşdeğil. Ama böyle durumlarda birş eyler yapmak hiçde kolay değildir... Herhalde gençadamla gizlice buluşuyor.Ö yle değil mi?»

Miss Marple içiniç ekti.« Bundan eminim.»

«Kızın vasisiyle konuştunuz mu?»

Miss Marple,« Onu iyi tanımıyorum,»dedi.« Sonra adama dedikodu meraklısıbir kadınmışgibi yaklaşmak istemiyorum. Bu yüzden belki siz birş ey yapabilirsiniz diye düşündüm.»

Baba,« Elimden geleni yaparım,»diyerek gülümsedi.« Ha aklıma gelmişken size sevineceğiniz bir haber vereyim. Piskopos Pennyfather bulundu. Hem de Milton St. John adında bir yerde.»

«Çok garip. Orada ne işi varmış? Bunu biliyor mu?»

«Anlaşılan...»BaşmüfettişDavy hecelere basa basa konuş­muştu.« Adam bir kaza geçirmiş. Kendisine bir arabaç arpmışve zavallının beyni sarsılmış... Veya... belki de biri kafasına ağır bir daYbe indirdi.»

 

«Ya?.. Anlıyorum...»Miss Marple bir an bu sorunu düşündü.« Kendisi birş ey bilmiyor mu?»

«Hatırlamadığınısöylüyor. Sadece bir taksiyle Kensington Havaalanına gittiğini biliyor.»

Miss Marpleş aşkınş aşkın başınısalladı.

«Evet... Beyin sarsılınca böyle olur ama... Peki adamcağız... işe yarar birş ey söylemedi mi?»

«Erika'nın Duvarlarıhakkında birş eyler mırıldandı.»

Miss Marple kaşlarınıkaldırdı.« Erika? Acaba buİ ncil'deki hikâyeyle mi ilgili? Yoksa Pennyfather bir kazıdan mısöz ediyor­du?.. Sonra... eğer yanılmıyorsam Bay Sutro yıllarö nce böyle bir oyun yazmıştı.»

Baba,« Ve bu hafta,»dedi.« Thames'in güneyindeki Gau-mont sinemalarında, Olga Radbourne'le Bart Levinne'in başrolle­rini oynadığıbir film gösteriliyor. Filmin adıErika'nın Duvarları.»

Miss Marpleşü pheyle adama baktı.

Baba devam etti.« Piskopos Pennyfather, Cromvvell Yolunda­ki sinemaya giderek bu filmi seyretmişolabilir. Sinemadan da bir­deçı kmışve buraya gelmiştir. Tabii onu kimsenin görmemişolmasıçok tuhaf... Sonra piskoposun buraya gece yarısındanö nce dönmüşolmasılazım.»

Miss Marple'tn aklına birş ey gelmişti.« Belki yanlışotobüse bindi veya böyle birş ey oldu.»

Baba heyecanlanmıştı.« Otele gece yarısından sonra döndüdiyelim. Ancak o zaman kimseye görünmeden odasınaçı kmışolabilir... Eğerö yleyse... ondan sonra ne oldu? Adam nedenüç saat sonra sokağaçı ktı?»

Miss Marple bir süre hiçkonuşmadan oturdu. Derin derin düşünüyordu.

 

BaşmüfettişDavy,« Sizeş unu söylemek istiyordum,»dedi.« Banaç ok yardım ettiniz. Burada farkettiğinizş eyler... o basit ayrıntıbiraraya gelince durum anlaşıldı.»

«O halde bu otelde bir tuhafş eyler oluyor.»

«Evet.»

Miss Marple içiniç ekti.«Ö nceleri burasıinsanınç ok hoşuna gidiyor. Sanki geçmişe dönüyorsunuz. Geçmişinizin en sevdiği­niz, en hoşunuza giden kısmına.»Durdu.« Ne yazık ki, insan hiç­bir zaman geri dönemez. Bunu yapmaya da kalkmamalıdır. Aslın­da yol, 'Dönüşüolmayan bir yol.'Ö yle değil mi?»

Baba da aynıdüşüncedeydi.« Evet...Ö yle.»

«Tabii. Bu otel insana hoşbir yer gibi geliyor ama aslında değil. Burada herş ey birbirine karışmış. Gerçek kişilerle, gerçek olmayanlar...Ö rneğin otelde emekli subaylar kalıyordu. Bu ara­da emekli subaya benzeyen adamlar da vardıama aslında onla­rın orduyla hiçbir zaman ilgisi olmamıştı. Sonra... rahip olmayan rahipler... Deniz Kuvvetleriyle hiçilgisi olmayan amiraller ve kap­tanlar.Ş imdi arkadaşım Selina Hazy'i düşünüyorum da.Ö nceleri onun herkesi tanıdığınısanmasıbeni eğlendirmişti. Birini tanıdığı­nısanıyor, sonra da yanıldığınıanlıyordu. Ne var ki, bu hatayısık sık yapmaya başlayınca durum garibime gitti.Ö rneğin, oda hiz­metçisi Rose'un da gerçek olmadığınıdüşünmeye başladım. Ger­çekte iyi bir kız.»

«Belki sizi.ilgilendirir diye söylüyorum. Rose Sheldon eski bir aktristir.Ç ok yetenekli bir oyuncu. Burada, sahnede kazandı­ğından daha fazla para alıyor.»

«Ama neden?»

«Aslında bu bir atmosfer sorunu. Otele böylece geçmişe

 

özgübir hava veriyorlar. Ama bunun başka bir nedeni de olabi­lir.»

«Yarın buradan ayrılacağıma inanınç ok seviniyorum.»Miss Marple hafifçe titredi.« Kötübirş ey olmadan gideceğim.»

BaşmüfettişDavy merakla yaşlıkadının yüzüne baktı.

«Kötükelimesi biraz tuhaf değil mi?»

«Bu sözün melodrama yakışan birş ey olduğunu mu düşünü­yorsunuz? Ama bu konuda benim de deneyimim var. Ben... sık sık... cinayetle karşılaştım.»

«Cinayetle mi?»BaşmüfettişDavy başınısalladı.« Aslında cinayetten kuşkulanmıyorum. Benim bütün dileğim bazıhırsızlarıyakalamak...»

«Bu aynışey değil. Cinayet... cinayet işleme arzusu... bam­başka birş ey. Bu... nasıl anlatayım bilmem ki?.. Bu, kadere mey­dan okumak gibi birş ey.»

BaşmüfettişDavy yaşlıkadına baktı. Sonra da onun korkula­rınıyatıştırmak ister gibiş efkatle başınısalladı.

«Cinayet işlenmeyecek...»

 

 

 

ON BİR

BaşmüfettişDavy'nin sözleri biterken dışardan tuhaf bir ses duyuldu. Egzoz gürültüsünden dahaş iddetliydi bu homurtu. Arkasından bir kadının feryadıve tekrar bir silah sesi izledi.

BaşmüfettişDavy kendisi gibi iriyarıbir adamdan umulmaya­cak birç eviklikle ayağa fırladı. Bir iki saniye sonra, iki tarafa da açılan kapılardan dışarıya, sokağa fırlamıştı.Çığ lıklar hâlâdevam ediyordu.

Kadının dehşet dolu sesi sisli sokağıdoldurmaktaydı. Baş­müfettişDavy siste ince vücudlu bir kadının bir parmaklığa dayanmışolduğunu hayal meyal görebildi. Birkaçadımda onun yanına gitti. Kadın bej vizondan uzun bir kürk giymişti. Parlak saçlarıuçuk sarıydı.

Baba bir an, onun kim olduğunu biliyorum, diye düşündü. Sonra da durakladı. Karşısındakinin genç...ç ok gençbir kız oldu­ğunu farketmişti.

Kaldırımda, kızın ayağının dibindeü niformalıbir adam yatı­yordu. BaşmüfettişDavy onu tanıdı. Bertram Otelinin kapıcısıMichael Gorman'dıbu.

 

Tir tir titreyen gençkız, kendisine iyice yaklaşan Baba'nın kolunu yakaladı.

«Biri... beniö ldürmeye kalktı... Biri... bana... ateşettiler. Ben... o olmasaydı...»Ayağının dibinde hareketsiz yatan adama baktı.« Beni... beni itip,ö nüme geçti... S... sonra, tekrar ateşedil­di. O düştü... Hayatımıkurtardı. Ama yaralandısanırım. Ya... yarasıçok ağır olmalı.»

BaşmüfettişDavy yere dizüstüçökerek, cep feneriniçı kardı. Kapıcınınü niforma ceketinin sol yanındaı slak bir leke vardı. Kumaşkanıiçtikçe, bu da büyüyordu. Davy adamın bileğine dokundu. Gözkapağınıaraladı. Sonra da ayağa kalktı.

«İşi tamam.»

Kız acıacıbağırdı.« Onunö ldüğünümüsöylüyorsunuz? Ola­maz!İ mkânsız!ö lmüşolamaz!»

«Size ateşeden kim?»

«Bilmiyorum... Arabamıtam köşede bıraktım. Sisteö nümügöremediğim için parmaklığa tutuna tutunaİ lerliyordum. Bertram Oteline gidecektim. Birdenbire bir el ateşedildi. Kurşun neredey­se ,ısıyırıp geçecekti. Sonra o... Bertram Otelinin kapıcı­sı... ileriden koşarak geldi. Beni geriye itti. Galiba... gaflba bu işi yapanş u tarafa saklanmıştı.»

BaşmüfettişDavy kızın gösterdiği tarafa baktı. Bertram Oteli­nin bu kısmında, yoldan daha aşağıda bir yer vardı. Yalnızca eski binalarda görülen bu avluya, parmaklıklıbir kapının gerisin­deki merdivenlerden iniliyordu. Sadece depolara ve arka merdi­venlere gidildiği için, o kısım pek kullanılmıyordu. Bir adam ora­ya kolaylıkla saklanabilirdi.

«Onu görmediniz mi?»

 

«İyice görmedim. Yanımdan gölge gibi geçip gitti. Sisç ok fazlaydı...»Kız hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.« Beni nedenö ldürmek istediler?İ kinci sefer bu... Anlayamıyorum. Neden?»

Kolunu kızın omzuna atan BaşmüfettişDavy diğer eliyle cebini karıştırdı. Bir iki saniye sonra bir polis düdüğünün tiz sesi sisi yarıyordu.

Bertram Otelinde, Miss Gorringe ilk silah sesini duyar duy­maz telaşla başınıkaldırmıştı.

Bir masaya bir kadeh eski ve nefis konyak koymakü zere olan Henry, donmuşgibi kalakaldı.

Miss Marple elleriyle koltuğunun kenarlarınıkavrayarakö ne doğru eğildi.

Uzun, heyecanlıfakat sessiz bir bekleyişten sonra kapılar iti­lerek açıldı.İç eriye, bir polisin koluna dayanarak, açık renk vizon manto giymiş, güçlükle yürüyen gençbir kız girdi.

Miss Gorringe danışma bölmesindençı ktı, işe el koymak istediği belliydi. Ve aynıanda asansör aşağıya indi. Kapısıaçıla­rak uzun boylu, sarışın bir kadın dışarıçıktı. Gençkız kendini polisin elinden kurtararak,« Anne,»diye bağırıyordu.« Anneci­ğim... Anneciğim...»Hıçkırarak Bess Sedgvvich'in boynuna atıldı.

BaşmüfettişDavy koltuğunda arkasına yaslanıp karşısında oturan ana kıza baktığında gece yarısınıgeçiyordu. Görevli polis memurlarıgelip gitmişlerdi.Ş imdi herş ey, Bertram Otelinde poli­sinç alışmasıiçin ayrılmışolan bu odadaki konuşmalara bağlıydı.

 

Köşede oturan bir memur söylenenleri yazıyordu. Komiser Wedel ise kapının yanındaki iskemlede oturuyordu.

Davy karşısındaki ana kızıdüşünceli düşünceli süzdü.İ lk bakışta birbirlerineç ok benziyorlardı. Gelgelelim Baba'yışimdi ana kızın arasındaki benzerliklerdenç ok ayrılıklar ilgilendiriyordu. Nedense başmüfettişe bir fotoğrafın pozitiviyle negatifine bakıyor­muşgibi gelmekteydi. Bess Sedgvvich resmin pozitiviydi sanki. Canlı, enerjik, insanıçok etkileyen bir kadındı. Baba, Lady Sedg-vvich'e ilgiyle bakıyordu. Kadının cesaretine her zaman hayranlık duyar, onun maceralarıkendisini heyecanlandırırdı. Babaö zellik­le Lady Sedgvvich'inö lümüyenebilmesineş aşırıyordu. Kadın bir uçak, birkaçkez de araba kazasıgeçirmiş, iki kez attan feciş ekil­de yuvarlanmıştı. Ama sonunda Azraili yenmişti. Hayat dolu, can­lı, insanın görmezlikten gelemeyeceği hoşbir insandı. Böyle giderse günün birinde başıiyice belaya girecekti. Baba'nın gözle­ri Lady Sedgwich'den kızına doğru kaydı.

Gençkıza bakarken Elvira Blake içine kapanık bir kız, diye düşündü. Bess Sedgvvich hayatınıkendi istediği biçimde başarıy­la sürdürüyor. Elvira'nın kendi hayatıkonusunda yöntemleri fark­lı. Boyun eğiyor... uslu uslu gülümsüyor, sonra da sen arkanıdöner dönmez bildiğini okuyor. Başmüfettişkendi kendine, sinsi biri, dedi. Hiçbir zaman açık açık mücadele edemez. Karşısında­kine istediğini zorla kabul ettirmesi de imkânsız. Herhalde bu yüz­den vasileri onun nelerç evirdiğinin farkında bile değildir. Kızın, bu sisli akşamda Bertram Oteline giden sokakta dolaşmasının sebebi nedir?.. Bunu biraz sonra ona soracağım. Bana cevap verecek tabii. Ama gerçeği söylemeyecek... Baba merhametle, zavaliıkız, diye düşündü. Kendisini ancak buş ekilde savunabili-

 

yor. Acaba buraya annesini bulmaya mıgeldi... Bu mümkün ama hiçsanmıyorum... BaşmüfettişDavy'nin aklına köşede bek­leyen büyük spor araba gelmişti. FAN 2266 plakalıotomobil. Ara­basıorada olduğuna göre Ladislaus Malinovvski de bu civarda bir yerde...

BaşmüfettişDâvy, Elvira'ya bakarak, en sevecen haline büründüve,« mümkünse,»dedi.« Birkaçsoruya cevap vermenizi istiyorum. Anlayacağınız böyle işlerde 'zaman'ç okö nemlidir. Size iki kez ateşettiler ve bir adamö ldü. Katili yakalayabilmemiz için ipuçlarıgerek.»Görünüşünün bütün ciddiliğine rağmen Scot-land Yard'ın CinayetŞ ubesindeki memurların BaşmüfettişDavy'e neden 'Baba' diye hitap ettiklerini anlamak mümkündü.İ riyarı, merhametli, sevecen ve canayakın görünüyordu. Birçok katil, onun göründüğükadar aptal ve nazik olmadığınıacıders­ler sonundaöğ renmişlerdi.

Elvira mırıldandı.« Size bütün gördüklerimi anlatmayaç alışa­cağım. Aslında herş ey o kadarç abuk olup bitti ki... Sonra insan siste fazla birş ey görmüyor. Beniö ldürmek isteyenin kim oldu­ğunu bilmiyorum. Hatta onun nasıl bir insan olduğunu bile tarif edemem.İş in en korkunçtarafıda bu.»

«Bunun ikinci cinayet girişimi olduğunu söylediniz.»

«Öyle mi söyledim? Pek... hatırlamıyorum.»Endişeyleç evre­sine bakındı.«Ö yle birş ey dediğimi sanmıyorum.»

Baba başınısalladı.« Ama söylediniz, Miss Elvira.»

«Herhalde... herhalde sinirlerim bozulduğu için saçmala­dım.»

Bess Sedgvvich sandalyesinde döndü.« Müfettişe herş eyi anlat, Elvira.»

 

Kız endişeyleç abucak annesine bir göz attı.« Bu olay benİ talya'dayken oldu. Kontes Martinelli'nin okulunda yani. Sınıfta on sekiz... yirmi kişiydik. Bir sabah bana kocaman bir kutuç iko­lata geldi, içinde de bir kart vardı. Karta süslübir yazıylaİ talyan­ca birkaçkelime yazılmıştı.İ talyanlaraö zgübir iki söz. 'Bellisime Sinyorinaya veya buna benzer birş ey. Arkadaşlarımla bu sözlereç ok güldük. Acaba kim gönderdi, diye düşündüm. Amaü zerinde fazla da durmadım.Ç ikolatalar gerçektenç ok güzeldi. Bir sürü...ç eşitç eşitç ikolatalar... Aralarında menekşeli olanlar da vardı. Bunların içinde menekşe kreması...ü zerinde de bir menekşeş ekeri olur. Benim enç ok sevdiğimç ikolatalar da bunlardır. Bu yüzdenö nce onlardan bir iki tane yedim. Sonra... gece fena hal­de hastalandım. Doğrusu aklımaç ikolatalar gelmedi. Hastalığı­ma yemekte yediğim birş eyin neden olduğunu düşündüm.»

«Başka hastalanan oldu mu?»

«Hayır. Yalnız ben hastalandım.Ç ok kötüoldum, ama saba­ha birş eyim kalmadı... Bir iki gün sonra aynıçikolatalardan yiyin­ce tekrar fenalaştım. Bununü zerine konuyu Bridget'eaçtım. Brid-get benim en samimi arkadaşımdır. Onunlaç ikolatalara baktık. Menekşelerin altına delik açılmış, sonra da bunların tekrar kapatıl­mışolduğunu farkettik. O zaman birininç ikolatalara zehir karıştır­dığınıanladık. Sadece benim zehirlenmem için bunu yalnızca menekşeliç ikolatalara koymuşlardı.»

Baba,« Bu işi yapan pek düşünceli bir insan değilmiş,»diye cevap verdi.«Çü nküsınıftakilerin hepsi de zehirlenebilirdi.»

Lady Sedgvvichö fkeyle bağırdı.« Saçma!Ç ok saçma!Ö mrümde bu kadar saçmasapan birş ey duymadım.»

BaşmüfettişDavy eliyle susmasınıişaret etti.« Rica ede-

 

rim...»Sonra tekrar Elvira'ya döndü.« Bu olay beniç ok ilgilendir­di, Miss Elvira. Bu konuyu kontese açmadınız mı?»

«Hayır. Kadın ortalığıbirbirine katardı.»

«Çikolatalarıkimin gönderdiğini anlamayaç alışmadınız mı?»

Elvira utangaçbir tavırla baktı.«Ş ey...Ç ikolatalarıGuido' nun yolladığınısandım.»

BaşmüfettişDavy neşeyle,« Ya?»dedi.« Guido da kim?»

«Guido...»Elvira duraklayarak annesine baktı.

Bess Sedgvvich,« Budalalık etme. Guido kimse bunu başmü­fettişe söyle. Senin yaşında her kızın hayatında bir Guido vardır. Onunlaİ talya'da mıtanıştın?»diye konuştu.

«Evet. Bizi operaya götürdükleri zaman. Guido benimle ora­da konuştu.Ç ok yakışıklıydı. Ders yapmak için bazıyerlere gitti­ğimiz zaman ona rastlardım. Bana gizli gizli mektuplar verirdi.»

Bess Sedgvvich içiniç ekti.« Tabii sen de bir sürüyalan uydurdun... arkadaşlarınla planlar yaptın ve Guido'yla buluştuh.Ö yle değil mi?»

Elvira itirafın buş ekilde kolaylaştırılmasına memnun olmuşve rahatlamıştı.« Evet. Bazen Bridget'le beraber sokağaçı kar­dık...»

BaşmüfettişDavy sordu.« Guido'nun soyadıneydi?»

Elvira,« Bilmiyorum,»diye cevap verdi.« Bunu bana hiçbir zaman söylemedi.»

Baba gençkıza gülümsedi.« Yaniç ocuğun adınıbize söyle­mek istemiyorsunuz.Ö yle mi? Zararıyok. Eğer buö nemliyse, o zamanç ocuğun soyadınısizin yardımınız olmadan daöğ reniriz. Ama sizden hoşlandığıanlaşılan bu delikanlıneden siziö ldürme­ye kalksın?»

 

«Guido. sık sık beni tehdit ederdi. Bazen yanında arkadaşla­rıyla gelir ben de içlerinden birindenç ok hoşlanmışım gibi yapar­dım. O zaman Guido kıskançlıktandeliye dönerdi.Çı ldırırdıade­ta. 'Beni aldatırsan seniö ldürürüm,' diye bağırırdı. Ben onun bu davranışlarının melodramlara yakışacağınıdüşünürdüm.»Elvira birdenbire beklenmedik bir anda gülmeye başladı. Sonra,« Bü­tün bunlarç ok eğlenceliydi. Guido'nun ciddi olmadığından emin­dim.»dedi.

BaşmüfettişDavy,« Anlattıklarınızdan böyle bir delikanlınınç ikolatalara zehir karıştıracağınıve sonra da bunu size göndere­ceğini hiçsanmıyorum.»diye konuştu.

Elvira,« Ben de aynıkanıdayım,»diyerek başınısalladı.« Amaç ikolatayıonun gönderdiğini, sanıyorum.Çü nkübaşka kimse yoktu... Bu yüzden bir hayli endişelendim. Buraya döndük­ten sonra da bir pusula aldım...»Durakladı.

«Nasıl bir pusula?»

«Bir zarfın içindeydi. Biri kâğıda oldukça düzgün harflerle 'DİKKATLİOL,' diye yazmıştı. 'SENİÖLDÜRMEKİ STİYORLAR.'»

BaşmüfettişDavy kaşlarınıkaldırdı.« Gerçekten mi?Ç ok garip. O zaman korktunuz mu?»

«Evet. Beni... ortadan kimin kaldırmak isteyebileceğini düşündüm. Bu yüzden deç ok zengin olup olmadığımıanlamayaç alıştım. Sonra geçen gün burada birş ey daha oldu. Metroday­dım, istasyonç ok kalabalıktı. Biri beni raylarınü zerine itmeyeç alıştı.»

Bess Sedgvvich bağırdı.« Hayal dünyan fazla zengin, yav­rum.»

Baba eliyle tekrar kadının susmasınıişaret etti.

 

Elviraö zür diler gibi mırıldandı.« Evet... Herhalde hayal dün­yam fazla zengin. Benö yle sandım galiba... Yine de... bu akşam olanlardan sonra... bunların doğru olduğuna inanmaya başlıyo­rum.»Birdenbire Bess Sedgvvich'e dönerek, heyecanla konuşma­ya başladı.« Anne* Belki sen bilirsin! Beniö ldürmek isteyen biri olabilir mi? Düşmanım var mı?»

Bess Sedgvvich sabırsızlıkla cevap verdi.« Tabii yok! Budala olma, Elvira. Seniö ldürmek isteyen kimse yok. Seni ortadan kal­dırmayıneden istesinler?»

«Öyleyse bu gece bana kim ateşetti?»

Bess Sedgwich,« Siste seni başkasına benzetmişlerdir,»dedikten sonra Baba'ya döndü.« Bu mümkün değil mi?»

Başmüfettişbaşınısalladı.« Evet. Pekâlâmümkün.»

Bess Sedgvvich büyük bir dikkatle ona bakıyordu. Baba'ya usulca,« Daha sonra...»diye fısıldarmışgibi geldi.

Adam neşeyle,«Ş imdi diğer ayrıntılara geçelim,»diyerek gülümsedi.« Bu gece nereden geldiniz, Miss Elvira? Böyle sisli bir akşamda Square Sokağında ne işiniz vardı?»

«Bu sabah Londra'ya resim dersine geldim. Sonra arkada­şım Bridget'le yemek yedim. Beraber sinemaya gittik. Film bittiği zaman dışarısısis içindeydi. Gitgide artıyordu. Arabayla eve kadar gidemeyeceğimi düşündüm. Bridget'in annesi geceyi onlarda geçirebileceğimi söyledi. Bununü zerine Mildred Yenge­ye telefon ettim. Ben Kent'de Mildred Yengeyle oturuyorum...»

Baba başınısalladı.

«Mildred Yengeye geceyi Londra'da geçireceğimi söyledim. O da, 'Akıllılık edersin,' dedi.»

Baba,« Sonra ne oldu?»diye sordu.

 

«Birdenbire bana sis azalmışgibi geldi. Geceyi Londra'da geçireceğime yine Kent'e döneyim, dedim. Bridget'le vedalaşa-rak arabaya bindim. Gelgelelim sis tekrar artmaya başladı. Sis yoğunlaştığıiçin yolumu kaybettim. Nerede olduğumu bir türlüanlayamadım. Bu siste hiçbir yere gidemem, diye düşündüm. Bir süre sonra Piccadilly'de olduğumu farkettim. Bu güzel otelinç ok yakın olduğunu biliyordum.Çü nküDerek Amca,İ talya'dan dönüşte beni buraya getirmişti. Bertram Oteline giderim, dedim. Bana mutlaka bir oda bulurlar. Arabayıbir yere bıraktım ve sonra yoldan otele doğru geldim.»

Kız sustu.

BaşmüfettişDavy,« Sonra?»dedi.

«Birdenbire bir silah sesi duydum. Söylediğim gibi kurşun neredeyse yanağımısıyıracaktı. Otelin kapıcısıkoşarak bana doğru geldi. Beni arkaya doğru itti. Sonra... sonra... tekrar ateşedildi. Adam... adamcağız yere yığıldı. Ben de bağırdım.»Elvira titremeye başlamıştı.

Bess Sedgwich yavaşama ciddi bir sesle,« Kendini toplama­yaç alış,»dedi.« Kendini toplamayaç alış.»Lady Sedgvvich sinirle­nen atlarıyla da böyle konuşurdu. Bu sözlerinin etkisi hemen görüldü. Elvira ona bakarak, hafifçe dikleşti. Artık sakinleşmişti.

Bess Sedgvvich,« Aferin,»diyerek gülümsedi.

Elvira, Baba'ya döndü.« Sonra siz geldiniz. Düdükç aldınız. Polise beni otele götürmesini söylediniz.İç eri girer girmez... annemi... annemi gördüm.»Bess Sedgvvich'e baktı.

Baba derin bir soluk aldı.« Böylece hemen hemen bu ana kadar gelmişolduk.»Koltuğunda biraz kımıldandı.« Ladilaus Mali-novvski adında birini tanıyor musunuz?»Sesiç ok sakindi. Kıza

 

bakmıyordu ama iyice kulak kesilmişolduğu için Elvira'nın bir­denbire soluğunu tuttuğunu anladı. Bu arada Bess Sedgvvich'i inceliyordu.

Elvira uzun bir suskunluktan sonra,« Hayır,»diye mırıldandı.« Hayır... Onu tanımıyorum.»

Baba,« Ya!»dedi.« Ben belki tanıyorsunuz, diye düşündüm. Kendisi bu akşam buraya gelmişolabilirdi. Arabasıdışarıda.»

Elvira tekrarladı.« Onu tanımıyorum.»

Baba elini salladı.« Yanılmışım... Tabii siz onu tanıyorsu­nuz?»Bess Sedgvvich'e dönmüştü.

«Tabii. Ladislaus'u yıllardan beri tanırım.»

Müfettişgülerek ekledi.« Açıkçasıçılgının biridir. Arabasınıdelice bir hızla sürer. Günün birinde boynunu kırıp, rahat ede­cek.»

Elviraş ikâyet dolu bir sesle söze karıştı.« Artık yatabilir miyim?Ç ok...ç ok yoruldum da.»

Baba gülümsedi.« Yorulmanız kadar doğal birş ey olamaz. Bize bütün hatırladıklarınızıanlattınız değil mi?»

Elviraç abucak,« Evet, evet,»dedi.

«Pekâlâ.»

Bess de ayağa kalktı.« Ben de seninle yukarıçıkayım.»

Ana kız dışarıçıktıktan sonra Baba, Komiser VVedell'e dön­dü.

«Elvira Blake, Malinovvski'yi tanıyor. Kız, bir iki günö nce Battterson Parkında onunla başbaşaç ay içiyormuş.»

Komiser VVedell merakla sordu.« Bunu nasılöğ rendiniz?»

«Yaşlıbir kadın söyledi. Bu duruma endişelenen yaşlıbir kadın. Gençadamın kız için uygun bir arkadaşolmadığınıdüşü­nüyordu. Bunda da haklıydıtabii.»

 

«Özellikle gençadamla kızın annesi...»Komiser VVedell imalıimalıkonuşuyordu.« Malinovvski hangisini tercih ediyor acaba?»

Baba bu soruya aldırmadı.« Malinowski'nin merkeze götürül­mesini istiyorum. Hem deç okç abuk. Arabasıköşede.»

«Acaba Malinovvski de bu otelde mi kalıyor?»

«Sanmıyorum. Onun burada yeri yok. Atmosfere uymaz. Eğer Malinovvski oteldeyse... o zaman buraya kızla buluşmaya girdi. Bence Elvira gençadamıgörmek istiyordu. Onun için böy­le bir gecede otele gelmeyi göze aldı.»

Kapıaçılarak Lady Sedgvvich içeri girdi.

«Geri döndüm.Çü nküsizinle konuşmak istiyorum.»Gözleri­ni Baba'dan ayırarak, diğer iki memura baktı.« Size bildiğim herş eyi anlattım.Ş imdi sizinle bir iki dakikaö zel olarak görüşmek istiyorum.»

BaşmüfettişDavy gülümsedi.« Görüşmememiz için bir neden yok.»Başıyla işaret etti. Gençpolis memuru defterini ala­rak dışarıçıktı. Komiser VVedell de onun peşinden gitti.

Lady Sedgvvich tekrar BaşmüfettişDavy'nin karşısına geçti.« O zehirliç ikolatalar hakkındaki gülünçhikâye... baştan sona saçmaydı. Böyle bir olayın olmadığından eminim.»

«öyle mi? Yani sizce bu hikâyeyi kızınız mıuydurdu?»

«Evet. Ama... sebebi nedir?»

Davy ağır ağır,« Bunu siz bilmiyorsanız,»diye cevap verdi.« Ben nereden bileyim? Ne de olsa Miss Elvira sizin kızınız. Sizin onu benden daha iyi tanımanız lazım.»

Bess Sedgvvich acıacımırıldandı.« Ben onu hiçtanımıyo­rum. Elvira'yıiki yaşından beri görmedim. Onunla ilgilenmedim. Anlayacağınız, Elvira iki yaşındayken babasınıbırakıp kaçtım.»

 

«A, evet biliyorum. Bence tuhaf birş ey bu.Çü nkümahkeme­ler genellikleç ocuklarıistedikleri zaman annelerine bırakır. Hatta suçlu olsalar bile. Herhalde siz Elvira'nın size verilmesini isteme­diniz.»

«Evet. Böylesinin daha doğru olacağınıdüşündüm. Elvira' nın yanımda... güven içinde olamayacağından emindim.»Bir an durdu. Sonra,«İ nsan karakterini değiştiremez,»diye ekledi.« Doğduğunuz zaman nasılsanız,ö yle gidersiniz. Ben tehlikeli bir hayat sürecek yaradılışta bir kadınım. Kanunlara, geleneklere aldırmam. Elvira'nin tam birİ ngiliz kızıgibi yetiştirilmesinin iyi ola­cağınıdüşündüm. Böylece daha mutlu olacaktı. Ona bakacaklar, koruyacaklardı.»

«Ama buna karşılık anne sevgisinden yoksun kalacaktı.»BaşmüfettişDavy dikkatle kadına bakıyordu.

«Elvira beni sevmeye başlar ve bana bağlanırsa mutsuz ola­caktı. Bana inanmayabilirsiniz. Ama o zamanö yle düşünüyor­dum.»

«Anlıyorum. Hâlâdaö yle mi düşünüyorsunuz?»

Bess ağır ağır,« Hayır,»dedi.«Ş imdi böyle düşünmekle hata ettiğimi anlıyorum.»

«Kızımız Ladislaus Malinowski'yl tanıyor mu?»

«Tanımadığından eminim. Bunu kendi söyledi. Cevabınısiz de duydunuz.»

«Evet, duydum. Ne var ki, kızınız burada benimle konuşur­ken bir korku içindeydi. Bu gece kendisiniö ldürmeye kalkmışlar­dı... Biliyor musunuz, kızınızın hikâyesi doğru da olabilir.»

«Çok gülünçtü. Romanlardaki konulardan farksızdı.»

«Belki. Ama böyleş eyler gerçek hayatta da oluyor, Lady

 

Sedgvvich. Hem de sandığınızdan daha sık. Kızınızıkimö ldür­mek isteyebilir? Bana bu konuda bilgi verebilir misiniz?»

«Elvira'yıöldürmeyi kimse istemez! Kimse! Kimse!»Kadının sesi tizleşmişti.

BaşmüfettişDavy içiniç ekerek düşünceyle başınısalladı.

 

 

 

ONİKİ

BaşmüfettişDavy ertesi günüönce Elvira'nın Mildred Yenge-siyle konuştu ama işine yarayacak birş eyöğ renemedi. Kadın gevezenin biriydi ve susmak bilmiyordu ama işe yarayacak birş ey de söylemiyordu.

Baba, Mildred Yenge gibi değildi. Fazla konuşkan değildi. Albay Luscombe'den de birş eyöğ renemedi.

Sonunda kalkıp Elvira'nın arkadaşıBridget'e gitti.

Kıza ne istediğini anlatınca, Bridget,« Aman,»dedi.«İ yi ki annem sokakta. Doğrusu onun yanında rahat konuşamazdım. Bildiklerimi açık açık anlatamazdım.Çü nküannem her zaman pireyi deve yapar... Oysa ben sizin bütün bu olaylar hakkında elden geldiği kadar bol bilgi edinmeniz gerektiğine inanıyorum.Çü nküElvira'nın bir sorundan dolayıçok endişelendiğini veç ok korktuğunu biliyorum.»

BaşmüfettişDavy'nin yüzünden ne düşündüğünüanlamak mümkün değildi. Adam en babacan tavrıyla,«Ö nce,»diyerek gülümsedi.«Ş uİ talya'dakiÇ ikolata Kutusu olayınıöğrenmek isti­yorum. Anladığıma göre kutudakiç ikolatalardan bazılarızehirli olabilirmiş.»                                       

 

Bridget gözlerini kocaman kocaman açtı.« Zehirli mi? Hiçsanmıyorum. Elvira o gün bir hayliç ikolata yedi. Gece de hasta­landı. Ertesi sabah, 'Biri bizi zehirlemek istiyor' dedi. Belki içleri­ne enjektörle zehir konmuştur diyeç ikolatalarıinceledik.»

«E? Gerçekten zehir enjekte edilmişmiydi?»

Bridget,« Hayır, edilmemişti,»diye cevap verdi.« Daha doğ­rusu böyle birş ey görmedik.»

«Ama Miss Elvira hâlâçikolataların zehirli olduğuna inanı­yor.»

«Belki... Yine de o günden sonra bu olaydan hiçsöz etme­di.»

«Miss Bridget sizce Miss Elvira birinden mi korkuyor?»

«İtalya'dayken böyle birş ey düşünüyordum. Bu son zaman­larda aklıma geldi.»

«Şu Guido adlıgence ne dersiniz?»

Bridget kıkır kıkır güldü.« Elvira'ya hayrandı. Bazen Elvira'y-la gidip Guido'yla buluşurduk. Ama gizlice.»

«Guido, Elvira'yıölümle tehdit etti mi?»

«Ciddiş ekilde tehdit ettiğini sanmıyorum.»

«O halde... belki de Miss Elvira'nın gizlice buluştuğu biri daha vardı.»

Bridgetş aşkınlıkla devam etti.«Ş ey... Evet...Ö yle biri vardı. Onun kim olduğunu bilmiyorum. Yine de Elvira'nın hoşlandığıbiri olduğundan eminim.Ü stelik o bu konudaç ok ciddiydi. Yani... o gençkimse, Elvira içinç okö nemliydi. Elvira, Guido'yu görmeye gittiğini söylerdi ama buluştuğunun o olmadığınısezer­dim. Böyle kaçamak yaptığızamanlar diğer gençle buluşurdu.»

«Bu Ladislaus Malinowski isimli gençbir otomobil yarışçısıolamaz mı?»

 

kadar parasıolduğunuöğ renmek istiyordu.»Bridget duraksadık-tan sonra ekledi.« Nedense bu Elvira içinç okö nemliydi.»

BaşmüfettişDavy gülümsedi.« Teşekkür ederim. Banaç ok yardım ettiniz.»

Bir süre sonra Davy, Bloomsbruy'deki eski fakat görkemli hanlardan birine giriyordu. Egerton, Forbes ve VVilborough'un bürolarıbu binadaydı.

BaşmüfettişDavy'i Egerton kabul etti.

Adam, Baba'nın bir geceö nceki olay hakkında anlattıklarınıdinledikten sonra adamınö nünde, masada duran resmi kartına baktı.

Uzun bir sessizlikten sonra başınıkaldırarak, dikkatle Baş­müfettişDavy'i süzdü.« Tuhaf bir olay bu... Siste Bertram Oteli... Ne taraftan ateşedilmiş?»

«Siz yüzünden bundan pek emin değiliz. Miss Elvira da kesin birş ey söyleyemedi. Ama aşağıdaki avluya gizlenmişoldu­ğunu sanıyoruz.»

«Demek adam kıza iki kez ateşetmiş.»

«Evet.İ lk kurşun Miss Elvira'ya isabet etmemiş. Otelin kapı­sında duran kapıcıhemen kıza doğru koşmuş. Ve ikinci el ateşedilmeden evvel Miss Elvira'yıarkasından itmiş.»

«Cesur bir adammış.»

BaşmüfettişDavy başınısalladı.« Evet.Ç ok cesur bir adam­mış. Savaşta büyük kahramanlık göstermiş: Michael Gorman adında birİ rlandalıydıo.»  -

«Michael Gorman,»Egerton kaşlarınıçatarak düşündü.« Ha-

 

yır... Bir an bu ismi duyduğumu sandım...Ş imdi, bana neden gel­diğinizi sorabilir miyim, başmüfettiş?»

«Bana biraz bilgi verebileceğinizi umuyorum. Bana kızın kay­gılıolduğunu, birş eyden korktuğunu söylediler. Hayatının tehli­kede olduğuna inandığından söz ettiler. Elvira sizi görmeye geldi­ği zaman sizde de böyle bir izlenim uyandırdımı?»

Egerton ağır ağır cevap verdi.« Hayır. Bunu pek iddia ede­meyeceğim. Ne var ki kızın bazısözleri tuhafıma gitti.Ö rneğin 'Birdenbireö ldüğümde servetim kime kalır?' diye sordu. Sonra yirmi birine basıp reşit olduğu zaman eline kaçpara geçeceğiniöğ renmek istedi... Aslında oldukça normal...»

«Elvira'ya bir hayli para kalmışsanırım.»

«Evet, serveti oldukça büyük. Başmüfettiş, kız, laf arasında evlenmekten de söz etti.»

«Size kızın bir erkekle ilişkisi varmışgibi geldi mi?»

«Elimde delil yok ama... Evet. Aklıma hemen bu geldi. Lus-combe... Yani Elvira'nın diğer vasisi Albay Luscombe son dere­cede saf ve temiz bir adamdır. Kendisine kızın bir delikanlıyla iliş­kisi olabileceğini...ü stelik onu onaylayamayacağımızısöyleyince fena haldeü züldü.»

BaşmüfettişDavy kısaca,« Uygunsuz bir genç,»dedi.

«Ya? O halde gençadamın kim olduğunu biliyorsunuz.»

«Bunu kolaylıkla düşünebilirim. Elvira'nın Ladislaus Mali-novvski'yle ilgisi var sanırım.»

«Şu otomobil yarışçısıyla mı? Gerçekten. mi? Yakışıklıbir maceraperest. Kadınlar ona bayılıyorlar. Doğrusu Elvira'yla nasıl tanıştığınımerak ettim. Ayrıayrıdünyaların insanlarıonlar. Yal­nız... sanıyorum Malinovvski birkaçayö nce Roma'daydı. Herhal­de gençadamla orada tanıştu»

 

«Olabilir... Elvira, Malinovvski'yle annesi aracılığıyla tanışmışolamaz mı?»

«Ne? Bess aracılığıyla mı? Buna hiçihtimal vermem. Bess'le kızıpek birbirlerini tanımazlar.»

«Lady Sedgvşşçh de banaö yle söyledi. Kızın başka akrabasıvar mı?»           .-?

«Hayır, pek de var sayılmaz. Bess'in iki ağabeysi savaştaö ldüler. Elvira da ihtiyar Conisten'in tekç ocuğuydu. Kız, Bayan Melford'u 'Mildred Yenge' diyeç ağırıyor ama kadın aslında Albay Luscombe'in akrabası. Luscombe eski kafalıbir adam ama Elvira için elinden geleni yaptı. Bunlar güçşeyler...»

BaşmüfettişDavy mırıldandı.« Acaba Miss Elvira gizlice evlenmişolamaz mı?»

«Elvira daha rüştünüispat etmedi. Evlenmek için vasilerinin iznini almasıgerekir.»

;   Baba,« Hukuki bakımdanö yle ama,»dedi.« Gençler her zaman vasilerinin izinlerini beklemiyorlar.»

«Biliyorum.Ü züntüverici birş ey bu. O zaman harekete geç­meye, onlarımahkemenin vesayeti altına sokmaya zorunlu olu­yorsunuz. Daha bir sürüİş. Tabii bu güçlükleri yenmeye de yet­miyor.»

Davy,« Evlendikten sonra ne yapılsa boş,»diye cevap verdi.« Elvira evliyse... birdenbireö lürse, serveti kocasına kalacak değil mi?»

«Eivira'nın evlenmişolduğunu pek sanmıyorum. O büyük birö zenle yetiştirildi ve...»Davy'nin alaycıgülümsemesini farkede-rek durakladı.

Elvira belki dikkat veö zenle yetiştirilmişti ama kız ne yapmış

 

yapmışahlaksız bir gençolan Ladislaus Malinovvski'yle tanışmış­tı-

Egerton kararsızlıkla,« Evet,»diye mırıldandı.« Annesi kocası­nıbırakıp kaçmıştı.»

«Evet, annesi kaçmıştı.Çü nküo böyle bir kadın. Fakat Miss Elvira annesinden farklı. O da Lady Sedgvvich gibi istediğini yap­maktan hoşlanıyor ama onun yöntemleri farklı.»

«Yani... siz... eminsiniz...ş ey...»

BaşmüfettişDavy,« Henüz birş eyden emin değilim,»diye cevap verdi.

 

 

 

ONÜÇ

Önceleri Malinovvski polislerin davetini alayla karşıladı... BaşmüfettişDavy'nin odasında kendisine gösterilen sandal­yeye oturduktan sonra Komiser VVedelI'le Baba'ya bakarak bir kahkaha attı.

«Çok komik! O kadar da ciddi görünüyorsunuz ki. Soru sor­mak için beni buraya davet etmeniz daha da gülünç... Ben sizi ilgilendirecek birş ey yapmadım. Hiçbirş ey.»

BaşmüfettişDavy sakin ve resmi bir tavırla konuşmaya baş­ladı.« Bize soruşturmamızda yardım edebileceğinizi düşündük, Bay Malinovvski. Bir Mercedes - Otto arabanız var sanırım. Plaka' numarasıFAN 2266.»

«Böyle bir arabamın olmamasıiçin ciddi bir neden var mı?» «Yok efendim. Hiçyok. Biz sadece numara konusunda karar veremiyoruz da... Arabanız M. 7. numaralıkarayolunda görülmüş. Arria o zaman plakasıdeğişikmiş.»

«Saçma. Herhalde gördükleri başka bir arabaydı.» «O tip arabadan pek yok. Olanlarıkontrol ettik tabii.» «Trafik polislerinin söylediği herş eye inanıyorsunuz demek?İş te buç ok komik. Bu olay nerede olmuş?»

 

«Polis sizi Bedhampton civarında bir yerde durdurarak, ehli­yetinizi sormuş.İ rlanda postasının soyulduğu gece olmuşbu.»

Ladislaus Malinovvski sakin sakin cevap verdi.« Beni gerçek­tenç ok eğlendiriyorsunuz.»

«Tabancanız var mı?»

«Tabii, hem bir rovelverim, hem de bir otomotiğim var. Onlar için gerekli izni de aldım.»

«İyi... Bu silahlarş imdi nerede?»

«Onların nerede olduğunu pekâlâbildiğinizden eminim, Baş­müfettişDavy. Küçük tabanca Mercedes - Otto'nun gözünde. Rovelver ise dairemde, bir masanınç ekmecesinde.»

Davy gülümsedi.« Rovelver gerçekten söylediğiniz gibi apart­manınızda birç ekmecede. Ama diğer tabanca arabanızın gözün­de yok. Acaba söz ettiğiniz silah bu mu, Bay Malinovvski?»

Masanınü zerinden küçük bir otomatik tabancayıuzattı.

Ladislaus Malinovvski büyük bir hayretle,« A, evet.»dedi.« Tabanca bu. Demek otomatiği arabamdan siz aldrnız.»

Baba başınısalladı.« Hayır, biz bunu arabanızdan almadık. Tabanca otomobilinizde değildi. Bunu Square Sokağında bir avluda bulduk. Bildiğiniz gibi bu sokağa Picadilly Meydanından sapılır. Bu tabanca sokaktan ilerleyen veya koşan biri tarafından atılmışolabilir.»

Ladislaus Malinovvski omzunu silkti.« Bunun benimle bir ilgi­si yok. Tabancayıoraya ben atmadım. Silah, bir iki günö nce ara­banın gözündeydi.»

«Bay Malinovvski, Michael Gorman'ın 26 Kasım gecesi bu tabancayla vurulduğunu biliyor musunuz?»

«Michael Gorman mı? O da kim? Bu isimde birini tanımıyo­rum.»

 

«Michael Gorman, Bertram Otelinin kapıcısıydı.»

«A, evet. Gazetelerden olayıokudum. Adam, benim taban­camla mıvurulmuş? Saçma!»

«Saçma değil. Balistik uzmanlarıbunu iyice incelediler. Silah­lar hakkında bilgimiz var. Uzmanların yanılmayacaklarınıda bil­meniz gerek.»

«Cinayetiü zerime yıkmayaç alışıyorsunuz. Ben polislerin ne yaptığınıbilirim.»

«Bu memleketin polisini daha iyi tanıdığınızısanıyordum, Bay Malinovvski.»

«Michael Gorman'ıbenim vurduğumu mu iddia ediyorsu­nuz?»

«Biz sadece ifadenizi almak istiyoruz.Ş imdilik sizi suçlamıyo-ruz.»

«Ama böyle düşündüğünüz belli. O tuhaf kılıklıkapıcıyıbenim vurduğumu sanıyorsunuz. Onu nedenö ldüreyim? Adama borcum yoktu. Ona kızmıyor ve nefret etmiyordum.»

«Ateşedilen gençbir kız. Gorman onu kurtarmaya koştu ve bu yüzden de ikinci kurşunu göğsüne yedi. Söz ettiğim gençkızıtanıdığınızısanıyorum. AdıElvira. Elvira Blake.»

«Yani... Biri benim tabancamla Elvira'ya ateşmi etti?»Gençadamın sesinde derin bir hayret vardı.

«Belki gençkızla aranızda bir anlaşmazlıkçı ktı.»

«Yani Elvira'yla kavga ettiğimi ve sonra da onu vurmaya kalktığımıiddia ediyorsunuz. Evleneceğim kızıneden vurayım?»

«Bunu da ifadenize geçirelim mi? Yani Elvira Blake'le evlene­ceğinizi?»

Ladislaus bir an kuşkuya kapıldı. Sonra da omzunu silkerek,

 

«O henüzç ok genç,»diye cevap verdi.« Onunla bu konuyu görüşmem gerek.»

«Belki Elvira sizinle evlenmeye söz verdi, sonra da fikrini değiştirdi... Kızın korktuğu biri vardı. O siz misiniz, Bay Malinovvs-ki?»

«Ben onunö lmesini neden isteyeyim? Ya onaâşığı m ve evlenmek istiyorum ya daâşı k değilim. O zaman da Elvira'ylâevlenmeme gerek yok. Konu bu kadar basit işte. Elvira'yınedenö ldüreyim?»

Davy bir süre bekledi. Sonra da sakin ve kayıtsız bir tavırla,« Tabii kızın annesi de var,»diye mırıldandı.

«Ne?»Malinövvski yerinden fırladı.« Bess? Bess kendiö z kızı­nıöldürmeye mi kalkacak? Siz iyiceçı ldırmışsınız! Bess, Elvira'yıniçinö ldürsün?»

«Elvira' nın annesinden başka yakın akrabasıyok. Kızö ldü­ğüzaman o büyük serveti Bess Sedgvvich'e kalacak. Annelerinç ocuklarınıöldürdükleriç ok görülmüştür.Ç ocukların anneleriniö ldürdükleri deö yle.»

«Dedim ya! Siz iyiceçı ldırmışsınız!»

«Miss Elvira'ylâevlenmek istediğinizi söylüyorsunuz. Belki de kızlaç oktan evlendiniz.Ö yleyse kızö ldüğüzaman o büyük servet size kalacak.»

«Bu delice sözlerin arkasıgelmeyecek mi? Ben Elvira'ylâevli değilim. Güzel bir kız. Ondan hoşlanıyorum. O da banaâşı k. Evet, bunu itiraf ediyorum. Onunlaİ talya'da tanıştık. Bir hayli eğlendik. Ama işte o kadar. Artık kızla bir ilgim kalmadı. Anlıyor musunuz?»

«Öyle mi? Daha birazö nce kesin bir tavırla kızla evleneceği­nizi söylüyordunuz, Bay Malinövvski. Doğru değil miydi?»

 

«Böylesi daha namusluca diyeö yle söyledim. Sizİ ngilizler o kadar... o kadar namus düşkünüsünüz ki. Kızın annesiyle... sami­miyetinizç ok ileri. Bunu açıklamak istemedim. Bu yüzden kızla... nişanlıolduğumuzu evleneceğimizi söyledim. Böylesi sizlerin daha hoşuna gidecekti.»

«Bu sözleriniz banaç ok saçma ve mantıksız gözüktü. Para­ya epeyce ihtiyacınız var değil mi, Bay Malinovvski?»

«Bu doğru başmüfettiş. Benim her zaman paraya ihtiyacım var. Acıbirş ey bu.»Gülümsedi.« Bana bütün soracağınız bu kadar mı?»

«Şimdilik bu kadar. Tabancanın sizin olduğunu söylediniz. Buç ok işimize yarayacak doğrusu.»

«Çok işinize mi yarayacak? Nasıl?..»Duraklayarak, elini uzat­tı.« Lütfen tabancamıbana geri verin.»

«Üzgünüm silahınızın daha bir süre bizde kalmasıgerekiyor. Onun için size bir makbuz yazacağım.»

Dediğini de yaptı. Ve makbuzu Malinovvski'ye verdi.

Gençadam, bir an ateşsaçan gözlerle Baba'ya baktı. Son­ra da dışarıfırlayarak, kapıyıarkasındanç arptı.

Davy mırıldandı.«Ö fkeli bir genç.»

Komiser VVedell,« Onu Bedhampton ve sahte plaka hakkın­da sıkıştırmadınız,»diyeş ikâyet etti.

«Evet. Onu korkutmak istiyordum. Ama fazla korkmasınıda istemiyordum. Her seferinde bir tekş ey içinü zülecek. Odadançı karken bir hayli endişeliydi.

«Bizim ihtiyar sizi görmek istiyordu. 'İşi biter bitmez bana gelsin,' dedi.»

BaşmüfettişDavy başınısallayarak dışarıçıktı. Biraz sonra

 

Scotland Yard Müdür YardımcısıSir Ronald Graves'in kapısına vuruyordu.

Sir Ronald,« Merhaba, Baba,»diyerek gülümsedi.« Soruştur­ma ilerliyor mu bari?»

«Evet, efendim, ilerliyor. Ağa bir sürübalık düştü. Hepsi de küçük. Ama yakında irileri de elimize geçecek.»

Sir Ronald memnuniyetle başınısalladı.«İş te bu iyi,ç ok iyi...»

 

 

 

ON DÖRT

Miss Marple, St. Mary Mead köyünden kalkan ilk trene yetiş­mişti. Paddingtonİ stasyonunda indiğinde BaşmüfettişDavy'nin her zamanki babacan tavırlarıyla kendini beklediğini gördü.

Adam,« Kalkıp buraya kadar geldiğiniz içinç ok teşekkür ederim,»dedi gülümseyerek. Yaşlıkadınıkolundan tutarak, kala­balığın arasından geçirdi. Dışarıçıkararak, onu bekleyen araba­ya götürdü.

Şoför kapıyıaçınca Miss Marple otomobile bindi. Başmüfet­tişDavy de yanına oturduktan sonra araba hareket etti.

Miss Marple,« Beni nereye götürüyorsunuz, başmüfettişbey?»diye sordu.

«ŞertramOteline.»

«Bertram Oteline mi? Sahi mi? Neden?»

«Bu sorunun resmi cevabışu: 'Polis soruşturmaya yardım edebileceğinize inanıyor'.»

«Bilinen sözler bunlar. Aynızamanda bir hayli tehlikeli. Polis birini tutuklamadanö nce hep böyle söyler, değil mi?»

Baba bir kahkaha attı.« Sizi tutuklayacak değilim, Miss Marp-

 

le. Silah patladığızaman yanımdaydınız. Benden iyi tanık mıolur?»

Bertram Otelinin kapısından girerlerken, Miss Gorringe başı­nıkaldırarak onlara baktıve hemen doğruldu. Ama BaşmüfettişDavy, Miss Marple'ıdoğru asansöre götürdü.

İkinci katta asansörden inerek, koridordan ilerlediler. Baba 18 numaralıodanın kapısınıaçarken, Miss Marple,« Bu benim kal­dığım oda,»diye mırıldandı. Kapıdan girip etrafına bakınarak, hafifçe içiniç ekti.« Doğrusu burasıçok rahattı...»

Baba başınısalladı.« Evet. Oteldekiler 'rahat'ın ne olduğunu iyi biliyorlar.»

Miss Marple birdenbire,« BaşmüfettişDavy,»dedi.« Yorgun gözüküyorsunuz.»

«Biraz dolaşmak zorunda kaldım. Açıkçasıirlanda'dan yeni döndüm, Miss Marple.»

«Sahi mi? Ballygovvlan'den mi?»                   

Baba irkildi.« Ne? Siz Ballygovvlan'i nereden biliyorsunuz?»Sesi yükselmişti.« Affedersiniz, Miss Marple. Birdenbireş aşır­dım.»

Yaşlıkadın onu affettiğini belirten bir ifadeyle gülümsedi.

Baba,« Herhalde Michael Gorman size Ballygovvlan'li oldu­ğunu söyledi.»dedi.« Bu ismi ondan duydunuz değil mi?»

Miss Marple güldü.« Bir bakımaö yle, bir bakıma değil.»

«Merakımıhoşgörün. Bu Ballygovvlan konusunu neredenöğ rendiniz?»

Miss Marple,« Aslında bu biraz utanılacak birş ey,»diye cevap verdi.« Ben... bu adıbirileri konuşurken tesadüfen duy­dum. Onlarıözellikle dinlemiyordum. Herkesin girebileceği bir salonda oturuyordum. Bir insan konuşurken sesini alçaltmazsa

 

bundan onun duyulmaktanç ekinmediği anlamıçıkar. Tabii bazen sizin oç evrede olduğunuzu farketmez. Kalabalık bir yerde olduğu, başkalarının da içeri girebileceği aklına gelmez. O zaman seçeceğiniz iki yol var, birini tercih etmek zorunda kalırsı­nız. Ya ayağa kalkıpö ksürürsünüz ya da sessiz sedasız oturup, sizi görmemelerini sağlarsınız. Her iki durumda daç ok sıkılırsı­nız.»

BaşmüfettişDavy saatine baktı.« Beni dinleyin. Bu konuyu sizinle uzun uzun konuşmak istiyorum. Ama Piskopos Pennyfat­her neredeyse gelecek. Gidip onu almalıyım. Bunun sizce bir sakıncasıyok ya?»

«Ne sakıncasıolabilir?»

BaşmüfettişDavy gülümseyerek odadançı ktı.

O sırada Piskopos Pennyfather de Bertram Otelinin kapısın­dan içeriye giriyordu. Adam her zamanki dalgın tavırlarıyla danış­maya gitti. Miss Gorringe onu sevinçle karşıladı.

«Piskopos Pennyfather! Sizi gördüğüme o kadar memnun oldum ki. Eşyalarınızımıalmaya geldiniz? Eğer haber verseydi­niz bavullarınızıyollardık.»

Piskopos Pennyfather,« Teşekkür ederim,»diye cevap verdi.« Her zamanki gibi yineç ok naziksiniz... Fakat bugün Londra'ya gelmem gerekti.İ nmişken eşyalarımıda alayım, dedim.»

Miss Gorringe başınısalladı.« Sizin için o kadar endişelendik ki. Ortadan kaybolmuştunuz. Kimse nerede olduğunuzu bilmiyor­du. Duyduğuma göre bir araba kazasıgeçirmişsiniz.»

Piskopos Pennyfather,« Evet,»dedi.« Evet. Son zamanlarda herkes arabasınıfazla hızlısürüyor. Hoşben kazayıhatırlamıyo­rum ya, o da başka. Doktor beynimin sarsıldığınısöyledi... Ney­se...İ nsan yaşlandıkça, hafızasıda...»Üzüntüyle başınısalladı.

 

«Eğer yardımsever birç ift beni yolun kenarında bulmasalardıne olurdu bilmem.»Gülümseyerek sordu.« Ya siz nasılsınız, Miss Gorringe?»

Miss Gorringe de gülümsüyordu.«Ç ok iyiyim.»

Piskopos birdenbire Miss Gorringe'in her zamankinden fark­lıolduğunu gördü. Ne olmuştu? Kadın biraz zayıflamışmıydı? Yoksa... evet, evet, Miss Gorringe'in endişeli bir hali vardı, ihti­yar adam telaşla,« Hasta değilsiniz ya?»dedi.« Biraz zayıflamışsı­nız galiba.»

«Otelde bir hayli sorunçı ktı, Piskopos Pennyfather. Belki gazetelerde okudunuz. Kapıcımız Gormanö ldürüldü.»

Piskopos Pennyfather başınısalladı.« Evet, burada bir cina­yet işlendiğini gazetelerde okudum.»

'Cinayet' kelimesinin açık açık söylendiğini duyan Miss Gor­ringe titredi.« Kötü.Ç ok kötü...Ş imdiye kadar Bertram da böyle birş ey asla olmamıştı. Yani burasıöyle cinayet işlenen bir yer değil.»

Piskopos Pennyfather bir haftaö nce gazetelerde okudukları­nıyavaşyavaşhatırlıyordu.« Evet, evet...Ş imdi aklıma geldi. Ama ben vurulanın bir kız olduğunu sanıyordum.»

«Lady Sedgwich'in kızınımıkastediyorsunuz? Herhalde onu burada vasisi Albay Luscombe'le gördünüz. Anlaşılan siste biri kıza saldırmış. Herhaldeç antasınıalıp kaçmak istiyordu. Her ney­se serseri kıza ateşetmiş. Tabii cesur ve soğukkanlıbir adam olan Gorman hemen koşup kızınö nüne siper olmuş. Ve bu yüz­den de vurulmuşzavallı.»

Piskopos başınısalladı.«Ç ok acı...Ç ok acı...»

Miss.Gorringe,« Herş ey altüst oldu,»diyeş ikâyet etti.« Yani polisler durmadan otele gelip gidiyorlar. Aslında bu olağan. Ne

 

var ki, polislerin otelde dolaşmasıhoşkaçmıyor. Gerçi Başmüfet­tişDavy'le Komiser VVedell saygıdeğer insanlar gibi duruyorlar. Hemen hemen bizlerden farksızlar yani.»

Piskopos Pennyfather kekeledi.«Ş ...ş ey... Evet...»

Miss Gorringe,« Hastaneye gitmek zorunda kaldınız mı?»diye sordu.

Piskopos,« Hayır,»diyerek başınısalladı.« Sözünüettiğim hayırseverç ift... yani bir bahçıvanla karısıbeni yolda bularak yan­larına aldılar. Bana ellerinden geldiği kadar baktılar. Onlara min­nettarım. Dünyada sevecen merhametli insanlar olduğunu anla­mak insanaü mit ve cesaret veriyor.Ö yle değil mi?»

Miss Gprringe de aynıfikirdeydi.« Gerçektenö yle.İ nsan gazetelerde o cinayetleri... korkunçhaydutların bankaları, trenle­ri soyduklarını, insanlarıyollarındanç evirdiklerini okuyunca baya-,ğıü mitsizliğe kapılıyor.»Başınıkaldırıp baktı.« BaşmüfettişDavy merdivenlerden iniyor. Herhalde sizinle konuşmak isteyecek.»

BaşmüfettişDavy,« Hoşgeldiniz, efendim,»dedi.« Nasılsınız? Kendinize geldiniz mi artık?»

Piskopos,« Artıkç ok iyiyim,»diye cevap verdi.« Ama hâlâbazışeyleri hatırlamıyorum. Doktor, 'Belki de hafızanız tamamıy­la düzelemeyecek' diyor.»

Baba başınısalladı.«Ü midiniz kırılmasın. Böyleş eyler hiçbelli olmaz.»Piskoposu kontuardan uzaklaştırarak, asansöre doğru götürdü.« Sizinle küçük bir deneme yapmak istiyorum. Siz­ce bir sakıncasıyok değil mi? Bana yardım edecek misiniz?..»

BaşmüfettişDavy 18 numaralıodanın kapısınıaçtığızaman yalnızdı.

Pencereninö nündeki koltukta oturan Miss Marple ona doğ­ru dönerek,« Bugün sokak kalabalık,»diye konuştu.« Her zaman­kinden daha kalabalık.»

 

«E, tabii. Berkeley Meydanıyla Shepherd'in Mefket'e bura­dan gidiliyor...»

«Ben yayalarıkastetmedim. Söylemek istediğim işyapan adamlar. Yol onaran adamlar... Bir telefon tamir kamyoneti bir­çokö zel araba.»

Baba onaşö yle bir baktı.« Miss Marple bana yardım etmeni­zi istiyorum. 19 Kasım gecesi yaptıklarınızıtekrarlayın. Uyuyordu­nuz, uyandınız. Veya tuhaf bir gürültüuyanmanıza neden oldu. Elektriği yakıp, saate bir göz attınız. Sonra yataktan kalkıp, kapı­yıaçtınız ve dışarıbaktınız. Bütün bunlarıtekrarlayabilir misiniz?»

Miss Marple,« Tabii,»dedi. Ayağa kalkarak yatağa doğru git­ti.

«Bir dakika.»

BaşmüfettişDavy uzanarak, yandaki odayla aradaki duvara vurdu.

Sonra da,« Piskopos Pennyfather yandaki odada,»diye açık­ladı.« Kendisine ona kadar saymaâınısöyledim.»Baba saatine baktı.« Haydi. Başlayın bakalım.»

Miss Marple yatağın başucundaki lambaya dokundu. Hayali bir saate baktı. Ayağa kalkarak kapıya gitti. Açarak dışarıya bak­tı. Sağında, Piskopos Pennyfalıher odasındançı kmışmerdivenin sahanlığına doğru gidiyordu.

Adam sahanlığa erişerek, basamaklardan inerken Miss Marple nefesini tuttu. Sonra da geri döndü.

BaşmüfettişDavy,« E?»dedi.

Miss Marple,« O gece gördüğüm adam Piskopos Pennyfat­her olamaz,»diye cevap verdi.« Yaniş imdi gördüğüm adam pis-kopossa...»

«Ama siz demiştiniz ki...»

 

«Biliyorum. Adam Piskopos Pennyfather'e benziyordu. Saç­ları... Elbisesi... Herş eyi... Ne var ki, o Piskopos Pennyfather gibi yürümüyordu. Sanıyorum daha gençbir adamdı.Ü zgünümç okü zgünüm. Herhalde sizi yanlışyola sürükledim. Yine de o gece gördüğüm Piskopos Pennyfather değildi.»

Davy mırıldandı.« Bir bakıma haklıydınız. Piskopos Pennyfat­her o gece otele döndü. Geldiğini kimse görmedi. Ama bu da o kadarş aşılacak birş ey değil.Çü nküadam Bertram'a döndüğüzaman gece yarısınıçoktan geçmişti. Merdivenlerdençı ktı. Yan­daki odanın kapısınıaçarak içeri girdi. Ondan sonra ne olduğu­nu bilmiyoruz. Zavallıbunlarıhatırlamıyor. Hafızasınıcanlandır­manın yolunu bulsaydık...»

Miss Marple düşünceli düşünceli başınısalladı.« Tabii o Almanca kelime var.»

«Hangi Almanca kelime?»

«Ah, unuttum. Ama...»

Piskopos Pennyfather'di gelen...«İç eri girebilir miyim? Dene­me nasıl oldu?»Kapıdan girdi.

Baba,« Harika oldu,»diye cevap verdi.« Ben de Miss Marp-le'la konuşuyordum. Kendisini tanıyorsunuz değil mi?»

«Evet, evet...»Pennyfather'in sesinden bundan pek emin olmadığıanlaşılıyordu.

«Miss Marple o gece neler yaptığınızınasılöğ rendiğimizi anlatıyordum. Gece yarısından sonra tekrar otele döndünüz. Yukarıçıktınız. Odanızın kapısınıaçarak, içeri girdiniz...»Durdu.

Miss Marple birdenbire bağırdı.« Almanca kelimenin ne oldu­ğunuş imdi hatırladım Doppelgönger.»

Piskopos Pennyfather'in yüzünde hayret dolu bir ifade belir­di.« Tabii! Tabii! Bunu nasıl oldu da unuttum. Biliyor musunuz?

 

Çok haklısınız.Erika'nın Duvarları filmini seyrettikten sonra bura­ya otele döndüm. Yukarıçıktım. Odanın kapısınıaçtım ve ne gör­düm biliyor musunuz?İ nanılacak gibi değildi. Kaptyıaçtım ve tam karşıda bir koltukta kendimin oturduğunu gördüm. Evet, ben karşıdaki koltukta oturuyordum. Sizin dediğiniz gibi bir 'Dop-pelgönger'di bu. Benim eşim. Ne garip değil mi? Ondan son­ra?.. Durun bakayım.»Gözlerini tavana dikerek hatırlamayaç alış­tı.

Baba atıldı.« Ve o zaman sizi gördükleri içinç okş aşırdılar.İç lerinden biri olancaş iddetiyle başınıza vurdu.»

Kısa bir süre sonra, Piskopos Pennyfather, Chadminster'e doğru yolaçı ktı. Artık herş eyi hatırlayan adam olanlarıdüşüne­rek başınısallıyor, yolda kendisini bulduklarınıiddia edenç iftin aslındaö yle hayırsever insanlar olmamasınaü zülüyordu.

BaşmüfettişDavy, Miss Marple'ısalonda bir köşeye oturt­muştu. Adam,« Beni burada on dakika bekleyebilir misiniz?»diye sorarak uzaklaştı.

«Tabii beklerim.»

Miss Marple de oturup düşünmek istiyordu zaten...

DEDEKTİF OLABİLİR MİSİNİZ?

Buraya kadar katili bulmak ve esrarıçözmek için gerekli bütün ipuçlarıverildi.

Şimdi iyi düşünün. KATİL KİM? Bertram Otelinde nasıl işler dönüyor?

 

 

 

ON BEŞ

Miss Marple, acaba BaşmüfettişDavy benden bu sefer ne yapmamıisteyecek, diye düşünüyordu. Adamın oldukça heye­canlıolduğunu sezmişti. Baba'nın planlarımeyve vermekü zerey­di. Bu onun zafer günüsayılabilirdi.

Bertram Otelinde yaşam yine eskisi gibiydi.

Miss Marple kendi kendine, hayır, dedi. Pek de eskisi gibi değil. Arada bir fark var. Ama bu fark nerede, onu bilmiyorum. Belki de herş eyin nedeni otele kaygılıbir havanın hakim olması.

Dışkapılar açılarak BaşmüfettişDavy içeri girdi. Adam hızla Miss Marple'in oturduğu tarafa geldi. Neşeli bir tavırla,« Lady Sedgwich'i ziyaret edeceğiz,»diyerek gülümsedi.

«O hâlâburada mıkalıyor?»

«Evet. Kızıda yanında.»

Miss Marple ayağa kalktı. Etrafına bir göz atarak, usulca mırıldandı.« ZavallıBertram.İ nsan, bir sanat eseri mahvolduğu zamanç okü zülüyor.»

Baba düşünceli düşünceli,« Ne demek istediğinizi anlıyo­rum,»dedi.

Asansörle yukarıçıkarak, koridorda ilerlediler. Lady Sedg-

 

wich pencerenin yanındaki yüksek arkalıklıkoltukta oturuyordu. Dizlerininü stünde bir kitap vardı. Ama kadının bunu okumadığıanlaşılıyordu.

«Demek yine siz geldiniz, BaşmüfettişDavy.»Gözlerini ondan ayırarak, Miss Marple'a baktı. Yüzünde hafif bir hayret ifa­desi belirdi.

BaşmüfettişDavy,« Miss Marple da benimle geldi,»dedi.« Miss Marple... Lady Sedgvvich.»

Bess Sedgvvich başınısalladı.« Sizinle dahaö nce de tanış­mıştık. Geçen gün Selina Hazy'nin yanındaydınız değil mi?»Biraz duraksadıktan sonra devam etti.« Rica ederim, oturun.»Tekrar BaşmüfetişDavy'e döndü.« Elvira'ya ateşeden adam hak­kında yeni haberleriniz var mı?»

«Pek var sayılmaz.»

«Saldırgan hakkında fazla birş eyöğ renebileceğinizi sanmı­yorum. Sisli havalarda onun gibi serserilerİ nlerinden dışarıçıka­rak, yalnız başına dolaşan kadınlarıararlar.»

Baba,« Bir dereceye kadar doğru bu. Kızınız nasıl?»dedi.

«Elvira kendine geldi artık... Albay Luscombe'e telefon ettim. Kızımıyanıma alacağımıduyuncaç ok memnun oldu.»

Bess birdenbire bir kahkaha attı.« Sevgili Derek, Elvira'yla beni biraraya getirmek için az uğraşmadı.»

Baba,« Sanırım bu konuda haklıydı,»diye cevap verdi.

«Hayır, hayır, değildi. Amaş u ara Elvira'nın benimle oturma­sıiyi olacak.»Başınıçevirerek pencereden dışarıbaktı.\ Tekrar konuşmaya başladığızaman sesi iyice değişmişti.« Duyduğuma göre bir arkadaşımıtutuklamışsınız... Ladislaus Malinovvski'den söz ediyorum. Onu neyle suçluyorsunuz?»

 

BaşmüfettişDavy düzeltti.« Malinowski tutuklanmadı.Ş u ara tahkikatımızda bize yardım ediyor.»

«Onu hangi konuda sorguyaç ektiğinizi sorabilir miyim? Yok­sa böyle birş ey sormamam mıgerek?»

«Bir kere Michael Gorman'ınö ldüğügece ne yaptığını öğrenmek istiyoruz.»

Bess Sedgvvich koltuğunda doğrulup oturdu.« Yani Elvira'ya ateşedenin Ladislaus olduğunu mu sanıyorsunuz? Bu gülünçfikir de nereden aklınıza geldi. Onlar birbirlerini tanımıyorlar bile.»

«Bu işi Malinovvski yapmışolabilir.Çü nküo gece arabasıköşedeydi.»

Lady Sedgvvichö fkeyle,« Saçma,»diye homurdandı.

«Michael Gorman'inö lümüsiziü zdümü, Lady Sedgvvich?»

Kadın hayretle ona baktı.« Gorman'ınö lümünüduyuncaç okü züldüm.Çü nküoç ok cesur bir adamdı.»

«Onu tanıyordunuz değil mi?»

«Tabii. Buradaç alışıyordu.»

«Sanırım onu daha iyi tanıyordunuz, değil mi?»

«Ne demek istiyorsunuz?»

«Rica ederim, Lady Sedgvvich! Michael Gorman sizin koca-nızdıdeğil mi?»

Kadın bir iki dakika cevap vermedi. Gelgelelim endişeli veyaş aşırmışgibi de davranıyordu. Nihayet içiniç ekerek arkasına yas­landı.« Siz birçokş eyi biliyorsunuz değil mi, başmüfettişbey... Michael Gorman'ıyirmi yıldan beri görmemiştim. Hatta daha uzun bir süreden beri. Sonra bir gün otelin penceresinden bak­tım ve... Micky'i tanıdım.»

«O da sizi tanıdımı?»

«Evet. Doğrusu birbirimizi tanımamızş aşılacak birş eydi.»

 

Bess Sedgwich'in yüzünde tuhaf bir ifade belirmişti.«Çü nküonunla ancak bir hafta beraber kaldık. Sonra ailem izimizi buldu. Micky'e para verdiler, beni de rezil olduğumu söyleyerek eve götürdüler. Tekrar içiniç ekti. Micky'le kaçtığım zamanç ok genç­tim. Budalanın,çı lgının biriydim.Ç ok inatçıydım. Kafam da o romantik hayallerle doluydu. Micky benim için bir masal kahra­manından farksızdı. Bunun nedenini biliyor musunuz?Ç ok iyi ata binmesi. Korkunun ne olduğunu bilmezdi.Ç ok yakışıklıve neşe­liydi. Bütünİ rlandalılar gibi tatlıdilliydi.»Başınısalladı.« Ancak hayranlığım uzun sürmedi... Başbaşa geçirdiğimiz ilk yirmi dört saat beni düşkırıklığına uğratmaya yeterli geldi.Ç ok içiyordu. Kaba ve hain bir tarafıvardı. Ailem beni eve götürmek için gelin­ce rahat bir soluk aldım. Micky'i bir daha görmek, adınıduymak bile istemiyordum.»

«Aileniz onunla evli olduğunuzu biliyor muydu?»

«Hayır. Ben de Micky'le evli olduğumu sanmıyordum.»

«Neden? Niçin sanmıyordunuz?»

«Mick'le Ballygovvlan da evlendik. Ama ailem beni almaya gelince bana evliliğimizin sahte olduğunu söyledi. 'O töreni arka­daşlarımla aramızda hazırlayıverdik,' dedi. Ben artık ondan herş ey beklediğim için bu sözlere inandım. Micky'den böyle birş ey beklenebilirdi. Bilmiyorum bu yalanıneden uydurdu? Ailemin ver­diği paraya ihtiyacıolduğu için mi? Yoksa kanunen reşit olma­mışbir kızla evlendiği için cezalandırılacağından korktuğundan mı? Her neyse... O zaman Micky'nin sözlerinin doğru olduğuna inandım.»

«Ya sonra?»

Bess Sedgvvich derin düşüncelere dalmıştı.« Yıllar... yıllar sonra, hayatıdaha iyi tanıdığım ve kanuni işlerden de anlamaya

 

başladığım zaman, 'Galiba' dedim. 'Ben yıllarö nce Michael Gor-man ile gerçekten evlenmiştim.'

«Yani aslında Lord Coniston'la evlendiğimiz zaman iki kocalıolmuştunuz. Bu ikinci evlilik yasal sayılmazdı.»

«Evet... Johnny Sedgwich ve Amerikalıkocamla olan evlilik­lerim deö yle...»BaşmüfettişDavy'e bakarak, neşeyle güldü.« Bü­tün bu evliliklerim yasal değildi. Ne gülünçdeğil mi?»

«Michael Gorman'dan boşanmayıdüşünmediniz mi?»

Lady Sedgwich omuzunu silkti.« Bu bana gülünçbir rüya gibi geliyordu. Tekrardan geçmişi hatırlatmakta bir anlam yoktu. Ve durumu Johnny'e açtım.»Bu ismi söylerken sesi yumuşayıp, tatlılaşmıştı.« O bu konuya aldırmadıbile. Johnny de, ben de kanuna saygısıolan insanlar sayılmazdık.»

Baba sakin bir sesle,« Sonra,»dedi.« Kasım ayında Michael Gorman ortayaçı karak, sizeş antaj yaptı.»

«Saçma! Onun banaş antaj yaptığınıda kim söyledi?»

Baba ağır ağır dönerek, sandalyesinde dimdik ve sessiz sedasız oturan yaşlıkadına baktı.

«Siz!»Bess Sedgvvich hayretle Miss Marple'ısüzdü.« Siz bu konuda ne bilebilirsiniz ki?»Yaşlıkadınısuçlamıyordu. Sadece sesinde merak vardı.

Miss Marple,« Bu oteldeki koltukların arkalıklarıyüksek,»diye cevap verdi.« Yazıodasında,şö mineninö nünde oturuyor­dum. Siz, mektup yazmak için içeri girdiniz. Odada başkalarının da olduğundan haberiniz yoktu sanırım.İş te bu yüzden istemeye­rek Gorman'la yaptığınız konuşmayıduydum. Pencereyi açıp, ona seslendiğiniz zaman sözlerinizi ister istemez işittim.»

Bess ağır ağır başınısalladı.« Sizi suçlamıyorum. Ama duy­duklarınızıyanlışanlamışsınız. Micky banaş antaj yapmadı. Belki

 

bunu düşünmüştüama o girişime geçmeden onu uyardım.»Dudaklarıyine o neşeli ve kaygısız gülümsemeyle büküldü. Bu gülümseme kadının yüzüneç okç ekici bir ifade veriyordu.

Miss Marple mırıldandı.« Evet. Onu vurmakla tehdit ettiniz. Küstahlığımımazur görün. Ama pek iyi yaptınız. Sorunu mükem­mel birş ekilde idare ettiniz.»

Bess Sedgvvich kaşlarınıalayla kaldırdı.

Miss Marple konuşmasınısürdürdü.« Ne var ki, bu konuşma­yıyalnız ben duymadım.Şö minenin karşısındaki diğer koltukta da biri oturuyordu.»

Miss Marple, BaşmüfettişDavy'e yalvarırcasına baktı. Ada­ma,« Bu işi yapmak gerekirse... siz yapın,»der gibiydi.

«Olamaz!»Bess'in sesi iyice yükselmişti.« Elvira'mıoturuyor­du? Anlıyorum... evet, anlıyorum. Herhalde Elvira bazışeyler düşündü...»

Davy,« Kızınız duyduklarınaç okö nem verdi,»dedi.« Bu yüz­den de kalkıpİ rlanda'ya gitti. Orada gerçekleriöğ renmeyeç alış­tı. Bunuöğ renmek hiçde güçdeğildi.»

Bess Sedgvvich ağır ağır,« Zavallıyavrucak,»diye mırıldandı.«Ş imdi bile bana birş ey sormadı. Herş eyiİç ine atıyor. Eğer bana sorsaydı, ona herş eyi anlatır... bunun o kadarö nemli olma­dığınısöylerdim.»

BaşmüfettişDavy cevap verdi.« Bu konudaki fikrinizi kabul etmeyebilirdi.»Sonra sanki dedikodu yapıyormuşveya anıların­dan söz ediyormuşgibi bir tavırla,«Ç ok garip...»diye devam etti.Ş imdi onda sürülerinden, bu yıl aldığıüründen söz eden birç iftçi hali vardı.« Birçok hatalar sonunda gördüğüm herş eye inanmasınıiyiceÖğ rendim.Ö zellikle basit gözükenş eylere. Aslın­da bu cinayette böyleydi. Kız, birinin kendisine ateşettiğini ama

 

kurşunun kendine gelmediğini söyledi. Kapıcıonu kurtarmaya koşmuşve o sırada ikinci kurşun adamın göğsüne isabet etmişti. Kız olayıbuş ekilde görmüşolabilir. Ama olayların göründüğügibi olmasıdaş art değil.»

Susarak dikleşti. Sonra da,« Birazö nce,»diye devam etti.« Büyük bir heyecanla Ladislaus Malinowski'nin kızınızıöldürme­ye kalkmasıiçin bir neden olmadığınısöylediniz. Bu konuda sizinle aynıkanıdayım. Gerçekten böyle bir neden olmadığından eminim. Malinovvski bir kadınla kavga edecek ve sonra bıçağını çekerek onuö ldürecek yapıda biri. Yine de gençadamın bir avlu­ya saklanıp, kızısoğukkanlılıkla vuracağınıhiçsanmıyorum. Mali-nowski'nin başka biriniö ldürmek istediğini düşünelim. Gençadam planınıdikkatle yapıyor. Sisli bir gece seçerek, avluya sak­lanıyor ve kızınız sokakta belirinceye kadar bekliyor. Elvira'nın geleceğini biliyor.Çü nküişleriö yle ayarlamış. Malinovvski bir el ateşediyor. Ama bunu kıza isabet ettirmek niyetinde değil. Kur­şunun Elvira'nın yakınından geçmesi için elinden geleni yapıyor. Ama o telaşarasında kız kendisine ateşedildiğini sanıyor. Acıacıbağırıyor. Otelin kapıcısıkoşarak geliyor ve Malinovvski deö ldürmek için geldiği adamıvuruyor. Yani Michael Gorman'ı.»

«Bütün bunların tek kelimesine bile inanmam. Neden Ladisla­us, Mick Gorman'ıöldürmek istesin?»

Baba mırıldandı.«Ş antaj yüzünden.»

«Yani Micky'i Ladislaus'aş antaj mıyapıyordu? Ne için?»

Baba,« Belki Bertram Otelinde olanlar yüzünden... Michael Gorman bu konuda birçokş eyiöğ renmişolabilirdi.»

«Bertram Otelinde olanlar yüzünden mi? Ne demek istiyorsu­nuz?»

BaşmüfettişDavy içiniç ekti.«İ yi bir işdi bu, Lady Sedgvvich,

 

mükemmel birş ekilde planlanmış, ustalıkla uygulanmıştı. Ne var ki, hiçbirş ey sonsuza kadar devam etmez. Geçen gün Miss Marple buradaki tuhaflığın ne olduğunu sordu. Bu soruyuş imdi cevaplandıracağım. Bertram Oteli aslında yıllardan beri karşılaştı­ğımız en usta, en büyük birş ebekenin merkeziydi.»

Bir iki dakika derin bir sessizlik oldu. Sonra Miss Marpleö ne doğru eğildi.

Sanki bir konuşmaya devam ediyormuşgibi,«Ç ok ilginç,»dedi.«Ç ok ilginç.»

Bess Sedgwich ona doğru döndü.« Bunaş aşırmışgibi bir haliniz yok, Miss Marple.»

«Doğrusunu isterseniz pekş aşmadım. Birbirine uymayan bir sürüayrıntının farkına varmıştım. Burası,İ nanılmayacak kadar hoşbir yerdi. Ne demekİ stediğimi anlıyorsunuz değil mi? Tiyat­roç evresinden olanların 'Olağanüstübir oyun' diye anlattıkları şeylere benziyordu bu... Aslında ustalıkla oynanan bir oyundu. Gerçekleİ lgisi yoktu... Bir sürüufak ayrıntıvardı.İ nsanın bazıkimseleri eski dostlarısanmasıve sonra yanıldığınıanlaması.»

BaşmüfetişDavy söze karıştı.« Böyleş eyler olur tabii. Oysa bu oteldeç ok sık oluyordu.Ö yle değil mi, Miss Marple?»

Yaşlıkadın başınısalladı.« Evet. Selina Hazy gibi kimseler sık sık bu hataya düşerler. Ama başkalarıda aynışeyi yapıyorlar­dı, insan ister istemez bunun farkına varıyordu.»

BaşmüfettişDavy, Bess Sedgvvich'e döndü.« Onun gözün­den hiçbirş ey kaçmıyor.»Sanki Miss Marple en sevdiği numara­yıyapan fok balıklarından biriydi.

Bess Sedgvvich merakla Baba'ya baktı.« Burasının birş ebe­kenin merkezi olduğunu söylediğiniz zaman neyi kastediyordu­nuz? Bence Bertram dünyanın en ciddi, en sakin otellerinden biri.»

 

Baba güldü.« Tabii. Bu duruma getirilmek için uzun uzun düşünülmüş, bir hayli para ve zaman harcanmış. Gerçekle, sah­te birbirine büyük bir dikkat ve kurnazlıkla karıştırılmış. Metrdotel Henry harika bir aktör. Herş eyiç ok iyi idare ediyor. Humfries denen adamdan kuşkulanmak kimsenin aklına gelmiyor. Adamın bu memlekette sabıkasıyok. Ama dışarda bazıtuhaf otel işlerine karışmış. Usta karakter aktörleri oteldeki rollerini gayet iyi oynu­yorlar.Ş unu da itiraf edeyim. Bütün buö rgüt bende derin bir hayranlık uyandırıyor. Buş ebeke, memleketin milyonlar kaybet­mesine neden oldu. Scotland Yard'ın ve taşradaki polisö rgütü­nün, yanlışizler peşinden koşarak yorulmasına sebebiyet verdi. Her seferinde elimize bir ipucu geçirdiğimizi sanıyor, tam soruş­turma ilerlerken yanıldığımızıanlıyorduk. Ama sabrımız sayesin­de bazışeyleriöğ rendik. Bilgimizi yavaşyavaşbiraraya getirdik. Bir sürüplakanın durduğu ve bunlarınç abucak bazıarabalara takıldığıbir garaj. Eşya taşımak için bir kamyon. Bir bakkal kam­yoneti.İ ki tane uydurma posta kamyonu. Yarışarabasıyla bir iki dakikada korkunçmesafeleri aşan bir yarışçı. Diğer tarafta eski Morris-Oxford arabasıyla dolaşan yaşlıbir rahip. Bir kulübede oturan ve yaralılara yardım eden, sık sık bir doktorla da temasa geçen 'hayırsever' bir bahçıvan... Bütün bunlarıuzun uzun say­mamın gereği yok.»

BaşmüfettişDavy başınısalladı,« işin yarısıbu. Diğer yarısı-nıysa Bertram Oteline gelen yabancılar meydana getiriyor. Dahaç ok Amerika'dan ve sömürgelerden gelen yolcular. Kendilerin­den kuşkulanılmayan zenginler ve onlarınşı k, zarif bavulları... olaylarıbirbirine bağlamak veya iddialarımızıispat etmek zor ola­cak. Ama sonunda bunu da yapacağız. Gerekli olan ilk adımıattık.Ö rneğin Cabot'lar...»

Bessç abucak,« Cabot'lara ne olmuş?»diye sordu.

«Onlarıhatırlıyor musunuz? Hoşbir Amerikalıçift Fransa'ya

 

buraya gelmişlerdi. Yine de oteleüçü ncükez uğramayacaklardı. Zatenş ebekeden olanlar oteleüç kez gelmiyorlar. Evet... Cabot'larıCalais'de gümrüğe girdikleri zaman yakaladık. Yanla­rındaki gardrop bavul mükemmelş ekilde yapılmıştı.İç inde deüç yüz bin sterlinden fazla para saklıydı. Yani...İ rlanda soygununda ele geçen para. Tabii bu her yılç alınan paranın yanında devede kulak kalıyor.»

Başmüfettişalay dolu bir sesle sözlerine devam etti.

«Şebekenin merkezi Bertram Oteli.Ç alışanların yarısıdaç eteden zaten. Müşterilerden bazılarıiddia ettikleri kimseler. Bazı­larıda değil. Bu arada 'benzetme oyununu' da unutmayalım. Mesela Hakim Ludgrave'u alalım. Tanınmışbir kişi. Kocaman bir burun. Bir et beni. Onun kılığına girmekç ok koley. Piskopos Pennyfather'in kılığına girmek deö yle. Kabarık beyaz saçlı, dal­gın ve sakin bir din adamı. Hareketlerini, gözlüklerininü zerinden dalgın dalgın bakışınıİyi bir aktör kolaylıkla taklit edebilir.»

Bess,« Ama bütün bunların ne yararıolabilir?»diye sordu.

Baba cevap verdi.« Belli değil mi? Hakim Ludgrave soyulan bir bankanın civarında görülüyor. Biri onu tanıyor ve bundan söz ediyor. Bu konuyu soruşturuyoruz. Bir yanlışlık olduğunu arılıyo­ruz.Çü nküHakim Ludgrave soygun sırasında başka yerde oldu­ğunuİ spat ediyor...»Bir an durdu.« Biliyor musunuz bütün bunla­rın bir anlamıolduğunu neden sonra anladık. Hiçkimse,ü nlübiri­ne benzetilen adamınü stünde durmuyordu... Adam aslında seçi­lenü nlükişiye de pek benzemiyordu. Makyajla onu bu hale sokuyorlardı, işbitince, adamın da rolüsona eriyor ve oç abu­cak makyajınıçıkarıyordu. Tabii o arada polisin aklıda iyice karı­şıyordu. Soygun yerinin civarında kimler görülmemişti ki? Yük­sek mahkemeden bir hakim, bir başdiyakoz, bir amiral, bir ge-

 

neral... Bedhampton'dakiİ rlanda postasısoygunundan sonra parayıLondra'ya getirebilmek için ayrıayrıdört araçkullanıldı. Soygunç ok iyi birş ekilde hazırlanmış, plan ustalıkla uygulanmış­tı. Ama o geceç ete bir terslikle karşılaştı. Yaşlıve dalgın din bilgi­nimiz Piskopos Pennyfather yanlışgünde uçakla Lozan'a gitmek için otelden ayrıldı. Onu havaalanından geriç evirdiler. Adam, Cromvvell Yolunaçı karak, bir sinemaya girdi. Otele gece yarısın­dan sonra dönerek, yukarıya odasınaçı ktı. Anahtar cebindeydi. Kapıyıaçarak içeri girdi ve fena haldeş aşaladı. Karşıdaki koltuk­la kendisi oturuyordu.Ç etedekiler deş aşırmışlardı. Kapıaçılmışve Lozan'da olduğunu sandıklarıPiskopos Pennyfather içeri gir­mişti. Gerçek Pennyfatherçı kageldiği sırada ona benzetilen adam Beldhomptan'a gidip rolünüoynamaya hazırlanıyordu.Ç etedekiler ne yapacaklarınışaşırdılar.İç lerinden biri hemen harekete geçti. Bu Humfries'di sanırım. Atılıp, yaşlıadamın başı­na bir darbe indirdi. Sanıyorum biri buna kızdı.Ç ok kızdı. Ve ihti­yar adamımuayene edince onun sadece bayılmışolduğunu anla­dılar. Bu yüzden de işlerine devama karar verdiler. Sahte Pisko­pos Pennyfather odadançı karak, ayrıldı. Arabayla bu 'bayrak yarışında' rolünüyapacağıolay yerine gitti. Asıl Piskopos Penny-father'i ne yaptılar. Bunu sâdece tahmin edebiliyorum. Sanıyo­rum onu arabayla bahçıvanın kulübesine götürdüler. Bu trenin soyulacağıyerdenç ok uzakta değildi. Kendisine orada bir dok­tor bakabilirdi. Piskopos Pennyfather'in oç evrede görüldüğüduyulunca da, herş ey birbirine uymuşolurdu. Herhalde adam ayılıncaya kadarç etedekiler kötüanlar geçirdiler. Sonra da Pennyfather'in hiçolmazsa sonüç günühatırlayamadığınıanladı­lar.»

Miss Marple sordu.« Aksi takdirde onuö ldürecekler miydi?»

 

Baba,« Hayır,»diye cevap verdi.« Onuö ldüreceklerini sanmı­yorum. Biri buna kesinlikle izin vermezdi. Tâbaşından beriç eteyi yöneten kimsenin cinayetten hoşlanmadığıanlaşılıyordu.»^

Bess Sedgwich mırıldandı.«İ nanılacak gibi değil... Elimizde Ladislaus Malinovvski'yi bu hayaliç eteye bağlayacak deliller oldu­ğunu sanmıyorum.»

Baba,« Elimde Ladislaus Malinovvski'nin aleyhinde bir sürüdelil var.Ç ok tedbirsiz biri. Otelde görülmemesi gerekirken bura­ya sık sık geldi.İ lk seferinde kızınızla ilişki kurabilmek için uğradı. Aralarında böyle karar vermişlerdi.»

«Saçma! Elvira size Ladislus'u tanımadığınısöyledi.»

«Bana böyle söyledi ama aslında bu doğru değildi. Elvira, Malinovvski'yeâşı k. Onunla evlenmek istiyor.»

«Buna inanamam!»

BaşmüfettişDavyı srar etti.« Sizİş inİç yüzünüöğrenecek durumda değilsiniz. Mallnovvskl, sırlarınıherkese açacak bir insan değil. Kızınızıise hemen hemen hiçtanımıyorsunuz. Mali­novvski'nin Bertram Oteline geldiğiniöğ reninceç ok kızdınız değil mi?»

«Neden kızayım?»

Baba,«Çü nkü,»dedi.«Ç etenin reisi sizsiniz. Siz ve metrdo­tel Henry. işin maddi tarafına Capello kardeşler bakıyor. Avru-pa'daki bankalarda hesap açma işleriyle ve diğer mali ayrıntılarla onlar meşgul oluyorlar. Amaç etenin elebaşısısizsiniz. Planlan siz yapıyorsunuz.Ç eteyi siz yönetiyorsunuz. Herş ey sizin başını­zın altındançı kıyor, Lady Sedgvvich.»

Bess ona bakarak güldü.«Ö mrümde bu kadar gülünçbirş ey duymadım.»

«Sözlerim hiçde gülünçdeğil.Ç ok zeki, cesur, gözünü

 

budaktan esirgemeyen, pervasız bir insansınız. Herş eyi denedi­niz. Sununda kanuna karşıgelmeyi de denemeye karar verdiniz. Buç ok heyecanlı, tehlikeli bir oyundu. Sizi cezbeden para değil, işin eğlence tarafıydı... Bundan eminim. Fakat cinayete, adam yaralamaya tahammülünüz yoktu. Onun için soygun sırasında kimse yaralanmıyor veyaö ldürülmüyordu. Sadece gerektiği zaman kurbanların kafasına dikkatle ve ustalıkla vuruluyordu. Bili­yor musunuz?Ç ok ilginçbir kadınsınız. Gördüğüm suçluların arasında sizin gibi gerçekten ilginçkişiler pek azdır.»

Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Bess Sedgvvich ayağa kalktı.« Sizçı ldırmışsınız.»Elini telefona doğru uzattı.

«Avukatınızımıarayacaksınız. Fazla birş ey söylemeden ona danışmanız iyi olur. Avukatınızın fikrini alın.»

Almacıkaldırmışolan Bess Sedgvvich sert bir hareketle bunu yerine bıraktı.« Doğrusunuİ sterseniz avukatlardan nefret ederim. Pekâlâ... Dediğiniz gibi olsun... Evet,ç eteyi ben idare ediyordum. Doğrusuç ok da eğlendim. Bankaları, trenleri, posta­neleri ve zırhlıarabalarısoyarak, paralarıele geçirmek gerçektenç ok eğlenceli oluyordu. Ama biz işi zamanında kesmedik. Soy­gunlara devam ettik. Neyse... Ben zevkli dakikalar geçirdim ya. Yalnız Ladislaus Malinovvski hakkında yanılıyorsunuz. Michael Gorman'ıoö ldürmedi. Benö ldürdüm.»Birdenbire tiz bir sesle, heyecanla bir kahkaha attı.« Beni neyle tehdit ettiği... neler söyle­diği o kadarö nemli değil. Micky'e kendisini vuracağımısöylemiş­tim. Bunu Miss Marple da duymuş. Sonunda dediğimi yaptım ve onu vurdum. Ladislaus'un yaptığınıiddia ettiğinizş eyleri aslında ben yaptım. O avluya ben saklandım. Elvira geçerken, havaya doğru bir el ateşettim. Kız acıacıbağırdı. Micky koşarak gelince de onu vurdum. Bende otelin bütün kapılarının anahtarıvardı.

 

Avludaki kapıdan usulca içeri girerek, odamaçı ktım. Tabancanın Ladislaus'un olduğunuöğ reneceğiniz veya ondan kuşkulanaca­ğınız hiçaklıma gelmedi. Silahı, onun haberi olmadan arabasın­danç almıştım. Emin olun bunu kuşkulan onunü zerineç ekmek için yapmadım.»Telaşta Miss Marple'a doğru döndü.« Unutma­yın, siz tanıksınız. Söylediklerimin hepsini de duydunuz.Michael Gorman'ıbenöldürdüm!..»

Davy başınısalladı.« Belki bütün bunlarıMalinovvski'yeâşı k olduğunuz için söylüyorsunuz.»

«Onaâşı k değilim.»Bess'in sesi sertleşmişti.« Ben sadece onun samimi dostlarından biriyim. Evet... Birbirimizden hoşlanı­yorduk ama Ladislaus'a hiçbir zamanâşı k olmadım. Benö mrüm­de bir defaâşı k oldum. Bir tek kişiyi sevdim. Johnny Sedg-wich'i.»İsmi söylerken sesi değişmiş, alçalıp yumuşamıştı. Son­ra devam etti.« Ama Ladislaus arkadaşım. Onun yapmadığıbirş ey yüzünden cezalandırılmasınıistemem.Michael Gorman'ıbenöldürdüm. Bunu açık açık söyledim. Sözlerimi Miss Marple da duydu. Veş imdi sevgili BaşmüfettişDavy...»Sesi heyecanla yükseldi. Tatlıkahkahasıodada yankılar yaptı.«Ş imdi... beni yakalayabilirseniz yakalayın.»

Çevik bir hareketle, telefonu pencereye fırlatarak, camıkırdı. Oturmuşolan Baba daha ayağa kalkmadan pencereden fırladı. Alttakiçı kıntıdan hızla ilerlemeye başladı.

Davy telaşla diğer pencereye doğru atıldı. Camıaçarak, cebindençı kardığıdüdüğüçaldı.

Miss Marple da adamın yanına gitti. Bertram Otelinin dik cephesine baktılar.

Miss Marple,« Düşecek,»diye haykırdı.« Yağmur borusun­dan yukarıtırmanıyor. Ama neden yukarıçıkmak istiyor.»

 

«Daha daçı kacak. Ancak buş ekilde kurtulabilir. Bunu kendi­si de biliyor.Ş una bakın. Bir kedi gibi tırmanıyor. Tehlikeye aldır­dığıyok.»

Dikkatle seyrettikleri gençkadın gözden kayboldu. Baba hafifçe geriç ekildi.

Miss Marple sordu.« Siz de gidecek misiniz?»

BaşmüfettişDavy başınısalladı.« Böyle birş ey olabileceğini düşünerek adamlarımıçeşitli yerlere yerleştirdim. Onlar ne yap­malarıgerektiğini biliyorlar. Hoş, Bess Sedgvvich ellerinden kaçarsa hiçşaşmam. Binde bir rastlanacak bir kadın o.»içiniç ekti.« Bess Sedgvvichçı lgının biri. Her kuşakta böyleleriçı kar. Onlarıehlileştirmezsiniz. Topluma karışarak, kanuna saygılıdav­ranmalarını, sakin bir hayat sürmelerini sağlayamazsınız. Onlar kendi-yollarında giderler. Eğer iyi insanlarsa, ormanda cüzzamlı-lara bakarlar veya kendilerini bir amaçuğruna feda ederler. Eğer kötüyseler, duymayıbile istemeyeceğiniz kötülükler yaparlar. Bazılarıise sadeceçı lgındırlar. TıpkıLady Sedgvvich gibi.»

«Onun buş ekilde hareket edeceğini biliyor muydunuz?»

«Pek bilmiyordum. O böyle bir kadın işte. Beklenmedikş ey­ler yapıyor. Herhalde bütün bunlarıdüşündü. Ne olacağınıtah­min etmişti.Ş urada oturmuşbize bakıyor, konuşuyor ve o arada da düşünüyor planlar yapıyordu. Sanıyorum... hah...»Birdenbire sustu. Sokaktan bir arabanın ani homurtusu, tekerlek gıcırtısıve ekzozun patırtısıgelmişti. Baba dışarısarktı.« Tamam kaçmış. Arabasına atlamış.»

Araba iki tekerleğinü zerinde dönerken lastikler inilder gibi bir sesçı kardı. Sonra o güzel beyaz canavar homurdanarak yol­da ilerledi.

BaşmüfettişDavy,«Ç arptı,»diye bağırdı.Ş imdi o kendine

 

özgütavırlarıyla, sabırlısabırlıbekliyordu. Miss Marple da sessiz sedasız yanında durmaktaydı. Sonra haber etrafa yayıldı. Karşı-öaki kaldırımda duran bir adam başınıkaldırıp BaşmüfettişDavy'e bakarak, elleriyleç abucak birtakım işaretler yaptı.

Baba ağır ağır,«Ö lmüş,»dedi.« Olanca hızıyla parkın par­maklığına bindirmiş. Başka kimseye birş ey olmamış. Sadece bir iki araba hafifçeç arpışmış...İ yi birş ofördüLady Sedgwich... Ama artıkö ldü...»Dönerek, bir iki adım attı.« Neyse... Kadın herş eyi anlattı. Bunu siz de duydunuz.»

Miss Marple,« Evet,»dedi.« Bess Sedgwich'in söylediklerini duydum.»Bir an durdu. Sonra da usulca ekledi.« Tabii anlattıkla­rıdoğru değildi.»

Baba dönüp ona baktı.« Demek ona inanmadınız?»

«Siz inandınız mı?»

Başmüfettiş,« Hayır,»diye cevap verdi.« Asıl hikâye değildi bu. Bess Sedgwichş artlara uymasıiçinç abucak bu masalıuydurdu. Ama söyledikleri doğru olmazdı. Michael Gorman'ıo vurmadı. Kapıcıyıkiminö ldürdüğünübiliyor musunuz?»

Miss Marple,« Tabii biliyorum,»dedi.« Onu Elviraö ldürdü.»

«Hahl Bu aklınıza ne zaman geldi?»

«Tâbaşından beri böyle olup olmadığınıdüşünüyordum.»

Baba içiniç ekti.« Ben deö yle. Kız o geceç ok korkmuştu.Ü stelik yalanlarıdaö yle beceriksizceş eylerdi ki.İ lkö nceleri cina­yetin nedenini anlayamadım.»

Miss Marple,« Ben deö yle,»diye mırıldandı.« Bu beni birazş aşırttı. Kız annesinin yasal olmayan birş ekilde evlendiğini anla­mıştı. Ama bunun için cinayet işler miydi? Herhalde işe para konusu da karıştı?»

BaşmüfettişDavy,« Herhalde,»dedi.« Babasıkıza büyük bir

 

 

servet bırakmış. Elvira annesini Michael Gorman'la evli olduğunuöğ renince, onun Conisten'le yaptığıevliliğin kanunen geçeri^ sayılmayacağınıanladı. Herhalde o zaman, babamın servetini bana vermeyecekler, diye düşündü. Onun kızıyım ama meşıiısayılmıyorum artık.»Davy bir an durarak, içiniç ekti.« Oysa yanılı-yordu. Dahaö nce de böyle bir olayla karşılaştık. Herş ey vasiyet­namenin yazılışşekline bağlı. Conisten parayıona bırakmış, vasi­yetnamesinde de Elvira'nın adınıaçıkça yazmış... Evet, parayıona verecekler. Ama kız bunu bilmiyordu.»

«Elvira'nın paraya neden bu kadar ihtiyacıvardı?»

BaşmüfettişDavyö fkeyle homurdandı.« Ladislaus Malinovvs-ki yüzünden tabii. Adam kızla parasıiçin evlenebilirdi. Elvira ona deli gibiâşı ktı.»

Miss Marple mırıldandı.« Biliyorum.»Sonra açıkladı.« Parkta başbaşaç ay içtikleri gün herş ey kızın yüzünden belliydi.»

«Elvira serveti sayesinde Ladislaus'u elde edeceğini... para­sıolmadığındaysa gençadamın kendisiyle evlenmeyeceğini bili-, yordu.»Baba'nın yüzünde acıbir ifade belirmişti.« Bu yüzdenç ok iyi planlanmışbir cinayet hazırladı. Kız, avluya saklanmadıtabii. Orada kimse yoktu. Elvira parmaklıkların yanında durarak, havaya bir el ateşetti ve bağırmaya başladı. Michael Gorman koşarak otelden gelince onu vurdu ve haykırmasına devam etti. Tabiişü pheleri Ladislaus'unü zerineç ekmek amacında değildi. Tabancayıgençadamın arabasındanç almıştı.Çü nkükolayca silah bulmasıimkânsızdı. Cinayeti Ladislaus'un işleyeceğinden kuşkulanacağımız aklına bile gelmedi. Gençadamın o gece ote­lin civarında olduğunu da bilmiyordu. Ama o gece müthişbir kor­kuya kapılmıştı. Daha sonra daö yle... Annesi ise onun adına kor­kuyordu.»

 

Miss Marple açık açık sordu.« Ne yapacaksınız?»

«Cinayeti onun işlediğini biliyorum ama elimde delil yok.»Birdenbire duraklayarak Miss Marple'ısüzdü. Sonra o da bir soru sordu.« Siz ne yapacaksınız? Siz tanıksınız. Kızın annesinin söylediklerini duydunuz.»

Miss Marple içiniç ekti.« Biliyorum. Kadın bunu iyice aklıma sokmayaç alıştıdeğil mi? Kızınınş erbet kalmasıiçinö lümüseçti. Benden istediği bifö lünün son arzusu sayılabilir.»

Aradaki kapıaçılarak Elvira Blake içeri girdi. Sırtında sade mavi bir elbise vardı. Uçuk sarısaçlarıyüzünüçerçeveliyordu.İ talyan tablolarındaki meleklere benziyordu.

Kız,« Bir arabanın hareket ettiğini duydum,»dedi.« Sonra bir gürültü... Herkes bağırıştı... acaba bir kaza mıoldu?»

BaşmüfettişDavy ciddi bir tavırla.« Size acıbir haber verece­ğim içinç okü zgünüm, Miss Elvira. Annenizö ldü.»dedi.

Elvira soluğunu tuttu.« Hayır, hayırl»Bu hafif, kararsız bir karşıkoymaya benziyordu.

Baba devam etti.« Anneniz kaçmayaç alışıyordu. Ama kaç­madanö nce Michael Gorman'ıöldürdüğünüitiraf etti.»

«Yani o... yani annem...ö yle mi söyledi?»

Başmüfettiş,« Evet,»diye cevap verdi.« Annenizö yle söyle­di. Sizin buna ekleyecek birş eyiniz yok mu?»

Elvira ona uzun uzun baktı. Sonra da usulca başınısalladı.« Hayır.»Sesi titremeye başlamıştı. Tekrar,« Hayır,»dedi. Ama bu sefer tavrıdeğişmişti. Başınıkaldırdı. Bir an... kısa bir an tıpkıannesine benzedi. Kararlıbir tavırla,« Cinayeti o işlemedi,»diye bağırdı. Ama gözlerinde yine korku dolu bir ifade belirmişti.« An­nem ne söylemişolursa olsun, katil değildi. Kapıcıyıbenö ldür­düm.»

 

Baba başınısalladı.« Biliyorum.»

Kızın gözleri dolmuştu. Kendini tutamayarak, ağlamaya baş­ladı. BaşmüfettişDavy onu bir koltuğa oturttu. Elvira hıçkırıklarıarasında herş eyi itiraf etti. Olay tahmin ettikleri gibi olmuştu. Ne var ki, Elvira,« Michael Gorman'ıkorkutmak istemiştim,»diyeı srar ediyordu.« Ben ikinci kez tetiğiç ektiğim sırada da tabanca­ya doğru uzandı. Go... Gorman'ın bu kadar cesur olduğunu bil­miyordum. Bağırmaya başladığım zaman gerçekten korkmuş­tum.»

Sesi yavaşlayarak kesildi. Baba başınıkaldırıp, Miss Marp-le'a baktı. Kaşlarınıkaldırmıştı. Gözleri düşünceliydi.

Miss Marple onun bakışlarıyla ne demek istediğini anlamıştı. Usulca başınısalladı.« Belki... Bu mümkün...»

İlerleyerek, kızın yanına gitti. Elini Elvira'nın omzuna koydu.«Ö nünde zor günler var... Kanuni soruşturma yapılacak, davalar açılacak bu arada seni mahkemenin vesayeti altına alacaklar. Bu Bay Luscombe'i kandırmaya benzemeyecek... Ama bunların senin içinç ok yararlıolacağınısanıyorum.»

Miss Marple sözlerini bitirdiği zaman sesi iyice ciddileşmişti. Buna rağmen kıza bakarken yüzünde yumuşak bir anlam belir­mişti. Elvira yine ağlıyordu. Ama bu kez tavırlarıtamamıyla değiş­mişti.

Miss Marple, galiba, diye düşündü. Bu kez annesi için ağlı­yor.

 

 

                         

                               SON

Click or select a word or words to search the definition