Ece'nin Hamilelik Günlüğü

Yazar Hakkında
Ece Arar Emener 1971 yılında Bursa'da doğdu. Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünü bitirdi. İngiltere'de Leeds Universitesi'nde iletişim bilimleri üzerine yüksek lisans yaptı. Bir süre bir anaokulunda psikolojik danışman olarak çalıştıktan sonra 1994 yılında Bursa Olay Gazetesi'ne muhabir olarak girdi. Burada özel haberler ve çeviriler de yaptıktan sonra 1996 yılında gazetenin magazin ekinde köşe yazıları yazmaya başladı. Aynı zamanda Olay FM'in kuruluşunda bulundu. Halen köşe yazılarını sürdürmekte ve Olay FM'in genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir.
1996 yılında Abdi İpekçi Mektup Yarışması'nda mansiyon, 1997 yılında Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde "dikkate değer öykücü" ödülü kazandı. Yeni Biçem, Düşlem, Milliyet Sanat ve Varlık dergilerinde öykü ve edebiyat eleştirileri yayımlanan Emener'in "Düş Acıları" isminde yayımlanmamış bir romanı, "Cam Öyküler" isminde yayımlanmamış bir öykü kitabı vardır.
Evli ve Elvin'in annesidir.
Önsöz - Tuba Akıncılar Onmuş
Yüksek Sesle Hamilelik
Tuba Akıncılar Onmuş
Hamilelik bir başka alem. Bu alemde her şey bildiğimizden farklı.
Örneğin dili başka. Hamile kadın daha önce bilmediği bir sürü sözcük öğreniyor ve o tuhaf sözcüklerle konuşmaya başlıyor. Hamile bir kadına "sucuklu yumurta yer misin" diyorsunuz. "Yok", diyor "malum, toksoplazmam negatif çıktı". Ya da "sinemaya gidelim mi" diyorsunuz. "Gelemem" diyor "üçlü tarama testinin sonuçlarını almam lazım". Veya "ne düşünüyorsun kara kara" diyorsunuz, "acaba benimkinin lanugo tüyleri az mı olacak çok mu" diyor.
Ve zaman başka türlü işliyor. Artık günlerle, aylarla değil, ille de haftalarla ölçülüyor. Ve her hafta bir zafer hissiyle bitiriliyor. Hiçbir hafta bir öncekine benzemiyor ve sanki o 7 güne olağandan daha büyük değişiklikler sığıyor.
Hamilelerin dünyasında yer çekimi de elbet başka. Bir defa zamanla giderek artıyor, göbek deliği uzay içinde öne doğru yol aldıkça ve kadının uzay içinde kapladığı alan arttıkça, yerçekimi acımasızlaşıyor. Ama bir yandan da algılar değişiyor ve yerçekimindeki bu artışı telafi ediyor. Örneğin dış görünüş önemsizleşiyor. Ve yiyecekler de nedense bir başka görünüyor. Sanki elmalar daha kırmızı, ve muzlu süt daha lezzetli, ve balık daha bir fena kokuyor.
Önsöz - Tuba Akıncılar Onmuş
Hamilelik dünyası bir yandan da bir çeşit zamanda yolculuk. Bir yandan geçmişe, kendi çocukluğuna dönüş, bebe bisküisinin tadına, anneyle sarmaş dolaş öğle uykularına... Bir yandan da geleceğe yolculuk, karnının yüzeyinden fırlayan dirseği okşarken deliler gibi yüzünün, ellerinin hele de kokusunun nasıl olacağının hayal edildiği, ve sevdiği erkeğin nasıl bir baba olacağının...
Bu alemde bütün görüntüler doğacak olanın filtresinden geçiyor. Arkadaşlar bir kere de anneliğin, babalığın meydan okumalarına nasıl karşılık verdikleriyle, anneler, babalar nasıl büyükanne büyükbaba olacaklarıyla, evler, bahçeler, meslekler çocuklu hayata uygunluklarıyla değerlendiriliyorlar.
"Ece'nin Hamilelik Günlüğü" işte bütün bunları anlatıyor. Hamilelik sanki haddinden fazla uzun süren bir geçiş, bir ara. Bir öncekinin bittiği ama bir sonrakinin henüz başlamadığı, giderek ağırlaşan bedenlerle, giderek tuhaflaşan rüyalarla dakika dakika tüketilen, anneyi çocuğuna götüren dokuz buçuk ay. Ve biz hamileliğin pek yüksek sesle söylenmemesi gerektiğine inanılan bir toplumda yaşıyoruz. Ece Arar Emener otuzlu yaşlarında bir gazeteci. Bir bebeği olmasını artık istediğine karar verdiği, dünyayı o mercekten görmeye başladığı andan itibaren gördüklerini, yaşadıklarını bizimle paylaşıyor. Çocuksuz bir kadından, önce çocuk isteyen bir kadına ve sonra çocuk bekleyen bir kadına nasıl dönüştüğünü yazıyor. Hamilelik alemini bazen bizi güldürerek, kimi zaman endişelendirerek, ama en önemlisi yüksek sesle anlatıyor. Bilinmeyenle karşılaştığında benzerlerine sığınmak isteyenlere kendini açıyor.
Bunun için Türkiye'de yaşayan bir buçuk milyon hamile kadın ona minnetar. Çünkü kaydetmek, kaydedilenleri paylaşmak görünür olmanın en önemli silahı. Biz de ona, görünmeyi seçtiği için, her türlü kadınlık durumunun görünür olacağı günler adına bize umut verdiği için minnettarız.
1. Bölüm Hamileliğe Hazırlık
1 Mart - 11 Eylül 2001
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
1 Mart 2001
Karar verdik, bir bebeğimiz olacak, adı da belli Elvin. Kız da olsa erkek de olsa Elvin. Bebek adlarıyla ilgili bir site var, harflerin bir araya gelişlerinden kişilik analizleri yapıyorlar, benim adım beni anlatıyor, kocamınki tıpkı o, yıllardır düşlediğim Elfe isimli çocuk ise o siteye rastladığım andan beri yok! Çünkü Elfe o kadar zıt, ters, hayattan kopuk bir karaktermiş ki, Kış İkindisinin Evinde'yi yazan Kürşat Başar'ı tebrik etmek lazım. Oradaki Elfe çok kırılgan bir kişilikti, koşarak gidip sarılıp "Geçecek bütün bunlar" diye avutmak istediğim bir çocuktu. Elfe 'bu dünyadan olmayan yetenekli yaratık' demek, Alf'in hem Türkçe, hem de kızlara uyarlanmış hâli yani...
Neyse, vazgeçtik biz de, sorunlu bir evlât istemiyoruz çünkü. Elvin'e de önce bir magazin ekinde rastladım. Akıllı, güzel, ne yaptığını bilen genç bir kız kariyer.net diye bir sitede editörlük yapıyordu, gülümsemesine bakılırsa hayatla barışık. Durur muyum, internetten hemen meşhur olmuş diğer Elvin'leri buldum; profesörler, yazarlar, kadınlar, erkekler, bir de çoğunluğu müzisyen olan ve blues'a merak salmış Alvin isimli adamlar, aya ilk çıkan astronotlardan biri ve de Cosby ailesinde Bili Cosby'nin şirin damadı. İsimden karakter analizi yapan sitede de pek ılımlı, barışçıl, başarılı bir isim olarak yer alıyor Elvin.
Kimileri biliyorum ki çocuk doğduktan sonra bile kararsızlar, ya da hiç öyle ciddi boyutlarda önemsememişler isim işini. Ben ve kocam mı abartıyoruz bilemem. Şimdilerde Elvin aşağı, Elvin yukarı, evin içinde doğmamış, hatta şimdilik var olmayan çocuğumuzla ilgili bin türlü konuşma...
Romantik olmayabilir belki ama Elvin'in ne zaman doğacağını kararlaştırdık, güzeller güzeli bir ay olan mayısta dünyaya gelmesini istiyoruz. Kışın doğup da üşümesin ve ben de güzel bir yaz geçirdikten sonra hamileliğin zorluklarıyla tanışayım diye. Gerçi hiç problemsiz
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
hamileler de gördüm, hamile olduklarını yalnızca birileri ona 'sen hamilesin' dedikleri için bilenler, 'hadi doğuruyorsun artık' dediklerinde hastaneye gidenler.. Kimse nasıl bir hamilelik geçireceğini kestiremiyor, belki annenizin size hamileykenki durumunu öğrenip bir iki varsayımda bulunabilirsiniz ama o kadar. Bu durumda, yolda giderken yanından geçtiği dükkânlardan gelen tüm kokularda midesi bulanıp kusan ve yedi aylıkken beni doğuran annemi düşününce biraz karamsar olmam lazım, ama ne gezer. Herhalde annelik içgüdüsü beni artık geri dönülemez bir şekilde yakaladı ki, çok sevimli bir masala başlıyormuş gibi hissediyorum yalnızca.
Evleneli henüz bir iki ay olmasına karşın bütün akrabalar sizi yakalayıp kısık sesle sorarlar, 'Ne zaman hamile kalacaksın?'... Ben herkese 'Durun bir bakalım, daha bir yıl bile olmadı evleneli' deyip tüm soruları geçiştiriyorum. Nasıl bir hazdır 'evet, hamileyim' yanıtını duymak bilemem, şimdiye kadar kimseye gizli gizli böyle bir soru sormuşluğum yok. Bir de doğrudan konuya girip 'E hadi artık' diyerek sizi hafif yollu azarlayanlar da var, o konuya hiç girmeyelim.
Şimdilerde, ekonomik kriz yüzünden "bu devirde çocuk mu yapılır" demeler daha da gündemde ama ne zaman sokağa çıksam bebek arabalarıyla dolu bir dünya var dışarıda. Bora, Ata, Emir benim bildiğim en yeni çocuklar... Belki de algıda seçicilik: neyle ilgiliyseniz onu görürsünüz, benim de bebek arabaları ya da kucaklarda rastladığım çocuklar bundan.
Doktorum haziranda bir kontrol daha yaparız, tüm testlerin şimdiki gibi çıkarsa temmuzda hamile kalırsın, mayısta da dilediğin gibi çocuğunu doğurursun diyor. İşte en önemli noktalardan birine geldik, doktor seçimi: size şefkatle yaklaşıp, en önemli sorunu bile hiçbir şey yokmuş gibi algılamanıza yol açmaları çok önemli. Benimki en doğru tespit ile tam bir Noel Baba, hem fiziki hem de ruhsal yapısı öyle. Biraz daha uzun konuşabilsek 'Ho Ho Ho' da diyeceğinden ya da ameliyathaneden kırmızı bir torbayla çıkıp içinden Elvin'i çıkaracağından eminim.
Olmayan birinden söz etmek, Elvin'i anlatmak tuhaf. Anlatmaya değer bulmaksa heyecan verici. Şimdiden bekliyoruz, keyifle, heyecanla.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
10 Nisan 2001
Hamile kalmayı planladıysam, kendimi buna hazır hissediyorsam zamanın ne önemi var? Şimdi kafamızı kurcalayan sorun bu: neyi, niye bekliyoruz? Şimdi aklıma babam geliyor; beni deliler gibi şımartan, "size aldığım balonların parasıyla küçük bir yatırım mutlaka yapabilirdik" diyen babam.
Bir gün hastalanmıştım, yüzümde kırmızı benekler vardı, evde oturmuş babamın bana o akşam ne armağan getireceğini düşünüyordum. Her zamanki gibi, kapı çalınca aynı koltuğun arkasına saklandım. Babam her zamanki gibi 'aaa benim kızım nerede' oyununu oynadı, beni bulunduğum yerden çıkardı ve kocaman mavi bir bavulu salonun ortasına koydu. 'Bu ne?' dedim; içinin oyuncakla dolu olduğunu, içlerinden birini seçebileceğimi söyledi. Daha önce böylesi bir durumla karşı karşıya kalmamıştım. Oyuncak ya alınır ya da alınmazdı, asla onlarcası arasından seçim yapılmazdı.
O günkü kararım hayatımın sanırım ilk önemli kararı, ilk dersiydi. Bavulu açtım, içinden sahip olmak isteğim onlarca bebek, tren, lego çıktı. Karar veremiyor, hepsini istiyordum. Babam kararlıydı, bir şeyi seçmek ve ötekilere elveda demek zorundaydım. Zorlukla bir bebekte karar kaldım, şimdi nasıl bir şey olduğunu hiç anımsayamadığım. Sonra kendimi kıpkırmızı kızamık şekerlerine vurdum.
İşte ben biraz da bana neler olduğunu anımsayabilmek için istiyorum çocuk sahibi olmayı. Babamın neler yaptığını, bir çocukla neler konuştuğunu, paylaştığını yeniden görmek için.
Bütün hamilelik boyunca günlük tutmayı kararlaştırmıştım, hatta öncesini de yazayım demiştim çünkü anımsadığım kadarıyla bunu yapan kimse olmamıştı. İlk sayfaları yazdıktan sonra beş buçuk aylık hamile Ayça Şen ile yapılmış bir röportaja rastladım, hamilelik dönemini sonradan yazacak mısın diye soruyorlardı. Ayça; hayır ama birinin bu dönemleri yazmış olmasına ihtiyaç duydum, kim neyi nasıl yaşamış, benim hissettiklerimi hissetmiş mi bilmek istedim diyordu. Hah, dedim okuyunca, galiba doğru yoldayım.
Doğru yolun belki de yanlış bir sapağındayım. Çünkü kimin bunları okumak isteyeceğini henüz bilmiyorum. Başka insanlar gibi aslında hiçbir şeyi tam olarak bilmiyorum, şimdilerde bu kadar kararsızsam hamileyken nasıl olacağımı ise hiç kestiremiyorum.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Tuhaf bir şekilde neye yarayacağını bilmediğim hesaplamalarım var. "İki regl dönemi kaldı" gibi. Bu bilgiye niye böyle tutunduğumu bilmiyorum, belki de işin ciddiyetini anlamaya, silkinip kendime gelmeye çalışıyorumdur.
Her zaman konuşulan yeni düzenlemeler var, erkeklere de doğum izni verilmesi örneğin. Çok yerinde bir karar. Ben çocuğum doğduğunda yalnız başıma olmak istemiyorum, kocam aklı yeni doğmuş bebeğindeyken işe gitmek istemiyor. Çünkü bebekler asla bebek kalmıyor, hemen yürüyor, hemen konuşuyor, sonra koşmaya başlıyorlar. Kim bütün bunları bile bile kaçırmak ister ki?
Bizim hayâlimiz bu gri kentten uzaklaşmak. Güneyde, ülkenin o başka ucunda portakal kokuları arasında hamaklara yatıp kitaplar okuyacağız. Pembe yanaklı, köyün okuluna giden mutlu bir çocuk istiyoruz. Okuldan gelince olduğu yere çöküp ders çalışmayı sürdüren bir çocuk yerine çantasını atıp dünyayı avucuna almaya çalışan, denize giren, güneşle ısınan, kendi bahçesinden domatesler koparıp yiyen bir çocuk.
Mutluluk nedir ki? Bütün bu okulları bitirişimiz, bir iş bulup kendimizi sonu gelmeyecek gibi görünen bir karmaşanın içine atışımız sırf bu yüzden değil mi? Sonunda elde etmeyi plânladığımız şey hep bu değil miydi? Para biriktirmek, genç yaşta emekli olmak, denizin kıyısına, doğanın davetkâr kucağına kendimizi atmak ve yaşama yeniden başlamak...
Bütün bunları istiyoruz ama gerçekleştirmemiz hangi zamanı bulacak bilmiyorum. Bana kalsa bütün eşyalarımı toplar ve yola çıkarım. Hayatımızın geri kalanında, tüm zamanımı yazarak geçireceğimi söyleyen bir eşim var. O da insanın ömrüne ömür kattığı söylenen bahçe işleriyle ilgilenecek, balık tutacak. Bütün bunları yapmak için hazırda bir paramız bulunması gerektiğini biliyoruz ki, henüz bu sorunla ilgili bir ilerleme kaydedebilmiş değiliz.
Gözlerinizi kapadığınızda görmek isteyeceğiniz türden bir düş bu: sağlıklı, mutlu çocuklar bahçede koşturuyorlar. Verandada elinizde buzlu içeceğiniz kısık sesli bir müziğe eşlik ediyorsunuz. Kocanız çocuklarla yerlerde yuvarlanıyor, güneş hiç olmadığı kadar güzel batıyor. Tüketim çılgınlığına son, gereksinim duyulmayan hiçbir şey satın almıyorsunuz, o yazın modası terlikler artık çok uzak bir dünyaya ait bir görüntü.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Herkesten aynı performansı bekleyemezsiniz tabi. Böylesi bir hayattan bahsedildiğinde irkilen ve ben asla büyük kentlerden, karmaşadan kopamam diyen insanlarda var. Eh, onların bileceği iş.
Eskiden her şeyi bırakıp tümüyle yazı yazmaya başlayacağım yaşı otuz beş olarak belirlemiştim. Otuz beşte her şey düzene girmiş olacaktı, her gün erken kalkmak zorunda kalmayacak, gecenin içinde yalnız, sessiz kalabilecektim. Şimdi otuz beş çok yakın görünüyor gözüme. Peki yıllar sonra, her şey için geç mi olacak?
11 Nisan 2001
Kadınlarda en çok görülen kanser türleri göğüs ve rahim kanserleriymiş, kadınlar mutlaka ve mutlaka "smear" testi yaptırmalı, mamografi çektirmeliymiş. Smear testi hiç ihmal etmediğim bir şey ama mamografiyi henüz bir kez bile yaptırmamış olmam kafamı kurcalamaya başladı. Arkadaşlarımdan biri, benimkiler küçük olduğundan, dokundum mu ne var ne yok kendim test edebiliyorum diyor. Reyhan da hamile olmadan önce bir check-up yaptırsan diyor, anlaşılan bugünkü konumuz sağlık.
Reyhan yedi yıl önce çocuğu doğar doğmaz taktırdığı spiralini hâlâ çıkarttırmadığı için ona kızıp duruyoruz, her günün vazgeçilmez konularından biri bu; Reyhan'ın spirali... Diyor ki param yok. Biz o zaman daha çok kızıyoruz, yanlış anımsamıyorsam hafta sonu Assos'a kaçan sen değildin galiba diyor içimizden biri... Korktuğunu söylüyor, her şey için ya çok geçse? Ya rahim ağzında bir sorun varsa, ya şöyleyse ya böyleyse...
Bugün dayanamayıp onun adına Aile Plânlama'yı aradık. Ülkemizde iyi şeylerin de olduğunun kanıtı Aile Plânlama: sembolik bir ücret karşılığında spirali çıkartıp yenisini takıyorlarmış. Reyhan adına randevu aldık, iki gün sonra gidecek. Bu girişimle birlikte gelecek haftadan itibaren başka bir konu konuşuyor olacağız... Nasıl çıkardılar, nasıl taktılar, acıdı mı, ne dediler, sana kızdılar mı, ne kadar kalacakmış yeni spiral falan filan.
Yirmi yıllık arkadaşım İdil geçtiğimiz hafta bugün Bora'yı doğurdu. Onu aradığımda öğleden sonraydı. Narkozun etkisiyle tane tane konuşuyordu. Zaman bizi ayrı yerlere sürüklediğinden aramızda saçma bir diyalog gelişti. Nasılsın, iyiyim. Bora'nın sağlığı nasıl, çok iyi.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Hakan nasıl, heyecanlı. İdil'in gözleri masmavi olduğundan biraz daha kişisel bir soru, gözleri ne renk? Bilmem, daha açmadı. Umarım seninkiler gibi olur. Bilmem doğduklarında hepsinin gözleri renkli oluyor biliyorsun, sonradan ne olacağını kimse bilemez. Haklısın, ne derler, sağlıklı, mutlu bir hayatı olsun Bora'nın. Teşekkür ederim. Ne zaman eve gideceksin, cumartesi. İyi, ben seni pazar günü evden ararım. Tamam. Hoşça kal. Hoşça kal.
Bunları konuşurken pazarın içinde kocamla yürüyor, arpacık soğanlara, seri domateslere bakıyoruz, ben elimle işaret ediyorum, kocam bu mu şu mu diye gösteriyor. Sonradan düşünüldüğünde acıklı bir hâl. Ne de olsa İdil'e rüyalarımızı paylaşmıştık. Büyüyecek, hep birbirimize yakın kalacaktık. Aynı sıralarda otururken nice plâtonik aşklar yaşamış, nice ağlamaklı ya da neşeli anlar geçirmiştik. Aynı sınıfta, aynı sıralarda oturur yine de birbirimize yazılar yazardık, İdil bütün mektuplarının sonunu "ben yine destan yazdım galiba" diye bitirirdi. Sonra aynı şehrin ayrı üniversitelerini kazandık. Birlikte dört koca yıl aynı evi paylaştık. Onca yıl her şeyi paylaşırken şimdi insan hayatının en önemli anlarından birinde arpacık soğanlarını işaret ederek kısa tümcelerle bu anı geçiştirmek, sözcükleri seçememek, ne diyeceğini bilememek biraz tuhaf.
Ah, bir de Ayda'nın oğlu Ata'nın mevlidi. Oraya geçen hafta işten çıkar çıkmaz gittim. Elli altmış kişi vardı içeride. Ayda benim en eski arkadaşlarımdan bir tanesi. Orada başını örtmek üzere örtüsü olmayan ve evden kendi terliklerini getirmemiş ve ortalıkta çoraplarıyla dolaşan tek kişi bendim. Ayda yatak odasında beyaz saten gecelikler içinde bir kraliçe gibi yatıyordu. Ata uyukluyor, Ayda kıpkırmızı ojeler sürdüğü tırnaklarıyla bir piyesin en heyecanlı bölümünü oynayan bir oyuncu gibi gelenlere gülümsüyor, herkese lâf yetiştirmeye çalışıyordu.
Yatağın kenarındaki sandalyelerden birine iliştim. Dua sesleri içerden yükseldiğinde yatak odasındakilerle birlikte avuçlarımı açtım, onları izleyerek sabırla oturdum. Ayda'nın tam ayak ucunda saten, şeker biçiminde bir yastık vardı. Yaşlı bir teyze yaklaşarak onu tebrik etti, demek kırk gün olmuştu Ata doğalı... Ayda yeni âdetten söz etti. Artık kırk gün beklemek gerekmiyordu mevlit yapmak için, yirmi gece ve yirmi günü gören bir bebek için en uygun cuma gününün seçilmesi
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
yeterliydi. Tesadüf o ki, o gün yağmurda yağıyordu, bu da iyiye işaretti. Yaşlı kadın ve ben böylelikle Ata'nın nasıl olup da göz açıp kapayıncaya kadar kırk günlük olduğuna şaşırmayı bıraktık.
Mevlide giderken iştekiler örtün var mı, ne aldın, gidince tavuklu pilav olur, burada bir şey yeme öğlen, yemek iyi değil demişlerdi. Bütün bu bilgileri merakla dinlediysem de hiçbir anlam verememiştim. Tavuklu pilav olacağını nereden biliyorlardı, daha önce bir iki kere katıldığım mevlitlerde örtü ev sahibi tarafından verilmişti ve evet bir armağan almıştım. Üzerinde bir bebek resmi olan manyetik bir fotoğraf albümü.
Ayda'ya uygun bir zamanda armağanı uzattım. Altınlara yüz vermemişti ama heyecanla kırmızı kaplı pakete sarıldı, ne aldın? Açınca da çok sevindi, bu hep lâzım olan bir şey dedi. İçimden eh dedim, en azından bir şeyi doğru yapmayı başarmıştım.
Etli bir pilav geldi, bütün kadınlar koşturup duruyor, mutfaktan evin içine karınca gibi dağılan diğerlerine tabak yetiştirmeye çalışıyorlardı. Siz aldınız mı, siz görümcesi misiniz, ayran vereyim mi, bittiyse mutfağa götüreyim, size zahmet olmasın, sigara içebileceğimiz bir yer var mı, telefonunuz çalıyor galiba, Ata sizce kime benziyor, resim kursuna mı gidiyorsunuz, neredekine, jimnastik mi, aylık ücreti ne kadar, hayır ben tenis oynuyorum yıllardır, formumu böyle koruyorum, jimnastik salonuna gitmeyi hiç düşünmüyorum. Sonra şerbetler, sonra tatlılar.
Birden evin içi havasızlaştığındaysa gitme vakti. Yeni moda, çocuğun cinsiyetine göre seçilmiş olan çikolatalar tepsiyle o anda evde bulunan en küçük çocuk tarafından ikram ediliyor. Mavi bir jelatinin üstünde küçük bir erkek çocuk figürü. Ayda yattığı yerden öpücük yolluyor, eve ulaşmam bir dakikayı alacak...
13 Nisan 2001
Reyhan spiralini çıkarttırmak ve yenisini taktırmak için sabah erken saatlerde Aile Plânlama'nın yolunu tutmuş. "Bana hiç benzemeyen kadınlarla doluydu içerisi" diyor. Doğum yapacaklar, muayene olacaklar, falan filan... Yaklaşık bir saat sonra onu içeri almışlar, "Hanım, üstündekileri çıkar ve şunu giy" demişler. Reyhan, "Birincisi, bana hanım demeyi bırakın, ikincisi yüzlerce kişinin giydiği o şeyi giymem" demiş.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Biz burada herkese hanım diye hitap ederiz...
Olsun, bana ya Reyhan deyin ya da hanımefendi.
Hanım hanım, derhal o üstündekileri çıkar ve şunu giy...
Reyhan'ın sinirleri bozulmuş, kusmak üzereymiş, şekerli bir su içirmişler. Rahimi dışarı çekerek, acılı bir yolla içinden spirali çıkarmışlar önce. Sonra rahim dışarıda dururken arkalarını dönüp kendi aralarında sohbete başlamışlar.
Reyhan acıyla kıvranırken tepesi attığından, "Derhal aranızdaki sohbeti kesin ve yeni spirali takın" diye hemşirelere bağırmaya başlamış. Hemşireler ona biraz beklemesini söyleyip tekrar arkalarını dönünce, bizimki sesini biraz daha yükseltmiş,
Eğer şu anda dönüp o spirali takmazsanız, hepinizi doktorlara şikayet edeceğim...
Şimdi ağrılı sızılı dinleniyor, uyukluyor. "Neyse" diyor, en azından rahmim bu dünyayı gördü". Dışarı çıkmış bir rahmi düşünmek bile istemiyorum.
17 Nisan 2001
O kadar çok uykum var ki; şimdi küçük bir bebeğim olsa ve ona bakmak zorunda olsam neler olurdu hayâl bile edemiyorum. Parmaklarımı bile kıpırdatacak durumda değilim. İşteyim, eve gitmek için henüz çok erken ve eğer gidecek bile olsam arabanın kontağını çevirmeye bile gücüm yok. Sanırım hasta oluyorum ya da hastayım. Gözlerimi kapamak ve saatlerce yataktan çıkmadan uykulara dalmak, uyanmak ve tekrar uyumak istiyorum. Çalar saatsiz bir dünyaya gereksinimim var.
Bu sabah Güneri Civaoğlu'nu dinliyordum radyoda. Hafta sonu Paris'teymiş ve televizyon izlemiş. Tanrım, televizyon izlemek için Paris'e, hem de sırf hafta sonu için giden adamlar var... Neyse. Bir programa denk gelmiş, yaşlıca bir kadın hayatı boyunca yaşadığı tüm seks deneyimlerini bir bir, isimler de kullanarak anlattığı kitabıyla Fransa'da gündemdeymiş. Çocuklarınız ne diyecek sorusuna, nasıl olsa onlar da ileride buna benzer deneyimler yaşayacaklar demiş. Ya kocanız diye sorulduğundaysa o kendini kitaptan ayrı bir yerde tutuyor, bana saygı duyuyor demiş. Biran düşündüm. Ben ne yapıyorum, buna benzer bir şey mi, çok özel şeyler mi anlatıyorum, yalnızca bende saklı
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kalması mı gerekiyor yazdıklarımın? Etik nedir, nerede başlar, nerede biter... Güneri Civaoğlu bu küçük hikayeyi nasıl bitirdi anımsamıyorum. Ben zaten yorum yapmak üzere konuşanların anlattıklarını nasıl toparladıklarını hiçbir zaman anımsamıyorum.
25 Nisan 2001
Dervişin fikri neyse zikri de odur ya, bebeklerle dolu rüyalarımın start alması bundan olmalı. Uykumda kenti tepeden gören bir kafeteryadaydım, dolambaçlı, dar yollardan arabayla geçerek oraya ulaşıyor, neden daha önce oraya hiç gitmediğime de hayıflanıyorum. Mavi halıfleks döşeli sıradan bir okul kafeteryası ama manzara harika!
Bir odada genç hemşireler çocuk bakımını öğretiyorlar. Merak edip giriyorum. Hemen bir çocuk doğuruyorum öğrenebilmek için. Kopkoyu tenli, lâcivert gözlü, ufacık bir kız bebek! Kucağıma alıyorum, onu çirkin buluyorum ama hemşirelerin her dediğini uyguluyorum, şöyle tut, şöyle meme ver falan...Tam öğrenemediğime kanaat getirip yeni bir tane daha doğuruyorum, bir öncekine çok benzer bir çocuk. Aynı şeyleri tekrar yapıyorum. Hemşireler ip atlıyorlar boşluklarda. Kendi kendime "annem, babam, kocam bundan hiç hoşlanmayacaklar, çok tuhaf bir yer burası" diyorum.
Sonra herhalde cesaretimi toplamış ve her şeyi öğrendiğime inanmış olacağım ki son ve gerçek çocuğumu doğuruyorum. Yine küçük ve koyu tenli bir çocuk, bir kız çocuğu, diğer doğurduklarımdan daha güzel, sanki deneye deneye en güzelini bulmuş gibiyim. İçimde bir rahatlama, doğurmuş olmanın keyfiyle oradan ayrılıyorum. Ağabeyim çocuğun adını ne koyduğumu soruyor, Banu Bora diyorum, kızıyor. "Öyle bir isim koymuşsun ki tam geleceğin ciks çocuklarından biri, karaktersizin teki olacak" diyor, üzülüyorum.
27 Nisan 2001
Yazın yaklaşması komik diyaloglara neden oluyor, hep birlikte son beş altı yılı birlikte geçirdiğim iş arkadaşlarımdan biri "Yaza hazır mısınız?" diye başlayan reklâmı her duyduğunda "Hayır!" diye bağırıyor, "şişmanım ve mayom yok...". Bir diğeri hep birlikte havuza gitme fikri ortaya atıldığında aynı tepkiyi veriyor, "gidemeyiz, çünkü hepimiz çok şişmanız...". Bu diyaloglar bu işyerinde bundan birkaç yıl
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
önce yapılmıyordu, hepimiz gerçekten de daha zayıftık. Şimdilerde otuzlu yıllarımızın başında, eskisine oranla daha kilolu bedenlerin içindeyiz. Gazetede okuduğuma göre Türkiye dünyanın en şişman altıncı ülkesiymiş.
29 Nisan 2001
Hafta sonu Ayda'ya gittim, televizyonun karşısındaydı, maymunlu bir diziye anlamsızca baktık birlikte. "Artık evin içinde sigara içilmiyor" dedi. Güzel bir cappucino eşliğinde balkonda birer sigara içip Ata'nın yanına döndük. Ata görmeyeli büyümüş, kaşlarını çatıyor sürekli, bir de küçük eldivenlerin kapattığı ellerini karate yaparmış gibi sağa sola savuruyor, işte iki aylık bir çocuğun hâlleri. Ayda bir sessizlik anında "kitap gibi çocuk" dedi Ata için, niye diye sordum. 52 santim ve 3 kilo 150 gram doğmuş, bu da tam standartlarda bir durummuş.
Eskiden olsa hiçbir anneye sormayacağım sorular sordum Ayda'ya, kaç kilo aldı, geceleri çok mu uyanıyor, çok ağlıyor mu, sen kendini nasıl hissediyorsun, hiç dışarı çıkıyor musun, işe ne zaman gideceksin... Günde otuz gram alması gerekiyormuş bebeklerin, altı saatlik kesintisiz bir uykuya gereksinimi varmış Ayda'nın, eski uzun uykular artık bir hayâlmiş, ama yine de pişman değilmiş, yalnızca altı saatlik bir uyku uyuyabilmek istiyormuş, dışarı haftanın üç günü yalnızca birer saatliğine, cimnastik yapmak ve eski formuna dönmek için çıkıyormuş, bir de Ata'yı doktora götürmek için. İşe uzun bir süre gitmeyi düşünmüyormuş. "Hep evde olmak insanı tuhaf yapıyor, kendine yabancılaşıyorsun" diyor Ayda, "sürekli televizyon izliyor ve meme veriyorum. Göğüsler de artık eski anlamını yitirdi. Eskiden olsa herkesin ortasında böyle bir eylem yapman mümkün değilken şimdi orada burada şak diye bir göğsünü açı veriyorsun, göğüslerin artık başka bir fonksiyonu var..."
Sonra birlikte Ata'nın nüfus cüzdanına baktık, yepyeni, gıcır gıcır, hiç kullanılmamış. Ayda "böyle betimlenmesi tuhaf" diyor, hastaneden verilen kağıtta; ".... tarihinde canlı olarak doğan....." yazıyormuş.
Canlı ve ölü bebekler..
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
30 Nisan 2001
Bugün dokunmamam tembihlenmiş bir eşyayı yitirmiş ve günün kalan kısmında bu pişmanlıkla, canı oyun oynamak bile istemeyecek bir çocuk gibiyim, işe giriş kartım kayıp. Nerede, nasıl bir bilsem, geriye dönebilsem, onu anahtarlığımdan çıkarır cüzdanımın en harikulade köşesine yerleştirirdim. Ağladım, ağlayacağım, güneşli bir güne yakışmayacak kadar abartılı bir hüzünlü ruh halindeyim.
Şimdi tıpkı bir çocuk gibi kime gidip "İstemeden oldu, istemeden oldu, istemeden oldu" diyebilirim?
1 Mayıs 2001
Gazetelerde bebeklerle ilgili küçük haberler. Okuyorum ama henüz bir anne ya da anne adayı olmadığımdan ne okuduklarımı iyi anlayabiliyorum ne de aklımda tutabiliyorum. Bugün baktım ki; kendi kendime bu soruna bir çare üretmişim. Farkında olmadan küçük bir kupürü kesip masama koymuşum...
Şöyle ki; bebekler artık neredeyse emeklemeden yürüme dönemine geçiyorlarmış. Yüz üstü yatan bebekler çevrelerini görmek amacıyla ellerini ve kollarını hareket ettirmeleri yüzünden daha sonra emekliyorlarmış. Sırt üstü yatan bebekler ise çevrelerini rahatlıkla gördüklerinden emekleme zahmetine girmiyor ve yürüme dönemi olan 11 ve 12. aylar geldiğinde direkt yürümeye başlıyorlarmış, bu yüzden de bebeklerimizi mümkün olduğunca sırt üstü yatırmamız gerekiyormuş.... Dün de birfilmde izledim; bebekler yukarıdan aşağıya doğru usul usul sallanmayı severlermiş, yana doğru sallayarak uyutmak onları sadece sinirlendirirmiş.
2 Mayıs 2001
Ünlü hamile kadınların hepsinde bir Demi Moore pozu: hamileyim, kocaman bir göbeğim var ama hâlâ güzelim ve kendimi böyle de seviyorum hâli. Bugün Merve İldeniz'in de böyle bir fotoğrafı var gazetede. Pek narin bir yapısı olduğundan ve hamile kalışının üstünden yalnızca üç buçuk ay geçtiğinden biraz fazla yemiş de karnı şişmiş gibi duran İldeniz'in kendisi de eminim bu fotoğrafları saçma bulmuştur.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Ama nasıl güzel ve dobra dobra anlatmış hamile kalış öyküsünü; "Bodrum'da bir arsa satın almıştık, onu kutluyorduk. Kutlamayı biraz fazla kaçırmışız..."
Herkesin bir öyküsü olmalı.
3 Mayıs 2001
Dün babamla konuşuyorduk, "Hadi" dedim, "check-up yaptıralım". O yıllardır hiç aksatmadan kontrolden geçer, "Tabi" dedi, "ama nereden çıktı birden bire sende bu fikir?"..
Haziranın on beşinde doktor kontrolümün olduğunu ve onun ertesinde de hamile kalmayı plânladığımı söyledim. "Eh, geç bile kaldın" dedi, şaşırdım, babama göre haziranın on beşine kadar çok zaman var, bazen düşünüyorum o mu yedi aylık doğmuş ben mi?
Zamanın böylesine akıp geçmesi, sürekli balon ya da çikolata almasını istediğiniz babanıza günün birinde gidip hamile kalmak istediğinizi söylemeniz tuhaf.
İnternette aradım taradım, hamile kadınlar pek günlük tutmamışlar; bir kadının her aya bir paragraf ayırdığı bir günlükle, bebeği doğduktan sonra bir süreliğine yazmış olan iki kadına rastladım. Bunun yanında; eğer hamile ve günlük sözcüklerini birlikte ararsanız suni yoldan döllenen ineklerle ilgili birçok metin bulabiliyorsunuz. Yine de, her ne olursa olsun internet harika bir bilgi kaynağı olmayı sürdürüyor. Bir sürü hamilelik ve bebek sitesine rastladım, son âdet tarihinizin ilk gününe bakarak size bebeğinizin ne zaman doğacağını hesaplayabiliyorlar. Benim tahmini hamile kalışıma göre bebeğimizin doğum tarihi 26 mart 2001'den sonraki herhangi bir gün olabilir.
İşte günün küçük haberi; meme emerken aşı yapılan bebeklerin acıyı hissetmedikleri belirlenmiş! Baltimore'daki Maryland Hastanesi anne ve bebek sağlığı uzmanları meme emerken enjeksiyonla ilaç verilen bebekleri incelemiş. Bebekler bu durumda annelerine daha fazla sarılıyorlarmış ancak acı çektiklerini gösteren hiçbir işaret veya tepki vermiyorlarmış. Bu durumda bebeğimi aşıya götürdüğümde canı nasıl da acıyor kim bilir diye endişelenmeyeceğim, bir saniye bekler misiniz diyerek, bu yararlı bilginin kanatları altına sığınacağım...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
7 Mayıs 2001
Hafta sonumu internet başında, hamile günlükleri arayarak geçirdim. Türkçe böyle bir kitap yok, İngilizce ise topu topu on beş kitap. Genellikle genç yaşta hamile kalmış kadınların günlükleri yayınlanmış -ki bu gençleri bilinçlendirmek için özel bir tercih-. Erken yaşta hamilelik bazı ülkelerde, bildiğim kadarıyla da en çok İngiltere'de rastlanan bir olgu. İngiltere uzun süredir bu soruna bir çare arıyor, yol gösterici olması açısından da on dört on beş yaşlarındaki hamile kızlarının günlüklerini yayınlanmışlar. Bir kaç tane kişisel web sitesi de var, Emma'nın Günlüğü, Alice'in dokuz ayı... Çoğunluğu haftalık değerlendirmelerin ardından, bebeğin ilk fotoğraflarıyla son buluyor. Türkçe internet sitelerinde ise bırakın hamile kadınların günlüğünü, normal günlüklere bile az rastlanıyor. Cahide isimli bir kadının çocuğu doğduktan sonra "bebişle bugün halasına gittik" tarzındaki ve de bir tüp bebek olan Caner'in www.minikcaner.com isimli, ailesinin Türk internet sitelerinde hiç rastlamadıkları için bir ihtiyaç olarak kaleme aldıkları, çeşitli ödüller kazanan siteleri dışında pek bir şey yok.
Benim en çok ilgimi çeken Martha Brockenbrough isimli İngiliz bir kadının her hafta yazdığı hamilelik günlüğü oldu. msn.com'un editörü olan Martha otuz yaşında ve gazeteci. Hem mesleklerimizin, hem de yaşımızın aynılığının yanında, sevinçleri, endişeleri de hayli benim hissettiklerime benzer, www.msn.co.uk'de her hafta günlüğünü okuyucularla paylaşan Martha bebeğine isim bulma krizi yaşıyor, annesine kendi doğumunu defalarca anlattırıyor, bebeği doğduğunda işini nasıl yürüteceğini düşünüyor, sabah kusmalarından, alınan kilolardan, giyemediği giysilerden esprili bir dille söz ediyor.
Bütün hamilelik kitaplarında babalara ayrılan kısımların bir bölümden ibaret olmasını eleştiren kocası Adam'ın da bir yazısı var ki, duyarlı baba adaylarının nasıl olduğu konusunda iyi bir fikir vermesi açısından mutlaka okunmayı hak ediyor.
Ben de henüz eşimden kayda değer bir şekilde söz edebilmiş değilim; oysa o hayatımın en önemli parçalarından ve hamile kalmak, çocuğu doğurmak, geceleri kalkıp ona meme vermek gibi bütün zor görevlerin kadınlarda olmasının hiç de adil olmadığını söyleyecek kadar düşünceli. Daha şimdiden; elimden gelse seni geceleri hiç uyandırmadan bebeğimizin ihtiyaçlarını karşılarım diyor, uykuyu ne kadar çok sevdiğim malum...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Martha'nın kocası Adam ile Galip'in benzer yanları var. Adam, Martha hamile kaldığında aldıkları tüm bebek bakımı kitaplarında babalara şu türde öğütler verildiğini görmüş; eşiniz hamileyken ona yardımcı olun, örneğin bir kez olsun evi siz süpürebilirsiniz! Maça gitmek yerine bir süreliğine eşinizle zaman geçirin, onun ihtiyaçlarını dinleyin ve karşılamaya çalışın! Adam okuduklarına hayli şaşırmış. Diyor ki, demek ki erkekler eşlerini hiç dinlemiyor ve hep maça gidiyorlar. Ben Martha hamile olmadan önce de bütün bunları yapıyordum, hem de içimden gelerek... Evi de süpürüyordum, ona susadığında soda da getiriyordum. Hamile kalışıyla birlikte belki biraz daha dikkatli davranıyorum o kadar, örneğin gecenin ikisinde soda istediğinde artık hangi markayı istediğini de soruyorum diyor. Galip de Adam'a benziyor. İçim rahat. O dünyanın en iyi babalarından biri olacak.
9 Mayıs 2001
Annem anlatmıştı, o daha çocukken anneannemin bir komşusu varmış, kendini sürekli hamile sanırmış. Anneannemi ziyarete geldiğinde her defasında ona dar gelen eteklerden birini giyer, "Bakın Nurhayat Hanımcığım, nasıl da kilo alıyorum, hamilelik işte..." dermiş. Bu teyze bu duyguyla yaşayıp giderken hep canının çok çektiği yemeklerden ve de midesini bulandıran ve onu kusturan şeylerden söz edermiş. Sürekli doğuma şu kadar kaldı, bu kadar zaman var daha dermiş. Sonra, günün birinde yine çıkagelir, çok üzgün olduğunu çünkü bebeğini düşürdüğünü söylermiş. Hiç çocuğu olmayan bu teyze hep bu oyunu oynarmış, hamileyim yaşasın, çocuğum düştü üzgünüm...
Dün ben de kendimi gün boyu hamile gibi hissettim. Diş hekimine gitmek için işten erken çıkmıştım, sonra kendime ayıracak bolca zamanım oldu. Elektronik postalarımı kontrol edeyim derken yine saatler boyu internete ve hamilelikle ilgili sitelere takıldım. isimbank.com diye bir site var, dünyadaki 300 bin ismi sitelerinde barındırdıklarını söylüyorlar; hemen Elvin'e baktım, ilginçtir ki dünyanın 300 bin ismi arasında güzelim Elvin yok. Sonra findnames.com isimli sitede Elvin'i buldum. Bu siteyi bebeklerine isim arayanlara kesinlikle öneriyorum. Şöyle bir taktik uygulanabiliyor,
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
bebeğinizin isminin hangi harfle başlamasını, kaç sesli harfi içermesini istediğinizi, eğer istiyorsanız dini tercihinizi ve de soyadınızı giriyorsunuz. Benim dini tercihsiz, iki sesli harfli, e harfi ile başlayan ve soyadımıza uygun olarak seçenekleri işaretlediğim formuma 134 uygun isim seçeneği sunuldu. Eden'den Edith'e, Elvarh'den Eda'ya 134 isim. Ne yazık ki içlerinde Elvin yoktu. Ama bu sitenin güzel bir yanı isimlerin anlamlarını da öğrenebilmeniz. Nihayet Elvin'imizin ne demek olduğunu ve orijinini öğrendim. Anglo-Sakson kökenli bu isim bilge arkadaş anlamına geliyormuş, ne hoş!
İnternette oyalanmam isimlere bakmakla kalmadı, Martha'nın diğer günlüklerini de okudum. Lucy'yi doğuran Martha artık bebekli günlerden söz ediyor. Buket Uzuner'in bana söylediği şeyi Martha da yazmış; bebek doğduktan sonra yazmaya pek fırsat bulunamıyor. Eski bir maraton koşucusu olan Martha "Şimdi ben de anneyim ve annemin hangi konularda yalan söylediğini artık biliyorum" diyor, "doğurmak bir maraton koşmaktan çok daha kolay falan değilmiş..." Martha'nın günlükleri, ailem.com, bebek.com derken kendimi smear testi yaptırmanın faydalarını ya da hamilelikte folik asit alımının önemini okurken buldum. Saatlerdir internet basındaydım ve öyle çok hamilelikle ilgili yazı okumuştum ki, kendimi aynen bir hamile kadın gibi hissetmeye başladım! Sanki evde geçirmek zorunda kaldığım zamanlar gelmişti ve tıpkı Ayda'nın hamileliği boyunca salonun baş köşesine yerleştirdiği bilgisayarla oyalanması gibi aynı şekilde zaman geçiriyordum. Bu tuhaf duyguyla yatağa uzandım, şimdi de yorgun düşmüş ve dinlenmesi gereken bir anne adayı gibiydim! Kalkıp toparlandım, sosisli volovan yapmak üzere mutfağa yöneldim.
10 Mayıs 2001
Dün gece Ebrulardaydık, Hande ve Haluk ile birlikte. Oral onlara gideceğimizi Ebru'ya son anda söylemiş. Ebru doğaldır, hiçbir işi aceleye getirmeden yapar. "Amaaaan ne var" demiş, "kızların ikisi de çocukluk arkadaşım, beni mazur görürler." Gittiğimizde Ebru ağır ağır balıkları pişirdi. İyi ki de öyle oldu, güzeller güzeli Ezgi ile oynamak, ona sorular sorup verdiği yanıtlara gülmek için fırsat yakaladık. Ezgi henüz iki buçuk yaşında. Galiple önce her çocuğa sorduğumuz ilk soruyu patlattık; okula saat kaçta gidiyorsun? Ezgi hemen üçte dedi,
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
ve dörtte de döndüğünü söyledi. Okulda arkadaşın var mı sorusunu da "evet, on tane" diye yanıtladı. Galiple çok ilginç bulduğumuz bir konu bu; küçük çocukların sayı bilmezliği ve zaman kavramından yoksun oluşları. Biraz da üzülmüyor değiliz. Bugün okul var denince okula gidiyorlar, hafta sonu geldi denince de okula gitmiyorlar. Ah şu çocukluk demeden edemiyor insan.
Ve de elbette iki aylık Emir; Hande ve Haluk'un oğlu. Gece çocuklara endeksli oldu. Bir iki buçukluğa, bir iki aylığa sahip ve bir de yakın zamanda bunu isteyen bir çiftten ne beklenebilir? Hele Ezgi her gün yaptığı gibi "babi" diye seslendiği babasına kendi doğumuna ilişkin video kaseti koydurduktan sonra...
13 Mayıs 2001
Anneler günü. Mayısın ikinci pazarı gazetede annem için yazdığım yazı;
Anneler ve Çocukları
Diş hekiminin bekleme odasında oturuyoruz. O çantasından bir poşet çıkartıyor, içinde bir diş macunu ve de fırçası. Benim için evden getirmiş. Ardından bir tarak çıkartıyor, "Saçların" diyor, "her zamanki gibi karmakarışık, birtarasan...".
Diş hekiminin sekreteri otuz yaşına gelmiş birine, diş macunu, fırçası ve de tarak uzatan birine eminim hayretle bakıyor. Yüksek sesle, "Birileri benim çok şımartıldığımı sanacak" diyorum. Aslında tıpkı çocukken öğrendiğimiz o şarkıdaki gibi, "çocuğa bakar anne.." Hem de ne bakmak, ve de şarkının devamı, "gelin çiçek derelim, yollarına serelim" çünkü bugün anneler günü. İçimde hep uçsuz bucaksız bir kıra gitme ve anneme tüm güzel çiçekleri toplama duygusu uyandırır hâlâ bu şarkı.
Çocukken neysem şimdi de oyum anneme göre, saçlarım hâlâ dokuz yaşımdaki gibi. Sabahları okula giderken sabırla taktığı onlarca siyah tokayla tutturulmuş düzenli saçlarımdan akşam eve döndüğümde eser kalmazdı, alabildiğine bir karışıklık.
Söyleyin başka kim sizin için çantasında bir tarak taşıyor? Diş hekimiyle randevusu olan siz iken başka kim çantasına bir diş macunuyla fırçası koyuyor, kim gitmek zorunda kaldığınız tüm o sıkıcı yerlere sizinle geliyor, kim izlemek istediğiniz bir film olduğunda hangisi diye sormadan sizinle geliyor?
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Her zaman yanımda olmasını istediğim annemin sıcaklığına en çok ihtiyacım olduğu zamanlar kendimi hasta hissettiğim anlardır. Anneme "galiba hastayım" dediğimde önce "hihh" diye korku dolu bir ses çıkartır, yüzü az önce dünya yıkılmış gibi bir hâl alır ve sorar, "neyin var?". Anlatırım.
Annem hem bir doktor, hem bir eczacı gibi önce gereken ilaçları ilaç çantamızdan çıkarır. Sonra bana kendi geceliklerinden birini giydirir. Farkında olmadan en güzel şeyi yapar yani. Anneme en çok ihtiyaç duyduğum anda ona ait bir şeyi giymek bana hep oyuncaklarına sarılıp da uyuyan çocukların hissettiği o güven duygusunu çağrıştırır. Sonra güzel, sıcacık bir çorba yapar, içine mutlaka bol limon sıkar. Ben sessizce, halsiz, yudum yudum çorbamı içerken "ah be evlâdım, kendinize hiç dikkat etmiyorsunuz ki, dün yine ince giyinmiştin, arabanın camlarını da sonuna kadar açmışsındır kesin" der. Ben ses çıkarmadan dinlerim, annem orada değildir ama ne yaptığımı kesinlikle bilir. Çorbadan sonra bana yeni sıktığı birkaç portakalın suyunu içirir. O sırada koltuk altıma bir termometre sıkıştırır, kolumu kıpırdatmamamı tembihler, dudaklarını alnıma götürüp ateşime bakar, ateşin en iyi böyle ölçüldüğünü bir kere daha söyler. Sonra beni yatağıma yollar, ben uzun, keyifli, yumuşacık bir uykuya dalarım. Kalktığımda kendimi kesinlikle iyi, az da olsa iyileşmiş hissederim.
Annem böyledir, zarif ve düşünceli ve yeri geldiğinde bir çocuk gibi. Hem başka kim salonunun duvarlarına martı resmi çizmenize izin verir?"
Galip bu yazıyı okumayı bitirdiğinde elinde onlarca renkli ispirtolu kalemle yanıma geldi, "hayatım" dedi, "duvarları hâlâ istediğin gibi boyayabilirsin..."
14 Mayıs 2001
Dün iki cep telefonu mesajı aldım; geleceğin annesi olan beni kutlayan. Anneler ziyaret edildi, lilium çiçekleri alındı, telefon açıp "benim annem güzel annem" şarkıları söylendi. Umarım ben de kendi çocuklarıma annem kadar iyi bir anne olurum.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
15 Mayıs 2001
Pazar gününün bütün gazeteleri anneler ve çocuklarının resimleriyle doluydu. Yine yurdun dört bir yanında yılın anneleri seçilmiş, yine annemize hiç de olsa çiçek almamız gerektiği yazılmış çizilmiş. Birde bunları sakın yapmayın demişler;
sakın ola uyandığınızda annenize hani benim kahvaltım demeyin... Bunu diyebilecek insanlar hâlâ var demek ki. -ona siz kahvaltı hazırlayın-
sakın televizyonun karşısına geçip akşama kadar zap yapıp durmayın-bunun yerine annenizle izlemek istediği bir filme gidin-
sakın şuyum buyum hâlâ ütülenmedi mi demeyin-kendi gömleğinizi bugünlük kendiniz ütüleyin- falan filan...
Annelerimizi birer köle gibi gördüğümüzün ve bir gün de olsa onlara acımamız ve onları azat etmemizin öğütlendiğinin resmidir!
21 Mayıs 2001
Pazar günü Galip ile ne yapacağımızı düşündüğümüzde aklıma aktarlara gitme fikri geldi. Galip "ne alacağız peki?" diye sordu, "İsveç şurubu, jelatin ve arı sütü" dedim, "ne, ne, ne" dedi, güldük. Aktarların kapalı olduğunu bilmemize karşın şansımızı denedik. Aktarlara ulaşamadık ama o mekânda bir sürü sokak kitapçısına rastladık. İşte aldığımız kitaplardan biri; "Anneler Bebeklerini Sıhhatli Büyütmek için Neler Bilmelidir". Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Yayınları tarafından 1970 yılında basılan kitapta neler var neler...
"Gebe bir kadın yediği gıdalarla kendi vücudu ve aynı zamanda çocuğun hayatiyeti bakımından önemli maddeler almalıdır. Rasgele yemesi, mide ve barsaklarını doldurması doğru değildir." gibi öğütlerin yanı sıra giyim için bakın şunlar deniyor; "Gebe bir kadının dar ve korsajlı elbiselerden sakınması, çorap bağ ve lastikleri, korsa kullanması lazımdır."
Otuz yılda hayatın nasıl da değiştiğinin güzel bir kanıtı bu kitap, elimden gelse çok daha yıllar öncesine ait hamilelik kitaplarına da ulaşmak isterdim.
Gebelik ve Önemli Hastalıklar isimli alt başlıktan bir alıntı; "Veremli bir kadın veya kız evlenmemeli eğer evlenmişse gebe kalmaması için gerekli tedbirleri alması sağlanmalıdır. Bu sebeple gebeliğin takibinde
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 20
bir akciğer filmi yaptırılmalıdır...Veremli anne doğum yaparsa, eğer mikrop çıkıyorsa, çocuk meme emerken devamlı annenin çıkardığı mikroplarla karşı karşıya kalır. Bu sebeple en iyisi anneyi çocuktan ayırmaktır."
Kitap 1970 yılında basıldığı için tam da benim doğduğum yılları anlatıyor; benim gibi prematüre doğan bir bebeğin bakımı için yazılanlar;
"2500 gramın altında 48 cm. den küçük doğan bebeklere prematüre denir... Çocuk kenarları yüksek ve kapalı bir sepet, karyola, hatta bir çekmece!!! içine yatırılmalıdır, şilte muşamba ile kuru tutulabilmeli, bütün yatak takımları kolay yıkanabilir tarzda olmalıdır, yatağın kenarlarına termofor veya sıcak su şişeleri konarak çocuğun ısınması temin edilir....Prematüre bir bebek normal kilosuna gelinceye kadar yıkanmaz altını kirlettiği zaman yumuşak bir bezle veya pamukla silinir. Her gün çamaşırı değiştirilir ve bir defa zeytin yağı ile bütün vücudu yağlanır. İyi bakılan bebeklerin yaşamaması için bir sebep yoktur. "
Ah annem, 1971'in hastanelerinin karanlık koridorlarında prematüre bir bebekle bir ay boyunca kalmış. O günlerde sürekli elektrikler kesildiği için yaşama şansımı yükseltebilmek için sürekli başımda beklemesi gerekiyormuş. Diğer prematüre doğan bebeklerin anneleri çocukları nasıl olsa yaşamaz diye yan gelip yatıyorlarmış. Annem benim dışımda onlarca çocuğa daha bakmış o zamanlar. Bir tanesi, annesinin kesinlikle yaşamayacağına inandığı, annem tarafından özel bir ilgiye maruz kalıp da yaşayınca annesi adını Yaşar koymuş. Annem şimdilerde Yaşar'ı hala gördüğünü, iri bir delikanlı olduğunu, kuaförlük yaptığını ve benimle aynı gün doğduğunu söyler.
O günlerde beni bilenler bir kavanoza sığacak kadar küçük olduğumu söylüyorlar. 70'ler Türkiye'si. Bu kitap bu yüzden de ilgimi çekiyor, doğduğum zamanla şimdi arasında en azından büyük kentlerde inanılmaz bir değişim var çünkü.
Göbek Bakımı; "Göbeğin üzerine kapatılacak bezler ve göbek bağlar muntazam bir şekilde katlanıp bir bohçaya konmalı bohça ile birlikte kaynatılmalı, sonra açılarak bohça ve bezler kızgın ütü ile ütülenmeli ve tekrar kapatılarak muhafaza edilmelidir. Bu şekilde temiz sargılarla göbeğin mikrop kapması önlenebilir."
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Şimdiki tüketim toplumuna aykırı bir öneri; "Çocuk elbiseleri intihap edilirken sade ve yıkanması kolay olmasına dikkat etmeli fanteziyle kaçmamalıdır. Elbiselerin adedi lüzumundan fazla olmamalı ve yumuşak dokulu kumaşlar tercih edilmelidir... İçten başlamak üzere mermerşahiden yapılmış apış arası bezi (bacak arasına geçirilir) bunun üzerine suyu çeken yumuşak bir bez (kısa olmalıdır), üzerinde patiskadan yapılmış ve çocuğun ayaklarına kadar gelen bez vardır. Bundan sonra muşamba kullanmak doğru değilse de bacakların ön tarafını kapatmayacak, yalnız arka kısmı kaplayacak şekilde kullanılırsa zararı olmaz. Bütün bunları saracak çocuğun koltuk altlarından başlayıp ayaklarından da uzun olan kundak bezi gelir. "
Süt ile ilgili; "İnek sütü çocuk beslenmesinde çok kullanılan bir gıda maddesidir. Yalnız sütü alınan ineğin sağlam ve iyi beslenmiş olması ve sütün temiz olarak sağılması ve kabil olduğu kadar kısa zamanda kullanılmak üzere kaynatılması lazımdır."
Sebze ile beslenme kısmı havuç, patates, ıspanak ve kabak gibi makul yiyeceklerle başlıyor, dört aylıkken yumurta verilmesinden söz ediliyor da, yedi ve sekizinci aydan itibaren yedirmemiz gerekenleri şaşkınlıkla okuyorum;
"Karaciğer püresi: Karaciğer haşlanır sonra zarı soyulur rende ile rendelenir iki çorba kaşığı karaciğer rendesi sebze püresiyle karıştırılarak yedirilir. Beyin ezmesi: Beyin iyice yıkandıktan sonra haşlanır zarı soyulur, damarları temizlenir bir fındık büyüklüğünden başlayıp yavaş yavaş arttırılarak yedirilir. Cızbız köfte: Yağsız ve sinirsiz koyun eti çekildikten sonra içine biraz tuz, ve bayat ekmek tozu konur ve hafif ateşte ızgara halinde pişirilir."
Neyse ki kitabın sonuna doğru "Çocuğun ruh sağlığı da önemlidir" ibaresi konulmuş ve kitap aynen şu tümceyle bitirilmiş, "Kapı önünde, sokak ortasında oynamalarına mani olmak lâzımdır."
Bugün güncelliğini yitirmiş, hatta uygulamamamızın bebeklerimizin üzerinde olumsuz sonuçlar açabileceğini düşündüğüm öneriler. Bu yüzden olacak; satan çocuk, elimde bu kitabın olduğunu görünce gülümsedi, kaç lira dediğimde, hiç fark etmez... dedi. Artık eski önerilere yalnızca gülüyoruz, geçmişin nahif fikirleri şimdilerde tuhaf karşılanıyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 22
29 Mayıs 2001
Bir hafta boyunca internetten uzak durduktan sonra dün yine hamilelik ile ilgili sitelerde zaman geçirdim. Güzel sitelerden bir tanesi 40hafta.com. Hafta hafta başımıza gelecekler anlatılıyor ki, hamileliğim boyunca çok yararlanacağımı sandığım bir site bu. Hamilelikten önce yapmamız gerekenler arasında folik asit alımına başlamanın gerekliliğinden, sigara ve alkolden uzak durulmasının öneminden söz ediliyor. Folik asit hamile kalmaya karar vermeden birkaç ay önce başlamamız gereken ve bebeğimizin sağlıklı, sinir sisteminin doğru, genetik rahatsızlıklardan uzak doğmasını sağlayan bir nitelikte. Karaciğer ve fındıkta bolca varmış.
Bir de sanıldığının aksine jinekologlar hamileliği hamile kalınan günden itibaren değil de, son regl döneminin ilk gününden itibaren hesap ediyorlarmış. Bu durumda benim ve annemin doğum günü olan 18 Haziranı hamile kaldığım gün olarak hesap edecek olmam tuhaf bir rastlantı, tabi eğer her şey dilediğimiz gibi gelişirse. Hamile kalınan günler son reglin ilk gününden itibaren on iki ile on beşinci günler arasındaymış. Hamile kalmak isteyen kadınların altı ay içinde bunu başarma oranları % 75'miş ve öyle hadi hamile kalayım deyip de hemen ilk ayda hamile kalınmazmış...
30 Mayıs 2001
Herkesi bilmem ama ben hamile kalmadan önce bir check-up yaptırma telaşına düşmüştüm. Dün de nihayet bu amacıma kavuştum. Mete Bey önce "boğazın biraz şişmiş" dedi, boynumu aşağı yukarı çevirdi, vücudumda ağrı olabilecek noktalara, reflekslerime, sonra da akciğerime, böbreklerime, karaciğerime baktı. Otuz yıllık vücudumda hiçbir hasar bulunmaması hem şaşırtıcı, hem de hoştu. Mete Bey sonra kalbime bakarken biraz duraksadı, daha fazla zaman harcadı, birkaç kez göğsümün alt tarafını dinledi, adını bilmediğim bir ekrana baktı ve şöyle dedi; "Sanırım kalbinin mitral kapağında çökme var..."
Eyvah, en önemli organımın mitral kapağı ve bir çökme. Sorular sordu; merdivenleri çıkarken nefes nefese kalır mısın, evet, birden bire ayağa kalkınca başın döner mi, evet, çocukken beden eğitimi derslerinde koşuda arkadaşlarından geride mi kalırdın, evet ama çoğunlukla rapor alıp olayı geçiştirmeyi yeğlerdim. Evet, mitral kapağın
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 23
çökmüş, nedir yani, bana ne olacak, ne yapmalıyım, bir şey yok, bir şey olmayacak, önemli bir şey olmama olasılığı yüksek. Mitral kapağın çöktüğü için kalbin kan pompalamak için daha çok çaba sarf ediyor, eğer içeri kirli kan sızmıyorsa hiç sorun değil. Zaten en önemlisi de gavurun yapıp da bizim ihmal ettiğimiz bir şey, doğum sırasında eğer gerçekten bir problem olduğunu var sayarsak sende, sana bir penisilin iğnesi yapılıyor ve de böylelikle herhangi bir komplikasyonun önlemi alınıyor, o kadar. Demek o kadar ha, evet, bizde istatistikler yok ama Amerika'daki her on kadından birinin mitral kapağı çöküktür. Ah, neyse. Yapılması gereken şey bir kardiyologa gidip şu filmleri çektirmen, şu idrar tahlillerini yaptırman ve perşembe yeniden buraya gelmen. Eh, peki.
Galiple yarım saat sonra kardiyologun yanındayız, çeşitli elektrotlar göğsümün üzerine takılıyor, bir ekrana birlikte baktığımız Cemal Bey pek esprili bir biçimde bana ve eşime olan biteni anlatıyor, kalp sesi diyor, öyle hiç de romantik değildir, kalbimin sesini dinle falan der ya bazıları, bak şimdi kendininkini dinle de gör, dinliyoruz birlikte, şılap şılop sesler, bana gülme geliyor, Galip'e gülme geliyor, Cemal Bey gülüyor, sonra evet diyor, teşhis doğru, bak şu hamağa benzeyen şey mitral kapak, dümdüz olması gerekirken seninki bir eğim çiziyor, cidden bir hamağa benziyor. Biz günlük yaşantımızı sürdürürken demek içimizde hamaklar oluşuyor, kalp hızlanıyor, daha neler neler oluyor....Şimdi diyor, hep birlikte kirli kanın kalbin içine girip girmediğine bakalım, kırmızı ve lacivert renk olması gereken, eğer sarı bir renk görürsek ekranda, bu kirli kandır diyor, sarı renk görmek istemeden ekrana bakıyorum, yok! Bu çok iyi diyor doktor, şimdi de kalbinin durumuna bakalım, hep kötü şeylerden mi söz edeceğiz, işte sana güzel bir haber, biyolojik yaşın on üç senin. Ne, on üç mü? Evet, o kadar sağlam bir kalbin var, kalp yetmezliği de söz konusu değil. On üç ha diyorum, inanamamış biçimde. Demek bungee jumping yapabilirim, çünkü hep korktuğum şey bungee jumping yapmaya kalbim dayanmaz korkumdu, süper haber... Doktor Cemal'in yanından el ele, uçarak çıkıyoruz, bir de kan ve idrar tahlilleri iyi çıkarsa, daha ne isterim. Ben sağlamım. Ben, sağlamım. İnsana en büyük armağan.
Çin Lokantası'nda hem sağlamlığımı, hem Elvin'in sağlam olacağının sevincini, hem de evliliğimizin onuncu ayını kutluyoruz.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 24
Galip diyor ki, yakın bir zamanda Elvin'in kalp atışlarını da dinleyeceğiz. Derin bir nefes alıyorum, evet, çok yakında onu da yapacağız.
24 Haziran 2001
İki günde 600 sayfalık bir kitabı okudum; kitabın sırtında yazdığı gibi hiç de gözlerim kan çanağına dönmedi. Büyük bir olasılıkla 3000 kişiye bir kitabın düştüğü yurdum insanı için özel olarak düşülmüş bir nottur bu, ama eğer öyleyse, kan çanağı lafı bile kâfi değil ya neyse... Din, dil, diş, ironi, genç bir yazar, büyük bir yetenek, savrulmuş kişiler, kaybedenler, macera arıyorsanız deniz kenarı şezlong keyfiniz için öneririm; Zadie Smith, İnci Gibi Dişler, orijinali White Teeth, türkçesi daha uygun düşmüş.
Neyse Sarımsaklı'nın bangır bangır müzik çalan kumsalı tahammül sınırımı aştığından ve sırasıyla Modern Talking Brother Lui Lui ve Yıldız Tilbe Bin Dereden Su Getirsen Arınamazsın'a kazanamadığımdan kendimi okumaya verdim ben de, dolayısıyla kitap iki günde sona erdi.
Kocam çalışmak zorunda olduğundan yalnız bir kadının yapacağı gibi uslu uslu güneşlenip kitap okumaya çalışıyordum. Ama bu sesi sonuna kadar açılmış aynı parçalardan oluşan zevksiz müzik beni çıldırtmak üzereydi. Eh bir de radyocu olunca ve çay kaşığı sesine bile gayri ihtiyari kulak kabartınca hâl gerçekten açması bir boyut alıyor ve bariz bir işkenceye dönüşüyordu.
Bir ara kalkıp tuvalete gittim, sonra nasıl oldu bilmiyorum birden rotamı değiştirip, hızla müziğin çaldığı yere yöneldim, felâket sinirli bir hâlde, "Biraz daha şu iki şarkıyı çalarsanız kusacağım, ayrıca lütfen biraz müziğin sesini kısar mısınız" diye kükredim.
Çocuk sırıttı, lök diye cd playerın stop tuşuna bastı ve karışık müzik alemlerine doğru yol almaya başladık. Li La Li La Li Laaaa, genç annelerin favorisi olan, bence ancak ilkokul düzeyindekilerin beğeneceği Kim Kay isimli sanki sarhoşmuş da çok eğleniyormuş gibi söyleyen hanımefendinin şarkısı defalarca çaldı, genç anneler bebeklerini kollarından tutarak yalnızca nakaratını bildikleri bu parçaya eşlik etmeye başladılar. Ses tabii hafif hafif, bana (sahil şeridinin delisine) çaktırmamaya çalışarak yükseltiliyor, derken elbette doğru tahmin ettiniz, yine Dieter Bohlen, Thomas Anders ve Yıldız Tilbe.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 25
Yurdumuzun sahil şeritlerinde eğlenmek eşittir yüksek sesli müzik, iyi tamam hoş da bari arada bir de olsa bir Eric Clapton, The Doors falan da çalsalar, birkaç dakikalığına da olsa gerilimden kurtulsak, hadi hiç olmadı Sertab, Teoman, Mirkelam falan... Ve yahut Kuzu Kuzu'nun tüm versiyonları, hepsine fitim. Bu arada bugün radyodan bir arkadaşım diyor ki "Birtakım gençlik bir kasetçiye gidip sadece kuzukuzu'lu kısık girişi kaydettirip bir kasede, yola çıkmış galiba. Çünkü hafta sonu yanımdan onlarca araba geçip gitti güzide bir tatil beldemizde, ama duyabildiğim şey sadece buydu..." Valla olabilir, bilemem.
Bir ara Yaşar çaldılar ki bence büyük bir gelişmeydi, sevincimden yerimde duramayıp gidip çocuktan bir kola bile aldım. Oturmasaydım orada?.. İyi de bir otelde kalıyoruz, önü kumsal, kumsalda otele ait şezlonglar, nereye gideyim, gündüz vakti odaya mı?...
Kafamı takmamaya çalışarak kitabı bitirdim. Hızımı alamayınca, hem de müzikten biraz kaçarım diye bir kitapçıda aldım soluğu; kitapçı sinek avlamakta, kimse yok. İçeride, diğer ufak kitapçılarla söz birliği etmişçesine tımbır tımbır bir şeyler çalmakta, neyse ki kısık sesli, yoksa çıldıracağım.
Uzun zamandır okumak isteyip de bir türlü edinemediğim kitapları başladım sırayla sormaya, ne ayıp, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü okumamışım, sordum; yok. Emmanuel Carrere'nin Doğan Kitap'tan çıkan son kitabı? Yok. Akif Pirinççi'nin son kitabı? Yok. Şu? Yok. Bu? Henüz getirtmedik, isterseniz ısmarlarız, bir iki gün içinde gelir. Hayır, ben tam da şu an kitap okuma aşkıyla yanıp tutuşmaktayım, bir kumsalda kulağımı tırmalayan Yıldız Hanım ve Modern Talking beylerle boğuşuyorum, olmazzz, bekleyemem.
Eh bari, madem bulunamayanlara küskünüm, Selçuk Erdem'in karikatürleriyle ve Hakan Akdoğan'ın 1998 yılında Yunus Nadi ödülünü almış bulunan Nü Peride'siyle idare edeyim. Ödül aldıysa, hele bu havalı ismin ardında kim bilir neler saklıdır misali başladım okumaya. Sonuç; hüsran, o başka konu.
Kitap öğüten bir makine hâlinde oturdum şezlonguma, 150 sayfa küt. Selçuk Erdem üçüncü kitap, o pıt. Gazeteler, ekleri, bulmacalar, gazetenizi okuyabilir miyim baaayan, yok kitap ekini istemem falan filan. Ciddi ciddi Tilbe'nin kasetini ezberledim, kara kuru bir şeyim diye söylenip durduğu bir şarkı kaldı aklımda. Olmuyor. Olmayacak.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 26
Akşam üstü de olmuş, en güzel güneş ılık akşam üstü güneşiyken ve ılık ılık uyunacakken şezlongun üstünde, şemsiyenin altında, kalkıp otele gidiyorum, biraz sessizlik olsun diye. Bir önceki akşam otelin yemek saati olan tam 20.00'de çok dinlendirici müzikler çalınca takdir etmiştim.
Duşumu almışım, kocam gelmiş, vakit erken, havuz kenarında oturalım bir iki bir şey içip yemeği bekleyelim durumundayız. Sessiz ya, ben de takmışım ya müziklere, tatilde işten uzak kalmak istiyorum ya, soğuk bir bira söyledim, şortlu şortlu, yanmış, sağlıklı bir şekilde gülümser hâlde oturuyor, gündüz olan biteni kocama anlatıyorum. Tam o sırada.... bangır bangır Yıldız Tilbe bağırmaya başladı, bin dereden su getirsen...
Otomatik olarak tüm ifadem değişti, gerildim. Kocam anlattıklarımın etkisiyle bir fişek gibi yerinden fırladı, ses o kadar yüksekti ki birbirimizi bile duyamayacak hâldeydik. Sesi kapattırmaya gitti; havuz görevi yetkilisi bu istekten pek hoşlanmayarak kısmakla yetindi.
Sonra başka bir sürü yerde yine aynı şarkıya rastladık.
Sonra döndük. Sarımsaklı'dan aklımda kalan şey Yıldız Tilbe oldu. Bir de; "aa bakayım, ne şirinmiş tavşanınız" dediğimiz niyetçinin yaklaşık yirmi saniye içinde bizden dört milyon almaya kalkması ve ufak kağıtlarda yazılanların ne olduğunu bizim bile anlamadığımız fotokopi niyetlerden ellerine tutuşturulan yabancı turistlerin şaşkınlıkla milyonlar ve milyonları saniyeler içinde niyetçiye kaptırmaları.
Aslında fena olmadı; baktım yaklaşık bir dakika içinde on milyon falan kazanıyor niyetçi, dedim ki kendi kendime ve de kocama, o kadar okul, deneyim falan boş. Alıverelim bir tavşan, çıkalım yola, hem beş yıldızlı otellerde konaklayalım, hem de İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca ve Japonca'sını hazırlayalım şu niyetlerin, içlerine anlaşılmaz değil, komik şeyler yazalım turistlerin ilgisini çekecek, biriyle tanışacaksın, güneşte çok kalma, bardaki esmer adamla aranda bir şey geçecek falan... Hem para kazanalım, hem tatil yapalım.
Sonra arkadaşlarıma da anlattım bu fikrimi, dediler ki ileride çocuğuna annen ne iş yapıyor diye sorduklarında "İngiltere'de master yapmış ama niyet tavşancı mı desin" dediler.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Amaaan, ne var ki, ben zaten bıkmışım büyük şehirlerden, her yere gidip her işi yaparım artık, ne fark eder, Yıldız Tilbe ve Modern Talking çalmasın yeter.
27 Haziran 2001
Savaş Süzal'ın Amerika'daki en son tıp gelişmelerini aktardığı küçük bir köşesi var. Ne harika ki çoğu zaman hamile kadınlarla ilgili bilgiler veriyor. Bugünkü yazısında, hamile kadınların dinlediği müziğin, sevdiği rengin bebeği etkilediğinin kesinleşmesinden sonra, uzmanların şimdi de tat alma duyusunun anne karnında oluştuğunu söylediğini belirtiyor. Amerikan Pediatri Dergisi'nde yayınlanan bir araştırmaya göre hamileliğin son döneminde ve emzirme sırasında annenin aldığı besinler bebeklerin damak tadını oluşturuyorlarmış. Hamileliğin son döneminde belirli sayıda anneye havuç suyu içirmişler ve de görmüşler ki havuç suyu içen annelerin bebekleri de bunu severek içmiş.
Üniversitede okurken bir hocamız hamileyken sürekli klasik müzik dinlediğini ve daha sonra bebeğinin ağladığı her an gidip teybe bu müziklerden birini koyduğunu ve de bebeğinin klasik müziği duyar duymaz ağlamayı kestiğini söylemişti. Eh, oldukça etkilenmiştik. Hocamızın daha önceleri öğrendiği; kendinde ve bebeğinde denediği bu duruma göre hamileyken yaptığınız eylemler çocuğunuza bıraktığınız şeylermiş. Bir arkadaşımın annesi de hamileyken sürekli rakamlarla uğraştığını ve arkadaşımın bu yüzden matematik zekâsının yüksek olduğunu söylemişti. Eğer bu bilgi doğruysa; çok acayip nesiller yetiştirmek olası. Dişimizi sıkıp dokuz ay boyunca en doğru besinlerle beslensek, en ileri düzeyde sanatsal faaliyetlere katılsak, sanatın bir dalıyla uğraşsak hiç değilse, bol bol kitap okusak, stresten uzak dursak, anlayışlı bir birey olmak için özen göstersek fena mı olur? Bu şekilde entelektüel seviyesi yüksek, mutlu nesiller yetişir belki.
Bir de kendi yapamadığımız şeyleri çocuklarımız yapsın diye tutturmamız var. Örneğin kaba saba babaların piyano çalmaya çalışan çocukları var, hayatında doğayla iç içe olmamış anne babaların çocuklarıysa ne tezattır ki at binmeye kılıç kuşanmaya çalışıyor. Bir de abartıp hiç olmayacak şeyleri çocuklarına zorla yaptırmaya çalışanlar var, eskrim dersleri, beyin olimpiyatları, felsefe kursları falan. Çok
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 28
açması durumlar. İnsani olan bir yanı elbette var, çocuğunuz güzelliklerle tanışsın istiyorsunuz, eyvallah, ama bunu yaparken kendi olamadığınız her şeyi sırf göremediğiniz bir bencillikten onda görmeye çalışıyorsunuz, siz olamadıysanız o nasıl olsun, bırakınız kendi yolunu kendi çizsin.
Benim annem babam beni asla hiçbir kursa gitmem için zorlamadı ve işte bu yüzden bale, kayak, scuba diving, tenis, hipnoterapi, folklor, keman, İtalyanca, Fransızca, fotoğraf kurslarına gittim ben. Bu anlamda annem ve babamın çektiklerini başka hiçbir anne ve baba çekmemiştir. Şu kursa gideceğim, peki evlâdım, iyi düşündün mü, evet, bu kez sebat edecek misin, elbette. Tamam o zaman. Paletler, ayakkabılar, raketler, çizmeler, kemanlar, keman yayları, notalar, kitaplar, kasetler, makineler, filmler, yabancı ülkeler, vizeler, paralar, paralar... Haklarını ödeyemem.
En son hevesim olan scuba diving araç gerecim fosforlu bir bavulun içinde durmakta, içinde ince düşünen annemin daldıktan sonra giyeyim diye arayıp tarayıp bulduğu fosforlu polarımla birlikte. Neyse bari tek yıldızlı balık adam olmayı başardım, oradan yırtıyorum. Ama yaz gelip de geçmesine karşın aradan geçen onca zamandan sonra yeni bir dalışa katılacak cesaretim yok. Ben böyleyim işte, bir zaman sonra her şeyi unutmuşumdur duygusuna kapılıyorum. Hele scuba diving gibi ciddi bir hobi için bu kaygıyı duymamak işten değil. Her şeye yeniden başlamak da şimdilik pek çekici görünmüyor.
Yani diyeceğim, ben hiçbir yönlendirme olmadan yapacağımı yaptım, zorlanınca da yan çizdim. İnsanın canının asla ve asla kursa gitmek istemediği zamanları iyi bilirim. Dışarıda çocuklar oynamaktadır ve siz gıy gıy gıy diye doğru notaları çıkarmak zorundasınızdır. Öğretmenin verdiği ödevi yapmamış, parçayı çalışmamışsınızdırya da hâlâ şuradan şuraya doğru düzgün kayamamaktasınızdır. Birden isyan eder, çekip gitmek ve bu faslı kapatmak istersiniz. Anne babalar bu duruma genellikle itiraz ederler, sırf siz bir şeyler öğrenesiniz, "onların düştüğü duruma düşmeyesiniz" diye paralar saçtıklarını ve bu noktadan sonra bırakmanızın olanaksız olduğunu söylerler. İşte benim annem ve babam bir de bu noktada ayrılırlar diğer ebeveynlerden; onlarda teklif var ısrar yoktur.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 29
Paraların saçıldığı kafalarına kakılan duygusal çocuklarda ayakları geri geri giderken o kurslara, içlerinden bin lanet okumaktadırlar. Her gidişte içlerinden bir şey daha eksilir, her gidişte yapmaya, öğrenmeye çalıştıkları şeyden biraz daha nefret ederler. En sonunda kurs biter -ki her şeyin bir sonu vardır-, yarım yamalak öğrenilenler anne babanın ısrarıyla önce bir icraya dönüştürülür -bakalım paralarının karşılığı var mı?-, ve sonra aferin evlâdımlar, alkışlar. Sonra her şey biter. Çocuklar nadiren severler yapabildikleri ve başka bir sürü çocuğun yapamadığı şeyi. Bazıları seneler sonra bir başkasının evinde bir piyano görür, bir dürtüyle gidip, anımsamaya çalıştıkları ama sevip sevmediklerine emin olamadıkları bir şeyle karşılaşmış gibi bir duyguyla üstünde parmaklarını gezdirirler. Biri bunu derhâl görür, "Aaa, piyano çaldığını bilmiyordum. Hadi n'oolur bize bir şey çal" der. Beklenmeyen bu n'oolur'lar yakıcı bir duyguya dönüşür, acaba yapabilir miyim, bunca yıl sonra gerçekten çalabilir miyim... Israrlara dayanamayanlar oturur, birkaç notayı yanlış basarak en fazla akıllarında yer edeni çalarlar. Dinleyenler tanıdıkları birinin bir özelliğini yeni öğrenmiş olmanın coşkusuyla şaşkındırlar, "devam et" derler, "devam et"...
28 Haziran 2001
1.73 boyundayım ve de 58 kiloyum ama galiba artık kilo almaya son vermem gerekiyor çünkü son bir haftadır kısık sesle hamile misin diye soranların sayısında bir artış var. Hamile değilken durum böyleyse hamile olduktan sonra ne olur bilmiyorum.
Nurdan ile Ömür bugün nikâh için tarih aldılar, 22 Eylül. Nurdan "Boş ver nikâha gelmeyin, nasıl olsa on dakikada olup bitiyor, akşama yemeğe gelirsiniz" dedi. "Olur mu, geleceğim ve de ağlayacağım, çok duygulandırıyor imza sahneleri beni" dedim. O da "Hamile olursan eğer, koparsın artık" dedi. "Eh" dedim, "koparım ve belki de bayılırım"
Bilemiyorum ki nasıl bir hamileliğim olacak, atıp tutuyorum. Ya çok duygusal ve çekilmez biri olursam? En istemediğim şey bu. Ya deliler gibi kilo alırsam ve o kiloları sonra veremezsem? Neyse; herhalde her kadın aynı endişeleri zaman zaman duyuyordun
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 30
29 Haziran 2001
Yaşlılara çocukluklarında uslu uslu durmaları, büyüdüklerinde ise asla arkalarına dönüp bakmamaları öğütlenmiş. Şimdi çevremizde birçok sıkıcı insan olması ve ama aradan sıyrılanlara "adama bak ya, aynı bizim kafadan" diye hayranlıkla bakmamız bu yüzden. Oysa işte biz o öğütlerden fazlasıyla payımıza düşeni alamamış olacağız ki bugün iş yerinde yaklaşık yarım saat boyunca, üç tane otuz yaşında insan tıp oyunu oynadık, birbirimizin iç hattını, cep telefonlarını çaldırdık, arayanların telefonlarına çıkmadık, hem de ne için? Bir dondurma!
3 Temmuz 2001
Birmingham Üniversitesi basit bir doğurganlık testi geliştirmiş. Gelecek yıl piyasaya sürülecek olan ve evlerde uygulayabileceğimiz bu test sayesinde doğurganlık ve kısırlık sorunları erken teşhis edilebilecek ve kısırlığın önüne geçme şansı doğacakmış. Erkeklerin uygulayacağı test aktif sperm oranını ölçerken, kadınlarınki 'follicle stimulating hormone (FSH)' adı verilen hormonu ve böylelikle kadının yumurtalıklarındaki yumurta sayısını ölçüyormuş.
Alâ.
9 Temmuz 2001
İlk tümce şöyle; "Bu tatil eşinizle baş başa geçireceğiniz son tatil olabilir." İrkiltici. Henüz doğmamış olan biri size meydan okuyor, "geleceğim ve bütün plânlarınızı alt üst edeceğim ona göre!"
Öyle arabaya atlayıp nereden başlasak, nerelerde konaklasak, kafamıza göre takılırız, ne var diye bir şey yok. Yani en azından bir beş altı yıl yok.
Hamile ve de ısrarlıysanız tatile çıkarken uymanız gereken kurallar varmış. Opr. Dr. Murat Taşdemir'in Milliyet Gazetesi'nde yaptığı uyarılar şöyle:
Aşırı sıcak ve yüksek rakımlı bölgeler size uygun değil. (Tatil anlayışınızı toptan değiştirin, kışın kayak yapmayın, yazın güneşe çıkmayın, dalmayın, hoplamayın, zıplamayın)
Seyahatlerde sık görülen, anne ve bebeğin sağlığını etkileyen mikrobik ishale karşı sadece kapalı suları tercih edin ve buz
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kullanmayın. (Bu durumda kapalı sulardan oluşturduğumuz buzları kullanabilir miyiz yoksa hiç mi buz yok anlamadım.)
Dışarıda hazırlanmış salata, az pişmiş et ve mayonezli ürünlerden kaçının. Bol sıvı alın ve lifli besinler tüketin. (Yani dışarıda hazırlanmış köfte, patates kızartması falan okey mi? Bol sıvıyı anladım ama buzsuz herhalde. Lifli besinlere gelince hâlâ onların ne olduğunu tam bilmiyorum. Burada National Geographic diye çağırdığımız Ersel var, hani geçen gün tıp oynadığımız. Doktor o, hem de her şeye yetiştirecek bir cevabı var, nedir dedim lifli besinler, mesela portakal, mesela kepek ekmeği dedi. Eee yeterli değil bu cevap benim için. Daha? dedim, bütün faydalı şeyler., dedi)
Gideceğiniz bölgede acil bir durumda hangi sağlık kuruluşlarına başvurabileceğinizi öğrenip telefonlarını alın. (Ayy, insan her an doğum yapacakmış gibi heyecanlanıyor bu maddeyi okuyunca. Yani diyor ki sayın Taşdemir, Olimpos'ta Kadir'in Pansiyonu'na falan gitmeyin hamileyken)
Rahat, ince, hava alan giysiler ve alçak topuklu ayakkabıları tercih edin. (Peki ya kışın hamileysek ve de tatile gitmek istiyorsak? Zaten pek öyle tercih olmuyor bildiğim kadarıyla ayakkabı seçiminde, gözleri yaşlı, ayakları şiş, kocalarının ayakkabılarını giyen kadınlar tanıyorum, bildiğim kadarıyla erkek ayakkabıları pek topuklu olmuyor.)
Tatilde sürekli gezmek yerine sık sık dinlenin. (Hani tura katılıp mecburen saçma sapan yerleri gezmek zorunda kalabilir ve çok yorulabilirsiniz diye söylenmiş en çok)
Yolculuk boyunca tuvalete gitmeyi ertelemeyin. (Bence bu uyarıyı hamile eşi olan erkeklere yapmaları lâzım çünkü kadınlar yollarda asla tuvaletlerini erteleme taraftarı değildirler, tuvaletleri erteletenler hep kocalardır, Galip hariç, o bütün benzin istasyonlarında benim için durur.)
Eğer otomobille seyahat ediyorsanız saatte bir mola verin. (Bu maddeyi de baba adaylarının okuması lâzım)
Sırtınızı ve boynunuzu yastıkla destekleyin, emniyet kemerinizi karnınızı sıkmayacak şekle gevşek takın. (Makûl)
Yanınızda hafif ve besleyici yiyecek, meyve suyu bulundurun. (Çiş molaları ve her bir saatte durarak zaten canından bezdirdiğiniz kocanızı daha da sıkıntıya sokmayın. Arabanın içinde ne varsa onu yiyerek, sesinizi kesin)
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 32
Uçağın kanat hizasındaki bölümünü ve koridor tarafını tercih edin. (Koridor tarafında oturmazsanız tuvalete gitmek zorlaşır ama kanat hizasındaki bölümün faydasını bilmiyorum, ay ne ayıp)
10 Temmuz 2001
Sabahın erken saatinde Galip iş için Antalya'ya gitti. Annem beni dokuzda arayarak uyanıp uyanmadığımı kontrol etti. Niçin? Çünkü Galip otobüse binmeden önce aramış ve anneme aynen şunları söylemiş;
"Ben her gece Ece'nin çalar saatini kontrol ediyorum ama dün gece unuttum. Çalmayabilir ve o da uyanamayabilir. Ben de birazdan otobüse bineceğimden telefonum kapalı olacak. Lütfen onu arayıp uyanıp uyanmadığına bakar mısınız?"
Başka kimin aklına gelir?
11 Temmuz 2001
Sabah bir bel ağrısı, halbuki hazırda bekleyen bir hamilelik testim vardı, yarın sabah ilk iş uygulayacaktım. Gerek kalmadı. Regl! Bu arada öğrendim ki, hamilelik testleri reglin olması gereken ilk günden itibaren geçerlilik kazanıyor ve yüzde doksan doğru sonuç veriyorlarmış. Şimdi test rafa kalktı, bir ay sonra bakılacak. Oysa sanıyordum ki hop diye hamile kalabilirim, yanılmışım. Demek ki Elvin 29 Martta gelmek istemiyor, nisan sonu, mayıs başında onunla tanışma olasılığı üstünde durabiliriz artık, annesi gibi mayıslara düşkün bir çocuk olması hiç de fena bir fikir değil aslında. Belki ona bir ikinci ad daha koyarız; Mayıs.
Dün Galip Antalya'da, annem yazlık, abim kendi evindeyken babamla yemeğe gittik. Nefis Meksika bifteği, salata... Tüp bebeklerden konuşuyorduk, babam sordu, "Siz test yaptırdınız mı?", "Ne testi?" dedim, "Çocuğunuzun olup olmayacağı testi" dedi. "lııh" dedim, "bekleyip görme yolunu seçtik."
Bir alışveriş merkezinin içindeydik. Baba kız son sürat alışveriş yapmaya bayıldığımızdan hızlı hızlı vitrinlere göz atıp yürüyorduk. Beğendiğim bir ayakkabıyı gösterdim ona, beni hemen içeri sokup ayakkabıyı giydirtip kasaya yürüdü. Bir yandan da sesli sesli konuşuyor, "Babayla alışverişe gitmek ne güzel değil mi? Eskiden bol
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 33
bol seninle çıkar bir şeyler alırdık. Evlendiğinden beri yapamıyoruz..." "Niye?" dedim, "buradayım ya işte..." "İlginç bir ayakkabı ama güzel" diyor babam, "Arkasını yapmayı unutmuşlar, seneye de moda olsun diye bağcıklarını yok edebilirler ya da önünü kesebilirler." Kasadaki kız gülüyor, babam komiktir. "Önünü keserler dedim de, sen bir türlü bizim fişi kesemedin" diyor sonra. Sabırsız müşteriler olarak "Sen kese dur, biz biraz daha dolaşıp gelelim" diyoruz görevli kıza. Böyleyiz işte ikimiz de, bir mağazanın içinde üç dakikadan daha fazla duramıyoruz.
Bu arada arkadaşlarına da akşam beraber yemeğe çıktığımızı söylemiş. Kesinlikle iyi bir gece geçirdik, Rusya'dan gelen balmumu heykellerin bulunduğu sergiyi gezdik, çeşit çeşit çikolata aldık, oradan buradan konuştuk ve sonra eve döndük.
Galip'in de fark ettiği bir şey var, babamın hiç unutamadığı. Ne zaman konu geçmişten açılsa babam hep lise son sınıfta okul servisiyle gitmek yerine, yaklaşık beş dakika süren onun arabasıyla beni okula bırakışından ve o yılın ne kadar güzel bir yıl olduğundan söz eder. Sabahları bana kahvaltı hazırlayıp, çayı yaptıktan sonra beni uyandırmasını, birlikte gazetelere göz attıktan sonra onun beni okula bırakmasını sevgiyle anımsar ve her defasında bunu anlatır bizlere ve diğer dinleyenlere, onun için 88-89 okul sezonu en güzel geçen zamanlardan biridir. Ben o bunları anlatırken hem sevinir, hem de üzülürüm. Sözünü ettiğimiz şey yalnızca dokuz ay boyunca bir saati birlikte geçirmek, oysa çok daha geniş zamanlara yayılmalı birlikte geçirilen zamanlar.
İki gündür gazetelerde ve internet sitelerinde yayınlanan bir haber var; bahsetmemek olmaz, önemli bir gelişme çünkü. Olay sperm olmadan bebek sahibi olmakla ilgili, hayli ürkütücü, hele internetteki erkek sitelerine ve erkek magazin dergilerinde denilenlere bakılırsa.
Avustralyalı bilim adamları farelerde sperm olmadan yumurta döllemeyi başarmışlar ve böylece erkeklere gereksinim duymayan Amazon ırkının da sürebileceğini kanıtlamışlar. BBC'nin haberine göre, Melbourne'deki Monarch Üniversitesi'nden Dr. Orly Lacham-Kaplan spermsiz bebek tekniğini geliştirmiş.
Bu teknikte vücuttaki herhangi bir hücrenin genetik materyaliyle tıpkı spermle döllenmiş gibi embriyo yaratılmış. Şimdiye kadar spermsiz bir döllenme yaratılamamasının nedeni elbette ki
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kromozomlar, çünkü beden hücrelerinde çift dize kromozom varken spermde tek dize kromozom var.
Özel bir yöntemle beden hücresine ait kromozomlar bölünerek sperme benzetilmiş ve döllenme bu şekilde denenmiş. Bu yumurtadan canlı ve sağlıklı bebeklerin dünyaya gelip gelmeyeceği ise henüz bilinmiyor, bunu zaman gösterecek. Önümüzdeki altı-sekiz ay içerisinde bu yöntemin işe yarayıp yaramadığı anlaşılacak ve de spermsiz bebek tekniğiyle ilgili bütün sorulara yanıtlar bulunacak.
Bu tekniği bulmanın amacı elbette erkeklere gereksinim duymayan bir dünya yaratmak değil. Düşünsenize, içgüdüsel olarak çocuk sahibi olmak, döllemek gibi durumları içlerinde barındıran erkekler fark etmeseler de, sırf bu yüzden kendilerini çok güçlü hissediyorlar. Ellerinden döllemeyi alırsanız dünya tuhaf olmaz mı, dengeler bozulmaz mı? Bu yeni buluşta çocuk sahibi olmayan erkeklere yardımcı olmak amacı güdülüyormuş. Aynı zamanda bu yöntem lezbiyen çiftlerin de bir babaya gereksinim duymadan evlât edinmelerine yardımcı olmayı vaat ediyormuş.
Sıkı durun, bir kadının yumurtasının başka bir kadının hücresiyle döllendirilmesi durumunda XX döllenmesi gerçekleşeceğinden doğacak tüm bebekler kız olacak! Dehşet ki ne dehşet. İki kadın bir erkeğe gereksinim duymadan çocuk sahibi olacaklar, bu kültürle doğan ve yetişen çocuklar da kız olacak ve hayat tamamıyla kadınların elinde olacak. Bilim-kurgudan farksız.
Gelecekte bu kozu kullanmaya kalkacak kadınların sayısında bir artış olacaktır çünkü kadınlar kozları severler ve eğer erkeklere çok kızarlarsa erkekleri bir çırpıda yok etme yoluna gidebilirler.
12 Temmuz 2001
Haber şöyle; Amerika'da mesleklerinin zirvesinde oldukları biranda hamile kalarak işlerinden ayrı kalmak istemeyen kadınlar, 60 bin dolar ödeyerek taşıyıcı anne tutmaya başlamışlar. Pek çok kadın; partneri tarafından döllenmiş yumurtalarını taşıyıcı annelere enjekte ettirmek için kliniklere gidiyormuş. Hamilelik stresi yaşamayan anneler (ben buna sadece stres demezdim, hiç bir şey yaşamamak daha doğru bir tanımlama) 9 ay sonra kendi hücrelerinden meydana gelen bir bebek sahibi oluyorlarmış. Talep öyle fazlaymış ki artık sırf taşıyıcı anne kiralayan şirketler kurulmaya başlanmış.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 35
Dünya akıl almaz bir hâl alıyor, teknoloji sınırları zorluyor. Sırf kariyer için bunu yapabilecek kadınlar dünyada illâ ki var ama belki başka nedenlerden dolayı da taşıyıcı anne kavramına sıcak bakanlar olabilir; örneğin sağlık durumu hamile kalmaya uygun olmayan kadınlar, bünyesi zayıf kadınlar, önemli bir hastalığı olan kadınlar, korkan kadınlar...
Aslında ne öyküler çıkar bu durumdan.. Hadi kariyeriniz, sağlığınız falan, 60 bin doları da verebilecek gücünüz var, bir de taşıyıcı anne bulundu. Yazılması gereken öykünün baş kahramanı taşıyıcı anne olmalı, neden taşıyıcı olmuş, ne kadar para alacak bu işten, dokuz ay boyunca başka birinin çocuğunun doğmasını beklerken neler hisseder, çocuğu doğurduğu anda biraz olsun onu kendi çocuğu gibi hissetmez mi, bu işi kaç defa yapabilir, ailesi ne der, hamileyken bütün gün ne yapar, ne yer, ne içer, kliniğe ne zamanlarda uğrar, kariyerinin peşinden koştuğu için hiçbir şeye zaman ayırmayan anneyle görüşür mü, buluşur mu, telefonlaşır mı, sonradan arada bir çocuğu ziyarete gider mi, anne hamileliğin nasıl bir şey olduğunu bilmeden, eline çocuğu verildiğinde onu gerçekten sahiplenebilir mi kolayca? Kesinlikle konusu taşıyıcı anneler olan bir öykü yazmak lâzım.
Bugün anneleri, babaları ve bebeklerini ilgilendiren birçok haber var gazetelerde. Ya eskiden de bu kadar çoktular ama ben fark etmiyordum ya da ben bu günlüğü yazmaya başladığımdan beri birtakım güçler bana yardımcı oluyorlar.
Örneğin erkekler için yeni bir doğum kontrol yöntemi geliştirilmiş. Derinin altına yerleştirilen iki hormon plâkası üç yıl boyunca korunma sağlıyormuş. Günlük kullanımdan kaçan erkekler yani tembeller ve ihmalkârlar için geliştirilmiş bu yöntem. Erkekler kondomdan ve diğer korunma yöntemlerinden nefret ederler ama razı edebilirseniz eğer, hele de çocuk istemiyorsanız bu yöntemle en azından üç yıl boyunca sorunsuz bir şekilde yaşayabilirsiniz. Yöntemin yaygın uygulamasına 2005 yılında geçilecekmiş.
Eh şu anda görünen bir de dezavantajı var ilacın ki bence hiçbir erkek bunu duyduktan sonra bu plakaları kullanmak için gönüllü olmayacak ve iş yine kadınlara düşecektir. Şöyle ki; sperm üretimini önleyen bu yöntemi uygulayan erkeklerin seks güçlerini korumak için testesteron iğneleri yaptırmaları gerekiyormuş.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 36
Bir de şüpheci babalara müjdeli bir haber; İsveçli firma DNA- Test Sweden ile Avustralyalı firma DNA Solutions internet üzerinden verdiği hizmetle çocuklarının kendilerine ait olup olmadığından şüphelenen babalar için DNA testi yapıyormuş. Saç örneğinizi postayla bu firmalardan birine göndermeniz ve beklemeye başlamanız gerekiyor. Sonuç elektronik postayla size bildiriliyor. Eş ve çocuğun onayının alınmadan yapılan bu testler anlaşılan yakın zamanlarda bir de etik tartışmaya yol açacak. Kocasının elektronik postalarını okuyan ya da internette kocasının hangi sitelerde dolaştığını bilen kadınlar kavga çıkarmaya başlayacak. Yeni çağların kavgaları belli ki bu yönde olacak, "Demek benden gizli saç örneği gönderdin ve seni aldattığımı düşünüyorsun ha? Şimdi ben de internetten bir dedektif tutup seni takip ettireyim, soy kütüğünü araştırayım, eski sevgililerinin sitelerini hack ettireyim bari..."
Başka bir haber; şişman bebekler büyüyünce de şişman oluyorlar... Aman dikkat, ay aç kaldı yavrucağız falan diyip bebeklere ha bire yemek yedirmemek lâzım. İleride şişmanlığa bağlı olarak; şeker, koroner kalp hastalıkları, hipertansiyon, hiperlipidemi gibi birçok sorunla karşılaşma riski de artıyormuş. İnek sütü, pirinç unu ve şekerle hazırlanan mamaları yiyen çocuklar genellikle şişman oluyorlarmış.
9 Eylül Üniversitesi'nden Prof. Doktor Benal Büyükgediz'in dediğine göre beyin gelişiminin tamamlandığı ilk üç yıl içinde bebeğin beslenmesi büyük bir önem taşıyormuş. Anne sütü şişmanlığa karşı çocukları koruyan önemli bir faktörmüş ve ek gıda verilmesinin erken başlatılması şişmanlığa neden oluyormuş. Erken nedir, ne zamandır peki? 6 aydan önce bebeğe ek gıda verilmemeliymiş.
Bir tane daha; daha önce öğretmenimden örnek vererek yazdığım bir konu bu. Anne karnındaki bebekler altıncı aydan itibaren dış dünyadaki sesleri hafızalarında tutmaya başlıyorlar ve annelerinin dinlediği şarkıları bir yıl sonra anımsıyorlarmış. Öğretmenimin de yaptığı ve bize önerdiği gibi bir kez daha söyleniyor ki, klasik müzik gibi yavaş ritimli parçaların hamilelik döneminde dinlenmesi bebeklerin beyin gelişimi açısından faydalı. Yapılan deneyle, hamilelik döneminde klasik müzik dinleyen kadınların çocukları bir yıl sonra parçaları anımsarken, pop müzik parçaları dinleyen çocukların çoğu parçaları anımsamamışlar.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Günün son haberi Sağlık Bakanlığı'ndan. Bakanlık çalışan annelere "iş yerinizde sütünüzü sağın, serin yerde saklayın" önerisinde bulunmuş. Amerika'da kariyer yapan kadınlar taşıyıcı anneler bulurken bizim memlekette kariyerden değil ama parasal nedenlerden dolayı bebek doğduğu anda bile çalışan kadınlar sütlerini sağıp saklama durumundalar. Bizdeki gelişme bu kadar işte. Sağlık Bakanlığı anne sütünün buzdolabında 24 saat canlılığını koruduğunu söylemiş. Birde internet sitesine sahip olan bakanlığın web sayfalarında annelere ilginç öneriler varmış, girip bir bakmak lâzım.
16 Temmuz 2001
Üşenmedim baktım siteye, o kadar solgun, didaktik geldi ki vazgeçtim, yani artık "sütünüzü sağın" gibi önerilerden daha fazlasını aktarma şansım yok.
Galip'in Avustralya'ya birlikte gittiği ama hâlâ orada olan en yakın arkadaşı Cem'in sevgilisi tam da benim doğum günümde harika bir kız çocuğu doğurdu, adını Tia koymuşlar. Böylesi güzel bir isme sahip olan bir çocuğun kendi de güzeldir herhalde, onları eylül ayında görmeyi umuyoruz.
Halûk Cemlerin bir iki ay sonra gelmeleri haberinden sonra artık dört aylık bir bebek sahibi olan deneyimli bir baba olarak dün dedi ki; "Sorun bakalım hangi bebek mamasını kullanıyorlarmış, burada yoksa eğer kullandıkları mamadan, yanlarında getirmeyi unutmasınlar." Galip, baba olduktan sonra bütün konuşmaların nasıl da değiştiğinin farkına vardığını söylüyordun. Akşam her zaman olduğu gibi balkonda oturmuş Halûk'la içkilerini içerken hep bu tür şeyler konuşmuşlar, Emir'e alınan oyuncak inekten, artık ağzına aldığı yemekleri püskürttüğünden, yerlerde sürünmeye başladığından, yatağında kendi kendine dönebildiğinden... Oysa bundan altı ay önce bebekler hariç dünyadaki her şeyden konuşuyorlardı; ralliler, arabalar, yemekler, özellikle balıklar ve mangalda pişen diğer her şey, tatiller, işler, paralar ve kim bilir daha neler neler...
17 Temmuz 2001
Sanırım bebeklerle ilgili haberleri hafta sonuna doğru yayınlıyorlar. Her şeyin ardında bir neden, öküzün ardında buzağı arıyorsanız, medya devlerinin devletle gizli bir işbirliği içerisinde olduğuna
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 38
inanabilirsiniz. Belki sahip olduğumuz genç nesil yeterli değildir, daha da genç olmamız için hafta sonuna şirin mi şirin bebeklerin fotoğraflarının bulunduğu haberlerden koymakla çiftleri teşvik ediyorlardır, hadi ama ne duruyorsunuz, önünüzde koca bir hafta sonu var gibilerden.
Bu fotoğrafları görünce aklıma o nefret ettiğim genç kadın tipleri geldi; bunlar gazetelerde gördükleri bütün bebeklerin fotoğraflarını keser, işyerlerindeki dolaplarının kapaklarına yapıştırırlar. Ben bu bebek resimlerini gördüğümde her daim gayri ihtiyari titrer ve o kadınlardan ve dolaplarından hemen uzaklaşırım. Nedir yani, hangisidir bu eylemin sonucu: a)Çok yalnızım, derhâl evlenmek ve bir çocuk doğurmak istiyorum b) Bir erkek arkadaşım bile yok, olsaydı evleneceğimize dair hayâller kurabilirdim ama ne yapalım, bari olmayan gelecek düşlerimi ertelemek yerine şu şirin yavru resimlerine bakayım c) Kıskancım kıskanç. Birileri çocuk doğurmuş ve üstelik bu çocuklar dünya tatlısı, ben ise ileride bana ne olacağını, çocuğum olup olmayacağını, olsa bile bu kadar şirin olmayacağını kesinlikle bilmiyorum, ama ümit işte, bir şeyi kırk kere istersen olurmuş, belki baka baka benim de bir tane olur d) Bu fotoğraflara bakan adamlardan biri belki de ne kadar evcimen ve çocuk sahibi olmaya meraklı olduğumu anlar ve kim bilir? e) Anlamıyor musunuz, yalnızlıktan çıldırmak üzereyim, f) Daha önce başka kadınların dolaplarında görmüştüm, işe de yeni başladım, zorunlu galiba bu bebek resmi yapıştırma işi, bari bir iki tane de ben yapıştırayım da kimse bir şey demesin g) Maksat kızlar arası muhabbet olsun, işte canım sıkılmasın. Biri "ay, ne şeker şey böyle" der, lâf lâfı açar, konu sıkıntısı çekmeyiz.
Benim asla arkadaş olamayacağım kadın tipi işte bu. Kesinlikle hayatlarında bir eksiklik olan ama bunu hep yanlış şeylerle doldurmaya çalışan, bir türlü doğru uğraşları ve arkadaşları edinememiş bir profil. Bana uymayan.
Her şeyin bir deja-vu durumu oluşu, yalnızca hayatın içine bir anda giriveren şeylerle değişir gibi oluyor, o kadar. Doğum haberleri, ölümler, evlenmek üzere olup da perde bakmaya gitmeler ve sistire yaptırmalar hariç. Nurdan bugün 99 yılında yazdığı bir yazıyı getirdi işe, hepimizi benim odamın içinde topladı, her zamanki gibi çaylarımızı söyledik ve dinlemeye başladık. Bundan iki yıl önce sıradan bir iş
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 39
gününde yaptıklarımızın bugün ya da dün yaptıklarımızdan hiçbir farkı yok. Bir iki insan işten ayrılmış, bir ikisi işe girmiş, birileri gürültü oluyor diye söylenmiş, aynı kişinin elinde telefon varmış, aynı kişi espri yapıyormuş ve biz gülüyormuşuz, çay söylemişiz, ben kayıt yapıyormuşum, birileri istifa edeceğim diye yanındakine şaka yapıyormuş. Ve bugün, aradan iki yıl sonra aynı şeylere gülüp aynı şeylere üzülüyoruz. Kafanızı bu olan bitene yorarsanız tuhaf bir durum ama biraz da ferahlatıcı bir hâl. Hiçbir şeyin değişmemişliği insana aynı zamanda güvenli sularda olduğu hissini de veriyor.
18 Temmuz 2001
Kuzen Sinan öğleden sonra "baba oldum" demek için aradı. O heyecanlı, ben heyecanlı. Demek artık bir de Egemen'imiz var, tanıdığım bütün Egemenler çok yaramazdı, ama ona söylemedim. Küçük kuzen Bahadır aradı arkasından, hadi hastaneye birlikte gidelim diye. Yolumuz uzundu, onun amca oluşundan, lenslerden, okulundan, müzikten, internetten konuştuk, "peki ben neyi oluyorum Egemen'in" dedim ona, "babasının kuzeni" dedi Bahadır. Gittiğimizde Sinan'ın gözlerinde harika bir pırıltı vardı, "bu benim doğan en yakın akrabam" dedim ona, o da "benim de" dedi gülerek. Melissa kollarına bağlı serumlarla, temmuzun sıcağına ve kesilen elektriklerden ve gelen konuklardan dolayı kumasız bir havasızlığa teslim olmuş, sarı bir yüzle yatıyor ama kendini iyi hissettiğini, yalnızca biraz ağrısı olduğunu ama bunu önemli bulmadığını söylüyordu. Egemen uykuya teslim olmuş bir biçimde ona ayrılan minik bir yatakta sarı şapkası ve eldivenleriyle minicik yatıyordu. Çenesi, fotoğraflarından anımsadığım kadarıyla aynı Sinan'ın bebekliğindeki gibiydi, gözleri Melissa gibi çekikti, tırnakları biçimli, parmakları uzundu. 3 kilo 900 gram doğmuştu, hemşirenin bıraktığı kağıdın ad soy ad kısmında Bebek Balban yazıyordu, 57 santim, kan grubu henüz bilinmiyor. Klima bir süre sonra çalıştı, oda serinledi, herkes rahatladı. Melissa'nın anne ve babası bir süreliğine dışarı çıktı. Melissa aradan üç saat geçtiğini ve bebeğin mama saatinin geldiğini söyledi. Teyzem ki artık o bir babaanne olmuştu, ne tuhaf, ona yardım etti. Sinan ile ben uzun süre birbirimize sarıldık, sonra odanın önündeki cam kenarı koltuklarına kurularak anne ve baba olmanın nasıl bir şey olduğunu konuştuk. Sinan, kendi
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
çocukluğunu ne yazık ki ilkokula kadar anımsamadığını söyledi. Annesinin onu doğurup, büyütürken, beslerken neler çektiğini anlayamamış. Bu yüzden de hamileliği boyunca Melissa'yı videoya kaydetmiş, ileride çocukların annelerinin onlar için ne fedakârlıklara katlandıklarını bilmeleri iyi olurmuş. "Şimdi bütün roller değişti" diyor, "biz küçükken Çağrı ile (ortanca kuzenim) eve hırsız gelmesinden çok korkardık ve her korktuğumuzda hemen babamı uyandırırdık. Bugün her şey değişti, artık babamı hırsız var diye uyandıramam, artık baba olan benim"
19 Temmuz 2001
Otuz bin hamile kadın üzerinde yapılmış bir deney; düşük dozda aspirin kullanımının hamilelik dönemine çok büyük bir faydası varmış. Erken ve ölü doğumları hayli engelleyen, yüksek tansiyonu düşüren düşük dozda aspirin kullanımının tabii ki uzman doktor kontrolünde olması gerekiyormuş, ancak verilen haberde düşük dozun ne kadar düşük olduğundan söz etmemişler.
Bu arada ben boşu boşuna taze hamilelik haberleri için gazeteleri tırım tırım tarıyormuşum,. İnternetteki ntvmsnbc.com adresinde en son haberler tarih sırasına göre dizi dizi dizilmiş, bizleri bekliyorlarmış. Sağlık bölümünde "anne bebek sağlığı"na tuşlayıp, en son gelişmelere anında ulaşma fırsatı var.
Londra'dan 29 ocak tarihli bir haber; çok heyecanlı bir gelişme olmasına karşın, hâlâ anne olmanın zamanın gelip gelmediği konusunda tereddütler içinde olduğum bir dönem olduğundan bir okuyup sonra da unuttuğum bir şeydi bu, şimdi yazabilirim. Bilindiği üzere, hamilelik dönemindeki ultrason görüntüleri bebeğin anne karnındaki hâlinin çok kaba bir tasviridir, gerçi öyle bile olsa heyecan veridir, Haluk örneğin Emir'in Hande'nin karnındaki görüntülerini "bakın Emir'in fotoğrafına" diye bize heyecanla gösteriyordu, daha sonra da kendilerine ait web sitesine bile koydu bu fotoğrafları...
Doktorlara çok ciddi fiziksel bozukluklar ya da bebeğin ters mi düz mü olduğuyla ilgili bilgi veren ultrasondan daha önemli, her anne babayı çıldırtacak bir gelişme artık söz konusu. Zafer Arapkirli'nin bildirdiğine göre, Siemens tarafından üretilen ve bazı ülkelerde denenmeye başlanan yeni bir görüntü tarayıcı cihaz sayesinde bebeklerin neredeyse fotoğrafa yakın görüntüsü ekrana geliyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Kağıda da basılabilen bu fotoğraflarla çocuğunuzun nasıl bir görüntüye sahip olduğunu onu daha gerçek dünyanın içinde, yanı başınızda görmeden öğrenmek artık mümkün. Tabii bununla birlikte; doğmamış çocuklarda oluşmuş tümörler, dudak veya benzeri bölgelerdeki arızalar, omurga bozuklukları bile doğumdan önce belirlenecek ve önlemler alınabilecek.
Düşük dozda aspirinle pek çok doğum sorunun önüne geçerken, hamilelik boyunca balık yağı yiyerek zeki, çevik çocuklar doğurmak da mümkün. Somon, sardalye ve ringa balığında bol miktarda bulunan yağ asitleri ana rahmindeki bebeğin zihinsel gelişimine hayli olumlu bir katkı yapıyormuş. Yapılan deneyle, annesi balık yağıyla beslenen çocukların diğerlerine göre kavrama yeteneklerinin gelişmiş olduğu ve çabuk öğrendikleri tespit edilmiş. Haftada iki üç kere balık yağı almak yeterliymiş.
En iyisi buzdolabının üzerine bir not yapıştırıp bütün bunları kısa kısa yazmak, unutma balık yağı, unutma düşük doz aspirin, unutma şu, unutma bu... Bilmem, çok fazla kafayı takınca da iyi olmayabilir tabii ama sağlıklı beslenmekte ve bilinçli birer ebeveyn adayı olmakta elbette fayda var.
Alın, buradan yakın, yine geldik Sağlık Bakanlığı'nın önerilerine, işte anne adaylarına beslenme önerileri, buzdolabı notları artarak devam ediyor...
Her öğün c vitamini tüketin.
Her gün en az bir su bardağı süt, yoğurt ayran için veya iki kibrit kutusu kadar peynir veya bir iki yemek kaşığı çökelek yiyin. (Çökelek mi yiyelim?)
Mercimek-bulgur karışımı yemekleri sık sık yiyip (benim bildiğim ikisinin karışmış hâli bir tek mercimek köftesinde var, o da her gün yenmez ki), yanında portakal, mandalina, domates, maydanoz (yemem, yemem, yemem, asla yemem, muadili yok mu?), yeşil biber, taze soğan gibi c vitamininden zengin sebze ve meyveleri tüketin, (ilk maddede bu faslı kapatmamış mıydık?)
Yemekle birlikte çay ve kahve içmeyin. Yemek yedikten bir iki saat sonra için. (içmek şart mı?)
Hamile kaldığınızda ağırlığınız normal ise her ay bir-bir buçuk kilo alacak şekilde yediklerinizi ayarlayın. (Bu bana, yine dün Galip yokken
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
babamla yediğimiz yemekteki garsonun dediklerini anımsattı. Yıllar yılı kibrit çöpüne ve Avrupalı mankenlere -annemin arkadaşları tarafından onların gençliğinde pek meşhur olan Twiggy'e, benim yaşıtlarım tarafından ise Uma Thurman ve Suzanne Vega'ya benzetildikten sonra, Galip ile evlenmeden üç ay önce kilo almaya başladım ve o zamanlar 43 ile 47 arasında gezinmekte olan kilom bugünlerde 60'a çıktı. 1.73 boy ile artık minimuma değil de şişmanlığa doğru sınırda görünen bu kilom beni uzun zamandır tanıyanlar için hayli şaşırtıcı bir durum, mesela abim beni her görüşünde "şişko patata" demeye başladı... Neyse dün babamla yemekteyken ben başlangıç diye nitelenen bir iki şeyden azar azar yedim, babam ise yemiyorum diye üzülerek, Galip'e telefon açtı, "Baksana sen olmayınca Ece'nin boğazından bir şey geçmiyor" dedi ona. O sırada garson babamın dediklerini duydu ve "Doğan abi üzülmeyin, kızınızın kilosu iyi, diyet yapması normal" dedi. Otuz yaşımı aştım, hayatımda biri ilk kez diyet yaptığımı sandığı için hayli heyecanlandım. Tersi diyetlerden söz etmiyorum, defalarca beslenme uzmanlarına kilo almam için götürüldüm, bir tanesi her öğüne birkaç dilim ekmek, hiç unutmuyorum öğle yemeklerine de beş altı dolma ile bir koca tabak pilav yazmıştı, ben de durum böyle olunca asla ve asla kilo alamadım. Beş altı dolma yesem zaten kilo alırdım, o beslenme uzmanından özellikle nefret ettim. Ve işte nasıl olduğunu bilmiyorum, kimsenin yesene kızım, evladım, yavrum, sevgilim, karıcığım demesine fırsat vermeden bir yıl içinde kilo aldım. Belki de Galip bana hiç "Ama yemiyorsun sen.." deyip yüzünü buruşturmadığı içindir. Nice eski sevgilim "seni şişmanlatacağım" diye beni çıldırtmıştı, ben de onların yanında hiçbir şey yemeyerek kendimce intikam almışım herhalde.)
Çok zayıfsanız biraz daha kilo alın. (Demesi kolay... Herkese ne yediğine hiç karışmayan ama meyveleri soyup, buzlukta soğuttuktan sonra şık bir servisle önünüze koyan Galip gibi bir koca diliyorum)
Şişmansanız şekerli, unlu, yağlı yiyeceklerden kaçının. (Bunu da demesi kolay, şişmansanız zaten bunları sevdiğiniz için bu kilodasınız. Dikkat edebilirsiniz yedikleriniz ama nereye kadar?)
Sebzeleri iyice yıkayın.
Boşaldıktan sonra deterjan ve ilaç kavanozlarına yiyecek ve içecek koymayın. (Demek koyanlar var, neyse ki hamilelik boyunca
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kazandıkları bu alışkanlıkları ileride sürdürmeyi başarabilme şansları davar..)
Protein tüketin ki bacak ve göz şişmelerinden kurtulun, güneşe çıkın ki D vitamini alın.
Bütün bu uyarılar hoş. Sizi sizin kadar düşünen birilerinin varlığını öğrenince hem işin ciddiyetinin farkına varıyor, hem de yeni şeyler öğreniyorsunuz.
Çukurova Üniversitesi'nden Doç. Dr. Cüneyt Evrüke diyor ki; sağlıklı bebek dünyaya getirmek için anne adaylarının hamilelik öncesinde bir dizi kan testi yaptırması gerekiyor ama bu konu genelde ihmâl ediliyormuş. Anne adayının kan grubunun RH negatif, babanınkinin de pozitif olduğu durumlarda kan uyuşmazlığı ortaya çıkıyor ve bu da bir dizi sorunun beraberinde getiriyormuş.
Bir de benim çok korktuğum ve sırf bu yüzden canım köpekleri uzaktan sevmek zorunda kaldığım bir durum var; toksoplazma... Anne adayları için en önemli sorunlarından biri insanlara kedilerden ya da köpeklerden geçen ya da çiğ et tüketiminden kaynaklanan toksoplazma denilen parazit. Evrüke diyor ki; "Bir anne adayı hamileliği sırasında toksoplazma parazit ile enfekte olursa ve enfeksiyon anne karnındaki bebeğe geçerse hamileliğin ilk üç ayında düşük doğuma neden olabilir ya da yeni doğanda tahripkâr etkiler bırakabilir. Hatta, bebekte körlüğe kadar varan olumsuz sonuçlara yol açabilir."
Bu arada çiğ et tüketmemek ve özellikle çiğ köfteden uzak durmak gerekiyor.
31 Temmuz 2001
Dokuz günlük sessiz bir tatilde altı kitap okuyarak işe geri döndüm. Yazlık evdeydim, annemin ve Emine teyzenin ben sabah uyanır uyanmaz hazırladığı kahvaltılar, deniz, havuz ve güneş, yine hazırlanıp önüme konan öğle ve akşam yemekleri. Ayda ve Ata da oradaydı, Ata gün geçtikçe büyüyor. Artık çorabını ağzına sokuyor, dişleri çok kaşınıyormuş da.
Tatil hiç bitmesin istedim ve üç aylık yaz tatilleri olan çocukları kıskandım. Ayda ile düşünüp durduk ve ne akılsızmışız dedik, niçin öğretmen olmayı düşünememiştik, yaz tatili, kış tatili, aşı tatili, kazan dairesi patladı tatili, kaloriferler yanmıyor tatili, şehir is içinde, sokağa
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
çıkmak tehlikeli ve yasaktır tatili, kardan yollar kapandı tatili... Eh tabi, artık otuz yaşında olduğumuza göre olan olmuş.
28 temmuz gecesi birinci evlilik yıldönümümüzü kutladık, gazeteye şu yazıyı yazdım;
Bir yıl sonra
Yağmur yağdı, kar yağmadı, rüzgâr çıktı, zaman geçti, deniz duruldu, gece oldu, hilâller, dolunaylar, güneşler geldi geçti. Geceyle gündüz eşitlendi, günler kısaldı, uzadı, sokaklar doldu taştı, pazarlar kuruldu, yeni giysiler alındı, yemekler yendi, sinemalara gidildi, dünya biraz daha kirlendi, yeni zamlar oldu, perdeler, çamaşırlar yıkandı, buzdolabı birkaç kez temizlendi, bir apartman toplantısı yapıldı, bir doğum günü daha kutlandı, bebekler doğdu, bir yılbaşı, yeni birkaç arkadaş, okunmuş on altı kitap daha eklendi, kalemler, yazılar, defterler geçti, eskiyenler atıldı, çöpler birikti, atıldı, tüketildi, üretildi. Ne mi oldu? Bir yıl geçti. Biz evleneli bir yıl oldu.
Bir gün, aaa on beş yıl olmuş da denecek, biliyorum. Gümüş ve altın yıldönümlerine ulaşana kadar geçirilmesi gereken pek çok evre var. Örneğin birinci yıl kağıt yılı, böylesine çabucak geçen bir yıl için birbirinize almanız gereken hediyenin hayli zahmetsiz olması gerektiği düşünülmüş. Tüy kadar hafif, basit, ucuz.
İkinci yıla pamuk, üçe deri, dörde meyve ve çiçek, beşe tahta. Onuncu yılda alüminyum, on beşte kristal; yirmide porselen, yirmi beşte gümüş, otuzda inci, kırk beşte safir, ellide altın, altmışta pırlanta..
Gittikçe ağırlaşan ve fiyatı da artan nesnelerle ifade edilen yıldönümlerinde zoraki hediyelerden uzak geçirilmesi gereken koca bir gün var önümüzde. Belki baş başa bir yemek, geçen yıl bugün hangi saatte ne olduğunu anımsamaya çalışmak, o heyecanı tekrar yaşamak için anlatıp durmak, fotoğraflara ve video görüntülerine bakmak, "hava ne kadar da sıcaktı o gün" demek, birlikte geçireceğimiz tüm hayatın bu bir yıl kadar güzel, mutlu geçmesini dilemek, yeniden birbirimize karşı hep anlayışlı olacağımıza dair söz vermek.
Sahi hava ne sıcaktı ama neyse ki yıldızların altında ve de denizin yanındaydık. Sevdiğimiz tüm insanlar bizimle birlikteydi, güzel müzikler çalıyordu arkadaşlarımız, dans ediyor, gülüyor, eğleniyor,
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
birbirimize "evet" diyor, tüm bir yaşamın o günkü kadar mutlu, neşeli, sağlıklı geçmesini diliyorduk. Sonra ver elini balayı. Bence insanın her yıl bir balayına, şımarmaya, şımartılmaya ve her şeye yeniden başlıyormuş gibi hissetmeye gereksinimi var. Bir yerlere gidiyor ve iki kişilik bir hayat yaşıyorsunuz, işleri güçleri hiç önemsemediğiniz güzel bir iki hafta. Sonra o günlere ait fotoğraflara bakıyorsunuz, sağlıklı yüzlerinize, daha sonra hiç görmediğiniz o mekânlara.
Dediğim gibi, en iyisi her yıl aynı tarihlerde yeni bir balayına çıkmak. En olmadı, o günü en keyifli hâle getirmeye çalışmak.
Biz öyle yapacağız.
Yazıyı Alain de Botton'un Romantik Hareket isimli kitabından bir kaç tümceyle bitiriyorum.
"Sensiz yitik bir insan olduğumu, her ne kadar öyle görünmek istesem de aslında bağımsız bir kişi olmadığımı, tam aksine, yaşamın akışı ya da anlamı üzerine hiçbir ipucu yakalayamamış bir sürüngen olduğumu söylersem, yani sana ihtiyaç duyduğumu itiraf edersem, duygusal açıdan soyunmuş olurum. Karşında ağlarsam, "başkaları bunları duyarsa mahvolurum" diyerek ve her şeyin aramızda kalacağına güvenerek sana yığınla şey anlatırsam, partilerde etrafa mavi boncuk dağıtmaktan vazgeçersem ve önem verdiğim tek insanın sen olduğunu söylersem, dahice biçimlendirilmiş bir "yıkılmadım ayaktayım" kisvesinden soyunmuş olurum. İşte o zaman bir sirk numarasındaki gibi bir tahtaya mıhlanmışımdır, karşımdakine kendi irademle bir yığın bıçak vermişimdir, tenime teğet geçen bıçak atışları karşısında korunmasızımdır...Artık zayıfımdır ve gecenin üçünde telâşlı yüzümle çıkarım karşına; akşam yemeğinde yüksekten attığım iyimser felsefeden ve yüksek sesli değerlendirmelerden eser kalmamıştır artık. Günlük yaşamın özenilecek ve kendinden emin fotoğraflarından biri değilim; elimde korkularımla ve kuşkularımla yüklü çok ayrıntılı bir katalog var; bütün bunlara karşın beni sevmeye devam edebileceğin riskine alıştırdım kendimi."
Karides, kalamar, polaraid bir anı, çingene kemanları, şampanya, dostlar, disko, düğün şarkıları cd'si eşliğinde dans, düğün fotoğraflarına bakma, bir pasta, bir mum, bir dilek.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
1 Ağustos 2001
Nurdan'ın ablası bir pantolon dikiyormuş, bütün hamile kadınlara bu pantolondan armağan olarak götürüyormuş. Pantolonun kemer bölümünün yan taraflarında kuşağa benzeyen bir parça varmış, hamileliğinin boyutlarına göre beldeki bu parçayı sıkıyor veya genişletiyormuş giyenler. Ne hoş bir şey! Nurdan hamile olunca sana da o pantolondan getireceğim diyor, valla iyi fikir.
Geçen gün gerçekten artık yaşlanmaya başladığımızın, artık çocuk değil de çocuklara sinirlenebilen tarafta olduğumuzun farkına vardım. Evimizin pencere demirlerini kale yaparak futbol oynayan çocuklar ne kadar ikaz etsek de oynamayı kesmiyorlardı. Demire çarpan top sesi dünyanın en gerilimli seslerinden biri. O demir parçasına çarpan top aynı zamanda beynimi de zangırdatıyor ve çocukların kale yaptığı yer yatak odamızın camının demiri. O sırada uyumuyordum ama her top çarpışında vücudum biraz daha elektriklenmeye ve biraz daha gerilmeye başladı. Dayanamadım, balkona çıktım ve hayatımda ilk kez şöyle dedim; "Şimdi gelip o topu keseceğim!". Bunu bizim çocuklara anlatınca Ömür, "bu lafı en son 20 yıl önce duymuştum" dedi. Artık toplar eskisi gibi zor bulunan ve özenle saklanan nesneler değilmiş, köşe başı topla doluymuş ve kessem bile gidip yenisini alabilirlermiş. Beni şaşırtan topların artık kolay bulunabilir nesneler olması olmadı, ben çocukluğumda en sinir olduğum tümceyi söyleyen kişi olduğuma sinirlendim, ileride de mızmız mıy mıy, her şeyden şikayet eden bir ihtiyar mı olacağım ne?
9 Ağustos 2001
Hiçbir şey yok. Hafta sonu Geyve'deydik, Galip, Halûk, ben. Hande Emir ve annesiyle birlikte Bodrum'daydı. "Bir gün mutlu olmak istiyorsan sarhoş ol, bir hafta mutlu olmak istiyorsan seyahat et, bir yıl mutlu olmak istiyorsan sevgili bul, bir ömür boyu mutlu olmak istiyorsan bahçeyle uğraş" demiş birileri ama arada neler demiş onu unuttum.
Geyve'de köye kuşbakışı bakan bir evde; horoz, eşek sesleri arasında tüm hafta sonu bahçeyle uğraştık. Çapa yaptık, tohumlar attık, onları suladık. Toprağın çapalanırken çıkardığı sessizliğin içindeki o sakin ses bana müthiş bir terapi gibi geldi. Çocuğumu
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
doğurmak ve bahçeler içinde oturmak, tüm gün bahçeyle ilgilenmek, akşam serinliğinde sulamak, çocuğumu öylece sessizliğin içinde büyütmek ve büyüdükçe de ne kadar huzurlu bir çocuk yetiştirdiğime tanıklık etmek ve kendimi tebrik etmek istedim.
Bir hamak istedim, gölgelerin içine kurulu, sessiz sessiz sallanırken Elvin'e masallar okumak ya da uydurmak, onun saçlarını taramak, çiçekler, meyveler toplamak üzere akşam üstleri el ele dolaşmak, ona böcekleri, solucanları, kaplumbağaları anlatmak ve göstermek istedim. Geyve değildi istediğim, Geyve yalnızca göz kırpıyordu düşlerime. Bir kere hava çok sıcaktı ve çok sinek vardı. Yine de hiçbir şey yapmadan, hiçbir kaygı duymadan koskoca iki gün geçirmiştik işte. Saate bile bakmadan, telefona uzanmadan, açtığımız radyo kanalındaki djden ve çalan şarkılardan gürültü kirliliği yapıyor diye hemen vazgeçtiğimiz, televizyonu bozuk olan bir evde, saatler boyu bulabildiğimiz gazeteleri satır satır okuyarak, demli çaylar, nescafe frappeler içerek geçen iki tam gün.
Galiple Haluk pazar sabahı, saatlerini altıya kurarak balık tutmaya gidiyorlar, bir önceki gece kasabadan olta almışlar, biri 5 metre uzayabilen bir kamış, diğeri de çocukluğumuzda elimize tutuşturulan misinalardan. Bir de üstünde "sazan hamuru" yazan bir yem almışlar, tanesine 250 bin lira verdikleri. Bildiğimiz hamurun nemli hâli, kendilerini de iyi biliyorlar, "Biz sazanız ya, o yüzden aldık" diyorlar. Ben de temiz havanın etkisiyle, asla pazar günleri yapmayacağım bir şey yapıyor ve dokuzda kalkıyorum. Demlenmiş bir çay ve evin içinde bulduğum, kendi irademle asla satın almayacağım bir kitap; "Spinoza Felsefesi Öğrenen Hırsız".
Edebiyata bundan 20 yıl önce polisiye romanlar okuyarak, hatta günde bir tanesini devirerek başlamışlığım bile var aslında. Sonra da ilk romanımı yazmaya başlamıştım, on üç yaşındaydım ve kahraman Muzip Bey'in kızları çizgili defterimin dördüncü sayfasında öldürülüyor ve "uçan kuşu bile vurabilen" Muzip bey sadece on üçüncü sayfada katilleri buluyordu. Ama işte o kadar.
Aradan geçen bunca yılda herhalde dört beş tane daha polisiye kitap okudum, ta ki Spinoza Felsefesi Bilen Hırsız sözcükleri mutfak rafından bana "beni oku" diye bağırana kadar. Yanımda getirdiğim hayli kalın bir roman olmasına karşın, büyük bir iştahla pazar sabahımı
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
bu polisiye kitaba ayırdım. Çay üstüne çay içtim ve kitabın neredeyse sonlarına geldiğimde çocuklar hâlâ yoktu, cep telefonları kapalıydı, merak etmeye başladım. Neyse ellerinde siyah bir torbayla döndüklerinde kitap bitmiş, çay ve açlık midemi bulandırmaya başlamıştı, öğlene geliyordu.
İki balık tuttuklarını söylediler gülerek, "iyi" deyip geçtim. 11 köy yumurtasından oluşan bir omlet yedikten sonra keyfimiz yerine geldi; "İnanmıyorum o balıkları sizin tuttuğunuza" dedim gülerek. "Akşam yemeğinde mangalda pişerlerken anlatırız" dediler. Sonra bahçe işleri.
Galip ısrarlarıma dayanamayarak geçtiğimiz günlerde bana ip aldı, hem de sayaçlı, yani kaç defa atladığınızı görebiliyorsunuz. Tam ip atlayacaktım ki Halûk, "Eğer hamile olup olmadığını bilmiyorsan sakın atlama" dedi, haklıydı. "Bebeğin anne karnındaki ilk üç ayı çok önemli, dikkat etmelisin"....
İp atlama hayalimin suya düşmüş olması mı daha kötüydü, yoksa bütün bu konuşmalardan sonra regl olmak mı? Doyasıya ip atlayabilirdim öğleden sonra ama hamile kalmak için bir ay daha beklemek gerekecekti.
İp atlamak için çok sıcaktı. Öğle yemeğini atlayıp da akşam üstü balıklar mangalda usul usul pişerlerken balık tutma maceralarını anlattılar. Misinaları savurduklarında ağaçlara taktırmışlar, tam çözdüklerinde de hepsini tekrar tekrar birbirine dolamışlar. Biri yanlarından geçerken manalı manalı "Rast gele" deyip gülünce, "burada balık var değil mi?" diye sormuşlar, adam da "görmüyor musunuz su bulanık, daha yukarı çıkın" demiş. Bizimkiler de adamın sözünü dinlemişler ama balık tutmayı başaramamışlar. Gidip iki balık almışlar yaklaşık altı saatlik maceralarının sonunda. Balık tutma faslı da böylece kapanmış.
10 Ağustos 2001
Dün Nicholas Cage'in Aile Babası filmini izledik. Parayla elde edilebilecek her şeyi olan bir adam, eğer kariyerini feda edip çok sevdiği sevgilisiyle evlenmiş olsaydı durum ne olurdu?
Herkesin aklından geçebilecek bir durum, acaba öyle olsaydı ne olurdu, böyle olsa ne olurdu?
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Nicholas Cage bir sabah çocuk ağlamaları duyarak uyanıyor; steril, feng shui hayatından uzak, karmakarışık, düzen yoksunu bir odada, eski sevgilisinin kolları arasında, onun 13 yıllık eşi olarak... Bu yeni hayatı yaşadıkça kariyerini noktalayarak nasıl bir kaybedene dönüştüğünü görüyor, iş yaşamında en tepelere gelmiş bir adam, sevgilisi ile evli olduğu hayatında küçük bir dükkânda perakende lastik satıyor.. Gardırobundaki giysilerden, arkadaşlarından, gittiği bowling salonundan, arabasından utanıyor. Çoğunluğun bu standartlarda veya daha altında yaşadığını düşünürseniz, filmin biz sıradan izleyicileri bir yerde yakalayıp, doğru olanın bizim hayatımız olduğunu ve içimizi ferah tutmamız gerektiği kaçınılmaz oluyor, ne de izlediğimiz film Hollywood'dan çıkma.
Ben küçümsemiyorum Hollywood filmlerini, çoğunlukla sıradan insanlara verdiği umutları, mucizelerin bir gün gerçekleşebileceği fikrini aşılamasını, sinemadan gülümseyerek çıkmayı ve hatta izlediğim filmleri sıradanlığı nedeniyle unutup, başka zamanlarda tekrar izlerken küçük ayrıntıları anımsayıp sevinmeyi de seviyorum. Filmlerin sonunu tahmin etmeyi de, tanıdığım yüzleri tekrar tekrar başka filmlerde izlemeyi de...
Mesela Nicholas Cage'i amcalarımdan daha fazla görmüşümdür hayatımda, onun mimiklerini, üzgün adamı oynarken kaşlarını ne şekle soktuğunu, gözlerinin rengini bilirim...
Neyse; filmdeki en ilginç şeylerden biri bence Jack'in (Nicholas Cage) kızı Annie'nin, oğlu Joshua'nm bezini temizlemek zoruna kaldığı sırada babasını izleyişi ve bir şeylerin yanlış olduğunu sezinleyip "Sen benim babam değilsin değil mi?" demesiydi. Annie'ye göre Jack bir uzaylıydı ve babasının yerini almıştı. Bence nefis bir ayrıntıydı bu; karısı bile onda bir değişiklik olduğunu fark edemezken, küçücük bir çocuk derhâl durumu anlıyor. Çocukların hayata bakışlarının yalınlığında gizli olay; öyle temiz ve pozitif veya negatif diye bakıyorlar ki olaya, siyah var, beyaz var ama gri yok. Birisi ya babasıdır ya da değil... Ve sonra olayı kabullenip, Jack'e her şeyi tekrar tekrar öğretmeye başlıyor, burası benim okulum, 17.30'da gelip beni alman gerekli, sen Ed'in yerinde çalışıyorsun, Joshua'yı şuraya bırakman gerekiyor...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Filmin sonunda gereksinim duyduğumuz mesajı, kafamıza vurula vurula alıyoruz elbette. Paran olabilir ama bir ailen yoksa o hayat neye yarar?
Evlenin ve çocuk sahibi olun yoksa yalnız başınıza kayak yapmak zorunda kalırsınız.
Çocuk sahibi olmak; evet, buna varım. Babam daha iki gece önce "Annen söyleyemedi, artık bir çocuk sahibi olmanız iyi olmaz mı?" dedi. Babam hep böyle yapar, bir şey söylemek istediğinde mutlaka annemi de sözün içine katar, istediği şeyleri bir aracı vasıtasıyla söylemek sanırım sözcükleri daha büyük bir gönül rahatlığıyla kullanmasını sağlıyor. Ben de; "Düşünüyoruz ya zaten, bunu daha önce de konuşmuştuk" dedim.
Babam çocukluğunda ona ne alınamadıysa hepsini bize alırdı çocukken, şimdi aynısını torunlarına yapmak istiyor. Alınabilecek ne varsa almak, mutlu etmek, mutlu etmek, mutlu etmek, sevinçleri gözlerden görmek, sarılmak, öpülmek.
Annem hafta sonu bizi barbunya fasulyesi yemeye çağırıyor; dediğine göre son zamanların en güzel barbunyasını yapmış...
Dokuz günlük tatilde okuduğum kitaplardan biri de Gail Parent'm çok satanlar arasına girmiş, tesadüfen karşılaştığım bir kitabıydı, "Sheila Levine Öldü ama New York'ta Yaşıyor". 30 yaşına gelmiş Yahudi, şişman bir kızın doğduğu andan itibaren evlenmek üzere yetiştirilmesi sonucunda, okullar falan bitip, gerçek hayatın içindeki o anlamsızlığa sürüklenince intihar etmeye karar vermesi ve geride kalanlara yazdığı mektuptan ibaret.
İnsan otuzunda ve evli olunca, yer yer gülümseyerek okuyor kitabı elbette ama otuzunda olup da hâlâ bekâr olanlara hayretle bakılan bir toplumdayız hâlâ. Dolayısıyla eminim bütün kadınlar kitabı içinden "seni çok iyi anlıyorum" diyerek, hem de bir çırpıda okuyacaklardır. Bekâr kalmak, şimdi o durumda olan arkadaşlarımın yakınmalarına ve Sheila Levine'in itiraflarına göre yalnız kalmakla eş değer. Yirmili yıllarınızın başında herkesle eşit konumdayken, yani herkes bekârken istediğinizi yapıyor, istediğiniz kişilerle istediğiniz zaman buluşuyorsunuz. Otuzlu yaşlarınızdaysanız eğer, çevrenizdeki herkes neredeyse evli ve daima yapılacak plânları oluyor, eğer arzu ediyorsanız siz bu plânların içine dahil oluyorsunuz. Gerçi hiçbir
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
bekârın bu plânlardan hoşlandıklarını sanmıyorum. Evli ve çocuklu insanlar geçmişteki o çılgın tempo - yemeğe git, oradan bara, derken diskoya, oradan da çorbacıya- vaziyetinde değiller, önce sesin fazla olmadığı bir yere yemeğe, mümkünse çocukların oynayabileceği yeşil bir alanı da barındıran bir yere gitmek ve ardından da eve gidip ayaklarını koltuğa uzatmak için yanıp tutuşuyorlar.
Bunu Sheila Levine de söylüyor, bekâr arkadaşlarım da. Çoğu; "hepiniz artık evlisiniz ve benim canım çok sıkılıyor" der, telefon ettiklerinde eskiden hiç yapmadıkları bir şeyi yapar ve "rahatsız etmiyorum ya?" diye sorarlar korkarak, oysa yirmi yıllık bir arkadaşlıkta daha önce hiç böyle başlanmamıştır telefon konuşmalarına. Sheila gibi kentin (ve civar kentlerin) en popüler mekânlarını bilir, konserleri, önemli etkinlikleri kaçırmazlar. Hoşlanmadıkları şey evli olmamak değildir; yalnızca bekârlara hayatı zindan eden o kıstırılmışlık duygusundan nefret ederler.
Ben de bundan bir iki yıl önce bekârlardan biriydim ve bu kıstırılmışlık duygusunu gayet iyi anımsıyorum. Enerjiniz boldur ve hafta sonları gece oldu mu kendinizi mutlaka sokaklara, bilinmeye atmak istersiniz. Evli olunca ise hafta sonunu biraz daha uyumakla taçlandırırsınız. Evlilik enerjiyi mi azaltıyor, yoksa insanın kendisine ait bir evin sahibi olması dışarıya çıkmasını mı engelliyor bilmiyorum. Ben de mümkün olduğunca bekâr arkadaşlarımla buluşmaya gayret ederdim, evli arkadaşlarla sokağa çıkmanın can sıkıcı olabilme ihtimâli insanın içine işleyen bir derttir çünkü.
Evli insanlarla sürprizlere açık olamazsınız, her yere gitmek, her maceraya peşinizden gelmek istemezler, daha çok birbirlerine zaman ayırır, kendi özel dillerinde konuşur ve size eskiden olduğundan daha farklı davranırlar. Üstelik bu tip buluşmalarda yanında bir partner olmayan tek kişi siz olursunuz ve onların size acıma ya da sizi gereğinden fazla eğlendirmeye çalışmalarıyla baş etmeye çalışır ve yorulursunuz. Sanki sizde bir şey eksikmiş gibi davranır, bir yandan da size gıpta ettiklerini, çünkü sizin hayatınızı yaşadığınızı, onlarınsa hayatın artık gerçekten içinde olduklarını ve zor yanlarıyla tanıştıklarını söylerler. Bütün bunların üstüne, konuyu dönüp dolaştırıp sizin neden hâlâ evlenmediğinize getirirler, eski defterlerinizi açar, "şu sana göreydi aslında" derler, "belki de iyi bir evlilik yapabilirdin, bu hiç sana
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
göre değildi, iyi ki evlenmedin onunla, biz zaten onu hiç sevmemiştik ama sen üzülme diye söylememiştik"...
Sonra seni tanıştırmak istediğimiz biri var derler, içgüdüsel olarak bütün evliler bütün bekâr arkadaşlarını evli görmek için yanıp tutuşmaktadırlar, bunun nedeni belli değildir ama bu böyledir. Zaman zaman uygun olduklarını düşündükleri adayları bir araya getirmek için özel bir çaba sarf eder ve çeşitli vesileler yaratırlar. Böyle durumlarda genellikle kız, evli kadının bekâr kalmış arkadaşlarından biri olur, erkek de evli erkeğin asla evlenmeyi düşünmeyen ama ailesinin ve arkadaşlarının ısrarını kıramayan bir arkadaşı.
İki tarafa da "bak, ikinizi bu amaçla tanıştırdığımı bilmiyor tamam mı?" denir, iki taraf da "tamam" der ama gerçeği bilir.
Çoğunlukla yanlış kişiler yanlış zamanlarda bir araya gelmiş olur ve evli arkadaşların arkadaşıyla yenen bir yemeğin sıkıcılığından öteye geçmez bu bir araya getirme çabaları. Buluşturulan çift çoğunlukla "burada ne işim var?" diye kendini sorgulamaktadır, "sahi, bu kadar mı vahim durumdayım?". Yine de saygı duyarak evli arkadaşa, sorular sorulur, sözlü anketler yapılır, en sevdiğin kitap, en son hangi filmi izledin, nerede çalışıyorsun, spor yapar mısın, hafta sonları nerelere gidersin?
Bekâr bir arkadaşım -ki herkese bir kitap yazdığımı ve iyi satacağından emin olduğunu söylüyor-, böylesi bir buluşmada eli yüzü düzgün, hoş bir kızla bir araya geliyor. Üniversite mezunu, oturup kalkmayı bilen, hoş sohbet bir kız (bu onun tabiri). Bu iştah açıcı girişten sonra sıra anket sorularına geldiğinde arkadaşım kızın çalışmadığını öğreniyor. Eh, olabilir. Peki bunca boşlukta ne yaptığını soruyor, "hiçbir şey" diyor kız, çok güzel yemek yapıyormuş ama. Buyurun bir başka Sheila Levine. Tam olarak bunun için yetiştirilmiş. İyi yemek yapsın, evi temizlesin ve kocasını kapının önünde beklesin, zil çalınca ona terliklerini getirsin! Arkadaşım soruyor, hiçbir şey yaparken başka bir şey yapabiliyor musun, mesela kitap okuyor musun? Kız "hayır" diyor, pek sevmiyormuş kitap okumayı. Eh, Türkiye'de Çetin Altan'ın haftada bir söylediğine göre her 7500 kişiye bir kitap düşüyormuş, demek ki kız o 7500'ün arasında yok. Peki diyor arkadaşım, evden pek çıkmıyor musun, hayır... Hazır evdeyken ilgilendiğin bir şey var mı, mesela bilgisayar, internet, lıh, hiç ilgisini
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
çekmiyormuş. Peki, spor yapıyor musun, hayır. Kuaför bari? Hayır, hayır, hayır. Nasıl oldu da kuaföre kadar geldin diye soruyorum arkadaşıma, durup dururken sormadım tabi, konu açıldı, arada bir yerlerde sordum diyor. Duyunca ben de pes dedim açıkçası, hiçbir şey yapmayan bir kadın olsaydım, param da var ise, en azından spor salonundan ve de kuaförden çıkmazdım. Arkadaşım, bütün bu duyduklarından ve çevresindekilerin "nesini beğenmiyorsun, okumuş, harika bir kız" sözlerinden sonra çılgına dönüyor, "Ben de bir anormallik mi var?" diyor önce, "herkes harika bir evlilik adayı olduğunu söylüyor kızın, sahiden böyle biriyle mi evlenmem gerekiyor?"
Sonra kendi kendine yanıtları veriyor; "Benim evlilikten anladığım söküğü dikilmiş çoraplar, güzel bir sofra, ütülü gömlekler falan değil ki. Ben eve geldiğimde hazır bir yemek falan da istemiyorum. Ben eve heyecanla gelmek, hayatımı paylaştığım kadını yine görebilecek olmaktan mutluluk duymak, sürprizler yapmak ve bana da sürprizler yapılmasını istiyorum. Ben, bir tatil planı yapmak, hesaplar kitaplarla uğraşmak değil, evli olsam bile çılgınlıklar yapmak, canımız isteğinde istediğimiz yere gidebilmek istiyorum. Ben çok şey mi istiyorum?". "Hayır" dedim ben de ona, "aslında en doğru olanı istiyorsun".
Sheila bizi bekâr hayatların dehlizlerinde gezdirirken, toplumun bu yalnız insanlara bakış açısının ne olduğunu da alaysı bir dille gözler önüne seriyor; intihar etmeye kararlı olduğundan, bir mezar satın almak üzere mezarlık müdürlüğüne başvuruyor, ilgili kişi orasının bir aile mezarlığı olduğunu ve çift olmayanlara mezar satamayacağmı söylüyor! Sheila, noktalamaya karar verdiği hayatının sonrasında bile rahat edemeyeceğini fark ediyor, soruyor "Peki, bekârlara ne öneriyorsunuz?", yanıt acı, "yakılmalarını..."
13 Ağustos 2001
İnsan pazartesi günlerinin bazı saatlerinde, bir gün öncesiyle iş gününü kıyaslamadan edemiyor; dün tam bu saatte yataktan yeni kalkmıştım, şimdiyse buradayım, dün önümde bir deniz uzanıyordu, bugün yağmur, bir fabrika ve dağlar var. Dün şu saatte vantilatörün karşısına geçmiş kitap okuyordum, bugünse klimalı bir odada başka şeylerin peşindeyim.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Kuzenim geçenlerde ilk defa Egemen'i kanguru içinde evin içinde dolaştırıyormuş. Kangurunun iplerini hayli sıkı yaptığını sanmış çünkü Egemen gayet normal bir şekilde dururken, birden gözleri kapanmış ve başı yana düşmüş. Sinan korkuyla çocuğuna bakmış, kendi yaptığı bir yanlıştan Egemen'in bayıldığını sanmış. Sonraki günlerde de Egemen'in aynı şekilde, yani tak diye uykuya daldığına tanık olmuş ve rahatlamış. Çocuklar o kadar narin ki; onları incitmemeye çalışırken insan gerçek bir korku yaşıyor.
Ben yedi aylıkken annemin karnından fırladıktan sonra bir ay boyunca annemle hastanede kaldığımızda elektrikler kesilince kuvözdeki çocuklara farklı bir ilgi göstermek gerekiyormuş. Sürekli pozisyon değiştirilerek yatırılması ve damlalıkla beslenmesi gereken biz kuvöz çocukları haliyle çok zayıfmışız. Annemin beni yaşatma çabaları sonuç vermiş elbette ama o zamanlar bazı erken doğan çocuklar oluyorlarmış da.
Annem özel ilgi gösterdiği ve aman bir yerine bir şey olmasın diye gayret gösterdiği küçük ecesini bir gün yan çevirirken bir kulağımın yarım olduğunu görmüş ve bu görüntüyle birlikte anında fenâlaşmış. Yarım kulaklı ecesini doktorlara göstermiş sonra, dikkatle bakmışlar ki yufka inceliğindeki kulağım yan yatmaktan ikiye katlanmış ve bu haliyle de herhangi bir kalın görüntü oluşturmadığından annem onu kopmuş sanmış. Hep birlikte bir cımbız vasıtasıyla kulağımı açmışlar.
Bunları düşününce insan şu kanaate varıyor; şimdi çocuk bakmak çok kolay!
Sinan babaların birer etkisiz eleman olduklarını söylüyor. "Gece Egemen ağladığında kalkıyor ve onu kucağıma alıyorum, gazı varsa çıkartmaya çalışıyorum, ama o kadar. Başka yapabileceğim hiçbir şey olmuyor çünkü o annesinin ona meme vermesini istiyor" diyor.
16 Ağustos 2001
Bugün doğan çocuklar hayatları boyunca hiç saman yolunu göremeyeceklermiş. Elvin'e de gelecekte anlatacağız; "Biliyor musun, bir zamanlar saman yolu vardı, adına şarkılar bile yapılmıştı..."
Böyle bir rüya ile ilk kez karşılaşıyorum; dün gece hem yurt dışındaydım, hem de tatilde. Güneş vardı, kum vardı. Kendimi birden kollu kumar makinelerden birinin yanında buldum; bir jeton attım ve
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
zengin oldum. Üstelik hamileydim! Başka ne isterim? Sevdiklerimin de sağlıklı ve mutlu olmasını... Sabah Galip'in anlattığına göre gece boyunca yüzümden eksilmeyen bir tebessümle uyumuşum. Belki de sabaha kadar süren bir astral yolculuğa çıkmıştım, kim bilebilir? Belki gelecekten bir gün çaldım uykumda, şöyle bir dolaşıp geri geldim.
Bir keresinde; bir akşam üstü her zaman olduğu gibi annemle uykuya dalmıştık, ben okul yorgunluğundan, o da iş yorgunluğundan. Panikle uyandım, hava hem aydınlık hem de karanlık gibiydi. Eyvah dedim, önlüğümü bile çıkarmadan uyumuşum, ödevlerimi bile yapmamışım, üstelik babam da gece eve gelmemiş. Bütün bu aksilikler ve ders saatine on beş dakikanın kalmış olmasının verdiği heyecanla annemi uyandırdım. Annem zımba gibi fırladı yataktan, hemen giyindi. Okula yetişmek için acele etmemizin yanı sıra, bir yandan da nasıl olurda bu kadar uzun uyuyabildiğimize şaşırmakla meşgulüz. Yine de annem de, ben de bir tuhaflık sezinler gibi olduk, ama tuhaflığın ne olduğunu çözecek kadar zamanımız yoktu.
Evden fırladık, arabaya binmek üzereydik, annem duraksadı; ellerinde eşyalarla evlerine yönelen insanlar vardı. Sor bakalım dedi, sabah mıymış, akşam mı, çünkü 15 saattir hiç uyanmamış olmamız bana pek mantıklı görünmüyor. Anne dedim, herhangi birine böyle bir soru sorabileceğimi sanıyorsan yanılıyorsun, affedersiniz, şu anda sabah mı yoksa akşam mı, biz anne kız bilemiyoruz da diyemem...
Peki o zaman dedi annem, eve gidip televizyona göz atalım, akşam haberleri başlamışsa akşamdır. Arabayı olduğu yerde bırakıp geri döndük sonra, koşarak televizyonu açtık. Nasıl bir rahatlamaydı anlatamam, ciddi bir TRT spikeri aynı olağanlıkla haberleri sunuyordu. Olduğumuz yere yığıldık ve gülmeye başladık.
Nasıl bir şeydir bir annenin çocuğuna bu kadar çok güvenmesi? Çocuk sabah diyor, hemen kabulleniyorsunuz. Çocuk okula götür beni diyor, fırlayıp giyiniyorsunuz. Çocuk 15 saattir nasıl uyudum ben, peki sen nasıl uyudun diyor şaşırıyorsunuz. Çocuk babam eve gelmemiş diyor, inanıyorsunuz gelmemiş olabileceğine. Sorgulamadan. Ben de bu kadar çok inanabileceğim bir çocuk isterim.
Günün haberi; riskli doğumlarda sezaryen yapılmaması sonucu bebeklerin ölü ve özürlü doğma olasılığı artıyormuş. Bana kalırsa bu bilgi kişinin kendi kendine de bulacağı bir şey. Riskli bir durum varken
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kimsenin hayır illa normal doğum olsun diye ısrar edeceğini sanmıyorum. Sanmıyordum! Türkiye'de sezaryen doğumun oranının yüzde 16 olması gerekiyormuş. Sezaryen travma ve kan kaybına bağlı ölümleri önlüyormuş; gelişmiş ülkelerde sezaryene önem veriliyormuş ve normal doğuma oranı yüzde 25 imiş. Sezaryen mi, normal doğum mu tartışmalarına yeni bir boyut. Bakalım ben nasıl bir doğum isteyeceğim ve durum ne olacak?
22 Ağustos 2001
Pazar günü merdivenlerden kayarak düştüm. Galip bir an ne yapacağını bilememiş; beni arabaya bindirsin ve bir doktora mı götürsün- zira doktorlara çok uzak bir mesafedeydik-, yoksa yatağa yatırıp ilk yardım benzeri bir şeyler mi yapsın? Sonra kucağına aldı, ben o sırada ağlamaktan katılmış bir vaziyetteydim. Akşam üstü uykusuna yatmış olan Haluk da uyanıp geldi. Koltukta ağlayarak yatarken ilk müdahalede bulundular. Buz! Yarım saat içinde ağlamalarım gülmeye dönüştü. Yattığım yerden kalktım ve yürümeye başladım. Kalçamda bir ağrı, ama işte o kadar, bir de elim biraz çizilmiş. Saatler sonra aynaya bakmayı akıl ettiğimde az daha şok geçiriyordum. Telaşla Galip'e seslendim; kalçamda kırmızı ve morun tüm tonlarında tuhaf bir görüntü vardı ve korkutucuydu. Kalkıp hastaneye gittik. Nöbetçi ortopedist evinden geldi ve kas liflerimin zedelendiğini, hatta biraz göçtüğünü söyledi. Bacaklarımı oradan oraya çevirip acıyıp acımadığını sordu, hayır, hiç acımıyordu. Röntgenlik bir durum olmadığını anlayınca "Şanslısınız" dedi. Sonra elimi inceledi, bir o yana bir bu yana çevirip acıyıp acımadığını sorarken çıt çıt sesler çıktı bileğimden; "kırılmadıysa da şimdi ben kıracağım galiba" diyerek bizi güldürdü. Hastaneye giderken Galiple her akşam oynadığımız oyunu oynuyorduk; "Yarın okula gitmesem olur mu?, "Ama bütün çocuklar gidiyor, hem gitmezsen yarın oynayacakları güzel oyunları asla bilemezsin." "Olsun, ben bir kerecik gitmesem olmaz mı?"...
Doktor "Her ne kadar iyi görünüyor olsa da üç gün işe gitmeyip dinlenirsen senin için çok iyi olur" dediğinde gülmeye başladık. Buz koyarak en doğru müdahaleyi yaptığımızı söyledi doktor; ilk üç dört saatte buz çok işe yararmış, iyileşmek için birebirmiş ve bu üç dört
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
saatten sonra yapılacak soğuk kompresin hiç ama hiç faydası yokmuş. Reçeteye bir kas gevşetici krem ile iki ağrı kesici yazdı, baktım ve "Ama ben hamile olabilirim" dedim, "O zaman bütün bunları boşuna yazdım çünkü krem hariç hiçbirini kullanamazsınız" dedi, "biliyorum, ben de yalnızca kremi kullanırım" dedim. "Ama ya çok ağrınız olursa? Ne kadar gecikti regliniz, belki bir test yaptırsanız.." dedi. "Gecikmedi, daha hamile olup olmadığımı öğrenmek için gelecek reglimi beklemem gerekiyor" dedim, "bu konuda uzman değilim, siz bilirsiniz, isterseniz önce bir test yaptırın, sonra kullanın ilaçları" dedi tekrar. "Ben duruma bakarım" dedim.
Oturduğumuz semtte üç büyük hastane vardı ve bir tek nöbetçi eczane yoktu, sokaklarda dolaşarak açık bir yer aradık, sonra Galip kremi sürdü ve ikide bir yatakta dönmeye alışık biri olan ben hayli zor bir gece geçirdim.
Tatilimin ilk gününde çoğu zamanı internette geçirdim ve yıllardır hayalini kurduğum bir tarife ulaştım. "Tanrım, bu kadar basit olamaz, olmamalı" dedim. Pancake'in müptelaları var ve ben de Türkiye'den bu gruba dahilim. Daha önceleri pancake lovers gibi sitelerden onlarca pancake tarifi bulmama karşın, hiçbirinde o pancake'e özgü lezzeti tutturamamıştım. Ve ben rüyalarında bile bazen pancake yediğini gören biriyim! Maalesef kentimde pancake yapan bir yer yok ve ne zaman yurt dışına çıksam kendimi pancake yapan bir yere atmam da bu açlıktan.
Neyse; dün bambaşka bir şey ararken pancake'i oluşturan harfler gözüme çarptı. Birileri şu şurupla iyi olur, nefistir, hoştur, nefret ederim ne o hamur gibi fikirlerini paylaşmışlardı. Evet, evet diye hızlı hızlı okuyor, bir taneniz de şunun tarifini yazsaydınız ya diye içimden geçiriyordum. Sayfanın sonlarına doğru rastladım. Bir bardak un, bir bardak süt, bir yumurta, bir çay kaşığı tuz, bir çay kaşığı kabartma tozu, bir çorba kaşığı toz şeker ve bir çorba kaşığı sıvı yağ. Nedir, bu kadar basit nasıl olabilir, hepsini bir kaba boşaltıp çırpıyorsunuz. Bu kadar. Bu kadar mı? Derhal ayaklanıp iki dakikada karışımı yaptım. Diyordu ki yazan; "Annem der ki, çok kızgın bir teflon tavanız olsun, üstüne kaşıkla karışımı dökün, bir tarafı kabarcıklanınca da tersini çevirin. Yaptım ve oldu! İnanamadım, iki koca parçayı karamel sosuyla mideye indirdikten sonra (hiç aç değildim o saatte) Galip'i aradım,
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
evde pancake yaptığıma dair müjdeli haberi verdim, benim adıma çok sevindiğini söyledi. Akşamüstü gelir gelmez ona da bir tane yaptım. Sabah uyanınca kendime iki tane yapıp üzerine bolca tereyağı ve yumurta koydum. Annem nasıl olduğuma bakmaya geldiğinde hemen ona bir tane yaptım, "Siz yazlığa geldiğinizde pazar sabahları yaparız" dedi. Sonra öğleden sonra kendime iki tane daha yaptım, bu kez pastırma ve peynir rendeli. Ve işte karışımım bitti. Bir an düşündüm, ben bunu her öğün bıkmadan usanmadan yiyebilirim, bu karışımı her gün yapabilirim, hamile kaldığımda hele de evdeysem bu benim sonum olabilir, pancake yemekten kendini alamayan biri çok kısa bir süre içinde kendi kilosunun iki katına çıkabilir çünkü.
27 Ağustos 2001
Hafta sonu bir anneyle küçük çocuğu arasında geçen konuşma;
-Anne ne okuyorsun?
-Kitap.
-Onu biliyorum ama ne hakkında?
-Bir olay hakkında
-Ama olay nerede geçiyor?
-İtalya'da
-İtalya neresi?
-Avrupa'da bir ülke.
-Avrupa ne tarafta peki?
29 Ağustos 2001
Asıl yazmak istediğim konuya bir türlü gelememem doğa kanunları yüzünden. Bir görüşe göre; bir şeyi çok isterseniz, hedef koyar ve zamanı doğru hesaplarsanız o şeyin gerçekleşmemesi olanaksız. Başka bir görüşe göreyse (konumuz hamilelik) hamile kalmak istemediğin zaman mutlaka kalırsın, çok istiyorsan da kalamazsın. Biraz Murphy kanunlarını anımsatıyor, en güzeli şu kanundur bence; oturabiliyorsan ayakta durma, yatabiliyorsan oturma.
Lise ya da üniversite sınavlarında olur; hoca öyle bir şey sormuştur ki sorunun tam yanıtı bilmiyor fakat etrafında dolaşan konulardan birkaçını bölük pörçük de olsa biliyorsunuzdur. Sorunun yanıtını verememenin acizliğiyle hemen yan konulara sapar, aslında sınava hazırlandığınızı belli etmeye çalışırsınız. Benim anımsadığım bir sınav
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
var böyle, bir sosyoloji sınavıydı. Soru biraz yoğrulsa tam kafamdaki yanıta uyacaktı, bir şeyi unuttuğumu, atladığımı biliyor ama sayfaları doldurmaktan kendimi alamıyordum. Hoca önlü arkalı bir kağıdı kullanmamıza izin vermişti, tek bir soru vardı. Başladım yazmaya, özellikle fazla satır arası bırakmadan ne biliyorsam yazıyorum ama farkındayım ki gittikçe açılıyor ve sadede gelemiyorum. Derken ikinci sayfayı da doldurmaya başladım harıl harıl, sınavın ve kağıdımın bitmesine az kala birden beynimdeki ampul yandı ve asıl kimden ve nelerden bahsetmek gerektiğini anımsayıverdim! Bir paragraftık bir alanım kalmış, kağıdı silip baştan başlamam olmayacak. Ben de yeni paragrafa şöyle başladım; "Aslında (bu giriş birazdan çok önemli bir şey söyleyeceğimi vurgulamak için) iki sayfadır anlattığım isimler bu konuda önemli başarılara imza atmış olmalarına karşın bu fikrin asıl savunucusu ve mimarı David Hume'dur. Yukarıda sözü edilen isimler ancak ve ancak bu görüşün perçinlenmesine faydalı olmuşlardır. David Hume'u ise bir paragrafta anlatabilmek olanaksızdır. Yalnızca bilime yaptığı katkılardan kısaca söz edebilecek kadar yerim kaldı..." falan filan. Kıvırmaya ve sınav kağıtları aracılığıyla hocaları güldürebilmeye müsait bir yapım vardı ki; sanırım sosyoloji hocam durumun farkına varmıştı ki sınavdan geçer bir not alabilmiştim.
Diyeceğim şu ki; sadede gelemiyorum bir türlü ve fakat bu benim suçum değil (yani kısmen)!
9 Eylül 2001
Günün haberi Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Benal Büyükgebiz'den. Bebeklere ilk bir yılda verilmesi sakıncalı olan inek sütünün kullanımı ekonomik krizle birlikte artış göstermiş. Erken dönemde bebeğe inek sütü verilmesi büyüme geriliğine, böbrek fonksiyonu bozukluklarına, hatta beynin gelişmesinde önemli sorunlara yol açıyormuş. İnek sütü, demir ve C vitamini açısından düşük olduğundan bebeklerin bağırsağında gizli kanamaya neden oluyormuş. İnek sütü asla anne sütünün bir alternatifi değilmiş ve inek sütüne alışan bebek daha sonra katı gıdaları yutmaya alışamaz ve çiğnemeyi öğrenemezmiş. Bu durumda, büyümeyi sağlayacak besinler tüketilemediğinden beslenme yetersizliği, büyüme geriliği, demir eksikliği, kansızlık gibi önemli sağlık sorunları kaçınılmaz olurmuş.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 60
11 Eylül 2001
Galip için sonunda tatil zamanı geldi; gazetelerin tatil sayfaları yarından itibaren hayâlden gerçeğe dönüşüyor. Günlerdir gözüme çarpan Mayorka ilânlarına "neden olmasın?" diye bakarken şimdi, Mayorka yolcusuyuz.
61
2. Bölüm Birinci Trimester
20 Eylül- 19 Kasım 2001
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
20 Eylül 2001
Mayorka'da son sabahımıza uyandık. Sabahın erken saati. Yataktan fırlayıp eczaneden aylar önce aldığım gebelik testini bavuldan çıkardım. İçinde yazılanlara göre; adet gününün ilk gününde bile yapılabilir çünkü. Bende, nedense eminim o gün regl olmayacağımdan. Sonradan öğrendim ki zaten bir çok kadın hamile olduğunu hissedermiş. Testi yaptım, o sırada da bavulumuzu toplamaya başladık. "Beş on dakika sonra kontrol edin" gibi bir ibare var prospektüste, beş dakika mı, on mu, bunun standardı yok mudur diye düşünürken, testin geçerli olduğuna dair ilk pembe çizgi göründü. İkinci pembe çizgiyi de bekledik, dakika tutmuyorduk ama on dakikayı geçtiğine karar verdik ve baktık, görünürde hiçbir şey yoktu. Şaşırdım, çünkü bi-li-yor-dum. Bu kez emindim.
Bavulları olduğu yerde, testi de çöp kutusunun içinde bırakıp kahvaltı yapmaya gittik. Galip'e, "Belki de" dedim, "testi çok erken yapmışızdır".
Yine de bir hayal kırıklığıydı. Bavulları almak üzere odaya döndüğümüzde, testi çöp kutusundan alıp bir kez daha baktım ve banko! İki çizgi birden. Hamileyim! Anne olacağım. Galip baba olacak. Yurt dışı, güneş, kum ile ilgili gördüğüm rüya gerçek oldu. Hamile olduğumu nefis bir tatilde öğrendim, bu ileride çocuğumuza anlatabileceğimizi güzel bir anı olacak. İspanya havası, paellalar, güzel bir ada ve işte anne meğer hamileymiş! Ama ben biliyordum, adanın en büyük su sporları tesislerine gittiğimizde Galip kaydıraklardan kayarken ben bir köşede ya hamileysem diye bekleyen kişiydim ve bu kez gerçekten biliyordum hamile olduğumu. Öğleden sonra da uçağımızı beklerken kollu makinelere bir iki jeton atıp biraz para kazandığımızda rüyamın gerçek olduğunu anladım.
Hayatımız bugün değişiyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 63
21 Eylül 2001
Nedense testin ilk anda iki çizgi göstermemesi şüphelendirdi bizi. Kan testi (Beta HCG) en garantili yöntem olduğundan bir jinekologa gittik, el ele, heyecanla. Doktor önce ultrasonda baktı ve "Duvarda kalınlaşma hamileliğin işaretidir ama içeride görünen bir şey yok, bu da henüz çok yeni bir hamilelik olduğundandır ya da dış gebelik vardır. Bunun için kan testini yapıp değerlere bakacağız, ultrasonda göremediğimiz müddetçe kan testini yenileriz ve artış olduğu takdirde dış gebelikten şüphelenebiliriz" dedi. Test yapıldı ama yanıtlar bir gün sonraya kaldı...
22 Eylül 2001
Nurdan ve Ömür evleniyor. Testin sonucu 16.00'da. 13.00'de kuafördeyiz. Nurdan'ın saçları yapılıyor, "galiba hamileyim" demek istiyorum ona, olmuyor. Ne zormuş birilerine söylemek. İçim kıpır kıpır saçlarıma fön çektiriyorum, en iyisi diyorum, saat dördü beklemek, sonuç gelince Nurdan'a söylerim.
Nurdan düğün gününde her zaman olduğu gibi çok duygusal, dokunsak ağlayacak. Saat 15.30, saçlarımın fönü bitmek üzere, telefonum çalıyor, oturduğum koltuktan, fön makinesinin kordonunun üstünden zıplıyor, kapının önüne çıkıyorum, Doktor "sonuç müspet" diyor, sözcükleri aynen böyle. "Yani hamile miyim?" diye soruyorum, "evet" diyor, "pozitif".
"Yalnız, değerler çok düşük, hamileliğin çok başı."
"Biliyorum, öyle olduğunu biliyorum."
"Salı günü gelirsen ultrasonda bir daha bakarız, olmazsa kan testini tekrarlarız."
Doktorun ses tonunda öyle bir şey var ki; nedense tam olarak sevinemiyorum, bir şey eksik kalmış gibi bir duygu içimdeki. Ultrasona bakıp dış gebelikten şüphelenmesi, üstelik bu şüpheyi ilk anda bize de bildirmesi ağırıma gidiyor. Sanki sevincimizi kursağımızda bırakmış gibi. Üstelik fol yok yumurta yokken, hamileliğin henüz en başı iken, adedin gecikmesinin ilk günüyken..
Nurdan'ın kulağına eğiliyor, 'Ben hamileyim" diyorum, gelinliğiyle oturmuş, gözlerinden gelen yaşlarla "Çok sevindim" diyor. Hemen Galip'i arıyorum, "baba oluyorsun!"
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Galip de benim kadar heyecanlı.
Özgür'ü arıyorum sonra, "teyze oluyorsun" diye. Anne babalarımıza yüz yüze söylemeye karar veriyoruz, oysa nasıl da annemi aramak istiyorum.
Yine de ertesi günü bekleyebilirim.
Gece Nurdan ve Ömür'ün düğününde bir de Rezzan ile paylaşıyoruz. Daha "Sana bir şey söyleyeceğiz" demeden, onun da gözleri doluyor, "Hamile misin?" diyor. Nurdan "Sen fazla dans etme" diye uyarıyor beni. Gece bitiyor.
23 Eylül 2001
Hamilelik son adet gününün ilk günü başlıyor olarak kabul edildiğinden, benimki 26 ağustos başlangıçlı bir hamilelik ve bir aylık hamile olmama henüz üç gün var. Elbette, hamile kalınan gece düşünüldüğünde bir aydan daha kısa zamanlı bir hamilelikten bahsetmek de söz konusu.
Pazar sabahının geç uyanışı, gazeteleri, çayları ve uzun kahvaltısıyla Sevim anne ve Öztürk babaya gidişimiz 14.00'ü buluyor. Galip'e "Sen söyle, ben heyecandan söyleyemem" diyorum, "Tamam ama o zaman sizinkilere de sen söyle" diyor.
Önce Mayorka tatilinden konuşuyoruz, sonra Öztürk baba "tereciye tere satılmaz ama" diyerek bana güzel bir radyo armağan ediyor. Sonra Galip "Artık torun sevmek için uzaklara gitmenize gerek kalmadı" diyor. Öztürk baba "İnşallah" diyor. Biz Öztürk babanın henüz durumu anlamadığını zannediyoruz. Galip, "Seneye de başka bir torun seversiniz" diyor. Öztürk baba "İnşallah" diyor. Galip "biz de anne baba olacağız" diyor. Öztürk baba "inşallah" diyor. Gülüyoruz, nasıl olur da anlamaz diye, meğer anlamış.
Ne de olsa yolda olan onların üçüncü torunu. Bizimkilerin ise ilk. Yazlığa hareket ediyoruz. Annem ve teyzem havuz başında. Pazar gazeteleri, biraz yaz sonu kaçamağı, güneşli bir hava, yazın son yüzmesi.
Akşam sitenin lokantasında yemek yiyoruz, yemek başlar başlamaz, kadehlerimizi kaldırmamızı öneriyorum.
"Size güzel bir haberimiz var"
Annem: "Bebek mi geliyor?"
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Sanırım "güzel bir haber" sözlerim ele veriyor beni. Babam bir yerde gördüğü, fişe takınca sallanan bir beşik gördüğünden söz ediyor, bize onu almak istiyormuş. Annem, teyzemin hep Egemen'den söz ettiğini ve onu kıskandığını söylüyor, bir de bütün arkadaşlarına haber vereceğinden.
Mutlu, eve dönüyoruz.
Yarın işe dönüş.
24 Eylül 2001
Herkes seviniyor elbette. Öğütler geliyor, bol bol yoğurt ye, çay içme, süt iç. Öğle yemeğinin ardından medyanın doktoruna gidiyorum; "Hamilelerin folik asit alması gerekiyormuş. Ben de hamileyim" diyorum. Doktor "Sen evli miydin?" diyor önce, sonra tebrik ediyor.
25 Eylül 2001
En ilginç yorum Yavuz'dan geldi; "Bu İkiz Kuleler'e çarpan uçaklardan daha büyük bir şok etkisi yarattı bende" dedi ve yaklaşık bir iki dakika suskun kaldı telefonda. Meğer insanın arkadaşlarına böylesine sevinçli bir haberi iletmesi ne kadar zormuş. Önce bir kaç dakika boyunca başka şeylerden konuşuyoruz ve ben sonra cesaretimi toplayıp pat diye söylüyorum, olay her defasında böyle gelişiyor.
Doktor beni bugün çağırmıştı; ultrasonda yine bakacak ve eğer yine görmezse yeni bir kan testi uygulayacaktı. Gitmedim. Onun yerine; bir iki gün sonra başka bir yere gitmeyi planlıyorum. Aslında Ergin Bey'e gitmem gerekiyor ama o da başka kentte olduğundan dokuz ay boyunca beni kontrol etmesi çok zor olacak. Bu yüzden burada bir doktor bulma yolundayım. Araştırıyorum, herkese soruyorum. Sonunda Ayda ve Melissa'dan doktorlarıyla ilgili bir sürü övgü dolu söz duyduktan sonra ikisinin de aynı doktordan söz ettiğini buldum, ve ben de kendi doktorumu bulduğuma kanaat getirdim. Benim için tek dezavantajı Üniversite Hastanesi'nin yolunu çok gözümde büyütmem.
bebek.com bu aralar sıkça ziyaret ettiğim sevimli bir site. Hamilelikte sık karşılaşılan rahatsızlıkları yazmışlar;
Sırt Ağrısı: Özellikle hamileliğin ilerleyen aylarında sıkça karşılaşılır ve nedeni; kasların yumuşaması, artık taşıyacak daha fazla yükün
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
olması ve vücudun ağırlık merkezinin değişmesi. Bunun için; ağır yük taşımaktan kaçınmalı, yüklerini eşit olarak dağıtmalı, yerden bir şey alırken dizler üstünde eğilmeli ve sırtımızı dik tutmayı sürdürmeliyiz.
Sabah Rahatsızlığı: 12-14. haftalardan sonra hormonlarda ani artış durduğundan ve vücut alıştığından azalmakta. Hafif bir bulantıdan sık sık kusmaya kadar değişik versiyonları olabilir. Az ve sık yemek, bol bol su içmek önemli.
Mide Yanması ve Hazımsızlık: Mide girişinde yer alan bir kapak hamilelikte gevşer. Bu de yiyeceklerin yemek sorusuna geri kaçmasına yol açar. Ayrıca bebek aşağıdan baskı yaparak mideyi sıkıştırır ve hazımsızlığa katkıda bulunur. Bunun için; az ve sık yemek, çok yağlı ve kızarmış yiyeceklerden uzak durmak, yatağa girmeden bir kaç saat önce yemeyi kesmek, çikolata ve çok şekerli yiyeceklerden uzak durmak gerekli.
Kabızlık: Hormonsal değişiklikler ve bebeğin büyüyerek bağırsakları sıkıştırması kabızlığa neden oluyor. Laksatif ilaçlar kesinlikle kullanılmamalı. Bunun yerine bol su içilmeli ve lifli yiyecekler tüketilmeli.
Varisli Venler (Toplardamarlar): Sıklıkla bacaklarda ve vajinanın dışa açıldığı bölgede görülüyor. Bebek doğduktan sonra geçen bu durumdan uzaklaşabilmek için ayakları yukarı doğru kaldırarak dinlenmek gerekiyormuş ki bu benim en sık yaptığım şeydir!
Basur ya da Hemoroidler: Oluşumunu engellemek için bol lifli besinler ve su öneriliyor yine.
İdrar Kaçırma: Özellikle ilk ve son üç ayda sık tuvalete gitme gereksinimi duyuluyormuş. Gülerken veya öksürürken idrarını tutamama durumu geçiciymiş ve nedeni doğum yaklaştıkça pelvik taban kasların bebeğin geçişine izin vermek için gevşemesi ve yumuşamasıymış. Her gün düzenli olarak pelvik kasları güçlendirici egzersiz yapılmalıymış.
Şişlikler: Hormonlara bağlı olarak vücudun su toplamasıyla ayaklar, bilekler ve bacaklar şişebilir. Tansiyonun normal olduğu durumlarda bunun bir önemi yokmuş. Ayakları yukarı doğru kaldırarak dinlenmek yine öneriliyor ve rahat ayakkabı giyilmeli.
Kramp: Baldır kasları ve bacağa giren keskin acı. Neden olduğunu kimse tam olarak bilmiyormuş. Vücuttaki düşük sodyum oranının
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
neden olabileceği düşünülüyormuş. Sağlıklı beslenmenin önemi vurgulanıyor ve özellikle sodyum yönünden zengin olan muz öneriliyor.
Baş Dönmesi: Beyne bir anlık yetersiz kan gitmesiyle birlikte baş dönmesi ve bayılma meydana gelebiliyor hamilelikte. Bu nedenle yan yatmaya özen göstermek ve yatak, sandalyeden ani kalkmalardan sakınmak gerekiyor.
Uyku Problemleri: Güzel bir gece uykusu için; uzun uyumak şart değil, geç uykuya gidilebilir. Gün içinde egzersiz şart, yürüyüş veya yüzme öneriliyor. Alkol ve kafeinden uzak durmak önemli.
26 Eylül 2001
Bebek bugün tam bir aylık.
gazetex.com'dan işte hamileliğin ilk dört haftasında yaşananlar:
Hazır mısınız ? Eğer hamile kalmaya çalışıyorsanız ya da böyle bir şey planlıyorsanız, hamilelikten önce içkiyi bırakmak ve hatta kullandığınız ilaçlar varsa bu ilaçların hamileliğinize ne kadar etken oluşturacağını araştırmak, sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek açısından oldukça önemli. ( Eğer gerçekten doktor kontrolünde ilaç alıyorsanız hamileliğiniz sırasında bu ilaca devam edip edemeyeceğinizi mutlaka doktorunuza danışın.)
Ne kadar ilginç görünse de doktorunuzun size bebeğin geliş tarihini hesaplaması sizin en son olduğunuz adetle doğrudan ilişkisi vardır. Yumurtanın ne zaman parçalandığı veya spermle ne zaman birleştiği kesin olarak belli olmadığından dolayı uzmanlar son adet tarihini hamileliğin başlangıcı olarak alırlar. Bu sebepledir ki hamileliğinizin ilk haftası sizin en son periyodunuzun ilk günüdür. Bunun sonucu olarak bebeğinizin yaşı doğduğu günden iki hafta sonrasına dayanır.
İkinci haftanın sonunda östrojen hormonları harekete geçmiştir. Olası bir gebelik için sağ veya sol yumurtalığınızda bir yumurta hücresi olgunlaşmaya başlamıştır. Progesterone hormonu artarak rahim içini yumurtanın parçalanması için hazırlamaya başlar. Artık gerekli olan tek şey yumurta ile spermin buluşmasıdır. 3. haftadan itibaren her şey bir bebeğin oluşması için hazırdır. 14.gün ile 28.gün arasında bir yumurta çatlamak ve spermle buluşmak üzere fallop tüpüne kaymıştır. Gelecek 12 ile 24 saat arası yumurta çatlar. Eğer bu süreç içerisinde 350 milyon spermden -ki sağlıklı bir erkeğin ortalama sahip olduğu
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
sperm sayısıdır.- biri bütün bu yolu geçerek fallop tüpüne ulaşıp yumurtayı delmek yoluyla içine yerleşebilir ise yumurta döllenmiş olur. Yumurta döllendikten sonra zigot diye adlandırılır. Tüpteki bu yumurta gelişimini tamamlamak üzere uterusa geçer ve orada yerleşir.
Bütün bu işlemler olurken hamile olduğunuzu fark etmeyecek ve bu olanlardan haberiniz olmayacak. Ama bazı kadınlar yumurtanın ilk döllendiği andan itibaren her şeyi hissettiklerinin ve hamileliklerinin farkında oldukları üzerine yemin bile edebilirler. (İşte bu ben)
Dördüncü haftanın sonunda adet gününüzü geçirdiğinizi fark edeceksiniz. Eğer adet görür gibi birkaç gün ya da kısa süreli kanamanız olursa endişelenmeyin. Buna halk dilinde "lekelenme" deniyor. Bir hamilelik testi yaptırarak veya evde uygulayarak sonuca göre hamileliğinizi onaylayabilirsiniz. Eğer test pozitif ise doktorunuzu arayın veya bir doktor ile irtibata geçin. Böylece onunla hamileliğinizin diğer safhaları hakkında konuşup bilgi alabilirsiniz. Tekrar belirtilmesi gerekir ki, eğer bu süreç içerisinde ilaç alıyor veya herhangi bir rahatsızlığınızdan dolayı tedavi görüyorsanız, hamileliğiniz süresince bu ilaçların sizi ve bebeğinizi nasıl etkileyeceğini mutlaka ve mutlaka bir uzmana danışın. Çünkü hamileliğin ilk haftaları en kritik dönemdir. Bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilir.
Peki şu an rahminizde neler oluyor ? Gerçekten çok şey ! Döllenmiş yumurta hücresi hızla çoğalmakta. Gelişen yumurta fallop tüplerinde aşağıya uterus'a olan yolculuğunu tamamlayıp, uterus'a yerleşir. Burada ikiye bölünür. Bu parçalardan biri uterus duvarına yapışarak burada plasentayı oluşturur. Diğer yarıyı desteklemek ve gelişimine yardımcı olmak yani hücreyi beslemek misyonlarını yüklenir. Diğer yarı ise bebeği oluşturacaktır. Bu haftada bebeğin beyninin oluşacağı bölüm meydana gelir ve sinirler oluşmaya başlar.
Amnio sıvısı toplanmaya başlamıştır. Bu sıvı diğer haftalar ve aylar boyunca bebeğin içinde rahat olabileceği bir ortam hazırlamış olacaktır.
Yakınlarımı arayarak haber vermeyi sürdürüyorum. Bugün teyzelerimi arama günümdü. Herkes sevinçli. Dün Melissa'nın önerileri vardı. Şart olan şeyler şunlar dedi Melissa; her gün iki bardak süt, bir yumurta, bir kaşık pekmez, biraz yoğurt, bir avuç fındık, bir porsiyon sebze, bir porsiyon et. Geri kalanı da düzenli ve doğru beslenme.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Özellikle çiğ et konusunda uyardı; çiğ köfte, lahmacun, salam gibi yiyeceklerden hamilelik boyunca kesinlikle uzak durmalısın dedi.
Folik asidi unutma bir de..
Ve de stresten uzak dur..
Bir de ona uğrarsam eğer, bana gebelikte beslenmeyle ilgili bir kaynak verebileceğini söyledi.
Dün bir kaşık pekmez attım ağzıma, sonra tahinden minicik bir parça. Çocukluğuma döndürdü ağzımdaki o tat beni. İyi ki dedim, hamile kalmışım da almışız şu pekmezi.
Galip ara sıra eve bebek eşyalarıyla geliyor. Dün; bebeklerin tutabileceği kaşık ve çatallardan almış, bir de minicik bir bebek banyo süngeri.
İş arkadaşlarım bir şey yerken hemen iki parça da bana uzatıyorlar; "Bu sana, bu da bebeğe..."
27 Eylül 2001
Sabah gazete okurken birden moralim bozuldu. Sağlık köşelerinin birinde dış gebeliğin nedenleri, riskleri anlatılıyordu. Birden vücudumu bir sıcaklık bastı, ya bende de dış gebelik varsa? Annem bir şeyler anlatıyordu, duyamadım bile. "Ben artık işe gideyim" diyerek oldukça moralsiz, işe geldim. İnternetten dış gebelikle ilgili bir sürü bilgi edindim. Kist ameliyatları, kürtajlar, yumurtalık enfeksiyonları dış gebeliğe neden olabiliyor. Karnın altına bir bıçak gibi saplanan ağrılar, omuz ağrısı ve son aşamasında da kanama acil önlem alınması gereken belirtiler. İltihaplanan kanallar yüzünden spermler rahmin içine kadar ulaşamayabiliyor, bu yüzden de dış gebelik meydana geliyor. Çok nadiren, hem uterusta, hem de başka bir yerde gebeliğe bile rastlanabiliyor. Oranlar binde bir olarak verilmiş ama Türkiye için mi, dünya ortalaması mı bilmiyorum. Ürktüm. Belki de benim de kanallarımdan biri tıkalıydı, uzun süredir sistitle boğuştuğum bir gerçek, belki de bir enfeksiyon var. Belki doktor endişe etmekte haklıydı. Adet kanamamın olmayışının ilk günüydü ama belki doktor bundan doğru olarak şüphelenecek kadar deneyimliydi.
Zamanında teşhis edilmeyen dış gebelikler yırtılmaya ve kanamaya yol açıyor, bu da anne ölümlerine kadar gidebiliyor. Erken teşhis ise her zamanki gibi hayat kurtarıyor. Laparoskopi denilen cihazla erken
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
müdahale mümkün. Böylelikle annenin döllenmesine yardımcı olan organlarına hiçbir müdahale gerekmiyor, ileri safhalara ameliyat yapılıyor ve bu ameliyat sonrası yüzde elli kısırlık riski var.
Bütün bunları harıl harıl okuyunca elbette çok heyecanlandım. Kızlarla oturup kararlaştırdık. Bir an önce ultrason görüntüsü gerektiğine karar verdik. İstediğim jinekolojik bir müdahale değildi, yalnızca ultrasondaki minicik görüntüsüne ihtiyaç duyuyordum Elvin'in. Galip İzmit'teydi, onu hiç telaşlandırmamak için söylemedim bile.
Tonlarca su içtim; ultrasonda iyi bir görüntü almak için, hemşirelerin tabiriyle "çok sıkışık" gelmek gerekiyor merkeze. Ben yattım, Fehmi Bey karından ultrasonla izledi. "Burada" dedi, "iki milimetre boyutlarında bir şey var". "Yani o mu?" diye sorduk biz. "Evet" dedi. İçimiz rahatladı, ekrana bakakaldık. Fehmi Bey Elvin'in ilk fotoğraflarını çeken kişi oldu. Diğer doktorun "dış gebelik olabilir" sözlerine ise kızdı Fehmi Bey; Bu neye benziyor biliyor musun?" dedi. "Daha kar yağmadan paltonu, eldivenlerini giymene, atkını takmana... Bir doktor böyle bir şeyden şüphelenmiş bile olsa bu kadar erken bir safhada bundan hastasına asla bahsetmez. Herhalde sana eşeğini önce kaybettirip sonra buldurmaya çalışıyordu gittiğin doktor..."
Uçarak, elimizde ultrason görüntüleriyle oradan çıktık.
Derhal saçlarımı kısacık kestirdim (Bu istisnasız tüm kadınların yeni durumlara adapte oluş stili). Sanki hamile olduğumu bugün öğrenmişim. Öyle bir rahatlık ve huzur. Tekrar, huzur veren doktorlarla birlikte olmanın ne kadar değerli bir şey olduğuna karar verdim.
Galip, annem, herkes saçlarımı çok beğendi. Tayfun, "Ece Hanım, şimdi siz de 23 yaşında oldunuz" diyor, öyle bir sekiz yaş küçükmüşüm ifadesi yerleşmiş yüzüme, anneme göre ise hâlâ bir lise talebesine benziyorum.
Kahve, nescafe, Coca-Cola içmiyorum. Bütün bunların yerine, her gün iki litre içmem gereken suyum ve de yüzde yüz, katkısız olduğu söylenen meyve sularım var. Bir tek sabahın ilk çayından vazgeçmek olanaksız.
Bunun yanı sıra iki bardak süt, yumurta, pekmez, peynir, havuç, muz ve bir avuç fındık günlük vazgeçilmez besinlerim arasında. Hepsini de keyifle yiyorum.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
İki milimetrelik gebelik kesesinin büyüklüğüne bir de cetvel üzerinden baktık Galiple. Minicikliğine, ama çabucak büyüyecek olmasına şaşırdık. Şarap kadehlerimize su koyarak Elvin'in ilk görüntüsüne kavuşmuş olmayı kutladık. Sonra Hande ve Haluk'a gittik. Biraz Emir ile oynadıktan sonra sonunda onlara da söyledik, Elvin'in ilk fotoğrafını gösterdik. Hande hamileyken Emir'in ultrason görüntülerine bakışımızı anımsadık. Emir'in bir çok ultrason görüntüsüne tekrar baktık, üç aylıkken aldığı o insan formunu ve bunun teknoloji sayesinde bize ulaşmasının ne müthiş bir şey olduğunu konuştuk.
Hande de zararlı yiyeceklerden ve yapılması gerekenlerden söz etti. Haluk yine, ilk üç ayın çok önemli olduğunu ve ağır hiçbir şey kaldırmamam gerektiğini söyledi. Aklıma izlediğim filmler geldi. Hep bir hamile kadın olurdu, kocasına müjdeli haberi az önce söylemiş olan. Sonra evin içinde bir şey yapmak üzere olurdu bu kadın, mesela perdeleri takmaya çalışırdı bu mutlu haberden sonra. Kocaları da "Aman" derlerdi, "ne yapıyorsun? Sen hamilesin. İn hemen oradan aşağıya..."
Haluk bizim için bir şampanya açtı, birer yudum içtik. Meğer hiçbirimiz şampanyanın tadını pek sevmezmişiz... Şişeyi saklamak üzere eve götürdük.
Hamileliğin sende ne gibi belirtileri oluştu şu ana kadar diye biri bana sorsa; bir tek akşam üstleri televizyon karşısında sızdığımı ve geceleri çok erken yattığımı söyleyebilirim. Belki daha belirtiler için çok erken.
2 Ekim 2001
Beşinci hafta:
Hücre topluluğu 5.haftadan itibaren embriyo adını alarak uterusun içinde büyümeye başlamıştır. Büyüklüğü yaklaşık olarak bir elma çekirdeği kadardır. Burada organları ve dokuları oluşturmak üzere üçe ayrılacaktır. Başın hemen altında oluşacak iki küçük bölüm kulakları oluşturacaktır. İlk ayrılan yukarıdaki bölüm, sinirleri, beyni ve omurga sistemini oluştururken, orta bölümde kalp ve dolaşım sistemi belirmeye başlamıştır. 3. bölümde ise akciğerlerin yerleri, bağırsaklar ve idrar yolları gelişecektir. Aynı anda bebeğin gelişiminde bunlar
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
olurken plasentada da değişimler ve yeni oluşumlar meydana gelmektedir. Bebeği besleyecek ve oksijenin bebeğe ulaşmasına yardımcı olacak, CV adı verilen doku ve kordon bağı fonksiyonlarına başlamıştır. Eğer hala bir hamilelik testi yaptırmadıysaniz 5.hafta testi yapmak için uygun bir zamandır. Böylece bir sağlık danışmanıyla irtibata geçip, bebeğin ve sağlıklı bir hamilelik geçirmenin gereklerini konuşup bilgi alabilirsiniz.
Dün Fehmi Bey ultrasonda Elvin'e tekrar baktı. Hemşirenin deyimiyle hayli "sıkışık" olduğumdan, Fehmi Bey'in bir önceki hastasıyla işinin bitmesini beklemek çok zor geldi. Hemşire "birazını yapın bari" dedi, birazını yapamayacağımı, klozete oturursam hepsini yapmaktan başka çarem olmadığını söyledim. Rezzan'la birlikteydik. Galip'in yetişip yetişemeyeceği belli değildi.
Ultrasonda bu kez daha belirgin bir görüntü vardı, Gebelik kesesi 6.5 milimetreye ulaşmıştı, Elvin onun ucunda beyaz bir noktaydı ve her şey yolundaydı. Fehmi Bey rapora şunları yazdı; "01.10.2001 tarihinde yapılan kontrol US incelemede; kavite içerisindeki gebelik kesesi 6.5 mmx5 mm olmuştur."
Tam tuvalete koşup, ardından da Rezzan'ın yanına gittiğimde Galip geldi. Elvin'in ekran görüntülerini ikinci kez kaçırmış oldu. Onu teselli ettim, ekran görüntüsünün fotoğraftakinden hiç bir farkı yok...
Artık doktor randevumu alma zamanım geldi. Gürkan Bey'i aradım, Ayda ve Melissa'nın referanslarım olduğunu söyledim. Yarın saat 16.00'ya randevu verdi.
Hiç olmadığı kadar sütleri inceliyoruz. Eskiden de bu kadar çok çeşit var mıydı bilmiyorum. Kalsiyumu yüzde kırk fazla olanlar, içinde folik asit bulunanlar. Sonunda bir tanesinde karar kıldık.
İş yerindeki çaycılarımızdan biri de dört aylık hamile. Bugün bize çay getirdiğinde hamilelikten konuşmaya başladık. "Saçların güzel olmuş ama keşke kestirmeseydin" dedi. Ben de hamilelikte saç kestirilmemesi gerektiğini birinden daha duyduğumu söyledim. "Nedeni ne sence?" diye sordum ona. "Bilmem" dedi, "bizde öyle derler. İlk üç ay çok önemlidir. Kına yapılmaz, saç kesilmez. Çok dikkat edilir her şeye... Ben bir önceki çocuğuma bir aylık hamileyken kına yapmıştım bilmeden, çocuğun kafasında belli belirsiz bir kahverengilik var".
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Evimizin on küsur yıllık yardımcısı, canım Emine teyzemden de değişik şeyler duydum. Dediğine göre ilk dört ay balık yedirmezlermiş hamilelere, balık yiyen anne adayı balığa benzer suratlı çocuk sahibi olurmuş. Benim gibi zeytin ezmesi gibi koyu renkli besinler tüketenlerin çocukları da kapkara olurmuş. İlk üç ay çok önemliymiş ve her gün bir elma yemek şartmış...
İlk üç ayın en önemli fonksiyonu çocuğu koruyabilmek ve düşük yapmamak için ağır şeyler kaldırmaktan, ani hareketlerden kaçınmak anladığım kadarıyla. Ve çocuk en önemli gelişimini ilk üç ayda tamamladığından alınan besinlere özellikle bu zamanda fazlasıyla dikkat etmek gerekiyor.
3 Ekim 2001
Gürkan Bey'le tanıştık. Tam istediğim gibi, beni her türlü gerginlikten uzak tutabilecek bir doktor. Yaptırmış olduğum genel check-up'ı beğendi, bir de sarılık ve toksoplazma için testler yapalım ki, bebek doğduğu anda müdahale şansımız olsun ve ömür boyu sarılık taşıyıcısı vesaire olmak zorunda kalmasın dedi. Elvin'e ultrasonda tekrar baktı ve "Artık ultrasonla onu uzun bir süre rahatsız etmeyelim. Ultrason adı üzerinde ses dalgalarının görüntüye dönüşmesi ve bu kadar kısa bir zamanda bu kadar çok ses dalgası bebeğe yeter, artık rahat rahat, kendi başına büyümek istiyor, 11-12. haftaya kadar bırakalım, büyüsün" dedi. Bu kez gebelik kesesi 8.5 milimetreydi.
Besinlerle ilgili olarak; süt, beyaz peynir ve yoğurdun bol bol alınması gerektiğini ve folik asitten günde üç tane kullanılması gerektiğini söyledi.
İlk üç ay kafeinden, kahve, çay ve koladan uzak durulması gerektiğini çünkü etkilerinin bebeğe ne olacağını bilinmediğini vurguladı. Bunun yanı sıra, ilaç kullanmak kesinlikle yasak. Günde iki litreye yakın su içilmesi gerektiğini, et, balık tüketiminin gerekliliğini tekrarladı, başka da beslenmeyle ilgili bir şey yok.
"Bebek artık hayatınızı ipotek altına alıyor, hamile olmak da, sonrasında onu büyütmek de kolay değil..." dedi.
Artık dönüşü olmayan bir yoldayız, hem kendimize, hem de Elvin'e iyi bakmamız gerekiyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Cep telefonu, bilgisayar ekranı da mümkün olduğunca uzak durulması gerekenler arasında.
Yol mu, bu muayene mi beni yordu bilmiyorum. Eve gelir gelmez uyuklamaya başladım. Sonra da gece boyu kendime gelemedim.
6 Ekim 2001
Jinekologların hamilelik nedeniyle kendilerine başvuran hastalara ilk görüşmede sordukları sorular;
-Son adet tarihinizin ilk günü?
-Daha önce istenmeyen gebelik yaşadınız mı, kürtaj oldunuz mu?
-Ailenizde genetik bir hastalık var mı? Herhangi bir hastalık var mı?
-Ailenizde ikiz bebek doğumları var mı?
-Kan grubunuz nedir?
-Son günlerde ilaç kullandınız mı?
-Folik asit almaya başladınız mı? (Tavsiyelere göre; hamile kalmaya karar verildiği andan itibaren kullanmak gerekiyor.)
-Çocukken sarılık, kabakulak gibi hangi hastalıkları geçirdiniz?
-Sürekli kullanmanız gereken bir ilaç var mı?
-Şu andaki kilonuz ne?
-Hamileliğiniz kesinleştiği andan sonra herhangi bir şekilde radyasyona maruz kaldınız mı, birine eşlik ettiniz mi?
Belki de bir test haline getirilmeli bu sorular; böylelikle doktorlar sürekli aynı soruları sormaktan ve son adet gününü hatırlamak için bin dereden su getiren kadınlardan kurtulabilirler. Kadınlar da sık boğaz edilmeden, düşüne düşüne bu sorulara yanıt verip, donanımlı bir şekilde doktorlarla ilk randevularına gidebilirler.
8 Ekim 2001
Uyuklama durumları sürüyor. Koltukta on beş dakikalık minik uykuların ardından iyice bitkin düşmüş olarak uyanıyorum akşam üstleri. Ve Galip, ikimiz için yemekler yapıyor çoğu zaman. Bense erken saatte bu kez yatağın yolunu tutuyorum.
Dün gece bir kez ve de ilk kez kusmam dışında başka hiçbir hamilelik belirtisiyle karşılaşmadım. Umarım bu şekilde devam eder hamileliğim; rahat ve dingin.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
10 Ekim 2001
Altıncı hafta:
Bu haftada hala hamile gibi görünmeyebilirsiniz. Ama embriyonun kalbi artık bir incir çekirdeğinden büyük ve iki kısma ayrılmıştır. Kalp atmaya ve kan pompalamaya başlamış ve yakında uygun ritmi bulacaktır. Embriyonun kendisi yaklaşık olarak 6.5 mm kadar olup, insandan çok bir larvaya benzemektedir. İç organları gelişmeye başlamıştır.
Belli başlı organlar ; Böbrek, karaciğer büyümeye başlamıştır. Embriyonun alt ve üst olguları ayrılmaya başlamıştır. Bu ileride bebeğin kol ve bacaklarını oluşturacaktır. Bağırsaklar gelişmeye devam ederken, kör bağırsaklar yerini alır. Sinir yapısının içerisinde olan beyin ve omurga, bu hafta içerisinde kapanır.
Bu haftada alt çene, boyun ve ağız kıvrımları oluşmaya başlar. Bu kadar erken olmasına rağmen yüzün şekli ortaya çıkmış, burun ve solunumla ilgili bölümler oluşmuş, sonunda gözün retinası şekil almıştır.
Gürkan Bey'in dediğine göre testlerin sonuçları gayet iyi ve artık hamile olduğumu düşünmeden günlük hayatıma devam etmem gerekiyor. Folik asit kullanmak ve bol bol su içmek en önemli noktalar. Ve kedi, köpek sevmekten hamilelik süresince uzak durmak da.
12 Kasım'a kadar doktorumla işim yok.
Hamilelikte günlük öğün sayısının beş olması öğütleniyor. Amaç midenin aşırı dolmasını engellemek. Bu erken gebelikteki mide bulantısı şikayetlerinin önüne geçiyor ve gebeliğin geç dönemlerinde de mide yanması ve şişkinlik şikayetlerini önlemede yardımcı oluyor.
Günde bir veya iki fincan kahve veya çay gibi kafein içeren içeceklere bir şey denmiyor da; on fincandan fazlasının düşük, erken doğum ya da bebekte gelişme geriliğine yol açtığına dair bazı çalışmalar olduğu söyleniyor.
Çok su içmenin gerekliliğinin açıklaması da şu; hamilelikte vücudun sıvı miktarı artıyor ve kan hacmi yaklaşık olarak % 50 oranında genişliyor. Amnio sıvısı da yaklaşık olarak üç saatte bir tümüyle yenileniyor. Bu nedenle de günde en az iki litre sıvı almak gerekiyor.
Bulantı; hamilelik sırasında üretilen bazı hormonların (HCG gibi) aşırı üretimine ya da normal sınırlarda üretilmesine karşın hamile olan
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
kadının bu hormonlara karşı hassas olmasından kaynaklanıyor. Demek ki ben hassas değilim bu hormonlara. Ya da henüz değilim.
Hassas olduğum bir şey varsa filmler. Akşam üstleri yalnız basımayken televizyonda izlediğim çoğu şey bugünlerde gözlerimin dolmasına, canımın sıkılmasına, bazen de ağlamama yol açıyor. Sanırım hamileliğin birtakım etkilerini ben de yaşamaya başladım.
Kilo alımına gelince, hamileliğin ilk trimesterinde (ilk üç ay) alınan kilo miktarı yalnızca bir iki iken, daha sonra haftada 500 gram alınması normalmiş.
gebelik.org hamilelik boyunca 12.5 kilo alan ve 3400 gramlık bir bebek doğurmuş olan bir anne adayının kilo dağılımını vermiş, böylelikle aldığım kilolar nereye gitti demekten kurtulabiliriz;
bebek: 3400 gram
plasenta: 600 gram
uterus: 900 gram
amnios sıvısı: 800 gram
meme dokusu gelişimi: 400 gram
kan hacmi artışı: 1450 gram
dokular arası sıvı artışı: 1450 gram
artan yağ depoları: 3500 gram
Normal sınırlarda kilo alan ve normal ölçülerde bir bebek doğuran anne, doğum sonrası gebelik öncesi ağırlığının 4.5 kilo fazlasıyla taburcu olurmuş. Fazla da bir şey değilmiş aslında.
Daha hamileliğin yedinci haftasına girerken kırkıncı haftanın da ertesinde neler olacağı ile ilgilenmek tuhaf mı bilmiyorum. Annem; doktorun da söylediği gibi hamile oluşuma fazla kafayı takmamamı, eskisi gibi edebiyatla uğraşmamı, yazılar yazmamı söylüyor. Ona göre bu aralar bu tip faaliyetlerimin hepsini boşluyormuşum. Ona, "hayır" dedim, "hiçbir şeyi boşlamıyorum", ama anneler bilirler.
12 Ekim 2001
Yedinci hafta;
Embriyo artık bir fasulye tanesi kadar, yani yaklaşık olarak 1 ile 1.5 cm civarındadır. Eğer kendi içinize bakabiliyor olsaydınız (Ah bu hep hayal ettiğim şey, şöyle küçük bir pencere olsaydı bebeğimizi görebileceğimiz), embriyonun vücuduna oranla kafa yapısının daha
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
büyük olduğunu görebilirdiniz. Embriyonun gelecekte sahip olacağı yüz formları, karanlık küçük noktalar gibi belirmeye başlamıştır. Solunumu sağlayacak burun delikleri ve kulağın oluşacağı yerler bu haftada şekillenir.
Bacak ve kolların oluşacağı olgular daha net görülebilir. Embriyonun elleri ve ayakları küçük küreklere benzemektedir. Diğer gelişimler, kas lifleri ve hormon bez dokusu gelişmeye devam etmektedir. Siz duyamazsınız ama embriyonun kalbi dakikada 150 kez atmaktadır. Bu da normal bir yetişkinin kalp atışının iki katı kadardır. Bu haftanın yarısına doğru, bebeğiniz ilk hareketlerini yapmaya başlar. Ancak sizin bunu hissetmeniz henüz mümkün değildir. Bunu hissetmeniz 10 veya 12. haftada mümkün olacaktır.
Bu sabah kahvaltı için uğradığımda annemle babamı bayağı güldürdüm. Folik asit içmeyi unutmuştum gece, onun kaygısını taşıyordum. Sonra da hüzünlü bir sesle su şişemi evde unuttuğumu ve bir kaç gündür fındık yemediğimi söylediğimde bizimkiler gülmeye başladılar. Tam o sırada Galip aradı ve folik asidi içip içmediğimi sordu, "içtim" dedim. Babam "ama suyunu ve fındığını unuttuğunu söyle Galip'e" dedi. Karar verildi, babam fındıkları boynuma asmamı, yol boyunca araba kullanırken atıştırmamı söylüyor.
babycenter.com'un elektronik postaları her yeni haftaya girişte anne adayına gönderiliyor. Siteyi ziyaret ettiğinizde son adet gününüzün ilk gününü veri olarak giriyorsunuz, onlar da size bebeğinizin ne zaman doğacağını ve her hafta sizde ne gibi değişiklikler olacağını söylüyor.
Gelen bilgilerde birden uyku sözcüğü gözüme ilişti. Meğer ilk trimesterde sürekli bir uyku hâli olması çok doğalmış. Bebeğin en hızlı değişim gösterdiği bu zamanlar anne adayının kendisini yorgun hissetmesine yol açarmış. Elbette bir de; hormonal değişimlerden kaynaklanan bir uyuklama durumu var. Bazı kadınlar benden de betermiş meğerse; her gün 19.00'da yatanlar, gündüzleri iş yerlerinde uykuya yenik düşüp yerde bir on beş dakika kestirenler, öğle tatillerinde arabalarında uyuyanlar...
İlk üç aydan sonra uyuma isteği azalırmış.
Dişimdeki sızlama ağrıya dönüşmeden diş hekimine gitmeliydim. Dün akşam üstü Mete Bey'in yanındaydık annemle. Dediğine göre bir
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
dişim fena hâlde çürümüş, üstelik yanındaki dişe de zarar vermiş. Hamile olduğumu ve birtakım ilaçların kullanılmasının sakıncalı olduğundan söz edecek oldum Mete Bey'e; "Dolguyu yapmak için kullanacağım ilacın sana zararı olmaz ama istersen doktorunu bir arayalım, ben ona yapacağım tedaviden söz edeyim" dedi. Açıkçası, benim de istediğim buydu. Güven içinde tedavi olmak. Gürkan Bey'i aradık, Mete Bey tedavi şeklini anlattı, onayı aldı, dişimi tedavi etti. Şimdiye dek doktorlardan sıkça duyduğum bir sözü tekrarladı; "ideal bir hastasın" dedi, "hiç kıpırdamıyorsun, canım yanıyor demiyorsun ve ağrı eşiğin büyük olasılıkla çok yüksek".
Yine de cumartesi günü tekrar gitmem gerekiyor; henüz tüm tedavi bitmedi.
İki armağan: Biri Ayşe'den patik. "Hamileyim" diye ona telefon açtığım sırada alışveriş merkezindeymiş. Sevincimi paylaşmak için hemen bir şey almak gereksinimini duymuş. Ve Nurdan'dan biberon. O da kredi kartının puanlarını Elvin için değerlendirmiş.
16 Ekim 2001
Bir kusma da pazar günü. Bugünlerde hafif hafif de olsa, ara sıra midem bulanıyor. Bir de; galiba hamilelikte insanın çok sevdiği bir şey can sıkıcı hâle gelebiliyor. Örneğin bir kaç gündür canım hiç süt içmek istemiyor. Umarım yediğim peynir ve yoğurtlar yeterli oluyordur.
18 Ekim
Sekizinci hafta:
Sekizinci haftada bebeğinizin boyu yaklaşık olarak 1.5 cm ile 1.8
cm arasında, bir üzüm büyüklüğündedir. Bu haftada el ve ayak parmakları ayrılmaya ve şekillenmeye başlar. Karaciğeri, alyuvar hücreleri oluşturmaya başlar ve bu kemiklerin içinde iliklerin bu işi üstlenmesine kadar devam eder. Bu hafta birçok gelişimin hızlı yaşandığı ve bundan sonra da böyle devam edeceği haftadır. İlk haftalarda oluşan beyin ve kalbin daha komplike hale gelmesi ve dişlerin oluşacağı damak bu haftada olur. Kulaklar gelişmeye devam eder. Embriyonun cildi bir kağıt kadar incedir ve damarlar net görülebilir şekildedir. Hamilelik 3 dönemden oluşur. 8. hafta bu ilk dönemin son anlarıdır. Hemen hemen bütün hamile kadınların hamilelikle ilgili olarak şikayetleri bu dönemde ortaya çıkar. Bunlar;
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
ağrılar, acılar, sabah kusmaları ve yemeği midede tutamamak gibi şikayetlerdir. Bunların sebebi ise, hamilelikten dolayı salgılanan hormonlardır ve çok doğaldır. Hamilelik boyunca bu şikayetler giderek azalır.
Çare, sütü değişik formlara sokmak. Muzlu sütün ardından dün de milk shake'i denedim, başarılı oldum. Yalnız, "uyku dışında hiçbir şeyim yok" diyen kadın olmaktan midesi de bulanan hamile kadın formatına geçtim ki hayatımda önemli bir engel teşkil ediyor. Midem bulanır korkusuyla tuvalete gidişlerimi geciktirmeye başladım. Mide bulantısı öğleden sonra ortaya çıkıyor ve akşama kadar geçmiyor, şu anda olduğu gibi. Sigara içmek ve içilmesi fikri midemi bulandırıyor en çok.
babycenter.com'a göre, kimyasal maddelerin bebeğe ne gibi zarar verdiğinin kanıtlanamamış olmasından dolayı hiç değilse ilk trimesterde saçların boyatılmaması öneriliyor. Yine de sorunun sorulduğu doktor (her zamanki gibi), kendi doktorunuza danışmadan karar vermeyin diyor...
Kış ayları yaklaşmakta, tam da bütün hamile kadınların merak edebileceği bir soru, acaba grip aşısı olabilir miyim, evet, olabilirmişiz, ancak bu aşı soğuk algınlığına karşı etkili değilmiş çünkü bağışıklık sistemimiz bu dönemde oldukça zayıfmış, ve evet, öncelikle kendi doktorumuza danışmalıymışız...
Hamilelikte yaşadığım bir değişiklik de rüyalarım... İstisnasız her gece renkli ve İngilizce rüyalar görüyorum. Bir tanesinde Özgür'le triatlona katılmak üzereydim, ama ben hamileyim diyecek oldum, o da ben de dedi, iki yüz metrelik motosikletle geçilmesi gereken bir parkur vardı, ama ben yapamam, bilmiyorum dedim önce, sonra başarıyla bu etabı bitirip, sürünerek bir mağaranın içinde ilerlemeye başladık. Beyaz ince kumlar üzerinde sürünmek zorlu ama hoş bir duyguyla doluydu. Bir sonraki etap yine motosikletle ilgiliydi ve triatlon burada sona erdi!
Bunca rüya, hem de İngilizce! Geceleri dört kez tuvalete kalktığımdan birden bire uyanıyor ve her şeyi anımsıyorum.
Şimdi bütün pantolonların düğmelerini ileri alma zamanı. Çok yemek yiyerek şişmanlamaktan dolayı değil de, hamileliğin getirdiklerinden dolayı kıyafetlerimle sorun yaşamaya başladım.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Kedi ve köpekleri sevmem yasak diye, Galip de onlara dokunmuyor.
Günlük kafeinde bir kahveye izin olmasına karşın, ben haftada bir kahve içiyorum. Bizim gibi her akşam, yemek sonrası kahve keyfi yapanlar için değişik bir gelişme kahvesizlik. Ama şimdi de kahve rutin bir eylemden çıkıp bir hazine statüsüne yerleşti, o başka. Galip geçenlerde "Cuma akşamı kahve içelim mi?" diye sordu ki, bu kahvenin bizim evde ulaştığı noktayı gayet güzel tanımlıyor.
24 Ekim 2001
Her gün, özellikle öğleden sonra başlayan mide bulantısı. Şimdi ben de heyecanla ilk üç ayın geçmesini bekleyen hamile kadınlar arasındaki yerimi aldım. Benim gibi sabırsız bir insan için hamilelik oldukça uzun bir süreç. Dokuz ayın haftalarla belirtilmesi tam da bana göre. Yarın sekizinci hafta bitecek ve inanması zor, otuz iki hafta daha var önümde. Askerlik gibi bir şey hamilelik, insan bir an önce sona ermesini istiyor.
Dün aynaya bakıyordum ve ilk kez göbeğimde bir farklılık olduğunu belirgin bir şekilde gördüm. Ve dün Galip'in bir kotunu giydim! Biraz büyük geldi ama çok rahat ettim. Sonra gidip abime kaç beden pantolon giydiğini sordum. Galip'inkiler de olmayınca abiminkileri, onlar da olmayınca annemin eteklerini giymeyi düşünüyorum.
Herkes şehirdeki hamile butiklerinin yerlerini tarif etmeye başladı, şimdilik erken sayılabilir böylesi bir alışveriş için.
Dün gece rüyamda İspanya'daydık, dar sokaklarda çamaşır asılı balkonlara bakıyor, aheste yürüyorduk. Derken deniz kıyısına ulaştık hiç ummadığımız bir anda, taşlı bir sahildi ve upuzundu. İnsanlar neşeyle suya giriyorlardı, bir de devasa bir su kaydırağı vardı (Galip bayılır). "Neden" dedim, "hep tatilin en son gününde karşılaşıyoruz asıl bulunmak istediğimiz yerle?". Bir kaç saat sonra uçağımız kalkıyordu ve eğlencenin tadını çıkarmak için hiç vaktimiz yoktu. Çok ama çok hayıflandık. Üstelik tam o sırada biri bize Meksika sınırına kadar yürüdüğümüzü ve arka planda gördüğümüz rengârenk evlerin Meksika evleri olduğunu söyledi! Bana söylenecek son şey! Hayatta görmek istediğim ilk yer Meksika iken bu bana yapılır mı?
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Belki yakında bebek rüyaları da görmeye başlarım.. Bir de neden sıkıldım? Her gece dört veya beş kez tuvalete kalkmaktan...
25 Ekim 2001
Dokuzuncu hafta:
Tebrikler ! Embriyonuz artık "Fetus" diye adlandırılacak (Ben sabırsızca bebek deneceği günleri bekliyorum, ama embriyo da olsa, fetus ta bizim için o bebek Elvin artık). Fetus artık 2 ile 2.5 cm kadardır. Bu hafta bir çok önemli değişiklik olmaktadır. Embriyo iken sahip olduğu kuyruk gider. Organlar, kaslar ve sinirler fonksiyonel hale geçer. El bilekleri şekillenmeye başlar. Göz kapakları oluşmaya ve gözü kapatmaya başlar. Hamilelik sizin şeklinizde de değişiklikler yapmaya başlar. Artık göğüsleriniz büyümeye başlamıştır. Öyle ki, yeni sutyen almaya ihtiyaç duyabilirsiniz. Belinizin daha fazla genişlediği de gözünüzden kaçmayacaktır. Artık en sevdiğiniz giysilerinizi bir seneliğine dolaplara kaldırmanız gerekir (Bundan hiç hoşlanmıyorum işte). Eğer hamileliğinizin bu ilk süreçlerinde yeterince sıvı ( günde en az 8 bardak ) , florid, kalsiyum ve fosfor alırsanız bebeğinizin ileride sağlık, diş ve kemik yapısının temellerini atmış olacaksınız.
30 Ekim 2001
Cumartesi akşamı küçük çaplı bir şok yaşadık. Tuvaletteydim ve bir anda bir kaç damla kanla karşılaştım. Galip de ben de küçük kanamaların olabileceğini okumuştuk ama yine de insan kendisi böylesi bir durumla karşılaşınca çok da sakin davranamıyor. Hemen Gürkan Bey'i aradık; hamilelerin yüzde otuz-kırkında görülen bir durum olduğunu, endişelenecek bir şey olmadığını söyledi. Şiddetli bir kanama olduğu takdirde aramamızı söyledi. Sonra internetten kanamaların nedenlerini okudum, bazıları benimki gibi olağansa da, çeşitli kanamaların başka anlamlara gelmesi olası. O sıra benim de aklımdan bir film şeridi gibi geçen şey bunun düşüğün belirtisi olabileceğiydi ki; ilk üç ayda şiddetli bir kanamanın ardından gelebilecek şey düşük tehlikesi olabilir. Bunun yanı sıra; cinsel ilişki sonrası meydana gelen bir kanama bir kanser belirtisi olabiliyor. Dolayısıyla iyi ayırt etmek gerekiyor kanamaları...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Uyku hâli sürüyor, akşamları hiçbir yere gitmek ve hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden.
Pazar akşamı kebap yemek için dışarıdaydık, birer buçuk porsiyon söylememize karşın "ya yetmezse" diye korktum ve kendime hayret ettim. Sonra bu kebap yetmezliği rüyama girdi ve çöpe atılmış pide ve kebaplar gördüğümde feci üzüldüm, bütün bunları birileri yiyebilirdi, ne gerek vardı çöpe atılmalarına diye...
Canım ara sıra bir şeyi çok istiyor artık. Örneğin bu öğlen yemek istediğim tek şey ekmek arası köfteydi ama iş yerimizin Kerbelâ'da oluşu bezelye ve pilav yemek zorunda bıraktı beni.
Pantolonlar küçük geliyor! En büyük problem giyecek bir şey bulmak bugünlerde. Öğrendiğime göre bütün hamile kadınlar lastikli pantolonlar giyiyorlarmış, benim de bir tane edinmem gerekiyor. Herkesin dediğine göre hamilelikte şıklık değil, rahatlık önemli (Bir boşvermişlik içine girmemiz söyleniyor yani, hamileleri herkes mazur görüyorlar çünkü)...
Bir de sutyenler. Spor sutyenlerden almak gerekiyormuş ve hamilelik boyunca göğüsler 750 gram ilâ 1 kilo büyürlermiş. Çok ciddi bir fark!
İki gündür kusmuyorum.
Bir internet sitesinin dediğine göre bebekler 8. haftadan itibaren bizi duyabilirlermiş. Şimdilerde tırnaklarının bile oluştuğuna inanmak nasıl da güç. Minyatür bir insan var içimde, bazen tuhaf geliyor.
Neyin en çok midemi bulandırdığını da biliyorum artık. Kokuların... Pis kokular dışında, parfüm ve deodorantlar, kolonyalar da midemi bulandırıyor. Bu yüzden Galip sabah işe giderken önce beni öpüyor, sonra parfüm sıkıyor...(Öğrendiğime göre hamile kadınların koku alma duyusu normal insanlara göre daha fazlaymış ve bu yüzden kokular daha ağır geliyormuş onlara)
Bir önemli noktada çatlak kremleri. Eskiden zeytinyağı falan sürerlermiş ama artık hamilelik kremleri varmış. Bu kremler hamileliğin en başından itibaren kullanılabilinirmiş ve büyüyen göğüslerin uçları acı veriyorsa göğüslerle birlikte uçlarına da uygulanabilirmiş, böylelikle çocuk doğup da mama için göğüsleri emmeye başladığında acı çekmezmiş anneler. Ancak, bunun da göğüs uçları yeteri kadar belirgin olmayan anneler için geçerli olduğunu duydum. Bir de bazı
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
çatlak kremlerini kullansan da çatlak oluşan kadınlar ve hiçbir şey kullanmadıkları halde hiç çatlağı olmayan kadınlar varmış. Bu da karışık bir durum.
1 Kasım 2001
Onuncu hafta:
Bu haftadan itibaren kendinizi psikolojik olarak gel-gitler içerisinde bulabilirsiniz. Bir gün çok agresif ve her şeyden rahatsız olan yapınız varken ertesi gün her şeyden zevk alan mutlu bir insan olabilirsiniz. Bunlar kesinlikle normal ve hamilelik boyunca devam edebilecek olan duygusal hareketlenmelerdir. Sebebi hamilelikten kaynaklanan yüksek düzeydeki hormonlardır.
Haftanın sonunda fetus 2.5 ile 3 cm'ye ulaşır. Oluşan göz kapakları bu haftada kapanır ve 27.haftaya kadar bir daha açılmaz. El bilekleri gelişmeye devam ederken ayak bilekleri şekillenmeye başlar. El ve ayak parmaklarının şekilleri netleşmiş, kollar daha uzamış ve dirsekler belirmeye başlamıştır. Bu haftanın sonunda kulakların alt kısımları tamamlanmıştır. Bu haftada fetusun cinsiyeti hala belirsizdir ama bu haftada şekillenmeye başlar. Plasenta destek amaçlı en kritik işini yani hormonları üretmeye başlar.
Eğer 35 yaşın üzerinde bir anne adayı iseniz, doktorunuz sizden genetik tarihinizi öğrenmek amacıyla CVS testi yaptırmanızı isteyebilir. Bu test genelde fetus 10 ile 12 haftalık iken istenir. Böylece fetustaki anormallik ya da sakıncalar erken tespit edilebilir.
3 Kasım 2001
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Tanju Demirören ve Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nüzhet Doğan ntvmsnbc.com'a gebelik ve gebelik eğitimiyle ilgili bilgiler vermişler;
Genellikle ilk üç aylık dönemde kokuya karşı aşırı hassasiyetle, gıdalara karşı bir isteksizlik, gebelik bulantıları en fazla rahatsız eden sorunlar... İkinci üç ay nispeten rahat geçiyor ama gece krampları ve uyku problemleri olabiliyor. Son üç ayda artmış gebelik yüküyle birlikte bel ağrıları, sırt ağrıları, yine gece uykularının düzensiz oluşu veya uyku sorunları görülebiliyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Benim de doktorumun önerisi üzerine yaptırdığım bazı testler var ki; çok önemli. Opr. Dr. Demirören hamilelik öncesi tetkikleri şöyle anlatmış, "Biz rutin olarak, hepatit B, toksoplazma dediğimiz parazit ve kızamıkçık için gerekli testleri yapıyoruz. Burada araştırılan gebenin bu hastalıklara açık olup olmadığı veya koruyucu bağışıklığın olup olmadığı. Kızamıkçık için eğer koruyucu bağışıklığı yoksa, küçüklükte geçirmemişse, mutlaka aşı ve üç ay gebe kalınmamasını öneriyoruz. Ondan sonra hamileliğe izin veriyoruz. Tabi sadece enfeksiyon hastalıkları değil, basit kan, idrar tahlilleri, kan grubunun kesin tespiti, papsümir dediğimiz testin mutlaka yapılması. Ve bir jinekolojik muayene tabi her şeyden en önemlisi. Yumurtalıkta ve rahimde herhangi bir hastalığın olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir."
4 Kasım 2001
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Hayri Coşkun anne sütünün faydalarından söz etmiş. Söylediğine göre anne sütü, bağışıklık maddeleri ve hastalığa neden olan bir çok mikroorganizmayı öldürecek maddeleri barındırıyormuş. Yeni doğan bebeklerin sindirim sistemleri her türlü besini sindirecek şekilde gelişmediğinden, doğumdan sonra onlara anne sütünden başka bir gıda verilmemesi gerekiyormuş. Bebek anne sütü aldığında, kendisini mikroplara karşı koruyan sayısız maddeyi de almış oluyormuş. İlerki hayatında daha sağlıklı olması istenen bebeklerin on iki ay boyunca anne sütü almaları gerekiyormuş ve anne sütünden yoksun olan bebeklerin ileride şizofren olma olasılıkları varmış! Anne sütü alan bebeklerin diğer bebeklere oranla daha zeki oldukları da elde edilen bulgulardan biriymiş.
5 Kasım 2001
Uygun sutyen aramak için cumartesi sokaklardaydım. Hamile olduğumu ve kesinlikle beni sıkmayacak bir sutyene ihtiyaç duyduğumu söylediğim halde satış elemanı bana önden kopçalı, sadece bana bir beden büyük gelebilecek sutyen örnekleri çıkarmakla yetindi. "Yahu" dedim, "çocukken giydiğimiz altı lastikli şeylerden yok mu?".
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Sanırım hamilelerin derdinden ancak hamile olanlar ve anneler anlayabilir, nihayetinde bana öyle bir sutyen çıkardı ki kız, iç çamaşırı sektöründeki en büyük yenilikle de tanışmış oldum. Mikro fiber denilen bir malzemeden üretilen çamaşırlar tek parça halinde kesilip dikiliyor, hiçbir dikiş izi yok, balen, kopça gibi hiçbir aparat yok, ipeksi bir dokusu var, sanırım dünyanın en büyük rahatlığı keşfedilmiş ve alıcılarını bekliyor. Yani aslında çamaşır giysinin içinden belli olacak diye tanga falan giymeye de gerek kalmamış artık, bu mikro fiber denen şey vücuda tam olarak yapışıyor, adeta vücudun bir parçası gibi görünüyor. Sutyen ise neredeyse gece yatarken bile çıkarmayı düşünmeyeceğiniz kadar hafif ve kullanışlı.
Böylesi bir rahatlığa kavuştuktan sonra mağazanın içinde orta yaşın üstünde bakımlı bir kadını gözüme kestirip yaklaştım; yine anne olanlar halimden anlar düşüncesiyle... "Henüz" dedim, "10 haftalık hamileyim ancak çatlakları engellemek üzere bir krem kullanmam gerektiğini sanıyorum". Hanımefendi yumuşacık sesiyle, doğru bir karar verdiğimi ve gösterdiği kremi banyo sonraları kullandığım takdirde hamilelik sonrasında hiç bir problemim olmayacağını söyledi.
Böylelikle hamileliğimle ilgili ilk alışverişim sanırım bu oldu.
Bir de, daha büyük bir problem olan pantolonlara bir çözüm önerisi dinledim. Hande'nin de diğer hamile kadınlardan öğrendiği bir yöntemmiş bu, kot pantolonların ön tarafından kocaman bir üçgen kısım kesilip, buraya lasteks bir kumaş dikiliyormuş, böylelikle karnın yaptığı baskı engelleniyormuş. Süper bir fikir. Bunu da uygulayacağım.
Piyasada satılan büyük beden giysiler o kadar benim tarzıma aykırı ki, en iyi çözüm kendi giysilerimi hamilelik giysilerine uyduracak bir yol bulmak. Büyük beden giysi satan yerler yaşlı teyze giysileri satıyorlar genelde, ya da ben doğru yerlere bakmayı bilmiyorum.
Dijital bir tartıda kilom 62, demek ki hamileliğimin başından beri iki kilo almışım.
6 Kasım 2001
anneadaylari@yahoogroups.com'a üye oluyorsunuz, böylelikle bir yandan üye olan diğer hamile kadınlarla iletişim şansını yakalıyor, hem de Dr. Kağan Kocatepe'ye sorular sorabiliyorsunuz. Ben geçenlerde onuncu haftadan sonra yüz üstü yatmayın diye okumuştum bir
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
yerlerde, bunu sordum gruba, bir de hangi egzersizleri yapabileceğimizi. Hamile hanımların birkaçından öneriler geldi, sola yatma, sağa yat, yüz üstü yatma, sırt üstü yat... Bir tanesi de, amuda kalkın, öyle uyuyun deseler, onu da yapacağız diyor, çok güldüm. Bir başkası, "geçenlerde gazetede okuduğuma göre hamilelikte egzersiz yapılmasının bebeğin kemik gelişime zararlı olduğunu okumuştum" diyor.
Tesadüf bu haberi buldum, ntvmsnbc.com'da. Başlık, "Hamilelikte ağır egzersiz zararlı". Southampton Üniversitesi'nden Prof. Cyrus Cooper ve ekibi 150 hamile kadın üzerinde bir araştırma yapmışlar. Buna göre, özellikle hamileliğin son aylarında ağır egzersiz ve sportif faaliyetlerde bulunan kadınların bebeklerinin kemik hastası olarak dünyaya gelme riskleri varmış. Özellikle sporcu annelerin bebeklerinin kemiklerinin, diğer annelerin bebeklerine göre yüzde 8 oranında daha az kemik minerali taşıyormuş.
İlk trimesterin bitmesine, hesapladım, on altı gün kaldı... Nedense, her ne kadar kolay bir hamilelik geçirsem de, ilk üç ayın bitmesiyle sanki biraz daha rahatlayacakmışım gibi hissediyorum.
Yarından itibaren işten altı günlük izin alıyorum. Yarın günübirlik bir İzmit yolculuğunun yanı sıra, Galiple onun işi dolayısıyla cuma günü Antalya'ya gitmek ve pazar günü dönmek zorundayız. Bu uzun ve yorucu yolculukta bakalım kaç kez benzin istasyonlarında mola vereceğiz?
8 Kasım 2001
11. hafta;
Fetus artık 2.5 ila 3.5 cm arasında ve yaklaşık 75-100 gr ağırlığındadır. Artık yutmaya ve tekme atmaya başlar. Her geçen gün hatta dakika farklı detaylar ortaya çıkar. Örneğin tırnaklar ve şeftali gibi tüyler bu haftada oluşur. Hayati organlar; karaciğer, böbrekler, bağırsaklar, beyin, akciğerler tamamen şekillenmiş ve fonksiyonelleşmiştir. Başı yaklaşık olarak vücudunun yarısı büyüklüğündedir. Alnı çok geniştir fakat zamanla baş metamorfoza uğrayarak yani değişerek normal insan boyutuna ulaşacaktır. Bu hafta omurgaya ait sinirler, omurganın üzerinde görülebilir konumdadır.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Sizin uterusunuz yaklaşık olarak greyfurt büyüklüğündedir. Bir dobler ya da stetoskop yardımıyla fetusun kalp atışını duyabilirsiniz. Bebeğinizin kalbinin atışı, küçük bir tayın koşarken çıkardığı sesler gibi gelecektir.
Ah, bebeğimizin kalbinin sesini bir an önce duyabilsek...
12 Kasım 2001
Cuma günü buralardan Kemer Tekirova'ya bir yolculuk. Antalya sular seller içindeydi, geçen yıl tam da bu günlerde masmavi sulara kendimi bırakışımı anımsadım, içim karardı. Onca yoldan sonra pazar günü dönmek, havanın açmasıyla daha da zorlaştı. Yol boyunca kaymaklı ayva tatlısından, kendin pişir kendin ye'lere kadar durduğumuzdan çok uzun zaman sonra evimize ulaştık. Yastık ve battaniye destekli bir arka koltuk yolculuğu yaptığımdan hamileliğin sıkıntısını yaşamadım ve midem de saatler boyunca kitap ve gazete okumama karşın bulanmadı ki bu iyi bir durumdu.
Dün önemli bir gündü çünkü doktorumuzla randevumuz vardı. Hemşire önce kilomu ölçtü; 64. Ama, dedim, ayağımdaki botlar emin olun 1.5 kilo vardır... Tansiyonumu da ölçtü, iyi mi dedim, 11-7 dedi, sustum, bir şey söylemedim. Bu yaşıma geldim, bu rakamlar bana bir şey ifade etmiyor, birinin iyi veya kötü demesi benim için hâlâ geçerli bir kriter. Sonra doktorumuzun yanına gittik. Sormak veya söylemek istediğin ne var dedi doktor, burun tıkanıklığına karşı çocukların da kullandığı bir burun damlası önerdi, kabızlığa karşı, gece yatarken kullanılabilecek, sabahları rahat tuvalete gitmeyi sağlayacak bir ilaç. Bütün bunlar fazla kullanılmamalı. Bir de folik asidi artık sonlandırmamız gerektiğini, pazartesi gününden itibaren içinde az miktarda folik asit ve demir bulunan başka bir ilaca geçeceğimizi ve bunu dokuz ayın bitimine kadar kullanacağımı söyledi. Hamilelikte vücuttaki demirin emilimi fazla oluyormuş ve bunu telafi edebilmek içinmiş bu ilaç.
Coca-Cola'yı sordum, "12'den sonra içebilirsin" dedi, Galip ile dönüp birbirimize baktık, on ikiden sonra mı?.. Meğer on ikinci haftadan sonraymış... Ama asla diyet olanını değil.
Herhangi bir sıkıntı yaşayıp yaşamadığımı sordu, bulantıların bittiğini, artık kendimi yorgun ve eskisi kadar uykulu hissetmediğimi
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
söyledim. Kanamanın tekrarlayıp tekrarlamadığını sordu, hayır, yalnızca o gün, bir iki damla... "Her şey çok iyi görünüyor" dedi, "ve nasıl başladıysa öyle gider hamilelikler. Bundan sonra hamile olduğunun farkına bile varmayacaksın, 34. haftaya kadar kendini çok rahat ve çok iyi hissedeceksin, yalnızca bel ağrıları çekebilirsin".
Sonra işin en heyecanlı kısmına geldi sıra, vajinal ultrasonografiye. Doktor down sendromu vesaire gibi hastalıkların var olup olmadığına bakacağını, bebeğin gelişiminin bulunduğu haftaya uygun olup olmadığını inceleyeceğini söyledi. Bebeğimizi bebek olarak ilk kez o an gördük. Hopluyor, zıplıyor, takla atıyor, bir türlü yerinde durmuyordu. Doktorumuzun dediğine göre şimdiki durumuyla doğduktan sonraki hâli arasında doğru bir korelasyon varmış, yani böyle kıpır kıpır görünen bir bebek doğduğunda da aynı kıpır kıpırlığı devam ettirirmiş. Bebeğimizin ellerini, ayaklarını, bedenini, başını, beynini, sol ve sağ loblarını, kulaklarını, bacaklarını gördük, görünce de tuhaf bir duygu kapladı içimizi. Bebeğimiz oradan oraya atlayıp zıplamayı bıraktığı bir anda bir elini ensesine koyup bacak bacak üstüne attı! Nefis bir görüntüydü... Doktorumuz her şeyin yolunda olduğunu, gereken gelişimi bebeğimizin gösterdiğini, bir sonraki ultrasonografide daha detaylı görüntüler elde edilebileceğini, böylelikle iç organların gelişimine bakacağını söyledi. "Eğer" dedi, "bir VHS kaset getirirseniz, bu görüntüleri kaydedilebilir ve saklayabilirsiniz. Böylelikle geriye dönük bir bilgiye gereksinim duyarsak kasede göz atabiliriz, ayrıca siz de kaydettiğiniz görüntüleri saklayabilirsiniz."
Eğer bilseydik, bu safhada mutlaka bir VHS kaset getirirdik, böylece bizimkilere gösterirdik. Neyse bir dahaki sefere.
Hastaneden uçarak ayrıldık. Nasıl mutluyduk. Hem bebeğimizi gördüğümüz için, hem de onun sağlıklı olduğunu duyduğumuz için. Hemen anne babalarımızı, ben Nurdan ve Özgür'ü aradım.
15 Kasım 2001
12. hafta;
Daha önce bahsettiğimiz devrenin ilkinin bitimine iyice yaklaşmış bulunuyorsunuz. Birkaç hafta sonra bebeğinizin gelişimiyle ilgili bütün kritik durumları arkanızda bırakmış olacaksınız. Şimdiden çocuğun düşme yoluyla kaybedilme riski nerdeyse sona ermiş bulunmakta.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
5 ile 7.5 cm arasındaki fetusun bütün bölümleri, diş etlerinden ayak tırnaklarına kadar oluşmuş bulunmaktadır. Bebeğiniz daha fazla tekme atmaya ve gerinmeye başlar. Suyun içerisindeki hareketleriyle dışarıdan bakıldığında bir su perisi gibi görünebilir. El ve ayak parmakları tamamen ayrılmıştır. Artık bebeğinizin tüm organları gelecek altı ay içinde büyüyecek, genişleyecek ve güçlenecek, ta ki dışarı çıktığında hayatta kalabilecek duruma gelene kadar.
"Linea Nigra" adı verilen çizgi halindeki renk değişimleri belirebilir. Uterusumuz pelvic (leğen kemiğine ait) kemikleri yukarı doğru iter. Doktorunuz bütün bunları, dıştan muayenenizde görecektir.
16 Kasım 2001
Cevriye'nin dediğine göre, bebek 3 ila 3.5 ayın arasındaki dönemde tekmelerse kız, 3.5'dan sonra tekmelerse erkek olurmuş. Temizlikçi teyzeler de hamilelikte daha da güzelleşenlerin oğlu olur diyorlar ki onların ve bu iş yerinde çalışan herkesin tahminine göre bu bir erkek bebek! Galip, ben ve annem ısrarla kız diyoruz, bakalım kim haklı çıkacak?
19 Kasım 2001
Tavuk şinitzel, kızarmış tavuk butları, tavuklu Sezar salatası ve yalnızca tavuk suyuyla yapılmış bir tavuklu pilavdan sonra dün gece içinde bol bol tavuk parçalarını da bulunduğu tavuk çorbasından üç kocaman kâse içtikten sonra pes ettim. Sanırım bir kaç gündür içinde bulunduğum bu tavuk krizinden artık çıkmam lazım, üstelik içine Galip'i de sürüklediğim bir durum bu. O da benimle bütün bunları yedi; hatta saydığım bütün bu yemekleri bana yapan oydu ve bir akşam üstü ondan geç eve geldiğim sırada onu yemek kitabının başında Sezar salatasının tarifine göz atarken ve gerekli malzemeleri dolaptan çıkarırken buldum.
Kelepir Kitapevi'nde kitaplar gerçekten de kelepir! Anne adayları ile ilgili hiç ama baba adaylarına yönelik bir çok kitapla karşılaştım. Bir de babalar yeteri kadar önemsenmiyor derler. Bulduğum kitaplardan biri Beyaz Yayınları'ndan Jack Heinowitz'in "İmdat! Baba Oldum" isimli kitabıydı. Hamile bir Babanın İtirafları, Hamileliğe Katılmak, Hamile Çift ve Cinsellik, Doğuma Hazırlık gibi faydalı bölümler var. Bir diğer kitap
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 90
Güncel Yayıncılık tarafından yayınlanmış, "Erkeğim! Bir Çocuk Bekliyorum" ismini taşıyan kitabı Peter Downey yazmış ve pek de iyi bir şey yapmış. Sayesinde hafta sonu boyunca kahkahalarla güldüm.
Hamileliğin zorluklarını, anne adaylarının ne hissettiklerini, buna karşılık baba adaylarının nasıl davranması gerektiğini, bebek bezlerinin nasıl değiştirileceğini, ultrasonun ne işe yaradığını, göbek bağının nasıl bir şey olduğunu, hamile kadınların göğüslerinin nasıl şiştiğini 3 çocuk sahibi bir baba hayli mizahi bir dille anlatıyor.
Baba adaylarına öneriler dolu bir kitap. Doğum öncesinde eşinize nefes egzersizleri yaptırın... Onu yüreklendirin ve sancılarında onu yalnız bırakmayın. "Hastaneden Sağ Çıkmak" ile ilgili bölümden;
"Olumlu şeyler söyleyin;
Evet, bu çok iyi... D-e-r-i-n b-i-r n-e-f-e-s a-l
Geçti, geçti.
Sakin ol..."
Aşağıdaki gibi olumsuz şeyleri de söylemekten kaçının:
Hey şuraya bak, her taraf kan içinde kalmış!
Amaan, iyi ki senin yerinde değilim!
Yüzünü germesene, aptal görünüyorsun!
Çığlık atmayı keser misin, beni utandırıyorsun.
Gazı kapatmıştık değil mi?
Bu kadar gergin olmasana."
91
3. Bölüm İkinci Trimester
22 Kasım 2001 - 28 Şubat 2002
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 92
22 Kasım 2001
13. hafta;
Bebeğiniz yüzü, insan yüzü görünümüne çok yakındır artık. Boyu 7 ile 7.5 cm. arasındadır. Gözler, (ki, ilk çıktıklarında başın iki yanında oluşmuşlardı) birbirine daha çok yaklaşmıştır. Kulaklar neredeyse asıl olması gereken yerdedir. Karaciğeri safra yapmaya başlamıştır. Böbrekler, mesanede idrar biriktirir.
Dışarıdan hissedemeseniz bile, eğer karnınızı dürterseniz, fetus içeride kıvrılacaktır.
Sinir hücreleri hızla çoğalmakta ve bebeğin refleksleri hızla gelişmektedir. Eğer, onun avucunun içine dokunacak olursanız, parmakları kapanır, ayaklarının altına dokunacak olursanız, ayak parmakları kıvrılır ve eğer göz kapaklarına dokunacak olursanız, göz kapaklarını sıkar.
Karın bölgenizde genişleme daha belirgin bir hale gelir. Dolabınızdan eski kıyafetlerinizi çıkarıp giydiğinizde üzerinize olmadığını veya çok zor olduğunu fark edeceksiniz. Çok yakında dolabınızda daha önce sahip olduğunuz hiçbir şeyin üzerinize olmayacağını öğrenme zamanınız geldi. (Çok acımasız biri yazmış bu sözleri. İnsanın kendi bedenine uygun olarak aldığı hiçbir şeyi giyememesi başka bir insana dönüştüğüne işaret etmiyor mu? Ben bir türlü uyum sağlayamadım bu olmayan giysiler işine...)
27 Kasım 2001
Hafta sonu Özgürlerdeydik. Bana bir pantolonunu verdi; "bana bol geliyor, belki sana olur" diye... "Bu günlere de mi gelecektik?" dedim ona çünkü 12 yıllık arkadaşlığımız boyunca pantolon konusunda bu türden bir alışverişimiz hiç olmamıştı...
Birlikte bana bir hamile pantolonu aldık; önünde yumuşak bir bölüm var ve belinde de bir ip. Karın büyüdükçe ip bollaştırılabiliyor, şimdiden giymek istemeyeceğim bir pantolon ama eminim ilerki günlerde çok işime yarayacak. En modern hamile giyecekleri satan dükkanlarda bile iç karartıcı bir hal var. Dünyanın bir çok yerinde hamilelik kadının güzelleşmesi anlamına gelirken, bizde nedense hâlâ kapatılması gereken bir karın olarak algılanıyor ve modadan, zarafetten uzak giysilerle karşılaşıyorum. Eminim, beni yanıltacak hamile giysileri
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 93
satan dükkanlar da vardır, keşke nerede olduklarını ben de bilebilseydim. Hımm, bunu da internetten aramam lazım...
Genellikle siyah beli bol, lastikli pantolonlar, upuzun sıradan gömlekler, dümdüz, hiçbir esprisi olmayan tek renk hırkalar... Yani kocaman birstandardizasyon. Nerede renkli, desenli elbiseler, örneğin İspanyol paça beli lastikli kotlar? Hayır, ısrarla aynı şeyler.
Bu giysi olayının bu kadar can sıkıcı olabileceğini tahmin bile edemezdim.
Özgür'ün aldığı üç bebek tulumu ve battaniyenin yanı sıra ben de bir kapüşonlu sweat-shirt ile kadifemsi polarımsı bir şey aldım bebeğe, henüz cinsiyetini bilmediğimizden ara renklerden... Sonra emzikler, biberonlar, pudralar, şunlar, bunlar. Şimdi bakıyorum da hafta sonu gerçekten yoğun bir alışverişle geçmiş.
Bazen hamile olduğumu bile unutuyorum, sanırım insan hamileliğinin doğallığına ancak üçüncü aydan sonra alışıyor.
Pazar günü gazetede yazdığım yazı;
Yeni yıl plânları
İşlerinin yoğunluğundan strese giren kadın arabasını kullanıyor, bir yandan da cep telefonuyla işlerini çözümlemeye çalışıyordu. Yeni bir numara çevirmek için cep telefonuna eğildiği sırada karşıdan gelen aracı görmedi ve bir kaza yapmasına ramak kaldı. Arabasını kenara çekti. Nefes aldı, az önce çarpmak üzere olduğu arabanın içindeki çocukların görüntüsü gözlerinin önünde beliriverdi. Ağlamaya başladı. Durdu, düşündü ve işini bıraktı. Bu hanımefendi doğacak olan bebeğinin sağlığının ve kendi ruh durumunun her şeyden önde geldiğini söyleyerek bunu yaptı.
Böyle bir lüksünüz var mı bilmiyorum. Sözünü ettiğin şey olsa olsa bir filmdir diyorsanız, onda da haklısınız. Ama bir Türk filmi, dizisi değil, çünkü nedense hâlâ böylesi bir duyarlılığa, toplumsal yapıya, sağlık bilincine rastlayabileceğimiz pek bir filmimiz, dizimiz yok. msnbc-e'de salı akşamları yayınlanan, mutlaka izlenmesi gereken bir dizi Get Real. Dizi her bittiğinde içinizde iyi şeyler yapmaya dair bir his belirivereceğini garanti ederim. Üstelik aile ilişkileriniz için yeni birders alacağınız ya da yeni bir fikir edineceğiniz de garanti.
Son bölümde yılbaşı arifesiydi ve iki erkek kardeş kavga ediyordu. Noel ağacını da devirene kadar kimse bir şey demedi ama en sonunda
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
baba bence çok önemli bir şey söyleyerek kavgalarını sonsuza dek noktaladı; onlara amcalarıyla neden hiç görüşmediklerini bilip bilmediklerini sordu, hayır bilmiyorlardı. "Eğer" dedi baba, "böyle kavga etmeyi sürdürürseniz siz de ileride aynen amcanız ve bana benzeyeceksiniz. On senede yalnızca geri dönmüş bir tek kartpostal!"
Daha sonra; asayiş sağlandığında, bütün aile koltuklarına oturduğunda birbirlerine sarılıp yeni yılın gelişini kutladılar, televizyon ekranında doğacak olan bebeğin ultrason görüntüleriyle!
Beni hayli heyecanlandıran bu sahne aklıma bin bir fikir, bin bir soru getirdi. Doğacak olan çocuğunuza böylesi bir değer vermiş, daha doğmadan onu bir birey olarak görmüş müydünüz?
Görmek istemez miydiniz peki?
Hanginizin çocukluğuna, bebekliğine, hatta daha da gerilerde doğmamış halinize ait bilgileriniz var? Anneniz günlük tutmuş muydu; sizin için, sizi anlatan resimler çizmiş miydi, babanız o sıralarda baba olmaya hazırlanmakla mı meşguldü, adınızı nasıl koymuşlardı, o yıl hava nasıl gitmişti, ülkede, dünyada neler oluyordu, kimler neleri konuşuyordu, en sevilen yazarlar kimdi, anneniz babanız hangi kitapları okuyordu, hangi müzikleri dinliyordu? Belki bütün bunlar; müzikler, sesler, görüntüler, resimler sizi siz yapan şeyler... Zaten hamilelikte yapılan etkinliklerin daha sonrası ile doğru bir korelasyon içinde olduğu kanıtlanmış bir olgu. Rakamlarla uğraştıysanız iyi bir matematikçi evlâdınız olacak, klasik müzik dinlediyseniz klasik müzik sever biri, stresliyseniz strese yatkın biri...
Biz inanın yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Ama diziyi izledikten sonra aklımda yeni bir görüntü, yeni bir amaç. Yeni yılı mutlaka; tüm ailemle ve cinsiyeti yeni belli olmuş çocuğumuzun görüntüleriyle birlikte karşılamak!
29 Kasım 2001
14. hafta;
Fetus, 7.5 ile 10 cm. arasında (yarım muz) kadardır. Her ikisi de farklı ve tek olan parmak izleri oluşmuştur. Eğer karnınıza yumuşakça dokunacak olursanız, bebeğiniz bunu hisseder.
Eğer bir kız çocuğu sahibi olacaksanız, bebeğiniz bu haftada 2 milyon yumurta sahibidir. Bebeğiniz doğduğunda, 1 milyon yumurta
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 95
sahibi olacaktır. Yaşı on yedi olduğunda ise sahip olacağı yumurta sayısı 200 bine düşer. Sizin için artık sis perdesi kalkıyor. Birçok kadın için kabus olan hamileliğin erken dönem yan etkileri, (çok idrara çıkmak, yorgunluk, mide bulantıları) ikinci dönemde kaybolmaya ya da azalmaya başlar. Uterusunuz, dışarıdan bakanlara sizin hamile olduğunuzu söyletecek kadar büyümüştür ama bu çok büyümüştür anlamına gelmez.
Rüyamda bebek dışarıdan bile seçilir haldeydi. Ersel'e, "şunu şuradan alıp baksak, sevsek biraz olmaz mı?" dedim. Ersel "olur, olur" dedi. Bebeği yavaşça karnımdan çıkartıp ellerimin arasına aldım. Küçüktü ama çok güzeldi. "Bu oğlan!" dedim. Sonra "daha çok küçük, en iyisi yerine koymak ama bu nasıl olacak?" demeye başladım. Esmer bir kadın kendisinin de başına aynı şeyin geldiğini, karnımı biraz kremledikten sonra bebeği içine yerleştirebileceğimizi söyledi. Dediğini yaptık, sonra da bebeği yavaşça karnımın sol tarafına koyduk. Hâlâ onu görebiliyordum, bir akvaryum gibi...
Kasımın ve on dört haftanın sonu. Gelecek hafta içinde bebeğimizin saçları ve kaşları çıkmaya başlayacak...
1 Aralık 2001
Benim kadar sabun, deodorant, şampuan, parfüm, krem, vücut jeli gibi mis kokululara düşkün birinin üç aydır bunların bir tekine bile yan gözle bakmayışı ne tuhaf. Kabul etmek gerekir ki hamilelik bir tuhaf olgu. Hayatınız boyunca yapmaktan zevk aldığınız şeyler bir işkenceye dönüşebiliyor. Yıllardır bir tek günümü bu tip kokulardan birini kullanmadan geçirmemiş biri olarak uzun bir süredir hiçbirine bakamıyorum bile. Gerçi üç ayın sona ermesiyle birlikte kokulara karşı hassasiyetim biraz azaldı ama geçen gün denedim, o en sevdiğim parfüm bile ağır hacı misi gibi bir çağrışım yapıyor bende.
2 Aralık 2001
Önceleri yalnızca hamile kadınlara yapılan önerilerle ilgileniyordum; şimdilerde doğum sonrasıyla ilgili şeyleri de okumaya başladım. Hamilelik sırasında ortaya çıkan bel ağrılarının (benimki henüz başlamadı), doğum sonrası devam etmemesi için uyulması gereken on kural varmış (bu kurallar nedense hep tam sayıdırlar!). Amerikan
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener 96
Ortopedistler Akademisi yayın organına göre;
1.Doğum sonrası annenin günde 10 dakika egzersiz ve yer hareketleri yaparak vücudun gerilmesini sağlaması gerekiyor.
2.Anne doğumdan sonra 6 hafta içinde normal kilosuna dönmeli
3.Anne bebeğini kollarını uzatarak değil, göğse yakın bir mesafeden kucağına almalı, vücudunu bükmemeli.
4.Çocuğu kucağa almak için dizleri kırarak eğilmeli. Çocuğun kucağa alınmasından önce karın kaslarını gerip, bacak adalelerinden kuvvet almak önemli.
5.Önünde tepsi bulunan sandalyeden çocuğu alırken, tepsi çıkartılmalı.
6.Karyoladan alınırken yan koruma çıkartılmalı.
7.Bebek sırtta değil, önde bulunan bir çantada taşınmalı.
8.Kalçaya yük olacak şekilde bebek taşınmamalı.
9.Emzirme sırasında bebeğin üzerine eğilmemek gerekiyor. Bebeğin yüksek bir sandalyeden annenin göğsüne yaslandırılması uygun (bunun nasıl yapılacağını anlayamadım).
lO.Arabanın içine bebek dışarıdan uzanarak bırakılmamalı.
Bu arada istatistiki bir bilgi; anneler 12 ay boyunca her gün en az 50 kez bebeklerini kaldırıyorlar.
Galip diyor ki; "Ne kadar şanslısın biliyor musun, her gün bebeğimizi yanında taşıyabiliyorsun. Onu işe götürüyorsun, eve getiriyorsun, onunla birlikte geziyorsun, hatta onunla birlikte uyuyorsun..."
3 Aralık 2001
Benim en çok merak ettiğim konulardan biriydi hamilelikte geçirilen hastalıkların bebeğe zararları, ntvmsnbc.com'da Prof. Dr. Cihan Şen bu ve başka konulara açıklık getirmiş, diyor ki; kızamıkçık hastalığına hamile olan kişi bağışık değilse ve ilk üç ayda geçirirse, anne karnındaki bebekte ciddi sakatlıklar görülebilirmiş.
Bu yüzden şimdilerde daha hamile olduğunuz tespit edildiği anda doktorlar birtakım hastalıklara karşı bağışıklık sistemimizin ne durumda olduğuna bakıyorlar.
Cihan Şen şunları da söylüyor; "Daha alt enfeksiyonlar da var. İlk üç ayda annede enfeksiyon oluşursa, plasenta kanalıyla bebeğe geçme
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
şansı yüzde 25, ama şayet geçerse bebekte hasar yapma olasılığı yüzde 75. Halbuki gebeliğin ortalarında geçme şansı daha yüksek ama bebeğe zarar verme şansı bu dönemlerde daha az. Çünkü 22-24 haftadan sonra anne karnındaki bebek kendi bağışıklık ve savunma mekanizmasını oluşturuyor. Dolayısıyla kendini koruyabiliyor."
Cihan Şen'e göre anne karnındaki bebeğin kontrolünün yapılması gereken zamanlar; "gebeyim" dendiğinde hemen bir ultrasonografi, 12. haftada bir ultrasonografi (binde 1 de olsa annenin down sendromlu bir bebek doğurma olasılığı var), bebeğin eli ayağı düzgün mü diye bakılıyor, sonra 20 hafta civarında ultrasonografi, daha sonra da 32 ve 38. haftalarda...
4 Aralık 2001
Perşembe günü karnımda sivilceye, isiliğe benzer şeyler belirmeye başladı. Geçer... dedim. Cuma günü arttı; herhalde benim de bir şeye alerjim var dedim... Doktoruma e-maille tarif ettim: kaşıntı yok, isiliğe benziyor.
Başka sorular da sordum; artık saçlarımı boyatabilir miyim, evet (artık kırmızı saçlarım var!), büyük tuvaletim kömür renginde, neden, şu sıralar kullandığın demir ağırlıklı vitaminden, problem yok...
Hamileliğin ileri safhalarında döküntüler olabilir ama bu safhada değil... Bacaklarında ve kollarında olmaması da kullandığın kreme yönelik bir alerjiyi düşündürüyor, kremi bırak, bir iki gün sonra hala geçmezse görüşelim...
Sonra boynumda, sırtımda, artarak. Ama benim canım cumartesi günü evden çıkmak istemediğinden dermatologa gitmek veya doktorumu arayıp sivilcelerin arttığını söylemek çok zordu... Pazarı da atlatıp pazartesi işe geldiğimde firma doktoru dermatologa gitmem gerektiğini söyleyince fırlayıp gittim.
Pityriasis Rosea, gül hastalığı! Bana ilerlemiş safhaların fotoğraflarını da gösterdi, yaralar... Doktorum kendi de bir sınav zamanı bu hastalığı geçirmiş, aşırı stresten olduğunu söylerler diyor. İnternetteki sağlık sitelerine göre 6 ila 12 hafta sürecek bir sıkıntılı hastalık bu. Neyse ki hamileliğe hiçbir etkisi yok. Bir krem ki günde iki kere sürülecek, bir sabun ki yalnızca köpüğü vücuda değdirilecek, havlu yerine eski bir çarşafa kurulanılacak, kot giyilmeyecek, tiftik gibi
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
yünlerden, yünlülerden, naylon giysilerden uzak durulacak. Kendime bir bebek gibi bakacağım...
Stresli değildim hastalıktan önce. Hastalığı öğrendikten sonra ise kesinlikle stresli. Moralim bozuldu, gözlerim doldu, yine de annemle buluştuğumuzda ona anlatırken hiç önemsemiyormuş gibi davrandım. Canım annem her hastalığımızda endişelendiğinden onu fazla üzmek istemediğimden. Galip'i aradım, gülüm benim... diyor, Ersel'i aradım, dikkat edersin olur diyor, Nurdan'ı aradım, kafama takacağımı bildiğinden, üzülme, daha kötü bir şey olabilirdi, hamileliğini etkileyecek bir şey örneğin... diyor.
Her zamanki koltuğuma kurulup akşam üstü dizimi bekliyorum yeşil battaniyemin altında. Galip geliyor, ne olmuş benim canıma deyip, yanağımı, saçımı okşadığında ağlamaya başlıyorum. Neye sıkıldın diyor, hiç bir şeye... Karnımı okşuyor, yoksa ikinizin benden gizlediği bir sırrınız mı var diyor, hayır diyorum burnumu çekerek. Öylece durup biraz ağlamak iyi geliyor sanki; bak diyor Galip, dizin başladı. Gülümsüyorum.
Bugün birlikteliğimizin ikinci yılı. Ne yapalım diye soruyor kocam; kebap yiyelim diyorum, bir de sinemaya gidelim.
Doktoruma göre tıp literatüründe iki ay süren bir deri hastalığı yok. Dolayısıyla benimki de bir kaç gün sonra geçecek... Ama sen yine de dermatologun verdiği kremi kullan.
Olur. Peki. Bir tek gül hastalığım eksikti...
6 Aralık 2001
15. hafta;
Bebeğiniz 10 ile 12 cm. arasında 75 grama ulaşmıştır. Artık vücudu başından daha hızlı büyümektedir. Bu hafta da bebeğinizin teni, "lanugo" adı verilen bir tüy ile kaplanır. Bu tüyler genellikle doğumdan önce kaybolur. Ancak, doğumdan önce kaybolmazsa, doğumdan sonra mutlaka dökülür. Şu andan itibaren bebeğiniz kavrayabilir, suratını ekşitebilir, kaşlarını çatabilir, hatta baş parmağını emebilir. Araştırmacılar bu gelişmelerin beyindeki iletişimin olumlu geliştiğinin kanıtı olarak kabul eder.
Eğer hala üçlü testi, (bir çeşit kan testidir) yaptırmadıysanız, bu haftada yaptırmak isteyebilirsiniz. Bu test size bebeğiniz ile ilgili daha
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
fazla bilgi, down sendromu olup olmadığı veya diğer doğum kusurları, noksanlıkları olup olmadığını ortaya çıkarır. Ayrıca eğer, 35 yaş üzerinde bir anne adayı iseniz, ya da daha önceki doğumlarınızda yukarıda bahsedilen sorunlardan birini yaşamış iseniz, doktorunuz sizden "amniyosentez" yaptırmanızı bekleyecektir.
İnsan o ense kalınlığı ölçümü sırasında delirecek gibi oluyor. Herhangi bir defektin bulunması olasılığı; o çok kısa ama saatler boyuymuş gibi süren zamanda, bir hastanenin o karanlık odasında ruhunun dalgalanmalarına, kalbinin hızla çarpmasına engel olamıyor. Sonra doktor binlerce kez başka başka anne adaylarına ve eşlerine söylediği sözcükleri yineliyor; "evet, ölçüm iyi". O sıra benim burnuma bir okyanus kokusu geliyor. Huzur.
"Down sendromu gibi kromozom anomalilileri olan veya kalp gibi bazı organlarında fonksiyonel bozukluğu olan fetuslarda ense bölgesinde cilt altında sıvı birikimi (ödem) olur... Genel olarak üç milimetrenin altı normal kabul edilir. Ense kalınlığı arttıkça özellikle down sendromu açısından risk artışı mevcuttur."
11 Aralık 2002
"Pityriasis Rosea Blues" diye site yapan bir müzisyen var. Hastalığı geçirdiği sırada başından geçenleri, nasıl hissettiğini yazmış. 24 yaşında hastalığı geçirdiğinden, onu en çok katıldığı partilerin ardından kız arkadaşları karşısında nasıl tişörtünü çıkaracağı düşündürmüş.
Bu hastalık 10 ila 35 yaş arasında yaşanıyor, 35 yaşından sonra geçirmek küçük bir olasılık. Virütik bir olaydan kaynaklanmadığı ama neyin sebep olduğunun bilinmediği söyleniyor. Her ne kadar ilerlemiş hâlindeki görüntü büyük yaralara benzer bir hâl alsa da iz kalmıyor; gerçi çok koyu tenlilerde az daha olsa, belli belirsiz görünme ihtimâli varmış, önce karında ve sırtta başlıyor, sonra boyuna ve kollara sıçrıyor, aynen bana da şu anda olduğu gibi. Boynumdaki izlerle sivrisinekler tarafından ısırılmış aciz bebeklere benziyorum.
Bugün Özgür'e anlatıyordum hastalığı, telefonda gülmekten kırıldık. Özgür, "Hayatımda duyduğum en saçma hastalık bu. Tedavisi olmayan, niye olduğu belli olmayan bir hastalığa ben hastalık demem" diyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Beni bu kadar sıkan bu hastalık değil de, bunu hamilelikle birlikte geçiriyor olmam. Zaten sabırsız bir insanım (yedi ayda fırlamam yüzünden mi acaba?), hamileliğimin haftalarını bir bir, tek tek sayıyorum, birde başıma gül hastalığı haftalarını sayma işi eklendi.
Ayda Ata'nın bütün yemekleri dilinin altına sakladığının ve sonra da hepsini kustuğunu söylüyor. Emir de parmaklarını bütün prizlere sokuyormuş. Ne çabuk büyüyorlar.
Benim solaklığımı ultrasona bağlamak teknik imkansızlıklar yüzünden olası olmasa da, son araştırmalar ultrasonun solak yaptığını iddia ediyor. İngiliz bilim adamlarının yaptığı bir araştırmada, hamileliğinde ultrasona giren annelerin çocuklarının beyninin etkilendiğine dair bulgular elde edilmiş ve çocukların çoğunun solak olduğu saptanmış. Ayrıca söz konusu çocukların epilepsiden öğrenme zorluğuna kadar bir çok risk altında oldukları da söyleniyor. Bu arada solaklar için ilginç bir bilgi; annesi ve babası sağlak olanların normal şartlarda solak olma olasılıkları yalnızca yüzde 9.
Yapılan araştırmalara göre solak insanların sayısı ultrasonun kullanılmaya başlandığı 1975 yılından sonra artış göstermiş. Ultrason bebeklerinde solaklık oranı kontrol grubuna göre yüzde 32 fazlaymış. Elbette bu araştırma başka araştırmalarla desteklenmediğinden ultrasonun hala güvenli olarak kullanılması gerektiğinden söz ediliyor.
İki gün sonra 16. haftaya gireceğiz ve de çok yakında bebeğimizin cinsiyetini öğreneceğiz. Geçen gün izlediğim bir filmdeki kadın bebeğinin cinsiyetini doğum anına kadar kesinlikle öğrenmeyeceğinden söz ediyordu, ona göre dokuz aylık büyük bir fedakârlıktan sonra alınacak bir ödüldü cinsiyeti doğum anında öğrenmek. Benimse bu ödüle hemen, şimdi ihtiyacım var.
Nedense herkes oğlan diyor, bense artık onlara ayak uydurdum, herhalde oğlan olacak diyorum. Neyse öğrenmek için iki haftadan az zamanımız kaldı.
Ömür gibi Ayda da elimde bebeğin için o kadar güzel şeyler var ki şaşarsın diyor. Büyük bir heyecanla alınan bütün o cicili bicili giysiler, oyuncaklar birden bire geçmişte kalıveriyorlar. İkisi de seferber olmuşlar, Ata ve Edâ'nın eşyalarını bana ulaştırıyorlar.
Benim de şimdiki hayalim bu kadar mis kokulu bebek eşyasını güzel bir bebek dolabına yerleştirmek. Bu arada, elbette daha önce hiç
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
ilgilenmediğimizden güzel bir bebek dolabı nerede bulunur bilemiyoruz. Klasik, pembe, mavi plastik boyalı bir şey değil. Ne aradığımızı bilmiyoruz ama bu tip bir dolabı aramadığımız kesin. Açıkçası benim istediğim bol çekmeceli, sevimli bir şey yalnızca. İnternete girin, bebek odası veya bebek dolabı diye aramaya kalkın, bulacağınız şey bir hiç! Hepsi birbirine benzeyen tek tük, ruhsuz şeyler.
13 Aralık 2001
16. hafta;
Siz, ne zaman olduğunu fark etmemiş olabilirsiniz. Ancak, bebeğiniz hıçkırmaya başladı. Bunun nedeni, bebeğinizin nefes almaya başlamasıdır. Hıçkırırken ses çıkmaz, nedeni, trakenin (nefes borusu) hava yerine su ile dolu olmasıdır. Siz, 2 ile 3.5 kilo almanıza rağmen, bebeğiniz 16. haftada sadece 110-150 gr. arasında olmaktadır. Boyu da yaklaşık olarak 11 ile 12cm. arasındadır. Artık bacaklar, kollardan daha hızlı büyümeye başlar. Tırnaklarının gelişimi tamamlanmış ve bütün uzuvlarını oynatabilecek kadar gelişmiştir. Bu haftadan itibaren ultrason yardımı ile bebeğinizin cinsiyetini öğrenebilirsiniz. Çünkü bebeğinizin genitali, (cinsel organı) artık dışarıdan bakıldığında farkedilecek kadar gelişmiştir. Artık kız mı erkek mi diye ayrılabilir. Hiçbir şey bebeğinizin ilk hareketini hissettiğiniz an kadar etkili olamaz. Kendinizi gerçekten anne adayı olarak görmeniz, bu hareketin olacağı 16 ile 20. haftalar arasında olmaktadır. Eğer daha önce anne olduysanız, bunu daha önce hissedebilirsiniz. Bu hissettikleriniz, bebeğinizin içeride yaptığı taklalardır.
Önemli notBebeğinizin ilk hareketini not alın ve bunun ne zaman olduğunu doktorunuzu ilk ziyaretinizde ona söyleyin.
Bu da sanalklinik.com'dan 16. hafta; "Kan volümünüzün artmasına bağlı olarak bazı yeni şikayetleriniz olabilir. Ara ara burun kanaması da bunlardan biridir. Kalbiniz daha çok çalışacak, nabız sayınız % 15-20 artacaktır. Rahmi tutan bağların gerilmesine bağı karın bölgesinde ağrı hissedilmesi normaldir. Bebeğinizle ilgili ayrıntılı ultrasonografik anomali taraması da bu haftalarda başlar. Bebeğinizin kemik ve kasları iyice güçlendi, hareketleri daha kuvvetli, artık bebeğinizin bacakları kollarından daha uzun. Yaklaşık 200 gram ağırlığa ulaştı."
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
14 Aralık 2001
Bana hamilelikle ilgili bir sorununuzdan söz edin, ben de yanıt vereyim. Allâme oldum artık. Dün de "Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler (Epsilon Yayınevi, Arlene Eisenberg, Heidi E. Murkoff, Sandee E. Heathaway)" isimli kitaba göz atıyordum; baktım neredeyse her şeyi biliyorum artık, ben de bir kaç önemli bulduğum noktayı not aldım, buraya alıntılamak için.
"Alkolü bedenden atmak için gereken süre bebekte annenin iki katı olduğundan, anne hafif çakırkeyifken bebek sarhoştur."
"Farkında olmasanız da gebe bir kadın olarak bedeniniz, dinlenme anında bile, bir dağa tırmanan normal bir bedenden daha fazla çalışmaktadır."
Bu bana çok ilginç geldi; "Bazı kadınlar kil, toprak, ya da çamura aşerebilirler. Bu tabloya 'pika' denir. Çoğunlukla demir eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkar. Hekiminize hemen haber vermelisiniz."
Bu aralar beni en çok sıkan şey burun tıkanıklığı. Ayda'nın Ata doğduğunda onu "kitap gibi çocuk" olarak betimlemesi gibi benim hamileliğim de kitap gibi ilerlemekte. Tam bu sıralarda (16. hafta gibi) burun tıkanıklığı ve kanaması yaşamak normal karşılanıyor çünkü. "Burun kanaması ve tıkanıklığı gebelik sırasında artan östrojen ve progesteron hormonlarının burnun iç dokusuna kan akımını artırarak, yumuşama ve şişmeye yol açmasına bağlı olabilir. Aynı olay doğuma hazırlık için rahminizde de gerçekleşir. Gebelik ilerledikçe burun tıkanıklığı artar."
Doktorum bana çocukların kullandığı burun damlasından önerdi ancak pek faydalı olmuyor bu damlalar. Bir de her zaman kullandığım burun damlasını ara sıra kullanabileceğimi söyledi ki, bu sevindirici oldu benim için. İnsanı uyutmayan en önemli etkenlerden biri tamamen tıkanmış bir burun...
Ben bebeğin ilk hareketlerini uzun zaman önce hissettiğimi biliyorum çünkü pır pır eden bir şey vardı, bazen de gurultuya benzeyen. Hamile kadınlar bebeğin ilk hareketlerini şöyle tanımlıyorlarmış kitaba göre; "En çok tekrarlanan tanımlar, 'karında bir kanat çırpma hareketi', 'karnımda bir kelebek gibi' şeklindedir. Daha erken bebek hareketleri de 'çarpma veya dirsek atma', 'seğirme', 'guruldama', 'birisini karna vurması', 'kabarcık patlaması', 'kıvranma',
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
'çok güzel bir parkta tepe taklak yürümeye başlama gibi' tanımlanır. İlk bebek hareketi genellikle yanlış bir şekilde açlık ve gaz ağrısı zannedilir."
Benim hamileliğimin kitap gibi oluşuna bir örnek de bu ilk yanlış sanmalar... Öyle uzun bir süre açlık sandım ki bebeğin hareketlerini, yemek yememe karşın hâlâ karnımın aç olmasına hayret ediyordum.
Tabi bunlar hâlâ gerçek tekmelemeler değil. İnsana birer varsayımmışlar duygusu veriyorlar, şöyle güm diye bir vuruş olunca inanacağım sanki. O günler de çok yakında...
Dün Galip kendine kot alacağından söz ediyordu, ben de "neden?" dedim, "E hepsini sen giyiyorsun, bana hiç kalmadı da ondan" dedi. Bir düşündüm ki, onun bütün kotlarını almış, kendi dolabıma kaldırmış vaziyetteyim. Kitapta şunu okuyunca güldüm; "Gebe bir kadının en iyi arkadaşı kocasının dolabıdır. Önceden sormak koşuluyla onun büyük gömleklerini, pantolonlarını alabilirsiniz."
Ben sormuyorum ama pantolon ve gömlekle sınırlı kaldığım da söylenmez. Galip'in atletlerini, çoraplarını, kazaklarını da giyiyorum... Sanırım giymediğim bir tek külotları kaldı...
Son olarak önemli bir bilgi; "Gelişimleri normal olan bebekler 6-7. aydan itibaren işitmeye başlarlar. Bebeğiniz eşinizle veya başkasıyla konuştuğunuz zaman sizi duyar ve gittikçe sizin sesinize alışır. Bir çok yeni doğan bebeğin anne babanın sesini tanımasının nedeni budur."
İşte bu yüzden bebeğimizle konuşuyoruz biz de.
19 Aralık 2001
Koca bir bayram tatili son erdi. Yeni bir alışkanlık edindim; akşam üstleri uyuyorum. Uykularımın birinde Galip beni uyandırmaya kocaman bir sürprizle geldi. Kucağında Emir vardı; Emir'in ne kadarda büyüdüğünü işte o an bir kez daha fark ettim. O kadar çok büyümüştü ki, anne ve babası olmadan bize gelebiliyordu. Onu yatağın üstüne bıraktı Galip usulca; o da sessizce durup etrafı gözlemeye başladı. Ben giyiniyordum, Galip de ona göz kulak oluyordu. Bir an için odadan dışarı çıktığındaysa Emir'in dudakları büzüldü, ağlama pozisyonunu alıyordu ki, Galip'in odadan içeri girişini görmesiyle birlikte vazgeçti. Hande ile Haluk'un dediğine göre Emir'in en fazla yakınlık gösterdiği kişi Galip. Büyük olasılıkla bebekler onları çok sevenleri diğerlerinden
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
ayırt edebiliyorlar. Bu arada hem iş yerimde, hem de evdeki bilgisayarda yazdıklarımı saklamanın faydası; evdeki bilgisayarı South Park oyunu indireyim derken çökerttim. Bayram tatilinin en büyük yoksunluğu bilgisayar oldu böylece. Biz de kendimizi televizyona vurduk. Bir de güzelim karda yürüyüş yaptık ve elbette bir de kardan adam.
Kullandığım krem değil ama banyo yaparken köpüklerini vücuduma sürdüğüm sabun gül hastalığımı iyileştirdi. Artık tek tük noktalar var vücudumda, nasıl mutluyum. Öngörülen zamandan daha kısa sürmesi de cabası.
Haluk üstünde Superman'in amblemi olan salopetini, Hande de önü kesilip yumuşak bir parça kumaş konmuş kotunu hamileliğim süresince kullanmam için verdiler. Salopet çok rahat elbette ama bu kot bir tasarım harikası. Bel kısmına bir lâstik geçirilmiş, lastikte belli aralıklarla düğmenin geçebileceği delikler var. İki taraftan da ayarlanabilen bu lastik sayesinde, hamileliğin durumuna göre kot genişliyor. İnsan böylelikle kenedine uygun bir kotu giymeyi hamileliği boyunca sürdürebiliyor. Elbette yalnızca hamilelerin değil, şişman insanların da yararlanabileceği harika bir sistem bu. Kim bilir, belki de hep böyle pantolonlar vardı da ben bilmiyordum. Bir de geçenlerde bir hamilelik elbisesi aldık Galip'le, beli arkadan büzülüp genişletilebilen bir şey, eve gelip giyince kendimi bir tuhaf hissettim. İnsan hamile olduğunu bilse bile ayna karşısındaki görünüşüne o kadar da kolay ısınamıyor.
Kilom 65.3, bu demektir ki son bir ayda bir kilo almışım. Tam da istediğim gibi ilerliyor şimdilik, ben değil, yalnızca bebek kilo alıyor.
Bebeğin kamımdaki hareketi çok belirgin olmasa da hissediliyor, Galip de uzun süre elini karnımda tutuyor akşamları, çoğunlukla o da farkına varıyor hareketlerin.
Bebeğin cinsiyetini öğrenmeye beş gün kaldı, nasıl da heyecanlıyız bu konuda. O kadar çok merak ediyoruz ki cinsiyetini, o kadar olur.
Bebek on altıncı haftanın sonunda 17 santimetre boyuna ulaşıyor; milimetrelerle ifade edilen bir canlının bu kadar büyümesi hayatın gerçek bir mucizesi.
Nurdan dün gece kendini hamile olarak görmüş ancak karnı benim karnım, hamilelik de benim hamileliğimmiş, karnımda gül hastalığının
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
sivilceleri varmış. Öyle korkmuş ki uyanır uyanmaz gidip aynada kendine bakmış, hamile olmadığına çok sevinmiş.
20 Aralık 2001
17. haftada bebek 12.5cm uzunluğunda (başın tepesinden kalçaya kadar) 162gr. ağırlığındadır, şimdi yaklaşık bir avokado büyüklüğündedir. Dolaşım sistemi ve üriner tractus oluşmuştur ve fonksiyon görmektedir. Bebeğin akciğerleri amniotik sıvıyı inhale eder (nefes alır) ve ekshale eder (nefes verir).
Bebek bir miktar şişmanlamaya başlamıştır. (Muhtemelen en azından 270gr) belki de 4-5 kg kadar almışsınızdır. Henüz çalışma arkadaşlarınıza haber vermemişseniz, muhtemelen bunu yapmanın zamanıdır.
21 Aralık 2001
Dün Özlemle konuşuyorduk; herkes ona "mutlaka kızın olacak" deyince o da kendini bir kız çocuğa öylesine şartlamış ki; doktor iki hafta önce ultrason görüntülerine bakıp da "bir oğlunuz olacak" dediğinde, "emin misiniz, lütfen bir daha bakar mısınız?" demiş. Ben de bunu anlamıyorum, insanlar ne zamandan beri konu hamilelik olduğunda içgüdülerine bu kadar çok güveniyorlar? Herhalde doğru tahmin olasılıkları yüzde 50 olduğundan. Biz geçen yıl aynı konu üzerine Hande'nin hamileliğinde bir bahse girip kaybetmiştik Galiple, Emir bir erkek çocuk çünkü. Böylelikle iddiamız sonucu mükellef bir sofra hazırlamakla yükümlüydük bebek doğunca, kuş sütü eksik olmayacak diye anlaşmıştık, Emir doğalı neredeyse bir yıl olmak üzere, hâlâ sözünü edilen sofrayı hazırlamış değiliz, ne ayıp bize.
Geçtiğimiz gün Haluk'a, "Bari sen de şimdi bizimki için tahminde bulun" dedim, o da bana "Valla iddiayı kazanınca sonunda bir şey olmuyor" dedi gülerek. Ben de "Belki durumu iki yemeğe çıkartırsın, tahminin ne?" diye sordum, herkes gibi o da "erkek" dedi. Şimdilik Galip ve ben, bir de abim dışında kız diyen hiç kimse yok...
Özlem'i bir kaç hafta geriden izlediğim için bana üçlü tarama testinden de söz etti, büyük olasılıkla bu gidişimde benden de kan örneği alınacak ve bu test yapılacak.
sanalklinik.com'da üçlü tarama testi ile ilgili hayli detaylı bir bilgi var; doktora gitmeden önce bilgi sahibi olmakta fayda var.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Bu test en doğru sonucu 16 ila 18. haftalar arasında veriyormuş, yapılış amacı özellikle down sendromu diye adlandırılan hastalığa sahip olan bebeklerin anne karnında saptanmasına yönelik. Kanda AFG, hCG ve UE3 hormonları ölçülüyor. Bu test down sendromlu bebeklerin yüzde 60-70'inin saptanmasına yardımcı oluyor.
Testin sonucunda kanda yüksek risk saptanırsa amniyosenteze başvuruluyor. Yani bebeğin bulunduğu sıvıdan veya göbek kordonundan kan örneği alınıyor ve kromozom analizi yapılıyor. Yüksek risk saptanan yaklaşık yüz anne adayından yalnız birinin down sendromlu bebek dünyaya getirdiğini de eklemeli.
Down sendromu kromozom sayısı sorunu olarak adlandırılabiliyor. Sağlıklı insanda 46 kromozom varken, down sendromlu bir insanda 47 kromozom var. Genetik olarak geçmiyor. Annenin yaşı etkili oluyor. Canlı doğumlardaki sıklığı 1 / 850. Bu sıklık 20'li yaşlarda 1 /1500 iken 45 yaşında 1 /28'e kadar çıkıyor.
Hafta hafta gebeliği anlatan internet siteleri var; ancak sanalklinik.com'daki tanımlar diğerlerinden biraz farklı. 17. hafta ile ilgili değişimler şunlar; "Rahminizi göbeğinizin 1-2 parmak altında hissedebilirsiniz. Bebeğiniz hızla büyümekte ve buna bağlı olarak belirginleşmektedir. Gebelik öncesine göre 3-5 kilo almış olmalısınız. (Evet, ben tam 5 kilo almış vaziyetteyim). Bazı gebeler bu dönemde bebek hareketlerin hissedebilirlerse de çoğunluk için biraz daha beklemek gerekecek. Bu periyotta bebek cilt altında yağ depolamaya başlar, kalbi günde yaklaşık 30 litre kan depolamaktadır. Emme ve yutma refleksi bu haftada başlar.
27 Aralık 2001
18. hafta, şimdiye kadar hep gebeymişsiniz gibi, hissetmenize rağmen, bu haftada yaklaşık yolun yarısındasınız. Şimdi bebeğiniz 13.75cm uzunluğunda ve 196gr ağırlığındadır. İskeleti daha çok lastiksi kıkırdak olup, daha sonra sertleşecektir.
Şimdiye kadar amniosentez testi yaptırmamışsanız ve yaptırmaya ihtiyacınız varsa, en uygun zamandır. Testin hoş bir tarafı (muhtemelen tek hoş tarafı) ultrason kullanıldığından bebeğinize ilk bakışı sağlayabilmesidir.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
2 Ocak 2002
Yeni yıla girdik. Aklımızda tüm gece bebeğimizin gelecek yıl bu zamanlarda yanımızda olacağı, emekleyeceği, artık üç kişi olacağımız.. Gece Haluk'lardaydık. Emir Hande'nin ona yılbaşı armağanı olarak aldığı patiklerinin ponponlarını ağzına sokuyor, yılbaşı ağacının süslerini koparmak için büyük bir çaba harcıyordu. Ebru, Oral ve Ezgi diğer konuklardı. Ezgi her zamaki gibi sakin; sofrada bizimle oturdu, sonra boyama kitabıyla oynadı. Hamile kaldığımdan beri hiç içki içmemiştim, kendime iki kadeh şarap içme opsiyonu tanımıştım. Onu bile zor içtim; sanırım insan hamileyken beyninde bir mekanizma bebeğe zarar verecek şeylerden anneyi uzak tutmak için çalışıyor.
Elvin'e 31 Aralık günü Galiple saç fırçası, tarağı, bere ve çorap aldık. Yanımızda değildi, hediyelerini şimdilik görmesi olanaksızdı ama yine de bu onun ilk yeni yılı ne de olsa. Haluk ve Hande de patik, çorap almışlar.
Bebeğimizin cinsiyetini öğrendiğimiz gün 24 Aralık'tı. Günler sayıldı, çizildi, beklendi. İş yerindeki son tahminler bir oğlan bebekti, biz ise hâlâ kız bebekte ısrarlıydık. 17.30'daki randevumuza kamera ve VHS kasetle gittik. Doktorumuz önce, "Siz bir yazarm işsin iz, ben yeni öğrendim" dedi, sonra her zamanki gibi şikayetlerimi sordu. Ben de ona laf arasında bir hamilelik günlüğü yazdığımdan söz ettim ve işte şikayetlerim; "gece çok tuvalete kalkıyorum, uyandığımda tabanlarım ağrıyor, sonra geçiyor..."
Başka? Başka yok.. Zaten bunları da bu soruyu soracağınızı bildiğimiz için bulduk...
-Tuvalete kaç kere gidiyorsun gece boyunca?
- 7-8 defa
-Aslında bu bir sorunun habercisi olabilir, yanma, tuvaletini zor yapma, yapmış olduğun halde hâlâ tuvaletin varmış gibi hissetme...
-Hayır. Her şey normal, ben sadece akşam boyunca litrelerce su içtiğim için tuvalete gidiyorum.
-Geri döndüğünde uyuyabiliyorsan, sorun yok o zaman.
Mide yanması? Hayır. İlacın yan etkisi olan mide bulantısı? Yok.. Burun tıkanıklığı var, o kadar.
Bir jinekologun en çok tercih edeceği türden bir hastaymışım.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Oturup ona teşekkür ediyorum. Oysa bir süre sonra onun açlıktan başı dönüyor, gözleri kararıyor, neyse ki o da kendine bir yer bulabiliyor sonraları. Rakamlar öyle yavaş ilerliyor ki, elimde tuttuğum muayene kağıdını çantama kaldırıyorum, 283, 283...
Yanımda oturan orta yaşlı kadın elindeki kağıdı gösteriyor, "Benim sırama daha çok var mı, rakamları okumayı bilmiyorum da...". Bakıyorum, 232, "daha 80 kişi var" diyorum, "ben size sıranız gelince haber veririm." Mavi gözleri dijital rakamlara tedirgin bakmaktan kurtulup ışıldamaya başlıyor.
Sıra geldiğinde odanın birine giriyorum, yüksek bir koltuk ve bir de laboratuar malzemeleri var odada. Sabahtan beri bütün çalışanlara söylediğim şeyi söylüyorum; "iyi çalışmalar..." Kime söylesem şöyle bir kafasını kaldırıyor, İngiltere okul yıllarımdan gelen sevdiğim bir alışkanlığım her şeye, herkese teşekkür etmek ve iyi çalışmalar dilemek. İngiltere'de belediye otobüsünden inerken şoföre teşekkür etmeyen bir tek yolcuya rastlanmaz. Kan almak otuz saniye sürüyor, pamuğu koluma nedense yeterince bastırmıyorum, odadan çıktığımda kolumdan kanlar süzülüyor.
İşe gitmeye hazır değilim, açım, yorgunum, sıkıldım, mutsuzum... İki hamburgeri iki dakikada mideme indirip yola çıkıyorum...
Test sonuçlarını ben almadım ama doktorum onları görmek ve yeni randevu gününü belirlemek istediğini söylemişti son kontrolde. Benimse şehrin dışındaki hastaneye bir kez daha gitmeyi canım istemiyor. Sonuçlar parlak; bebeğimizin down sendromu riski yok. Galip'i arıyorum; "Acaba" diyorum, "doktoru arasam ve otuz kilometre yol kat edeceğime size sonuçları fakslasam olmaz mı desem..." "Bence bir dene" diyor Galip. Doktor arayınca "hayrola Ece" diyor, hiç alışık değil aramama, tam 30 kilometre yol kat edeceğime... diyorum, sözümü bitirmeden "hemen faksla" diyor... Delice sevinmiş bir şekilde fakslıyorum sonuçları, o beni arıyor, her şey harika, 30 Ocakta görüşürüz... Hemen takvime bakıyorum; bebek o zaman 23 haftalık olacak.
Bugünlerde 280 gram ve 22 santimetre, hâlâ inanılmaz geliyor. Sanırım insan karnında bir bebek olduğuna, tekmelerde ve nihayetinde doğurduğunda tam anlamıyla inanıyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Bebek mobilyalarına göz attık geçen gün şöyle bir, hayâlim ne bilmiyorum ama gördüklerim beni ikna edemedi. Canlı kırmızılar, yeşiller, lâcivertler vardı, bense pastel tonları arıyordum galiba. Düşünüp taşınıp çalışma odamızı bebek odası, misafir odamızı da çalışma ve misafir odası hâline dönüştürmeye karar verdik.
Hamilelik rahat, sorunsuz geçiyor. Çevremden duyduğum hayli zorlu geçen hamilelikler de var; sabaha kadar mide bulantısından uyuyamayanlar, tüm kustuklarını çıkarıp hastanede yatmak zorunda kalanlar, hamilelikleri boyunca yatmak zorunda olanlar... Benim durumumsa gayet iyi, bazen hamile olduğumu unuttuğum anlar bile oluyor.
Bir keresinde biri bana hamileliğin dokuz ay boyunca süren bir hastalıktan başka bir şey olmadığını söylemişti. Bence tam yerinde ve zamanında sona eren bir şey hamilelik, daha kısa olsa pek zahmetsiz olurdu, daha uzun olsaydı da hayli can sıkıcı.
Beni en çok etkileyen, dolabımdan herhangi bir şeyi çekip giyememek. Hayatım boyunca giydiğim her şeyin içine girebildikten sonra şimdiki hâlime alışmak beni çok zorluyor. Sabahları bir kaç alternatifime isteksizce göz atıyorum; iki salopet, biri Galip'in, biri Haluk'un (Superman amblemli). Bir gri kaşe pantolon ve bir siyah etek (annemin diktiği), işte hepsi bu. Kış olması nedeniyle de aynı sıkıcı kazaklar. Hep hamileliğim sona erince giyebileceğim şeyleri düşünüp duruyorum, bu fikir beni mutlu ediyor, işte o zamanlarda ayların bir an önce geçip bebeğimi kucağıma alacağım anı beklemeye başlıyorum.
Dün akşam üç portakalın ardından, şokella kavanozuna batırdığım bir muzu, hemen ardından karamelli bir dondurmayı, sonra da bisküvi ve cevizli bir poğaçayı mideyi indirince Galiple güldük; uzun süredir böylesi bir karışık beslenme durumu içine girmemiştim.
3 Ocak 2002
19. hafta; 18-22 haftalar arasında fetal büyüme ve gelişmeyi değerlendirmek, bazı defektleri araştırmak, plasenta ve göbek kordonunu kontrol etmek ve gestasyonel yaşın doğru olup olmadığını saptamak için sıklıkla bir gebelik ortası ultrasonu yapılır.
Bu inceleme sırasında, bebeğinizin tekmelediğini, gevşediğini,uzandığını, yuvarlandığını veya hatta baş parmağını
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
emdiğini görebilirsiniz (eşinizin saklamak isteyeceği görüntüler olabilir).
Bebeğinizin genitalleri ortaya çıkaran bir pozisyondaysa, bilmekte istiyorsanız.bebeğinizin cinsiyeti saptanabilir. Dişiyse bebeğin vajinası, uterusu ve fallopian tüplerinin tümü oluşmuştur.
5 Ocak 2002
Nihayet çocuk doğunca annelerin saçlarına taktığı kırmızı kurdelenin ne anlama geldiğini öğrendim! Loğusa döneminde anne ve çocuk için en büyük tehlikenin "albastı" olduğuna inanılır ve bunu önlemek için annenin üstünde kırmızı bir şey bulundurulur, loğusa şerbeti içirilirve başına kırmızı kurdele takılırmış...
6 Ocak 2002
Aşermek sözcüğünden oldum olası nefret ederim; belki de bu yüzden yalnızca bazı şeyleri bazı zamanlarda canımın istediğinden söz ediyorum. Bir aralar her gün kebap yemek isterken, sonra hamburger canavarına dönüştüm. Sonra tavuk istedim, o da bitince pastırma, sonra da köfte. Böylelikle hamileyken et ve et ürünleri isteyen biri olduğumun farkına vardım. Elbette canım ara sıra bambaşka şeyler de istemiyor değil; genellikle kim hangi yemekten söz ediyorsa o cazip geliyor o an ve Galip de o anlarda bana istediğim şeyi hemen gidip almayı öneriyor, soğuk demeden, kış demeden, gece demeden. Ama kıyamam ki; şimdiye dek gitmesini hiç istemedim. Ama eğer şimdiye dek "gideyim mi?" diye bana hiç sormamış olsaydı, işte o zaman gidip ne istiyorsam mutlaka almasını isteyen bir hamile kadın olabilirdim ben de . Nihayetinde ben de bir kadınım ve kadınlar böyle işte..
Tanıdığım biri karısının güllaç istediğini ve hiç de mevsimi olmadığını söylüyor. O da gidip bir pastaneye özel olarak yaptırmış. Bir başkası bu mevsimde bulunmayan meyve ne ise onu istiyor! Bazı kadınlar bence hamile olduklarında her zamankinden daha fazla ilgiyi hak ettiklerini düşündüklerinden ve her dediklerinin hayatlarında bir kez da olsa yapılacağına inandıklarından hamileliklerini sonuna kadar kullanıyorlar. Onu yap, bunu yap, yastık getir, masaj yap! Kaç tane erkek karısının hamileliği dışında her dediğini gerçekleştiriyor?
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
7 Ocak 2002
Meteoroloji, Sibirya soğuklarından söz edince gülümsemiştim. Gerçekmiş! Biz eskiden meteorolojinin dediklerine itibar etmezdik; oysa meteoroloji bir iki yıldır hiç yanılmıyor ama bizim zedelenmiş inancımız bir türlü tamir olmadığından emin olmakta güçlük çekiyoruz. Soğuk, kar, kış, Sibirya soğuğu derken kendimizi kalın giysiler içinde, zincir takıp çıkarırken, kombinin ısısını yükseltirken, kartopu oynarken bulduk. Soğuk hava insanı çoğunlukla eve mahkum ediyor evet, ama aynı zamanda "evde yapılacak işler listesi"ni hayata geçirmeyi akla getiriyor. Düzenlenmesi gereken kitaplıklar, çalışma odaları, atılması gereken kağıtlar, Elvin için her hamilelik haftasında hazırlamayı planladığım o haftaki ruh halimi gösteren kartpostallar, koskoca binlik bir puzzle, şöyle bir göz atsam dediğim yıllar öncesinden kalma mektuplar ve günlükler, dizilmesi, sıralanması gereken fotoğraflar var. Biliyorum, başkalarının evde yapılması gereken işler listesi ile benimki pek birbirini tutmuyor. Tabii ara sıra ben de kendimi çorap çekmecesini düzenlerken, mutfak raflarını silerken buluyorum; hoşuma da gitmiyor değil ev işleri kimi zaman. Ama tümcede altı çizilmesi gereken sözcükler kimi ve zaman.
Elvin için kartpostal hazırlamaya başladığımda 13. haftadaydım, renkli keçeli kalemlerimle bir karın, içine de bebeği resmetmiş, o hafta yaptığımız iki günlük Antalya yolculuğundan, denizden, güneşten söz etmiştim. 14. haftada başka bir resim çizdim ve sonra kartpostal maceram bitti! Böyleyim işte, anneme çekmişim, bir sürü ruh besleme taktiğim var, hangisini yapacağımı şaşırıyor, genellikle hepsini yarıda bırakıyorum. Belki Elvin günün birinde üstünde 13 ve 14. hafta yazan kartlara gülümseyerek bakacak ve bu yarım kalmış projeyi kendi çocuğuna mutlaka uygulayacağına dair kendisine söz verecektir, ama kim bilebilir, belki o da anneannesi ve annesi gibi bir kaç haftadan öteye gidemeyecek ya da kötümser bir tahminle o kartlar hiç mi hiç ilgisini çekmeyecek.
8 Ocak 2002
Tam bebek mobilyalarına bakmaya başlamıştık ki, kar bizi teslim aldı. Bir yerde tam da istediğim gibi mobilyalarla karşılaştım; hem eskitilmiş bir ahşaptan yapılmıştı, hem de oldukça fonksiyoneldiler.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Bebeğin altını değiştirmek için yatağın uç kısmına ek bir bölüm yapıyorlar, böylelikle iki büklüm olmadan rahatça bebekle ilgilenebiliyor ebeveynler. Bu işe yarar bölümün alt tarafı çekmecelerden oluşuyor ve bebek büyüdüğünde bu ek çıkartılarak büyük bir karyolaya dönüştürebiliyor. Mobilyaların rengi insana bir masaldaymış duygusu verecek kadar uçuk pembelerden ve mavilerden yapılmıştı, çekmece tokmaklarında ayıcıklar, yorganlarda, yastıklarda aynı ayıcığın başka resimleri.
İnsanın gözü kapalı alabileceği bir takım, şu yaşımda ben dahi böylesi bir odanın içinde yıllarca yatabilirim! Ancak, sorun fiyatı. Öyle yüksek rakamlardan bahsediyordu ki satıcı, başka yerlere de bakmamızın şart olduğunu anladım.
Tabi o mobilyaları gördükten sonra daha önce görülmüş bütün o yataklar, dolaplar anlamlarını yitirdiler, o başka!
Haluk, Hande ve Emir dün akşam bizdeydi. Emir yılbaşı gecesinden bu yana büyümüş, inanamadım. Bir haftada bu kadar değişiklik! Artık merdivenleri emekleyerek kendi başına inebiliyor, yürümüyor ama ayakta durabiliyor, "şirin olsana bize" dendiğinde, yüzünü komik bir şekle sokuyor ve saklambaç oynar gibi "Emir nerede?" diye şaşırmış bir şekilde seslendiğimizde gidip perdenin arkasına saklanıyor.
Hayranlıkla izledik Emir'i, bizim çocuğumuzun da biran önce doğup büyümesini, perdenin arkasına saklandığı, merdivenlerden kendi başına indiği günleri görmeyi diledim içimden.
10 Ocak 2002
20. hafta, doğum süresinin yarısındasınız!(nihayet...) Şimdi uterusunuzun tepesi göbeğinize ulaşmıştır ve haftada yaklaşık 1cm büyüyecektir.
Hiç şüphe yok ki, içinizde büyüyen bebeğinizin tekme attığını hissediyorsunuz. Bebeğiniz 15cm uzunluğunda ve 252gr. Ağırlığındadır.
Anadolu Ajansı'nın haberine göre; trende oluşan yüksek manyetik alan, elektrik süpürgesi ve mikser gibi elektrikli ev aletleri tarafından da yaratılıyor ve düşüklere yol açabiliyormuş. Bu tür yüksek manyetik alan anne adaylarının düşük yapma risklerini üç kat artırıyormuş.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Motorlar güçlendikçe hamilelik riski de artabilirmiş; örneğin elektrik süpürgesi ve matkap gibi aletlerde oran 12 katına kadar çıkıyormuş.
14 Ocak 2002
Babam heyecanlı bir şekilde aradı, "Hazır ol, yarın işten erken çık, annen, sen ve ben sana hamile giysileri almaya gidiyoruz!"...
Sanırım kendi aralarında bin tek annemin diktiği pantolonla idare ettiğimi konuşmuşlar ve benim için üzülmüşler. Ben onlarla buluşmadan önce hamile butiklerini gezip bana en uygun giysileri bulmuşlardı bile, "bir görsen, süper" diye anlatıyorlardı buluştuğumuzda. Gittiğimiz butikte babam beş giysi almam gerektiğini, böylelikle haftanın beş günü rahat edebileceğimi söylüyor, annem babamı destekliyor. Ben de hamile giysileri satan dükkanların vitrinlerinde gördüğüm iç karartıcı giysilerin içeride de bana sunulacağından çekinip bir kez olsun böyle bir mağazaya adım atmış değildim, o ana kadar. Neyse ki gayet mantıklı giysiler vardı içeride, yanları cırt cırtlı siyah, buruşmayan pantolonlar, beli büzülebilen kotlar, şık kadifeden salopetler. Bizimkiler bana zorla uzun bir elbise de giydirdiler, ayağımdaki beyaz çoraplarla ve bej rengi ayakkabılarımla öyle komik oldum ki, kendimi hamile değil de hasta olmuş gibi hissettim o elbisenin içinde. Annem de babam da hamileliğimi, karnımı olduğu gibi gösteren bu elbiseyi pek sevimli buldular ve almamda ısrar ettiler. Elbisenin eteklerini elimle tutup dizimin üstüne kadar kaldırdım ve ancak mini bir hâl alırsa giyebileceğimi söyledim.
Sonra bebek mobilyası satan mağazaları dolaştık ve nihayetinde aradığımız mobilyayı da bulduk. Beyaz üzerine pembe ve mavi çizgileri olan sade bir takım. İleride tek kişilik bir yatağa dönüştürebileceğimiz, konsollu, raylı bir yatak, bir gardırop, bir etajer ve bir de uzun bir dolap. Diğer mobilyalara oranla oldukça da makûl bir fiyatı vardı. Heyecanlandık, hemen o mobilyaları almak, yerleştirmek, bebeğimizin giysilerini, eşyalarını bir bir elden geçirip beklemek duygusuyla doldum, taştım.
Eve gelip nefes nefese Galip'e gördüklerimizi anlattım. Bu nefes nefese durumu bir iki haftalık bir olay, artık konuşurken durup derin bir nefes alma gereksinimi duyuyorum. Büyük olasılıkla hamileliğin sonlarına doğru bu istek daha da artacak.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
16 Ocak 2002
Artık, ancak "pıt pıt ediyor" diye tarif edebileceğim bir şeyler hissediyorum karnımda ama dün gece elim karnımın üstünde uykuya dalmaya çalışırken bir şey beni uykunun tatlı sersemliğinden uzaklaştırıp "işte bu galiba tekmeydi" dedirtti. Yine de şöyle ciddi bir şekilde "ah yine tekmeledi" diyebileceğim bir durum söz konusu değil.
Çocuğumuzun ultrason görüntüleri, hele o yan dönüp yüzünü gösterdiği an gözümün önünden gitmiyor. Şimdi aklımda ona ait bir yüzün görüntüsü var, bir de sanki bacakları benimkiler gibi bayağı uzunmuş gibi geldi, kim bilebilir?
Galip'in dün gece Antalya'ya gidişi bu kez her zamankinden daha zor oldu; üç günlüğüne gidiyor ama sanki aylar boyu kalacakmış kadar rahatsızdı. "Ben geceleri karıcığımla birlikte uyumak istiyorum kardeşim" diyor. Mutsuz mutsuz bindi taksiye, ben de annemlere gittim.
Annem Emine teyzeyle birlikte bu günlerde bebeğin odasını hazırlamayı planlıyorlar. Şimdiki çalışma odası kısa bir süre sonra bebek odasına dönüşecek.
17 Ocak 2002
Hamilelik tam da tıp literatürüne uygun bir şekilde geçmeye devam ediyor. Bu haftalarda diş eti kanamalarının yoğun olabileceği söyleniyor; her fırça darbesinde kırmızı bir su lavabodan dökülüyor. Bebek tekmelemelerinin bu hafta hissetmeye başlanabileceğini ama 28. haftaya kadar herhangi bir zamanda olabileceği söyleniyor, benimki tam sözü edilen haftada başlıyor.
20 Ocak 2002
Gidip Elvin'imizin mobilyalarını ısmarladık; çarşamba günü evde olacak. Aldığımız ayı figürlü bordürleri yapıştırmakla uğraştık bütün gün; hem zor hem de keyifli bir iş. O odada bir kaç ay sonra bizim bebeğimizin uyuyacağını, o figürlere baka baka uykuya dalacağını düşündük.
Pazar yazısı;
Masal
Algıda seçicilik. Bilinçli bir tercih. Hayatınızın başka bir evresinde hiç ilginizi çekmemiş, şöyle göz ucuyla bile bakmadığınız "şey"ler bir
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
gün bir anafor gibi sizi içine alabilir ve siz de uzun bir süre başka bir boyutta yaşamaya gönüllü olabilirsiniz.
Şimdi ben üst başlığı "bebek" olan çok ayrıntılı, çok alt başlıklı başka bir dünyanın kapılarını araladım. O pastel renkli dünyanın içinde heyecanla gezmekteyim.
Bebeklere ait, onları betimleyen ya da malzeme edinmiş tüm nesneler saf ve steril bir şekilde diğer nesnelerden daha üstün ve ütopik görünen varlıklarının keyfini çıkartıyor gibi duruyorlar. Bütün o nesnelerin renkleri, toz, uçucu, mutlu hâlleri aynı zamanda bebekliğin ve aynı zamanda saflığın çok kısa süren bir deneyim olduğunu ve sonra birden mavi bulutlardan yere inilip canlı renklerin kimi zaman keskin, kimi zaman küskün dünyasına başlanması gerektiğini de hatırlatıyor.
Bütün minik eşyaların yeni doğmuş ya da henüz dünyaya gelmemiş bir çok sahibi var. Anne ve babalar bebeklerinin cinsiyeti belli olur olmaz kendi grili, siyahlı yetişkin dünyalarını sevinçle bir kenara bırakıp, artık kendilerine çok uzak olan pembe mavi bir hayata zevkle koşuyorlar. O hayat ki; yetişkin hayatlar için tam bir piyango.
Bu yüzden bebek odaları diğer hiçbir odaya değil de yalnızca bir masala benziyor; anne ve babalar kendi kaçış plânlarını farkında olmadan gerçekleştiriyorlar. Bebek odaları birer sorunsuz hayat simgesi, içindeki eşyalar birer yardımcı öge. Tavanında yıldızların parladığı, sallanan bir koltukta sessizce oturup bebeğin göğse yaslanıp uyutulduğu, etraftaki her şeyin zarar vermeyen, yumuşak hatlı, köşesiz olduğu bir dünya, sıcacık bir battaniye, oyuncak ayılar, resimler, uyku getiren müzikler...
Minik bir insanın eşyaları elbette çocukken dinlediğimiz masalları çağrıştırıyor, sanki Hansel ve Gretel mütemadiyen ormanda keyifle yürümekteler, Pamuk Prenses az sonra mutlaka yakışıklı prensle karşılaşacak, her şey mutlu bir son için; her şey ince ince plânlanmış. Üstelik bebeğin anne karnında daha vaktinin olduğu durumlarda daha da gerçek dışı bir fotoğraf: doğacak, minik elleri, gözleri, ağzı, ayaklarıyla o odaya yerleşecek. Bütün o özenle katlanıp, bin bir umut ve hayâlle, özenle katlanıp çekmecelere yerleştirilmiş mis kokulu giysilere kendi mis kokusunu katacak, kuzu figürlü patikler, kalpli çoraplar, bulutlu, kedili, ayıcıklı bluzlar, mama önlükleri...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Karyolasında mışıl mışıl uyuyacak, uyanıp annesini babasını arayacak, ağlayacak, gülecek, her şeyi en başından öğrenecek ve büyüyecek.
Sonra bir gün uçucu, geçici dünyadan büyüklerin dünyasına o da adım atacak.
Ama bir gün kuzuların, meleklerin, saflığın dünyasına o da geri dönecek. Bir gün öyle büyüyecek ki, o da anne olacak.
21 Ocak 2002
Elvin'in minik tekmeleri günümü güzelleştirir oldu. Elim karnımda bekliyorum. Genellikle benim dinlendiğim, koltuğa uzandığım anlarda hareket ediyor, ben de onunla konuşmaya başlıyorum, "kızım, anneye tekme mi atıyorsun sen?" diyorum örneğin ya da hareket etmesini bekliyorsam "Hadi ama oyna birazcık evlâdım" diyorum. Cuma gecesi Galip'in eli kamımdaydı, tam o sırada dışarıdan da hissedilebilen bir hareket oldu, böylelikle Galip bebeğimizi ilk kez hissetti, elbette içimizde coşup duran bir sevinç...
"Bence" diyor Galip, "erkeklerin hayatta en büyük handikabı hamile kalamayısları. Öyle güzel bir duygu yaşıyorsun ki şimdi sen, ben buna yalnızca seyirci olabiliyorum. Sen her dakika onu yanında taşıyorsun, tekmelerini hissedebiliyorsun, bense yalnızca anlattıklarından ne olduğunu bilebiliyorum, bir de tesadüfen tekmelere rastlayabiliyorum"...
Hamile kalamayışlarını bir handikap olarak niteleyecek çok Türk erkeği olduğunu sanmıyorum. Geçenlerde biri Galip'e çocuğumuzun cinsiyetini sormuş, Galip "kız" deyince yüzü şöyle bir buruşmuş, "ne yazık" demiş, "onunla ne tavla oynayabilirsin, ne de futbol"...
Cumartesi kuafördeydim, bir çocuk halasına ismiyle seslenince kuaförde çalışanlardan biri şaşkınlığını dile getirdi, nasıl olurda ismini söyler diye. Bir diğer çalışanda "Ne olacak, benim oğlumun babasına nasıl hitap ettiğini duysanız bir de" dedi. Merak edip sordum, çocuk babasına "Coşkun abi" diyormuş, hayatımda bundan daha komik bir babaya hitap görmedim, çok güldüm, eğlendim.
Hamile olduğum günden bu yana ne içkili ne de gümbür gümbür müziğin çaldığı bir yere gitmiştik. Zincirleri kırdık, önce meyhane, sonra bar. Sıkılmadım, yorulmadım ve biraz da "Vay be, dışarıda ne
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
çok insan varmış meğer" duygusunu yaşadım. Yakın arkadaşlarımızdan biri bizi erkek arkadaşıyla tanıştırdı, evleneceklerinin müjdesini verdiler, gittiğimiz bar nişanlandığımız gece gittiğimiz yerdi, kocamın omzuna yaslanıp romantik romantik durdum gece boyu. Sanırım daha sık sokağa çıkmalıyız.
23 Ocak 2002
Rüyaya benzeyen mobilyalar Elvin'in odasına yerleşti. Bordürler mobilyalarla uyum içinde, duvarın rengi mobilyalarla bir bütünlük içinde, tasarlansa böylesi güzel bir toz pembe dünya yaratılamazdı. Mobilyaları beklerken hayli kalabalıktık; annem, abim, Galip, Nurdan ve ben. Bir kaç saati aldı yerleştirmek. Sonra büyük bir heyecanla sildik, tozunu aldık dolapların, ardından da Elvin'imizin pembe ağırlıklı giysilerini bir bir yerleştirdik dolaplara. Pembe askılara sweat-shirtlerini astık, tulumlarını katlayıp bir kenara, patik ve ayakkabılarını başka bir yere yerleştirdik. Bütün bunları yaparken insan öyle dingin bir hâle bürünüyor ki, inanılmaz bir duygu bebeğin giysilerini dolaplara yerleştirmek.
Sonra oturup odayı, içini seyrettik sessizce. Bebeğimize kavuşmayı nasıl da istiyoruz.
24 Ocak 2002
22. hafta, şmdi bebeğiniz yaklaşık 34ogm ağırlığındadırve 18.75cm uzunluğundadır. Kaşlar ve göz kapakları tamamen gelişmiştir. Tırnaklar, parmak uçlarını örter.
Bebeğiniz uterustan bir konuşmanın seslerini hissedebilir. Bebeğinizle konuşuyor, okuyor veya şarkı söylüyorsanız, sizi hissedebileceğinizi ümit etmek mantıklıdır.
Bazı çalışmalarda saptanan bulgulara göre, doğduktan sonra bu yeni doğanı beslerken daha önce uterus içindeyken sıklıkla duyduğu bir kitaptan okursanız (alışık olmadığı bir kitaba nazaran) daha kuvvetle emecektir.
Ne kadar heyecan verici...
Ayda elinde pembe çiçeklerle ve Elvin için aldığı giysilerle geldi. Aldığı şeylerden biri de uçuk pembe bir sandalet. Ben hayatımda bu kadar güzel, zarif bir şey görmedim. Dayanamadım, ertesi gün işe
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
getirdim sandaletleri. Elvin doğacak, biraz büyüyecek ve bir gün gerçekten ayakları o sandaletlerin içine girecek, inanamıyorum.
26 Ocak 2002
Bugün de bebeğimize giysiler aldık; şeker pembesi bir tulum, krem rengi bir kadife elbise, mantar desenli bir fanila ile külotu ve bir de pembeli mavili bir pijama. Daha şimdiden çok şanslı bir çocuğumuz var; çok para tutar diye hepsini aynı renk ve model yapmaktan vazgeçtiğimiz tekir bekir askılarla idare ederken, onun şeker pembesi tam 30 tane aynı model askısı var. Anne babalık neymiş anladık artık. Kendin için almaya kıyama, ona gözün kapalı al.
Fark ettim ki; yıllardır nefret ettiğim bir renk olan kırmızıya karşı duygularım hiç ama hiç değişmemiş. Bebeğin dolabını açtığımda yalnızca bir tek kırmızı şeye rastladım, daha fazlasını da görmek istemiyorum. Bu aralar yollarda rastladığım kız çocukların giysilerini inceliyorum; istisnasız hepsinde bir kırmızı palto!
28 Ocak 2002
Her gün Elvin'in odasına mutlaka göz atıyoruz. Şimdi satın almak istediklerimiz; bir yatak, bir sallanan sandalye, bir oyun parkı, bir lamba, bir oyuncak sepeti.
Bir kaç internet sitesinde var; ben cicibebe.net'inkinden yararlandım. Son regl tarihinizin ilk gününüzü girdiğinizde otomatik hesaplayıcılar sizin için önemli olan tarihleri bir bir döküyorlar.
Örneğin Elvin'in organ gelişimi 30 Eylül'de başlamış. 18 kasımdan itibaren düşük riski azalmış. Prematüre bir bebek için yaşama şansı şubatın üçünden sonra doğarsa var. Hamileliğimin son üç ayının başlangıç tarihi 3 Mart (uf daha ne çok zaman var) ve bebeğin beklenen doğum tarihi 2 Haziran 2002(Ben 30 Mayıs sanıyordum).
Haftalara göre bebeklerin ağırlığı birer meyveye benzetilerek veriliyor, örneğin 21. hafta sonunda bebeğimizin muhtemel ağırlığı büyük bir muz kadarmış! Yani 300 gram.
30 Ocak 2002
Ayların sona ermesi içimin nasıl da sevinçle kaplanmasına yol açıyor! Dışarıda mis gibi, güneşli bir hava var, camlar açık. Sanki kış bitmiş, baharın ilk günleri başlamış. Yakında sandaletlerimizi giyecek,
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
açık havada zıp zıp zıplayacakmışız gibi... Oysa önümüzde koca bir şubat. Olsun, hepsi geçecek...
Bugün kontrol var. Bakalım doktorumuz ne diyecek, bebeğimiz ultrasonda bize ne numaralar yapacak?
Galip'e bir sürpriz yapmak istiyorum 14 Şubat için; İstanbul'daki otellerin paket programlarını araştırıyorum, Özgür de "bize gelin, ben size evde bir paket hazırlarım" diyor... Benim istediğim şu yaşadığımız hayhuydan biraz olsun uzaklaşmak, hamileliği unutmak, tıpkı iki sevgilinin yaptığı gibi sadece aşk'ı düşünmek... Umarım uygun bir şey bulurum.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin Kilis'in kırsal kesiminde "Halk arasında Aile Planlaması" konulu araştırmasının ortaya çıkardığı gerçekler:
"Gebe kalma yöntemleri;
Tezek, mercimek ve soğan kabuğu birlikte yakılarak tütsüsünde durulur,
Balık başı, baş yaprağı, koyun kuyruğu ve kara sakız karıştırılarak rahim ağzına konulur,
zeytin kökü ve zencefil kaynatılarak suyu içilir,
Yumurta ve soğan birlikte pişirilerek yakmayacak bir şekilde rahme tutulur,
Yedi renkli iplik okutularak bele ağlanır, gebe kalmak isteyenin göbeği yazdırılır,
Muska gebe kalmak isteyen kadının eteğine iğnelenir...
Gebelikten korunma yöntemleri;
Kadın yakılan bir yılanın tütsüsünde tutulur,
Nalbantların yonttuğu katır tırnakları kurutulup dövülür ve aç karnına bi çay kaşığı yenir,
Rahim ağzına kirli koyun yünü, koruk ekşisi ile kaynatılmış pamuk parçası konulur.
düşük yapma yöntemleri;
Kibrit başları birbirine bağlanarak rahim ağzına konur,
Gebenin karnı sıkıştırılır, rahmin üzerine basılır,
Rahme serçe tüyü yerleştirilir,
Bir miktar kına suda eritilerek gebe kadına on gün içirilir."
Okurken içimde bir acı, bütün bunları tek tek kağıda geçirirken ise
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
derin bir üzüntü. Bütün bu çağ dışı yöntemleri tek tek düşündüm; şimdi burada bizim ultrasonlu, doktorlu hayatlarımız ne kadar kolay hamileyken. Aynı ülkenin kadınlarıyız, bambaşka hayatlar içindeyiz, anlamak da anlamlandırmak da zor.
Bu arada; İngiltere'de yeni bir teknik geliştirilmiş, kanser tedavisi yüzünden kısırlaşma olasılığı olan erkekler baba olabileceklermiş. Kemoterapi öncesinde hastanın testislerinden alınan hücreler sıvı haldeki nitrojende dondurularak saklanmış ve sperm üretici hücre oranını çoğaltılarak iki yıl sonra hastaya nakledilmiş. Manchester Christie Hastanesi'ndeki hasta yeniden sperm üretmeye başlamış. Ancak henüz hastanın müdahale sonucu mu yoksa kendiliğinden mi yeniden sperm üretmeye başladığı bilinmediğinden, aynı sonucun bir kaç hastada daha alınması gerekiyormuş. Yine de umut verici bir gelişme.
Amerika'da Michigan State Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma hayli ilginç! Çevresel faktörler doğacak çocuğun cinsiyeti üzerinde hayli etkiliymiş. Çevre kirliliğinden etkilenen erkeklerin çocukların daha çok erkek olduğu kaydedilmiş. Kanlarında yüksek oranda PCB (poliklorlu bifeniller) bulunan erkeklerin çocuklarının yüzde 57'si erkekmiş. PCB, vücutta iç salgı bezlerinin çalışmasını engelleyerek kansere de yol açabiliyormuş.
Aslında günün en ilginç haberi Tel Aviv Genetik Enstitüsü'nden. Ceninin beslenmesini sağlayan MSHCG hormonu, ceninin dişi olması durumunda 5 kat daha fazla salgılanıyormuş ve bu da gebeliğin henüz 16. gününde bebeğin cinsiyeti öğrenilebilecek anlamına geliyor! Tam sabırsız anne babalara göre bir haber.. Daha hamile kaldığınız olgusuna bile alışmadan bir de bebeğinizin cinsiyetini öğreniyorsunuz... Ben annemi düşünüyorum; doğum anında bebeklerinin cinsiyetini öğrenen annemi ve diğer anneleri. Otuz yılda teknolojinin ilerlemediğini kimse söyleyemez.
31 Ocak 2002
23. hafta, bebek şimdi yaklaşık 454gr ağırlığında, 20cm uzunluğundadır ve zayıf bir versiyonu olmasına rağmen, biryenidoğan gibi orantılaşmıştır.
Bu andan itibaren başlayarak, daha düzgün bir şekilde kilo almaya başlayacaksınız, ortalama haftada 250 gr alacaksınız. Bazı
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
yiyeceklere karşı şiddetli bir arzu duyabilirsiniz ve vajinal akıntının arttığını fark edeceksiniz.
28 Şubat 2002
Koca bir ay hiçbir şey yazamadım. İçimden gelmedi. Bebeğimi hissediyorum ya, sanırım bir tek bununla meşguldüm bu ay.
24. hafta, şimdi bebeğinizin ağırlığı 454 gr.ın biraz üzerindedir. Duyma tamamen gelişmiştir ve bebeğiniz sesinizin bozuk bir versiyonunu, kalbinizin atışını ve mide gurultularını hissedebilir.
Uterus içinde tekrarlanarak duyulmuş güçlü sesler, bir köpek havlaması veya elektrik süpürgesi sesi gibi, muhtemelen onları daha sonra ev içinde duyduğunda çocuğunuzu rahatsız etmeyecektir.
Akciğerlerdeki kan damarları nefes alma hazırlığı için gelişmektedir. Bebek yutmasına rağmen normalde doğumdan sonrasına kadar dışkı çıkarmayacaktır. Kendinizi beceriksiz, küskün veya su toplanmış gibi hissedebilirsiniz, diş etleriniz dişinizi fırçaladığınızda kan olabilir. Bir zamanlar içerde olan göbeğiniz dışarı doğru çıkabilir.
25. hafta, bebeğiniz 680gr'ın üzerinde bir ağırlıktadır ve yaklaşık 202mm uzunluğundadır. Halen vücut yağı az olmasına ve cildi ince ve fragil (kırılgan) olmasına rağmen, şimdi iyi orantılanmıştır. Beyin hızla büyümektedir ve bebek uterusunuzdaki boşluğu doldurmaya başlamıştır. Akciğerler içindeki hava keseciklerinin kolayca inflasyonunu (şişmesini) sağlayan bir madde olan surfaktan gelişmeye başlamıştır. Bu 24. gebelik haftasından sonra doğan bebeklerin %50'den fazla bir yaşam şansına sahip olmasının bir nedenidir. Ancak, bu sırada doğum yapma olasılığınız olursa çoğu sağlık personeli bebeğin oluşmaya devam etmesini sağlamak amacıyla preterm doğum olayını durdurmak için her türlü çabayı gösterecektir.
25.Gebelik haftasındaki diğer tipik bir gelişim, karın ve göğüslerinizde gerginlik işaretleri olan gümüş rengi, solgun çizgilerin fark edilebilmesidir. Kremler fayda etmeyecektir fakat destekleyici bir korse giyilmesi bunları önlemeye yardımcı olabilir. Zamanla hafifleyeceklerdir. Ayrıca gözleriniz ışığa hassas olabilir ve batma hissi ve kuruma olabilir. Bu kuru-göz olarak bilinen tamamen normal bir gebelik semptomudur. Rahatsızlığınızı gidermek için 'yapay gözyaşı damlaları' kullanın.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
26. hafta, bebek şimdi yaklaşık 68gr ağırlığında ve 22 cm uzunluğundadır. Bebek nefes alma hareketleri yapar ama akciğerlerde henüz hava yoktur.
Muhtemelen gestasyonel diabetiniz olup olmadığını saptamak için bir glikoz tolerans testi yaptıracaksınız.
27. hafta; bebek şimdi 900 gr'ın çok az üzerinde ağırlıktadır ve bacaklar uzatıldığında yaklaşık 27 cm uzunluğundadır. Henüz akciğerlerinde hava olmamasına rağmen, nefes alma hareketleri yapabilir.
Halen retinaların oluşumu bitmediğinden, bu devrede doğan bebeklerde prematurite retnopatisi adı verilen bir göz problemi oluşabilir.
124
4. Bölüm Üçüncü Trimester
4 Mart - 22 Mayıs 2002
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
4 Mart 2002
Hamilelik günlüğüne şu odada, şu bilgisayarın tuşlarına basarak başlayalı beri bir yıl olmuş. O sırada henüz hamile değildim ama kalmak istiyordum. Şimdiyse geri sayımdayız, Elvin üç aydan kısa bir süre sonra yanımızda olacak.
Hâlâ sürmekte olan 27. haftadaki şikayetlerim sırtımdaki ağrı, nefes alma problemi. Artık eğilip çorap ve ayakkabı giymek zor, tartıya çıkıyorum ama rakamı kendi kendime göremiyorum, 70 kiloyum, 2 kilo fazlam var, çarşamba günü doktorumuzla randevumuz var, havaların ısınmasıyla birlikte beliren kıyafet değişikliğine adapte olmaya çalışıyorum, uygun giysileri arıyorum, bir de son zamanlarda pantolona benzer bir eşofmanım var babamın hediye ettiği, onunla çok rahat ettiğimden her Allah'ın günü onu giyiyorum...
mumcu.com güzel bir kadın sağlığı sitesi. Hem ayrıntılı bilgiler var, hem de yazıcı uyumlu!
Gebe bir kadının karnındaki bebeğin hareketlerini ilk kez hissetmesinin bir adı varmış! Quickening.
İlk bebeğine hamile olanlar hareketleri ilk kez 18 ila 24. haftalar arasında hissediyorlar, günlüğümü şöyle bir karıştırdım, benim en belirgin hissedişim 20. haftaya rastlıyor. Quickening için anne adayının ağırlığı, bebeğin ve plasentanın pozisyonu önem taşıyor, bu yüzden bazı anneler diğerlerinden daha geç veya daha erken hissedebiliyorlar, yani gereksiz yere telâşlanmamamız öğütleniyor.
28. haftadan itibaren bebeğin hareketleri bebeğin iyilik hâli hakkında anneye ipuçları verebiliyor. Hareketlerin azalması bebeğin sıkıntıda olduğunu düşündürüyor ve ileri tetkik gerektiriyor. Pek çok uzman hareketlerin sayılması yöntemini kullanıyor.
Fetal hareketleri saymaya başlamak için en uygun zaman bebeğin en aktif olduğu zamanlar. Kaydetmeye başlarken hareket ve saati bir kağıda not ediliyor. 10 harekete ulaştığında bu da yazılıyor. Bu test
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
hemen her gün aynı saatlerde tekrarlanıyor. Bebek eğer o gün sakinse 5-10 dakika yürüyüş, şekerli yiyecekler ve ardından sol yana yatış öneriliyor. Bebeğin dört saatte en az on kez hareket etmesi gerekiyor. Bu sayı ondan az ise doktor aranmalı deniyor.
Doktor Mumcu "Çok hareket eden bir bebeğin ileride hiperaktif olması gibi bir durum söz konusu değildir" diyor. Bebek hareketleri ile cinsiyet arasında bir bağ da yok.
Bebek hareketlerini hissetmek için karnımıza bir walkman dayayabileceğimizden söz ediliyor... Pamukkale'de yüksek volümle şarkı söyleyen adam bir walkman etkisi yaptı herhalde bebeğimize. Bir de, sinemaya gittiğimize özellikle fragmanlar sırasında hayli hareket hissedebiliyorum ben.
Hamilelikte bilgisayar kullanımı üstünde durulan konulardan biri. Nedense çoğumuzda bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir korku. 1991 yılında Amerika Ulusal Meslek Güvenliği ve Sağlık Enstitüsü tarafından yapılan bir çalışma tüm gün boyunca VDT (monitör) ile çalışan kadınların, VDT ile temas etmeyen kadınlara göre düşük risklerinin daha yüksek olmadığını ortaya koyuyor. Bu konudaki diğer çalışmalar da aynı sonucu veriyor, monitörle çalışmanın belirgin bir riski yok. Ancak bilgisayar kullanıcılarının çoğunda elbette ense, bilek, el ve omuz ağrıları görülüyor ve bu durum stres yarattığından ve stresin gebelik üstünde olumsuz bir etkisi de olduğu bilindiğinden mümkün olduğunca az bilgisayar kullanımı öneriliyor hamilelere.
Ekrandan 50 santimetre uzak durulması salık veriliyor, çünkü 50 santimetreden sonra radyasyonun etkisi kayboluyormuş. Belden destekleyici yastıklar, ara sıra kalkıp dolaşmak ve gerinmek diğer öğütler. Bütün bunlar yapıldığı zaman hamile kadınların hiçbir endişe duymadan bilgisayar kullanabilecekleri söyleniyor.
Benim doktorum günde iki saatten fazla bilgisayarla çalışmamamı öğütledi, kullanmadığım zamanlarda da bilgisayarımı kapalı tutmamı istedi.
5 Mart 2002
Hamile kadınların çalıştırılma şartları, sanırım hamileliğinin sonlarına yaklaşan ve çalışan her kadının bilmek isteyeceği bir konu. "Gebe ve Emzikli Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla, Emzirme Odaları
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
ve Bakım Yurtlarına Dair tüzüğün 3. maddesi kadın işçilerin doğumdan önce 6 hafta, doğumdan sonra da 6 hafta olmak üzere toplam 12 hafta boyunca çalıştırılmalarının yasak olduğunu belirtiyor. Ancak bu süre çalışma koşullarına ve sağlık durumuna göre artırılabiliyor. Doğumdan sonraki altı haftanın ardından da isteyen anne 6 aylık ücretsiz izin kullanabiliyor ve iznin bitiminden sonra işine dönebiliyor.
Emzirme iznine gelince; yeni doğum yapmış kadınların 1475 sayılı İş Kanunu'nun 64. maddesi uyarınca bebekleri 1 yaşına gelene dek günde 2 defa 45'er dakikadan toplam 1.5 saat bebeklerini emzirme hakları var. Ancak bu hak; evi ile işyeri arasında hayli mesafe olan kadınlar için olanaksız olduğundan bazı işyerleri kendi inisiyatiflerini kullanarak çalışanına haklar tanıyabiliyorlar. Örneğin bazı işverenler gün içindeki 1.5 saatlik emzirme hakkını kullanamayan kadınlara hafta içinde bir iş gününü tatil olarak kullanma hakkı veriyor.
Bu durumda benim herhalde nisanın ortalarında izne ayrılmam gerekiyor. Havalar yürüyüş yapmak, kendini dinlemek ve dinlenmek için nasıl da güzel, izinler üç ay önceden verilmeliydi!
6 Mart 2002
28. hafta; bebek 30-37 cm uzunluğunda yaklaşık 1135-1362gr ağırlığındadır. Uterusunuzdaki mevcut boşluğu doldurmaya başlamıştır. Gözleri açılıp, kapanır, düzgün aralıklarla uyur.uyanır, parmaklarını ve özellikle baş parmağını emebilir. Halen immature olmasına rağmen, akciğerleri prematüre doğum olduğunda bir ventilator yardımıyla ve diğer olanaklarla birlikte hayatı devam ettirme yeteneğindedir.
Uterusunuz şimdi kaburga kafesinizin yakınındadır. Şu andan başlayarak ve gebeliğin son 3 ayı sırasında, bacak krampları, hemoroidler, varikoz venler ve karın kaşıntısından rahatsız olabilirsiniz
Gebeliğin başında Rh negatif olduğunuz bulunmuşsa, muhtemelen bu hafta veya bundan sonraki hafta Rh antikorları için test edileceksiniz.
7 Mart 2002
Dün doktorumuzla randevumuz vardı; annem de bizimleydi. Gürkan Bey 4 kilo fazlam olduğunu söyledi, bundan sonraki kontrole yani 33. haftaya kadar yalnızca 1.5 kilo almamı istiyor. Hamileliğimin başından
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
beri aldığım kilo 12 ve bu aslında ideal bir hamilelik kilosundan söz edilemese de hamileliğin en sonunda ulaşmam gereken kilo. Gürkan Bey aşırı kilolar hamileliğinin sonuna doğru seni rahatsız eder, tansiyon, baş dönmesi gibi problemler yaşayabilirsin diyor. Yine şikayetlerimi sordu; ben de yine az da olsa nefes darlığı olduğundan söz ettim; bir de ayak bileklerimi gösterip "Ne kadar şişmişler değil mi?" dedim, "Hayır" dedi doktor, "Şişmemiş, şişmanlamışsın". Tanrım, biri bir gün bana 72 kilo olacağımı söyleseydi asla inanmazdım...
Ultrason görüntülerinde bebeğimizin gelişimi 27 hafta 5 günlük bir bebek için tamamıyla normal çıktı. Elvin'imizi tekme atarken, gözlerini oynatırken izledik, yeni doğmuş bir bebeğe benziyordu, çok güzel görünüyordu. Annemin gözleri doldu; "Benim bebeğimin içinde bir bebek var yani" diyor, "tıpkı bir Matruşka gibi..."
Doktorumuz kramp, burun kanaması gibi şikayetler var mı diye sordu; hayır, bunlar bende yok. Hamileliğim hâlâ duyduğum bir çok hamilelik hikâyesinden daha iyi geçiyor. Gürkan Bey bebeğimizin olası doğum tarihi için 2 haziran dedi, bununla birlikte 25 Mayıs ile 10 Haziran arasında herhangi bir tarih olabilirmiş.
Akşam annemlerde balık yedik, babam da bir dahaki sefere gelmek ve ultrason görüntülerini izlemek istiyor.
Bu sabah da Galip beni iş yerime bıraktı, birlikte bebeğimizin ultrason görüntülerini tekrar izledik, Galip ekrana öyle büyülenmiş bir şekilde ve sevgiyle bakıyordu ki, tam o anda onu videoya kaydetmek ve fotoğrafını çekmek isterdim...
8 Mart 2002
Bu haftada yapılması gereken rutin bir test glikoz testi. Sabah kahvaltı yapılacak, aradan iki saat geçince 50 gram glikoz içilecek ve test yaptırılacak. Bu testi hafta sonuna saklıyorum...
Hamilelik sırasında bebeği çevreleyen plasenta bazı hormonlar üreterek bebeğin gelişmesine yardımcı oluyor. Ancak bu hormonlar insülinin vücuttaki normal işlevini görmesine engel oluyor. Dolayısıyla hamile kadının vücudu insülini kullanamıyor, kan şekeri yükseliyor ve hamilelik döneminde kadına üç katı insülin gerekiyor.
Amerikan Diyabet Cemiyeti de hamile kadınların 24-28. haftalarda diyabet kontrolünden geçirilmesi gerektiğini söylüyor. Hamilelik
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
diyabeti tedavi edilmez ya da kontrol altına alınmazsa bebekte sorunlara yol açabiliyor. Gürkan Bey'in dediğine göre ise hamilelikte hiçbir sinyal vermiyor bu hastalık, bu yüzden de ancak bir test aracılığıyla kontrol edilebiliyor.
Bu tür diyabette pankreas insülin üretmek için fazla mesai yapıyor ama üretilen insülin kan şekerini düşürmüyor ve insülin plasentayı aşıp bebeğe ulaşamıyor. Bebeğin kan şekeri düzeyi artıyor, fazla kan şekeri ve insülin de bebekte fazladan yağ oluşumuna yol açıyor. Sonuçta bebek şişman oluyor ve bazılarında solunum zorlukları yaşanıyor, omuzları hasar görmüş olabiliyor ve bu bebekler ileriki yaşamlarında 2. tür diyabet hastası olma riski taşıyorlar.
Tedavi için ise hamile kadına özel beslenme rejimleri, fiziksel etkinlikler, her gün kan şekerinin kontrolü ve insülin iğneleri.
Hamilelikte diyabet her yıl yaklaşık 135 bin kadında görülüyor ve bu tip diyabet hamilelik sonunda sona eriyor.
9 Mart 2002
Şu andan başlayarak bacak krampları, hemoroidler, varikoz venler ve karın kaşıntısı oluşabilir...
11 Mart 2002
Bugün aklıma geldi; en sevdiğim ay tümüyle benim! Mayıs. Özgürüm. Bebeğimizin doğmasını beklediğim ay en sevdiğim ay, şimdiden hayâlini kuruyorum, kitaplarla, kalemlerle, defterlerle, güneşle dolu bir ay. Rahat, huzurlu, geç kalkıp geç kahvaltı yapılan koca bir mayıs beni bekliyor!
Hafta sonu eczaneden 50 gramlık glikozu aldım, Gürkan Bey gibi eczacı da "Aman dikkat, çok mide bulandırır, biraz limon sıkın içerken" dedi. Cumartesi sabahı ben de bir törene hazırlanır gibi hazırlandım glikozu içmeye. Kusmaya hazırlıklıydım yani, ama o da ne, glikoz içmek şekeri biraz fazla kaçmış bir limonata içmekten farklı değil. Dedim ki içimden, şu hamile kadınlar her şeyi o kadar çok abartıyorlar ki, doktorlar ve eczacılar da elbette onlara inanıyorlar.
Glikozu içtikten bir saat sonra laboratuardaydım, hem kan şekeri, hem de idrar tahlilleri için. Laborant herhalde şaşırmıştır, glikozunu kendi içmiş, idrarını da bir kavanozda getirmiş bir kişiydim!
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Son zamanlarda oluyor, hamile kadına şefkat gösterenlerle sık sık karşılaşıyorum, hemen bana oturmam için bir yer gösteriyorlar... Ben de bekleyeceğime Ayda'yı ve Ata'yı ziyarete gittim. Ata da Emir gibi bir yaşını bitirdi artık, gözlük takmaktan hoşlanıyor, müzik sesi duyunca hemen hareket etmeye başlıyor. Ayda'yla yaz günlerinden konuştuk, Elvin doğmuş olacak, Ata biraz daha büyümüş. Aynı yazlıkta olmanın faydaları; herhalde yaz boyu Ayda'yla çocuklarımızdan konuşacağız.
Test sonuçlarını aldım; bana normal gibi görünüyor... Bugün de doktoruma faksladım; şimdi onun yorumlarını bekliyorum.
Cuma akşamı da Hande ile Emir bizdeydi; Emir'in en son numaraları arasında "göz kırp" deyince gözlerini kapatıp açmak var. Pazar gecesi de biz onlardaydık, Emir belli ki çok mutlu bir çocuk, sürekli neşeli, onu öyle görmek de çok keyifli...
13 Mart 2002
29. hafta; bu aylar gerilimlidir. En son trimester tipik olarak bu hafta başlar ve 40 haftaya kadar ve bazen daha da sonrasına kadar devam eder. Çoğu kadın bu trimester sırasında ortalama 5kg alır.
Muhtemelen iki duygu arasında bocalamaktasınız. 'Her zaman gebe kalacağım' ve 'yardım edin, henüz hazır değilim' Şimdi çocuğunuzun sağlık takibi için pediatristlerle görüşmeye başlamanın ve emzirmeyi isteyip istemediğinize karar vermenin zamanıdır.Yaklaşık bu zamanda , bebeğinizin gözlerini açabilir ve başını uterus içinde sürekli, parlak bir ışık kaynağını bulmak için döndürebilir. Yağ tabakaları oluşmaya devam eder ve tırnakları tomurcuklanır. Henüz yapmamışsanız doktorunuzu muhtemelen 8. aya kadar 2 haftada bir vizit etmeye başlayacak, daha sonrada haftada bir vizit edeceksiniz.
14 Mart 2002
Gece Galiple yatakta yüz yüze geldiğimizde, onu uyandırıp "Lütfen öteki tarafa döner misin?" diyorum kimi zaman. Dün gece de aynı şeyi söylediğimde "dönemem" dedi Galip, bir rüyanın içinden. O sırada araba kullanıyormuş! "Neden dönemezsin?" dedim, "Buradan dönmem imkânsız" dedi, "Niye peki?" dedim, 44 litre benzin alması gerekiyormuş...
Peki dedim; misafir odamızdaki yatağa yollandım...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
20 Mart 2002
30. hafta; bebek şimdi yaklaşık 1350gr ağırlığında ve 50cm uzunluğundadır. Erkek bebekte testisler böbreklerin yakınındaki yerleşim yerlerinden, kasık boyunca rotuma doğru olan yollarına inmektedirler. Dişide, labiumlar halen küçük olduğundan ve henüz clitonisi kapatmalarından (bu doğumdan önceki bir kaç haftada olacaktır.) klitoris relatif olarak belirgindir. Bebeğin başı uzamaktadır ve bu sırada beyin gelişimi çok hızlıdır. Bebeğin gittikçe aşağıya indiğini fark etmeye başlayabilirsiniz. Bu hafifleme veya angajman olarak adlandırılır ve karnın alt kısımlarında basınç artması hissinden, bebeğin dışarıya fırlayacağı hissine kadar her türlü hissi duyabilirsiniz.
Şimdi nefes alma ve yemek yeme daha kolay olabilmesine rağmen yürümek rahatsız edici olabilir ve sürekli idrar yapmaya ihtiyacınız olduğunu hissedebilirsiniz.
Artık bebek oynadığında karnım şekilden şekle giriyor. Alçaltılar, yükseltiler... Tuhaf bir görüntü. Peki diyorum, şimdi böyleyse bir ay, iki ay sonrası nasıl olacak? Bir defasında elimin altındaki yükseltinin kafası olabileceğe kanaat getirdim, pek kolay anlaşılmasa da Elvin'in büyüdüğünü gözlerimle görmek nefis bir duygu. Galip de akşamları uzun süre bu değişiklikleri izliyor. Birde bir bebeğin saçlarına dokunur gibi saçlarımı kurutuyor, kulaklarımı eliyle kapatıyor, tararken aynen bir bebeğe davranılması gerektiği gibi davranıyor. Hep söylüyorum, böyle yapınca da duygularım pekişiyor, o bir melek ve yakında harika bir baba olacak...
Bir web sitesini 29. haftada yapılacaklar listesinde "bebeğinizin kolej parasını biriktirme plânlarını araştırın (çok erken diye düşünüyorsanız aldanıyorsunuz)" diye bir madde var.
Benim bugün itibarıyla nefes almam çok zor, oturmam da zor. Gece de rahat uyuyamadım. Yani aslında bugün zor bir hamilelik günü sayılabilir... (Daha ileriki sayfalarda da 37. haftanın sonuna kadar, yani bebek tümüyle aşağı inene kadar nefes alma güçlüğü çekeceğimizden söz ediliyor.) Şimdi şu günlüğü yazarken nefes almanın nasıl güzel bir duygu olduğunu anımsıyorum, öyle bir nefes alma yoksunluğu içindeyim ki, sanki okyanusun dibine yollanmışım ama tüpümde yeterli hava kalmamış gibi...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
25 Mart 2002
Tarihler feci bir şekilde önemseniyor ve hepsi akılda tutuluyor; doktorumuz 25 Mayıs ile 10 Haziran arasında doğum gerçekleşebilir demişti; yani bu günden sonra iki ayım kaldı iyimserliği içindeyim...
Yatağımız yastık bahçesi! Dün başka bir yastığı karnımın altına dayadım, biri de bacaklarımın arasındaki daimi yerini koruyordu zaten, böylelikle misler gibi uyudum! Hâlâ son aylarında koltukta uyuduklarını söyleyenleri düşünüyorum, dün de Ömür söz ediyordu, bir berjerde, ayaklarını sehpaya uzatarak uyuyormuş, hem de çok rahat bir şekilde. Dediğine göre berjer yataktan daha fonksiyonel oluyormuş son aylarda... Bilemiyorum; bir iki kez havaalanlarında rahatsız koltuklarda uyumak zorunda kaldım, onun dışında böyle bir koltuk uykusu tecrübem yok...
Rüyalar sıklaştı. Dün gece hamileliğimin son günlerindeydim ama bebek bir türlü doğmuyordu... Kendimi çatlamak üzere gibi hissediyordum, çok sıkılmıştım, hava sıcaktı ama hayır, bebek doğmadı.
Bir de dün Galip ile benim kuvözde çekilmiş, prematüre hâllerimin fotoğraflarına baktık. Elvin'in şu anda kamımdaki durumuyla eş değer bir bebek kuvözdeki. Bize basbayağı bir bebek gibi göründü benim prematüre hâlim. Yani karnımda şimdi böyle, ciddi ciddi bir bebek var duygusu çok değişikti.
27 Mart 2002
31. hafta; bebeğiniz uterus içinde görebilir, ışığı karanlıktan ayırabilir. Ayrıca gözlerini kırpabilir ve kapatabilir.Yaklaşık 37. Haftada, bebek aşağı inene kadar ( fakat ikinci veya takip eden gebeliklerde doğuma kadar) nefes alamıyor gibi veya yeterince hava alamıyorsunuz gibi hissedebilirsiniz. Bu son derece fazla büyüdüğünden sindirim organlarına ve drafragmaya, nefes almaya yardımcı olan yassı büyük kas, bası yapan uterusunuza bağlıdır.Şimdi bir hastaneye kaydolmak ve doğum planınızı (doğum sırasında ideal olarak nelerin olmasını istediğinizi) yapma zamanıdır.
Aynı işyerinde dört beş hamile kadınız; hepsi farklı haftalarını yaşayan. İnsan hep kendinden daha ileri olan hamileliklere özeniyor, bir de herkesin birbirine soruları genelde aynı, "şimdiye kadar kaç kilo
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
aldın, nefes darlığı çekiyor musun, horluyor musun sende, geceleri nasıl uyuyorsun?"...
Hep yazıyorum, www.mumcu.com en bilgilendirici sitelerden biri. Bugün "Gebeliğin Son Dönemleri" isimli bir yazı okudum. İşte oradan notlar:
Uykusuzluğun üstesinden gelebilmek için gündüzleri hafif egzersizler, uykudan önce kafein almamak ve ılık bir bardak süt öneriliyor.
Sırt ağrısı için masaj ve ılık duş, kramplar için jimnastik ve kalsiyum, potasyumlu vitaminler öneriliyor.
Nefes darlığı için oturur ya da yarı oturur pozisyonda uyumak ya da iki üç yastık kullanmak gerekiyor. (Peki ya gündüzleri ne yapacağız?)
Mide yanması için sık sık, azar azar yemek yemek, yemekten sonra yürüyüşe çıkmak gerekiyor. (Ya da benim gibi doktorun önerdiği ilaç kullanılacak)
Kasılmalar için önerilen yine ılık banyo. Sık idrara çıkma son dönemde bebeğin iyice aşağıya doğru inmesi yüzünden meydana geliyor ve doğumun yaklaştığının habercisi.
Baskı hissi içi dinlenmek, yüzmek öneriliyor. Yaz anneleri bu durumda diğerlerinden daha şanslılar.
Tekmeler son dönemde acı verir hâle gelebiliyor. Bebeğe kalan alan daralıyor ve hareketler direkt hissediliyor. Hattı bazı anne adaylarının karnında morluklar tespit edilebiliyormuş! Tekmeler için yapacak bir şey yok, "yapma evlâdım" demekten başka...
Denge merkezi değiştiğinden sık sık düşmeler söz konusu olabildiğinden son aylarda çok dikkatli olmak gerekiyor. Merdivenlerden inerken tırabzana tutunmak, evde kimse yokken duşa girmemek, duşta iyice tutunmak önemli, bebeğin içinde bulunduğu amniyon kesesi ve sıvısı onu darbelerden koruyacak güçte olsa da yine de düşme sırasında karın üstüne düşmemeye çalışılmalı...
28 Mart 2002
Pazar günü için yazdığım yazı; "Hamile Kadın Modası
Marc Jacobs Bahar 2002 Koleksiyonu'nda hamile kadın giysilerine de yer vermiş. Kotun üzerine giyilmiş bir tişört gibi duran modeli
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
akıllıca. Şimdilerde hamile olan Uma Thurman, Cindy Crawford, Lisa kudrow bu giysileri giyiyor. Marc Jacobs ünlülere, alışkın oldukları vücut formlarına uygun giysiler üretiyor ve bu aralar ünlüler arasında çok popüler..
Merak edip internette Marc Jacobs'un giysilerine bakınca, kendimi biranda bir "derya" içinde buldum, "Hamile Kadın Modası". Benim gibi hamile olmaktan memnun ama ne giyeceğini bilmeyen dünyanın dört bir köşesinden binlerce kadın varmış meğer. Örneğin bir kadın şöyle diyor; "Hamile kadın giysileri ucuz ve çirkin. İnsana zorla 'bu iğrenç şeyleri alın ve mutlu olun" deniyor."...
Açıkçası benim de hamile kadın giysileriyle ilgili düşüncem bundan pek farklı değil, vitrinlerde aynı ruhsuz giysiler var hep, şu jile denen şeyler ve her kadını, neşeyle hoplayıp zıplayan masal kahramanlarına benzetmeye çalışan, arkadan fiyonk atılan bluz ve elbiseler... Pantolonlar hep aynı kötü kumaştan, genellikle koyu renk ve iç karartıcı. Gömleklerin hepsi aynı model. Kanımca tüm hamile kadınları birbirine benzetmeye çalışan bu sistemin artık sonu gelmeli... Çünkü kendi pantolonlarınıza monte edebileceğiniz, düğmelerin tümünü açıkta bırakan bir lastikli sistem türedi, böylelikle başka bir insan olmaktan kurtulmak az da olsa mümkün.
Hamile kadın giysileri ilk olarak 1911 yılında Lane Bryant tarafından satılmaya başlamış. Bryant, New York Herald Gazetesi'ne verdiği ilanda rahat ve modern hamile giysilerinin satışına başladıklarını söylüyormuş. En güzeli, ilandaki slogan, "Bu giysilerle normal görüneceksiniz".
Daha sonra altmışlı yıllarda bir mağaza Jacqueline Kennedy'nin hamileyken giydiği giysileri kopyalayarak "First Lady'lerin Hamile Modası" diyerek satmaya başlıyor. Hermes de "Kelly Bag" adını verdiği büyükçe bir kutuya benzeyen çantayı sırf kadınlar hamile iken normal görünebilsin diye icat ediyor! Monako Prensesi Grace Kelly, Caroline'e hamile olduğu sırada, istenmeyen hamile fotoğraflarından kaçmak için bu çantayı karnının üstünde tutuyor! Eh, buradan da Grace Kelly'nin bile hamileyken doğru kıyafetleri bulamadığı sonucunu çıkarabiliriz...
Bir kadınsa, giyilen şeyin hiç de önemli olmadığını çünkü herkesin hamile kadınlara aynı sempatiyle baktığını söylüyor. Peki o zaman;
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
neden tüm hamile kadınların -çalışan kadınlar hariç- sanki dünya yüzeyinden bir anlık yok oluşu yaşadıkları ve bebek doğar doğmaz geri döndükleri duygusuna kapılıyoruz? Neden Madonna hamileyken dar kotunu göbeğinin altına indirip, streç bluzunu da iyice çıkararak giyiyor da sıradan kadınlar ellerinden geldiğince bol giysilere tutunuyor?
Bu satılan hamilelik giysileri benim "asla bir daha onları gözüm görmesin" dediğim türden şeyler. Normal bir insanın asla göz ucuyla bile bakmayacağı kadar modadan ve yaşanılan dünyadan, çağdan uzak şeyler. Sanki birileri bu giysileri üretmiş ve "Olay budur. Değişemez" demiş. Bir tek salopetleri sevimli bulduğumu söylemeliyim, o da "biraz" sevimli denecek türden. Değişen vücutlarımıza adapte olmak zaten zor bir şeyken bir de itici giysilere bürünmek zorunda kalmak işi daha da güçleştiriyor. Sahip olduğunuzu sandığınız stiliniz yok oluyor!
Başka bir hamile kadının dediği gibi; "hamile kadın giysileri hayâl gücünden yoksun olarak tasarlanıyor."
Böyle olunca da ya kendi stilinizi kendiniz yaratıp birilerine bu giysileri diktireceksiniz ya da o çok ünlü ve zengin kadınların çok ünlü modacılarından giysi satın alacaksınız. Eh, birinci seçenek enerjik ve çok istekli bir yapıya sahip olmanızı gerektiriyor, ikinci seçenekte de bol paranız olması şart.
Ya da c şıkkı; sizden şişman olan tanıdıklarınızın gardırobunda eğlenceli bir yolculuğa çıkın!"
Yazmadan olmaz; benim hamileliğim belirli yiyecekleri belirli sürelerle isteyerek ve sonra onların adını bir daha anmayarak geçti. Geçtiğim haftaki takıntım, henüz yeteri kadar şekerlenmeyen çileklerdi. Galip'den her gün eve çilek getirmesini istedim ve tüm hafta boyunca çileği her çeşit forma soktum! Önce küçük dilimlere ayırarak, sonra pudra şekeriyle, bir başka gün dondurmayla, derken krem şantiyle ve bir gün de telâşla elime geçirdiğim büyük bir şarap bardağına önce çilekleri, sonra dondurma ve kremşantiyi dizerek, en üste de bolca çikolata sos dökerek!
Bu nefis kupu yaklaşık iki dakika içinde tükettikten sonra bu "şey"in önce, hayatta yediğim en iyi şey olduğuna kadar verdim, sonra da büyük bir pişmanlık duydum! Çünkü elimde olsa her gün bunu
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
yiyebilirdim ama doktorum beş hafta içinde yalnızca 1.5 kilo almama izin vermişti... Sonra yıllar boyu zayıftan da öte zayıf olduğum zamanlarda neden böyle şeylere istek duymadığımı sordum kendime; o zamanlarda istediğim kadar kremşantili, çikolata soslu çilek tüketebilirdim... Ne şans!
Çilek sevdam yerini bir sonraki haftada meyveli yoğurda bıraktı; daha sağlıklı, daha sağlam bir seçim...Şimdi de üç,beş tane yüzüne bile bakılmayan yoğurt buzdolabında beni bekliyor. Halbuki geçen hafta çok değerliydiler.
Hamilelik bu şekilde geçip gidiyor, bir iki günde bir korkarak tartıya çıkıyorum, doktora gitmemize yaklaşık on gün var ve ben bir kilo aldım. Nasıl seviniyorum. Onca çilekli tatlıdan sonara korktuğum başıma gelmedi yani. Diğer dönemlerden daha az yiyorum, eskiden olduğu gibi gece kalkıp çikolata yemiyorum, fazla kilo almayışım herhalde bundan.
Elvin içimde dönüyor geceleri, hafifçe uyanıyorum, kanıksadım minik kollarının, bacaklarının hareketlerini. Öyle ki; insan düşünmeden edemiyor, bu duygunun bebeğin doğumuyla birlikte biteceğini bilmek biraz hayâl kırıklığı yaratıyor.
3 Nisan 2002
32. hafta; bebeğinizin hareketlerinde bir değişiklik fark edebilirsiniz. Daha az sıklıkta ve daha az kuvvetli gözükebilirler. Şimdi, bebek o kadar büyümüştür ki uterusunuzun içini tamamen kaplar hale gelmiştir. Bebek daha az hareket etmektedir, çünkü hareket etmesi için yeterince yer yoktur.
Derinin altına bir yağ tabakası yerleştirilmiştir. Doktorunuz ilk glikoz testinde şüphelendiyse, 32-34. haftalar arsında tarama tekrarlanabilir. Nefes alma ve gevşeme egzersizlerini yapmayı ihmal etmeyin ve periyodik olarak çocuk doğumuyla ilgili sınıf notlarını gözden geçirin.
Bugünlerde karnıma ışık tuttuğumda, Elvin'in ışığı izlemesi gerekiyor; yazanlar böyle. Ama hayır, Elvin bu ışık izleme oyununu pek sevmişe benzemiyor, şimdiye kadar hiçbir denememden sonuç alamadım.
Hamilelikte vücutta meydana gelen en güzel şey nedir diye sorsalar, benim yanıtım saçlarımın hiç dökülmemesi olurdu. Hamilelik
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
öncesinde her gün evde yerlerden tutam tutam saçlar toplarken şimdi bir tek saç teline bile rastlamıyorum. Hamilelik hormonu denen şey bir ilaç hâline getirilse ve saçları çok dökülenler bunu kullanabilse... Kim bilir belki de buna benzer bir şeyler vardır ama hiçbir ilacın hamileliğin kendisi kadar kuvvetli olacağını sanmıyorum.
İnternette tekrar hamile kadın günlükleri aramaya başladım. Bir tanesi www.babydenmark.com. Alışık olduğumuz pembe ve mavi tonlardan uzak tasarımıyla hayli ilgi çekici geldi bana. Değişik bir yeşil tonu hakim siteye. Anne bebeğinin cinsiyetini bilmiyor ve doğuma kadar da öğrenmeyecek çünkü Askeriye'de ultrason yapılmıyormuş! Başka siteler de var, anneler "doğuma şu kadar gün kaldı" diye ziyaretçilerine haber veriyorlar, bazıları bebeğin cinsiyetini, doğum anındaki boyunu ve kilosunu tahmin etmemizi, birkaç tanesi beğendikleri isimler arasında bizim tercih yapmamızı istiyorlar. Günü gününe yazanlar ruh hâllerinden, o gün "aşerdikleri" yiyeceklere kadar her şeyi yazıyorlar. Her gün ama her gün internet mucizesine bir kez daha hayranlık duyuyorum. Dünyanın başka bir ucundaki başka bir hamile kadın ne hissediyor, bilebilmek harika bir duygu.
www.pregnancyweekkly.com nefis bir site, keşke daha önce rastlasaydım... Dünyanın dört bir yanından toplanmış, her haftaya ait bir ultrasonografi fotoğrafı var. 30. haftadan itibaren baktıklarım beni öyle şaşırttı ki, sanki ultrason görüntüsü değil de birebir bebek fotoğraflarıydı. Hayranlıkla baktım... Ayrıca nefis bilgiler var hamilelikle ilgili.
Annem ve babam her gece bebeği rüyalarında gördüklerini söylüyorlar, babam onu gezmeye çıkarıyormuş. Annem bu yazın plânlarını yaptı, ben sabahları erken kalkıp kahvaltımı yaptıktan sonra hayatta en sevdiğim şeylerden birini yapmaya, yani yüzmeye gidecekmişim (Hem böylelikle formumu yeniden koruyacağım). Annem de 12.00-13.00 gibi bebeği havuz kenarına getirecekmiş ve sonra da arkadaşlarıyla buluşacakmış. Küçük yazlık evimizin yatak odalarını yeniden düzenliyor annem, bu yaz kalabalık bir şekilde, hem de Elvin'imizle birlikte güzel, mutlu günler bizi bekliyor.
İznime yaklaşık on beş gün kaldı. Bu ayın onunda doktora gittiğimizde prosedürü öğreneceğim. Bildiğim kadarıyla SSK doktorunun bir kontrolden geçirip doğuma 6 hafta kaldığını ve izine çıkılabileceğini bir raporla belirtmesi gerekiyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Bazı internet siteleri 30. haftadan 34. haftaya kadar iki haftada bir doktor kontrolü yapılması gerektiğini, 34. haftadan sonra da kontrollerin haftada bire indirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Ciddi ciddi merak ettiğim bir konu bu; bizim kontrolümüz 33. haftada. Bu kontrolde doktorumuz bize neler söyleyecek, bizi bir daha ne zaman çağıracak, nasıl bir doğum var aklında, benim durumum hangi tür doğuma uygun, bebek tam zamanında yani haziranın başında mı doğacak, yoksa mayısta mı, kaç kilo doğacak, kime benzeyecek, babası gibi esmer mi, benim gibi beyaz tenli mi olacak, doğumda her şey yolunda gidecek mi, sonra ağrım sancım olacak mı, babası gibi gamzeleri var mı bebeğin, benim gibi yeşil gözlü ve çilli olma olasılığı ne, elleri, ayakları nasıl, çok ağlayan bir bebek mi, sakin mi olacak... Uf, daha ne sorular varaklımda...
Ben bunları yazarken Elvin içimde kıpırdıyor. Eskisi gibi yalnızca uzandığımda değil, her zaman hareketli. İçimde dönüp duruyor ve ben bunu çok seviyorum!
Pazar günü Emir'e anneannesi bakıyordu. Galip de onu görmeyi çok istiyordu, ben de "Git iste anneannesinden, bize gelip oynasın biraz" dedim. Emir birinci yaşını yeni bitirdi ama doğduğundan beri bize aşina olduğundan 1.5 saat boyunca sıkılmadan, ağlamadan kaldı bizim evde. Saçlarını kestirmişler, altın sarısı gibi parlıyordu, öyle güzel bir çocuk ki! Elvin'in odasında oynayan ilk çocuk oldu Emir, karyolaya, minik yatağa, araba koltuğuna teker teker kendi başına çıkıp indi. Oyuncakların içinde yuvarlandı, müzik eşliğinde dönen pandaları izledi, benim bacaklarıma sarıldı, ayaklarımın üstüne minik ayaklarını koydu ve kucağıma çıkmak istedi. O o kadar kucağımda olmayı isterken onu kucağıma alamayacak durumda olmak üzdü beni. Pazarımızın neşesi oldu Emir, bütün gün kendimizi çok yorgun hissettiğimiz, dışarı çıkmaya hâlimizin olmadığı bir gündü çünkü. Saatlerin ileri alınmasıyla birlikte bir adaptasyon sorunu yaşadık galiba.
Bir önceki gün de ben yalnız başıma sokakları arşınlamaktaydım, bir fotoğraf, birde resim sergisi gezdim, daha sonra "Edebiyat Günleri" kapsamında yapılan bir oturuma katıldım. İnci Aral, bana "benim kadar güzel" bir kız çocuğu diledi. Daha sonra dolmuş sırasındayken, şoför bana istersem bir sonraki aracın ön koltuğuna oturabileceğimi söyledi.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Hamilelikle ilgili sevdiğim şeylerden biri de bu; tanıdık tanımadık herkes şefkat gösteriyor.
Bize gelmek isteyen arkadaşlarımız şart koşuyorlar, "Ece hiçbir şeyle uğraşmayacak, yerinden bile kalkmayacak". Ben de "tamam" diyorum. Pazartesi akşamı da Çağlar gelecek, onun da Elvin diye tanıdığı biri varmış, üniversiteden arkadaşıymış ve çok güzel bir kızmış.
4 Nisan 2002
25 yaşın altında ortaya çıkan ve 1. tip olarak bilinen ensüline bağımlı şeker hastalığının anne karnında göbek kordonundan geçtiği tahmin ediliyormuş. Anne karnındaki bebeği enfeksiyonlardan korumak için göbek kordonundan geçen antikorların arasında bulunan bazı hücreler bebeğin pankreasındaki hücrelere saldırıyormuş. Bu hücreler bebeğin bağışıklık sistemini devreye geçiriyor ve pankreastaki ensülin üreten hücreleri öldürdüğünden bebek şeker hastası olarak doğuyor
32. haftada olduğum için dikkatimi çeken bir başka şey şu; hamileliğin 32. haftasında depresyon en üst seviyeye ulaşıyor ve ancak 8 ay sonra en alt seviyeye geriliyormuş. Anlaşılan depresyondaki anne adaylarının önünde çok zorlu bir dönem var.
32. haftada kasıkta belli belirsiz ağrılar oluşabiliyor; bu bebeğin yaptığı baskı yüzünden. Bebek artık eskisi kadar hareket etmiyor gibi hissetmemizin nedeni ise bebeğin yerinin daralması ve hareket alanının azalması. Bu haftada bebek yaklaşık 1800 gram, yeni doğmuş bir bebek gibi görünüyor artık... boyu da 39 cm... Bu aralar bebeğe bir şeyler okunabilir, müzik dinletilebilir...
Hamileler, normal insanlardan yüzde 21 oranında daha sık nefes aldıklarından kan dolaşımı hızlanıyor ve bu da sıtma mikrobu taşıyan sivrisineklerin daha çok hamile kadınlara saldırmasına yol açıyormuş. Yaz hamileleri için korkunç bir haber...
annelergrubu@yahoogroups.com'dan epeyce faydalanıyorum. Üye olanlar birbirlerine sorular soruyor, deneyimlerini paylaşıyor. Bugün anne adaylarının annelere sorduğu sorulardan biri de hazırlıklarla ilgiliydi. Annelerden bizlere çok yararlı bilgiler, öneriler ulaştı. Örneğin Sebamed'in bütün ürünlerini önerdiler, özellikle de pişik önleyici kremi
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
bir harikaymış. Bebek banyosu için file şartmış ve bebeğin göbeği düşene kadar önce yüzü aşağıya bakacak şekilde yıkanıyormuş, sonra da bu fileyle birlikte... Bir banyo termometresi çok işe yararmış. Avent'in göğüs pompası en iyisiymiş, Nuk'un damaklı ve silikonlu biberonları bir harikaymış ve bir mama karıştırıcı almak çok işe yarıyormuş. Kanguru çok az kullanılan bir şeymiş, bebek hemen büyüyor ve bunun içine sığmaz oluyormuş ama ana kucağı çok kullanışlıymış. Hastane içinse bir port-bebe yeterli oluyormuş.
Her şeyi ama her şeyi büyük bir açlıkla okuyor ve notlar alıyorum. Bazı arkadaşlarımın dediğine göre hamilelik hakkında danışmanlık yapabilecek kadar bilgi edinmişim... Olabilir. Zaten artık büyük bir iştahla hamilelik sonrası bilgiler biriktirmeye başladım. Şimdilik benim için bebek bakmak bir muamma. Nasıl bir anne olacağım bilmiyorum bile. Hiç deneyimim olmaması, yakınımda hiçbir çocuğun büyümemesi beni birazcık da olsa endişelendirmiyor değil. Son haftalar yaklaştıkça hamileliğimi bırakıp, doğum sonrasına yöneldim. Sanırım içgüdüsel bir şey bu. Yani artık kendimle ilgili değilim, her şeyin yolunda gittiğini biliyorum, kendim için yapacağım fazla bir şey kalmadı. Artık tüm dileğim dünyaya sağlıklı bir bebek getirmek ve ona iyi bakabilmek.
Bir de nedense her şey yetişmeyecekmiş korkusu... Sanki bebek çarşafları dikilmeli bir an önce, bir an önce hastane çantası yapılmalı, yoksa geç kalırız . Oysa daha çok zaman var.
5 Nisan 2002
Ne derler? Hamilelikte en iyi sporlar yürüyüş ve yüzmedir...
Buyurun bakalım, İngiliz Kraliyet Yüksekokulu'nda görevli bilim adamları yüzme havuzlarının anne adaylarında düşük veya sakat doğuma yol açabileceğini açıklamışlar! Londra'da 8 havuzdan alınan örnekler ceninin gelişimini olumsuz etkileyebilecek yüksek oranda kimyasallara rastlamışlar. Havuzlarda dezenfektan da fazlaymış ve bu yüzden anne adaylarına yüzmemeleri değil ama havuzda kalış sürelerini iyi ayarlamaları öneriliyormuş.
"İyi ayar" nasıl olmalıdır, suda ne kadar kalmak gerekir, bunun belirgin bir yanıtı yok.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
8 Nisan 2002
Şişmanlıktan bacak bacak üstüne atamıyor ve çok şişman çıktığım gerekçesiyle bazı fotoğraflarımı yırtıyorum, hayatımda daha büyük bir gelişme olabilir mi?
Beni hep 40'lı kilolarımda bilen arkadaşlarıma tarattığım bir hamile fotoğrafımı yolladım; şimdi herkesten gelen elektronik postaları yüzümde bir gülümsemeyle okuyorum, hepsi de hamileliğin bana çok "yakıştığını" söylüyorlar! Ama ben artık göbek deliğimi geri istiyorum! İnsanın gün gelip de hayat boyu içe göçmüş bir şekilde duran göbek deliğini koca bir yükselti hâlinde görmesi çok ilginç ve tuhaf. Diyorum ya; cidden göbek deliğimi geri istiyorum ben...
Burun tıkanıklığı sürüyor; koltuklarda belime bir yastık yerleştirmeden rahat oturamıyorum, uzun süre ayakta duramıyorum. Hareketlerim gittikçe ağırlaşıyor, birkaç basamakta bir dinlenmek gerekiyor merdiven çıkarken...
İlgisi var mı bilmiyorum ama çillerim bu yıl erken davrandılar, bütün yüzümü kapladılar, üstelik eskisine oranla daha koyu renkteler. Neyse ki çillerini seven insan kategorisindeyim. Çaycı ablalardan biri de geçtiğimiz günlerde, "Bebek doğar doğmaz elini yüzünde şöyle bir gezdir unutmazsan" dedi. "Niye?" diye sordum, böylelikle çilleri olmazmış! "Neden çili olmasın ki?" dedim, ben nasıl şaşırdıysam, o da bu soru karşısında şaşırdı.
Bir de geçen gün salopetimin düğmesi koptuğunda temizlikçi bir abla düğmeyi üstümde dikerken, bir ipliği ağzımda tutmamı tembihledi, "Niye?" dedim elbette, bir hamilenin üstünde bir şey dikerken ağzında iplik olmazsa kordon bebeğin boynuna dolanırmış!
Aa, en önemli gelişmelerden berini yazmayı unuttum, iki gün önce Elvin hıçkırıyordu ve biz de Galiple ellerimiz karnımda bu muhteşem olayı hissetmenin tadını çıkardık. Bir anne hamileliğinde uzun bir süre bebeğin hıçkırdığını yazmıştı bir yerde, inanamamıştım, hissettiği şeyin hıçkırık olduğunu nasıl bilebilir diye soruyordum kendime. Ama işte biz de hissettik, nefis bir duyguydu.
Sonra Elvin birden hareket etti, karnımın bir tarafı kocaman oldu, sanırım kafasıydı gördüğüm ama böylesi büyük bir değişiklik ve yükseltiyle ilk kez karşılaştım, şaşırdım ama sevindim. Kızımız kocaman oldu artık ne de olsa.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Hep yaz günlerinin hayâli. Ben gerçekten anne mi oluyorum?
İki gün sonra doktora gideceğiz; ona Elvin'in kilosunu soracağım, çünkü tüm hamile kadınlar bebeğinin kilosundan söz ediyor. Benim bildiğim kadarıyla ultrasonda haftalara göre yapılan ölçümler haftayla doğru orantılı gidiyorsa, bebeğin o haftada olması gereken kilodan söz ediliyor, bebeğin birebir kilosundan değil, ama yine de soracağım bakalım, belki ben yanlış biliyorumdur.
Doktor beş haftada 1.5 kilo almamı söylemişti, dün Handelerde dijital tartıda kilom 74'ü gösterdi, yani doktorun söylediğinden yarım kilo fazla. Sevindim.
Haluk hafif olduğunu söylediği kocaman bir helva almış, "Aman" dedim, "Şu şeyi şimdi değil, çarşamba günü ver bize, doktordan sonra yiyeyim".
Hemen Galiple konuyu komik bir hâle getirmeyi başardılar, helvayı çantama koyacak ve doktordan çıkar çıkmaz yiyecekmişim, hatta tartıdan indikten sonra bir ekmek arasına koyup bile yiyebilirmişim...
Hande'yle Emir'in doğduğu gün çekilmiş fotoğraflara baktık tekrar; şimdi o fotoğraflara bakışım eskisinden ne kadar farklı. Artık yeni doğmuş bir çocuk neye benziyor diye bakıyorum. Hande insanın içgüdüsel olarak anneliğe hazır olduğunu, yeni doğanın nefis bir şekilde kucağında tutabildiğini söylüyor. Sonraysa bu duyguyu unutmuş, geçtiğimiz günlerde üç aylık bir bebeği kucağına alırken çok zorlanmış, "Nasıl tutacağımı bir türlü bilemedim" diyor.
Annemle "emzirme geceliği" denilen, önden düğmeli gecelik arayışına girdik ama sonuç olumsuz. Her yerde ince askılı saten gecelikler ve de pazenden tuhaf, hasta giysileri. En sonunda İpek Kramer'de nefis bir gecelik ve sabahlığa rastladık, insanın kendini içinde kraliçeler gibi hissedeceği türden tiril tiril şeyler. Ne yazık ki çok pahalıydı! Annem olaya el koydu ve diktirmeye karar verdi.
Bebeğimize bu hafta sonu pişik önleyici krem ve bir "body" daha aldık. Bu body sözcüğü beni deli ediyor ama ne yazık ki Türkçede bu giysiyi karşılayacak hiçbir sözcük yok.
Almamız gereken şeyler arasında alt açma ünitesi, en minik çoraplar, ince tülbentten mendiller, eldivenler, minik bebek kaşığı var.
Hastaneye götürülmesi gerekenleri de bir anne yazmış; çok faydalı olduğu söylenen ısırgan otu çayı, bol bol su, emzirme sutyeni,
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
emzirme geceliği, çorap, ped, havlu, peçete, terlik, ince hırka, ıslak mendil, toka, nemlendirici krem ve dudak kremi... Bebek için gerekenleriyse henüz öğrenemedim.
Sağanak yağışlardan sonra ilk defa bugün güneş yüzünü gösterdi. Ancak hava düzeldiğinde zamanın geçtiğini anlayabilirim, kış havaları bana yalnızca hamileliği çağrıştırırken, güneş bebeğin doğumunun yaklaştığını müjdeliyor.
Annemle bu aralar aynı kilolarda olduğumuzdan annemin giysilerini rahatlıkla giyiyorum, özellikle gömlekler ve hırkalar çok işime yarıyor. Vitrinlerde yeni sezonun giysileri; göz ucuyla bile bakmamaya çalışıyorum. Bir şeyi beğensem bile hangi bedeni alabilirim ki? Şimdilerde 44 beden falanımdır herhalde, normalde ise 38, ayakkabılar şimdi normal gelse, ileride bol olacaklar, pantolonların 38'ini alsam, bir kenara kaldırmak acı verecek. İnsanın bedene ölçülerinden hoşnut olmaması ne feci bir şeymiş meğer.
Galip beni çok güzel bulduğunu söylüyor, zaten hep güzelmişim, şimdiyse bir başka güzelmişim, orantılı bir şekilde kilo almışım, başka hamile kadınlar gibi kocaman bir kalçam falan olmamış, bütün kilo sivri görünen kamımdaymış, bacaklarım öyle kilolu falan değilmiş, uzun boylu bir insan olmanın avantajıymış bu. Yine de kırmızı yanaklı fotoğraflarımdan uğradığım değişikliği görmek mümkün. Dağın eteklerinde koşturup duran, doğal ürünlerle hayli iyi beslenmiş bulunan Heidi gibi görünüyorum.
10 Nisan 2002
33. hafta; bebek şimdi 2040gr. ağırlığındadır ve yaklaşık 47cm uzunluğundadır. Nefes alma pratiği yaparak amniotik sıvıyı inhale ederek akciğerlerini çalıştırmaktadır.
Çoğu erkekte testisler scrotuma inmiştir. Ancak bazen, bir veya iki testis doğumdan sonrasına kadar pozisyonuna inmez; bu inmemiş testisler sıklıkla ilk doğum gününden sonra kendilerini düzeltirler.
Şimdi haftada 500gr almaktasınız ve bunun kabaca yarısı doğumda bebeğe gider. Ayrıca bebek bundan sonraki yedi hafta boyunca doğum ağırlığının yarısından fazlasını alarak, rahmin dışındaki yaşam için şişmanlar. Bu yağ depolanmalarından dolayı cilt kalınlaşır ve pembeleşir.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Doktorumuz söylemişti, gebeliklerin ancak yüzde 5'i söylenen günde sona eriyormuş. Bununla birlikte; çoğu gebelik söylenen tarihten bir hafta önce son buluyormuş. Bir gebeliğin normal yoldan sonlanabilmesi 3 ana faktöre bağlı; rahme, bebeğe ve annenin kemik çatısına bağlı faktörler. Doğum olabilmesi için düzenli kasılmalar olmalı ve rahim açılmalı, böylelikle bebek dışa itilebiliyor. Bebek uygun pozisyonda olmalı, önünde bir engel olmamalı. Bebeğin geçeceği yol ile bebek arasında bir uyumsuzluk olmamalı.
İşte bütün bunları okuyup, günlüğüme yazdığıma göre sanırım doğumun yaklaştığını hissediyor bedenim. Her ne kadar 54 gün var gibi görünse de, o zaman da göz açıp kapayıncaya kadar geçecek gibi görünüyor.
Ve böylelikle elveda hamilelik giysileri, olmayan göbek deliği, kilolar ve merhaba Elvin!
Doktorumuza gitmemize henüz dört saat var, aradan 5 koca hafta daha geçtiği için heyecanlıyım, hem bebeğin sağlılığını merak ediyorum, hem de doktorumuzun söyleyeceklerini.
Bu arada hava ısındı ve 19 derece oldu. Benim için 30 dereceden farkı yok ama. Herkes kazak ve montlarla, bense tişört ve gömleklerle. Yakında açık ayakkabılarımı bile giymeye başlayabilirim. Acaba kan basıncının fazla olmasından mı kaynaklanıyor bu? Şimdilik bu kadar sıcaklığa itirazım yok, daha sonra ne olur bilmiyorum.
bebek.com'da dört beş tane doğum hikayesi okudum, herkes normal doğumdan nasıl da korktuğundan, doktorlarının ise hep normal doğumu önerdiklerinden söz ediyor. Buna karşın tüm anneler sezaryeni istemişler. Birçok kadından çevresindeki insanların telkin edeceklerine onları korkuttuklarını, normal doğumu çok zor ve sancılı diye tarif ettiklerini söylediklerini duyuyorum. Elbette sancılıdır ama bence kimsenin hamile kadınları korkutmaya hakkı yok. Üstelik korkmak haklı bir tepki olabilir ama doktorlara güvenmek, onlara sorular sormak, okumak, bilinçli bir anne adayı olmak gerekmiyor mu? Herkes epidural anesteziden memnun görünüyor, ne de olsa doğumu hem yaşıyor hem de hiç ağrı hissetmiyor anneler, üstelik bütün anneler bebeklerini hemen kucaklarına almaktan ve onları bir an önce emzirmekten nasıl da keyif aldıklarını anlatıyorlar.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Ya internet olmasaydı, bunu yazıp yazıp duruyorum. Saatlerce başında kalıyor, öğreniyor, bilgileniyorum. Elimde öyle çok doküman birikti ki; benden sonra hamile olacak yakın arkadaşlarım çok şanslılar!
Şu koca yedi ayı üç spor ve bir makosen ayakkabıyla geçirdim. Zaten önerilen düz ayakkabılar, ama ayakkabı dolabındaki o güzelim ayakkabılara da ara sıra özlemle bakmıyor değilim, hani en güzel zamanların bunlar, keyfini çıkar, bebek doğunca hayat tümüyle değişecek deyip duruyorlar ya, değişsin kardeşim diyorum içimden, ben zaten hayatımda o değişikliği istediğim için hamile kalmış değil miyim, beklemediğim bir olay değil ki bu, bebeği istemişim işte, elbette onun varlığıyla oluşacak her türlü değişikliğe de hazırım, ancak bebek doğunca kendi kimliğime yeniden kavuşmayı, vücudumu geri almayı bu denli istemeyi de tuhaf bulmuyorum. Giysilerimi, ayakkabılarımı, rahat rahat nefes almayı istiyorum, bu kiloları ait oldukları yere geri postalamak istiyorum, bebeğimi koklamak, minik ayaklarına, ellerine hayranlıkla saatlerce bakmak istiyorum.
12 Nisan 2002
Hamilelik ve sonrasında alınan aşırı kilolar menopoz sonrası meme kanseri riskini artırıyormuş. 20 kilo fazla almak meme kanseri riskini yüzde 40 artırırken, 25 kilo alan kadınlar için risk üç kat fazla. Ölçü şu; her kilo yüzde 3.9 oranında meme kanseri riski artışı demek.
13 Nisan 2002
ntvmsnbc.com'da Doktor Melih Oktay epidural anesteziyi anlatmış;
Anestezinin genel aneztesi ve lokal anestezi diye ikiye ayrıldığını belirten Dr. Melih Oktay, epidural anezteziyi şöyle anlamış: "Bunlar, lokal anestezinin altında alt gruplar olarak sinir blokları dediğimiz bölümde yer alıyor. Ne yapıyoruz, biz bir sinir kümesinde blok oluşturuyoruz. Ağrının oluşmasını, daha doğrusu oluşan ağrının üst taraflara iletilmesini engelliyoruz. Burada niye büyük blok diyoruz epidural anestezi için? Çünkü hastanın belinden yaptığımız bir iğnemiz oraya yaptırdığımız bir blok sonucunda yaklaşık göğüs kafesi hizasından daha alt bölümde hastalarda herhangi bir ağrı duymadan doğum olabilir bu, herhangi bir operasyon olabilir, bunlar gerçekleştiriliyor."Benim merak ettiğim konu ıkınmak. Doktor diyor ki;
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
"Aneljezi dediğimiz, anesteziden bir daha önceki kısımda, sadece ağrıyı engelliyorsunuz. Bir sonraki aşamada dokunma duyusunu engelliyorsunuz, daha sonraki aşamada da motorblok yapıyorsunuz ama burada sadece ağrının iletilmesi engellenirse hareketi engellemiyorsunuz, onun için rahatlıkla ıkınmaları, doğumu sağlayabiliyorsunuz." İçim şimdi daha rahat...
Epidural anestezinin genel anesteziden en büyük farkının, ameliyat sonrası dönemde ağrı çekilmemesiymiş, yaklaşık 1-2 gün gibi bir süre içerisinde hastalara sıfır ağrı garanti ediliyor.
Epidural anestezi sonrasında annelerde baş ağrısı şikayetleri oluşuyor ve genelde işlemden 24 saat sonra başlıyor ve 3-4 gün devam ediyormuş ama 2 haftaya kadar da uzayabilirmiş.
Melih Oktay hangi durumlarda epidural anestezi yapılmadığını da anlatıyor; "Eğer hasta istemiyorsa hiçbir şekilde epidural anestezi uygulamıyoruz. Ama bunun haricinde sistemik bir hastalığı söz konusudur, enfeksiyon hastalığı söz konusuysa veyahut da enjeksiyonu yaptığımız bölgede lokal bir enfeksiyon var ise epidural anestezi uygulamıyoruz. Bunun haricinde omurgadaki deformiteleri önermiyoruz. Onlarda epidural anestezi uygulamıyoruz. En önemli olan zaten bir tanesi de eğer hastada kanama ve pıhtılaşma bozuklukları söz konusuysa veyahut da antikorbinan tedavi alıyorsa uygulamıyoruz."
14 Nisan 2002
Doktora gittiğimiz gün tam 1.5 kilo aldığımı öğrenmek beni şaşırttı. Bundan sonra kilo almam bile gerekmiyormuş, bu kilo idealmiş, ben hiçbir şey yemesem de bebek beslenmeyi sürdürürmüş. Son haftalarda daha çok kilo alınacağı gerçek bir bilgi değilmiş. Bakalım becerebilecek miyim?
Elvin'imizin nefis bir ultrason görüntüsü oldu, yüzü artık belli. Bizce çok güzel bir bebek; ya da her anne baba gibi bize de yavrumuz güzel görünüyor. Yok, yok, o çok güzel bir kız!
Çok önemli bir şikayetim olmadığını ilettim yine doktoruma, kasılmaların ya da kanamaların olup olmadığını sordu. Hayır, yok. 3 hafta sonrası, 3 mayıs için randevu verdi, 36. hafta... Ondan sonra da her hafta kontrole gidecekmişim çünkü 36. haftadan sonra bebek her
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
an doğabilirmiş. Doktorumuz doğumla ilgili merakımızı da giderdi. Hiçbir problem olmadığı takdirde normal doğumdan yana olduğunu, bunu da epidural anestezi ile gerçekleştireceğini söyledi. Ikınmanın anestezi altında nasıl gerçekleşebildiğini sordum; o da ıkınmanın doğal bir refleks olduğunu, "ıkın" dendiğinde şimdiye kadar ıkınamayan hiçbir kadın görmediğini söyledi. İçim rahatladı. Yine kuş gibi uçarak ayrıldık Gürkan beyin yanından.
15 Nisan 2002
Aygül liseden arkadaşım, kocası da. Benden on gün sonra o da Cansu'yu doğuracak, doktorumuz da aynı. Hafta sonu Ebru ile Aygül'deydik.
Birbirimize sorunlarımızı, hamileliğimiz nasıl geçirdiğimizi anlattık ve sonra doğum yapmış biri olan Ebru'nun öğütlerini dinledik. Hastane çantasında neler olmalı? Örneğin Ebru yanımızda mutlaka bir biberon ile Nutrilon 1 Mama götürmemiz gerektiğini çünkü ilk anda anne sütü gelmezse hemşirelerin derhâl bu mamadan istediğini söyledi. Koyu renk havlular, atılabilir iç çamaşırları, göğüs pedleri, emzirme sutyenleri, bebek giysileri... Hastane çantası diye bir şey olmadığına karar verdim, hastane bavulu var!
16 Nisan 2002
Hamileliğin öyle bir safhasına geldim ki; artık okuduğum haftalarda "Bebek bu tarihte doğarsa yaşama şansı vardır" dan, "Bebek doğarsa yüzde 99 yaşar"a terfi ettim. Bu da beni heyecanlandırıyor, bebeğimizi göreceğimiz günler yaklaşıyor. Hastane çantasına başladık annemle; o pembeli beyazlı bir nevresim takımı yaptırdı benim için, hastane yatağımda bile keyifle yatmamı istiyor. Bunun yanı sıra bebek bezleri, diş fırçası, diş macunu, sabun, deodorant gibi şeyleri almak üzere ayrı bir alışverişe de çıktık. Bir yolculuğa hazırlanır gibi her şeyin yenisini koyduk valizimize. Bir iki ufak tefek şey dışında her şey mevcut. Bebek hanımefendinin biberon temizleme fırçası bile var valizde. Çantanın hazır olması fikri beni rahatlattı; doğum erken gerçekleşirse her şeyin kullanıma hazır olması fikri güzel.
Gelecek hafta içinde de emzirme sutyeni, terlik gibi bir iki eksiği alıp çantamıza koyduktan sonra filmlerde gördüğümüz gibi valizi kapının kenarına koyup beklemeye başlayabiliriz.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Okuduğum hamilelik kitapları yalancı doğum ağrılarından söz ediyor; eğer bu ağrılara kanıp da hastaneye erken giderseniz çok beklersiniz gibilerden sözler var; "Çünkü doğum yaklaşık 10-12 saat süren bir şeydir" deniyor. Söylenenlere göre doğum sancıları beş dakikada bire inmeden evden çıkmanın anlamı yokmuş. Ben yine de bu beş dakikaları bekleyebileceğimizi sanmıyorum, evimizle hastanenin arası yarım saatten fazla sürüyor ve beş dakikalık ağrıların biz yoldayken iyice kısalıp kısalmayacağını ben nereden bilebilirim?
17 Nisan 2002
34. hafta; şimdi bebeğiniz yaklaşık 2270 gr ağırlığındadır ve ortalama 47.6 cm uzunluğundadır. Şimdiye kadar muhtemelen baş aşağıda pozisyonunu almıştır. Çoğu bebekler bu sırada bunu yapar, ancak pozisyon değiştirmeye devam edebilir Kafa kemikleri halen oldukça yumuşaktır ve tamamen birleşmemiştir, böylece bebeğin rölatif olarak dar doğum kanalından çıkışını kolaylaştırırlar. Ayaklarınızın, ellerinizin, yüzünüzün ve ayak bileklerinizin oldukça şiş hale geldiğini ve bu ödemin ılık ortamlarda ve günün ilerleyen saatlerinde daha da kötüleştiğini fark edebilirsiniz. Vücudunuzun, bebeğiniz ve böbrekleriniz için bu sıvıya ihtiyacı vardır. O yüzden su için, eğer akşamdan sonra belirgin şişlik gözlenirse, doktorunuza haber verin, bu preklampsi bulgusu olabilir.
Doğum çantanızı hazırlamaya başlayın, hastaneye son dakikada acil gidişte bir şey unutmaktansa hazır olmak daha iyidir.
Yeni Zelanda'daki Auckland Üniversitesi'nin araştırmasına göre ana rahminde yetersiz beslenen kişiler, yaşamlarında kendilerini genellikle halsiz hissediyor ve sürekli bir şeyler atıştırma gereksinimi duyuyorlar. Ana rahminde yetersiz beslenen fetüs, yaşamak için yeni koşullara ayak uyduruyor. Uyum sırasında iştahı düzenleyen leptin hormonu duyarsızlaşıyor ve vücut ensülin eksikliği çekiyor. Vücut doyduğunu anlayıp sürekli yemek yeme ihtiyacı hissediyor ve ensülin eksikliği de halsiz yapıyor.
24 Nisan 2002
35. hafta; bebeğiniz şimdi 2500 gr üzerinde bir ağırlıktadır ve muhtemelen 50 cm'e yakın bir uzunluktadır. Bu devrede doğan bebeklerin % 99'u yaşar, çoğunluğunda apgar problem olmaz.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Akciğerler sıklıkla tamamen gelişmiştir ve solunum problemleri, bir zamanlar 35 haftadan önce doğan bebeklerde veya prematürelerde ölüm nedeni olan problemleri daha kolaylıkla çözümlenir. 35 ve 37. haftalar arasında B grubu streptococ bakterisi için test edileceksiniz.
Pek çok kadın ayrıca bebeğin bacaklar ve pelvisteki sinirlere olan basıncından dolayı pelvik bölgede bir kaşınma hissi veya uyuşukluk fark etmeye başlayacaktır. Ne yazık ki, bu bebek doğana kadar kaybolmayacaktır. Çok rahatsız ediciyse, doktorunuza haber verdiğinizden emin olun.
23 nisan tatili olunca, SSK'nın poliklinikleri de dört koca gün kapalıydı. Doğum iznimim 22 nisanda başlaması gerekiyor ve işte bugüne dek SSK hekimleriyle görüşebilmiş değildim. Nihayet bu sabah Galiple hastanedeydik, rapor için. Her yer hasta insanlarla dolu olunca, hele de dört günlük bir yokluğun ardından bunca kalabalığı görünce kendimi bir an önce dışarı atmak istedim. Kadın Doğum Polikliniğinde onlarca hamile kadın, demir bir kapının ardından bir görünüp bir yok olan hemşireyle konuşabilmek, polikliniğe adım atabilmek için yarışır durumdayken, sıra bize geldiğinde Galip kapının dışında bırakmak durumunda kaldı, beyaz bir A4 kağıtta kesin bir emir vardı çünkü, "Erkekler Giremez"! Çiçekli perdelerle bölünmüş odacıklar muayene için ayrılmış, doktorlar bir heyet gibi uzun bir masanın etrafında toplanmışlar. Zor bir durum. Raporumu alıp da dışarı çıkabildiğimizde kendimi daha iyi hissetmeye başladım, sekreterliğin bulunduğu pencerede doğumun 38. gününe kadar izinli olunduğu, o tarihte tekrar gelip raporun kapatılması gerektiği yazıyordu. Tam da kadın doğum polikliniğine yakışır bir şey; karton bir kutu içinde yorgun bir anne kedi yeni doğurduğu dört yavrusunun üstüne kapanmış yatıyordu, Galip'in dediği gibi, galiba aile planlamasını öğretmek, bir örnek oluşturmak için kedileri oraya koymuşlar, eğer planlama yapmazsanız bu kadar çok çocuğunuz olur...
Tatil nihayet başlayınca bende günün ilk saatleri baş gösteren bir enerji hali... Onu da yapmalıyım, şuraya da gitmeliyim, evi şöyle toplasam, vizyondaki tüm filmleri izlesem... Ancak 16.00 gibi pilim bitiyor, hemen uyuklama durumuna geçiyor ve daha sonra da iflah olmuyorum.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Kilom ne yazık ki 75'e yükseldi, oysa son ayda kilo alınmadığını okumuştum bir yerlerden. Elbette gece uyanıp gofret ve muz yiyenler için söylememiş olmalılar bunu...
Annemle hastane çantası alışverişimizi neredeyse tamamladık, en son emzirme sutyenlerinden aldık. Çok pratik bir şey, bir çıt çıt marifetiyle sutyenin bir kısmı çıkıyor, bebek emziriliyor ve tekrar kapatılıyor bu kısım. Aynı zamanda göğüs pedlerini yerleştirmeye göre de tasarlanmışlar.
Birde terlik! Görevlinin bize gösterdiği krem rengi, üstünde minik bir fiyonk olan terliği beğendiğimi gören annem gözlerine inanamadı, bu tip kadınsı şeylerden hep uzak durduğumdan nasıl olup da o terliği beğendiğimi sordu. Dedim ki "Ben de anne oluyorum, artık değişmem lazım..." O da "Zaten bebek doğup da normal kilona döndükten sonra giydiklerine müdahale etmeyi düşünüyordum" dedi. "Peki" dedim, "Sen bana müdahale edersin, ben de Elvin'e"...
Rüyamda Elvin'i gördüm, bu haftalarda bebeklerle ilgili rüyaların çoğalacağı söyleniyor zaten. Kamımdaydı ama kafasını öyle yukarı kaldırmıştı ki kocaman bir tümsek oluşturuyordu ve yüzü tamamıyla seçilebiliyordu. Birbirimize gülümsedik. Sanırım onunla kurduğum özel bir bağdı aramızdaki, her şey gerçek gibiydi. Karnımda yaşayan bir insanla böylesi bir ilişki kurabilmenin mümkün olduğunu düşünüyorum.
Birkaç günlük avarelik hakkımı doldurup bugün ilk kez günlüğün başına geçtiğimde sanki son günlerde çok önemli şeyler olmuş da ben bahsetmeyi unutuyorum duygusu... Beni heyecanlandıran bir dönemindeyim hamileliğimin, doğum iznini almak demek, bebeğin gerçekten doğmak üzere olduğunu göstermiyor mu? İşte ben buna ciddi bir heyecan derim.
İkide bir Elvin'in odasına giriyorum, "Canım kızım" diye sesleniyorum ona, şimdilerde onun odasında yüksek sesle masal okumayı planlıyorum.
Dışarıda nefis bir hava, evde yapacaklarım biterse bir yürüyüşe çıkacağım bugün.
1 Mayıs 2002
36. hafta; bebeğinizi doğurmak için kendinizi hazır hissediyor musunuz? Şimdi yaklaşık 2750 gr ağırlığında ve 50 cm'den fazla bir uzunluktadır. Doktorunuzun muhtemelen sizi doğumunuza kadar
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
haftada bir görmeyi isteyecektir. Uterusunuz orijinal hacminin 1000 katı kadar genişlemiştir ve hiç yeriniz kalmamış gibi hissedebilirsiniz, uterus muhtemelen kaburgalarınızın altındadır.
Muhtemelen 12 ile 15 kg arasında bir ağırlık almışsınızdır ve kilo alışınız zirveye çıkmıştır. Şimdiden doğum zamanınıza kadar çok az kilo alırsınız veya hiç almazsınız. Rahim o derece konforlu hale gelmiştir ki çoğu kadın bebeğin artık çok fazla hareket etmediğini fark eder.
6 Mayıs 2002
Evde olunca tembel mi olunuyor ne, yazı yazma disiplinimi yitirdim... Gerçi bir haftadır hastayım... Kendimi sağlıklı, zinde hissediyorum diye seviniyordum. Geçen pazartesi annemle sokaklarda zaman geçirip bir de sıcağa aldanıp arabanın klimasını açınca anında hasta oldum. Salı tüm gün evin içinde ruh gibi dolaşıp uyuyup uyandım, çarşamba ve perşembe annemler temizlik için bendeydi, hem dinlendim hem yoruldum, cuma öksürük arttı ve üstelik kontrolümüz vardı! Hastaneye erken saatte ulaştık, doktorumuz bizi görür görmez "Doğru doğumhaneye" dedi gülümseyerek, NST (non stress test) denilen aygıtla bebeğin hareketleri, kalp atışı, oksijen alımı kontrol edilecekmiş. Doğumhaneye ilkgidişimizdi, heyecanlandık. Yeni doğmuş bir bebekle, doğuma hazırlananlarla, bekleyenlerle, baba adaylarıyla karşılaştık. Rahat bir yatağa yattım, cihaz karnıma bağlandı, yaklaşık 20 dakika boyunca bebeğimizin kalp atışlarını, hareketlerini duyduk. Daha sonra testin "reaktif" olduğuna dair bir verdiler bize. 15 saniye süren ve dakikada 15 atımlık bir artış bulunan en az 2 adet hızlanma varsa test reaktif olarak kabul ediliyormuş. Reaktif NST bebeğin 1 hafta daha anne karnında güvende olacağını gösterirmiş. Eğer istenilen türde artışlar olmaz ise test 40 dakikaya uzatılıyor ve bu sürenin sonunda hala daha kalp hızlanması saptanmaz ise veya kalp hızında düşüşler saptanırsa test non-reaktif olarak değerlendiriliyor. Eğer test süresince fetus hiç hareket etmez ise bu kez yetersiz olarak yorumlanıyor. Bu durumda fetus uykuda olabilir ya da anne adayı aç olabilir deniyor. Bir süre bekledikten ve/veya anne adayına yemek yedirdikten sonra test tekrarlanıyor.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Reaktif sonucuyla doktorumuzun yanına gittik, ultrasonda da bebeğimiz için her şey yolunda görünüyordu, 2 kilo 700 gram olmuş Elvin. Bir hafta sonra aynı testi yapmak üzere doktorumuz bizi tekrar çağırdı. Bu arada yürüyüşler ve dinlenme dışında artık hiçbir şeyle uğraşma, ne de olsa son haftandasın dedi..
Ve işte evdeyim. Günlerden pazartesi. Bir ara annemle bir iki saatliğine dışarı çıktım, o kadar. İşyeriyle sürekli telefonda konuşuyorum ama kendimi toparlayıp gidecek gücüm yok. İşte 36. haftanın getirdikleri, ağır bir beden. Halsizlik, sıkıntı, hafif depresif bir duygu.
8 Mayıs 2002
37. hafta; Tebrikler! Bu haftanın sonunda gebeliğiniz miada ulaşacaktır; bebeğiniz artık her hangi bir gün doğabilir.
Bebeğiniz şimdi yaklaşık 3 kg. ağırlığındadır ve 52 cm uzunluğundadır. Haftalık check-up' ınızda, doktorunuz dilatasyon ve silinmenin başlayıp başlamadığını ve bebeğinizin hangi durumda olduğunu, bebeğin doğum kanalına ne kadar uzaklıkta olduğunu belirtir, kontrol etmek isteyebilir.
Bu son dönemler böyle geçecek galiba, bir gün iyi bir gün kötü... Dün kendimi nasıl da iyi hissediyordum, işyerine bile uğradım. Ve işte bugün yine bütün kemiklerim ağrıyor, Elvin durmadan hareket ediyor, ateşim yükselip düşüyor, uykum var, gece yine dörde kadar uyuyamadım (Elvin bana alıştırma yaptırıyor), dışarıda nefis bir hava var, hava sıcaklığı 25 derece ve ben evdeyim! Halsiz.
Çocuk bezleri depoluyoruz bu aralar, arkadaşlarımız söylemişti, her market alışverişinde almakta fayda var diye. Neler neler öğrendik, üç ila altı kiloluk çocukların bez numarası iki, biz boşu boşuna bir dönem "bir numara"yı aramıştık... Çeşitli sayıda oluyor bu bezler, ona da akıl sır erdirmek kolay değil, 24'lük, 42'lik, 90'lık... İnternetteki annelerden öğrendiğime göre ilk başlarda günde sekiz bez harcanırmış ve bu böyle üç ay kadar sürermiş. Yani ayda 240 bez eder, üç ayda 720 bez. Ben sürekli bez aldığımızı sansam da şu anki hesabıma göre bebeğin bir aylık bezini falan almışız daha demek ki. Eskiler nasıl da bez yıkar, kaynatırmış, işleri çok zormuş derken şimdiki anne babaların da ülkemiz şartlarında işlerinin zor olduğunu kabul etmek lazım, bezlerin fiyatı dehşet!
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Hastane çantasının dışında bir de bebek çantası yapmaya karar verdik, çünkü bebek doğar doğmaz hemşire gelip alelacele bir şeyler istiyormuş. Bebek çantasına doğduğu anda giyeceği kıyafetleri, bir havlu, iki bez koyduk. Benim valizimde ise yok yok:
Önden düğmeli üç gecelik
Bir sabahlık
Pembe pöti kareli bir nevresim takımı
Birkaç havlu
Bol bol iç çamaşırı
Emzirme sutyeni
Göğüs pedleri
Tarak
Dudak nemlendirici
Nemlendirici krem
Kolonya
Deodorant
Video için film
Fotoğraf makinesi için film
Birkaç çorap
Bir hırka
Bebeğe pişik kremi
Şampuan
Sabun
Toka
Orkid
Terlik
Bebeğin hastaneden çıkışı için port-bebe
Pamuk
Bebeğe body'leri
Bebeğe çorap
Bebeğe battaniye
Yani koca bir valiz. Ne yapalım...
Doktora gitmeye yine iki gün kaldı. Bir yandan günler geçmiyor demek, bir yandan da nasıl bu kadar çabuk geçtiğine hayret etmek tuhaf...
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
8 Mayıs 2002
38. hafta; bebeğiniz şimdi 3 kg.'ı geçkin bir ağırlıktadır ve yaklaşık 52 cm uzunluğundadır. Bebeği kaplayan tüylü lanugo tabakasının çoğu kaybolmuştur ve peynir benzeri tabaka, "vernix caseosa" da yok olmuştur (bir kısmı doğumda kalabilir). Her ikisi de, diğer sekresyonlarla birlikte bebek tarafından yutulacak ve bebeğin bağırsaklarında tutulacaktır. Bunlar bebeğin ilk bağırsak hareketleriyle atılan siyah renkli bir dışkıyı, oluşturacaktır. Biz buna "mekonyum" diyoruz.
10 Mayıs 2002
Bir Cuma daha, bugün doktora gitme günü. Sabah uyandığım an günün nasıl geçeceği belli oluyor. Bazen karnımda aşırı bir ağırlık, vücudumu taşıyamayacağımı hissedebiliyorum o gün. Öyleyse evde koltuklara, tüm yataklara yatmanın vaktidir. Bazen de hamile değilmişim gibi ferah bir duygu, o zaman da dışarı çıkabilir iki veya üç saat geçirebilirim. Daha fazlası yorucu oluyor çünkü. Dün örneğin Galip'in benim iş yerimin yakınlarında işi varmış, beni de bıraktı radyoya, sonra da küçük bir iki işi halledip eve geldik, üç saat geçmişti ve ben de ciddi olarak tükenmiştim, kendimi derhal yatağa attım ve bir saat uyumama karşın iki saat boyunca yataktan kalkmadım, kitap okudum. Nefis bir dinlence oldu benim için, kalktığımda kendimi gayet iyi hissediyordum.
Vücudum artık daha da ağır, hareket etmek çok zor. Şöyle rahat rahat eğilip kalkacağım, merdivenleri ikişer ikişer çıkacağım zamanları nasıl bekliyorum anlatamam.
Babam alem adam, şimdi de "Sen bir hafta önceden yat hastaneye, ne olur ne olmaz, orada bekle" diyor, "sıkılırım" diyorum gülerek, "olsun" diyor.
Bugün yine NST ile bebeğimizi dinleyeceğiz, ah bir de görebilseydik. Şu üç boyutlu ultrason cihazlarıyla bebeğimize bakmadığımız için pişman değilim desem yalan olur. Belki ileride yalnızca bunlar kullanılacaktır ama şimdilerde tüm kentlerde birkaç tane bu cihazdan anca var. pregnancyweekly.com adresinde her hafta için bir bebek görüntüsü var, nefis 3 boyutlu görüntüler.
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
Elvin özellikle bilgisayar başındayken ayrı hareket ediyor, dönüyor. Acaba bilgisayarın zararlı ışınlarından mı rahatsız oluyor merak ediyorum. Bu yüzden da bilgisayar karşısında fazla zaman geçirmemeye çalışıyorum.
Bu Pazar anneler günü, gazeteye şu yazıyı yazdım:
Anneler Günü
Yazılarımı düzenli olarak okuyan bir arkadaşım çok duygusallaştığımı söylüyor. Ona göre anne olmaya o kadar adapte olmuşum ki, başka bir şey düşünemez hale gelmişim ve bu da yazılarıma yansıyormuş.
Haliyle.
Karnınızda sürekli "ben buradayım" diyen minicik bir varlık var, son günlerinin tadını sürekli tekmeleyerek çıkarıyor, oradan oraya dönüyor, kafası, elleri dışarıdan belli oluyor. Hayatın başka dönemlerinde başka günleri saydığımız gibi şimdi de onun hayata ve bize merhaba diyeceği günleri saymaya başladık. Üstelik artık "her an doğabilir" evresindeyiz, bundan daha büyük bir heyecan ve bekleyiş şu an için düşünemiyorum.
Üstelik bugün anneler günü; anne olmakla olmamak arasında bir gün benim için. Hissettiğim, varlığını bildiğim ama henüz görmediğim bir çocuğum var, hayatın bize sunduğu karışık bir durum. Ama bugün benim için şimdiye kadarki tüm anneler günlerinden hayli farklı yine de. En azından annelerin dokuz ay boyunca neler yaşadıklarını, ne gibi duygular içinde olduklarını artık biliyorum. Bu da beni anneme ve anneliğe daha da yaklaştırıyor.
Annem sevinçli; "doğduktan sonra bebeğine istediğin kadar müdahale edebilirsin, böylelikle ben de sana müdahale etmeye yeniden başlayabilirim" diyor. Çünkü çocuklar kendi benliklerini kazandıklarına inandıkları andan itibaren büyüklerin sözlerini hiç dinlemiyorlar ve işte gün geliyor, her şey yine başa dönüyor. Şimdi yine annemin tüm bildiklerine gereksinim duyuyorum, çünkü o bilgileri alacak ve kendi çocuğuma uygulayacağım.
Bir gün ben de kendi kızımla saatler boyu resimler, hamurdan oyuncaklar yapacağım. Belki ben de yeşil bir kumaşın içini pirinçle doldurup şirin bir kurbağa yaratacağım, ona kahramanın kendisi olduğu masallar anlatacağım. Belki ben de kimi zaman onun ödevlerini
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
yapacak, "10" aldıklarımı saklayacak, yıllar sonra ona bunları göstereceğim. Belki kızımın da dümdüz saçları olacak, annem gibi onlarca tokayla sabahları saçlarını zapt etmeye çalışacak, okuldan döndüğünde tümüyle dağılmış olan saçlarına bakıp gülümseyeceğim. Belki ben de bir çocuğa yemek yedirmenin ne kadar zor bir şey olduğunu düşüneceğim, verdiklerimi yediğinde sevinecek, yemediğinde üzüleceğim.
Umarım ben de annemle benim aramda olan o güçlü bağ kadar özel bir bağ kurarım kendi kızımla aramda. Umarım bizim de aramızda hiç bitmeyen bir sevgi oluşur, umarım annemle olduğu gibi biz de bazen aynı anda aynı şeyleri düşünür ve söyleriz birbirimize. Umarım biz de dost olmayı başarırız kızımla.
Şimdi bu ilk anneler günü.
Gelecek yıl daha da anlamlı olacak.
11 Mayıs 2002
Bebeğimizi yine NST ile dinledik, kalbi hızlı hızlı atıyordu. Yeniden testin reaktif olduğu söylendi.
Doktorumuz haftaya hem NST, hem ultrason, hem de rahim ağzı kontrolü yapacağını, 38. Haftada bunların yapılması gerektiğini çünkü artık sona ulaşıldığını söyledi. Kasılmaların olup olmadığını sordu, "hayır" dedim, "Güzel, demek ki ağrı eşiğin yüksek" dedi. Yine de elbette bana birtakım bilgiler verdi, "bunlardan herhangi biri veya ikisiyle karşılaşırsan derhal beni arıyorsun" dedi. "Rahim ağzından gelecek bir sümüksü sıvı, belirli bir ritmi olan adet sancısına benzer sancılar, suların gelmesi." "Bana" dedim, "daha zamanı gelmemiş gibi geliyor, hiç beklemiyorum bu aralar doğmasını". Doktor da dedi ki, "Zaten doğum hep hiç beklemediğin anda olur." Şimdi gelecek haftaki kontrolü bekliyoruz.
13 Mayıs 2002
Annem yazıyı "An canım benim" diyerek bitirmiş. Nefis bir anneler günü geçirdik dün, dolu dolu. Sabah erken kalkıp güzel bir kahvaltı hazırladık ve bizimkileri çağırdık, Galip anneme ve bana pembe karanfiller almış... Kahvaltı ertesi annem ve babamla dışarıdaydık, ardından bir alışveriş, yazlık evde uzun bir mola (ki deniz ışıl ısıldı, yaz
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
gelmiş bile), sonra bir arkadaşımıza uğradık, eve geldiğimizde de başka bir arkadaşımızı konuk ettik. Sevim anneyi de Ankara'dan arayıp anneler gününü kutladık, bir de ilk anneler gününü yaşayan bir iki arkadaşımızı tebrik ettik. Yollarda bir sürü eli çiçekli çocuk gördük.
Bunca şeyi bir güne sığdırınca Galip "Bütün hamileler 38. Haftaya yaklaşan bir hamile kadının neler yapabileceğini diğer hamileler görebilse keşke" diyor. Gerçekten de kendimi çok iyi hissettiğim bir gündü, pek hamile gibi değildim, belki sonlara doğru bir rahatlama oluyordur herkeste. Akşam evde büyük bir bardakta su, yine büyük bir bardakta ananas suyu ve de yarım litre süt içince gece tuvalet kalkışları kaçınılmaz oldu ama olsun, artık alıştım. Elvin için kalkacağım günlerin alıştırmasını yapıyorum, saatte bir uyandığımdan kendimi kontrol ediyorum, "çok mu uykum var, şimdi uyanmış olmak beni çok mu rahatsız ediyor, bebeğimle ilgilenebilecek kadar uyanık mıyım?" gibi sorular soruyorum kendime. Fena sayılmam.
Dün sıkışık bir trafikte ilerlerken birden aklıma geldi, gözümde lenslerim var, iyi hoş. Peki şimdi hastaneye gidiyor olsaydık ne olacaktı? Artık bazı önlemleri almanın zamanı geldi aslında, örneğin çantamın içinde lens kutum ve de gözlüklerim olmalıydı hali hazırda. Çünkü gözümde lenslerle hastaneye gitmek zorunda kalsam yapabileceğim en iyi şey onları çıkarıp atmak olurdu herhalde ama birine gözlüklerimin yerini tarif edip de onlar bulup bana getirene kadar kör bakışlarımla hastanede olmak istemem açıkçası. Bu yüzden bu ve buna benzer önlemleri almanın zamanı gelmiş de geçiyor.
15 Mayıs 2002
38. hafta; kendinizi iri ve çok rahatsız hissedebilirsiniz. Önemsemeyin, uzunca bir zaman için bu son rahatsızlığınız...
18 Mayıs 2002
Sonraki günlerim evde geçti, miniğimizi bekleyerek. Ağrım, sancım yoktu, bazen aşırı bir yorgunluk hali o kadar. İşin ilginç tarafı evde olmaktan hiç sıkılmadım. İple çekilen gün Cuma dündü; NST "reaktif'ti, meleğimizin kalp atışlarını, tekmelerini keyifle dinledik. Doktorumuz 38. Hafta rutini olarak bizi ultrason odasına aldı, bebeğimiz biraz daha büyümüş ve 3 kilo 324 grama ulaşmış, doğuma kadar da yaklaşık 400-
Ece'nin Hamilelik Günlüğü - Ece Arar Emener
500 gram daha alacakmış. Şaşırdık. Şimdiki kiloma bakmadan, yılların zayıf Ece'si olarak ben anca 2 kilo 300 gramlık bir bebek sahibi olurum sanırdım. Hatta çevremde bir sürü insandan da yıllar boyu "Ay çok zayıfsın, nasıl çocuk doğuracaksın sen?" ya da "Kim bilir hamile kalınca nasıl komik görüneceksin, sinek yutmuş gibi olursun artık" gibi iğrenç sözler duymuşluğum vardı. Yazarken tüm o insanlara yine sinirlendim, en iyisi konuyu değiştireyim...
Neyse bebek 4 kilonun üstünde olmadıkça tombik sayılmaz dedi doktorumuz ve benim de boyumun uzunluğu ve çatımın genişliği bu bebeği doğurmaya haydi haydi yeterliymiş, hiçbir problem yokmuş.
Her şeyin yolunda oluşu, bizi 39. Haftada tekrar doktora getirecek ve gelecek hafta servikste açılma olup olmadığına bakacak doktorumuz ve sonra da bebeğimizi beklemeye başlayacağız. Diyordu ki hamileliğimin başında "nasıl başladıysa öyle gider ve seninki tamamıyla sorunsuz bir hamilelik olacak". Nitekim de öyle oldu. "Bazı hastalar var" diyor doktor, "her şey onların başına gelir. Tansiyonları çıkar, üçlü pozitif testleri pozitif çıkar, kanamaları olur, ağrıları, sancıları vardır...Bir de senin gibi hastalar vardır, sorunsuz, biz doktorların en sevdiği türden..." diyor, gülüyoruz. Galiple düşündük, kaç kere doktorumuzu aradık hamilelik boyunca diye, bir kez dişim ağrıdığında hangi ilacı kullanabileceğimi sormak için, bir kez ufacık bir kanamam olduğunda ve bir kez de gül hastalığına yakalandığımı söylemek için.
Evde ufacık bi "Ayyy" dediğimde Galip "Giyineyim mi?" diyor, çok eğleniyoruz. Valizimiz tamam, iki haftamız var, bekliyoruz.
Bugün Özgürle Mehmet İstanbul'dan geliyorlar, Özgür'ü öyle çok özledim ki; tarifi mümkün değil.
22 Mayıs 2002
39. hafta; ortalama miadında bir yeni doğan 3200gr ile 3500gr ağırlığındadır. Erkekler kızlara nazaran hafifçe ağırdır.
Derken geceyarısına doğru belgesel izlerken su geldi. Heyecanla doktorumuzu aradık. Bize hastaneye gitmemizi söyledi.
Hoş geldin Elvin'im, kızım, canım, meleğim.
Söyleşi - Ece Arar Emener
"...bir gün başka bir anne adayı, benim de yaptığım gibi kendine uygun bir kitap aradığında..."
Ece Arar Emener ile "Ece'nin Hamilelik Günlüğü" üzerine bir
söyleşi...
altKitap: Hamilelik çok özel bir deneyim. Neden kaydetmek, neden bir günlük biçiminde kaydetmek?
Ece Arar Emener: Aslında yanıt sorunuzun içinde gizli. "Çok özel bir deneyim olduğundan" kaydettim diyebilirim. Bir de elbette her şeyi kaydetme alışkanlığımdan... Yaklaşık on iki yaşımdan beri günlük tutuyorum, o yıllarda günlük sayfalarımı "Sabah uyandım, okula gittim, eve geldim, yemek yedik, yattım" diye doldururken zamanla günlük tutmamın ne kadar özel ve geriye dönüşleri mümkün kılan bir yapısı olduğunu zamanla anlayarak, daha detaylı anlatımlara yöneldim. Dolayısıyla hamileliğimi bu formatta yazmak benim için çok doğal, olması gerektiği gibi bir deneyim oldu.
altKitap: Kaydettiklerinizi paylaşmaya nasıl karar verdiniz? Başka bir deyişle 17 Nisan 2001'de kendinize sorduğunuz 'ben ne yapıyorum...çok özel şeyler mi anlatıyorum, yalnızca bende saklı kalması mı gerekiyor yazdıklarımın' soruları cevaplandı mı?
Ece Arar Emener: Aslında günlüğü ileride Elvin'e vereceğim bir hediye olarak tasarlamıştım, "bir kitap olur bundan" demiyordum. Ancak zamanla, hamilelikle ilgili doküman toplamaya karar verdiğimde çok karışık bir tabloyla karşılaştım, hamileliğin de kendine göre bir jargonu var, yapılması ve yapılmaması gereken şeyler var. Aradığınız her soruya bir tek kaynakta ulaşmak mümkün olmadığı gibi, en son tıbbi gelişmeleri de ancak internetten izleyebiliyorsunuz. Ben edindiğim tüm bilgileri büyük bir iştahla okurken aynı zamanda da
Söyleşi - Ece Arar Emener
günlüğüme aktarmayı uygun buldum. Yine çocukluktan gelen bir alışkanlıkla "yazdığım takdirde daha iyi öğrenirim" taktiğini uyguladım da diyebilirim. Bütün tıbbi bilgileri günlüğüme kaydetmemin bir nedeni de Elvin'in anne olacağı zaman eline aldığı bu günlükteki bilgilerin alacağı durum! Eminim benim büyük bir ciddiyetle, en son tıbbi gelişmeler diye anlattığım bu bilgileri komik bulacak ve birlikte çok eğleneceğiz... Günlüğüme yazarken kaynak bulamamanın sıkıntılarından da söz ettim. Birkaç yabancı yazarın günlüğü dışında pek bir örnek yoktu. Üstelik tanıdığım birkaç kadın yazar da zamanında bu işi yapmadıklarına yani hamileliklerini yazmadıklarına pişman olduklarını söylemişlerdi. "Türkiye'de bunu yapan ilk kişi neden ben olmayayım?" dedim ve o gözle yazmayı sürdürdüm. "Özel şeyler mi anlatıyorum, bende kalması gerekmez mi?"ye gelince; bu bütün günlüklerin ortak sorunu ve benim de işin içinden çıkabilecek bir yanıt vermem olanaksız. Ancak, yaşadıklarımın her hamile kadının yaşayabileceği türden şeyler olduğunu söyleyebilirim. Zaten okuyanlara "demek yalnız değilim" duygusunu vermesini amaçladığım bir günlük bu ve her hamileliğin dokuz ay süren ve birbirine yakın gelişmeler gösteren bir süreç olduğu hesaba katıldığında günlüğün o kadar da özel bir şey anlatmadığı fikrine bile kapılıyorum.
altKitap: Hamilelik aslında uzun bir bekleyiş, bir hazırlanma, anneliğe hazırlanma. Hazırlanabilmiş misiniz ya da anneliğe hazırlanmak mümkün mü?
Ece Arar Emener: Hamileyken en iyi şekilde anneliğe hazırlandığımı sanıyordum, sanırım kitabı okuyanlar da bunu fark edeceklerdir ancak bebek doğduktan sonra yaşananlar öyle büyük birer deneyim ki, hamilelik sürecinden çok farklı. Kitabın anneliğe hazırlamaktan çok hamilelik sürecini daha kolay yaşanılır bir hâle getirmeye çalıştığını söylemek mümkün. Anneliğe hazırlanmaksa söz konusu bile değil, ancak anne olduktan sonra yaşananlar yazıldığı takdirde belki anne olacaklara yeni bir kaynak yaratılmış olabilir. Zaten şimdi "Bebeğimin İlk Yılı"nı yazıyor ve bütün bunlardan da ayrıntılarıyla söz ediyorum. Şimdi bu ikinci kitaptan söz ederken şunu da eklemezsem olmaz. Bebeğin ilk yılından sonra iki ve üçü de yazmaya devam edersem, işte o zaman Elvin gerçekten de benim bebeğim olmaktan çıkacak ve herkesin tanıdığı bir bebek olacak.
Söyleşi - Ece Arar Emener
Hamilelik kitabında yine de belli bir dokunulmazlığı vardı Elvin'in, bu yeni kitaplarla belki de o dokunulmazlık ortadan kalkacak. İşte o zaman "Çok özel şeyler mi paylaşıyorum?" sorusunu kendime tekrar sorabilirim.
altKitap: Tıbbi bilgiler günlüğünüzde önemli bir yer tutuyor. Galiba günümüzde hamile kadınlar, hamileliğin olmazsa olmazı olan 'kaygı' ile savaşmakta tıbbi bilgilerden güç alıyorlar. Ne dersiniz?
Ece Arar Emener: Aynı fikirdeyim. Tıbbi bilgilere sıkı sıkı tutunduğumu söyleyebilirim. Bu benim çocukluğumdan gelen bir alışkanlık. Bir şeyin ne olduğunu, neden olduğunu bilmiyorsam hep kaynak taramışımdır. Dolayısıyla da hamilelikte bu aşırı bir boyuta ulaştı. Her belirtiyi dikkatle gözlemleyip araştırdım ve günlüğüme aldım. Bazen elbette kendime "Bütün bunları bilmesem ne olurdu sanki..." de diyebiliyorum. Yine de yanlış bir yola sapmadığıma, sağlıklı bir bebek dünyaya getirmenin benim bir görevim olduğuna inanıyorum. Eğer çok okuyup çok yazan bir insansanız daha farklısını yapmak, hiçbir şey okumamak mümkün olmuyor. Her ne kadar hamileliğimin başında doktorum bana "Artık hamile olduğunu unutacak ve 36. haftaya kadar hamile değilmişsin gibi yaşayacaksın" dediyse de ben ondan gizli gizli her şeyi okudum!
altKitap: İnternet ve internetten elde edilen bilgiler günlüğünüzün çok önemli bir parçası. Kitabınıza internet üzerinden ulaşılabilecek olması sizin için ne anlam ifade ediyor?
Ece Arar Emener: Ben bir internet hayranıyım, sanki bu teknolojik buluş benim için yaratılmış gibi hissediyorum. İnternet öncesinde o kütüphane benim, bu kütüphane, kitapevi senin dolaşırdım, şimdiyse internetin başına geçiyor ve aradığım sorulara yanıtlar bulmaya çalışıyorum. Günün birkaç saatini internette harcıyorum ve kendimi besliyorum. İnternetin size tüm dünyayı sunan, sizi formalitelerden uzak tutan, zaman kazanmanızı sağlayan, hızlı, çağdaş, özgür yapısını seviyorum. Dolayısıyla kitabımın da beni beslediğine
inandığım ve heyecan verici bulduğum bir ortamda yayınlanıyor olması beni fazlasıyla mutlu ediyor. Çünkü bir gün başka bir internet kullanıcısı anne adayı oturup benim de yaptığım gibi kendine uygun bir kitap aradığında hayâl kırıklığı yaşamayacak, benim kitabımı bulacak. Daha ne isterim?
altKitap: Çok teşekkür ederiz. Elvin artık hepimizin Elvin'i. Ona iyi bakın.

Click or select a word or words to search the definition