Irak'ın Osmanlı'dan Sonraki Kadersizliği

IRAK'IN OSMANLI'DAN SONRAKÝ KADERSÝZLÝÐÝ

Doç. Dr. Esat Arslan **

GIRIS

Islamiyet'in kuzeye, Maveraünnehire dogru gelisme göstermesiyle
birlikte, Irak cografyasinin üzerinde devletlesme sistematigine kosut
olarak, bölgede kurulan devletlerin en büyük özelliklerinden biri de
orta doguyla bütünlesmeden çok, Türklerin egemen oldugu kuzeye dönük bir
siyasal yapilanmayi benimsemis olmalarindan kaynaklanmaktadir. Kuzeye
dogru yönelisin diger ayirici özelliklerinden biri de Türklerin
örgütlenmedeki olaganüstü becerilerinden ileri gelmektedir. Türklerin
ordu ve bürokrasi örgütlenmesindeki bu olaganüstü becerileri Irak'ta
yasayan halklari bütünlesik bir yapiya büründürmekle kalmamis,yönetim
erkinin ehil bir biçimde kullanilmasina da olanak saglamistir. Her ne
kadar devletin kurucu unsuru millet-i hâkime (egemen ulus) uluslasma
sürecini tamamlayamamis otokton (asiretlerden meydana gelse de
Abbasilerden bu yana bu cografyada kurulan devletlerin yapisal
olusumunun temeli ordu ve bürokrasisinin büyük ölçüde Türkler
tarafindan örgütlemesinden ileri gelmektedir. Emevi Devletinden sonra
tarih sahnesine çikan Abbasi Devleti zamaninda Islam dininin savunulmasi
ve yayilmasi için halifelerin istekleri dogrultusunda Türk
askerlerinden yararlanma, Abbasi devleti içerisinde etkin roller
üstlenilmesi ve askeri açidan devletin tamamen Türklere teslimi tarihi
bilgilerimiz arasindadir.Bu cografyada kalici olmanin ve devamliligin en
büyük ölçütlerinden birisi de Türklerin , benzerlikleri
kurumsallastirmanin gereklerini yerine getirmesindeki maharetleri olarak
gösterilebilir. Kuskusuz bu cografyanin gerek Anadolu, gerek Iran ile
bütünlesmesinin ve bölgeyle birlikte hareket etmenin en büyük
anahtarlarindan biri bölgedeki devletlerin Türk niteliginden
kaynaklanmaktadir. Irak cografyasindaki bu tam bagimsiz karakterli
yönetsel olgunun güneye dönük mandater yönetim zihniyetiyle degisim
süreci Türklerin asirlardir örgütledikleri bitisken ve bütünlesik Irak
toplumunu kendi kaderleriyle bas basa birakilma sürecini getirmistir. Bu
süreç bölgedeki topluma hiç kimsenin yardim elini uzatmamasi ve yalniz
biraktirilmasi yaninda, sadece yasama pahasina birbiri pesi sira verilen
ödünler manzumesinin getirisi bile, Irak toplumunu yitirimler süreci
içerisinde biraktirmistir. Bu yazi kapsaminda, Birinci Dünya Savasi
sonrasi Irak'in Osmanli Imparatorlugundan kopartilmasindan sonra,
Ingiliz isgali ile baslayip günümüze kadar olan tarihsel süreç
içerisinde yitirimleri üzerinde olacaktir.

MEKKE EMIRI SERIF HÜSEYIN'IN IHANETI

Birinci Dünya Savasi baslamasiyla birlikte Berlin'deki Alman Büyük
Karargahinda Almanya'nin ulusal hedefleri paralelinde yapilan planlar
eyleme geçiriliyor, Osmanli Imparatorlugunun kurucu unsuru devletin
devamliligi için yillardir karsiliksiz veren Anadolu'nun genç insanlari
anayurttan uzaklastiriyordu. Baglasik Devletlerin Osmanli Devletinin
içerlerine dogru ilerlemesi , Osmanli Devletinin parçalanmasi demek olan
"Dogu Sorunu" ile kurucu unsur disinda ayrilmayi bir büyük amaç olarak
ele almis Osmanlinin diger uyruklari Pax Ottomana (Osmanli Barisi )'yi
bütünüyle çatirdatiyorlardi. Müslüman olmayan unsurlarin ihaneti normal
karsilansa da, Müslüman unsurlarin ve özellikle Araplarin savas
içerisinde Anadolu insanini arkadan vurmasi ile sonuçlanan ihaneti,
Osmanli Imparatorlugunun kurucu unsurunu ta can evinden vuruyordu.
Birinci Dünya Savasi sirasinda zamaninin mega güç konumundaki Ingiltere,
bir yandan Araplari bagimsizlik vaadiyle Osmanli Devletine karsi isyana
zorlarken, öte yandan da 1916 Mayisinda Fransa ile yaptigi Sykes-Picot
antlasmasiyla orta dogu topraklarini kendi aralarinda paylasiyordu.
Ruslarin dogudan ilerlemesine kosut ,sahipsiz kalan Dogu Anadolu'daki
1915 Ermeni ayaklanmalarindan sonra, 1916 yilinda Ingiliz destegindeki
Mekke'nin soylu Hasimi hanedanliginin reisi Mekke Emiri Serif Hüseyin,
Suriye, Irak ve Arap yarimadasindaki Osmanli Imparatorlugunu arkadan
vuran ayaklanmayi baslatiyordu. Oysa ki, XVI. yüzyilda Osmanli
egemenligi altina giren Arap ülkeleri , Osmanli Devletinin hiçbir zaman
sömürgesi olmamislardi. Islam dünyasinin lideri konumundaki Osmanli
padisahlari kutsal hilafet makamina özel önem atfettiklerinden
Islamiyet'in kaynagini teskil eden Araplara imparatorluk sinirlari
içerisinde ayricalikli bir yer vermislerdi. Bu konuda öylesine ileri
gidilmisti ki, Osmanli sinirlari içerisindeki Araplar, kavm-i necip
(üstün irk) olarak tanimlaniyorlardi. Kapali kapilar arkasinda yapilan
Sykes-Picot antlasmasi hemen meyvelerini vermege basliyor, Araplarin
Osmanli topraklarindaki üstün irk olarak tanimlanan özel konumunu göz
ardi eden Serif Hüseyin, yillardir hiçbir Müslüman olmayan unsurun
kutsal topraklara girmesine izin vermeyen Osmanli devletine karsi isyan
bayragini çekiyordu. Serif Hüseyin, ilginçtir, bir ihanet içerisinde
yapmis oldugu bu ayaklanmayi da " Osmanli sömürgeciliginden kurtulma
hareketinin baslangici "**olarak tanimliyordu.

Thomas Edward Lawrence güdümündeki Serif Hüseyin1916 yilinda, isyan
bayragini çekerken ihtilalin manifestosunu açiklama geregini duymustu.
"Neden isyan ediyorum?" dedigi bu bildirgede ; kendini tekrar Mekke
Emirligine getiren Ittihat ve Terakki yönetimini acimasiz bir biçimde
suçluyor ve bu cografyaya özgü ayaklanmalarin genel karakteristik vasfi
olarak da Türklerin dinden çiktigini söylüyordu. Medine'de peygamberin
mezari Ravza-i Mutaharra 'da nöbet bekleyen, C vitamini noksanliginin
yol açtigi skorpit hastaligindan disleri dökülen Anadolu gencimizi
arkadan vurarak , ihanet sebekesini faaliyete geçiriyordu. Bu
cografyada tutunabilmek için, Medine Müdafii Fahrettin Pasanin
askerlerine çekirge pisirme tarifleri gönderdigi bir ortamda Türk
askeri, kavm-i necip diye atfettigi Araplardan en büyük darbeyi
yiyordu. Aslinda bu belge, bir ihtilal bildirgesinden çok, bir ihanetin
belgesi niteligindeydi. 1925 yilinda Seyh Sait de Kürt Islam karakterli
ayaklanmasinin gerekçelerini ortaya koyarken sasirtici bir biçimde
benzer argümanlardan yararlaniyordu.

Suriye, Irak ve Arap yarimadasinda tarihi Emevi ve Abbasi Devletlerinin
de üstünde bir birligi arzulayan Serif Hüseyin, ogullari Abdullah ve
Faysal Kuzey Ordusunda görev almislardi. Kuzey Ordusu komutanligini
üstlenen Faysal 1 Ekim 1918 tarihinde muzaffer bir komutan edasiyla
tarihi Emevi Devletinin kalbi durumundaki Sam'a girdi. Hemen akabinde ay
sonunda yapilan Mondros ates kes birakismasindan sonra, Paris'te yapilan
Baris Konferansinda ise babasini, bir anlamda Hasimi hanedanliginin
çikarlarini temsil etti.Savas sonunda da Hasimi hanedaninin bekledikleri
gerçeklesti. Fransiz mandaterliginde Faysal Suriye Krali olurken, küçük
kardesi Abdullah da Ingiliz güdümünde Irak Krali oluyordu. Uzak doguda
Ingiliz güdümünde raca yönetimine benzer tarzda kukla kralciktan öteye
gidemeyen bir yönetsel olgunun içinde bulmuslardi kendilerini... Osmanli
Imparatorlugunun kendilerine ve halkina verdikleri ayricaliklarin çok,
çok gerisinde kalan bir durumla karsi karsiya kalmislardi. Arap halkini
onlarca yil kanla ödemek zorunda biraktiklari bir kaosun içine
sokmuslardi. Kendilerini de bir türlü yataklarinda ölemedikleri bir dizi
suikast zinciri içerisinde bulacaklardi. Artik ihanetin bedelini ödemek
zorundaydilar.

IRAK'TA INGILIZ EGEMENLIGI VE KALICILIGIN ARGÜMANLARI

Osmanli devrinde idari bölümlenmeye göre Irak; Bagdat, Basra ve Musul
illerinden olusuyordu. Basra ili , Birinci Dünya Savasindan sonra
yayilmaci güçler tarafindan yapay olarak olusturulan Kuveyt ... ABD,
Türkiye ve hatta tüm dünya kamuoyu, Irak'in Kuveyt'i isgal ettigini, ABD
liderligindeki koalisyon güçlerinin Kuveyt'i kurtardigini biliyor. Ancak
tarih boyunca Kuveyt'in Irak'in bir parçasi oldugunu bilmiyor. Saddam
Hüseyin, Kuveyt'i isgal ederken, isgalin gerekçesi olarak, Osmanli
Imparatorlugu zamanindaki yönetsel bölümlenmeyi örnek göstererek,
Kuveyt'in Irak'in bir parçasi oldugunu, özenle ve önemle vurgulamisti
Kerkük ,Erbil ve Süleymaniye sancaklari ise Musul vilayetine bagli idi.
Birinci Dünya Savasi baslamasiyla birlikte Ingilizler, 1914 yilinda Fav
ve Basra'yi, daha sonra 1917 yilinda Bagdat ve Kerkük'ü, savas
sirasinda yitirilmeyen Musul'u da Ingilizler , Mondros Mütarekesinin 7.
maddesine dayanarak isgal ettiler.

Ingilizlerin Irak'i isgal ettikleri tarihe kadar Irak'ta Araplik,
Kürtlük ve Türklük seklinde bir ayrim olmadigi gibi, Siilik ve Sünnilik
meselesi de Irak toplumunu modüler yapida ayrimsalliga götüren bir
etmen degildi. Ingilizler, bütün sömürge ve dominyonlarinda
uyguladiklari ve isgal ettikleri bölgelerde kaliciligin genel konsepti,
bölgedeki toplumun çesitli unsurlari arasinda azinlikta olan, ancak
kendisine müzahir unsuru egemen kilmak, çogunluktaki unsurlar arasindan
nifak tohumlari atilmasi olarak özetlenebilir. Irak'ta da kolonyalist
politikalarinin bir geregi olarak kalicilikta benzer argümanlari
asagidaki sekilde kullandilar :

- Irak'in kuzeyinde yasayan ve çogunlukta yasayan Türkleri, Türkiye ile
birlesmenin çimentosunu teskil edecekleri için tedrici bir biçimde
eritmek ,
- Kürtleri örgütleyip, Araplara karsi kullanmak,

Birinci Dünya Savasindan sonra, Orta doguda sularin
durulmamasinin nedenlerinden birisi, isgal döneminin arkasindan bireysel
odakli devletler kurulduklari evrede bile bölgedeki devletlerin
birbirlerine karsi, ülke cografyalarindaki kültürel fay hatlarinda
kirilganliga sebep olacak tarzda ayrimsalligi bir baska deyimle
bölücülügü alabildigince disaridan desteklemeleriydi. Osmanli
Imparatorlugunun hiçbir zaman gündeme getirmedigi, Ingilizler tarafindan
örgütlenen mezhep ve milliyetçilik esasi üzerine bina edilen bu
ayrimsalligin karsilikli olarak desteklenmesi halklar arasinda
düsmanliklari körükledigi gibi, bölgesel kalkinmayi da sekteye
ugratmistir. Bir örnek olmak üzere, Irak Basbakan yardimcisi 1981
yilinda yaptigi bir açiklamada bu bölücülükle bütünlesen gayretkes
çalismalari asagidaki biçimde özetliyordu :

"Bizim için bes küçük Iran (Iran'in; Türk, Kürt, Arap, Beluciler ve
Farslar) arasinda bölünmesi, bir büyük Iran'dan daha iyidir. Onun için
var gücümüzle Iran'daki karsi hareketleri destekliyoruz ve Iran'i
parçalamak için tüm çabamizi harcayacagiz."

BAAS (= YENIDEN DOGUS) HAREKETININ ORTAYA ÇIKISI VE ÜTOPYASI

1920'lerin Fransiz isgaline karsi militan karsi koyma gösterilerinin
yapildigi Sam'in Meydan Semti ve onun önemli meydani Meydan-i Merci *;
Baas Hareketi ,Türkçe anlamiyla "Arap Yeniden Dogus Hareketi "iki
önemli kisiyi meydana çikariyordu. Bunlardan biri Rum Ortodoks
kökenli Misel Eflak ,digeri ise Sünni Müslüman olan Selahaddin Bitar
idi. Fransiz isgaline karsi, yeniden dogus hareketi Birinci Dünya
Savasinda Osmanli Devletine karsi Ingiliz - Fransiz güdümünde Mekke
Emiri Serif Hüseyin liderligindeki feodal asiretçi ihanetine karsi
tabandan gelen bir tepkiydi.Tabanda Hiristiyan ve Müslüman Araplar
ulusalcilik çizgisinde birlesmislerdi. Yayilmaci, koloniyel isgalci
güçlere karsi baskaldiran halklar tek bir gizemli sözcükte mutabik
kalmislardi. 1789 Fransiz Büyük Devriminin önemli çiktisi olan
Milliyetçilik... XX. Yüzyilin ilk halk kurtulus hareketini baslatan
Mustafa Kemal bütün dogu uluslarina öncülük ediyordu. Mustafa Kemal
halk kurtulus hareketini örgütlerken ise ulusu canlandirmak ve
uyandirmakla baslamisti. Sam'in Meydan-i Merci alaninda eylem
hareketini ortaya koyan aydinlar da benzer argümanlardan
yararlaniyorlardi. Serif Hüseyin'in Suriye kralligi için düsledigi oglu
Faysal bu nedenle burada tutunamamis , Irak'a gitmek zorunda kalmisti.
1916 Sykes-Picot Antlasmasina göre Suriye'yi isgal eden Fransiz
güçlerine karsi, bas kaldirmanin karsi koymanin ve bilinçli uyanisin
sesiydi Baas Hareketi...Günün kosullarina göre unutulmus sözcükleri
telaffuz ediyorlardi. "Tek Bayrak, Tek Ordu, Tek Kral ve Tek Arap
Dünyasi".[1] 1908 II . Mesrutiyet hareketinin "Özgürlük, Esitlik ve
Kardeslik" ** sloganlari arasinda büyümüs bir nesil, isgalle birlikte
sokaklarda adina sarkilar söyledikleri sözcüklerin anlam yitirdigini
görmüslerdi. Özgürlüklerin alindigi, yönetime yakin olan zümrelerin
korundugu ve kardesin kardesi öldürmege zorlandigi ortami en önce onlar
hissetmislerdi. Partinin kurucusu ve ideologu Hiristiyan Misel Eflak ve
Müslüman Selahaddin Bitar Fransiz kültürü ile yetismislerdi. Paris nasil
ki Jön Türklere ev sahipligi yapmissa, onlara da sahip çikmisti. Marx,
Nietszche, Lenin, Gide ve Tolstoy'dan etkilenen Baas Hareketinin
öncüleri Paris'te Arap Ögrenciler Birligini kurdular. Fransiz düsünür
Henri Bergson'un kitle hareketinin yaratici islevi üzerine kurulu
"Felsefi Canlandirma Doktrini"* Misel Eflak'i en çok ilgilendiren
konularin basinda geliyordu. Bir baska ifadeyle Baas Hareketinin fikir
babalarindan birisi de Henri Bergson'dur. Ancak Misel Eflak kendisinin
batili yazarlardan etkilenmedigini ve hatta kendisi ile yapilan bir
görüsmede, batili düsünce akimlarini bile izlemedigini açiklamisti.
Suriye ve Irak'in modern dünyada yer almasi amacina yönelik ve
hareketin düsünden siyasal bir eyleme dönüstürülmesine 1929 yilinda ilk
kez Paris'te yapilan bir toplantida karar verildi. Dört yillik Paris
birlikteliginden sonra iki yoldas Sam'a döndüler. Suriye Komünist
Partisine katilmamakla birlikte, haftalik komünist al-Taliah
gazetesine yazilariyla katkida bulundular. Eflak komünist disiplin ve
militan örgütlenmesine duydugu hayranligi gizlememesine karsin, Komünist
hareket ile herhangi bir iliskisinin olmadigini her zaman ifade etmege
özen gösteriyordu. Onlar yeni bir siyasi bir hareketi örgütlüyorlardi.
Baas hareketi olarak adlandirilan bu siyasal yapilanmanin programi ilk
kez 24 Temmuz 1943 tarihinde açiklandi. Eflak, temsilcisi olduklari
hareketin özelliklerini bes ana baslikta asagidaki sekilde
sloganlastiriyordu :[2]

1. Materyalist Komünizme karsi Arap Ruhu.**
2. Yapay ilerleme ve gericilige karsi Sanli Arap Tarihi.
3. Yönetimin elinde bir araç olarak kullanilan sözde Milliyetçilige
karsi, kisilikli tam Milliyetçilik.
4. Politikacilik ve politik kurnazliga karsi Arapçilik.
5. Yeni Arap Kusagi

Baas Hareketinin Arap Sosyalist Baas Partisi yada Arap Sosyalist
Yeniden Dogus Partisi olarak partilesme sürecine geçisi ise 1947
yilinda Sam'da oldu. Baas hareketinin öncü ikilisi Misel Eflak, Salah
Bitar 'a entelektüel toprak sahibi Celal Sacit de katilmisti.Baas
felsefesinin arkasinda yatan esas motif, Panarabizm idi.
Birlestiriciligin ve bütünlestiriciligin argümanini Arap dili ve
kültüründe görüyorlardi. Arap yarimadasindan Kuzey Afrika'ya kadar hemen
hemen hepsi sömürge durumunda olan devletleri "bölgesel liderlik"*
olarak tanimlamislardi. Onlar Islamiyet'e geçmeden önce de Arap'tilar.
Islamiyet özgürlüge kavusumda ve dis dünyaya açilimda diger etmenler
yaninda katkida bulunan etmenlerden biriydi. Partinin örgütlenmesinde
Marksist -Leninist sistemden esinlenmislerdi. Çok kisa bir zamanda
disiplinli bir öncü parti örgütüne sahip oldular. Parti üyelerinin
militanlasmasina özellikle dikkat ediliyordu. Baas rejimi kurulduktan
sonra devlet kademelerinin parti liderligi asamalarina göre olusmasina
özen göstermislerdi. [4]

IRAK TARIHINDE ÖNEMLI KILOMETRE TASLARI

1920 yilinin Mart ayinda Serif Hüseyin'in küçük oglu Abdullah Bin
Hüseyin, Irak'ta emir ilan edildi. Ayni yil 3 Mayis'ta Milletler
Cemiyetini aldigi karara göre de, Basra, Bagdat ve çogunlugunu Türklerin
olusturdugu Musul üzerinde Ingiltere'nin manda uygulamasi kabul edildi.
Bu bir anlamda Ingiltere ve Fransa'nin aralarinda bagitladiklari Sykes
Picot antlasmasinin bölgede isleve geçirilmesinden baska bir sey
degildi. Kuskusuz bu karar,Ingiltere tarafindan olumlu karsilandi.
Ancak, ortaya çikan bu yeni fiili durum, dengeleri büyük ölçüde
degisiklige ugrattigindan, Irak'ta tabanda meydana gelen
karisikliklarin habercisi oldu. Ingiltere'ye sadakatle hizmet etmenin
ödüllendirildigi bir ortamda bölgesel güçler,yerel hosnutsuzluklarini
eyleme dökmeleri yaninda gittikçe yayginlasan isyanlari da ortaya
koydular. Ingiliz birliklerinin duruma el koymasiyla birlikte isyanlar
kanli bir sekilde bastirildi. 3 Mart 1921 'de Kahire'de ,orta doguda
bulunan Ingiliz temsilcilerinin katildigi bir toplantida alinan karar
uyarinca Irak'ta kralligin tescil edilmesinden sonra taht , Suriye'den
kovulan Emir Faysal'a devredildi. Yayginlasan isyanlar boyunca
Ingilizler tabandaki tepkimeyi dikkate almanin gerekli oldugunu
anlamislardi. Bunun bir sonucu olarak, Kahire'de kendi aralarinda almis
olduklari karari halka onaylatmak istediler ve bu amaçla ayni yilin
Agustos ayinda Bagdat'ta bir referandum yapildi. Referandumun olumlu
sonuç vermesi üzerine, Emir Faysal, I . Faysal olarak kral ilan edildi.
Görünüste 1923 yilindaki Milletler Cemiyetinin mandasi sona ermekle
beraber Ingiltere'nin koruyuculugu devam ediyordu. Bir türlü dinmeyen
Irak'taki karisiklik ve huzursuzluklar bir ana osun azaltabilmek için
14 Aralik 1927 tarihinde kagit üzerinde Irak'in bagimsizligini ilan
etmek zorunda kaldilar. Kral I. Faysal'in öldügü 1933 yilindan
sonra,baslayan II .Faysal döneminde de kanli hükümet darbeleri
birbirini izlemis, Irak'taki kaos hiç dinmeden gittikçe artan bir ivme
ile devam etmistir. 1958 yilinda General Abdülkerim Kasim önderligindeki
liberal subaylar tarafindan yapilan kanli darbe sonunda Kral II. Faysal
da öldürülmüs ve yillardir yaspay bir biçiminde Ingilizlerin gücü ile
ayakta tutunmaya çalisilan Hasimi Kralligi yönetimine son verilerek ,
ülkede cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin kurulmasiyla
beraber,milliyetçi düsüncedeki liberal subaylar Arap Sosyalist Baas
Partisi, Irak Komünist partisi ve Kürt direnis örgütleri arasinda 10
yil sürecek olan bir iktidar mücadelesi basladi. Bu sürecin bir baska
ayirici özelligi de Güney Amerika darbe olusumlarina benzer tarzda
"erken kalkanin darbe yaptigi" ve karsi darbelerin ordu tarafindan
bastirilmasi sonucu basarisizlikla sonuçlanan bir dizi darbeler
manzumesi olarak da tanimlanabilir.

Darbeyi hazirlayip uygulayan General Kasim, halkin özlemini çektigi
reformlari bir türlü gerçeklestiremedi. Ülkede tam anlamiyla bir askeri
diktatörlük kuruldu. Askeri diktatörlügün getirisi de huzursuzluklarin
yayilmasi ve ayaklanmalarin baslamasiydi.

1963 yilinda Ordu ile Sosyalist Arap Baas Partisi tarafindan ortaklasa
yapilan ve Basbakan General Abdülkerim Kasim'in kursuna dizilmesiyle
sonuçlanan hükümet darbesinden sonra da bütün güç, Devlet Baskani
Abdüsselam Arif'in eline geçti. Kendisini bir anda Feld Maresallige
yükselten Abdüsselam Arif'e karsi 1965 yilinda yapilan bir hükümet
darbesi girisimi de basarisizlikla sonuçlandi. Fakat Arif ertesi yil
bir uçak kazasinda ölünce , hemen ,Birlesik Arap Cumhuriyeti ile
birlesmeden yana olan Arif Abdürrezzak'in düzenledigi hükümet darbesi
girisimi de ordu tarafindan bastirildi.

Is basindaki Abdurrrahman el Bazzaz'in zorla istifa ettirilmesiyle
basbakanlik görevi yeniden bir askere , General Naci Talip'e verildi. Ne
var ki , ülkede istikrar yine saglanamadi. On yildan bu yana büyük bir
mücadele yürüten Irak Baas Partisinin önemli katkisi ile 1968
Temmuz'unda yeni bir darbe ile Abdurrahman Arif de devrildi ve Devrim
Konseyinin basi olan General Ahmet Hasan El Bekr Cumhurbaskani oldu.
Irak Baas Partisinin iktidara gelmesiyle baslayan yeni dönem, ayrimsal
baskilari da beraberinde getirdi. Baas partisi, öncelikle, politik
düsman olarak ilan ettigi Komünist Partisine, Sii Araplara ve Kürtlere
karsi acimasiz baski uygulayarak iktidarini saglamlastirdi. Iktidarini
Sünni azinliga dayandiran Baas yönetimi,her ne kadar Baas Partisi,
geleneksel hedefi olan Arap milliyetçiligini ön plana çikarmaga çalissa
da, Ingilizler tarafindan ekilen mezhep ve milliyet esasina dayali
ayrimsalligi önleyemedi.

Baas partisinin iktidara gelmesiyle, Iran-Irak arasindaki iliskiler daha
da kötülesti. Iran sahi 1969 yilinda,1937 yilinda sinir antlasmasini
iptal ettigini açikladi. Ingiltere 1971'de körfezi terk edince sah,
Körfez girisindeki Abu Musa, Büyük Tumb ve Küçük Tumb adalarini isgal
etti ve bu durum Irak'la olan iliskilerini daha da gerginlestirdi. Baas
yönetimi, buna bir tepki olarak, 1971 yilinda 50.000 kisilik Sii ve Kürt
kökenli vatandaslarini sinir disi etti.

Bölgedeki Iran-Amerikan birlikteligine karsi, Baas Partisinin sosyalist
olma özelliginden istifade ile Sovyetler Birligine yanasan Irak, 1972
yilinda Sovyetler Birligi ile bir savunma isbirligi antlasmasi imzaladi.
Aslinda sosyalist Baas partisinin bütün "bölgesel liderlikleri" ayni
yaklasim içerisinde Sovyetler Birligi'nin öncülük ettigi dogu bloku ile
saflarini siklastirmislardi. Bu yaklasima etki eden hususlardan birisi
de Israil faktörü ve Araplarin Israil'le yapmis olduklari savaslari
kaybetmelerinden kaynaklaniyordu. Iran ve ABD'nin tepkisine neden olan
bu tutum, iki ülkeyi Molla Mustafa Barzani önderligindeki özerklik
yanlisi Kürtleri desteklemege itti. Dis destek ve baski sonucunda Baas
Yönetimi Kürtlere bazi ayricaliklar vermek zorunda kaldi. Baas
Yönetimi,iç ve dis politikadaki duyarliliklarini dikkate alarak, Iran'la
düsmanligini geçici de olsa buz dolabina koydu. 5 Mart 1975 tarihinde
Cezayir'de yapilan bir OPEC toplantisinda Iran Sahi ve Irak Devlet
Baskani karsilikli olarak, her iki ülkenin toprak bütünlügüne saygili
olmayi,sinirlarin ihlal edilmeyecegini ve içislerine karismayacaklarini
bir bildiri ile dünyaya duyurdular.

Cezayir Antlasmasindan sonra, Sah Kürtlere yardimi kesince, Kürt direnis
hareketi Irak ordusu tarafindan ezildi. Mayis 1978'den Agustos 1979'a
kadar "Parti ve Devrime Karsi Komplo" nedeniyle 191 ölüm cezasi infaz
edildi. [5]Baas rejiminin bu baski politikasi, Iran'daki halk
ayaklanmasina ve içeride Sii hareketine karsi da yöneldi. Sah Riza
Pehlevi ve Saddam Hüseyin, Kum kentinden yönlendirilen Sii hareketine
karsi ayni kampta yer almislardi. Irak'ta sürgünde bulunan Humeyni,
Sahin baskisi ile sinir disi edildi. Bunun üzerine örtülü bir biçimde,
Iran'dan etkilenen Irak'taki Sii muhalefet, yaygin bir kitle hareketine
dönüsmekle kalmiyor, ardi ardina devlet kurumlariyla, bunlarin üst düzey
yöneticilerine karsi saldirlar düzenliyorlardi. Terör olaylarinin
sorumlulugunu üstlenen Irak'taki "El Dava" örgütüne karsi, Baas
yönetimi de çikardigi bir yasayla,bu partinin çalismalarina katilanlara
ve yardim edenlere ölüm cezasi verilecegini duyurdu. Iran'dakine benzer
tarzda bir Irak Islam Cumhuriyeti kurulmasini destekleyen gösteri ve
yürüyüsler, güvenlik kuvvetleri tarafindan acimasiz bir biçimde
bastirildi. Bu hareketin önde gelen Sii dini lideri Bakir al - Sadr
tutuklanarak, öldürüldü.

Sii din adamlari ve muhalefete karsi uygulanan sert önlemler, devrim
konseyinin içerisinde görüs ayriliklarina neden oldu. Saddam Hüseyin,
Sii muhalefetle gizli iliskiler kurmakla suçlanan bazi yüksek rütbeli
subaylarin idam edilmesini onaylamamasi üzerine, Konsey Baskani Hasan El
Bekr'i emekliye sevk ederek yönetime tek basina hakim oldu.

Saddam Hüseyin kansiz darbeden sonra, içte muhalefete karsi daha sert
bir politika uyguladi ve güçlerin kontrolünü eline aldiktan sonra da
büyük bir temizlik kampanyasina giristi. Suriye desteginde darbe
hazirligi içinde oldugu iddia edilen 21 yüksek rütbeli subayi idam
ettirdi. Saddam Hüseyin'in görünürde yada görünmeyen muhalefetin
sindirilmesi ve ileride iktidara gelmesi olasi potansiyel güçlerin
ortadan kaldirilmasinda kullandigi önemli araçlardan biri idamlar,
digeri ise kendi politikasina karsi potansiyel bir tehdit olarak
algiladigi yiginlari ülke disina çikarma ile sonuçlanan zorla göç
ettirme olgusuydu. Saddam Hüseyin, bu baglamda, Iran'a da gözdagi vermek
için Sii halka karsi bir seri sert önlemler aldi. 1980 yili basinda
Irak'ta yerlesik 10.000 Sii'yi Iran kökenli olduklari gerekçesiyle,
topraklarindan çikararak Iran'a gönderdi. Bu bir anlamda, Irak'in % 55
Sii olan nüfusuna karsi aba altindan sopa göstermekti.

Saddam Hüseyin, Sünni Arap azinligina dayanan yönetimini güçlendirmenin
yaninda, kaliciligina zemin hazirlamak için Baas Partisinin hedefi olan
Arap milliyetçiligi alabildigine yayginlastirmanin ütopyasi
içerisindeydi. Kendini, Ingilizlerin küçük küçük parçalara ayirdiklari
körfezdeki Arap ülkelerinin dogal lideri sayiyor ve " Büyük Mezopatamya
Imparatorlugu" nu yeniden ihya etmek istiyordu. Kendi liderligindeki
Arap milliyetçiliginin iki tehdidini Iran milliyetçiligi ve Siyonizm
olarak belirlemisti.

Iran'da Humeyni'nin basa geçmesinden sonra Iran Islam Cumhuriyeti ,
kendi yandasi olan Sii Müslümanlardan da yararlanmak suretiyle , devrim
ideolojisini Irak'a ihraç etmek ve Irak'in çogunluktaki Sii nüfusun
sagladigi avantajla, kendi paralelinde Siilerin kontrolünde bir yönetim
kurmak istiyordu. Iste Iran Devrimi sonrasi Iran - Irak savasinin asil
nedenleri , Iran'in yapmaga basladigi harekette ön almak suretiyle
Iran'dan devrim ihracini durdurmak ve Iran'in mollalarinin (=Ahundlar)
Velayet-i Fakih kurumunu yikmak suretiyle bu tehdidi bertaraf etmek ve
Basra körfezinde egemen güç haline gelmekti. Aslinda Saddam Hüseyin,
gerek Iran- Irak Savasi, gerekse Kuveyt'i isgalinde bu perspektif disina
hiçbir zaman ve hiçbir biçimde çikmadi. Meydan okuma ve güç kullanma
ile bütünlesen bu strateji ile petro-dolarlar savasin desteklenmesinde
kullanildi, ülke kalkinmasi ve halkin refahi için kullanilamadi. Körfez
harekatindan sonra bati dünyasinin kendisini iktidarda birakmasinin da
bir anlamda gerekçesiydi bunlar ... Bati öylesine emindi ki, Iran - Irak
savasinda yaptigina benzer sekilde savastan sonra Körfez Harekatindan
sonra ,adeta yok olmus olan silahli kuvvetlerini yeniden olusturmak için
petro-dolarlarini bu sekilde çekeceklerdi. Suudi Arabistan'dan sonra
dünyanin en büyük ikinci petrol rezervine sahip, Irak'in petrol
getirisinin elinde alinmasi bu sekilde saglanabilecekti, düsünüldügü
gibi de oldu.

ABD VE INGILTERE'NIN BÖLGEYE YÖNELIK POLITIKALARINDA KÖKLÜ DEGISIMLER

Saddam Hüseyin'in Kuveyt'e girmesiyle baslayan ve Irak'in ABD
liderliliginde olusturulan koalisyon güçlere yenilmesi ile sona eren
"Çöl Firtinasi Harekati ", gerek Kuzey Irak'ta, gerek komsu bölge ve
devletlerde güç ve iliski dengelerinin degismesine neden oldu. Körfez
harekati sonrasi, kuzeyde tesis edilen yeni güvenlik kusagina ragmen,
bir ölçüde Türkiye'yi ürkütmemek için, hemen her vesileyle Irak'in
toprak bütünlügüne saygili olacagina dile getiren ABD, 1996 yilindan
sonra bölgeye yönelik politikalarinda önemli degisikliklere gitmesinin
zorunlu nedenlerini bilimsel platformlarda açiklama geregini duymaga
basladi. Kuskusuz bu politikalarin olusmasinda Israil'in ve diasporanin
örgütledigi Yahudi lobilerinin katkisi büyüktü. Israil'in hemen yani
basindaki Beka vadisindeki Iran ve Suriye ile Irak'in örtülü olarak
destekledikleri faaliyetler Israil'in günlük yasamini büyük ölçüde
tehdit etmekteydiler. 1993 yillarindan itibaren Clinton'un danismani
olan Yahudi kökenli Martin Indyk tarafindan biçimlendirilen "Ikili
Soyutlama" (Dual Containtment) stratejisi gerek Iran'i gerekse Irak'i
dünya ekonomisinden ve siyasetinden soyutlanarak yalnizliga mahkum
edilmesi, Iran'da teokratik molla rejimi ile Irak'ta Saddam'in ve Baas
iktidarinin çökertilmesi olarak belirlenmisti. Hemen hemen her alanda
uygulanacak ambargo ile iki devletin soyutlanmasi saglanacak ve bu araç
bir baska anlamda bir tasla iki kus vurmanin hakli gerekçelerini
olusturacakti.

Savastan sonra diger önemli konulardan biri de Kuzey Irak'ta degisik
uluslara mensup yardim kuruluslarin bir çig gibi büyüyen varliklariydi.
Türkiye bu yardim kuruluslarinin amacinin insani yardim yapmaktan çoktan
asarak, bir Kürt Devletinin teknik alt yapisini olusturma yönünde
oldugunu anlamakta gecikmedi. Adeta, bu yardim kuruluslari Kürt
devletinin alt yapisini olustururlarken , ayrica Kürt Devletinin
bilirkisileri rolünü üstlenmislerdi. [6] Irak'in Kuveyt'i isgali
evresinde,Türkiye'yi özendirmek amaciyla ABD' nin Kürt politikasi Kuzey
Irak'ta olusacak yeni olusumu fedaratif bir bütünlükle Türkiye
Cumhuriyeti sinirlari içerisine almak olarak belirlenmisti. Ikinci
milenyumun sonlarina dogru bu politikadan vazgeçilerek, Kuzey Irak'ta
olusturulacak Kürdistan olgusunu alabildigine güçlü kilip, basta Türkiye
olmak üzere Iran ve Suriye'de bölgesel özerk alanlarin kuzeyle
bütünlestirilmesine dogru evrilmesi olarak belirlendigi gözlerden
kaçmamaktadir.

DILBILIM PROFESÖRÜ NOAM CHOMSKY'NIN ÖNGÖRÜLERI VE OSMANLI TARIHINE
ILISKIN YANLISLARI

Soguk savas döneminde fütürist bir yaklasimla gelecege ait
degerlendirmeler Washington yönetimi tarafindan bizzat açiklanirken,
Sovyetler Birliginin dagilma süreci ile bu tür yaklasimlarin, yeni bir
yöntem olarak Amerikali profesörler kanaliyla yapildigi
gözlemlenmektedir. Adeta yeni dünya düzeni baglaminda yapilmasi
gerekenlerle ilgili olarak yapilacak açilim ve yaptirimlarda dünya
kamuoyuna bilimsel içerikli bir mesaj verilme yönteminin benimsendigi
görülmektedir. Bir baska deyisle, "bunu yapmak zorundayim, ancak
görüldügü gibi bu durum gerekli kosullarin bilimsel içerikli
olmasindan" kaynaklanmaktadir. Daha dogru bir ifadeyle, yapilan bu tür
fütürist degerlendirmelerin "ben yaptim, oldu" nun, bilimsellik kilifina
büründürülmesinden baska bir sey olmadigi da açikça görülmektedir.
Sovyetler Birliginin dagilmasina kosut olarak yeni dünya düzeni
baglaminda "Müslüman Köktendincilik" "Yeni Öteki" olarak belirlenmesini
müteakip, 1993 yilinda Samuel Huntington'un Uygarliklar Çatismasi
tezinde belirttigi Islam - Bati çatismasi, bir anda dünya kamuoyu
gündeminin ilk siralarini almisti. Harvard'li profesörün bu tezini
destekleyecek tarzda 90'li yillarda vermis oldugu bir seri konferans ve
makalelerini içeren kitabinin 11 Eylül sonrasi, Amerika'da en çok
satan kitaplar arasinda bulunmasi Amerikan kamuoyunun biçimlenmesine
yapmis oldugu katkiyla açiklanabilir.

III. milenyumun baslamasi ile birlikte ise, orta doguda Israil disinda
Arap olmayan halklardan özellikle Kürtlerin bölgede olusturacaklari yeni
olusuma ABD'nin destek vermesinin bilimsel yaklasim arayislari ABD dis
politikalarinda yillarin muhalifi baska bir profesörü yeniden gündeme
getirdi. Devlet yanlisi görüntü çizen Samuel Huntington'dan sonra, son
yillarlarda yazmis oldugu makaleleri ile ABD politikalarinin muhalif
kisisi olarak taninan bu kisi, Irak ve Türkiye'deki ayrilikçi Kürt
meselesinin odak noktasi haline geldi. Harvard'in disinda, Amerikanin
ilk onu arasinda yer alan baska bir üniversitenin adi ön plana çikti. Bu
üniversite, daha çok teknoloji ve mühendislik bilimleriyle ünlü
Massachusets Institute of Technology (MIT) idi. Daha önceleri Harvard'da
çalisip,ayrilan ve simdilerde MIT'de dilbilim profesörü olarak görev
yapan, Noam Chomsky, 11 Eylül saldirisindan hemen sonra yayimlamis
oldugu "Amerikan Müdahaleciligi" adli kitabinda ülkemizde bölücülük
yaptigi saviyla Devlet Güvenlik Mahkemesi(DGM) 'nde yargilandi ve
beraat etti. DGM sevk edilmesinin arkasindan, 15 Subat 2002 tarihinde
"Diyarbakir Demokrasi Platformu" tarafindan organize edilen konferansta
yapmis oldugu konusma ile bir anda ünlendi. Kendisi kuzey Irak'taki yeni
olusum ile bunun Türkiye'ye yansimasini, bu yansimasi sonucu bölgede
gelecekte olusabilecek yeniden yapilanmayi Osmanli Imparatorlugunu örnek
göstererek asagidaki biçimde ifade etme geregini duyuyordu. AB uyum
yasalarina tekaddüm eden devrede, DGM'de beraat etmesi bir yana,
gelecege ait çerçevesi çizilmis bu degerlendirmenin, özellikle
Diyarbakir'da yapilmasi baska bir ilginç yaklasimi da ortaya
koymaktadir. " Bugün Avrupa'da meydana gelen saglikli gelismelerden
biri, giderek artan bir bölgesellesmeyle birlikte ulus-devlet sisteminin
erozyona ugramasidir. Katalonya'dan Iskoçya'ya farkli bölgelerde
geleneksel dillerin, kültürlerin, adetlerin ve bir derecede de siyasi
özerkligin tekrar canlandigini görüyoruz. Bu canlanma, esas olarak özerk
bölgesel
alanlarin federal bir çerçeve içinde düzenlenmesi halini alabilecek-ki
ben böyle olmasi gerektigini düsünüyorum-bir yöne dogru gelisme
gösteriyor. Aslinda eski Osmanli Imparatorluguna benzer bir sey .
Osmanli Imparatorlugunda yanlis olan pek çok sey vardi, fakat bazi
seyler temelde dogruydu : esas olarak , bir çerçeve içinde bölgesel
özerklik ve bagimsizliga oldukça ileri düzeyde bir yer birakmisti.(...)
Osmanli Imparatorlugunun olumlu yanlarinin bir sekilde muhtemelen
yeniden insa edilmesi gerekiyor. Gelisecegini umut ettigim bu tür bir
çerçeve içinde, özerk bir Kürdistan'in kurulmasi beklenebilir. Özerk bir
Kürdistan , bölgede yasayan Kürtleri , bölgedeki on milyonlarca Kürdü,
öz yönetime dayali, özerk, kültürel olarak bagimsiz, politik bakimdan
aktif bir bölge içinde bir araya getirebilir. Ve bu bölge -umulur ki-
birbirleriyle dost ve isbirligi içindeki ulusal, etnik ve kültürel
gruplarin olusturdugu daha genis bir federasyonun bir parçasi olabilir.
"[7]

Profesör Chomsky, Diyarbakir'da yapmis oldugu bu konusma ile öncelikle
Kemalist Düsünce Sisteminin ulus-devlet modelini hedef olarak
belirlemisti. Içten ve distan yapilan olaganüstü gayretlerle bir türlü
yikilamayan ulus-devlet modeli. Her ne kadar, 11 Eylül sonrasi ABD
ülkesinde irkçilik boyutlarina varan açilimlari, yurtseverlik
(patriotism) olarak tanimlasa da, ABD'nin bizzat kendi ülkesinde
uygulamis oldugu ulusçuluk (nationalism) baglamindaki model, ulus-devlet
modelinden farkli bir model olmadigi düsünülmektedir. MIT'li dilbilim
profesörü, bu konusmada bir baska hedefi de gösteriyordu. "Bölgede özerk
bölgesel alanlarin öncelikle kurulmasi ve bunlarin federal bir çerçevede
bütünlestirilmesi." Çok açik bir biçimde Türkiye'nin Güneydogu Anadolu
bölgesinin yakin gelecekte siyasal bölgesel özerklige büründürülmesi,
Kuzey Irak'ta Kürdistan olusumuyla federasyona gidilmesi... 90'li
yillarda Körfez harekatiyla gündeme gelen, Kuzey Irak'in Türkiye ile
federatif bir yapiya büründürülmesi seçeneginden bahsetmemege ise
özellikle özen gösteriyordu. Konusmasinin bir baska ilginç yani ise,
savlarina tarihsel gerekçe olarak, Osmanli Imparatorlugunu
göstermesiydi. Marx, Weber tarihi biliyorlardi, ortaya atmis olduklari
savlarini tarihsel neden-sonuç iliskisini ortaya koyarak
yorumlamislardi. MIT' li Profesör Noam Chomsky'e kendi alanindan ötürü
dilbilimciligine saygi duymak gerekir ancak, Osmanli tarihçiligi bir
uzmanlik isidir ve ise, ilk önce Hammer okumakla baslanir. Savina
gerekçe olarak ileri sürmüs oldugu argümanlar tamamen yanlis bir bakis
açisini sergilemektedir. Yadsinan gerçeklerin dogrularini su sekilde
özetlemek mümkündür :

Osmanli Imparatorlugu adini koymadan çok uluslu bir imparatorlugu
yönetmeyi becerebilmistir. Osmanli Imparatorlugu, Ingiltere, Fransa ve
Avusturya gibi koloniyalist bir imparatorluk degildir.[8] Osmanli
Imparatorlugu fethettigi topraklara koloni olarak degil, vatan gözüyle
bakmistir. Fethettigi topraklar dogrudan onun eyaleti, vilayeti, sancagi
olmus, yönetsel bölümlenme içerisinde yerini almistir. Osmanli
Imparatorlugu fethettigi topraklari hiçbir zaman ,dominyon ve sömürge
olarak kabul etmemis, bu topraklari hiçbir ayrim gözetmeden yurt
parçasi olarak görmüstür. 1774 Küçük Kaynarca Antlasmasindan sonra,
Osmanli Imparatorlugunun parçalanmasi demek olan "Dogu Sorunu"
kapsaminda batinin dayatmasi ile zorunlulukla verilen özerk yönetim
biçimleri Osmanlinin yönetim konseptinin disinda oldugu kusku getirmez
bir gerçektir.

SONUÇ

Körfez Harekatinin Irak'in isgali ile tamamlanmamasinin en önemli
nedenlerinden biri ABD'nin savas sonrasi alabilecegi tazminatini garanti
etmek, digeri ise Lübnan'da aktif kalici katilimi ile görmüs oldugu
insan zayiatinin Irak'ta daha büyük olacagindan çekinmesi olarak
özetlenebilir. Kamuoyuna yansimayan diger bir sekliyle de, Saddam
liderliginde Irak'in birinci derecede savunmasina yönelik yeniden
yapilanmasinin ABD 'ye girdi saglayacak sekilde petro-dolara bagli
kalmasindan kaynaklanmaktadir. Günümüzde ABD'nin Irak'a müdahalesi ve
zorunlu olarak kaliciligi, yillardir örtülü olarak destekledigi Kürt ve
diger unsurlar nedeniyle Irak'ta Arap ve Arap olmayan halklari karsi
karsiya getirebilecegi düsünülmektedir. Bu kaliciligin Filistin'den
daha çok süreyi kapsayabilecegi hemen ilk bakista göze çarpmaktadir. Bu
sürenin uzamasi ister istemez, Arap Dünyasinin örtülü ve açik bir
biçimde Irak'in Arap halkini destekleyebilecegi zeminin olusmasini
gerekli kilabilecektir. Iste o zaman günümüzde çokça sözü edilen Samuel
Huntington'un Uygarliklar Çatismasi tezinde belirttigi Islam - Bati
çatismasi olasiligi, Arap - Bati karsitligina dogru bir dönüsümü
beraberinde getirebilecektir. 11 Eylül Trajedisinin birinci yildönümünde
yapilan bütün etkinliklerde Arap karsitligi tezlerinin hemen her
platformda dile getirilmesi bu görüsün en önemli göstergelerinden
biridir.

ABD'nin, Kürdistan'i siyasal bir güç yapma çabalarina, bölgede Türkler
hiç yasamiyormusçasina, Musul ve Kerkük petrol bölgelerini de bu yeni
olusum içerisine sokma çabalari içerisine girmis oldugu da ayrica
gözlemlenmektedir. Türkiye'nin bölgedeki ulusal ant (=Misak-i Milli)'la
bütünlesen çikarlari ile bölgedeki soydaslarinin gelecegi Türkiye
Cumhuriyetini ister istemez bu yeni olusum karsisinda "öteki" olarak
olaylarin içerisine çekebilecegi düsünülmektedir. Bu durum 1918
kosullarina geri dönüsümü çagristirdigi gibi, ABD ve Osmanli sonrasi
bölgedeki yapilanmalarda büyük bir bilgi birikimi olan Ingiltere
ortakligi ile sinirlarin yeniden çizilmesi gerekliligini zorunlu olarak
geri getirebileceginin hakli nedenleri olarak karsimiza çikmaktadir.
Bölgede federatif Kürt özerk bölgesel alanlarin kurulmasini müteakip,
bunlarin konfederatif bir çatida bütünlestirilmesi seçenegi, Türkiye'yi
zorunlu bir savas kiskaci içerisine sokabilecek bir seçenek olarak
degerlendirilmektedir. Bir türlü bir koyup, üç alamadigimiz, aksine on
koyup çok sey yitirdigimiz bölgenin federatif yapilanmayla Türkiye
Cumhuriyetine baglanmasi seçenegi ise, Türkiye'deki kültürel fay
hatlarindaki kirilganliklarla uzun vadede kendi bölgesinin de özerk
yapilanmaya gidisini hizlandirabilecegi ürkütücü endisesini beraberinde
getirmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin 8. Cumhurbaskani Turgut Özal'in
sayisiz ödünler pahasina ABD'nin gölgesinde gerçeklestiremedigi petrol
ve suyun evliligi saglandigi takdirde, orta dogunun gizemli ikilisi
petrol ve suyun ABD'nin kontrolüne geçisini saglayabilecektir. Petrol
ve su, ABD'nin orta dogu büyük politikasinin olmazsa olmaz
anahtarlaridir. Ancak Türkiye için önemli olan politika, "Dimyat'a
pirince giderken evdeki bulgurdan olmamaktir." özdeyisinde gizlidir.

Doç.Dr.Esat Arslan
Iran-Irak

_____

* Bu makale, 22 Ekim 2002 tarihinde Finansal Forum Gazetesinin
Diplomatik Ekinde yayimlanmistir.

* * Bilkent Üniversitesi TC Tarihi Koordinatörü ve Kara Harp Okulu "
Harp Tarihi " Ögretim Elemani

** Birinci Dünya Savasindaki Mekke Emiri Serif Hüseyin liderligindeki bu
isyan 'Bidayetü Hareket-it Tahallüs Min-el Istiamar -il Osmani'
olarak adlandirilmaktadir.

* Anilan meydan, Birinci Dünya Savasinda, Cemal Pasanin Suriye ve
Arabistan Genel Valiligi sirasinda Osmanli Devletine karsi gelen Arap
ileri gelenlerin idama mahkum olup, bu meydanda asilmasindan dolayi ,
söz konusu meydan 'Meydan-i Süheda ( Sehitler Meydani) olarak da
anilmaktadir. [1] Geoff Simons, Iraq From Sumer to Saddam, Londra,
1996, s 235
** 1789 Fransiz Büyük Devriminin benzer slogani Osmanli
Imparatorlugundaki özgürlük hareketine " Hürriyet, Müsavat ve Uhuvvet"
olarak yansimisti.

*The Philosophic Vitalism Doctrine
[2] Geoff Simons,a.g.e.,s 235
** Misel Eflak "Arap Ruhu"nu "el Arabiyye" olarak kullaniyordu. [3]
Raymond A.Hinnbusch, Political Recruitment and Socialization in Syria,
The Case of the Revoluationary
* Baas literatüründe Irak,Suriye,Misir,Yemen ve Libya " Kiyade Kutriyye"
olarak tanimlaniyordu. [4] Raymond A.Hinnbusch, Political Recruitment
and Socialization in Syria, The Case of the Revoluationary Youth
Fedaration ,1980, Vol II, s 153 [5] Ismail Zengin,"Iran Devrimi ve
Ortadogu'ya Etkileri",Milliyet Gazetesi,5 Subat 1991, s 11 [6] Ümit
Özdag,Türkiye,Kuzey Irak ve PKK, Bir Gayri Nizami Savasin
Anatomisi,Ankara,1999,s 122 [7] Noam Chomsky, 11 Eylül ve Sonrasi, Dünya
Nereye gidiyor ?, Aram Yayincilik, Istanbul, 2002, s 201-202 [8] Ilber
Ortay'li ile Tarihin Sinirlarina Yolculuk, Istanbul, 2001, s
--
Anet News Sunucularina gonderilen mesajlarin tum sorumluluklari,
mesaji gonderen kisiye aittir. Anet Iletisim Sistemleri A.S. hic bir
sekilde sorumlu degildir ve tutulamaz.

Anet Iletisim Sistemleri A.S.